|
NE KADAR YİNELESEK AZDIR (30 Haziran
2008) |
25 Ekim 2007
(...)
Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske
atacağı prestiji bulunan) tek bir tane
tiyatrocu, adıyla sanıyla ortaya çıkar da,
Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu
ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza
atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse;
Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı
çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp,
Caney'in tüm iddialarını onun şahsında
yanıtlayacağıma söz veriyorum.
(...)
Alıntının Kaynağı:
Coşkun Büktel,
"Gölge
Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i
bağrına bastı!"
|
|
"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE
BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK
17
29 Haziran 2008 |

Bülent Emin Yarar
Bülent Emin
Yarar'ın canlandırdığı Kemal hoca diyor ki:
"...Bu ülkede bir turist
ya da bir kedi gibi geziyor olmamak için, bu
ülkenin dilini, tarihini ve bilinçaltını
anlamayı istemeli. Türkiye’nin ve Türkler’in
bilinçaltını anlamak için, Sait Faik, Orhan
Kemal, Yaşar Kemal, Necip Fazıl, Kemal Tahir,
Oğuz Atay, Reşat Nuri, Yakup Kadri gibi dil
ustası yazarları okumak kaçınılmaz bir
gereklilik. Ama kimin için kaçınılmaz? Bu
ülkede, attığı her adımın bilincinde olmak
isteyenler için... Bastığı toprağın hangi meyva
ya da sebzeleri ürettiğini bilmekle yetinmeyip
hangi öyküleri ürettiğini de bilmek isteyenler
için... Ait olduğu toprağı ve insanları tanımak
isteyenler için..."
Coşkun Büktel'in
yazdığı replikleri okumak için..
TIKLAYINIZ!
Kemal hoca
hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için
tıklayınız:
www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=4&cp=all
|
|
İlk kez Ekim 2006'da
yayınladığımız
"Çığ
Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?"
başlıklı
yazımız, öylesine somut, sağlam
reddedilmez kanıtlara dayandırılmıştır
ki; "kaybedecek prestiji bulunan" bir
tiyatrocunun kendini ahmak ya da alçak
durumuna düşürmeden bu yazımıza karşı
çıkması mümkün değildir; ya da ancak
takma isim ardına saklanarak karşı
çıkması mümkündür. |

"ÇIĞ"
ASLINDA NEDİR,
NEYİ SARSIYOR?
Coşkun Büktel
25 Haziran 2008
(...) Cücenoğlu'na cevap
olarak bir kez daha tekrarlayalım: Evet,
"Çığ"daki çığ, yalnızca bir doğa olayıdır. O
nedenle, insanların baskıcı yönetimlere karşı
susmayarak haykırması ne kadar makul ve mantıklı
bir eylem ise, baskı ya da sömürü aracı olmayan
çığ gibi doğal bir tehlikeye karşı haykırması da
o kadar abuk ve dangalakça bir eylemdir.
Haykırarak, karşı çıkarak baskıcı yönetimleri
durdurma ihtimaliniz vardır, ama çığı haykırarak
durduramazsınız. Ağaç dikerek, set çekerek, ya
da konuyu bilenlerin önerecekleri başka somut
önlemler alarak durdurabilirsiniz. Bütün bunlara
rağmen durduramıyorsanız, orada yılın dokuz ayı
cinsel perhizle yaşamak yerine, gider evinizi
birkaç kilometre öteye kurarsınız. Ama
Cücenoğlu'nun abuk sabuk oyununda, bu somut ve
makul seçeneklere asla değinilmiyor, bu somut ve
makul seçenekler asla tartışılmıyor.
(Değiniliyor, tartışılıyor diyen varsa,
göstersin, yayınlayalım.)
(...)
Yazının tamamını okumak
için
TIKLAYINIZ!
NOT:
Bayındırlık Bakanlığı'nın sitesinde, çığı
önlemek için yapılması gerekenler sıralanmış:
Açıklanan önlemlerin en başında çeşitli
ağaçlandırma yöntemleri yer alıyor. Daha sonra
çığa karşı set çekmenin çeşitli biçimleri
sıralanıyor. En son madde ise, "Çığ
Riskli Alanın Boşaltılması
ve
Alana
Girişin Yasaklanması"...
İşte Bayındırlık
Bakanlığı'nın çığ önleme yöntemlerine ilişkin
hazırladığı sayfanın linki:
"ÇIĞLARI ÖNLEMEK MÜMKÜN
MÜ?"
|
|
NE KADAR YİNELESEK AZDIR (25 Haziran
2008) |
25 Ekim 2007
(...)
Herhalde sizler de Burak Caney gibi
isimlerinizin gizli kalmasını tercih
edeceksiniz. Açık kimliğinizle ortaya çıkıp,
Burak Caney'i "açık bir dille", "açıkça,
mertçe, Türkçe" tebrik etmeye
yanaşmayacaksınız. Yani "adam" gibi davranmak,
karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve
karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte
o nedenle, Burak Caney'i sahiplenmeniz, Burak
Caney'i önemli kılmıyor. Onu muhatap almamı
gerektirmiyor.
Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske
atacağı prestiji bulunan) tek bir tane
tiyatrocu, adıyla sanıyla ortaya çıkar da,
Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu
ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza
atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse;
Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı
çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp,
Caney'in tüm iddialarını onun şahsında
yanıtlayacağıma söz veriyorum.
(...)
Alıntının Kaynağı:
Coşkun Büktel,
"Gölge
Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i
bağrına bastı!"
|
|
Özdemir Nutku
iftirasını savunmak, o kadar ahmakça ya da
alçakça bir eylemdir ki; insanın kendini
lekelemeden böyle bir ahmaklık ya da alçaklığa
yeltenmesi artık mümkün değildir; ya da ancak
takma isim ardına saklanarak yeltenmesi
mümkündür.
Unutmamakta yarar var: |
7 Eylül
2007
(...)
Yukarıda (bir kez daha)
aktardığımız (CD kaydıyla "belgeli") sözlerinden
anlaşılacağı üzere, Nutku, "hatırlar gibi" filan
değildir. Kesindir: Yer ve zaman belirtmekte,
(daha sonra Büktel'e karşı yazdığı
"Coşkun Büktel'e Yanıt"
başlıklı savunma yazısında) diğer "Theope"nin
yazarını "ikinci sınıf" diye
nitelemektedir. Yani gayet profesörce, otoriter
ve bilimsel bir tavırla, açık ve kesin bir dille
ve soğukkanlılıkla, düpedüz yalan söylemektedir.
Yalan söylediği için, toplantının CD'sinde,
Fransa'daki "Theope" için 16. yüzyıl tarihini
verdiği görüldüğü (duyulduğu) halde, Nutku,
sonradan bu yalanını unutmuş, Büktel'e karşı
yazdığı savunma yazısında ("Coşkun
Büktel'e Yanıt") tarihi 17. Yüzyıl
olarak vermiştir. Bu tarih tutarsızlığı,
Timur'un yazısında alıntıladığı ve bizim de
yukarıda aktardığımız, ifadelerde de açıkça
görülebilmektedir. Nutku'nun
"Coşkun Büktel'e Yanıt"da
Büktel'i yumuşatmak için söylediği her şeyin
yalan olduğu (sonradan Şahin Ergüney'in ortaya
çıkardığı toplantı CD'si sayesinde) kesinlikle
belgelenmiştir. Ortaya çıkan CD; toplantıda
söylediği yalanı örtbas etmek için Nutku'nun,
savunma yazısında ("Coşkun
Büktel'e Yanıt") bir dizi yalana daha
başvurduğunu iki kere iki dört gibi
kanıtlamıştır. (Bakınız: Ergüney,
"Theope Üzerine Özdemir
Nutku'ya Yanıt")
İnsanın
"Özdemir Nutku skandalı"
hakkında yazı yazdığı halde,
bunca tutarsızlığı görememesi ve
Nutku'nun yalan söylediğini anlamaması için,
herhalde ya fıkra lazı olması ya da adının A.
Ertuğrul Timur olması gerekiyor. Çünkü
yeryüzünde Timur'dan başka hiçbir zeka
(Nutku'nun kendisi bile) o CD ortaya çıktıktan
sonra,
"Özdemir Nutku skandalı"ndaki
somut kanıt ve belgelere karşı çıkmaya, Özdemir
Nutku'nun iftirasını Büktel'e karşı savunmaya ("Bende
Özdemir Nutku'nun yerinde olsam aynı şeyi
yapardım" diyerek, sazan ya da kamikaze gibi
kendini ateşe atmaya) yeltenmemiştir. Timur,
Nutku'nun iftirasını, Nutku'dan destek görmüş,
Nutku'ya en yakın akademik kişilerin bile
savunmaya kalkmamış olmasına dahi uyanamayacak
kadar "Allahlık" bir kamikazedir.
(...)
Coşkun Büktel / 7 Eylül 2007
(Yukarıdaki yazının tamamını okumak
için şu başlığı tıklayınız:
"Kurnaz Kamikaze")
Diğer bir "kamikazeye"
(Nutku'nun öğrencisi Erbil Göktaş'a) karşı Hilmi
Bulunmaz'ın yazdığı caydırıcı "cevap" yazısını
("İftiradan yana olmak
ya da iftiradan yana olmamak...")ise, yakında Yeni Tiyatro dergisinde
okuyacaksınız (?)
|
|
"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE
BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK
12
19 Haziran 2008 |

Mehmet Ulay
Tiyatromuzun "Sakıncalı Piyade"si Mehmet Ulay'ın
canlandırdığı
Nihat bey, oğlu Cahit'e
günah çıkarıyor:
Coşkun Büktel'in
yazdığı replikleri okumak için..
TIKLAYINIZ!
|
|
iKİ YIL ÖNCE (1 MAYIS 2006'DA) DEMİŞTİM
Kİ: |
(...)
