"CANIM FEDA OLSUN SANA"Coşkun Büktel
(Bu hikaye daha önce Evrensel Kültür dergisinin Şubat 2004 tarihli 146. sayısında yayınlanmıştır.)
Sayın seyirciler, misafir takımın gölü, ev sahibi takımın tribünlerinde büyük bir öfke dalgası yarattı. Tribünler kükrüyor. Tribünlerden sahaya pet şişeler, tükenmez kalemler, mısır koçanları, ısırılmış elmalar, bozuk paralar ve ne olduğunu çıkaramadığımız daha bir sürü maddeler yağıyor. O da ne, ev sahibi takımın seyircileri tribün barikatlarını aşıp sahaya giriyor. Polis seyircileri kontrol etmekte zorlanıyor. Polisle seyirciler arasında arbede yaşanıyor. Cop seslerini burdan bile duyabiliyorum. Aman yarabbi, misafir takımın seyircileri de sahaya girdi. İki takımın seyircileri sahanın iki yanından iki düşman ordu gibi birbirlerine koşuyor. Polislerin çabası yeterli olmuyor. Olur şey değil, seyirciler birbirine girdi. Tribünler ırmak gibi sahaya akıyor. Futbolcuları artık göremiyorum. Eyvah, silahlar patlamaya başladı. Polis havaya silah sıkıyor. Birbirine giren seyirciler silah seslerine aldırmıyorlar. Sahada tam bir meydan savaşı var.
***************
Ellerinde döner bıçakları, zincirler, muştalar, sopalar ve bir takım başka silahlar bulunan, çapaçul kıyafetli beş on taraftar, nefes nefese koşarak gelip, sokağın köşesinde soluklanıyorlar.
— Ulan bu maç bir bir biter mi?
— Ah, ulan, o hakemi gebertemedik!!
— Ama yine de iyi benzettik herifleri!!
— Benim burnumu kırdı hayvanlar!!
— Üzülme, ben de onların boynunu kırdım.
— Ağbi, zinciri sallayarak bir dalmışım içlerine, yer misin, yemez misin... Kaç kemik kırdığımı hatırlamıyorum. Ama var ya, kemik çatırtıları, Allah sizi inandırsın, senfoni gibi hiç bitmeden devam etti.
— Ulan koskoca döner bıçağını gösteriyorum, akıllı ol, tüy hemen, di mi? Nerdeee... Hâlâ üstüme üstüme geliyo itler... Dedim, eh ulan, el mi yaman bey mi yaman!.. Aralarına daldıktan sonra, gözümü kapayıp hasat biçer gibi, salladım bıçağı, salladım bıçağı... Artık kaç tanesinin dalağını aldım, kaç tanesinin kolunu bacağını kopardım, bilemiyorum. Ama, o kargaşada epeyce hacamat ettim köpooğullarını!
— Helâl olsun, Kâzım ağbi! Bunları yaşatmayacaksın, ağbi!
— Yarın gazetelerde okursunuz, bugün en az iki leşim var. Ağır/hafif bir sürü yaralı da cabası...
— Gebersin ibneler!
— Renklerinde meymenet yok, hırt heriflerin!!
— Onların var ya, renklerini...
— Kararımı verdim aga, ben bunlardan daha çoook kesicem. Çünkü aramızda renk uyuşmazlığı var. Bu itlerin renklerini görür görmez, nevrim dönüyo’!! Bak var ya size delikanlı sözü... na buraya yazıyorum... ben bu sezon bu şerefsizlerden bir mezarlık dolusu katletmezsem, iki çocuğum var, ikisinin de ölüsünü göreyim!
— Ağzından yel alsın, Kâzım ağbi!
— Yel mel almasın! Eğer bu puştların renklerini her gördüğüm yerde kan çıkarmazsam, bundan böyle bana Kıllı Kâzım yerine Zilli Kâzım desinler!!
— O nasıl söz Kâzım ağbi!! Sana “Zilli” demek kimin haddine düşmüş?
— Bu sezon bunlardan en az bir düzinesini nah bu döner bıçağıyla hakkın rahmetine kavuşturucam!! Kavuşturmazsam var ya, aha size tam yetki veriyo’m: Bana ne isterseniz yapın!! Hiç itiraz etmicem. İsterseniz, bütün kıllarımı traş ettirip bana etek giydirin! İsterseniz kulaklarıma küpe, parmaklarıma zil takın! Beni Şengül hamamının göbek taşında köçek diye oynatın!!
— Estağfurullah, Kâzım ağbi! Kim cesaret edebilir?
— Ben bu renklere baş koymuşum, arkadaş!! Göreceksiniz, o puştlar da ya doğru renge gelicek, ya da renkleriyle birlikte kendi kanlarında gömülcek!! Onları doğru renge getiremezsem, çevre temizliği adına toptan imha edicem!! Aha bu döner bıçağı üstüne yemin ediyo’m! Başka alternatif tanımıyorum: Herkes doğru renge gelicek!
— İyi ama Kâzım ağbi, herkes doğru renge gelirse, takım kiminle maç edicek?
— Onu bunu bilmem, doğru renge gelmeyen aha bu döner bıçağına gelicek.
— Döner bıçağı dedin de, karnımı acıktırdın, Kâzım ağbi! Şimdi şöyle çift porsiyon bir yoğurtlu döner olsa!
— Hak’katen yau! Ben de çok acıktım, parası olan var mı?.
— Bende yok. Maç biletini zor aldım.
— Ben de zor aldım. Bilet parasını denkleştirmek için bütün hafta her gece mesaiye kaldım.
— Bana bakmayın! Kuruş yok. Eve yayan gidicem.
— Bende birkaç Kuruş var, isterseniz birer simit alabiliriz.
