Bengi Yayınları'nda,
Milli Mücadele ve Meşrutiyet'e ilişkin
iki önemli kitap
|


Ahmet Efe,
"Çerkez Ethem"
(Düzeltilmiş ve
Genişletilmiş 2. Basılış)
Mustafa Ragıb,
"Manastır'da Patlayan
Tabanca"
(1935'te Akşam
gazetesinde tefrika edilmesinden beri, kitap
halindeki ilk basılış)
|
Radikal Kitap'ın yayınlamadığı
"düzeltme"
|
"THEOPE" HAKKINDAKİ ŞEHİR EFSANELERİNE DAİR
Coşkun Büktel
30 Haziran 2007
Aşağıdaki yazıyı,
Radikal Kitap dergisinde "Theope"yle ilgili
olarak yayınladıkları bazı yanlış bilgileri
düzeltmeleri için, Radikal Kitap yöneticilerine
(Tuğrul Eryılmaz, Cem Erciyes) göndermiştik.
Tuğrul Eryılmaz'ın cevap hakkımızı
kullandıracakları konusunda garanti vermesi
üzerine, Radikal Kitap dergisinin diline ve
formatına uygun biçimde kaleme aldığımız bu kısa
yazı, ne yazık ki, Cem Erciyes engeline takıldı
ve Radikal Kitap'ta yayınlanmadı.
|
|
REZALETİN
"SON SAHNE"Sİ
Coşkun Büktel
29 Haziran 2007
Yakın geçmişte birkaç sayı çıkıp batan "Son
Sahne" adlı tiyatro dergisi hakkında,
batmasından önce yayınladığımız bu eski yazıyı,
gördüğümüz lüzum üzerine, bugün tekrar sunuyoruz.
|
"Ölüleri Gömün" skandalı: 1
|
NELER OLMUŞTU?
Coşkun Büktel
22 Haziran 2007
"Ölüleri
Gömün" skandalının günümüzde vardığı yeni
aşamaları aktarmaya başlamadan önce, skandalın
geçmişini hatırlatmayı uygun buluyoruz. |
|
İlk
kez "burada" yayınlanıyor!
"CİNCİ HOCA"
Coşkun Büktel
20 Haziran 2007
Bilindiği üzere, Büktel'in
"Haram Lokma Sendromu" adlı, müzikli
skeçlerden oluşmuş bir komedyası var. Henüz
yayınlanmamış ve oynanmamış bu komedya on iki
skeçten oluşuyor. Komedyamızın
"Kutsal
Aile" adlı onuncu
skecini 21 Mayıs 2007'de ve
"Gösteri Devam Etmeli"
adlı üçüncü skecini 8 Haziran 2007'de, bu sitede sunmuştuk.
"Haram Lokma Sendromu"nun
bugün de
"Cinci Hoca"
adlı ikinci skecini sunarak, komedyamızın üç
skecini sitemizde yayınlayacağımıza ilişkin
verdiğimiz sözü tutmuş oluyoruz.
TIKLAYIN |
|
"GÖSTERİ DEVAM ETMELİ"
Coşkun Büktel
8 Haziran 2007
Bilindiği üzere, Büktel'in
"Haram Lokma Sendromu" adlı, müzikli
skeçlerden oluşmuş bir komedyası var. Henüz
yayınlanmamış ve oynanmamış bu komedya on iki
skeçten oluşuyor. Komedyamızın
"Kutsal
Aile" adlı onuncu
skecini 21 Mayıs 2007'de bu sitede sunmuştuk.
"Haram Lokma Sendromu"nun
bugün de
"Gösteri Devam Etmeli"
adlı üçüncü skecini sunarken, ileride bu
skeçlerin bir tanesini daha sitemizde
yayınlayacağımızı bir kez daha haber vermiş olalım.
TIKLAYIN |
|
"Lysistrata" Tartışmasında
yeni belgeler |

"LYSİSTRATA"YA YAS MI
YARAŞIR? —4
Coşkun Irmak / 4 Haziran 2007
Irmak'ın , DT sorunları hakkında
"içeriden" biri olarak ve "samimiyetle" yazması, tiyatro severler
için gayet ender rastlanır, önemli ve aydınlatıcı bir fırsat.
Irmak, bu kez de, Kemal Başar'ı DT'de
yönetime getiren yönetim anlayışını yeni belgelerle mahkûm ediyor.
TIKLAYIN!
|
Büktel'den komik bir skeç
|
"KUTSAL AİLE"
Coşkun Büktel
21 Mayıs 2007
Bilindiği üzere, Büktel'in
"Haram Lokma Sendromu" adlı, müzikli
skeçlerden oluşmuş bir komedyası var. Henüz
yayınlanmamış ve oynanmamış bu komedya on iki
skeçten oluşuyor. Komedyanın
"Kutsal Aile"
adlı onuncu skecini sunarken, ileride bu
skeçlerin iki tanesini daha sitemizde
yayınlayacağımızı şimdiden haber vermiş olalım.
TIKLAYIN |
|
GÜNCELLEME:
NOT: Aşağıdaki
"İbret Verici Omurgasızlık
Belgeleri" başlıklı yazımın 9 Mayıs
2007'de yayınlanmasından kısa süre sonra, yazıda
yaptığım alıntıların pek çoğunun kaynağı olan
www.tiyatrodergisi.com.tr
arıza yaptı ve izlediğim kadarıyla şu an'a –12
Mayıs 2007. 03. 40– kadar da arıza giderilemedi. tiyatrodergisi.com.tr'nin arızası, dilerim ki,
tez zamanda giderilir. Bu süre içinde, yaptığım
alıntıların
–verdiğim
linklerin– kaynağının
okurlarca test edilemiyor
oluşu, beni fazlasıyla rahatsız ediyor. O
nedenle siz okurlara şu kadarını en baştan
belirtmek isterim ki, kaynaklarını "şu an"
göremediğiniz alıntılarla/belgelerle suçladığım
şahıslardan hiçbiri, yaptığım alıntıların ve
gösterdiğim belgelerin gerçekliği konusunda
herhangi bir itirazda bulunmuş değildir. Ve
umarım ki, tiyatrodergisi.com.tr'deki arıza
giderilip de site yeniden yayına başladığında,
yazımdaki belgelerin link verdiğim kaynaklarında herhangi
bir "arızayla" karşılaşmayacağızdır. |
Ahmet Levendoğlu, Yücel Erten,
Güngör Dilmen, Özdemir Nutku
ve Tuncer Cücenoğlu'dan
|
(Başka
sitelerin yazamadığı)
İBRET VERİCİ OMURGASIZLIK BELGELERİ
Coşkun Büktel
9 Mayıs 2007
Kültür Bakanı Atilla Koç,
Lemi Bilgin'i DT genel müdürlüğünden aldığı
zaman, hatırlarsınız, kıyametler kopmuştu.
Tiyatrocular, bireysel olarak ve örgütler
aracılığıyla, bakan Koç'un (en hafif tanımıyla
"şık olmayan") siyasal müdahalesini protesto
etmişlerdi. Bakanın Lemi Bilgin'i azledip yerine
Mine Acar'ı vekaleten genel müdür atamasına
tepki olarak, kimi sanatçılar oyunlarını,
kimileri reji önerilerini, Cem İdiz ise oyun
müziklerini, DT'den geri çekmişlerdi. DETİS
ise bakanı mahkemeye vereceğini açıklamıştı.
Bu tepkilerin bazıları
(örneğin DETİS başkanı Mehmet Ege'nin tepkisi)
hâlâ sıcaklığını ve geçerliğini korurken; bazı
"büyük" sanatçılarımız, ne yazık ki,
tepkileri yüzünden daha fazla maddi kayba
uğramayı göze alamadıklarından, avuçlarını
yalamaktansa tükürdüklerini yalamayı tercih
ettiler.
O "sanatçılarımızı"
belgelerle teşhir ediyor, bizim bilmediğimiz
başka omurgasızlık örneklerini ve belgelerini
bilenlerden de (yazımızı eklerle geliştirmeye
hazır olarak) katkı bekliyoruz.
TIKLAYIN |
|

|
|

THEOPE'NİN
ARKA KAPAĞINI OKUMAK İÇİN
RESME TIKLAYINIZ!
|
|


BENGİ ÇEVİRİSİYLE
TOLSTOY (tadımlık):
"Genç kuşağı öyle
eğitmeliyiz ki, genç bir adam, herşeyi yiyip
diğerlerine hiçbir şey bırakmayarak, geçebilmek
için zayıf olanı yolun dışına iterek, başkasının
muhtaç olduğu şeyi cebren alarak kaba
bencilliğini göstermekten şu an nasıl
utanıyorsa, o zaman da, ülkesinin büyümesini
arzulamaktan aynı derecede utansın; kendini
övmek şu an nasıl ahmaklık, maskaralık
sayılıyorsa, o zaman da, kendi ulusunu övmek
―yani
bugün yalanla dolu milli tarihlerde, resimlerde,
anıtlarda, ders kitaplarında, makalelerde,
şiirlerde, vaazlarda ve aptal milli marşlarda
yapılan şey—
aynı ölçüde budalalık olarak görülsün.
Vatanseverliği övdüğümüz ve genç kuşağı onunla
eğittiğimiz sürece, ulusların fiziksel ve ruhsal
hayatlarını yok etmek üzere silahlanmamızın
devam edeceği ve savaşlar olacağı [...]
anlaşılmalıdır."
Tolstoy'un
"Vatanseverliğe Karşı" kitabından
Türkiye'nin Tolstoy uzmanı
Acar Burak Bengi, Tolstoy'un Türkçe'de hiç
yayınlanmamış eserlerini yayınlamak ve Tolstoy
üzerine ülkemizde yaygınlaştırılan hurafelere,
yalanlara, yanlışlara, (bazıları Rusça'dan
yapılmış) yalan yanlış çevirilere, sansürü
açıkça savunan çevirmenlere, sansürcü
çevirmenleri el üstünde tutan yayın çevrelerine
(kısacası, Tolstoy hakkındaki geniş
dezenformasyon faaliyetlerine) karşı çıkmak
amacıyla bir yayınevi kurdu:
Yokuş Yayınları.
Yukarıda ilk iki kitabının
kapaklarını gördüğünüz
Yokuş Yayınları,
dağıtım tekellerinin bazen %60'a varan ve kitap
fiyatlarını okurların aleyhine şişiren aşırı
taleplerine karşı çıkmak için internet üzerinden
satış yapmaya karar verdi. Bu karar uyarınca
www.yokusyayinlari.com
adresli sitesini bugünden (1 Mayıs 2007)
itibaren yayına soktu.
Yokuş Yayınları'nın ilk
kitabı, "Vatanseverliğe Karşı",
Tolstoy'un vatanseverlik üzerine yazdığı (ikisi
uzun, ikisi kısa) dört incelemesini, ilk kez
olarak, Türkçe'ye aktarıyor.
"Sansürlenen Tolstoy"
başlıklı ikinci kitap ise, Bengi'nin Kasım
2005'te E Yayınları'nca yayınlanan "Tolstoy'un
Cevabı" adlı kitabının iki katından fazla
genişletilmiş yeni versiyonudur.
Her iki kitap hakkında daha
ayrıntılı bilgi almak için lütfen
Yokuş Yayınları
linkimizi tıklayınız!
|
Üç paragraf ekleyerek güncelleştirdik
|

