Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında     İlkemiz Büktel'in Gör Dediği İletişim

 

Bengi Yayınları'nda, Milli Mücadele ve Meşrutiyet'e ilişkin iki önemli kitap 

 

Ahmet Efe,

"Çerkez Ethem"

(Düzeltilmiş ve Genişletilmiş 2. Basılış)

 

Mustafa Ragıb,

"Manastır'da Patlayan Tabanca"

(1935'te Akşam gazetesinde tefrika edilmesinden beri, kitap halindeki ilk basılış)

 

 

Radikal Kitap'ın yayınlamadığı "düzeltme"  

 

   

"THEOPE" HAKKINDAKİ ŞEHİR EFSANELERİNE DAİR

 

 

Coşkun Büktel  

30 Haziran 2007

 

 

Aşağıdaki yazıyı, Radikal Kitap dergisinde "Theope"yle ilgili olarak yayınladıkları bazı yanlış bilgileri düzeltmeleri için, Radikal Kitap yöneticilerine (Tuğrul Eryılmaz, Cem Erciyes) göndermiştik. Tuğrul Eryılmaz'ın cevap hakkımızı kullandıracakları konusunda garanti vermesi üzerine, Radikal Kitap dergisinin diline ve formatına uygun biçimde kaleme aldığımız bu kısa yazı, ne yazık ki, Cem Erciyes engeline takıldı ve Radikal Kitap'ta yayınlanmadı.

 

 

Tarihten bir yaprak

 

   

REZALETİN            "SON SAHNE"Sİ

 

 

Coşkun Büktel  

29 Haziran 2007

 

Yakın geçmişte birkaç sayı çıkıp batan "Son Sahne" adlı tiyatro dergisi hakkında, batmasından önce yayınladığımız bu eski yazıyı, gördüğümüz lüzum üzerine, bugün tekrar sunuyoruz.

 

"Ölüleri Gömün" skandalı: 1

 

   

NELER OLMUŞTU?

 

 

Coşkun Büktel  

22 Haziran 2007

 

"Ölüleri Gömün" skandalının günümüzde vardığı yeni aşamaları aktarmaya başlamadan önce, skandalın geçmişini hatırlatmayı uygun buluyoruz.

 

Büktel'den üçüncü skeç

 

   İlk kez "burada" yayınlanıyor!

 

"CİNCİ HOCA"

 

 

Coşkun Büktel  

20 Haziran 2007

 

 

Bilindiği üzere, Büktel'in "Haram Lokma Sendromu" adlı, müzikli skeçlerden oluşmuş bir komedyası var. Henüz yayınlanmamış ve oynanmamış bu komedya on iki skeçten oluşuyor. Komedyamızın "Kutsal Aile" adlı onuncu skecini 21 Mayıs 2007'de ve "Gösteri Devam Etmeli" adlı üçüncü skecini 8 Haziran 2007'de, bu sitede sunmuştuk.

"Haram Lokma Sendromu"nun bugün de "Cinci Hoca" adlı ikinci skecini sunarak, komedyamızın üç skecini sitemizde yayınlayacağımıza ilişkin verdiğimiz sözü tutmuş oluyoruz.

TIKLAYIN

 

RAGIP ERTUĞRUL'UN "GECİKMELİ" AÇIKLAMASI

8 Ocak 2007 tarihinde bu sitede yayınladığım  ÜSTÜN AKMEN, BİR YAZISINA "ROLÜNDEN KORKAN TİYATRO ELEŞTİRMENİ" DİYE BAŞLIK ATTI başlıklı yazıma ilişkin, bugün (15 Haziran 2007), eleştirmen Ragıp Ertuğrul bir açıklama gönderdi.

Ertuğrul'un (altı ay gecikmeli) açıklamasını, ilgili yazımın sonuna ekledim ve onun sonuna da hiç gecikmeden (aynı gün) kendi cevabi açıklamamı ekledim.

TIKLAYINIZ

 

Büktel'den yeni bir skeç

 

   

"GÖSTERİ DEVAM ETMELİ"

 

 

Coşkun Büktel  

8 Haziran 2007

 

 

Bilindiği üzere, Büktel'in "Haram Lokma Sendromu" adlı, müzikli skeçlerden oluşmuş bir komedyası var. Henüz yayınlanmamış ve oynanmamış bu komedya on iki skeçten oluşuyor. Komedyamızın "Kutsal Aile" adlı onuncu skecini 21 Mayıs 2007'de bu sitede sunmuştuk.

"Haram Lokma Sendromu"nun bugün de "Gösteri Devam Etmeli" adlı üçüncü skecini sunarken, ileride bu skeçlerin bir tanesini daha sitemizde yayınlayacağımızı bir kez daha haber vermiş olalım.

TIKLAYIN

 

"Lysistrata" Tartışmasında yeni belgeler

"LYSİSTRATA"YA YAS MI YARAŞIR? —4

Coşkun Irmak / 4 Haziran 2007

Irmak'ın , DT sorunları hakkında "içeriden" biri olarak ve "samimiyetle" yazması, tiyatro severler için gayet ender rastlanır, önemli ve aydınlatıcı bir fırsat.

Irmak, bu kez de, Kemal Başar'ı DT'de yönetime getiren yönetim anlayışını yeni belgelerle mahkûm ediyor.

TIKLAYIN!

 

SEMİH ÇELENK'İN DEĞİNMELERİNE CEVAP

 

Coşkun Büktel'in "kayıkçı kavgalarını" okumak, Çelenk'in yaptığı tiyatroyu seyretmekten çok daha yararlı ve zihin açıcı bir tiyatral etkinliktir!

 

Coşkun Büktel  

31 Mayıs 2007

 

 

2007 yılının Ocak ayı başında başlayan "Forum Tartışması", Semih Çelenk'in 27 Ocak tarihli bir yazıyla (Bakınız: Çelenk, "Sansürcü Yeni Doçent Semih Çelenk'ten Yanıt") tartışmaya katılması ve benim Çelenk'i yanıtlayan 2 Şubat 2007 tarihli yazımla (Bakınız: Büktel, "Dekan Yardımcısı Sansürcü Yeni Doçent Semih Çelenk'e Cevap") sona ermişti.

Ama Çelenk, sessiz kalmayı uzun süre başaramadı.

TIKLAYIN

 

Büktel'den komik bir skeç

 

   

"KUTSAL AİLE"

 

 

Coşkun Büktel  

21 Mayıs 2007

 

 

Bilindiği üzere, Büktel'in "Haram Lokma Sendromu" adlı, müzikli skeçlerden oluşmuş bir komedyası var. Henüz yayınlanmamış ve oynanmamış bu komedya on iki skeçten oluşuyor. Komedyanın "Kutsal Aile" adlı onuncu skecini sunarken, ileride bu skeçlerin iki tanesini daha sitemizde yayınlayacağımızı şimdiden haber vermiş olalım.

TIKLAYIN

 

GÜNCELLEME: 

NOT: Aşağıdaki "İbret Verici Omurgasızlık Belgeleri" başlıklı yazımın 9 Mayıs 2007'de yayınlanmasından kısa süre sonra, yazıda yaptığım alıntıların pek çoğunun kaynağı olan www.tiyatrodergisi.com.tr arıza yaptı ve izlediğim kadarıyla şu an'a –12 Mayıs 2007. 03. 40– kadar da arıza giderilemedi. tiyatrodergisi.com.tr'nin arızası, dilerim ki, tez zamanda giderilir. Bu süre içinde, yaptığım alıntıların –verdiğim linklerin– kaynağının okurlarca test edilemiyor oluşu, beni fazlasıyla rahatsız ediyor. O nedenle siz okurlara şu kadarını en baştan belirtmek isterim ki, kaynaklarını "şu an" göremediğiniz alıntılarla/belgelerle suçladığım şahıslardan hiçbiri, yaptığım alıntıların ve gösterdiğim belgelerin gerçekliği konusunda herhangi bir itirazda bulunmuş değildir. Ve umarım ki, tiyatrodergisi.com.tr'deki arıza giderilip de site yeniden yayına başladığında, yazımdaki belgelerin link verdiğim kaynaklarında herhangi bir "arızayla" karşılaşmayacağızdır.   

 

Ahmet Levendoğlu, Yücel Erten,
Güngör Dilmen, Özdemir Nutku
ve Tuncer Cücenoğlu'dan

 

(Başka sitelerin yazamadığı)   

 

İBRET VERİCİ OMURGASIZLIK BELGELERİ

 

 

Coşkun Büktel  

9 Mayıs 2007

 

 

Kültür Bakanı Atilla Koç, Lemi Bilgin'i DT genel müdürlüğünden aldığı zaman, hatırlarsınız, kıyametler kopmuştu. Tiyatrocular, bireysel olarak ve örgütler aracılığıyla, bakan Koç'un (en hafif tanımıyla "şık olmayan") siyasal müdahalesini protesto etmişlerdi. Bakanın Lemi Bilgin'i azledip yerine Mine Acar'ı vekaleten genel müdür atamasına tepki olarak, kimi sanatçılar oyunlarını, kimileri reji önerilerini, Cem İdiz ise oyun müziklerini, DT'den geri çekmişlerdi. DETİS  ise bakanı mahkemeye vereceğini açıklamıştı.

Bu tepkilerin bazıları (örneğin DETİS başkanı Mehmet Ege'nin tepkisi) hâlâ sıcaklığını ve geçerliğini korurken; bazı "büyük" sanatçılarımız, ne yazık ki, tepkileri yüzünden daha fazla maddi kayba uğramayı göze alamadıklarından, avuçlarını yalamaktansa tükürdüklerini yalamayı tercih ettiler.

O "sanatçılarımızı" belgelerle teşhir ediyor, bizim bilmediğimiz başka omurgasızlık örneklerini ve belgelerini bilenlerden de (yazımızı eklerle geliştirmeye hazır olarak) katkı bekliyoruz.

TIKLAYIN

 

 

 

 

THEOPE ARKA KAPAĞI İÇİN TIKLAYIN!

THEOPE'NİN ARKA KAPAĞINI OKUMAK İÇİN
RESME TIKLAYINIZ!

 

 

Acar Burak Bengi'nin Yokuş Yayınları  sahnede!...