— Of ulan, offf!! Şu renklerin uğruna doğru dürüst bi’ beslenemiyoruz ha! Kaç haftadır et yemedim.
— Televizyonda duymuştum, et yemeyenin zekası gelişmezmiş.
— Gelişmesin ‘mına ko’yum! Zeka neymiş?! Yeter ki takıma bi’ şey olmasın! Bu takıma değil zekamız, canımız feda!
— Ah ulan, ah, neler yapmadık şu renkler için!
— Geçen hafta, maça gelebilmek için kardeşimin kumbarasını soydum.
— Ya ben?! Ben parayı anamın koynundan zorla aldım. Alıncaya kadar göbeğim çatladı. Zavallı kadına bir araba sopa attım.
— Onu bilir onu söylerim, ağbi: Biz, kofti taraftar değiliz. Biz, fanatikiz. Bu renkler için icabında kan alır, icabında kan veririz!
— İcabında kofti taraftarımızı bile marizlemekten çekinmeyiz.
— Elbette! Kofti taraftar istemiyoruz!
— Kofti taraftarlara ölüm!!!
— Ulan, var ya, takımın oyuncuları bile bizim kadar sevemez bu renkleri!
— Git ya, onların tek sevdiği renk, paranın rengi!
— Doğru valla! Her yıl renk değiştiriyo’ şerefsizler!! Parayı verenin rengini giyiyorlar. Bugün bize oynuyorlar, seneye gavur takımıyla gelip kalemize gol atıyorlar.
— Renklerimize gönül vermiyorlar ki! Heriflerde renk bilinci, renk heyecanı yok!!
— Kansız ibneler!!
— Hey, şuraya bakın!
— Biri geliyo’!
— Üstünde forma var, maçtan geliyo’!
— Forma rengini görüyor musunuz puştun?
— Onlardan lan, bu!
— Rengine sıçtığımın hergelesi!!
— Gebertelim ibneyi!!
— Bizi görmüyor.
— Sallanarak geliyor puşt!
— Yürüyemiyor da ondan.
— Sarhoş galiba.
— Sarhoş değil, yaralı! Bakın, formasında kan lekesi var.
— Evet, yaralı... Ulan, hem de ağır yaralı.
— Belâsını bulmuş it!
— A ah, tanıdınız mı?!!
— Evet, ya, ben tanıdım!
— Ben de tanıdım!
— Ağbi?! Kâzım ağbi, bu senin oğlan, değil mi?!
— Evet, o galiba!!
— Ne galibası? Düpedüz o işte: Serkan!
— Ağbi, Serkan karşı takımdan mı?!!
— Senin oğlun karşı takımdan?!... Nasıl olur Kâzım ağbi?!!
— Serkan!! Gerçekten Serkan, bu!!
— Aah!! Düştü!!
— Ağbi, yarası çok ağır galiba!
— Koşun, allaşkına yetişin!!
Taraftarlar, hep birlikte koşup, yere yığılan yaralının başına toplanıyorlar.
— Serkan!
— Baba!
— Sen onlardan mıydın?
Yaralı genç, zorlukla konuşuyor:
— Affet beni baba! ... Gönlüm bu renklere kaydı. Cezamı çekiyorum.
— Ama evladım?!! Nasıl olur?!! Bunca zamandır...
— Kızarsın diye söyleyemedim. ... Gönlüm kayıverdi, Baba, ne olur affet!... Ne olur beni... beni... köyümüze... gömdür!
Yaralı genç, ölür.
— Yavrum!!! Serkan’ım!!! Ölme!!! Allaşkına, ölme!!! Dur, ölme!!! Ölme n’olur!!!
Döner bıçaklı adam, oğlunun kanlı cesedine sarılarak bir süre hüngür hüngür ağladıktan sonra, bir zamanlar oğlu olan et kütlesini yavaşça yere bırakıp ayağa kalkar.
— Bunu yapanı bulucam!! Bunu yapanı bulucam!!! (Döner bıçağını havada sallayarak gazaba gelir.) Kim yaptı lan bunu?!!!!!!!!! Hangi manyak yaptı bunuuuu?!!!!!!!!!!!!
— Herhalde onlar yapmadı ağbi.
— Herhalde biz yaptık ağbi..
— Ya da bizden birileri.
— Bizdense manyak olamaz! — Biz manyak değiliz.
— Biz fanatiğiz. İcabında kan alır...
— Sus lan, sırası mı şimdi?!!
— Bıçakla yaralanmış.
— Sol göğsünün altında derin bir kesik var.
— Böyle bir kesik ancak döner bıçağıyla yapılabilir.
— Ağbi hatırlıyor musun, az önce ne demiştin? — Ne demiştim?
— “Aralarına daldıktan sonra gözümü kapadım” demiştin.
— Evet, ben de hatırlıyorum: “Gözümü kapayıp salladım bıçağı” demiştin Kâzım ağbi!
— “Hasat biçer gibi biçtim”, demiştin.
— “Kaçını kestim, kaçını doğradım bilmiyorum" demiştin. — Ne demek istiyorsunuz?!!
— Söylemeye dilim varmıyor Kâzım ağbi ama, oğlunu belki de sen...
— Nee?!!!
— Ona bunu belki de sen yaptın ağbi.
— Belki de, ağbi...
— Hayır, ona yapmış olamam!! Oğluma yapmış olamam!!!
— Olabilirsin ağbi.
— Maalesef, ağbi...
— “En az iki leşim var” diyordun, ağbi!
Uzun ve sıkıntılı bir sessizlik olur. Kimse, kimsenin yüzüne bakamamaktadır.
Coşkun Büktel'den iki öykü daha:
|