DEMİRKANLI'YA SON OLMASINI
UMDUĞUM BİR CEVAP DAHA
Coşkun Büktel
25 Nisan 2007
(...)
"Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları
bile, dürüst insanları iğrenç olmakla
suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini
iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz,
kimin iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz?
Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla
konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız.
Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri.
Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir
başarıdır" gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan
ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için
onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu
iki kere iki dört misali belgelediğimiz
yalanlardan ibaret." (...)
"Kim Değişti?"
başlıklı yazımızla başlayan ve Demirkanlı'nın
iki bölümlük cevap yazısından sonra havlu
atmasıyla (Bakınız: Demirkanlı:
"H. Hilmi Bulunmaz ve
Coşkun Büktel (2)") devam eden
tartışmanın, Büktel tarafından vadedilmiş ve
yazılmış (umarız ki) son yazısı...
Bugün (28 Nisan 2007) yazının sondan üçüncü
paragrafının hemen öncesine, üç paragraf daha
eklemeyi uygun bulduk.
TIKLAYIN |
|
"Lysistrata" Tartışması büyüyor |

"LYSİSTRATA"YA YAS MI
YARAŞIR? —3
Coşkun Irmak / 23 Nisan 2007
"EDİTÖR
DEĞERLENDİRMESİ"
Coşkun Büktel
Büktel, bu kez yalnızca Irmak'ın bu 3.
yazısını değil, Edip Tümerkan'ın Irmak'a ve Irmak'ın Tümerkan'a
cevabını da değerlendiriyor.
Irmak'ın son "Lysistrata"
yazısını,
Tümerkan'ın cevap yazısının linkini,
Irmak'ın cevap yazısının linkini,
Hilmi Bulunmaz'ın konuyu ele alan yazısının linkini
ve Büktel'in "EDİTÖR DEĞERLENDİRMESİ"ni
kronolojik sırayla ve aynı sayfada
bulacaksınız.
TIKLAYIN |
|
Hilmi Bulunmaz,
tiyatroyun.com'da
bir nevi "Demirkanlı'nın
kirli çamaşırları sergisi" başlattı:
Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'i suçlayıcı iki
bölümlük yazısının Bulunmaz ve Büktel'e değil,
kendisine zarar verdiğini sonunda kavrayarak, o
suçlama yazısının anonsunu, sitesinin ana
sayfasından apar topar kaldıran
Demirkanlı'ya karşı...
... kapsamlı bir cevap yazısı
hazırlamakta olan Hilmi Bulunmaz, (Demirkanlı
tarafından "ölülerin arkasından konuşmakla"
suçlanan şu bizim Hilmi Bulunmaz) Demirkanlı'nın eski
yazılarını araştırırken, bugün bakıldığında çok
daha anlamlı görünen satırlarla karşılaşıyor.
Aşağıda, Bulunmaz'ın Demirkanlı'yla ilgili en
anlamlı keşiflerinden birine link veriyoruz:
"DEMİRKANLI
ÖLÜNÜN ARKASINDAN YAZIYOR" |
|

Mustafa Demirkanlı
"H. Hilmi Bulunmaz ve
Coşkun Büktel (2) ve son"
Metnin
sonunda:
"COŞKUN
BÜKTEL'in EDİTÖR DEĞERLENDİRMESİ"
"H. Hilmi Bulunmaz ve
Coşkun Büktel (1)"
Metnin sonunda:
"COŞKUN
BÜKTEL'in EDİTÖR DEĞERLENDİRMESİ"
"Demirkanlı, bu
iddialarını kanıtlamazsa şerefsizdir. Kanıtlıyorum diye, kanıta
muhtaç iddialardan başka bir şey ortaya koyamazsa, yine şerefsizdir.
(Ve bana sorarsanız, Demirkanlı'yı şerefli kılacak üçüncü bir şık
yoktur.)"
(Bakınız: Coşkun Büktel,
"Kim Değişti?")
Demirkanlı'nın
"Kim Değişti?"
başlıklı yazımıza
karşı sitesinde son olarak yayınladığı iki
bölümlük
cevabını da yine "aynen" aktarıyoruz. Demirkanlı ise,
sitesinde, bizim kendisini suçlayan
yazılarımızın bulunduğu sayfaları aktarmak bir
yana, link bile vermekten korkuyor;
Demirkanlı'yı suçlayan "sabit"
sayfalarımıza link vermek yerine, yalnızca, ana
sayfamıza link vererek, okurlara adeta "kaynak
görmek istiyorsanız, gidin orada arayıp bulun!"
diyor. (Aslında uzun süredir bu site yokmuş
gibi davranan Demirkanlı'yı sonunda bu kadarcık
da olsa demokrat kılabilmemiz bile bir mucize.)
"Kim
Değişti?"
başlıklı yazımızdan yukarıya tadımlık olarak
aktardığımız suçlamalara, Demirkanlı'nın verdiği
iki bölümlük cevap yazısını okumak için,
yukarıdaki mavi başlıklara tıklayın! Her iki
bölümün sonunda "COŞKUN
BÜKTEL'in EDİTÖR DEĞERLENDİRMESİ"
başlıklı birer yorum yazısı
bulacaksınız. |
|
DEMİRKANLI'NIN "CEVABI" ÜZERİNE
"BİR DAHA"
GÜNCELLEDİK!!! |

KİM DEĞİŞTİ?
Coşkun Büktel
14 Nisan 2007
Mustafa Demirkanlı
GÜNCELLEME yazımıza, iki
paragraflık bir yazıyla cevap verdi. Demirkanlı
cevabının tam metnini ve Büktel'in Demirkanlı'ya
cevabını
"Kim Değişti?"
başlıklı sayfamıza ekledik. Bu sayfaya ise,
tadımlık olarak, Demirkanlı cevabının ikinci ve
son paragrafını koyuyoruz:
Ancak:
Coşkun Büktel, bir anlamda Hacker'dır,
hacker'larla kol kola olan biridir. Coşkun
Büktel, kendisini ilgilendirmeyen sorunlara
kapalıdır, yakın arkadaşlarının
sahtekarlıklarını bile görmezden gelir. Hırsı
hacker'lığı bile onaylatan Büktel'in bu yüzünü
teşhir etmek şart oldu. Yakında....
(Mustafa
Demirkanlı, 13 Nisan 2007, tiyatrodergisi.com.tr
ana sayfa.)
Büktel'in yukarıdaki
suçlamalara cevabı için...
TIKLAYIN |
|
Coşkun Irmak'ın son yazısı, Coşkun
Büktel'in "editör değerlendirmesi"yle
sitemizde |

"LYSİSTRATA"YA YAS MI YARAŞIR?
Coşkun Irmak / 11 Nisan 2007
"Maaşıma Dokunmayan Yılan Bin Yaşasın!"
Diyenlerden Farklı Bir DT Sanatçısı Daha...
(...) Coşkun Irmak'ın yazısındaki çözümleme
ve mantık
yürütmelerini, Mevlana'dan verdiği misalleri, çok yerinde, zekice ve
yaratıcı bulduk. Irmak'ın yazısı, yalnızca haklılık değil, ustalık
da içeriyor. Irmak'ın kamu oyuna sunduğu Kemal Başar
bildirisi ise, bizce, "vekillerin" psikolojisini ve DT'de tiyatro sanatı
yapmanın imkânsıza ne denli yakın olduğunu kanıtlayan "içeriden" bir
belge olarak, tarihsel önem taşıyor. (...)
Coşkun Büktel'in
"editör değerlendirmesi"nden...
TIKLAYIN |
|
Tuncer Cücenoğlu'nun başlattığı bilgi
kirliliği veba gibi yayılıyor |

KÖRLER KÖRLERİ İZLİYOR!
Coşkun Büktel
30 Mart 2007
(...) Şimdi sormak gerekir: Lütfi
Ö. Akad usta ve onun filmi olan "Kızılırmak-Karakoyun"
hakkında, coskunbuktel.com'da söylenenler mi
gerçektir? Yoksa, Coşkun Büktel'i sansür eden
dergi ve gazetelerde söylenenler mi? Konunun
aslını önemsediği ve açıkladığı için (kılı kırk
yaran özeni ve emeği için) Büktel'e teşekkür mü
edilecektir, "mal bulmuş mağribi" mi
denilecektir? Yoksa konu önemsenmeyip, bilgi
kirliliğinin, yukarıda mavi harflerle linklerini
verdiğim internet sayfalarından, bundan böyle
daha da hızla, veba hızıyla, yayılmasına izin mi
verilecektir?
Sizce okurlar, coskunbuktel.com'daki
gerçeklerden haberdar edilmeye mi layıktır,
yoksa Üstün Akmen'in "Kızılırmak" yazısından
aşağıya aktardığım şu hamasi safsatalarla
uyutulmaya mı? (...)
TIKLAYIN |
|
OYÇED, Özdemir Nutku'yla Onur Duyuyor |