 

BENGİ ÇEVİRİSİYLE TOLSTOY (tadımlık):

"Genç kuşağı öyle eğitmeliyiz ki, genç bir adam, herşeyi yiyip diğerlerine hiçbir şey bırakmayarak, geçebilmek için zayıf olanı yolun dışına iterek, başkasının muhtaç olduğu şeyi cebren alarak kaba bencilliğini göstermekten şu an nasıl utanıyorsa, o zaman da, ülkesinin büyümesini arzulamaktan aynı derecede utansın; kendini övmek şu an nasıl ahmaklık, maskaralık sayılıyorsa, o zaman da, kendi ulusunu övmek yani bugün yalanla dolu milli tarihlerde, resimlerde, anıtlarda, ders kitaplarında, makalelerde, şiirlerde, vaazlarda ve aptal milli marşlarda yapılan şey— aynı ölçüde budalalık olarak görülsün. Vatanseverliği övdüğümüz ve genç kuşağı onunla eğittiğimiz sürece, ulusların fiziksel ve ruhsal hayatlarını yok etmek üzere silahlanmamızın devam edeceği ve savaşlar olacağı [...] anlaşılmalıdır."

Tolstoy'un "Vatanseverliğe Karşı" kitabından

 

Türkiye'nin Tolstoy uzmanı Acar Burak Bengi, Tolstoy'un Türkçe'de hiç yayınlanmamış eserlerini yayınlamak ve Tolstoy üzerine ülkemizde yaygınlaştırılan hurafelere, yalanlara, yanlışlara, (bazıları Rusça'dan yapılmış) yalan yanlış çevirilere, sansürü açıkça savunan çevirmenlere, sansürcü çevirmenleri el üstünde tutan yayın çevrelerine (kısacası, Tolstoy hakkındaki  geniş dezenformasyon faaliyetlerine) karşı çıkmak amacıyla bir yayınevi kurdu: Yokuş Yayınları.

 

Yukarıda ilk iki kitabının kapaklarını gördüğünüz Yokuş Yayınları, dağıtım tekellerinin bazen %60'a varan ve kitap fiyatlarını okurların aleyhine şişiren aşırı taleplerine karşı çıkmak için internet üzerinden satış yapmaya karar verdi. Bu karar uyarınca www.yokusyayinlari.com adresli sitesini bugünden (1 Mayıs 2007) itibaren yayına soktu.

 

Yokuş Yayınları'nın ilk kitabı, "Vatanseverliğe Karşı", Tolstoy'un vatanseverlik üzerine yazdığı (ikisi uzun, ikisi kısa) dört incelemesini, ilk kez olarak, Türkçe'ye aktarıyor.

 

"Sansürlenen Tolstoy" başlıklı ikinci kitap ise, Bengi'nin Kasım 2005'te E Yayınları'nca yayınlanan "Tolstoy'un Cevabı" adlı kitabının iki katından fazla genişletilmiş yeni versiyonudur. 

 

Her iki kitap hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için lütfen Yokuş Yayınları linkimizi tıklayınız!

 

 

Üç paragraf ekleyerek güncelleştirdik

 

DEMİRKANLI'YA SON OLMASINI UMDUĞUM BİR CEVAP DAHA

 

 

Coşkun Büktel  

25 Nisan 2007

 

 

(...) "Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri. Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret." (...)

 

 

"Kim Değişti?" başlıklı yazımızla başlayan ve Demirkanlı'nın iki bölümlük cevap yazısından sonra havlu atmasıyla (Bakınız: Demirkanlı: "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)") devam eden tartışmanın, Büktel tarafından vadedilmiş ve yazılmış (umarız ki) son yazısı...

 

Bugün (28 Nisan 2007) yazının sondan üçüncü paragrafının hemen öncesine, üç paragraf daha eklemeyi uygun bulduk.

TIKLAYIN

 

"Lysistrata" Tartışması büyüyor

"LYSİSTRATA"YA YAS MI YARAŞIR? —3

Coşkun Irmak / 23 Nisan 2007

 

"EDİTÖR DEĞERLENDİRMESİ"

Coşkun Büktel  

Büktel, bu kez yalnızca Irmak'ın bu 3. yazısını değil, Edip Tümerkan'ın Irmak'a ve Irmak'ın Tümerkan'a cevabını da değerlendiriyor.

Irmak'ın son "Lysistrata" yazısını,

Tümerkan'ın cevap yazısının linkini, 

Irmak'ın cevap yazısının linkini, 

Hilmi Bulunmaz'ın konuyu ele alan yazısının linkini

ve Büktel'in "EDİTÖR DEĞERLENDİRMESİ"ni

kronolojik sırayla ve aynı sayfada bulacaksınız.

TIKLAYIN

 

"OYÇED'in Onurdan Anladığı..." başlıklı yazımıza

İKİNCİ GÜNCELLEME (21 Nisan 2007)

Yoksa Utanmayı Reddetmeyenler de mi Var?       

Coşkun Büktel

OYÇED, 28 Mart'ta yayınladığımız "OYÇED'in Onurdan Anladığı" başlıklı yazımızdaki belgelere, 2 Nisan'da, Özdemir Nutku'yu bir kez daha onurlayarak cevap vermiş ve biz de, "Utanmayı Reddediyorlar" başlıklı 1. güncelleme yazımızla tepkimizi göstermiştik.

Ama OYÇED skandalları bitmek bilmediği için, bugün (21 Nisan) ikinci güncelleme yazımızı da ("Yoksa Utanmayı Reddetmeyenler de mi Var?") yazmak zorunda kaldık.

Birinciyi olduğu gibi, "İKİNCİ GÜNCELLEME" yazımızı da,  "OYÇED'in Onurdan Anladığı..." başlıklı yazımızın sonuna eklenmiş bulacaksınız.                                                                      TIKLAYIN!

 

Hilmi Bulunmaz, tiyatroyun.com'da bir nevi  "Demirkanlı'nın kirli çamaşırları sergisi" başlattı:  

Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'i suçlayıcı iki bölümlük yazısının Bulunmaz ve Büktel'e değil, kendisine zarar verdiğini sonunda kavrayarak, o suçlama yazısının anonsunu, sitesinin ana sayfasından apar topar kaldıran Demirkanlı'ya karşı...

... kapsamlı bir cevap yazısı hazırlamakta olan Hilmi Bulunmaz, (Demirkanlı tarafından "ölülerin arkasından konuşmakla" suçlanan şu bizim Hilmi Bulunmaz) Demirkanlı'nın eski yazılarını araştırırken, bugün bakıldığında çok daha anlamlı görünen satırlarla karşılaşıyor. Aşağıda, Bulunmaz'ın Demirkanlı'yla ilgili en anlamlı keşiflerinden birine link veriyoruz:

"DEMİRKANLI ÖLÜNÜN ARKASINDAN YAZIYOR"        

 

Mustafa Demirkanlı

"H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel  (2) ve son"                                                                                      Metnin sonunda:                                                                                                                           "COŞKUN BÜKTEL'in EDİTÖR DEĞERLENDİRMESİ"

"H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"                  Metnin sonunda:                                                "COŞKUN BÜKTEL'in EDİTÖR DEĞERLENDİRMESİ"

 

"Demirkanlı, bu iddialarını kanıtlamazsa şerefsizdir.              Kanıtlıyorum diye, kanıta muhtaç iddialardan başka bir şey ortaya koyamazsa, yine şerefsizdir. (Ve bana sorarsanız, Demirkanlı'yı şerefli kılacak üçüncü bir şık yoktur.)"

(Bakınız: Coşkun Büktel, "Kim Değişti?")

           

Demirkanlı'nın "Kim Değişti?" başlıklı yazımıza karşı sitesinde son olarak yayınladığı iki bölümlük cevabını da yine "aynen" aktarıyoruz. Demirkanlı ise, sitesinde, bizim kendisini suçlayan yazılarımızın bulunduğu sayfaları aktarmak bir yana, link bile vermekten korkuyor; Demirkanlı'yı suçlayan "sabit" sayfalarımıza link vermek yerine, yalnızca, ana sayfamıza link vererek, okurlara adeta "kaynak görmek istiyorsanız, gidin orada arayıp bulun!" diyor. (Aslında uzun süredir bu site yokmuş gibi davranan Demirkanlı'yı sonunda bu kadarcık da olsa demokrat kılabilmemiz bile bir mucize.)

"Kim Değişti?" başlıklı yazımızdan yukarıya tadımlık olarak aktardığımız suçlamalara, Demirkanlı'nın verdiği iki bölümlük cevap yazısını okumak için, yukarıdaki mavi başlıklara tıklayın! Her iki bölümün sonunda "COŞKUN BÜKTEL'in EDİTÖR DEĞERLENDİRMESİ" başlıklı birer yorum yazısı bulacaksınız.

 

TÜRK TİYATRO SİTELERİ                                     coskunbuktel.com, okurları, Türk tiyatro sitelerinin eksiksize en yakın listesine (linklerine) ulaştırmaya çalışıyor.                                                                                           TIKLAYIN!

 

DEMİRKANLI'NIN "CEVABI" ÜZERİNE   "BİR DAHA" GÜNCELLEDİK!!!

 

 

KİM DEĞİŞTİ?

 

 

 

Coşkun Büktel  

14 Nisan 2007

 

 

Mustafa Demirkanlı GÜNCELLEME yazımıza, iki paragraflık bir yazıyla cevap verdi. Demirkanlı cevabının tam metnini ve Büktel'in Demirkanlı'ya cevabını "Kim Değişti?" başlıklı sayfamıza ekledik. Bu sayfaya ise, tadımlık olarak, Demirkanlı cevabının ikinci ve son paragrafını koyuyoruz:

 

Ancak: Coşkun Büktel, bir anlamda Hacker'dır, hacker'larla kol kola olan biridir. Coşkun Büktel, kendisini ilgilendirmeyen sorunlara kapalıdır, yakın arkadaşlarının sahtekarlıklarını bile görmezden gelir. Hırsı hacker'lığı bile onaylatan Büktel'in bu yüzünü teşhir etmek şart oldu. Yakında....

 

(Mustafa Demirkanlı, 13 Nisan 2007, tiyatrodergisi.com.tr ana sayfa.)

 

Büktel'in yukarıdaki suçlamalara cevabı için...

TIKLAYIN

 

Coşkun Irmak'ın son yazısı, Coşkun Büktel'in "editör değerlendirmesi"yle sitemizde

"LYSİSTRATA"YA YAS MI YARAŞIR?

Coşkun Irmak / 11 Nisan 2007

 

"Maaşıma Dokunmayan Yılan Bin Yaşasın!" Diyenlerden Farklı Bir DT Sanatçısı Daha...