(Bu zevatın
benden ve
Theope’den
niçin nefret ettiklerini anlıyor musunuz? Ben
var olmasam, dürüst entelektüeller olarak
kendilerini ve herkesi kandırmaları ve rahat
uykular uyumaları, ne kadar kolay olacaktı. Ben
onların vicdan azabıyım. Çünkü benim gibi
haklılığı ve yeteneği reddedilemeyecek kadar
açıkça görünen bir yazarı, bu apaçık belgelenmiş
haksızlık ve
iftira
karşısında desteklemeleri gerekiyor ama bu
desteğin su başlarını tutmuş olan sanatsavarlar
—vandallar— tarafından kendilerine ne kadar
pahalıya ödetileceğini iyi biliyorlar. O
nedenle, beni desteklemenin maliyetini göze
alamıyor ve haklıdan yana değil, güçlüden yana
olmayı uygun buluyorlar. Güçlüyü, en azından
pasif biçimde, yani susarak —haksızlığı
görmezden, duymazdan, bilmezden gelerek—
desteklemeyi tercih ediyorlar. Bu durumda, benim
gibi birinin varolması, üç maymunu oynayan
eleştirmen ve akademisyenlerin korkaklığını ve
ikiyüzlülüğünü gayet somut biçimde kanıtlıyor.
Varlığım onları ayıplı kılıyor. Onların,
göğüs kafeslerinde yaşayan
aşağılık sürüngenle yüz yüze
gelmelerine neden oluyor. Bu nedenle, benden
haklı olarak nefret ediyor, beni de günahları
gibi hafızalarından silmek istiyorlar.)
Bence,
yukarıda kısaca özetlediğim (kanıtlı belgeli)
iğrenç
skandal
karşısında, (müdahale olanağı bulunan) namuslu
bir insanın ne yapması gerekir? sorusuna
verilecek cevap, çok açık:
Kıyameti
koparması gerekir.
Peki
namussuzların ne yapması gerekir?
Cevap yine
çok açık: Haksız olandan yana çıkması gerekir.
Haksız
olandan yana çıkmak,
açıkça
sergilenmesi mümkün olan bir tavır değildir.
Ancak “dolaylı” yöntemlerle açığa vurulabilir.
Açıkça haksızdan ve haksızlıktan yana olduğunuzu
söyleyemezsiniz. Ama örneğin, haksızlığı
hafife alarak,
önemsemeyerek, görmezden gelebilirsiniz.
Ya da,
örneğin, haklı olana (haklılığı CD ile kayıtlı
ve sabit olana) karşı, kanıtlanmamış, saçma
sapan suçlamalar yönelterek haklı olanı
yıpratmaya çalışabilirsiniz.
Şimdi
düşünelim:
Theope’ye karşı
yapılan (kanıtlı belgeli) haksız
saldırıya karşı
susmamı ve susarak oyunuma bir fırsat tanımamı
önermekle Kemal Başar, bir dergi ve site sahibi
olarak, bana namuslu bir öneride bulunmuş oluyor
mu? Bence, hayır. Kemal Başar bana, saldırılara
boyun eğmemi, saldırganların suyuna gitmemi,
haksızlık da etseler büyüklere saygıda kusur
etmememi tavsiye ediyor. Onun dediği gibi
itaatkâr davranırsam, Theope’ye bir şans vermiş
olacağımı söylüyor. Yani eğer, kendime yapılan
bu apaçık (CD
ile belgeli)
haksızlık
karşısında suskun kalırsam; Theope’nin
sahnelenebileceğini söylüyor. Bana böylesine
ahlak dışı bir tavsiye yöneltmek saçma değil mi?
Benim böyle bir tavsiyeye kulak asacağımı bir an
bile düşünmek saçmalık değil mi? Taa 1997’de
yazılmış olan şu satırların yazarı, Coşkun
Büktel değil mi:
Sevgili vandallar, sakın unutmayın: Bu ülkenin
ağırbaşlı ve centilmen yazarlarının asla
ulaşamadığı bir yetenek ve yaratıcılıkla
“Theope”yi yazmış olan Coşkun Büktel, asla,
ağırbaşlı ve centilmen bir yazar olmayacak. Onu
engellemeye kalkan herkes, gerekli karşılığı
mutlaka alacak. Coşkun Büktel bu ülkede hüküm
süren vandalizm karşısında aristokrat bir
tavırla omuz silkmeyi, vandalizme ağırbaşlı ve
yüce bir sessizlikle cevap vermeyi, asla tercih
etmeyecek. Ya da oyunlarının oynanabilmesi için
vandalizmle uzlaşmayı asla kabul etmeyecek.
(Coşkun
Büktel,
“Türk Tiyatrosundan İnsan
Manzaraları” Dramatik Yayınlar,
1998. Sayfa 342.)
Kemal Başar,
Theope’yi beğeniyor ama,
Theope
yazarının onurlu ve dürüst tutumunu beğenmiyor.
"Theope değerli oysa... Yazarının tutumu
yüzünden herkesin yalnız bıraktığı, itelediği,
ötelediği, bunu da hiç haketmeyen bir metin...
Büktel'in de hırçınlığı buradan mı kaynaklanıyor
acaba? Bir daha o noktaya erişememe
duygusundan..."
diyor. Benim
“hırçınlığımın” (yani vandalizme karşı çıkan
onurlu ve dürüst tutumumun) nedeni, açık ve
CD ile belgeli
olduğu halde, Kemal Başar, belgelenmiş hakikate
sırt çevirip, “acaba” diye tahmin
yürütmeyi tercih ederek, “bir daha o noktaya
erişememe duygusundan” söz ediyor.
Kanıtlı
belgeli gerçeklere gözünü kapayıp, kendinden
menkul spekülasyonlarla, benim “bedel ödemeyi
göze alarak” sürdürdüğüm onurlu ve dürüst tutumu
aşağılamaya, yıpratmaya çalışıyor.
(...)
YAZININ
TAMAMINI OKUMAK İÇİN,
TIKLAYINIZ!
|
|
Unutmamakta yarar var!
(6 Haziran 2008) |
24 Nisan 2007 tarihli bir yazımızdan:
(...) Demirkanlı, umarım sözünü
tutar ve bundan böyle (ismimi vererek ya da
vermeden veya kendisi başka bir isim ardına
gizlenerek veya örneğin,
hacklenmeden kurtulduğu halde aylardır bir tek
yazı yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi
kalmadığı için "hacklendim" numarasına yatmış
olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs Burak
Caney'i tekrar devreye sokarak) bana
sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa,
Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım var:
Önce, belgelediğim tüm yalanları için ("tekrar
okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi anladım,
aslında şöyle demek istemiştim" tarzında
önemsizleştirme gayretine girmeden)
açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da
özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında
herhangi bir suçlama yaparsa, o suçlamayı,
kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça iddialarla
değil, Büktel'in kendi ifadeleriyle "somut"
olarak, direkt kaynak göstererek, kanıtlayacak.
Böyle yapmazsa, bundan böyle,
(Burak Caney'i
asla cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da
cevaplamayacağım.
Ben hayatımı, onun yalnızca
birkaç saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları
çürütmek için, günlerce kanıt belge toplamakla,
bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon
içinde okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla,
daha fazla harcamak zorunda değilim.
Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki
yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu
hâlâ anlamayanlar kaldıysa, zaten anlamak
istemiyorlar demektir.
(Kaynak: Coşkun Büktel,
"Demirkanlı'ya (Bir Kez
Daha) Son Olmasını Umduğum Cevap")
|
|
NE KADAR YİNELESEK AZDIR (4 Haziran
2008) |

25 Ekim 2007 tarihli çağrımızı,
bir kez daha yineliyoruz:
Coşkun Büktel
4 Şubat 2008
(...) Şimdi, aşağıda linkini verdiğimiz yazısı
nedeniyle, Burak Caney'e tebrik ve teşekkür
mesajı gönderenlere buradan sesleniyorum:
Herhalde sizler de Burak Caney gibi
isimlerinizin gizli kalmasını tercih
edeceksiniz. Açık kimliğinizle ortaya çıkıp,
Burak Caney'i "açık bir dille", "açıkça,
mertçe, Türkçe" tebrik etmeye
yanaşmayacaksınız. Yani "adam" gibi davranmak,
karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve
karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte
o nedenle, Burak Caney'i sahiplenmeniz, Burak
Caney'i önemli kılmıyor. Onu muhatap almamı
gerektirmiyor.
Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske
atacağı prestiji bulunan) tek bir tane
tiyatrocu, adıyla sanıyla ortaya çıkar da,
Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu
ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza
atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse;
Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı
çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp,
Caney'in tüm iddialarını onun şahsında
yanıtlayacağıma söz veriyorum.
Korkaklığınız, cahilliğiniz, yetenek
yoksunluğunuz ve sizi çevrenizdeki en çirkef
unsurları sahiplenmeye iten alçakça kin
duygunuz; giderek, ibret verici bir sosyal
fenomen haline geldi. Koca bir sanat camiasından
bir tane adam çıkmaz mıymış, be kardeşim?!
Hadi, o Burak Caney'i tebrik eden yarasalardan
birini adıyla sanıyla, çıkarın karşıma da,
"Burak Caney haklı!" desin! Madem ki,
yazdıklarını tebrik ediyorsunuz, içinizden bir
Allah'ın kulu da şu Burak Caney'i "adam gibi",
"açıkça, mertçe, Türkçe" desteklesin!
Hadi!...
Alıntının Kaynağı:
Coşkun Büktel,
"Gölge
Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i
bağrına bastı!"
|
|
(...) İnsanlar, Coşkun Büktel'in
"emeğinin karşılığını almak üzere, bir kavganın peşine düşmüş"
olduğuna, yani bireysel bir mücadele verdiğine inanmak istiyorlar ve
bunun çok kolay anlaşılır bir nedeni var: Coşkun Büktel'i
vandallarla mücadelesinde desteklemeyi, vandallarla ters düşmeyi
göze alamıyorlar. Ama bu yüzden suçluluk duymak da istemiyorlar. O
nedenle Coşkun Büktel'in (kendilerinin katılmak ya da taraf olmak
zorunda olmadıkları) "bireysel" bir mücadele verdiğine, ya da
Büktel'in yazılarında hakaretten başka hiçbir özellik bulunmadığına,
inanmaya çalışıyorlar. (...) Yalnızca kendilerini aldattıkları,
başkalarını aldatmaya kalkışmadıkları sürece bu tavrı, insani
ve bağışlanabilir bir zaaf olarak değerlendiriyorum.