OYÇED'İN ONURDAN ANLADIĞI...
Coşkun Büktel
28 Mart 2007
(...)
"Hepimiz yanlış yoldayız da, bir tek Coşkun mu doğru yolda? Hepimiz
onursuz davranıyoruz da, bir tek Coşkun mu onurlu yani? Akıl sağlığı yerinde bir
insanın böyle bir safsataya inanması mümkün mü? Bir yazar örgütü
baştan sona alçaklardan ibaret olabilir mi? Böyle bir şeyi insanın
aklı alabilir mi? İçimizden bir
tek kişinin bile Büktel'e destek veren bir tek satırını
göremez/gösteremezsiniz! Bunun bir anlamı yok mu? Büktel'in
filolojideki hocası Cevat Çapan bile onur kurulumuzda. Yanımızda. Bunun bir
anlamı yok mu? İçimizden bir tek
kişi bile Coşkun Büktel'in iddialarını desteklemediğine göre, Coşkun
Büktel'in haklı ve onurlu olduğu düşünülebilir mi? Bir tek Coşkun
Büktel'in haklı ve onurlu olduğunu, diğer altmış yazarın haksız ve
onursuz olduğunu düşünmek, akıl, vicdan ve
mantıkla bağdaşacak bir şey mi?
TIKLAYIN |
|

UTANMA EŞİĞİ
Coşkun Büktel
24 Mart 2007
Birkaç ay önce
yazmakta olduğum bu yazıyı, araya giren acil işler nedeniyle
tamamlayamadan bırakmış ve bilgisayarımdaki yüzlerce yazının
arasında unutmuştum. Bugün, yazıyı yeniden keşfettim ama tekrar
okuduğumda yazı bana (aniden bitmesi dışında) "bir deneme olarak"
oldukça "tamamlanmış" göründü. Ben aslında bu denemeyi
OYÇED skandalına
(utanmazlığına) bağlayacak ve bir eleştiri yazısı haline
dönüştürecektim. Bugün okuduğumda, okurların OYÇED bağlantısını
kendilerinin yapabileceğine karar verdim ve yazıya yalnızca, bu
yazıyı esinlemiş skandalların linklerini içeren bir üst başlık
koymayı ve bu önsözü yazmayı yeterli gördüm. Yazının aşağıdaki
metni, birkaç ay önce bıraktığım gibidir ve aniden bitmektedir.
CB / 24 Mart 2007
TIKLAYIN |
Büktel'den Hilmi Bulunmaz'a Uyarı:
|

BÖYLE BİR "OYUN"DA YOKUM
Coşkun Büktel
8 Mart 2007
(...)
Bu durumda, Hilmi Bulunmaz’a,
daha birkaç gün önce, kamuoyu önünde (şartlı
olarak) verdiğim destek taahhüdünü, şartları
yeterli bulmadığım için, geri almak ve bu
kararımı (yine kamuoyu önünde) açıklamak
zorundayım.
Türk tiyatrosunda Coşkun Büktel’e
(bir başka deyişle “hakikate”) “açık” destek
vermeye cesaret edebilen tek tiyatro insanının;
böylesine özensiz bir karaktere sahip olması,
(kılı kırk yaran Coşkun Büktel’in tersine) derme
çatma işleri alışkanlık haline getirmiş olması;
büyük bir talihsizlik.
Okurlar, “Oyun” dergisinde artık
benim yazılarımı okuyamayacaklar. Ama Hilmi
Bulunmaz, ileride, benim onaylayacağım
mükemmellikte bir sayı çıkarabilirse ve benim
katkımı o zaman da hâlâ talep ediyor olursa,
“Oyun” dergisinin sayfalarında okurlarla
buluşmayı, hiç kuşkusuz, ben de tercih ederim.
TIKLAYINIZ! |
|
Kemal Başar gibiler,
onun yüzünden yedikleri onca tokada
rağmen yüzleri hiç kızarmadan, inanılmaz
bir pişkinlikle, onu hâlâ ısıtıp ısıtıp
önümüze sürüyorlar:
|

"YÖNETMEN TİYATROSU" DENEN SALAKLIK
Coşkun Büktel
22 Şubat 2007
(...)
Doğru. Mutfağı bilmek önemli. O nedenle
ben mutfakta da bulundum. Ama yaratıcı
bir zekâya, ifade gücüne ve çözümleme
yeteneğine sahip olmak, kültürel
birikimle donanmış, yalansız, namuslu
bir insan olmak daha da önemli. Ben
bütün bu özelliklere sahip olduğum için,
mutfakta senin kadar fazla vakit
geçirmiş olmasam da, mutfaktan azami
yararı sağlayabildim. Sen ise, "Çığ"ı
beğenmenden de belli ki, tiyatronun
mutfağında, hayatı mutfakta geçen
kedilerin öğrendiğinden daha fazlasını
öğrenememişsin.
(...)
TIKLAYINIZ |
|
"KU KLUX KLAN", SESSİZLİĞİNİ BOZDU:
AMA AÇIKLAMA YAPMAK İÇİN DEĞİL, AÇIKLAMA
İSTEMEK İÇİN...
|

OYÇED NE HAKLA AÇIKLAMA BEKLİYOR?
Coşkun Büktel
16 Şubat 2007
(...) Siz, başkalarından açıklama
istemeden önce, size sorduğum haklı ve
demokratik soruları cevaplamalı ve bir
yazarın en temel haklarını çiğneyen
(çiğnediği kendi ifadesi ―bakınız, Özdemir Nutku,
“Coşkun Büktel’e
Cevap”― ve CD kaydı ile
belgelenmiş) bir şahsı, yazar haklarını
savunmak iddiasındaki bir derneğin (OYÇED)
başına getirmiş olmanızın hesabını
vermeli, özrünü dilemeli ve Özdemir
Nutku’yu Coşkun Büktel’e ve “Theope”ye
iftira etmesi nedeniyle kınadığınızı
belirten (ve beni bile tatmin edecek
ifadeler içeren) bir açıklama metni
yayınlamalısınız. Başkalarından açıklama istemeden
önce, bu topluma borçlu olduğunuz
açıklamayı yapmalısınız. Topluma bu
borcunuzu ödemediğiniz sürece, hiç
kimse, değil size açıklama yapmak, sizi
adam yerine bile koymak zorunda
değildir. (...)
TIKLAYINIZ |
|
(12 Şubat 2007)
BUGÜN, ONLAR DİYORLAR Kİ:
Cumhuriyet dönemi eserlerinden olan ve
korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli bulunan ATATÜRK
KÜLTÜR MERKEZİNİ yıkma çalışmalarına tekrar hız veren Kültür
Bakanlığı bu yapının tescilini kaldırmak için koruma kurullarına
talimat verdi. (...) AKM biz sanatçıların ve sanatseverlerin
ibadethanesidir, yıkılamaz. (...) Yıkmaya da kimsenin gücü yetmez.
(...) Çünkü buna engel olacak kudret damarlarımızdaki asil kanda
mevcuttur.
TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek
Birliği )
İstanbul Temsilciliği'nin
bildiri'sinden.
10 YIL ÖNCE BEN DEMİŞTİM Kİ:
(...) "Final" gibi bir abukluğa,
"İlk Kadın" gibi sıkıcı bir "hikaye okuma" tiyatrosuna,
"Olmayan Kadın" gibi bir utanmazlığa DT çatısı altında yer
vermekle bindiğiniz dalı kestiğinizi ne zaman fark edeceksiniz? İlle
yere çakılmanız mı gerek? İlle birinin düdüğü çalıp "paydos" diyerek
kapınıza kilit vurması mı gerek? Ancak o zaman mı anlayabilirsiniz?
Eleştirmen diye, "Olmayan Kadın" için tezahürat yapan Ayşın
Candan'a inanarak; seyirci diye "çağdaş sahne estetiği"
mavallarıyla şartladığınız üç tane zavallı öğrenciye ve 25 yaşını
çoktan doldurup kazık kadar adam oldukları halde hâlâ Zeynep Oral'ı
bile eleştirmen zanneden üç beş masuma bel bağlayarak, maaş
güvencenizi daha ne kadar koruyabilirsiniz? Çiftliğinize kendinizden
iyileri sokmayarak, yaklaşan akıbetten daha ne kadar
korunabilirsiniz? (...)
(Coşkun Büktel,
"Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları",
sayfa 348.)
BUGÜN DE DİYORUM Kİ:
Liyakati önemsemez ve liyakatli insanları aforoz etmeyi
sürdürürseniz, liyakate değil de damarlarınızdaki kanda bulunduğunu
varsaydığınız asalete güvenirseniz; "sanatçıların
ve sanatseverlerin ibadethanesi" diye nitelediğiniz ama aslında
halkın sırtından kendi menfaat ve fantezilerinize hizmet vermesi
için babanızın "çiftliği" gibi işlettiğiniz o binaları; iktidarı şu
ya da bu biçimde ele geçirenler, bugün değilse yarın, mutlaka
başınıza yıkarlar. Bu yıkım için halktan onay almakta hiç
zorlanmazlar.
AKM'nin yıkımını önlemek için,
kanlarında "varsaydıkları" asalete değil, ama eserleriyle
"kanıtladıkları" sanatsal liyakate güvenen (liyakati aforoz etmeyen)
zeki ve yaratıcı sanatçılara ihtiyaç var.
COŞKUN BÜKTEL / 12 Şubat 2007
|
|
SERDAR HAMDİ SEMİZ'DEN BİRİNCİLİK ÖDÜLLÜ
BİR BİLİM KURGU ÖYKÜSÜ DAHA
|