(...) Coşkun Irmak'ın yazısındaki çözümleme ve mantık yürütmelerini, Mevlana'dan verdiği misalleri, çok yerinde, zekice ve yaratıcı bulduk. Irmak'ın yazısı, yalnızca haklılık değil, ustalık da içeriyor. Irmak'ın kamu oyuna sunduğu Kemal Başar bildirisi ise, bizce, "vekillerin" psikolojisini ve DT'de tiyatro sanatı yapmanın imkânsıza ne denli yakın olduğunu kanıtlayan "içeriden" bir belge olarak, tarihsel önem taşıyor. (...)

Coşkun Büktel'in                                        "editör değerlendirmesi"nden...                   

TIKLAYIN

 

GÜNCELLEME (2 Nisan 2007)

Somut Belgelere Nanik Yapan OYÇED Üyeleri 

 UTANMAYI REDDEDİYORLAR!       

OYÇED, 28 Mart'ta yayınladığımız "OYÇED'in Onurdan Anladığı" başlıklı yazımızdaki belgelere, bugün (2 Nisan) Özdemir Nutku'yu bir kez daha onurlayarak cevap verdi.

Bu cevap, "OYÇED'in Onurdan Anladığı..." başlıklı yazımızın sonuna kırmızı başlıklı bir "GÜNCELLEME" bölümü eklememizi zorunlu kıldı.                                                                             TIKLAYIN!

 

Tuncer Cücenoğlu'nun başlattığı bilgi kirliliği veba gibi yayılıyor

 

 

KÖRLER KÖRLERİ İZLİYOR!

 

 

 

Coşkun Büktel  

30 Mart 2007

 

 

(...) Şimdi sormak gerekir: Lütfi Ö. Akad usta ve onun filmi olan "Kızılırmak-Karakoyun" hakkında, coskunbuktel.com'da söylenenler mi gerçektir? Yoksa, Coşkun Büktel'i sansür eden dergi ve gazetelerde söylenenler mi? Konunun aslını önemsediği ve açıkladığı için (kılı kırk yaran özeni ve emeği için) Büktel'e teşekkür mü edilecektir, "mal bulmuş mağribi" mi denilecektir? Yoksa konu önemsenmeyip, bilgi kirliliğinin, yukarıda mavi harflerle linklerini verdiğim internet sayfalarından, bundan böyle daha da hızla, veba hızıyla, yayılmasına izin mi verilecektir?

Sizce okurlar, coskunbuktel.com'daki gerçeklerden haberdar edilmeye mi layıktır, yoksa Üstün Akmen'in "Kızılırmak" yazısından aşağıya aktardığım şu hamasi safsatalarla uyutulmaya mı? (...)

TIKLAYIN

 

OYÇED, Özdemir Nutku'yla Onur Duyuyor

 

 

OYÇED'İN ONURDAN ANLADIĞI...

 

 

 

Coşkun Büktel  

28 Mart 2007

 

 

(...) "Hepimiz yanlış yoldayız da, bir tek Coşkun mu doğru yolda? Hepimiz onursuz davranıyoruz da, bir tek Coşkun mu onurlu yani? Akıl sağlığı yerinde bir insanın böyle bir safsataya inanması mümkün mü? Bir yazar örgütü baştan sona alçaklardan ibaret olabilir mi? Böyle bir şeyi insanın aklı alabilir mi? İçimizden bir tek kişinin bile Büktel'e destek veren bir tek satırını göremez/gösteremezsiniz! Bunun bir anlamı yok mu? Büktel'in filolojideki hocası Cevat Çapan bile onur kurulumuzda. Yanımızda. Bunun bir anlamı yok mu? İçimizden bir tek kişi bile Coşkun Büktel'in iddialarını desteklemediğine göre, Coşkun Büktel'in haklı ve onurlu olduğu düşünülebilir mi? Bir tek Coşkun Büktel'in haklı ve onurlu olduğunu, diğer altmış yazarın haksız ve onursuz olduğunu düşünmek, akıl, vicdan ve mantıkla bağdaşacak bir şey mi?

TIKLAYIN

 

Özdemir Nutku skandalı, Oyçed skandalı ve "Çığ" skandalı hakkında düşünürken...

 

 

UTANMA EŞİĞİ

 

 

 

Coşkun Büktel  

24 Mart 2007

 

 

Birkaç ay önce yazmakta olduğum bu yazıyı, araya giren acil işler nedeniyle tamamlayamadan bırakmış ve bilgisayarımdaki yüzlerce yazının arasında unutmuştum. Bugün, yazıyı yeniden keşfettim ama tekrar okuduğumda yazı bana (aniden bitmesi dışında) "bir deneme olarak" oldukça "tamamlanmış" göründü. Ben aslında bu denemeyi OYÇED skandalına (utanmazlığına) bağlayacak ve bir eleştiri yazısı haline dönüştürecektim. Bugün okuduğumda, okurların OYÇED bağlantısını kendilerinin yapabileceğine karar verdim ve yazıya yalnızca, bu yazıyı esinlemiş skandalların linklerini içeren bir üst başlık koymayı ve bu önsözü yazmayı yeterli gördüm. Yazının aşağıdaki metni, birkaç ay önce bıraktığım gibidir ve aniden bitmektedir.  

CB / 24 Mart 2007

TIKLAYIN

 

Söz verdiğimiz OYÇED cevabı

nihayet yayında!

 

SUÇLAMALARI YANITLAYAMAYAN OYÇED,         KİŞİLERİ VE KURUMLARI HANGİ HAKLA VE NE YÜZLE SUÇLUYOR?

 

 

 

Coşkun Büktel  

13 Mart 2007

 

 

6 Mart'ta demiştik ki:

 

OYÇED'in (Bakınız: OYÇED skandalı) tiyatroevi.com'da yayınlanan "kamuoyuna açıklama"sındaki, (bazıları haklı görünen ama haklı görünenler dahil hiçbiri somut kanıtlarla desteklenmeyen) hamasi iddialarını cümle cümle alıntılayarak "kamuoyu adına" cevaplayacağız. Ama bugün değil... Ev kiramızı ödemek için yapmamız gereken bir çalışmayı tamamlar tamamlamaz...

 

Sözümüzü tutuyoruz.      

TIKLAYIN

 

Büktel'den Hilmi Bulunmaz'a Uyarı: 

 

BÖYLE BİR "OYUN"DA YOKUM

 

 

 

Coşkun Büktel  

8 Mart 2007

 

(...)

Bu durumda, Hilmi Bulunmaz’a, daha birkaç gün önce, kamuoyu önünde (şartlı olarak) verdiğim destek taahhüdünü, şartları yeterli bulmadığım için, geri almak ve bu kararımı (yine kamuoyu önünde) açıklamak zorundayım.

Türk tiyatrosunda Coşkun Büktel’e (bir başka deyişle “hakikate”) “açık” destek vermeye cesaret edebilen tek tiyatro insanının; böylesine özensiz bir karaktere sahip olması, (kılı kırk yaran Coşkun Büktel’in tersine) derme çatma işleri alışkanlık haline getirmiş olması; büyük bir talihsizlik.

Okurlar, “Oyun” dergisinde artık benim yazılarımı okuyamayacaklar. Ama Hilmi Bulunmaz, ileride, benim onaylayacağım mükemmellikte bir sayı çıkarabilirse ve benim katkımı o zaman da hâlâ talep ediyor olursa,  “Oyun” dergisinin sayfalarında okurlarla buluşmayı, hiç kuşkusuz, ben de tercih ederim.

       TIKLAYINIZ!

 

 

Kemal Başar gibiler,

onun yüzünden yedikleri onca tokada 
rağmen yüzleri hiç kızarmadan, inanılmaz bir pişkinlikle, onu hâlâ ısıtıp ısıtıp önümüze sürüyorlar:
 

 

"YÖNETMEN TİYATROSU" DENEN SALAKLIK

 

 

 

Coşkun Büktel  

22 Şubat 2007

 

(...) Doğru. Mutfağı bilmek önemli. O nedenle ben mutfakta da bulundum. Ama yaratıcı bir zekâya, ifade gücüne ve çözümleme yeteneğine sahip olmak, kültürel birikimle donanmış, yalansız, namuslu bir insan olmak daha da önemli. Ben bütün bu özelliklere sahip olduğum için, mutfakta senin kadar fazla vakit geçirmiş olmasam da, mutfaktan azami yararı sağlayabildim. Sen ise, "Çığ"ı beğenmenden de belli ki, tiyatronun mutfağında, hayatı mutfakta geçen kedilerin öğrendiğinden daha fazlasını öğrenememişsin. (...)        

TIKLAYINIZ

 

 

"KU KLUX KLAN", SESSİZLİĞİNİ BOZDU:    AMA AÇIKLAMA YAPMAK İÇİN DEĞİL, AÇIKLAMA İSTEMEK İÇİN...

 

 

OYÇED NE HAKLA AÇIKLAMA BEKLİYOR?

 

 

 

Coşkun Büktel  

16 Şubat 2007

 

(...) Siz, başkalarından açıklama istemeden önce, size sorduğum haklı ve demokratik soruları cevaplamalı ve bir yazarın en temel haklarını çiğneyen (çiğnediği kendi  ifadesi ―bakınız, Özdemir Nutku, “Coşkun Büktel’e Cevap”― ve CD kaydı ile belgelenmiş) bir şahsı, yazar haklarını savunmak iddiasındaki bir derneğin (OYÇED) başına getirmiş olmanızın hesabını vermeli, özrünü dilemeli ve Özdemir Nutku’yu Coşkun Büktel’e ve “Theope”ye iftira etmesi nedeniyle kınadığınızı belirten (ve beni bile tatmin edecek ifadeler içeren) bir açıklama metni yayınlamalısınız. Başkalarından açıklama istemeden önce, bu topluma borçlu olduğunuz açıklamayı yapmalısınız. Topluma bu borcunuzu ödemediğiniz sürece, hiç kimse, değil size açıklama yapmak, sizi adam yerine bile koymak zorunda değildir. (...)           

TIKLAYINIZ

 

 

BEN DEMEMİŞ MİYDİM?

 

(12 Şubat 2007)

BUGÜN, ONLAR DİYORLAR Kİ:

Cumhuriyet dönemi eserlerinden olan ve korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli bulunan ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİNİ yıkma çalışmalarına tekrar hız veren Kültür Bakanlığı bu yapının tescilini kaldırmak için koruma kurullarına talimat verdi. (...) AKM biz sanatçıların ve sanatseverlerin ibadethanesidir, yıkılamaz. (...) Yıkmaya da kimsenin gücü yetmez. (...) Çünkü buna engel olacak kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.

TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği )
İstanbul Temsilciliği'nin bildiri'sinden.