(Kaynak:
TÜRK TİYATROSUNDAN İNSAN MANZARALARI
Dramatik Yayınlar, 1998, Sayfa: 472.)
|
|
NE KADAR YİNELESEK AZDIR (2 Haziran
2008) |

25 Ekim 2007 tarihli çağrımızı,
bir kez daha yineliyoruz:
Coşkun Büktel
4 Şubat 2008
(...) Şimdi, aşağıda linkini verdiğimiz yazısı
nedeniyle, Burak Caney'e tebrik ve teşekkür
mesajı gönderenlere buradan sesleniyorum:
Herhalde sizler de Burak Caney gibi
isimlerinizin gizli kalmasını tercih
edeceksiniz. Açık kimliğinizle ortaya çıkıp,
Burak Caney'i "açık bir dille", "açıkça,
mertçe, Türkçe" tebrik etmeye
yanaşmayacaksınız. Yani "adam" gibi davranmak,
karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve
karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte
o nedenle, Burak Caney'i sahiplenmeniz, Burak
Caney'i önemli kılmıyor. Onu muhatap almamı
gerektirmiyor.
Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske
atacağı prestiji bulunan) tek bir tane
tiyatrocu, adıyla sanıyla ortaya çıkar da,
Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu
ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza
atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse;
Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı
çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp,
Caney'in tüm iddialarını onun şahsında
yanıtlayacağıma söz veriyorum.
Korkaklığınız, cahilliğiniz, yetenek
yoksunluğunuz ve sizi çevrenizdeki en çirkef
unsurları sahiplenmeye iten alçakça kin
duygunuz; giderek, ibret verici bir sosyal
fenomen haline geldi. Koca bir sanat camiasından
bir tane adam çıkmaz mıymış, be kardeşim?!
Hadi, o Burak Caney'i tebrik eden yarasalardan
birini adıyla sanıyla, çıkarın karşıma da,
"Burak Caney haklı!" desin! Madem ki,
yazdıklarını tebrik ediyorsunuz, içinizden bir
Allah'ın kulu da şu Burak Caney'i "adam gibi",
"açıkça, mertçe, Türkçe" desteklesin!
Hadi!...
Alıntının Kaynağı:
Coşkun Büktel,
"Gölge
Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i
bağrına bastı!"
|
BULUNMAZ, DT'NİN
"TİYATRO TRENİ"
PROJESİNİ ELEŞTİRİYOR
AKP, tiyatronun varolmasına (en azından
şimdilik) karşı değil.... "Tamam tiyatro
var olsun ama, varoşlarda, vapurlarda,
trenlerde, eski Galata Köprüsü'nde filan
var olsun... Bir fantezi, bir tuhaflık,
marjinal bir heves olarak var olsun"
fikrinde... O nedenle, İstanbul şehrinin
göbeğindeki, en görünür yerindeki, en
büyük rantlı arsaların, müstakil tiyatro
binaları tarafından "işgal edilmiş"
olmasına; trilyonluk rant potansiyeli
taşıyan o "güzelim" arsaların, yalnızca
ve tek başına, tiyatro denen o
tuhaflığa, o "ölü yatırıma" hasredilmiş
olmasına katlanamıyor AKP. Katlanamadığı
için de, tiyatro sanatının kalesi
niteliğindeki "müstakil" tiyatro
binalarını yıkıp, o binaların arsalarına
çok amaçlı, çok katlı, çok rantlı
gökdelenler kondurmayı ve (dostlar
tiyatroyu alışveriş merkezinde görsün
diye) o gökdelenlerin en sapa yerine bir
tiyatro salonu sıkıştırmayı daha uygun
buluyor. Üstelik bu yağmacı
politikaları,
Orhan Alkaya,
Lemi Bilgin
gibi, kösele derisi suratlı, "pişkin" ve
sosyalist(!) taşeronlar aracılığıyla
uyguluyor. (Örneğin, biliniyor ki:
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ne
vurulan ilk kazma, Orhan Alkaya'dır.
Bakınız:
Alkaya röportajı
eleştirisi.)
"Özdemir
Nutku skandalı" kadar iğrenç
bir olayda bile sessiz kalıp
ciğerlerinin kaç para ettiğini
kanıtlamış olan tiyatrocularımız ise,
tiyatro diye yaptıkları "tuhaflıklarla"
AKP'nin değirmenine kan ter içinde su
taşıyarak, AKP'nin tiyatro politikasına
"haklılık" kazandırıyorlar.
Özetle, tiyatrolarımızı, önce,
(tiyatroyu anlamsız bir "gösteriye" veya
sıkıcı bir müsamereye indirgeyerek
sanatsal ruhunu kötürüm etmiş olan)
tiyatrocularımız yıktı. AKP ise enkazı
kaldırıp arsasına gökdelen dikiyor. Bu
arada da, vapurda tiyatro, köprüde
tiyatro, trende tiyatro, garajda tiyatro
gibi zıpır projeleri destekleyerek,
tiyatroya "hakkını" veriyor.
DT'nin "Trende Tiyatro" projesine Hilmi
Bulunmaz'ın tepkisini okumak için,
lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:
DEVLET
HALKA ŞİRİN GÖRÜNMEYE ÇALIŞIYOR!...
|
|
TÜRKİYE'NİN İLK İNTERNET TELEVİZYONU
www.ontvhaber.com
'da
76
DAKİKALIK COŞKUN BÜKTEL RÖPORTAJI
|
COŞKUN BÜKTEL İLE
TİYATRO ÜZERİNE
Genel yayın yönetmenliğini
Gülgün Feyman'ın yaptığı ontvhaber.com'da, "T.I.R.T" adlı bir
röportaj programı sunmakta olan Ali Ersin Kelleci ile Enes
Buladı, 10 Mayıs 2008'de, programlarına Coşkun Büktel'i konuk
ettiler ve Büktel'le yaptıkları 76 dakikalık röportaj o gün,
ontvhaber'de canlı olarak yayınlandı. İzleyen günlerde de arada bir
yayınlanmış olan röportaj, bugünden (20 Mayıs 2008) itibaren de,
ontvhaber sitesinde, internet izleyicilerinin her an ulaşıp
izleyebileceği bir belge olarak (iki bölüm halinde) sunuluyor.
Büktel'in ontvhaber.com röportajını
izlemek için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
Not:
ontvhaber belgeleri, "microsoft silverlight"
programıyla çalıştığı için, tıklamayı
yaptığınızda, (eğer bilgisayarınızda yüklü
değilse) karşınıza, "microsoft silverlight"
programını yüklemeniz için bir düğme çıkacak.
Adı geçen programı yükler yüklemez, röportajı
izleyebilirsiniz.
|
GÜNCELLEME
(19 Mayıs 2008)
Ödül haberinin son paragrafında deniyor
ki:
2008 ERKAN YÜCEL İNTERNET ÖDÜLÜ: (bu
ödül konusunda jüri çok yetkin
olmadığını beyan ettiği için internet
alanında tiyatroyla ilgili siteleri
Türkiye Tiyatrolar Birliği olarak
önerdik ve kabul edildi.)
www.tiyatrooyun.org,
www.tiyatronline.com,
www.tiyatrodegisi.com
(Kaynak:
"2008 ERKAN YÜCEL
TİYATRO ÖDÜLLERİ AÇIKLANDI!")
Demek istiyorlar ki:
"Jüri (yani Bademler köylüleri)
internetteki tiyatro yayınlarını
yeterince izleyemedikleri için, biz TTB
(Türkiye Tiyatroları Birliği) olarak, o
köylülerin bu konudaki bilgisizliğinden
yararlandık ve (Büktel ile Bulunmaz'a
imzasız yazılarla ve
fotomontajlarla
iftira etmek amacına yönelik olarak ve
Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun
sitesinin adını çalarak,
Burak Caney
takma adlı vandal tarafından kurulmuş)
hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org
adlı siteyi, sahibi bile belli olmayan
bu korsan, bu vandal, bu kriminal
siteyi; masum köylülere örnek site
diye tanıtıp, onların bu siteye ödül
vermelerini ve bu ödülün adının "Erkan
Yücel ödülü" olmasını sağladık. Yani
Erkan Yücel'in adıyla ve masum
köylülerin eliyle ve Ayşegül Yüksel,
Yener Aksoy, Turgay Tanülkü isimlerini
de bu tezgaha dahil ederek; imzasız
iftiralarla
dolu, sahibi bile belirsiz, adı bile
çalıntı, hela gibi çift "oo"lu, vandal
ve korsan tiyatrooyun.org'u bir güzel
aklayıp pürüpak ettik."
Elinize sağlık da, siz kimsiniz? Tıpkı
Burak Caney'in son zamanlarda
"tiyatrooyun.org" imzasını kullandığı
gibi, siz de, TTB imzasının ardına
saklanmışsınız. Büktel ve Bulunmaz'a
karşı iftira kampanyalarıyla dolu hela
gibi çift "oo"lu siteye masum köylüler
eliyle Erkan Yücel ödülü verdirmek
alçaklığı, kimin ya da kimlerin
fikridir, net olarak, isim isim bilmek
istiyor ve okurlar adına soruyoruz:
Kimsiniz siz? (CB)
————————————
Büktel ve Bulunmaz'a
penis içerikli
foto montajlarla saldıranlar,
şimdi de, Erkan Yücel adını ve Bademler
köy halkını, kirli amaçlarına alet
ediyorlar.