DEFİNE
Serdar Hamdi Semiz
8 Şubat 2007
İlki 1998'de ve
ikincisi 2006'da olmak üzere, iki kez katıldığı
TBD (Türkiye Bilişim Derneği) dergisi "Bilimkurgu Öykü
Yarışması"nda, her iki kez de birinci olan Serdar Hamdi
Semiz'in,
"Kontrol"
adlı öyküsünü tam metniyle Kasım 2006'da
sunmuştuk.
"Kontrol", TBD dergisinin 1998'de ilk
kez düzenlediği "Bilimkurgu Öykü Yarışması"nda
birincilik ödülü alan öyküydü.
Bugün de, Semiz'in,
2006 yılında birinci olan diğer öyküsü
"Define"yi
sunuyoruz.
|
|
"THEOPE"NİN YENİ BASIMI NİSAN'DA
|

Coşkun Büktel,
"Theope"nin ikinci basımı için
Çitlembik Yayınları'yla sözleşme imzaladı.
İlk basımı 1993'te ve 5400
adet gerçekleştirilmiş olan
"Theope", Nisan
2007'de yeni bir kapakla ve dizgi yanlışlarından
arınmış olarak, piyasaya çıkarılacak.
2000 yılından beri mevcudu
tükenmiş olan "Theope"nin
yeni basımı 1500 adet olacak. |
|

Yavuz Turgul'un yazıp yönettiği,
Şener Şen, Meltem Cumbul ve
Timuçin Esen'in baş rolleri
paylaştığı "Gönül Yarası"
("Lovelorn") adlı sinema filmi hakkında
Coşkun Büktel'in yorumunu (İngilizce) okumak
için
SİNEMA SAYFASI'nı
tıklayınız! 26 Ocak 2005
|
|
GÜNCELLEME (24 Ocak 2007)
Başbakan Tayyip Erdoğan, bugün
cümleyi şöyle kurdu:
"Allah'ın verdiği canı
Allah'tan başkası alamaz; almamalıdır."
Haberin öncesi, iki çerçeve aşağıda, aynı üst başlıklı çerçevede.
|
|
BİR YARATICI
YORUMCULARI YORUMLUYOR
|

Edward Albee
OYUNLARI NİYE OKUMALIYIZ?
Çeviren:
Feridun Çetinkaya
22 Ocak 2007
(...)
Hiçbir
sahneleme çok iyi bir oyunu olduğundan
daha iyi yapamaz ve çoğu sahneleme, ya
işin başındaki zekâların samimiyetle
çabalasalar dahi işin üstesinden
gelemeyecek düzeyde olmalarından ya da
sahneye koyanların, bizim bir seyirci
olarak oyunda yaşayacağımız deneyimin
sınırlı ve yalnızca kısmi olması
sonucunu doğuracak ölçüde, “yoruma” veya
“tasarıma” kafayı takmaları yüzünden,
yetersizdir.
(...)
TIKLAYINIZ! |
|
Hangi yollarla almaya hakkı
vardır?
 
"Mutlak yaratıcının vermiş olduğu canı
kimsenin bu yollarla almaya hakkı ve salahiyeti yoktur."
TAYYİP ERDOĞAN
(Kızılcahamam Toplantısı açılış
konuşması.
(20 Ocak 2007 Cumartesi, 11.35)
Not: Başbakanımızın aslında
"hiçbir yolla" almaya hakkı yoktur demek istemiş olduğunu
umuyoruz.
GÜNCELLEME
(24 Ocak 2007)
Başbakan Tayyip Erdoğan, bugün cümleyi
şöyle kurdu:
"Allah'ın verdiği canı
Allah'tan başkası alamaz; almamalıdır."
|
|
OLDUKÇA KÖTÜMSER -GERÇEKÇİ(?)―
BİR BEYOĞLU YORUMU
|

BEŞ DAKİKALIK İSTİKLAL
CADDESİ GEZİSİ
Hilmi Bulunmaz
11
Ocak 2007
(...)
“Siz de zengin olabilirsiniz!..”diye slogan atan
Milli Piyango bayilerinin banal sesleriyle,
sanal evrene çağırdıkları ceset yüzlü insanların
işgalinde bulunan İstiklal, hiçbir konuda
inandırıcı olamıyor. Ne kitapçıları insanları
okumaya çağırıyor, ne kahvehaneleri hoş bir
sohbete ve ne de diğer mekanlar doğal
gereksinimleri karşılıyor… Ferhan Şensoy
Tiyatrosu’nun anlamsızlığı, Alkazar Sineması’nın
yabancılığı, Megavizyon’un iğretiliği, Ada Kitap
Evi’nin mezarlık kokan duruşu… insanın ceset
halinde yürümesi için, İstiklal’e kondurulmuş
kent mobilyası işlevi görüyor...
(...)
TIKLAYINIZ!
|
|