 

10 YIL ÖNCE BEN DEMİŞTİM Kİ:

(...) "Final" gibi bir abukluğa, "İlk Kadın" gibi sıkıcı bir "hikaye okuma" tiyatrosuna, "Olmayan Kadın" gibi bir utanmazlığa DT çatısı altında yer vermekle bindiğiniz dalı kestiğinizi ne zaman fark edeceksiniz? İlle yere çakılmanız mı gerek? İlle birinin düdüğü çalıp "paydos" diyerek kapınıza kilit vurması mı gerek? Ancak o zaman mı anlayabilirsiniz? Eleştirmen diye, "Olmayan Kadın" için tezahürat yapan Ayşın Candan'a inanarak; seyirci diye "çağdaş sahne estetiği" mavallarıyla şartladığınız üç tane zavallı öğrenciye ve 25 yaşını çoktan doldurup kazık kadar adam oldukları halde hâlâ Zeynep Oral'ı bile eleştirmen zanneden üç beş masuma bel bağlayarak, maaş güvencenizi daha ne kadar koruyabilirsiniz? Çiftliğinize kendinizden iyileri sokmayarak, yaklaşan akıbetten daha ne kadar korunabilirsiniz? (...)

(Coşkun Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", sayfa 348.)

 

BUGÜN DE DİYORUM Kİ:

Liyakati önemsemez ve liyakatli insanları aforoz etmeyi sürdürürseniz, liyakate değil de damarlarınızdaki kanda bulunduğunu varsaydığınız asalete güvenirseniz; "sanatçıların ve sanatseverlerin ibadethanesi" diye nitelediğiniz ama aslında halkın sırtından kendi menfaat ve fantezilerinize hizmet vermesi için babanızın "çiftliği" gibi işlettiğiniz o binaları; iktidarı şu ya da bu biçimde ele geçirenler, bugün değilse yarın, mutlaka başınıza yıkarlar. Bu yıkım için halktan onay almakta hiç zorlanmazlar.

AKM'nin yıkımını önlemek için, kanlarında "varsaydıkları" asalete değil, ama eserleriyle "kanıtladıkları" sanatsal liyakate güvenen (liyakati aforoz etmeyen) zeki ve yaratıcı sanatçılara ihtiyaç var.

COŞKUN BÜKTEL / 12 Şubat 2007

 

 

 

SERDAR HAMDİ SEMİZ'DEN BİRİNCİLİK ÖDÜLLÜ BİR BİLİM KURGU ÖYKÜSÜ DAHA

 

 

DEFİNE

   

Serdar Hamdi Semiz

8 Şubat 2007

 

İlki 1998'de ve ikincisi 2006'da olmak üzere, iki kez katıldığı TBD (Türkiye Bilişim Derneği) dergisi "Bilimkurgu Öykü Yarışması"nda, her iki kez de birinci olan Serdar Hamdi Semiz'in, "Kontrol" adlı öyküsünü tam metniyle Kasım 2006'da sunmuştuk. "Kontrol", TBD dergisinin 1998'de ilk kez düzenlediği "Bilimkurgu Öykü Yarışması"nda birincilik ödülü alan öyküydü.

Bugün de, Semiz'in, 2006 yılında birinci olan diğer öyküsü "Define"yi sunuyoruz.

 

 

 

"THEOPE"NİN YENİ BASIMI NİSAN'DA

 

Coşkun Büktel, "Theope"nin ikinci basımı için Çitlembik Yayınları'yla sözleşme imzaladı.

İlk basımı 1993'te ve 5400 adet gerçekleştirilmiş olan "Theope", Nisan 2007'de yeni bir kapakla ve dizgi yanlışlarından arınmış olarak, piyasaya çıkarılacak.

2000 yılından beri mevcudu tükenmiş olan "Theope"nin yeni basımı 1500 adet olacak.

 

 

FORUM TARTIŞMASI 

 

Coşkun Büktel/Hamit Demir                     Hilmi Bulunmaz/ Semih Çelenk

(Tarih sırasıyla)

1) FORUM DAVETİNE CEVAP Coşkun Büktel

2)  HAMİT DEMİR'İN CEVABI  Hamit Demir

3) FORUM DAVETİNE İKİNCİ CEVAP Coşkun Büktel

4) "TOPLUMCU TİYATRONUN GÜNÜMÜZDEKİ DURUMU" VE SAPTAMADAN ÖNCEKİ DURUM            Hilmi Bulunmaz

5) HAMİT DEMİR'İN YENİ CEVABI Hamit Demir

6) BÜKTEL'E SANSÜR DEVAM EDİYOR! Hilmi Bulunmaz

7) COŞKUN BÜKTEL'İN ÜÇÜNCÜ CEVABI Coşkun Büktel

8) SEMİH ÇELENK'İN CEVABI Semih Çelenk

9) BÜKTEL'DEN SEMİH ÇELENK'E CEVAP Coşkun Büktel

10) "İnternette tiyatro üzerine kayıkçı kavgaları ya da Hilmi Bulunmaz'a açık mektup" Semih Çelenk

11) SEMİH ÇELENK'İN DEĞİNMELERİNE CEVAP Coşkun Büktel

12) "Internet... Semih Çelenk net değil..." Hilmi Bulunmaz

 

 

GÖNÜL YARASI (2005)

 

 

 

 

Yavuz Turgul'un yazıp yönettiği, Şener Şen, Meltem Cumbul ve Timuçin Esen'in baş rolleri paylaştığı "Gönül Yarası" ("Lovelorn") adlı sinema filmi hakkında Coşkun Büktel'in yorumunu (İngilizce) okumak için SİNEMA SAYFASI'nı tıklayınız!  26 Ocak 2005

 

 

 

HRANT DİNK'İN KATLİ

 

GÜNCELLEME (24 Ocak 2007)

 

Başbakan Tayyip Erdoğan, bugün cümleyi şöyle kurdu:

 

"Allah'ın verdiği canı Allah'tan başkası alamaz; almamalıdır."

 

Haberin öncesi, iki çerçeve aşağıda, aynı üst başlıklı çerçevede.

 

 

BİR YARATICI

YORUMCULARI YORUMLUYOR

 

 

Edward Albee

 

OYUNLARI NİYE OKUMALIYIZ?

Çeviren:  Feridun Çetinkaya

22 Ocak 2007

 

(...)

Hiçbir sahneleme çok iyi bir oyunu olduğundan daha iyi yapamaz ve çoğu sahneleme, ya işin başındaki zekâların samimiyetle çabalasalar dahi işin üstesinden gelemeyecek düzeyde olmalarından ya da sahneye koyanların, bizim bir seyirci olarak oyunda yaşayacağımız deneyimin sınırlı ve yalnızca kısmi olması sonucunu doğuracak ölçüde, “yoruma” veya “tasarıma” kafayı takmaları yüzünden, yetersizdir.

(...)

TIKLAYINIZ!

 

 

HRANT DİNK'İN KATLİ

 

 

 

Hangi yollarla almaya hakkı vardır?

 

 

 

 

"Mutlak yaratıcının vermiş olduğu canı kimsenin bu yollarla almaya hakkı ve salahiyeti yoktur."

TAYYİP ERDOĞAN

(Kızılcahamam Toplantısı açılış konuşması.

(20 Ocak 2007 Cumartesi, 11.35)

 

 

Not: Başbakanımızın aslında "hiçbir yolla" almaya hakkı yoktur demek istemiş olduğunu umuyoruz.

 

GÜNCELLEME (24 Ocak 2007)

Başbakan Tayyip Erdoğan, bugün cümleyi şöyle kurdu:

 

"Allah'ın verdiği canı Allah'tan başkası alamaz; almamalıdır."

 

 

 

ÇOK OKUYAN MI BİLİR,

MÜJDAT GEZEN Mİ BİLİR? 

 

 

TUNCER CÜCENOĞLU "ÇIĞ"IN AYIBINI   MÜJDAT GEZEN'E DE BULAŞTIRDI

 

 

 

 

Coşkun Büktel  

19 Ocak 2007

 

Değil Müjdat Gezen, mezarından kalkıp gelse Shakespeare bile, "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" başlıklı yazımızı okumuş insanlara, Cücenoğlu'nun yazdığı "Çığ"ın iyi bir oyun olduğu mavalını yutturamaz!

TIKLAYINIZ!

 

 

OLDUKÇA KÖTÜMSER -GERÇEKÇİ(?)―  

BİR BEYOĞLU YORUMU

 

BEŞ DAKİKALIK İSTİKLAL CADDESİ GEZİSİ

 

Hilmi Bulunmaz                                            

11 Ocak 2007

 

(...)                                                                           “Siz de zengin olabilirsiniz!..”diye slogan atan Milli Piyango bayilerinin banal sesleriyle, sanal evrene çağırdıkları ceset yüzlü insanların işgalinde bulunan İstiklal, hiçbir konuda inandırıcı olamıyor. Ne kitapçıları insanları okumaya çağırıyor, ne kahvehaneleri hoş bir sohbete ve ne de diğer mekanlar doğal gereksinimleri karşılıyor… Ferhan Şensoy Tiyatrosu’nun anlamsızlığı, Alkazar Sineması’nın yabancılığı, Megavizyon’un iğretiliği, Ada Kitap Evi’nin mezarlık kokan duruşu… insanın ceset halinde yürümesi için, İstiklal’e kondurulmuş kent mobilyası işlevi görüyor...                                                            (...)                                                                     

 

TIKLAYINIZ!

 

 

 

PİŞKİNLİĞİN BÖYLESİ!...

 

 

ÜSTÜN AKMEN, BİR YAZISINA "ROLÜNDEN KORKAN TİYATRO ELEŞTİRMENİ" DİYE BAŞLIK ATTI  

 

 

Coşkun Büktel                                           

 

8 Ocak 2007

Bir eleştirmenin rolü (görevi) nedir? Akmen'inkine karışmam  ama benim bir eleştirmen olarak görevim şudur: Tiyatroda at izinin it izine karışmasını önlemek... Bu görevimi yapabilmek, yani değerli ile değersizin herkes tarafından ayırt edilmesini mümkün kılacak "sağlam" kriterler oluşturabilmek için; "sağlam" yazılara ihtiyaç vardır.