Burak Caney
takma isimli
iftiracı vandalın kurduğu hela gibi çift
"oo"lu
tiyatrooyun.org
sitesi (sahibi bile belirsiz olduğu
halde, imzasız yazılmış bir sürü
iftira
yayınladığı halde) Bademler'de, örnek
tiyatro sitesi olarak ödül alıyor!
Burak Caney'in
iğrenç damgasını taşıyan bu onur kırıcı
ödül, Caney'in hela gibi çift "oo"lu
sitesi dışında; (eğer kabul ederlerse)
Ayşegül Yüksel, Yener Aksoy, Turgay
Tanülkü başta olmak üzere, birçok
tiyatro ve tiyatrocuya da (bu akşam, 18
Mayıs 2008, saat 18.00'de) verilecek.
Bademler köy halkına mal edilen ödülü,
gerçekte kimlerin verdiği de belirsiz.
Vandalizmin ve
iftiranın Erkan Yücel adıyla
ve masum köylüler eliyle
ödüllendirilmesi anlamına gelen bu
alçaklığa, vandalizm karşıtı
sanatçıların alet olmayacaklarına
inanıyoruz. (Ben, kendi payıma, hela
gibi çift "oo"lu o lağıma verilen ödül
Nobel bile olsaydı, bana verilmesini
asla kabul etmezdim.) Ödüllendirilen
hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun
sitesini ve o siteyi (Hilmi Bulunmaz'ın
tek "o"lu tiyatroyun sitesinin adından
çalarak) kurmuş bulunan Burak Caney
takma adlı vandalı, Bademler
köylülerinden başka, hâlâ tanımayan
tiyatrocular kalmışsa, aşağıda
linklerini verdiğimiz iki sayfadaki
"somut" belgeleri inceleyerek, mutlaka
tanımalılar. (CB)
1.
BURAK CANEY
SAYFASI
2. HELA
GİBİ ÇİFT "OO"LU tiyatrooyun.org
BUDUR! |
BULUNMAZ'A DÜZELTME GÖNDERDİK
|
|
Coşkun Büktel'in
"Fiyasko" adlı romanı,
Feyza Howell çevirisiyle İngilizce
yayınlanmak üzere matbaaya verildi |
Fiasco'nun, arka kapak metnini ve kapak
kulaklarında yer alan
metinlerini okumak ve kapakları büyük görmek
için,
lütfen
TIKLAYINIZ!

Büyük görmek için kapak fotoğrafına tıklayınız! |
|
Coşkun Büktel, yıllarca aradan sonra,
şiir yazdı |

6 MAYIS
Coşkun Büktel
6 Mayıs 2008
Boynum
kırıldı
Nefes
alamıyordum
İki iri
damla gibi
Dışarı
fışkırmak üzereyken gözlerim
Ve aşırı
şişirilen bir balon gibi
İnfilak
edecekken yüreğim
Son
saniyede aklımdan geçti
Dedim ki
öleceğim
Bu halk
uğruna
Yirmi dört
yaşımda
Yeryüzünün
ve hayatımın
Bu bahar
noktasında
Güneşli
günler yaşamaya hazırlanırken
Bütün
alçaklar
Kararmadan
önceki anda
Aklımın
utanç duvarını yıkan bir soru
Bana rağmen
yıldırım
gibi çaktı beynimde
Emin miyim
diyordu
Değer miydi
gibisine
Acaba
ölüyor muyum
Pisi pisine
Dedim ki
Eminim
Ve işte bu
cevap oldu
Son devrimci eylemim
|
|

Savaşa karşı yeryüzünde yazılmış en
gerçekçi ve en etkili oyunu
("Ölüleri
Gömün"ü);
üstelik,
devlette devamlılık prensibini ayakları
altında çiğnemeyi göze alarak, prova
aşamasında iptal edip yasaklamış olan
Lemi Bilgin; bugün kalkmış, hiç
utanmadan, "savaş karşıtı" mesajlar
vererek, insanların zekâlarıyla alay
ediyor.
LEMİ BİLGİN, AŞAĞIDAKİ SÖZLERİ HANGİ
HAKLA, HANGİ YÜZLE SÖYLÜYOR:
"Kültür ve sanatın en önemli yanı barışa
katkıda bulunmasıdır. Çünkü sanatla
uğraşan, sanatla bir arada olan insanlar
problemlerini daha kolay
halledebilirler. Antik dönemde bile
insanlar savaşırlardı ama tiyatro
festivallerinde savaşlara ara verilerdi.
Bu festivallerden sonra da savaşlara
devam edemezlerdi. Umuyorum bu kültürel
ve sanatsal faaliyetler dünya barışına
katkı sağlayacaktır."
(Lemi Bilgin'in
9. Uluslararası
Karadeniz Tiyatro Festivali çerçevesinde
yaptığı konuşma. Haberin kaynağını
görmek için,
TIKLAYINIZ!)
DT genel müdürü Lemi Bilgin'in yarattığı
ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın göz
yumduğu
"Ölüleri Gömün"
skandalını bir kez daha hatırlamak ve
(herhalde Murathan Mungan'ın
"Türkiye'de her şey olunur rezil
olunmaz" özlü sözüne güvenerek)
"pişkinliği ve devlet olanaklarını har
vurup harman savurmayı meslek edinmiş"
skandal faillerine hatırlatmak
gerekiyor.
Skandalı hatırlamak için, lütfen,
aşağıdaki "mavi" alt başlığı tıklayınız:
Eğer
demokrat bir bakansa, eğer
tiyatro
sanatına küfredilmesine karşıysa
|
GÜNCELLEME 22 Nisan 2008:
Aşağıda anonsunu yaptığımız yazının
içeriği (Petersburg skandalı) hakkında,
Bulunmaz, nefis bir video konuşması
yapmış. Mutlaka seyretmenizi tavsiye
ederek, linkini veriyoruz:
"Bulunmaz,
düşünsel şiddet uyguluyor!"
Hilmi
Bulunmaz, uzun zamandır cevap vermediği
yalan makinası Mustafa Demirkanlı'yı,
"Petersburg skandalı"
dolayısıyla bir kez daha cevaplayarak,
bir kez daha pestilini çıkarıyor.
|

DİKKAT BURAK CANEY VAR!DİKKAT DEMİRKANLI VAR!
DİKKAT YALAN VAR!
Hilmi Bulunmaz
20 Nisan 2008
(...)
"Petersburg skandalı,
gündemi gölgelemek değildir, gündemin ta
kendisidir. Çünkü tiyatro binalarımızın
yıkılması, tiyatro sanatımıza musallat olan
'zifiri cehalet yüzünden' engellenemiyor. Sizin
kafa karıştırmak için uydurduğunuz 'Cekhov'
ve 'Peter(s)brook' gibi kavramlar, durup
dururken ortaya attığınız 'Çehov'mu doğru
Çekov'mu?' tartışması, Petersburg skandalını
gölgelemek amacıyla, Türkiye tiyatrosuna bile
bile, kasten yapılmış kötülüklerdir. Kısacası
gündemi asıl gölgeleyenler, sizlersiniz..."
TIKLAYIN! |
|
GÜNCELLEME
(14 Nisan 2008):
Ben, taa üç ay önce Orhan Alkaya'ya
dememiş miydim?
"(...) ben de,
AKP'nin kendi projesini, sana kendi
projenmiş gibi yutturduğunu düşünüyorum.
Çünkü senin, şu an bile, hâlâ bir projen
yok. AKP'nin projesini belirsizliğin
şalıyla paketleyerek, onların sana
yutturduğu gibi, sen de tiyatro
kamuoyuna yutturmaya çalışıyorsun."
(Kaynak:
Coşkun Büktel'in Ocak 2008 tarihli
yazısı,
"Demirkanlı -
Alkaya görüşmesinde geçen bazı
ifadelerin Türkçe'ye çevirisi"
ya da
"Bir İpte İki
Canbaz".)
Yukarıda linkini verdiğimiz
"Demirkanlı - Alkaya görüşmesinde
geçen bazı ifadelerin Türkçe'ye
çevirisi"
ya da
"Bir İpte
İki Canbaz"
başlıklı yazıdan enteresan bir bölümü
aşağıya aktarıyoruz (Sarı fon içinde
kırmızı harflerle dizilmiş ifadeler,
Büktel'in "o zamanki", yani üç ay
önceki, yani "yıkım öncesi"
yorumlarıdır):
DEMİRKANLI
O zaman net
olarak şunu soracağım, şunu gerçekten
algıladın mı? “Buyurun Orhan Bey,
projelerinizi gündeme getirin, bunun
için sizi göreve davet ettik.”
ALKAYA
Sübvansör
kurumun en üst düzey yetkilisi Sayın
Kadir Topbaş’tır. Tiyatroyla ilgili
danışmanı, arkadaşım Kenan Işık’tır.
Bazı soruları benden daha çok onlara
sormanda yarar var.
(Hilmi Bulunmaz'ın
hayret ettiği kadar var: Alkaya'ya,
"projelerini sponsor makama kabul
ettirdin mi?" diye soruluyor. Alkaya,
evet diyemiyor. Onlara sorun diyor. Yani
açıkça aczini itiraf ediyor. İsterse
kıvırabileceği belirsiz biçimde de olsa,
her şeyi sponsorların bildiğini,
sponsorlar tarafından yönetilip
yönlendirildiğini itiraf ediyor. Bu
durumda Demirkanlı, Alkaya'nın kendisine
reklam verebilme ihtimalinin, biraz da
sponsorlara, yani Topbaş ve Işık'a,
bağlı olduğunu, yani "yaş" bir ihtimal
olduğunu düşünmüş müdür acaba?)
Sonuçta ben
kendi algımdan bahsedebilirim. Ama hangi
saiklerle tercih edildiğim konusunda
sübvansör kurumun en yetkili kişisinin
vereceği cevap en doğru cevaptır.