ÜSTÜN
AKMEN, BİR YAZISINA "ROLÜNDEN KORKAN TİYATRO ELEŞTİRMENİ" DİYE BAŞLIK ATTI
Coşkun Büktel
8
Ocak 2007
Bir eleştirmenin
rolü (görevi) nedir? Akmen'inkine karışmam
ama benim bir eleştirmen olarak görevim şudur:
Tiyatroda at izinin it izine karışmasını
önlemek... Bu görevimi yapabilmek, yani değerli
ile değersizin herkes tarafından ayırt
edilmesini mümkün kılacak "sağlam" kriterler
oluşturabilmek için; "sağlam" yazılara ihtiyaç
vardır.
"Sağlam" yazıları
şu özelliklerden tanıyabiliriz: "Sağlam" bir
yazı, emek, araştırma, zeka ve yaratıcılık ürünü
olduğunu belli eder. "Sağlam" yazılarda, somut
kanıtlara ve belgelere dayanmadıkça yargıda
bulunulmaz; insanlar adları verilmeden
suçlanmaz; hakikat, "tüm" cepheleriyle ortaya
konur; hakikatin hiçbir cephesi okurlardan
saklanılmaz; konuyla ilgili hiçbir kanıt, hiçbir
iddia görmezden gelinip pişkinliğe vurulmaz ve
içi doldurulmadan tek kelime kullanılmaz.
"Sağlam" yazıların yazarları naziktir; ama
nezaketi sözünü sakınmak ve gerçekleri saklamak
olarak değil, yalnızca "dürüst ve onurlu
davranmak" olarak yorumlarlar. Dil ustalıkla
kullanıldığı için "sağlam" yazılar, aynı anda
hem ciddi hem de eğlencelidir. Hem derin hem de
akıcı ve okunaklıdır. Özetle, "sağlam" bir yazı,
pek çok bakımdan besleyici ve doyurucu bir
yazıdır.
Benim bir
eleştirmen olarak rolüm (görevim) "sağlam"
yazılar yazmaya özen göstermektir. Bu rolümden
korkmuyorum. Bakalım Üstün Akmen'in rolü neymiş
ve hangi rolden korkan eleştirmenlerden söz
etmekteymiş.
TIKLAYINIZ! |
|
70'li yılların devrimci
atmosferinde, devrimci tiyatronun sembol mekanlarından biri olan
AKSARAY
TÖS SALONU
35 YIL SONRA YENİDEN...
12 Mart darbesinin hemen öncesi günlerde, Yavuz
Özkan, Macit Koper ve (adlarını unuttuğum) bazı arkadaşlarının
kurduğu TABAN OYUNCULARI topluluğuna oyuncu olarak katılmıştım.
Aksaray'da, Pertevniyal Lisesi'nin hemen arka sokağında, TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası ki o zamanlar
başkanı, yanlış hatırlamıyorsam , Fakir Baykurt'tu) binasının
bodrum katındaki genişçe salonda, Howard Fast'ın "Sakko ile
Vanzetti'nin Çilesi" adlı romanından Yavuz Özkan ve
arkadaşlarının uyarladığı oyunun provalarına çalışıyorduk. 12
Mart oldu. Salon basıldı. Polis marifetiyle dışarıya atıldık.
Ben, yanımdaki Ant dergisini, yerden iki-üç metre yukarıda,
duvara yapışık duran kalorifer peteklerinden birinin arkasına
atarak saklamak zorunda kalmıştım. Salon kapatıldı. Ve o
zamandan beri o salona bir daha hiç yolum düşmedi. Acaba
petekler hâlâ öyle yerden yüksekte, tavana yakın konumda mı?
Şimdi o salonun "Münir Özkul Salonu" olarak
yeniden açılacağını haber alıyoruz. Bence, TÖS'ün ünlü başkanına
atfen "Fakir Baykurt Salonu" diye adlandırılması, çok daha
şık olurdu... İstanbul'da, Münir ustanın adına daha çok
yakışacak pek çok salon bulunabilir. Aynı binadaki 68'liler
Birliği lokalinden öğrendiğime göre, salonu Mask-Kara Tiyatrosu
kiralamış bile.
Haberi okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığa
tıklayınız:
İSTANBUL YENİ BİR TİYATRO SAHNESİNE
KAVUŞUYOR…...
—————————————
Timur ve Demirkanlı, Bulunmaz'ı cevapladı
YAVUZ HIRSIZ!
Timur ve Demirkanlı, tiyatrom.com'da
yayınladıkları birer yazıyla Bulunmaz'a cevap
verdiler. Okurlar arasında Demirkanlı'dan, "Alın Size kanıt!"
başlıklı bomba gibi bir cevap yazısı bekleyenler,
Demirkanlı'nın Bulunmaz'a "Kanıt istiyordun, işte kanıt!...
Şimdi sözünü tutup bundan böyle benim dergimin her sayısından
100 taneyi üst fiyatından almanı bekliyorum. Bu sözünü
tutmazsan, alçak, yalancı ve şerefsizsin!" diyeceğini uman saf
insanlar varsa, onlara kötü haber: Hayal kırıklığına
uğrayacaklar.
Demirkanlı, hiç öyle şeyler söylemiyor. O daha
çok yavuz hırsız taktiği uygulayıp, (Hilmi Bulunmaz'a yalanı
için hesap vermek yerine) sanki (yazısının tümüne dayanak
yaptığı konuda) yalancı çıkmış olmak, utanılacak bir şey
değilmiş gibi, hiç önemli değilmiş gibi bir tavır takınarak; büyük bir pişkinlikle konuyu
değiştirip, bambaşka bir telden çalarak; Hilmi'ye, "Polis senin tiyatronu
ne zaman bastı, lütfen açıklar mısın?" mealinde bir soruyu,
sanki çok kazık bir soruymuş gibi, otuz kere tekrarlayarak,
soruyor. Yakalanan son yalanı için kendisi Bulunmaz'a
hesap vereceğine, özür dileyeceğine, konuyu değiştirip
Bulunmaz'dan hesap soruyor. Utanmazlığın, ucuz kurnazlığın bu
kadarı, eminiz ki, midesizlerden başka herkesin midesini bulandırıyor.
Bize gönderilmediği halde her iki yazıyı da,
sitemizde kendi mizanpajımızla yayınlayacağız. Kiramızı
öder ödemez ilk işimiz bu olacak! Ama o kadar beklemek
istemeyenler için, Timur ve Demirkanlı'nın tiyatrom.com'daki söz
konusu yazılarına link veriyoruz:
Ertuğrul Timur
SAYIN HİLMİ BULUNMAZ'A KISA BİR YANIT
Mustafa Demirkanlı
VEKALET
DÖNEMİ
—————————————
Ertuğrul Timur'u sansürlemişler
SANSÜRCÜLERİN BİLE SANSÜRLENMESİNE KARŞIYIM!
Ertuğrul Timur, diğer tüm tiyatro sitelerimizin
sahipleri gibi,
"Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı"nı,
"Çığ
skandalı"nı,
"Omurgasızlar skandalı"nı,
"Ölüleri Gömün skandalı"nı
görmezden gelen, okurlarından gizleyen bir sansürcüdür. Ama ben,
onun bile sansürlenmesine karşı olduğum için, eğer Timur'un
sansürlendiği konusundaki iddiaları doğruysa, mail grup
moderatörlerini sansürcülerden oluşturduğu için, Ufuk Uras'ı
kınıyorum. Eğer Timur'un sansürlendiği iddiası doğru değilse,
sayın Uras'tan açıklama bekliyorum.
Durum açıklık kazanıncaya dek, ortadaki tek
beyanı (Timur'unkini) doğru sayıyor ve sansürlenen Timur'a
destek vermek adına, Timur'un, Uras ekibince sansürlendiğini
iddia ettiği metnini, burada aynen yayınlayarak, okurlarımızın
dikkatine sunuyorum. İşte (kendinden başkalarının sansür yapma
hakkını tanımayan, kendi yaptığı sansürden başka tüm sansürlere
kahramanca karşı çıkan, sansür yapmanın yalnızca kendi hakkı
olduğuna inanan) sansürcü Timur'un sansürlenen metni:
Ortak sol seçmende çatlak ve sol
sansürcüler işbaşında!
Ufuk Uras mail grup moderatörleri sansürcülüğe başladı!!!
Bazı mailler moderatörler tarafından grup üyelerine
gönderilmiyor. Mail grup üyesi olarak yazılan mailleri
almaktayım, okumaktayım; ama benim maillerim gruba
gönderilmemekte. En son aşağıda okuyacağınız sansürlendi.
Bir sol grupta sansürcülüğün hiç bir mazeretini kabul
edemiyorum. Biz generallerin darbesinde susmadık 2 moderatörün
sansürüyle mi susturulacağız? Bu sansürlemeler suskunluğu değil;
tersi farklı zeminlerde sesimizi yükseltmeyi getirir ki, bu da
olumlu bir durum olmasa gerek. Sansürcü moderatörlere karşı
özgürce tartışmak üzere, herkesi bu alana davet etmekteyiz.
ORTAK SOL SEÇMENDE İLK ÇATLAK: URAS - DTP İLİŞKİLERİ
NASIL OLMALI? VE DTP'YE BAKIŞTA FARKLILIKLAR ÜZERİNE GRUBA
YAZDIĞIM VE SANSÜRLENEN E-MAİLİM;
Görülen şudur ki Ufuk Uras yada ortak sol aday konusunda bir
araya gelenler, belli konularda henüz ortak politika
geliştirememiş.
Örneğin bir arkadaşımız Ufuk Uras'ın seçilen DTP'lilerle
birlikte mücadele etmesi gerektiğini öne sürerken, bir diğeri
DTP'lileri Kürt milliyetçiliğiyle nitelemekte. Bir başkası ise
"ezilen halkların milliyetçisi mi?" olur diyerek; DTP'li herkesi
doğal yoldaşları saymakta. Konuya gerçek bir sosyalist gibi,
yani sınıfsal bakılmaktan vazgeçildiğinden beri, Kürt konusu ve
daha bir çok konuda ne diyeceğimizi, nasıl tavır alacağımızı
şaşırmış durumdayız arkadaşlar.
PKK (yada DTP farketmez) sınıfsal mı yaklaşıyor? DTP'li adaylar
içinde işadamı da vardır. İşadamı da Ufuk Uras'ın yada bizim
yoldaşımız mıdır? Daha önce Kürt hareketinden çıkanlar Fazilet
Partisi yada SHP ile işbirliği ile meclise, yada belediyeye
girmemiş midir? Amerika'yla ilişkileri iddia edilirken, PKK
(yada DTP)'den Amerikan emperyalizmine karşı bir tek açıklama
yapılmış mıdır? Önder imamları ile bugün PKK'nın geldiği nokta,
soldan çok uzak, sadece ve sadece bir Kürtçülük mücadelesi değil
midir? Kürt köylüsünün, işçisinin çıkarıyla, Kürt ağasının,
işadamının çıkarını aynı savaşta, mücadelede birleştirebilmiş