"Sağlam" yazıları şu özelliklerden tanıyabiliriz: "Sağlam" bir yazı, emek, araştırma, zeka ve yaratıcılık ürünü olduğunu belli eder. "Sağlam" yazılarda, somut kanıtlara ve belgelere dayanmadıkça yargıda bulunulmaz; insanlar adları verilmeden suçlanmaz; hakikat, "tüm" cepheleriyle ortaya konur; hakikatin hiçbir cephesi okurlardan saklanılmaz; konuyla ilgili hiçbir kanıt, hiçbir iddia görmezden gelinip pişkinliğe vurulmaz ve içi doldurulmadan tek kelime kullanılmaz. "Sağlam" yazıların yazarları naziktir; ama nezaketi sözünü sakınmak ve gerçekleri saklamak olarak değil, yalnızca "dürüst ve onurlu davranmak" olarak yorumlarlar. Dil ustalıkla kullanıldığı için "sağlam" yazılar, aynı anda hem ciddi hem de eğlencelidir. Hem derin hem de akıcı ve okunaklıdır. Özetle, "sağlam" bir yazı, pek çok bakımdan besleyici ve  doyurucu bir yazıdır.  

Benim bir eleştirmen olarak rolüm (görevim) "sağlam" yazılar yazmaya özen göstermektir. Bu rolümden korkmuyorum. Bakalım Üstün Akmen'in rolü neymiş ve hangi rolden korkan eleştirmenlerden söz etmekteymiş.

TIKLAYINIZ!

 

 

COSKUNBUKTEL.COM

2006  ARŞİVİ

 

 

COSKUNBUKTEL.COM 2006

 

 

 

70'li yılların devrimci atmosferinde, devrimci tiyatronun sembol mekanlarından biri olan

AKSARAY               TÖS SALONU           35 YIL SONRA YENİDEN...

12 Mart darbesinin hemen öncesi günlerde, Yavuz Özkan, Macit Koper ve (adlarını unuttuğum) bazı arkadaşlarının kurduğu TABAN OYUNCULARI topluluğuna oyuncu olarak katılmıştım. Aksaray'da, Pertevniyal Lisesi'nin hemen arka sokağında, TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası ki o zamanlar başkanı, yanlış hatırlamıyorsam , Fakir Baykurt'tu) binasının bodrum katındaki genişçe salonda, Howard Fast'ın "Sakko ile Vanzetti'nin Çilesi" adlı romanından Yavuz Özkan ve arkadaşlarının uyarladığı oyunun provalarına çalışıyorduk. 12 Mart oldu. Salon basıldı. Polis marifetiyle dışarıya atıldık. Ben, yanımdaki Ant dergisini, yerden iki-üç metre yukarıda, duvara yapışık duran kalorifer peteklerinden birinin arkasına atarak saklamak zorunda kalmıştım. Salon kapatıldı. Ve o zamandan beri o salona bir daha hiç yolum düşmedi. Acaba petekler hâlâ öyle yerden yüksekte, tavana yakın konumda mı?

Şimdi o salonun "Münir Özkul Salonu" olarak yeniden açılacağını haber alıyoruz. Bence, TÖS'ün ünlü başkanına atfen "Fakir Baykurt Salonu" diye adlandırılması, çok daha  şık olurdu... İstanbul'da, Münir ustanın adına daha çok yakışacak pek çok salon bulunabilir. Aynı binadaki 68'liler Birliği lokalinden öğrendiğime göre, salonu Mask-Kara Tiyatrosu kiralamış bile.

Haberi okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığa tıklayınız:

İSTANBUL YENİ BİR TİYATRO SAHNESİNE KAVUŞUYOR…...

—————————————

Timur ve Demirkanlı, Bulunmaz'ı cevapladı

YAVUZ HIRSIZ!

Timur ve Demirkanlı, tiyatrom.com'da yayınladıkları  birer  yazıyla Bulunmaz'a cevap verdiler. Okurlar arasında Demirkanlı'dan, "Alın Size kanıt!" başlıklı bomba gibi bir  cevap yazısı bekleyenler, Demirkanlı'nın Bulunmaz'a "Kanıt istiyordun, işte kanıt!... Şimdi sözünü tutup bundan böyle benim dergimin her sayısından 100 taneyi üst fiyatından almanı bekliyorum. Bu sözünü tutmazsan, alçak, yalancı ve şerefsizsin!" diyeceğini uman saf insanlar varsa, onlara kötü haber: Hayal kırıklığına uğrayacaklar.

Demirkanlı, hiç öyle şeyler söylemiyor. O daha çok yavuz hırsız taktiği uygulayıp, (Hilmi Bulunmaz'a yalanı için hesap vermek yerine) sanki (yazısının tümüne dayanak yaptığı konuda) yalancı çıkmış olmak, utanılacak bir şey değilmiş gibi, hiç önemli değilmiş gibi bir tavır takınarak; büyük bir pişkinlikle konuyu değiştirip, bambaşka bir telden çalarak; Hilmi'ye, "Polis senin tiyatronu ne zaman bastı, lütfen açıklar mısın?" mealinde bir soruyu, sanki çok kazık bir soruymuş gibi, otuz kere tekrarlayarak, soruyor. Yakalanan son yalanı için kendisi  Bulunmaz'a hesap vereceğine, özür dileyeceğine, konuyu değiştirip Bulunmaz'dan hesap soruyor. Utanmazlığın, ucuz kurnazlığın bu kadarı, eminiz ki, midesizlerden başka herkesin midesini bulandırıyor.

Bize gönderilmediği halde her iki yazıyı da, sitemizde kendi mizanpajımızla  yayınlayacağız. Kiramızı  öder ödemez ilk işimiz bu olacak! Ama o kadar beklemek istemeyenler için, Timur ve Demirkanlı'nın tiyatrom.com'daki söz konusu yazılarına link veriyoruz:

Ertuğrul Timur      SAYIN HİLMİ BULUNMAZ'A KISA BİR YANIT

Mustafa Demirkanlı VEKALET DÖNEMİ

—————————————

Ertuğrul Timur'u sansürlemişler

SANSÜRCÜLERİN BİLE SANSÜRLENMESİNE KARŞIYIM!

Ertuğrul Timur, diğer tüm tiyatro sitelerimizin sahipleri gibi, "Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı"nı, "Çığ skandalı"nı, "Omurgasızlar skandalı"nı, "Ölüleri Gömün skandalı"nı görmezden gelen, okurlarından gizleyen bir sansürcüdür. Ama ben, onun bile sansürlenmesine karşı olduğum için, eğer Timur'un sansürlendiği konusundaki iddiaları doğruysa, mail grup moderatörlerini sansürcülerden oluşturduğu için, Ufuk Uras'ı kınıyorum. Eğer Timur'un sansürlendiği iddiası doğru değilse, sayın Uras'tan açıklama bekliyorum.

Durum açıklık kazanıncaya dek, ortadaki tek beyanı (Timur'unkini) doğru sayıyor ve sansürlenen Timur'a destek vermek adına, Timur'un, Uras ekibince sansürlendiğini iddia ettiği metnini, burada aynen yayınlayarak, okurlarımızın dikkatine sunuyorum. İşte (kendinden başkalarının sansür yapma hakkını tanımayan, kendi yaptığı sansürden başka tüm sansürlere kahramanca karşı çıkan, sansür yapmanın yalnızca kendi hakkı olduğuna inanan) sansürcü Timur'un sansürlenen metni:

Ortak sol seçmende çatlak ve sol sansürcüler işbaşında!
Ufuk Uras mail grup moderatörleri sansürcülüğe başladı!!!
Bazı mailler moderatörler tarafından grup üyelerine gönderilmiyor. Mail grup üyesi olarak yazılan mailleri almaktayım, okumaktayım; ama benim maillerim gruba gönderilmemekte. En son aşağıda okuyacağınız sansürlendi.
Bir sol grupta sansürcülüğün hiç bir mazeretini kabul edemiyorum. Biz generallerin darbesinde susmadık 2 moderatörün sansürüyle mi susturulacağız? Bu sansürlemeler suskunluğu değil; tersi farklı zeminlerde sesimizi yükseltmeyi getirir ki, bu da olumlu bir durum olmasa gerek. Sansürcü moderatörlere karşı özgürce tartışmak üzere, herkesi bu alana davet etmekteyiz.

ORTAK SOL SEÇMENDE İLK ÇATLAK: URAS - DTP İLİŞKİLERİ NASIL OLMALI? VE DTP'YE BAKIŞTA FARKLILIKLAR ÜZERİNE GRUBA YAZDIĞIM VE SANSÜRLENEN E-MAİLİM;

Görülen şudur ki Ufuk Uras yada ortak sol aday konusunda bir araya gelenler, belli konularda henüz ortak politika geliştirememiş.
Örneğin bir arkadaşımız Ufuk Uras'ın seçilen DTP'lilerle birlikte mücadele etmesi gerektiğini öne sürerken, bir diğeri DTP'lileri Kürt milliyetçiliğiyle nitelemekte. Bir başkası ise "ezilen halkların milliyetçisi mi?" olur diyerek; DTP'li herkesi doğal yoldaşları saymakta. Konuya gerçek bir sosyalist gibi, yani sınıfsal bakılmaktan vazgeçildiğinden beri, Kürt konusu ve daha bir çok konuda ne diyeceğimizi, nasıl tavır alacağımızı şaşırmış durumdayız arkadaşlar.
PKK (yada DTP farketmez) sınıfsal mı yaklaşıyor? DTP'li adaylar içinde işadamı da vardır. İşadamı da Ufuk Uras'ın yada bizim yoldaşımız mıdır? Daha önce Kürt hareketinden çıkanlar Fazilet Partisi yada SHP ile işbirliği ile meclise, yada belediyeye girmemiş midir? Amerika'yla ilişkileri iddia edilirken, PKK (yada DTP)'den Amerikan emperyalizmine karşı bir tek açıklama yapılmış mıdır? Önder imamları ile bugün PKK'nın geldiği nokta, soldan çok uzak, sadece ve sadece bir Kürtçülük mücadelesi değil midir? Kürt köylüsünün, işçisinin çıkarıyla, Kürt ağasının, işadamının çıkarını aynı savaşta, mücadelede birleştirebilmiş bir hareket, sınıf hareketi yada sosyalist olabilir mi? Ezilen halkların milliyetçi yada ırkçı olamayacağını kim söylemiş? En ezilen halklardan, Musevi halkların tarihte milliyetçi, etnik kökenci girişimleri de mi hatırlanmıyor? Ezilen halkların bağımsızlık mücadelesi yada karşı mücadelesi eşittir; sosyalizm demek değildir. PKK (yada DTP) siyasal kimliğini net koyup, gerici güçlerle yada düzen partileriyle işbirliğinin özeleştirisini vermeden, iddialara karşı Amerikan emperyalizmine karşı somut bir açıklama getirmeden, kim onları sosyalistlerin kucaklamasını bekleyebilir?
Ufuk Uras'ın karşısına rakip çıkarmadılar diye şükran duyup, bu sol hareketi yada meclise giren biricik ortak sol adayı DTP' nin minnetine mi terkedeceğiz?
Ertuğrul Timur 25.07.2007 21:07:12

—————————————
 

GÜMÜLDÜR'de TİYATRO BULUŞMASI           (9-12 Ağustos 2007)

"Etkinliklerin saatleri daha sonra belli olacaktır. Bu bir program taslağıdır. Konular ve isimler 15 Temmuz'da netleşecek ve bu siteden girilecektir. Etkinlik bütün bir ilçeye yayılacak her etkinliği katılan grupların izlemesi sağlanacaktır. Bir kamp şeklinde düşündüğümüz buluşmanın gece kalma 3 öğün yemekli 4 günlük ücreti 100 YTL.dir.