(Orhan Alkaya'nın
verebileceği en doğru cevap ise şöyle
bir şey olabilirdi:
"Sayın başkanı
kişiliğim, yeteneğim ve projelerim
konusunda tamamen ikna ettim. Başkan
bana tamamen teslim olmayı, istediğim
yasaların derhal çıkarılması için benim
demeçlerimi imzasıyla desteklemeyi kabul
ettiği gibi; Harbiye Sahnesi'nin
yıkılmasından vazgeçtiğini açıklamayı da
taahhüt etti. Taahhütlerini yerine
getirmemesi durumunda, kendisini kamuoyu
önünde eleştireceğimi ve eleştirirken
asla insaflı davranmayacağımı başkana
açıkça söyledim. Kısacası, tiyatroyu ben
bildiğim için, ben başkana değil, başkan
bana teslim oldu. O nedenle, lütfen,
tiyatro konusunda başkandan demeç
istemeye kalkmayın! Tiyatro konusunda
ancak ve yalnız benim demeç vermem ve
başkanın demeçlerimi imzasıyla
desteklemesi konusunda başkanla tamamen
mutabık kaldık."
Peki ya başkan
böyle bir mutabakata yanaşmıyorsa? O
zaman o başkan İBŞT hakkında hiç de
hayırlı emeller beslemiyor; o "emelleri"
gerçekleştirmek için kendisine, fazla
tepki çekmeyecek "sosyalist" görünümlü
bir taşeron arıyor demektir. Alkaya,
yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi
"açıkça, mertçe, Türkçe, netçe" konuşmak
yerine "sponsorum bilir" şeklinde
konuştuğuna, "sahibinin sesi"
çağrışımları yaptığına göre, başkan,
aradığı taşeronu bulmuş demektir.)
(Kaynak:
Coşkun Büktel'in Ocak 2008 tarihli
yazısı,
"Demirkanlı -
Alkaya görüşmesinde geçen bazı
ifadelerin Türkçe'ye çevirisi"
ya da
"Bir İpte İki
Canbaz".)
Yalan makinası
Demirkanlı'nın
Alkaya ile yaptığı o upuzun röportajda,
değil "yıkmak" sözcüğü, "yık" hecesi
bile geçmiyor. Okurların aklına "kurt
düşmesin" diye Muhsin Ertuğrul
Sahnesi'nin adı bile anılmıyor. Ve o
uzun "çanak" röportaj, yalan makinası
Demirkanlı'nın,
Topbaş tarafından yıkım için bulunmuş
"taşeronu" yıkayıp yağlamasıyla, şöyle
sona eriyor:
"İşin zor, meşakkatli, ama tanıdığım
Orhan Alkaya 50 yılını, Sanat
Yönetmenliği için feda etmez, bunu
biliyorum ve başarılar diliyorum,
sabırlarla yüklü bir süreçten alnının
akıyla çıkacağına da hiçbir kuşkum yok.
"
(Kaynak:
Coşkun Büktel'in Ocak 2008 tarihli
yazısı,
"Demirkanlı -
Alkaya görüşmesinde geçen bazı
ifadelerin Türkçe'ye çevirisi"
ya da
"Bir İpte İki
Canbaz".)
MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ, NİSAN 2008

Fotoğraf : Murat Eren Toydemir
GARP
CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY SÖYLEMEYE GEREK
YOK
Coşkun
Büktel
RADİKAL ,
10 Ocak 2008:
Alkaya
memnun: Projelerim onay görmüş...
İstanbul Şehir
Tiyatroları'nda en sert muhalefeti yapan
Orhan Alkaya, artık bu kurumun başında.
Sanat yönetmeni Alkaya 'Benim bu göreve
gelmem projelerimin onay gördüğü
anlamına geliyor' diyor
(Kaynak:
Radikal röportajı)
*****
ORHAN ALKAYA
(21 Mart 2007, Genel Sanat Yönetmeni
yapılmasından
önce)
"Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmasını
kesinlikle istemediğimizi bir kez daha
söylüyorum. Burası Muhsin Ertuğrul'un
hayaliyle tiyatroya dönüştürüldüğü,
yanan Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nu
sürdürdüğü için çok önemli. Kaldı ki biz
bu sahnelerde, bu kulislerde büyüdük,
yetiştik"
(Kaynak: arkitera.com,
"Muhsin Ertuğrul
Sahnesi'nin yıkılmasını istemiyoruz")
*****
KENAN IŞIK ve ORHAN ALKAYA
(Alkaya'nın genel sanat yönetmeni
yapılmasından
sonra,
Kadir Topbaş'la birlikte katıldıkları 27
Mart 2008 tarihli basın toplantısında,
gazetecileri yıkımın gerekliliğine ikna
etmeye çalışırken... Milliyet yazarı
Serfiraz Ergun anlatıyor:)
27
Mart Perşembe sabahı İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş
gazetecileri Sait Halim Paşa Yalısı’nda
kahvaltıya davet etmişti. Sağına
danışmanı Kenan Işık, soluna ise
İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat
Yönetmeni Orhan Alkaya oturmuştu.
(...)
Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu için Kenan
Işık;
“Orada bir oyun sahneye koymak için
insanın hevesi kalmıyordu. Sahne derin
olabilir ama eni çok dardı. Oyun
sırasında sürekli dam akardı, kovalar
koyardık. Bir seferinde tavandan sahneye
kedi bile düşmüştü”
dedi.
Lafı Orhan Alkaya aldı;
“Sahnenin tavanında koskoca bir boşluk
vardır mekanizmaların bulunduğu. Haliyle
de bol bol fare barınır burada. O yüzden
tiyatrolar kedisiz olmaz. Kediler
oyuncunun hayatını kurtarır”
dedi.
(Kaynak: Milliyet, Serfiraz Ergun,
"Muhsin Ertuğrul
sahnesine tavandan düşen kediler")
*****
ORHAN ALKAYA
(8 Mart 2007, Genel Sanat Yönetmeni
yapılmasından
önce...
Zaman gazetesi yazarı Jülide Karahan
aktarıyor:)
Bu
proje üzerinde 8 yıldır çalıştığını
söyleyen Başaran Ulusoy, Kongre Vadisi
Projesi'ne en geç 4 ay içinde
başlanacağını, toplam 130 milyon
dolarlık bir yatırımla
gerçekleştirilecek çalışma
tamamlandığında, 17 bin kişinin aynı
anda vadide ağırlanabileceğini söylüyor.
Durumun Ulusoy'un
'ileri geri konuşmasından'
ibaret kalmasını uman Orhan Alkaya,
"İstanbul şehrinin yöneticileri
umarım Ulusoy gibi sadece paraya önem
veren kimseler değillerdir. Başaran,
inşallah başarısız olur."
diyor. Tiyatronun yerine yapılacak
kongre merkezindeki ilk toplantıyı
IMF'nin yapmasının planlandığını
hatırlatan Alkaya,
"Mesleğimize ve Muhsin Ertuğrul ustamıza
bundan daha büyük bir hakaret
yapılamazdı."
cümleleriyle üzüntüsünü dillendiriyor.
(Kaynak:
"Muhsin
Ertuğrul Sahnesi yıkılmak isteniyor,
tiyatronun haberi yok")
*****
ORHAN ALKAYA:
(1 Nisan 2008. Genel Sanat Yönetmeni
yapılmasından
sonra...
"Bu
sahnede Muhsin Ertuğrul'un ruhu var
diyenler..." bulunduğunu hatırlatan
Bianet muhabiri Nilüfer Zengin'e cevap
veriyor:)
"Bunu söyleyen
hiçbirşey bilmiyor.
Muhsin
Ertuğrul
o tiyaroda yalnızca iki yıl bulunabildi.
Muhsin
Ertuğrul'a
son darbe de o tiyatro da vuruldu. Ona
rağmen hazırlanan yönetmelik hocanın
yüzüne okunurken çıktı kapıdan ve bir
daha geri dönmedi. Hocanın enerjisi,
sinerjisi diyeceksek o küskün bir ruh.
Biraz da insanların bilerek
konuşmalarını isterim bu konularda. Bu
lafları edenler sahneyle hiç ilgisi
olmayan insanlar."
(Kaynak: Bianet, Nilüfer Zengin,
"M.Ertuğrul
Sahnesi Üç Kez Yenilendi, Bu Dördüncü ve
Radikal Bir Yenileme")
*****
ORHAN AYDIN
(Kasım 2007)
(...)
biz sanatçılar
oyunlarını kuralları ile oynama
alışkanlığına sahibiz. Burada da öyle
yaptık. Kuralları ile çıkmıştık
meydanlara ve “şimdilik” biz kazandık.
En azından AKP, sanat alanları ile
işinin zor olduğunu anlamış durumda.
(...)
Açıkça söylüyorum. AKP’nin sanat
alanlarına yaşattığı karartmanın
takipçisi olmayı, sonuna kadar
sürdüreceğiz.
Geçen hafta yazmıştım. Nedense kimseden
ses çıkmadı.
Salonlarımızı yıkamayacağını anlayanlar,
yeni bir saldırının hazırlığı içindeler.
(...)
AKP, ve bakan efendi, öyle kaya filan
değil, düpedüz koskoca bir dağa
tosladığını bir kez daha anlayacak.
(...)
Kendini “bir halt sanmak” ise, küçük
adamların işidir.
(Kaynak:
tiyatrom.com,
"Küçümsemenin
Hafifliği")
*****
ÜSTÜN AKMEN
(Nisan, 2007)
Darülbedayi’nin simgeleşmiş salonu
ve İstanbul Şehir Tiyatrolarının
merkezi olan Harbiye Muhsin Ertuğrul
tiyatrosunun yıkılıp, yerine kongre
merkezi yapılacağından söz ettik.
Sanatseverleri yürütülen yöntemli
saldırıların sonuncusu olan İstanbul
Atatürk Kültür Merkezi’nin anıt eser
kapsamından çıkartılarak yıkım
kararı alınmasına karşı durmaya
davet ettik. “Sizler, geleceğe sahip
çıkabilecek onurlu ve sorumlu
yurttaşlarsınız. Gelin, sanatçının
direnişinin simgesi olalım.
Gelin,
gerekirse hep birlikte dozerlerin
önüne yatalım, ama AKM’yi
yıktırmayalım” dedik.