bir hareket, sınıf hareketi yada sosyalist olabilir mi? Ezilen
halkların milliyetçi yada ırkçı olamayacağını kim söylemiş? En
ezilen halklardan, Musevi halkların tarihte milliyetçi, etnik
kökenci girişimleri de mi hatırlanmıyor? Ezilen halkların
bağımsızlık mücadelesi yada karşı mücadelesi eşittir; sosyalizm
demek değildir. PKK (yada DTP) siyasal kimliğini net koyup,
gerici güçlerle yada düzen partileriyle işbirliğinin
özeleştirisini vermeden, iddialara karşı Amerikan emperyalizmine
karşı somut bir açıklama getirmeden, kim onları sosyalistlerin
kucaklamasını bekleyebilir?
Ufuk Uras'ın karşısına rakip çıkarmadılar diye şükran duyup, bu
sol hareketi yada meclise giren biricik ortak sol adayı DTP' nin
minnetine mi terkedeceğiz?
Ertuğrul Timur 25.07.2007
21:07:12
—————————————
GÜMÜLDÜR'de TİYATRO BULUŞMASI
(9-12 Ağustos 2007)
"Etkinliklerin saatleri daha sonra belli
olacaktır. Bu bir program taslağıdır. Konular ve isimler 15
Temmuz'da netleşecek ve bu siteden girilecektir. Etkinlik bütün
bir ilçeye yayılacak her etkinliği katılan grupların izlemesi
sağlanacaktır. Bir kamp şeklinde düşündüğümüz buluşmanın gece
kalma 3 öğün yemekli 4 günlük ücreti 100 YTL.dir.
Etkinlikler sıkıştırılmış olmayacak denize
girmek ve sohbet etmek için zaman bırakılacaktır."
Etkinliklere, amatör ve profesyonel
tiyatroların yanı sıra, "Üstün Akmen, Dinçer Sümer, Temel
Demirer ve Muzaffer İzgü" de yazar olarak çağrılmışlar.
Etkinliğin sayfasına link veriyoruz:
TÜRKİYE TİYATROLAR BULUŞMASI/GÜMÜLDÜR
—————————————
Kemal Oruç, TOBAV hakkındaki iddialarında haklı değilmiş
Meğerse durum şundan ibaretmiş: "sorun
iletişim sorunundan kaynaklanıyor."
Kemal Oruç, TOBAV'la ilgili ikinci
bir yazı yayınladı ve yaşadıkları (80 seyirciye de
yaşattıkları) kepazeliğin bütün suçunu, adını vermediği bir
TOBAV görevlisine yükleyip, olayın "iletişim sorunundan
kaynaklandığını" açıklayarak TOBAV'ı akladı.
Kemal Oruç, ilk yazısında şöyle diyordu:
"TOBAV ve TOBAV'ın yaptığı
herşeye karşıyım!!! Bir tiyatronun oyununu BİLİNMEYEN TİYATROLAR
FESTİVALİ'NDE oyuna 1 saat kala PROVA YAPACAĞIZ diyerek
engellemiştir! Hem oyuncular hem de seyirciler mağdur kalmıştır!
Oyun sahnenin bir üstündeki katta boş bir alanda oynanmıştır!!
Sahne 2 hafta önceden Gibi Yapanlar'a KARMA KABARE'yi oynamak
üzere verilmiş ama TOBAV yetkilisi bir "adam" prova yapacağız
diyerek herkesi mağdur etmiştir! Ayrıca telefonla aranılan TOBAV
BAŞKANI "Sahneyi siz almışsınız 2 hafta önceden tamam da bizim
de prova yapmamız lazım, aslında siz haklısınız napalım bu işler
böyledir" demiştir!"
Oruç'un yukarıda alıntıladığımız ifadelerinin "tamamen doğru"
olmadığı anlaşılıyor. Sonunda, TOBAV'ın İstanbul il başkanı
Murat Karasu, Oruç'a bir e-mail göndermiş ve durumun Oruç'un
anlattığı gibi olmadığını açıklamış. Bunun üzerine Oruç, ikinci
yazısında, yukarıda alıntıladığımız ifadelerden 180 derece dönüş
yaparak, şu cümleleri kuruyor:
"Görülüyor ki sorun iletişim sorunundan kaynaklanıyor."
(...)
"Kişisel hiçbir durumum yoktur; sizin
(Murat Karasu'ya söylüyor. CB)
gibi saygı duyduğum bir kişiyle platformlarda
tartışmak değil, tanışıp sohbet etmek isterim.
(...)
"Sonuç olarak TOBAV’ın Türkiye kültür
sanatına verdiği desteği, yaptığı büyük ve yararlı
organizasyonları kimse görmezden gelemez. Amacım insanları
TOBAV’a karşı kışkırtmak değil; sadece bilgilendirmektir."
(...)
"Ben de, eğer yararlı bir şekilde
kullanılacaksa, Afife Jale Sahnesi’nin TOBAV’da kalmasından
yanayım."
Görüldüğü üzere, Kemal Oruç, TOBAV'la sonunda can ciğer kuzu
sarması olmayı tercih ediyor. Oruç, başına gelen kepazeliği hak
etmiş olabilir. Ama onu izlemeye giden 80 seyircinin hak
etmediğini ummak istiyorum.
Olay "iletişim sorunundan kaynaklanıyor"duysa, Kemal
Oruç, yazısını yazmadan önce Murat Karasu'yla iletişim kursaydı.
Karasu'nun, en başından beri iletişime açık olduğu anlaşılıyor.
Bu olay, beni, yalnızca kendi bildiğim, kendi yaşadığım
sorunları yazmakla suçlayanlara bir cevap olsun! Başkalarının
yazdığı/yaşadığı sorunların altından işte böyle çapaklar
çıkıyor. Bir cevap geliyor ve olayı yaşayan şahıs 180 derece
dönmek ve tüm iddialarını geri almak zorunda kalabiliyor. Oysa
benim açıkladığım skandallarda bana büyük bir genellikle cevap
verilemiyor. Ender olarak cevap verildiğinde ise, cevap veren,
benden aldığı cevaptan sonra, cevap verdiğine vereceğine bin
pişman oluyor.
Oruç'un ikinci yazısı tüm sitelerimizde yayınlanabilecek türden,
"zararsız" bir yazı. tiyatrom.com'da da (birinciyle birlikte
aynı anda, aynı sayfada) yayınlandı. Önce Hilmi Bulunmaz'ın
sitesindeki versiyona, sonra, tiyatrom.com'daki versiyona link
veriyoruz:
"TOBAV POLEMİĞİ 2"
TOBAV POLEMİĞİ 1 ve 2
—————————————
TOBAV'ın TOBAV hakkında söyledikleri, hamasi palavralardan
ibaret değilse; TOBAV, Kemal Oruç'un teşhir ettiği TOBAV
kepazeliğine karşı, (ak pak inkar yöntemi dışında) inandırıcı
bir açıklama yapmalıdır. Yapamıyorsa...
Beşiktaş Belediyesi, TOBAV'ı Afife Jale
sahnesinden attığı için alkışlanmalıdır
Tobav yetkilisi Orhan Kurtuldu, Beşiktaş
Belediyesi Başkanlığı'na bir açık mektup yazmış (tiyatrom.com'da
yayınlanmış olan söz konusu mektubun linkini bu metnin altında
bulacaksınız.) Kurtuldu diyor ki:
"Tobav yıllardır bu sahnede yaptığı
etkinliklerle sanatı yaşam biçimine dönüştürerek, toplumun
aydınlanmasına katkıda bulunarak Afife Jale Sahnesi’ni Beşiktaş
Belediyesi’nin de gurur duyacağı bir aydınlanma merkezine
dönüştürmüştür.
(...)
Tobav ; “Cumhuriyetin Temeli Kültürdür.”
düşüncesini kendisine misyon edinmiş, demokrasi kültürünün
yaşama geçmesi için ,daha yaşanılır bir dünya yaratmak için ,
ülkemizi ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyen anlayışla
yılmadan mücadele eden Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin sigortası
niteliğindeki kuruluşlarından biridir.
Ancak, sizin Beşiktaş Belediyesi Başkanı olarak Tobav’ın bu
saygın yapısına rağmen Tobav Yönetimiyle hiçbir diyalog kurma
isteğinde bulunmayarak anlaşılamaz bir tutum içinde olmanızı ve
Afife Jale Sahnesinin işletmesini Tobav’dan almak isteğinizi
anlayabilmiş değiliz.
Sizler bu tutumunuzla ülkemizin çağdaş sanat kurumlarını yıkmak
isteyen AKP karanlığından daha tehlikeli bir tutum
sergilediğinizin farkında mısınız?"
Ama "Gibi Yapanlar" tiyatro topluluğundan Kemal
Oruç'un yazdıkları doğruysa; bizler, TOBAV'ın, ("demokrasi
kültürünün yaşama geçmesi için ,daha yaşanılır bir dünya
yaratmak için , ülkemizi ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyen
anlayışla yılmadan mücadele eden" bir
kuruluş olduğuna inanmak bir yana; tam tersine)
karanlık kafalarca yönetilen, baskıcı, antidemokratik ve kültür
düşmanı bir kuruluş olduğuna ve asıl bizlerin TOBAV'la yılmadan
mücadele etmemiz gerektiğine inanmak zorundayız.
Kemal Oruç'un anlattıkları doğruysa, (Ben, kendi
payıma, Oruç'un yalan söylüyor olması için hiçbir neden tasavvur
edemiyorum)TOBAV'ı Afife Jale'den atacağı için, Beşiktaş
Belediyesi'ni alkışlamalıyız. (Tabii, TOBAV'ı attıktan sonra,
Afife Jale'yi TOBAV'dan beterine de teslim edebilirler. Ama onu
o zaman eleştiririz.)
TOBAV yetkilisi Kurtuldu, "Uluslar Arası
Tanınmış ve Kabul Edilmiş En Etkili Sanat örgütü", "Türkiye ve
Dünya Sanat Kuruluşlarıyla ilişkileri en güçlü ve dünya ülkeleri
ile ülkemiz arasındaki köprü niteliğindeki kuruluşu" gibi
tanım ve ifadelerle, sahip oldukları uluslararası ilişkileri
hatırlatarak ve TOBAV'ı Afife Jale'den atarsa ülkeyi ortaçağ
karanlığına sürüklemiş olacağını iddia ederek, aklınca, Beşiktaş
belediye başkanını tehdit etmeye, onun üstünde baskı kurmaya
çalışıyor. Hiçbir başkanın bu çocuksu yöntemlerden etkilenip
fikir değiştireceğini sanmıyorum. Bizce, Kurtuldu'nun bu yazısı,
TOBAV'a herhangi bir kamu mülkünün emanet edilemeyeceğini
kanıtlamaya tek başına yeterli.
Ama bir de Kemal Oruç'un
tanıklığı var ki, TOBAV'ın
topoğrafyasını tam olarak ortaya koyuyor.
Şuna da dikkat çekelim: Kemal Oruç, TOBAV'la