Etkinlikler sıkıştırılmış olmayacak denize girmek ve sohbet etmek için zaman bırakılacaktır."

Etkinliklere, amatör ve profesyonel  tiyatroların yanı sıra, "Üstün Akmen, Dinçer Sümer, Temel Demirer ve Muzaffer İzgü" de yazar olarak çağrılmışlar.

Etkinliğin sayfasına link veriyoruz:

TÜRKİYE TİYATROLAR BULUŞMASI/GÜMÜLDÜR

—————————————

Kemal Oruç, TOBAV hakkındaki iddialarında haklı değilmiş

Meğerse durum şundan ibaretmiş: "sorun iletişim sorunundan kaynaklanıyor."

Kemal  Oruç, TOBAV'la  ilgili ikinci bir yazı yayınladı ve  yaşadıkları (80 seyirciye de yaşattıkları) kepazeliğin bütün suçunu, adını vermediği bir TOBAV görevlisine yükleyip, olayın "iletişim sorunundan kaynaklandığını" açıklayarak TOBAV'ı akladı.

Kemal Oruç, ilk yazısında şöyle diyordu:

"TOBAV ve TOBAV'ın yaptığı herşeye karşıyım!!! Bir tiyatronun oyununu BİLİNMEYEN TİYATROLAR FESTİVALİ'NDE oyuna 1 saat kala PROVA YAPACAĞIZ diyerek engellemiştir! Hem oyuncular hem de seyirciler mağdur kalmıştır! Oyun sahnenin bir üstündeki katta boş bir alanda oynanmıştır!!

Sahne 2 hafta önceden Gibi Yapanlar'a KARMA KABARE'yi oynamak üzere verilmiş ama TOBAV yetkilisi bir "adam" prova yapacağız diyerek herkesi mağdur etmiştir! Ayrıca telefonla aranılan TOBAV BAŞKANI "Sahneyi siz almışsınız 2 hafta önceden tamam da bizim de prova yapmamız lazım, aslında siz haklısınız napalım bu işler böyledir" demiştir!"

Oruç'un yukarıda alıntıladığımız ifadelerinin "tamamen doğru" olmadığı anlaşılıyor. Sonunda, TOBAV'ın İstanbul il başkanı Murat Karasu, Oruç'a bir e-mail göndermiş ve durumun Oruç'un anlattığı gibi olmadığını açıklamış. Bunun üzerine Oruç, ikinci yazısında, yukarıda alıntıladığımız ifadelerden 180 derece dönüş yaparak, şu  cümleleri kuruyor:

"Görülüyor ki sorun iletişim sorunundan kaynaklanıyor."  (...)                          "Kişisel hiçbir durumum yoktur; sizin (Murat Karasu'ya söylüyor. CB) gibi saygı duyduğum bir kişiyle platformlarda tartışmak değil, tanışıp sohbet etmek isterim.                        (...)                         "Sonuç olarak TOBAV’ın Türkiye kültür sanatına verdiği desteği, yaptığı büyük ve yararlı organizasyonları kimse görmezden gelemez. Amacım insanları TOBAV’a karşı kışkırtmak değil; sadece bilgilendirmektir."              (...)                                   "Ben de, eğer yararlı bir şekilde kullanılacaksa, Afife Jale Sahnesi’nin TOBAV’da kalmasından yanayım."

Görüldüğü üzere, Kemal Oruç, TOBAV'la sonunda can ciğer kuzu sarması olmayı tercih ediyor. Oruç, başına gelen kepazeliği hak etmiş olabilir. Ama onu izlemeye giden 80 seyircinin hak etmediğini ummak istiyorum.

Olay "iletişim sorunundan kaynaklanıyor"duysa, Kemal Oruç, yazısını yazmadan önce Murat Karasu'yla iletişim kursaydı. Karasu'nun, en başından beri iletişime açık olduğu anlaşılıyor.

Bu olay, beni, yalnızca kendi bildiğim, kendi yaşadığım sorunları yazmakla suçlayanlara bir cevap olsun! Başkalarının yazdığı/yaşadığı sorunların altından işte böyle çapaklar çıkıyor. Bir cevap geliyor ve olayı yaşayan şahıs 180 derece dönmek ve tüm iddialarını geri almak zorunda kalabiliyor. Oysa benim açıkladığım skandallarda bana büyük bir genellikle cevap verilemiyor. Ender olarak cevap verildiğinde ise, cevap veren, benden aldığı cevaptan sonra, cevap verdiğine vereceğine bin pişman oluyor.

Oruç'un ikinci yazısı tüm sitelerimizde yayınlanabilecek türden, "zararsız" bir yazı. tiyatrom.com'da da (birinciyle birlikte aynı anda, aynı sayfada) yayınlandı. Önce Hilmi Bulunmaz'ın sitesindeki versiyona, sonra, tiyatrom.com'daki versiyona link veriyoruz:

"TOBAV POLEMİĞİ 2"

TOBAV POLEMİĞİ 1 ve 2

—————————————

TOBAV'ın TOBAV hakkında söyledikleri, hamasi palavralardan ibaret değilse; TOBAV, Kemal Oruç'un teşhir ettiği TOBAV kepazeliğine karşı, (ak pak inkar yöntemi dışında) inandırıcı bir açıklama yapmalıdır. Yapamıyorsa...

Beşiktaş Belediyesi, TOBAV'ı Afife Jale sahnesinden attığı için alkışlanmalıdır

Tobav yetkilisi Orhan Kurtuldu, Beşiktaş Belediyesi Başkanlığı'na bir açık mektup yazmış (tiyatrom.com'da yayınlanmış olan söz konusu mektubun linkini bu metnin altında bulacaksınız.) Kurtuldu diyor ki:

"Tobav yıllardır bu sahnede yaptığı etkinliklerle sanatı yaşam biçimine dönüştürerek, toplumun aydınlanmasına katkıda bulunarak Afife Jale Sahnesi’ni Beşiktaş Belediyesi’nin de gurur duyacağı bir aydınlanma merkezine dönüştürmüştür.

(...)

Tobav ; “Cumhuriyetin Temeli Kültürdür.” düşüncesini kendisine misyon edinmiş, demokrasi kültürünün yaşama geçmesi için ,daha yaşanılır bir dünya yaratmak için , ülkemizi ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyen anlayışla yılmadan mücadele eden Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin sigortası niteliğindeki kuruluşlarından biridir.

Ancak, sizin Beşiktaş Belediyesi Başkanı olarak Tobav’ın bu saygın yapısına rağmen Tobav Yönetimiyle hiçbir diyalog kurma isteğinde bulunmayarak anlaşılamaz bir tutum içinde olmanızı ve Afife Jale Sahnesinin işletmesini Tobav’dan almak isteğinizi anlayabilmiş değiliz.

Sizler bu tutumunuzla ülkemizin çağdaş sanat kurumlarını yıkmak isteyen AKP karanlığından daha tehlikeli bir tutum sergilediğinizin farkında mısınız?"

Ama "Gibi Yapanlar" tiyatro topluluğundan Kemal Oruç'un yazdıkları doğruysa; bizler, TOBAV'ın,  ("demokrasi kültürünün yaşama geçmesi için ,daha yaşanılır bir dünya yaratmak için , ülkemizi ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyen anlayışla yılmadan mücadele eden" bir
kuruluş olduğuna inanmak bir yana; tam tersine) karanlık kafalarca yönetilen, baskıcı, antidemokratik ve kültür düşmanı bir kuruluş olduğuna ve asıl bizlerin TOBAV'la yılmadan  mücadele etmemiz gerektiğine inanmak zorundayız.

Kemal Oruç'un anlattıkları doğruysa, (Ben, kendi payıma, Oruç'un yalan söylüyor olması için hiçbir neden tasavvur edemiyorum)TOBAV'ı Afife Jale'den atacağı için, Beşiktaş Belediyesi'ni alkışlamalıyız. (Tabii, TOBAV'ı attıktan sonra, Afife Jale'yi TOBAV'dan beterine de teslim edebilirler. Ama onu o zaman eleştiririz.) 

TOBAV yetkilisi Kurtuldu, "Uluslar Arası Tanınmış ve Kabul Edilmiş En Etkili Sanat örgütü", "Türkiye ve Dünya Sanat Kuruluşlarıyla ilişkileri en güçlü ve dünya ülkeleri ile ülkemiz arasındaki köprü niteliğindeki kuruluşu" gibi tanım ve ifadelerle, sahip oldukları uluslararası ilişkileri hatırlatarak ve TOBAV'ı Afife Jale'den atarsa ülkeyi ortaçağ karanlığına sürüklemiş olacağını iddia ederek, aklınca, Beşiktaş belediye başkanını tehdit etmeye, onun üstünde baskı kurmaya çalışıyor. Hiçbir başkanın bu çocuksu yöntemlerden etkilenip fikir değiştireceğini sanmıyorum. Bizce, Kurtuldu'nun bu yazısı, TOBAV'a herhangi bir kamu mülkünün emanet edilemeyeceğini kanıtlamaya tek başına yeterli. Ama  bir de Kemal Oruç'un tanıklığı var ki, TOBAV'ın topoğrafyasını tam olarak ortaya koyuyor.

Şuna da dikkat çekelim: Kemal Oruç, TOBAV'la yaşadıklarını, acaba  Hilmi Bulunmaz'ın tiyatroyun.com adlı sitesinden başka bir yerde yayınlayabilir miydi? Pek sanmıyorum. Çünkü tiyatro sitelerimiz, hakikate önem vermezler; rantabiliteye  önem verirler. Kemal Oruç  adlı  bir amatör tiyatrocu ile koskocaman TOBAV örgütü arasında seçim  yaparken, kendileri için rantabl tercihin hangisi olduğuna önem verirler. TOBAV'a karşı cephe almaktansa, hakikate karşı cephe almayı, hakikati okurlardan saklamayı tercih ederler. "Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı"nda, "Çığ skandalı"nda, "Omurgasızlar skandalı"nda, "Ölüleri Gömün skandalı"nda da, tercihleri hep hakikati okurlardan saklamak yönünde olmuştur.