Bu eylemden bir gün sonraki “Dünya
Tiyatro Günü”nü ise, Birliğimizin
Merkezi olarak İstanbul’da Saliha
Özdemir’in düzenlemesiyle Tarık
Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Ali
Taygun, Mehmet Birkiye,
Kenan Işık
ve bendenizin katıldığı
“Tiyatromuzda Edebiyat Uyarlamaları”
başlıklı sohbet toplantısıyla
kutladık.
(Kaynak:
TEB, Nisan 2007
bülteni)
*****
COŞKUN BÜKTEL
(Kasım, 1997)
"Final" gibi bir abukluğa, "İlk Kadın" gibi
sıkıcı bir "hikaye okuma" tiyatrosuna, "Olmayan Kadın" gibi
bir utanmazlığa DT çatısı altında yer vermekle bindiğiniz dalı
kestiğinizi ne zaman fark edeceksiniz? İlle yere çakılmanız mı
gerek? İlle birinin düdüğü çalıp "paydos" diyerek kapınıza kilit
vurması mı gerek? Ancak o zaman mı anlayabilirsiniz? (...)
Çiftliğinize kendinizden iyileri sokmayarak, yaklaşan akıbetten daha
ne kadar korunabilirsiniz?
(Kaynak: Coşkun Büktel, Sanata Evet Diyen Vandallar, "Türk
Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar, 1998. Sayfa
348. Alıntının tamamı için
TIKLAYINIZ!)
*****
COŞKUN BÜKTEL
(Temmuz, 1997)
“Bugüne dek, Danıştay kararlarını hep
sağcılar uygulamaz ve bu yüzden hep
solcular sağcıları eleştirirdi. Şimdi
danıştay kararlarını solcular
uygulamıyor ve eskiden bu durumu
eleştirenlerin gıkı çıkmıyor. (...)
Çifte standart solun ya da sosyal
demokrasinin özelliği haline
getiriliyor. Sol’a mal ediliyor. Sosyal
Demokratlar, sosyal demokrasinin
demokrat niteliğini yitirmesindeki
tehlikeyi bugün bile görmüyorlar. Kısa
vadeli bireysel ve partizan menfaatler
uğruna hukukun üstünlüğü ilkesini
ayaklar altına almanın, örneğin danıştay
kararlarını uygulamama yolunu açmanın,
uzun vadede ülkeyi nasıl bir kaosa
götüreceğine aldırmıyorlar. Yarın
gelecek sağ hükümetlerin Danıştay
kararlarını uygulamayarak daha da
tehlikeli süreçler başlatabileceğini
düşünmüyorlar. Sosyal demokratların
bugünkü hukuk tanımaz tutumları yüzünden
yarın o tehlikeli süreçleri başlatacak
sağ hükümetleri eleştiremeyeceği
—eleştirme hakkını kaybedeceği— kimsenin
aklına gelmiyor.”
(Coşkun
Büktel, “Sanata Evet Diyen Vandallar”,
Türk
Tiyatrosundan İnsan Manzaraları,
s. 318, Dramatik Yayınlar, 1998)
*****
Topbaş'tan dört tiyatro sözü
Yasemin Bay / Milliyet
İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanı Kadir
Topbaş, Muhsin Ertuğrul
Sahnesi’ni yok etmeyi
asla düşünmediklerini
belirterek, “Son derece
çağdaş ve modern bir
şekilde yeniden inşa
edilecek olan Muhsin
Ertuğrul Sahnesi 13 ayda
bitecek” dedi.
İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanı Kadir
Topbaş, dün Sait Halim
Paşa Yalısı’nda
düzenlenen basın
toplantısında İstanbul’a
yeni tiyatro mekanları
kazandıracaklarını
açıkladı.
Kadir Topbaş’ın sanat
danışmanı Kenan Işık ile
İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Şehir
Tiyatroları Genel Sanat
Yönetmeni Orhan
Alkaya’nın da hazır
bulundukları toplantıda,
bir süredir yıkımı
protesto edilen Muhsin
Ertuğrul Sahnesi,
yenilenen Üsküdar
Musahipzade Sahnesi ile
yeni yapılacak olan
Beyoğlu Şişhane Sahnesi
ve Tepebaşı Dram
Tiyatrosu ele alındı.
Koltuk sayısı 3100
Kadir Topbaş, 7 olan
Şehir Tiyatroları sahne
sayısının 2006 yılında
açılan Kâğıthane Sadabad
ve Üsküdar Kerem
Yılmazer sahneleriyle
9’a, koltuk sayısının
ise 3100’e ulaştığına
dikkat çekerek, Muhsin
Ertuğrul Sahnesi’ne
değindi. Topbaş, dün
Dünya Tiyatro Günü
nedeniyle Muhsin
Ertuğrul Sahnesi’nin
yıkılacak olmasına
yönelik olarak bir kez
daha gerçekleştirilen
protestoların nedenini
anlayamadığını, yeni
tiyatro binasına ilişkin
projeyi yürütürken
tiyatroculara da
danıştıklarını söyledi.
Şehir Tiyatroları
kullanacak
Başkan, yeni yapılacak
olan Muhsin Ertuğrul
Sahnesi’nin sadece Şehir
Tiyatroları’nın
kullanımına yönelik
büyük bir tiyatro
olacağını vurguladı:
“Muhsin Ertuğrul
Sahnesi’ni yok etmeyi
asla düşünmedik. Yeni
binanın projesini de
Orhan Alkaya, Kenan Işık
ve Yıldız Kenter
incelediler,
beğendiklerini
açıkladılar. Son derece
çağdaş ve modern bir
şekilde yeniden inşa
edilecek olan Muhsin
Ertuğrul Sahnesi, 13
ayda bitecek...”
Topbaş, TRT binası ve
TÜYAP’ın bulunduğu
alandaki projeye de
değindi:
“İnan Kıraç, düşündüğü
kültür merkezi için
TRT’nin bulunduğu alanı
talep etti. Orada
yapılacak olan kültür
merkezinin projesi ünlü
mimar Frank Gehry
tarafından çizildi.
Önümüzdeki günlerde
ihale açılacak. Yeni
merkezin içinde, benim
isteğimle aslına uygun
olarak, Tepebaşı Dram
Tiyatrosu da yer
alacak.”
İstanbul’a
kazandırılacak olan bir
diğer tiyatro projesi
ise Şişhane- Beyoğlu
Sahnesi. Topbaş’ın
verdiği bilgiye göre
Şişhane’de THY’nin eski
binasının olduğu yere
inşa edilecek salon
için, jürisinde tiyatro
sanatçısı ve mimarlardan
oluşan bir yarışma
düzenlendi.
Yarışmaya başvurular 14
Temmuz’da sona erecek.
Prosedür tamamlandıktan
sonra Şişhane’de 600
kişilik salon, 300
kişilik deneme sahnesi
ve 300 kişilik de çocuk
tiyatrosu sahnesini
içeren bir tiyatro
yapılacak. Binanın 18
ayda bitirilmesi
planlanıyor.
Topbaş, son olarak
Üskudar Müsahipzade
Sahnesi’ni yıkarak
yerine 4 bin 500
metrekarelik bir alanda,
6 trilyona mal olan bir
tiyatro binası inşa
ettiklerini söyledi.
(Kaynak: Yazının
Milliyet'teki orijinal
sayfasını görmek için
TIKLAYINIZ!)
|
|
GÜNCELLEME
(4 Nisan 2008)
Feridun Çetinkaya, aşağıda linkini
gördüğünüz
"Ama Beni
İktidar Yapan Müdahale İyidir"
başlıklı yazısıyla, kültür hayatımızı
kemiren sansür ve çifte standart
illetini, isim vererek, somut kanıt
göstererek, iki kere iki dört gibi
belgeledi. Çetinkaya'nın 26 Mart'ta
yayınladığı bu tarihi öneme ve değere
sahip yazısı, ne yazık ki, bir haftadır,
Büktel ve Bulunmaz'ın siteleri dışında
hiçbir tiyatro sitesi tarafından
sahiplenilmedi. Hakikati sahiplenmeyen
bu siteler, hakikati sahiplenenlere
yapılan
iftiraları
nedense derhal
sahipleniyorlar. Bize karşı olan
en iğrenç unsurları
(Burak
Caney
takma adlı
yüzsüz sapık'ı
bile) sitelerinin olanaklarıyla
destekliyorlar. Sonra da bizim
yapayalnız kaldığımızı söyleyerek,
kendilerini kelle sayısıyla haklı
çıkarmaya çalışıyorlar. Okuyun da görün
bakalım, yüzlerce milyon kelle bile,
Feridun'un yazısında belgelenmiş iğrenç
hakikati değiştirebilir mi? Onca kelle
içinden bir tek kişi çıkıp, Feridun'un
(ya da Büktel'in) belgelediği gerçekleri
belgelerle yalanlayabilir mi?
Yalanlayamaz/yalanlayamıyor. Ama bu,
tiyatro yayıncılarımızın umurunda değil.
Belgelenmiş somut gerçekler kaç kişinin
umurundaysa, biz o kadar kişiyiz. Üç
kişiyse, üç kişi... İki kişiyse iki, tek
kişiyse tek kişi... Bizim de, "kelle sayısı" umurumuzda değil.
CB |

... AMA BENİ
İKTİDAR YAPAN MÜDAHALE İYİDİR
Feridun Çetinkaya/ 28 Mart 2008
Feridun Çetinkaya
öylesine "sağlam" ve
önemli bir yazı yazdı ki; bu yazıyı
yayınlamaktan kaçınmakla, "halkın
gazetesi"(!)
Birgün
ile
"söylenemeyenleri söyleyen"(!)
Taraf
gazetelerinin bile foyası meydana
çıktı; yalnızca kendilerine özgürlükçü
ya da yalnızca kendilerine demokrat
oldukları "iki kere iki dört gibi"
kanıtlandı.