yaşadıklarını, acaba Hilmi Bulunmaz'ın tiyatroyun.com adlı
sitesinden başka bir yerde yayınlayabilir miydi? Pek sanmıyorum.
Çünkü tiyatro sitelerimiz, hakikate önem vermezler;
rantabiliteye önem verirler. Kemal Oruç adlı
bir amatör tiyatrocu ile koskocaman TOBAV örgütü arasında
seçim yaparken, kendileri için rantabl
tercihin hangisi olduğuna önem verirler. TOBAV'a karşı cephe
almaktansa, hakikate karşı cephe almayı, hakikati okurlardan
saklamayı tercih ederler.
"Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı"nda,
"Çığ
skandalı"nda,
"Omurgasızlar skandalı"nda,
"Ölüleri Gömün skandalı"nda da,
tercihleri hep hakikati okurlardan saklamak yönünde olmuştur.
Aşağıda, önce TOBAV yetkilisi Orhan Kurtuldu'nun
(hamaset ve gözdağı kokan, AKP karşıtı cephenin niçin inandırıcı
olamadığını ortaya koyan ve muhalif cephenin AKP'ye karşı bile niçin seçim
kaybettiğine/kaybedeceğine ışık tutan) yazısının linkini
sunuyoruz.
Hemen sonra da Kemal Oruç'un TOBAV'la ilgili
tanıklığına link veriyoruz:
1.
Beşiktaş Belediyesi Başkanlığına
Orhan Kurtuldu
2.
TOBAV polemiği ve deniz yıldızı hikayesi
Kemal Oruç
Not: Yukarıdaki yayınımızdan sonra, Kemal
Oruç'un yazısı, (daha derli toplu bir mizanpajla) tiyatroevi.com
adlı sitede de yayınlandı. Linkini veriyoruz:
"Kemal Oruç'un TOBAV Yazısı"
—————————————
Serdar Orçin iyileşti!
Bu sütundaki linklerin iki öncesi aktardığımız haberde (Zeki
Demirkubuz tarafından Albert Camus'nün "Yabancı"
adlı romanından serbest biçimde uyarlanarak yazılıp yönetilmiş)
"Yazgı" (2001) adlı filmde oynadığı olağanüstü baş rolle tanınan
Serdar Orçin'in, geçirdiği bir trafik kazası sonucu ağır
yaralanıp yoğun bakıma alındığını aktarmıştık.
Neyse ki, haber,
ilk anda kulağa geldiği kadar, vahim çıkmadı ve tiyatroevi.com,
bu kez de, (yine Cüneyt İngiz
imzalı ve yine "unsurları eksik" bir haberle) Orçin'in
iyileştiğini duyurdu.
Haberi, bu kez (geçen defakinin tersine) "doğru
çıkması" umudu ve dileğiyle linkliyoruz:
SERDAR ORÇİN İYİLEŞTİ!
————————————
Cem Erciyes ve Tuğrul Eryılmaz'ın "düzeltme özürlü
entelektüeller" liginde yalnız olmadıkları anlaşıldı
Şair gazeteci Atılgan Bayar, gazeteci Can
Dündar'ı fena halde "düzeltmiş"...
Cem Erciyes ve Tuğrul Eryılmaz sayesinde
öğrenmiştik ki; bir insanın hem insan hakları savunucusu,
ilerici, demokrat bir entelektüel; hem de yazarların cevap
hakkını tanımayan, sansürcü bir gazete yöneticisi olması,
ülkemizde mümkündür. (Bakınız:
Radikal Kitap'ın yayınlamadığı "düzeltme")
Atılgan Bayar'ın teşhir ettiği Can Dündar olayı,
yayın piyasamızda, düzeltme yapmayı sevmeyen, "düzeltme özürlü"
demokratlarımızı, çölde kutup ayısı türünde nâdirâttan değil,
denizde kum misali âdiyâttan saymamız gerektiğini bir kez daha
gösteriyor. Bu ülkede, değil bilen adamlar, "bilmediğini bilen
adamlar" bile nâdirât. O yüzden bizler, Nâzım Hikmet'in yaptığı
gibi "putları devirmek" misali iddiali işlerle uğraşmak yerine,
ülkenin aydınlanması adına ancak "balonları patlatmakla"
yetinmek zorunda kalıyoruz.
Şimdi iki link birden veriyoruz:
Birincisi, Can Dündar'ın Milliyet'te çıkmış ve
(diğer yanlışlarının yanında) Boccacio'nun ressam olduğunu da
söyleyen yazısı.
İkincisi ise, Atılgan Bayar'ın, Habertürk'te
çıkmış, Can Dündar'a (Bu arada, dolaylı olarak, Cem Erciyes ve
Tuğrul Eryılmaz'a da) "düzeltme ahlakını" ve düzeltmenin nasıl
yapılacağını öğreten yazısı:
1) Can Dündar:
DAĞILMIŞ PAZAR YERLERİ GİBİ...
2) Atılgan Bayar:
CAN DÜNDAR ENTELEKTÜELİST BİR BALONDUR
————————————
Zeki Demirkubuz'un Albert Camus'den uyarlayıp yönettiği
"Yazgı" (2001) adlı filmdeki olağanüstü oyunuyla Türk
sinema tarihinin unutulmazları arasına girmiş olan...
Genç oyuncu Serdar Orçin, geçirdiği trafik
kazası sonucu, yoğun bakımda
Cüneyt İngiz'in, bu kaynağı belirsiz ve unsurları
eksik kara haberini tiyatroevi.com sitesinde gördük. Şaka ya da
abartı olmasını umarak ve dileyerek, habere link veriyoruz:
ŞEHİR TİYATROLARI OYUNCUSU SERDAR ORÇİN
HASTANEDE YOĞUN BAKIMDA
————————————
"Çığ" skandalını okurlardan saklayan A.
Ertuğrul Timur, "Çığ"a ilişkin başarı(!) haberleriyle okurları
eşek yerine koymaya devam ediyor.
"Çığ"ı sevebilen
çok sayıda entelektüelimizin zekâsını baz alıp da, kendimizi
ülke olarak kötü hissetmemize pek de fazla gerek yok. Aşağıda
tiyatrom.com'daki metnine link verdiğimiz haberde de görüldüğü üzere, "Çığ"sever
zekâlar dünyanın her yerinde bulunabiliyor.
Neyse ki,
Türkiye'de ve Türkçe'de, Coşkun Büktel gibi biri çıkabiliyor,
"Çığ Aslında
Nedir, Neyi Sarsıyor?" gibi bir yazı yazabiliyor ve
entelektüel zekâ bakımından bu toprakların "tamamiyle" çöl
olmadığını kanıtlayabiliyor.
Büktel'in oyunlarını DT repertuarından
yıllarca dışlamış olan DT repertuar kurulu eski üyesi Tuncer Cücenoğlu, Büktel'in
"Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" gibi eleştirel
yazılarını aforoz edip sayfalarından dışlayan, halktan saklayan,
kendisi gibi sansürcü tiyatro dergilerine ve tiyatro sitelerine
ne kadar şükretse azdır.
Daha önce de bir
çok kez ilan edildiği ve bilindiği üzere, coskunbuktel.com'daki
tüm yazılar, kaynak belirtilmek ve tahrif edilmemek koşuluyla,
tüm sitelerin kullanımına açıktır ve tiyatro sitelerimizin
hiçbiri
―her
şeyi bilmesi gerekmeyen eşekler olarak gördükleri, eşek yerine
koydukları―
okurlarını Büktel'in uyarıcı ve zihin açıcı yazılarından yararlandırmaya
ne yazık ki, yanaşmıyorlar. Bu
siteler, okurlarına yalnızca aşağıda linkini verdiğimiz türden
(çoğu zaman kaynağı belirsiz) haberleri layık görmekte, ama
haberlerin arka planına, "derinine" ilişkin,
"Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" gibi
Büktel yazılarında teşhir edilmiş çarpıcı gerçekleri,
belgeleri, okurlardan saklamayı tercih etmekteler. (Ne diyelim:
Tarih alayının taksiratını affetsin!)
Bu defaki "Çığ" haberini A. Ertuğrul Timur'un tiyatrom.com adlı
sitesinden aktarıyoruz.
Çığ'ın Rusya başarısı sürüyor
————————————
Turgay Tanülkü, "kader mahkumlarıyla" tiyatro yapmayı
sürdürüyor:
Erman Canatan'ın "Batakhane Güzeli",
Bayrampaşa Cezaevi Topluluğu'nca sergilendi
DT sanatçısı Turgay Tanülkü, yıllardır,
bıkmadan, usanmadan, tutuklu ve hükümlülere yönetmen olarak
misafir olup, onlarla tiyatro yapmayı sürdürüyor. Efnan
Atmaca'nın ilk kez olarak Radikal'de çıkan haberini, Gölge
Tiyatro sitesinde gördük. Gördüğümüz sayfaya link veriyoruz:
"Çıkınca oyuncu oluruz belki"
————————————
"Devlet sadakası yerine her okula bir
salon!" kampanyasını görmezden gelen tiyatrom.com yazarlarına,
Nesrin Gülhan'ın
tepkisi
"Neredeler?
Tiyatrom, bu kampanyayı başlatmakla çok doğru bir iş yaptı. Bu
eşitliği sürekli tartışma konusu olan ve tiyatro dünyasını
kamuoyu önünde küçük düşüren göstermelik yardım, son bulmalı,
daha gerçekçi yatırımlar yapılmalı. Ama benim anlayamadığım;
tiyatrom'da haberi çıkan topluluklar, tiyatrom'da yazarlık
yapanlar nerede? Onlar tiyatrom'un bu kampanyasını
desteklemiyorsa, başkalarından destek beklemek ne kadar
gerçekçidir? Yoksa onlar da kimseyle ters düşmemek için
görmezden gelmeyi mi seçiyorlar?"
Nesrin Gülhan
(14 Haziran 2007)
A. E. Timur'un, Tiyatrom.com'da başlattığı, "Her okula bir
salon" kampanyası, genişleyerek sürüyor. Okurlar, Timur'un
sağladığı özgür alanda, devletten harçlık alan ve dağıtım
komisyonunun başına geçip aslan payını kendilerine ayıran
tiyatroculara karşı tepkilerini dile getirmek fırsatını
buluyorlar. (Okurlara bu fırsatı sunan Timur'un nasıl olup da
Özdemir
Nutku skandalını görmezden gelebildiğini ve
okurlardan gizleyebildiğini bir türlü anlamıyorum.) Nesrin
Gülhan'ın tepkisini tiyatrom.com'dan aktardık. Diğer tepkileri
okumak için, tıklayın:
www.tiyatrom.com
————————————
Yolsuzluk nedeniyle 9 yıl hapis cezası almış olan DT eski
genel müdürü Rahmi Dilligil; Doğu Perinçek'in İşçi Partisi
tarafından, Sakarya iline 1. sıradan milletvekili adayı
gösterildi.
"Kamuoyunda '1. Perde Operasyonu' olarak bilinen Bursa Devlet
Tiyatrosu’ndaki yolsuzluk iddiaları ile yargılanarak 9 yıl hapis