Aşağıda, önce TOBAV yetkilisi Orhan Kurtuldu'nun  (hamaset ve gözdağı kokan, AKP karşıtı cephenin  niçin inandırıcı  olamadığını ortaya koyan ve muhalif cephenin AKP'ye karşı bile niçin seçim kaybettiğine/kaybedeceğine  ışık tutan) yazısının linkini sunuyoruz.

Hemen sonra da Kemal Oruç'un TOBAV'la ilgili tanıklığına link veriyoruz:

1. Beşiktaş Belediyesi Başkanlığına Orhan Kurtuldu

2. TOBAV polemiği ve deniz yıldızı hikayesi            Kemal Oruç

Not: Yukarıdaki yayınımızdan sonra, Kemal Oruç'un yazısı, (daha derli toplu bir mizanpajla) tiyatroevi.com adlı sitede de yayınlandı. Linkini veriyoruz:

"Kemal Oruç'un TOBAV Yazısı"

—————————————

Serdar Orçin iyileşti!

Bu sütundaki linklerin iki öncesi aktardığımız haberde (Zeki Demirkubuz tarafından Albert Camus'nün "Yabancı" adlı romanından serbest biçimde uyarlanarak yazılıp yönetilmiş) "Yazgı" (2001) adlı filmde oynadığı olağanüstü baş rolle tanınan Serdar Orçin'in, geçirdiği bir trafik kazası sonucu ağır yaralanıp yoğun bakıma alındığını aktarmıştık.

Neyse ki, haber, ilk anda kulağa geldiği kadar, vahim çıkmadı ve tiyatroevi.com, bu kez de, (yine Cüneyt İngiz imzalı ve yine "unsurları eksik" bir haberle) Orçin'in iyileştiğini duyurdu.

Haberi, bu kez (geçen defakinin tersine) "doğru çıkması" umudu ve dileğiyle linkliyoruz:

SERDAR ORÇİN İYİLEŞTİ!

————————————

Cem Erciyes ve Tuğrul Eryılmaz'ın "düzeltme özürlü entelektüeller" liginde yalnız olmadıkları anlaşıldı

Şair gazeteci Atılgan Bayar, gazeteci Can Dündar'ı fena halde "düzeltmiş"...

Cem Erciyes ve Tuğrul Eryılmaz sayesinde öğrenmiştik ki; bir insanın hem insan hakları savunucusu, ilerici, demokrat bir entelektüel; hem de yazarların cevap hakkını tanımayan, sansürcü bir gazete yöneticisi olması, ülkemizde mümkündür. (Bakınız: Radikal Kitap'ın yayınlamadığı "düzeltme")

Atılgan Bayar'ın teşhir ettiği Can Dündar olayı, yayın piyasamızda, düzeltme yapmayı sevmeyen, "düzeltme özürlü" demokratlarımızı, çölde kutup ayısı türünde nâdirâttan değil, denizde kum misali âdiyâttan saymamız gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Bu ülkede, değil bilen adamlar, "bilmediğini bilen adamlar" bile nâdirât. O yüzden bizler, Nâzım Hikmet'in yaptığı gibi "putları devirmek" misali iddiali işlerle uğraşmak yerine, ülkenin aydınlanması adına ancak "balonları patlatmakla" yetinmek zorunda kalıyoruz.

Şimdi iki link birden veriyoruz:

Birincisi, Can Dündar'ın Milliyet'te çıkmış ve (diğer yanlışlarının yanında) Boccacio'nun ressam olduğunu da söyleyen yazısı.

İkincisi ise, Atılgan Bayar'ın, Habertürk'te çıkmış, Can Dündar'a (Bu arada, dolaylı olarak, Cem Erciyes ve Tuğrul Eryılmaz'a da) "düzeltme ahlakını" ve düzeltmenin nasıl yapılacağını öğreten yazısı:

1) Can Dündar: DAĞILMIŞ PAZAR YERLERİ GİBİ...

2) Atılgan Bayar:      CAN DÜNDAR ENTELEKTÜELİST BİR BALONDUR

————————————

Zeki Demirkubuz'un Albert Camus'den uyarlayıp yönettiği  "Yazgı" (2001) adlı filmdeki olağanüstü oyunuyla Türk sinema tarihinin unutulmazları arasına girmiş olan...

Genç oyuncu Serdar Orçin, geçirdiği trafik kazası sonucu, yoğun bakımda

Cüneyt İngiz'in, bu kaynağı belirsiz ve unsurları eksik kara haberini tiyatroevi.com sitesinde gördük. Şaka ya da abartı olmasını umarak ve dileyerek, habere link veriyoruz:

ŞEHİR TİYATROLARI OYUNCUSU SERDAR ORÇİN HASTANEDE YOĞUN BAKIMDA

————————————

"Çığ" skandalını okurlardan saklayan A. Ertuğrul Timur, "Çığ"a ilişkin başarı(!) haberleriyle okurları eşek yerine koymaya devam ediyor.

"Çığ"ı sevebilen çok sayıda entelektüelimizin zekâsını baz alıp da, kendimizi ülke olarak kötü hissetmemize pek de fazla gerek yok. Aşağıda tiyatrom.com'daki metnine link verdiğimiz haberde de görüldüğü üzere, "Çığ"sever zekâlar dünyanın her yerinde bulunabiliyor.

Neyse ki, Türkiye'de ve Türkçe'de, Coşkun Büktel gibi biri çıkabiliyor, "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" gibi bir yazı yazabiliyor ve entelektüel zekâ bakımından bu toprakların "tamamiyle" çöl olmadığını kanıtlayabiliyor.

Büktel'in oyunlarını DT repertuarından yıllarca dışlamış olan DT repertuar kurulu eski üyesi Tuncer Cücenoğlu, Büktel'in "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" gibi eleştirel yazılarını aforoz edip sayfalarından dışlayan, halktan saklayan, kendisi gibi sansürcü tiyatro dergilerine ve tiyatro sitelerine ne kadar şükretse azdır.

Daha önce de bir çok kez ilan edildiği ve bilindiği üzere, coskunbuktel.com'daki tüm yazılar, kaynak belirtilmek ve tahrif edilmemek koşuluyla, tüm sitelerin kullanımına açıktır ve tiyatro sitelerimizin hiçbiri her şeyi bilmesi gerekmeyen eşekler olarak gördükleri, eşek yerine koydukları okurlarını Büktel'in uyarıcı ve zihin açıcı yazılarından yararlandırmaya ne yazık ki, yanaşmıyorlar. Bu siteler, okurlarına yalnızca aşağıda linkini verdiğimiz türden (çoğu zaman kaynağı belirsiz) haberleri layık görmekte, ama haberlerin arka planına, "derinine" ilişkin, "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" gibi Büktel yazılarında teşhir edilmiş çarpıcı gerçekleri, belgeleri, okurlardan saklamayı tercih etmekteler. (Ne diyelim: Tarih alayının taksiratını affetsin!)

Bu defaki "Çığ" haberini A. Ertuğrul Timur'un tiyatrom.com adlı sitesinden aktarıyoruz.

Çığ'ın Rusya başarısı sürüyor

————————————

Turgay Tanülkü, "kader mahkumlarıyla" tiyatro yapmayı sürdürüyor:

Erman Canatan'ın "Batakhane Güzeli", Bayrampaşa Cezaevi Topluluğu'nca sergilendi

DT sanatçısı Turgay Tanülkü, yıllardır, bıkmadan, usanmadan, tutuklu ve hükümlülere yönetmen olarak misafir olup, onlarla tiyatro yapmayı sürdürüyor. Efnan Atmaca'nın ilk kez olarak Radikal'de çıkan haberini, Gölge Tiyatro sitesinde gördük. Gördüğümüz sayfaya link veriyoruz:

"Çıkınca oyuncu oluruz belki"

————————————

"Devlet sadakası yerine her okula bir salon!" kampanyasını görmezden gelen tiyatrom.com yazarlarına, Nesrin Gülhan'ın tepkisi


"Neredeler?
Tiyatrom, bu kampanyayı başlatmakla çok doğru bir iş yaptı. Bu eşitliği sürekli tartışma konusu olan ve tiyatro dünyasını kamuoyu önünde küçük düşüren göstermelik yardım, son bulmalı, daha gerçekçi yatırımlar yapılmalı. Ama benim anlayamadığım; tiyatrom'da haberi çıkan topluluklar, tiyatrom'da yazarlık yapanlar nerede? Onlar tiyatrom'un bu kampanyasını desteklemiyorsa, başkalarından destek beklemek ne kadar gerçekçidir? Yoksa onlar da kimseyle ters düşmemek için görmezden gelmeyi mi seçiyorl
ar?"                  Nesrin Gülhan                    (14 Haziran 2007)

A. E. Timur'un, Tiyatrom.com'da başlattığı, "Her okula bir salon" kampanyası, genişleyerek sürüyor. Okurlar, Timur'un sağladığı özgür alanda, devletten harçlık alan ve dağıtım komisyonunun başına geçip aslan payını kendilerine ayıran tiyatroculara karşı tepkilerini dile getirmek fırsatını buluyorlar. (Okurlara bu fırsatı sunan Timur'un nasıl olup da Özdemir Nutku skandalını görmezden gelebildiğini ve okurlardan gizleyebildiğini bir türlü anlamıyorum.)  Nesrin Gülhan'ın tepkisini tiyatrom.com'dan aktardık. Diğer tepkileri okumak için, tıklayın:

www.tiyatrom.com

————————————

Yolsuzluk nedeniyle 9 yıl hapis cezası almış olan DT eski genel müdürü Rahmi Dilligil; Doğu Perinçek'in İşçi Partisi tarafından, Sakarya iline 1. sıradan milletvekili adayı gösterildi.

"Kamuoyunda '1. Perde Operasyonu' olarak bilinen Bursa Devlet Tiyatrosu’ndaki yolsuzluk iddiaları ile yargılanarak 9 yıl hapis cezasına çarptırılan, bu ceza  sonrasında mahkeme tarafından 3 yıl 1 aya indirilen (Haber için tıklayınız) Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü İ. Rahmi Dilligil, İşçi Partisi’nin Sakarya ilinde 1. sıra adayı. 