Çetinkaya, tiyatro çevresi özelinden
kalkarak, bütün kültür hayatımızın çürümüşlüğünü; en demokrat ve
özgürlükçü tanınan kişilerin ve çevrelerin bile çifte standart ve
sansür illetinden mustarip olduğunu, iki kere iki dört kadar kesin
dayanaklarla ortaya koyan, tarihi bir yazı yazdı. Bu yazı insanların
ne kadar demokrat olduğunu en kolay ve kesin biçimde sınayan bir
turnusol kağıdıdır.
Bu yazıyı (hangi bahaneyle olursa
olsun)yayınlamayan bir gazete; halkın haber alma, gerçekleri bilme
hakkını ipine bile takmıyor demektir. Bu yazıya "hayır" denemeyeceği
için, Birgün ve
Taraf gazeteleri bu yazıyı Çetinkaya'yla tartışmaya
bile yanaşmadılar; ilk görüşme ya da görüşmelerden sonra, ret
yanıtını Çetinkaya'nın telefonlarına çıkmayarak "belli etmeyi"
ya da ahmakça bahanelerle
Çetinkaya yazısından "kurtulmayı" ve
gazetelerinin sanat sayfasını yine eskisi gibi sade suya tirit
bir sürü ıvır zıvırla doldurmayı tercih ettiler. Birgün'ün ya da
Taraf'ın tüm arşivlerinde,
Çetinkaya'nınki kadar önemli, değerli ve yararlı
bir tiyatro yazısı gösterebilecek bir tek babayiğitin çıkacağını sanmıyorum. (Hele
yalan
makinası Mustafa Demirkanlı'nın yazılarıyla bile kirlenmiş Birgün
arşivlerinde...)
Su gibi okunan, su kadar açık, berrak,
şeffaf ve halka yararlı bu yazıyı, tahrif etmeye, karalamaya
çalışacak bir insan evladı düşünülemez, böyle bir yaratığın bir anadan süt emdiği düşünülemez.
Feridun Çetinkaya, sağı ya da solu, şu ya da
bu ideolojiyi, şu ya da bu çevreyi, şu ya da bu kişiyi sakınmayı
veya gözetmeyi hiç aklına getirmeden, "açıkça mertçe Türkçe" olarak,
çıplak hakikati teşhir ediyor. Ve hakikat, ne yazık ki, bir sürü
insanın foyasını döktüğü için bir sürü insanın örtbas etmek istediği vahim olgular içeriyor.
Nasırına basılanlar, ne kadar canları
yanarsa yansın, bu kadar sağlam dayanaklarla yazılmış bir yazının
haklılığını asla tartışamazlar. Çünkü bu yazının belgeleri
tartışılamaz. Bu yazıya ancak iftira edilebilir, bu yazı ancak
sansür ya da tahrif edilebilir. Alçakların bu yazı karşısında başka
hiçbir şansı yoktur.
Türk tiyatrosunun ve Türk tiyatro
sitelerinin ise, böyle bir yazıyla yüzleşmenin bedelini göze
alabilecek, böyle yazılar yayınlayabilecek kadar haklı, demokrat (ve
ne yazık ki "gözüpek") olmaktan başka şansı yoktur.
Bu yazıyı görmezden gelecek ve daha çok
okura ulaşması için katkı yapmaktan yan çizecek olan
"tiyatrocuların" ve "tiyatro sitelerinin"...
Tarih taksiratını affetsin!
TIKLAYIN!
|
GÜNCELLEME: Uncuoğlu'nun 2
Nisan 2008 tarihli
"EN
SON" mektubunu metnin sonuna ekledik.
GÜNCELLEME: Uncuoğlu'nun 2
Nisan 2008 tarihli son mektubunu ve
Büktel'in aynı tarihli son cevabını okumak
için, aşağıdaki mavi başlığı tıklayınız!
Yaşam Kaya'nın
"ölümcül hata"larını mazur göstermeye
çalışan Uncuoğlu'na "cevap
hakkı" tanıdık:
|
|
Coşkun Büktel'in
"FİYASKO"
adlı romanı, Mayıs 2008'de, Feyza Howell
çevirisiyle, İngilizce yayınlanıyor. |
FIASCO
A novel
by
Coşkun Büktel
translated from Turkish
by Feyza Howell
To be published by
Çitlembik Publications
in May 2008 |
GÜNCELLEME (19 Mart 2008):
Metnin altına bir "not"
bölümü ekledim.
Demirkanlı yalan ve iftirayı "komik" bulmaya
kalkmasın diye, ben
Limousine
vermiyorum (CB):
DEMİRKANLI
BİLE BİLE YALAN SÖYLEYEN ADİ BİR
İFTİRACIDIR!
"Kanımı dondurmuştu, çok sevdiğim Mehmet
Ağabey buna layık mıydı? Lale Oraloğlu bu
sözleri hak edecek ne yapmıştı?
H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)
başlıklı yazıyı yayımladıktan sonra ne
oldu dersiniz?
Aynı yazıları alıp tekrar birinci sayfasına
taşıdı. Artık her adımlarını birlikte atan
Coşkun’dan da tek
satır tepki gelmedi tabii
arkadaşına, dürüstlüğüyle maruf Büktel üç
maymunu oynamaya başladı."
(Mustafa
Demirkanlı'nın 19 Mart 2008 tarihli
"Ulvi
Alacakaptan'a..." başlıklı son
yazısından.)
Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz'ı, ölen
sanatçıların cenaze töreni ardından onlar
hakkında kem sözler etmekle suçluyor. Benim
de bu tutumu üç maymun gibi görmezden
gelerek onayladığımı belirtiyor ve
Coşkun’dan da tek satır tepki gelmedi
diyor.
Oysa,
benim bu konuda Hilmi Bulunmaz'a tepki
gösterdiğimi ve bu tepkimi yazarak da ifade
ettiğimi en iyi bilen kişilerden biri
Mustafa Demirkanlı'dır. Demirkanlı, bile
bile yalan söylüyor, düpedüz iftira atıyor.
İşte kanıtı:
(...) Hilmi'nin ölüler ya da ölmek üzere
olanlar hakkında yazdıklarını hiçbir zaman onaylamadığım gibi, her
defasında da eleştirdim. Ama Hilmi, artık nasıl bir "mürid"(!) ise,
bu konuda bildiğini okumaya devam etti. Kendi savunmasını kendince
yapar, bu konuda onu savunacak ya da yanında yer alacak değilim.
(Demirkanlı'nın sandığı gibi göbek bağımız birlikte kesilmedi.)
Demirkanlı'nın söylediği diğer bütün konular, iler tutar yanı
olmayan deli saçması iftiralardır. O konularda Hilmi'nin yanındayım
ve Hilmi'nin açıklamalarından sonra Demirkanlı'ya benim de birkaç
çift lafım olacak. Bekleyin, çok ağır konuşacağım!
(Kaynak:
"Coşkun Büktel'in editör değerlendirmesi".
Tarih: 18 Nisan 2007. Not: Bu değerlendirme, Demirkanlı'nın
"H. HİLMİ BULUNMAZ ve COŞKUN
BÜKTEL (2 ve son)" başlıklı yazısının, sitemizde "aynen"
aktarılmış versiyonunun hemen altında yer almaktadır. Sansürcü
Demirkanlı, tabii ki, bizim değerlendirmemize, kendi sitesinde yer
vermemiştir.)
Bu arada, "ölülerin
ardından kem söz etmek" bahsinde Demirkanlı'nın sicili de hiç parlak
değildir. Eğer utanma yeteneği olsaydı, Demirkanlı, Bulunmaz'ı
"ölülerin ardından kem söz etmekle" suçlamadan önce, kendisinin
Recep Bilginer'in ardından neler yazdığını mutlaka hatırlar ve
mutlaka utanırdı. Ben, ölüler konusunda, o zamanlar, yalnızca Hilmi
Bulunmaz'ı değil, Demirkanlı'yı da (ve çifte standardı yüzünden çok
daha sert olarak) eleştirmiştim. (Bakınız: Büktel,
"Demirkanlı'ya bir kez daha son olmasını umduğum cevap".
Coşkun Büktel / 19 Mart 2008
Not: Demirkanlı'nın yukarıda teşhir ettiğim klasik yalanı
Bulunmaz ve Büktel'e karşı açılan facebook imza kampanyasının iftira
metninde de (hem de en baş köşede) yer almış, metnin ilk
paragraflarında tekil yüklem kullanılırken, daha sonra ani bir hokus
pokusla çoğul yükleme geçilerek, ölülerin ardından kem söz etme
tutumu Büktel'e de mal edilmiştir. Birtakım
facepayeler ise o metindeki bu ve
bundan daha vahim ve bunun kadar apaçık belgelenmiş diğer
iftiraları, örneğin, Özdemir Nutku'nun Büktel'e değil de, Büktel'in
Nutku'ya iftira attığı şeklindeki apaçık yalanı (Bakınız:
"Özdemir Nutku
skandalı") "gerçek adlarıyla" onaylamaktan çekinmemiştir.
(Bakınız: Bulunmaz,
"Bir İftiranın Bataklık Anatomisi")
İşte facebook'ta imzaya açılan ve bazı
facepayelerin "gerçek adlarıyla"
imzaladığı, iftira metni:
Baykal Saran,
Lale Oraloğlu,
İsmail Dümbüllü,
Mehmet Akan,
Zeki Göker...
Her biri kendi alanında tiyatromuzun bir
çınarı..
Kendisi bir hiç olmanın kıvranışı ve
kompleksiyle yaşlanmış Hilmi Bulunmaz tüm bu
değerli isimlerimize kimi hastanede yoğun
bakımdayken , kimi can çekişirken, kimi
henüz toprağa verilmeden ağır sözler sarf
edip kin ve nefret kusuyordu.