cezasına çarptırılan, bu ceza sonrasında mahkeme tarafından 3
yıl 1 aya indirilen
(Haber için tıklayınız) Devlet
Tiyatroları eski Genel Müdürü İ. Rahmi Dilligil, İşçi
Partisi’nin Sakarya ilinde
1. sıra adayı.
Dilligil’in aldığı ceza şu anda Yargıtay’da görüşülüyor.
Yargıtay onaylarsa bir süre daha hapis yatacak olan Dilligil’in
adında 'İşçi' olan bir partiden aday gösterilmesi tiyatro
kamuoyunda şaşkınlıkla karşılandı.
Yolsuzluklarla ilgili çok şey söyleyen işçi Partisi Genel
Başkanı Doğu Perinçek’in ise yolsuzluktan mahkum olmuş kişileri
aday göstermesi şok etkisi yarattı."
Haberi, tiyatrodergisi.com.tr'de gördük. Haberin tamamı için
aşağıdaki linki tıklayınız:
Seçimlerde İ. Rahmi Dilligil 1. Sıra
————————————
Neşet Erguvan, Ali Poyrazoğlu'nun bilinmeyen bir ayıbını
teşhir ediyor.
A. E. Timur'un, Tiyatrom.com'da başlattığı, "Her okula bir
salon" kampanyası, genişleyerek sürüyor. Okurlar, Timur'un
sağladığı özgür alanda, devletten harçlık alan ve dağıtım
komisyonunun başına geçip aslan payını kendilerine ayıran
tiyatroculara karşı tepkilerini dile getirmek fırsatını
buluyorlar. (Okurlara bu fırsatı sunan Timur'un nasıl olup da
Özdemir
Nutku skandalını görmezden gelebildiğini ve
okurlardan gizleyebildiğini bir türlü anlamıyorum.) Tepkiler
öylesine sert ki, "Tak tak Takıntı" için 92 milyar YTL ödenek
alacağı söylenen Ali Poyrazoğlu'nun ya da "Fername" için yine 92
milyar ödenek alacağı belirtilen Ferhan Şensoy'un yerinde olmayı
hiç istemezdim. Bazı okurlar, Poyrazoğlu'nun İzmir'deki
gösterisinde, "Ali, paramızı geri ver!" diye pankart
açacaklarını bile ilan etmişler.
Neşet Erguvan adlı bir okur ise, bence, Poyrazoğlu'na en ağır
darbeyi vurmuş. Bakın sayın Erguvan, tiyatrom.com'a gönderdiği
mesajda ne anlatıyor
"Ali'dir ne yapsa yeridir
9 yıl önce... Ali Poyrazoğlu
Eskişehir'de 'Eski Çamlar Bardak Oldu' adlı oyunu oynayacaktı.
Biletleri satıp paraları toplayan kişi ortadan kayboldu. Ali
Poyrazoğlu parasını alamayınca oyunu oynamadan İstanbul'a döndü.
Oysa başka kim olsa yüzlerce seyirciyi mağdur etmezdi.
Bu kadar para düşkünü biri elbet devletin yardımının da peşinde
koşar, Efes Pilsen'in de... Hatta gene olsa gene sex filmi de
çeker.
AKP nin kültür bakanı da ona yardım eder.
Pırıl pırıl gençlere yatırım yapıp aydınlanmaya ışık tutacak
değil ya!"
Ahlakını değilse de yeteneğini takdir ettiğim bir oyuncu olan
Ali Poyrazoğlu, sayın Erguvan'ın açıklamalarına karşı diyecek
bir şey bulabilirse, sitemiz (herkese olduğu gibi) kendisine de
açıktır.
"Her okula bir salon" kampanyasında, sayın Poyrazoğlu'nun da
imzasını görmek dileği ve umuduyla, kampanyaya destek vermek
isteyenlerin tıklaması gereken adresi aşağıya aktarıyoruz:
www.tiyatrom.com
————————————
Sefa Kaplan, yasal korsan kitapları sorguluyor!
"İskele Yayınları, bir ay içerisinde Tolstoy’dan
Dostoyevski’ye, Balzac’tan Hemingway’e 55 klasik eseri birden
yayımlayarak herkesi şaşırttı.
Yeni kurulan İskele Yayınları, bir ay içerisinde Tolstoy’dan
Dostoyevski’ye, Balzac’tan Hemingway’e 55 klasik eseri birden
yayımlayarak herkesi şaşırttı. Yayıncılar, yayınevinin eski
çevirileri küçük değişikliklerle yeniden yayımladığını ve
çevirmenlere telif ödememek için böyle bir yola başvurduğunu
iddia ediyor. Yayınevi ise bu kitapları satın aldığını
söylüyor."
Sefa Kaplan'ın ilk kez Hürriyet'te yayınlanmış olan yazısını,
biz
www.hilmibulunmaz.blogspot.com
adresinde gördük. Gördüğümüz sayfaya link veriyoruz:
Yayıncılık mucizesi: Bir ayda 55
klasiği çevirip yayınladılar!
————————————
Radikal Kitap'taki "Theope" yazılarına itirazımız var.
Radikal Kitap, "Theope" üzerine, önce 25 Mayıs 2007 sayısında,
bir paragraflık, imzasız, kısa bir duyuru yazısı yayınladı
(sayfa 34). İki hafta sonra, 8 Haziran 2007 sayısında ise,
Abidin Parıltı imzasıyla yarım sayfalık bir tanıtma yazısı
yayınladı (sayfa 27). Her ay yüzlerce kitabın yayınlandığı bir
kitap piyasasında, Radikal Kitap'ın (reklam almadığı halde)
kitabımıza gösterdiği bu ilgiye teşekkür ediyoruz. Ama ne yazık
ki, yayınlanan yazıların içeriklerinde yer alan bazı öğelere
(kesinlikle düzeltilmesi gerekli somut bir yanlışı da içeren
bazı öğelere) itirazımız var.
Derginin yöneticisi Tuğrul Eryılmaz'la konuyu görüştüğümüzde,
sayın Eryılmaz bize, yayınlanan yazıdan daha uzun olmamak
kaydıyla bir cevap yazısı yazdığımız takdirde, cevap hakkımızı
kullandıracakları konusunda garanti verdi.
Eryılmaz'dan aldığımız garanti üzerine, Radikal Kitap'ın
standartları dahilinde bir cevap metni yazıp Radikal Kitap'a
gönderdik. O cevap yazımızı, Radikal Kitap'ta yayınlandıktan
sonra, sitemizde de yayınlayacağız. Şimdilik, Radikal Kitap'taki
(itiraz ettiğimiz) Abidin Parıltı imzalı Theope yazısının
internet versiyonuna link vermekle yetiniyoruz:
"Uğruna kentler yakılan kadın"
————————————
Hilmi Bulunmaz, Semih Çelenk'in eleştirilerine karşı beklenen
cevabını sonunda yayınladı:
Semih Çelenk'in "Sınırda"
dergisinde yayımlanan: "internette
tiyatro üzerine kayıkçı kavgaları ya da hilmi bulunmaz'a açık
mektup" başlıklı yazısının beni ilgilendiren
bölümlerini ben, 31 Mayıs tarihinde yayınladığım
"Coşkun
Büktel'in 'Kayıkçı Kavgalarını' okumak..." başlıklı
yazımla yanıtlamıştım. Çelenk'in yazısının asıl muhatabı olan
Hilmi Bulunmaz da, sonunda Çelenk'in dergi yazısını, tek kelime
kısaltmadan dizip tiyatroyun adlı sitesinde yayınladıktan sonra,
cümle cümle cevapladı.
"Internet... Semih Çelenk net değil..."
————————————
Coşkun Irmak, belediyelerde tiyatro yapmanın zorluklarına
ışık tutuyor
"Bir kere;
yaptıkları işle, uğraştıkları sanat alanıyla ilgisi bulunmayan
bir istihdam düzeni içindeler. Belediyeye bağlı şirketlerin
işçisi konumundalar. Bu da, tiyatro topluluğunun devamlılığı ve
kurumsallaşması önünde büyük bir engel. Bugün sahnede görüp,
alkışladığınız bir oyuncuyu; diyelim ki başkan değişti ya da
başkanın düşüncesi değişti; belediyeye bağlı bir parkta çiçek
sularken görebilirsiniz. Geçmişte buna benzer şeyler yaşandı."
Irmak'ın yazısını tiyatrom.com'dan linkliyoruz:
Belediyelerde Tiyatro
————————————
Kıbrıslı tiyatro sanatçısı Kemal Tunç öldü
tiyatrom.com'un kaynak belirtmeden aktardığı
haberi, tiyatrom.com'dan aktardık.
————————————
Kemal Oruç, Ümraniye seyircisi hakkında,
oldukça düşündürücü bir anekdot aktarıyor.
Oruç'un kemaloruc.com'daki yazısına tiyatrom.com'un
verdiği linkten ulaştık. Aynı yazıya biz de link veriyoruz. Ama
Oruç'a şu uyarıyı da yapmadan geçmeyelim; yazısının daha önce
yayınlanmış ikinci bölümünde, Oruç, şöyle bir cümle kuruyor:
"Peki soruyoruz: 2 ay
bittikten sonra 1 YTL'ye oyun izlemeye alışan seyirci 7,5 YTL'ye
bilet alacak mı?"
Kemal Oruç bu soruyu 12
Aralık 2006'da sormuş.
Oysa Üstün Akmen, aynı
soruyu, Oruç'tan 20 gün önce, (20 Kasım 2006) aşağıdaki
ifadelerle zaten sormuştu:
"Bilet fiyatları Şubat ayından sonra eski
fiyatlarına çıkarıldığındaysa sonuç şimdiden belli. 1 YTL’na
alışmış seyirci, müzikal bir oyuna 7,5, normal oyuna 6,5 YTL
vermeyecek. Vermeyecek ve gelmeyecek. O zaman, boş salonlara
oynayacak tiyatrocularımız adına kim üzülecek? Bu kararın altına
imza atanlar mı,"
(Bakınız:
"1 YTL'lik bilet ucuz popülizm")
Biz o zamanlar, Akmen'in bu sorusunu haklı
bulmuş, ama bu soruyu kendimiz soruyormuşuz gibi yapmadan, sayın
Akmen'den alıntı yaparak (link yazılarımızdan birinde) gündeme
getirmiştik. Yani
"alıntı namusu"
kavramına uygun davranmıştık.
"Alıntı namusu"
Kemal Oruç'a da yakışırdı diye
düşünüyoruz. Oruç, Üstün Akmen'in yukarıda aktardığım ifadesini
okumamış olsa bile, masum sayılamaz. Çünkü yazı yazdığı konuda
kendisinden önce neler söylendiğini araştırmak ve bilmek
zorundaydı.
Türk tiyatrosunda
"alıntı namusu" kavramının herkesçe
önemseneceği güzel günlere olan özlemimizi bir kez daha
belirttikten sonra; Oruç'un, (Ümraniye seyircisi özelinde
tiyatromuzun seyirci yelpazesinin en uç dilimlerinden biri
hakkında)okurları aydınlatan şaşırtıcı tanıklığına link
veriyoruz:
"Keşke Haklı Çıkmasaydım!"
|