 

Dilligil’in aldığı ceza şu anda Yargıtay’da görüşülüyor. Yargıtay onaylarsa bir süre daha hapis yatacak olan Dilligil’in adında 'İşçi' olan bir partiden aday gösterilmesi tiyatro kamuoyunda şaşkınlıkla karşılandı.

 

Yolsuzluklarla ilgili çok şey söyleyen işçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in ise yolsuzluktan mahkum olmuş kişileri aday göstermesi şok etkisi yarattı."

 

Haberi, tiyatrodergisi.com.tr'de gördük. Haberin tamamı için aşağıdaki linki tıklayınız:

 

 

Seçimlerde İ. Rahmi Dilligil 1. Sıra

 

————————————

Neşet Erguvan, Ali Poyrazoğlu'nun bilinmeyen bir ayıbını teşhir ediyor.

A. E. Timur'un, Tiyatrom.com'da başlattığı, "Her okula bir salon" kampanyası, genişleyerek sürüyor. Okurlar, Timur'un sağladığı özgür alanda, devletten harçlık alan ve dağıtım komisyonunun başına geçip aslan payını kendilerine ayıran tiyatroculara karşı tepkilerini dile getirmek fırsatını buluyorlar. (Okurlara bu fırsatı sunan Timur'un nasıl olup da Özdemir Nutku skandalını görmezden gelebildiğini ve okurlardan gizleyebildiğini bir türlü anlamıyorum.) Tepkiler öylesine sert ki, "Tak tak Takıntı" için 92 milyar YTL ödenek alacağı söylenen Ali Poyrazoğlu'nun ya da "Fername" için yine 92 milyar ödenek alacağı belirtilen Ferhan Şensoy'un yerinde olmayı hiç istemezdim. Bazı okurlar, Poyrazoğlu'nun İzmir'deki gösterisinde, "Ali, paramızı geri ver!" diye pankart açacaklarını bile ilan etmişler.

Neşet Erguvan adlı bir okur ise, bence, Poyrazoğlu'na en ağır darbeyi vurmuş. Bakın sayın Erguvan, tiyatrom.com'a gönderdiği mesajda ne anlatıyor

"Ali'dir ne yapsa yeridir

9 yıl önce... Ali Poyrazoğlu Eskişehir'de 'Eski Çamlar Bardak Oldu' adlı oyunu oynayacaktı. Biletleri satıp paraları toplayan kişi ortadan kayboldu. Ali Poyrazoğlu parasını alamayınca oyunu oynamadan İstanbul'a döndü. Oysa başka kim olsa yüzlerce seyirciyi mağdur etmezdi.
Bu kadar para düşkünü biri elbet devletin yardımının da peşinde koşar, Efes Pilsen'in de... Hatta gene olsa gene sex filmi de çeker.
AKP nin kültür bakanı da ona yardım eder.
Pırıl pırıl gençlere yatırım yapıp aydınlanmaya ışık tutacak değil ya!"

Ahlakını değilse de yeteneğini takdir ettiğim bir oyuncu olan Ali Poyrazoğlu, sayın Erguvan'ın açıklamalarına karşı diyecek bir şey bulabilirse, sitemiz (herkese olduğu gibi) kendisine de açıktır.

"Her okula bir salon" kampanyasında, sayın Poyrazoğlu'nun da imzasını görmek dileği ve umuduyla, kampanyaya destek vermek isteyenlerin tıklaması gereken adresi aşağıya aktarıyoruz:

www.tiyatrom.com

————————————

Sefa Kaplan, yasal korsan kitapları sorguluyor!

"İskele Yayınları, bir ay içerisinde Tolstoy’dan Dostoyevski’ye, Balzac’tan Hemingway’e 55 klasik eseri birden yayımlayarak herkesi şaşırttı.

Yeni kurulan İskele Yayınları, bir ay içerisinde Tolstoy’dan Dostoyevski’ye, Balzac’tan Hemingway’e 55 klasik eseri birden yayımlayarak herkesi şaşırttı. Yayıncılar, yayınevinin eski çevirileri küçük değişikliklerle yeniden yayımladığını ve çevirmenlere telif ödememek için böyle bir yola başvurduğunu iddia ediyor. Yayınevi ise bu kitapları satın aldığını söylüyor."

Sefa Kaplan'ın ilk kez Hürriyet'te yayınlanmış olan yazısını, biz www.hilmibulunmaz.blogspot.com adresinde gördük. Gördüğümüz sayfaya link veriyoruz:

Yayıncılık mucizesi: Bir ayda 55 klasiği çevirip yayınladılar!

————————————

Radikal Kitap'taki "Theope" yazılarına itirazımız var.

Radikal Kitap, "Theope" üzerine, önce 25 Mayıs 2007 sayısında, bir paragraflık, imzasız, kısa bir duyuru yazısı yayınladı (sayfa 34). İki hafta sonra, 8 Haziran 2007 sayısında ise, Abidin Parıltı imzasıyla yarım sayfalık bir tanıtma yazısı yayınladı (sayfa 27). Her ay yüzlerce kitabın yayınlandığı bir kitap piyasasında, Radikal Kitap'ın (reklam almadığı halde) kitabımıza gösterdiği bu ilgiye teşekkür ediyoruz. Ama ne yazık ki, yayınlanan yazıların içeriklerinde yer alan bazı öğelere (kesinlikle düzeltilmesi gerekli somut bir yanlışı da içeren bazı öğelere) itirazımız var.

Derginin yöneticisi Tuğrul Eryılmaz'la konuyu görüştüğümüzde, sayın Eryılmaz bize, yayınlanan yazıdan daha uzun olmamak kaydıyla bir cevap yazısı yazdığımız takdirde, cevap hakkımızı kullandıracakları konusunda garanti verdi.

Eryılmaz'dan aldığımız garanti üzerine, Radikal Kitap'ın standartları dahilinde bir cevap metni yazıp Radikal Kitap'a gönderdik. O cevap yazımızı, Radikal Kitap'ta yayınlandıktan sonra, sitemizde de yayınlayacağız. Şimdilik, Radikal Kitap'taki (itiraz ettiğimiz) Abidin Parıltı imzalı Theope yazısının internet versiyonuna link vermekle yetiniyoruz:

"Uğruna kentler yakılan kadın"

————————————

Hilmi Bulunmaz, Semih Çelenk'in eleştirilerine karşı beklenen cevabını sonunda yayınladı:

Semih Çelenk'in "Sınırda" dergisinde yayımlanan: "internette tiyatro üzerine kayıkçı kavgaları ya da hilmi bulunmaz'a açık mektup" başlıklı yazısının beni ilgilendiren bölümlerini ben, 31 Mayıs tarihinde yayınladığım "Coşkun Büktel'in 'Kayıkçı Kavgalarını' okumak..." başlıklı yazımla yanıtlamıştım. Çelenk'in yazısının asıl muhatabı olan Hilmi Bulunmaz da, sonunda Çelenk'in dergi yazısını, tek kelime kısaltmadan dizip tiyatroyun adlı sitesinde yayınladıktan sonra, cümle cümle cevapladı.

"Internet... Semih Çelenk net değil..." 

————————————

Coşkun Irmak, belediyelerde tiyatro yapmanın zorluklarına ışık tutuyor

"Bir kere; yaptıkları işle, uğraştıkları sanat alanıyla ilgisi bulunmayan bir istihdam düzeni içindeler. Belediyeye bağlı şirketlerin işçisi konumundalar. Bu da, tiyatro topluluğunun devamlılığı ve kurumsallaşması önünde büyük bir engel. Bugün sahnede görüp, alkışladığınız bir oyuncuyu; diyelim ki başkan değişti ya da başkanın düşüncesi değişti; belediyeye bağlı bir parkta çiçek sularken görebilirsiniz. Geçmişte buna benzer şeyler yaşandı."

Irmak'ın yazısını tiyatrom.com'dan linkliyoruz:

Belediyelerde Tiyatro

————————————

Kıbrıslı tiyatro sanatçısı Kemal Tunç öldü

tiyatrom.com'un kaynak belirtmeden aktardığı haberi, tiyatrom.com'dan aktardık.

————————————

Kemal Oruç, Ümraniye seyircisi hakkında, oldukça düşündürücü bir anekdot aktarıyor.

Oruç'un kemaloruc.com'daki yazısına tiyatrom.com'un verdiği linkten ulaştık. Aynı yazıya biz de link veriyoruz. Ama Oruç'a şu uyarıyı da yapmadan geçmeyelim; yazısının daha önce yayınlanmış ikinci bölümünde, Oruç, şöyle bir cümle kuruyor:

"Peki soruyoruz: 2 ay bittikten sonra 1 YTL'ye oyun izlemeye alışan seyirci 7,5 YTL'ye bilet alacak mı?"

Kemal Oruç bu soruyu 12 Aralık 2006'da sormuş.

Oysa Üstün Akmen, aynı soruyu, Oruç'tan 20 gün önce, (20 Kasım 2006) aşağıdaki  ifadelerle zaten sormuştu:

"Bilet fiyatları Şubat ayından sonra eski fiyatlarına çıkarıldığındaysa sonuç şimdiden belli. 1 YTL’na alışmış seyirci, müzikal bir oyuna 7,5, normal oyuna 6,5 YTL vermeyecek. Vermeyecek ve gelmeyecek. O zaman, boş salonlara oynayacak tiyatrocularımız adına kim üzülecek? Bu kararın altına imza atanlar mı,"

(Bakınız: "1 YTL'lik bilet ucuz popülizm")

Biz o zamanlar, Akmen'in bu sorusunu haklı bulmuş, ama bu soruyu kendimiz soruyormuşuz gibi yapmadan, sayın Akmen'den alıntı yaparak (link yazılarımızdan birinde) gündeme getirmiştik. Yani  "alıntı namusu" kavramına uygun davranmıştık.

 "Alıntı namusu" Kemal Oruç'a da yakışırdı diye düşünüyoruz. Oruç, Üstün Akmen'in yukarıda aktardığım ifadesini okumamış olsa bile, masum sayılamaz. Çünkü yazı yazdığı konuda kendisinden önce neler söylendiğini araştırmak ve bilmek zorundaydı.

Türk tiyatrosunda "alıntı namusu" kavramının herkesçe önemseneceği güzel günlere olan özlemimizi bir kez daha belirttikten sonra; Oruç'un, (Ümraniye seyircisi özelinde  tiyatromuzun seyirci yelpazesinin en uç dilimlerinden biri hakkında)okurları aydınlatan şaşırtıcı tanıklığına link veriyoruz:

"Keşke Haklı Çıkmasaydım!"

 

 

 

© coskunbuktel.com