Baykal Saran'ın tabutunun altına "Halkın
uyutulması için, bir ninni kutusu olarak
işlev gören televizyona kan taşıyarak, can
veren kişilerden" yazabiliyor,
Lale Oraloğlu yoğun bakımda ölümü yenmeye
çalışırken onun ölüm haberini bir muştu gibi
beklediğini ifade edecek sözlerle kralın
dalkavuğu, burjuvazinin hizmetçisinin ölüm
haberi gelecek diyebiliyor,
Mehmet Akan' yoğun bakımda yaşam mücadelesi
verip tüm Türkiye ağlarken Hilmi Bulunmaz
onu çoktan ölmüş bir ceset olarak haber
yapabiliyordu.
Zeki Göker'in ölümünün ardından "Brütüs
gitti" deyip yaşarken de öldüğünde de onu
bir hırsız olarak nitelendirdiği için
gururlanabiliyordu.
Tür tiyatrosunun tarihi değeri İsmail
Dümbüllüyü ise Ortaçağ feodalizminin değeri
saydığı ortaoyununa hizmet ettiği için
hayata yenik düşmüş ilan edebiliyordu.
Türk tiyatrosunun başında bir akbaba gibi
ölümleri bekleyip hastanede yaşam mücadelesi
veren, yada henüz toprağa kavuşmamış
tabuttaki sanatçılar için ağır sözler
edebilen Hilmi Bulunmaz sadece tiyatronun ,
tiyatroseverin değil tüm insanlığın
lanetlemesini hak etmiş bir insan düşmanı
olduğunu adeta kanıtlamaya çalışıyordu!
Kaybettiğimiz sanatçılarımıza bunları yapan
yaşayanlar için neler demiyordu ki.. Tiyatro
yayıncılarını ve tiyatro sanatçılarını O...
Ç... diye nitelendirebiliyor bunu yazıyla
yetinmeyip özel videolar çekip internette
yayınlıyorlardı
Prof. Özdemir Nutku'ya bıkmadan usanmadan
iftiralar atabiliyor Tuncer Cücenoğlu'na
ağır sözler sarf edebiliyor
TV de oynayan sanatçılara küfürlere varan
eleştirilerde bulunabiliyor En ufak bir
karşı yazı yazanı canından bezdirecek
psikolojik baskılara girişebiliyorlar.
ARTIK YETER!
TİYATRO DÜNYASI ARTIK YETER DEDİ VE BU İKİ
KİŞİNİN ÇAMUR DERYASINA DÖNMÜŞ SİTESİNİ
KAPATTIRMAK GEREKEN ADLİ SORUŞTURMALARI
BAŞLATMAK İÇİN HAREKETE GEÇTİ.
SİZİ DE BU PROTESTOYA KATILARAK
TİYATROCULARIMIZA GÜÇ VERMEYE DAVET
EDİYORUZ..
GENİŞ BİLGİ İÇİN
http://www.tiyatrooyun.org/ozel.html
ARTIK BU SALDIRILARIN DOZU DA ARTTI VE
RESMEN AÇIKÇA NET BİR ŞEKİLDE ANNLERİNE
VARAN KÜFÜRLER SÖZVGÜLERE DEK VARDI.
ARTIK BUNLARA DUR DEMENİN PROTESTO ETMENİN
TİYATRO DÜNYASININ SAYGIN İSİMLERİNİN
ARKASINDA OLMANIN ZAMANI DEĞİL Mİ SİZCE DE ?
KATILIN TİYATROYA VE TİYATROCULARA
SEVGİMİZLE BU AŞAĞILIK İNSANLARI BOĞALIM
(Kaynak:
Facebook.)
BAKINIZ:
"Bildiriden
imzasını çekenler, 'haberim bile yok'
diyenler"
|
"2.
EXORCISM"DE 20. GÜN:
Exorcism: şeytan çıkarma.
"1. EXORCISM"i
okumak için
TIKLAYINIZ!
"Hiç kimse
masum olduğunu kanıtlamak zorunda değildir,
suçu kanıtlama yükümlülüğü suçlayan tarafa
düşer" diyen evrensel hukuk normuna göre;
biz, bizi suçlayan her
orospu çocuğunu
cevaplamak ve masumiyetimizi kanıtlamak
zorunda değiliz; ama bizi suçlayan
orospu
çocukları, suçlamalarını kanıtlamak
zorunda!...
"Elimizde ses
kaydı var" dediler, ses kaydı bulunmadığını
80 saat sonra itiraf ettirdik. (Bakınız:
"1. Exorcism")
CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ
(DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ
BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.
dediler, Cemal Bulunmaz çıktı ve dedi ki:
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
DEMEDİM"
Yani Cemal
Bulunmaz, eskiden
Burak Caney
takma adı ardına saklanan, (Burak Caney
adının
kepaze
olması üzerine) şimdilerde imzasız yazan
korkak sapıkların restini gördü ve
onların "DİYEMEZ"
dedikleri şeyi "dedi".
Şimdi
DİYEMEZ ÇÜNKÜ BİLGİSAYAR
KAYITLARI VAR.
demiş olan
korkak sapıklar, o kayıtların neresinde
Cemal Bulunmaz'ın
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
dediğini
göstererek, bize yönelik suçlamalarını
kanıtlamak zorunda...
Ama o
kayıtları (sanki aleyhimize birer belgeymiş
gibi) kendileri yayınladıkları halde, o
kayıtlarda bir tek suç unsuru
gösteremiyorlar. Gösteremedikleri gibi,
gösteremediklerini de söyleyemiyorlar.
"Elimizde" dedikleri kanıtların, kanıt filan
olmadığını ikinci kez itiraf edip ikinci kez
kepaze olmak istemiyorlar. Asıl kepazeliğin,
iftirayı itiraf etmek değil, iftira etmiş
olmak olduğunu 20 gündür anlamıyorlar.
İnsanları sahte kanıtla suçladıktan sonra, "hani
kanıt?" dendiğinde cızlamı çekip tam siper
olan takma isimli
orospu çocukları umurumuzda değil! Ama onların, kendi
adlarını gizlerken, gerçek adlarıyla önümüze
sürdüğü üç-beş tane enayi fügüranla
hesabımız var. facepayeler listesinde ya da
hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun
sayfalarında gerçek adlarıyla yer alarak, bu
iftiracı "yüzsüzlerin" bize karşı yürüttüğü
iftira kampanyasını "gerçek adlarıyla"
destekleyen,
Nutku,
Akmen,
Cücenoğlu,
Yıldırım Fikret Urağ
ve (1994'te "Shakespeare'e Moruk
Muamelesi Yapmak"* adlı yazımızla
eleştirmiş olduğumuz) Zafer Algöz'e
soruyoruz:
Evrensel hukuk
normları sizin de umurunuzda değil mi? Hadi
Nutku
zaten
iftiracı; hadi
Akmen,
bu iftira batağına "Özdemir Abi"sinin
hatırına girdi ("Özdemir Abi"sinin nârına
yandı); hadi
Cücenoğlu,
bu sitede en çok okunan, şimdiden bir
eleştiri klasiği olarak tanınan
"Çığ Aslında Nedir,
Neyi Sarsıyor?" başlıklı
yazımdaki eleştirilerin verdiği kuyruk
acısına ancak bu iftiraya imza atarak pansuman yapıyor... Peki ama
Urağ ve
Algöz'e ne oluyor? Onları
Nutku
ve
Cücenoğlu'nu
hırpaladığım kadar kötü hırpalamadım ki...
Urağ ve
Algöz'ün kuyruk acısı
Nutku
ve
Cücenoğlu'nunki
kadar keskin olamaz ki...
Nutku
ve
Cücenoğlu'na
verdiğim hasarla kıyaslandığında,
Urağ ve
Algöz'e verdiğim hasar, küçük birer sıyrık
bile sayılamaz.
Öyleyse
Urağ ve
Algöz, bu iftira
batağında kendilerini kirletmeye niçin, ne
uğruna razı oluyorlar ki?.. Bize iftira eden takma isimli
korkak sapıkların ardında, sırf iki buçuk tiyatro
sitesi ve bir tiyatro dergisi var diye mi,
bu zillete razı oluyorlar?
Urağ ve
Algöz,
"Büktel ve Bulunmaz'ın bana bir yararı olmaz
ama yarın öbür gün
korkak sapıkların site ve
dergilerinden yararlanabilirim" diye
düşünerek mi, sapıkların bize karşı bu
iftira kampanyasına imza koyuyorlar?
Urağ ve
Algöz'ün bu iftira kampanyasına hangi
gerekçeyle destek verdiklerini kesin olarak
söyleyemeyiz; ama alçakça olmayan, masum ve
temiz bir gerekçe gösteremeyeceklerini kesin
olarak söyleyebiliriz. Son çözümlemede, bu
iftiranın, mağdurlarını değil, faillerini
kepaze edeceğini; Bulunmaz ile Büktel'i
değil, facepayeleri zarara uğratacağını da,
kesinlikle söyleyebiliriz.
* "Shakespeare'e
Moruk Muamelesi Yapmak", Coşkun
Büktel'in
"Türk Tiyatrosundan
İnsan Manzaraları" adlı eleştiri
kitabında okunabilir. Sayfa 145-158.
COŞKUN BÜKTEL
14
Mart 2008 / Saat: 16.30
Not 1: Konuya yabancı olanlar,
aşağıdaki başlığı tıklayarak "tehdit" konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine
ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklaması
Not 2:
Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle
Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel
ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları
bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki
tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
"2.
EXORCISM"DE 18. GÜN:
Exorcism: şeytan çıkarma.
"1. EXORCISM"i
okumak için
TIKLAYINIZ!
Marifet, facebook'ta 400 ya da 4000 imza
imal etmek değil; o imzalar arasında, 18
gündür kanıtlayamadığınız
iddianızı/iftiranızı kanıtlayabilecek bir
tane, tek bir tane, "adam" bulabilmek.
"Elimizde ses
kaydı var" dediler, ses kaydı bulunmadığını
80 saat sonra itiraf ettirdik. (Bakınız:
"1. Exorcism")
CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ
(DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ
BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.
dediler, Cemal Bulunmaz çıktı ve dedi ki:
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
DEMEDİM"
Yani Cemal
Bulunmaz, eskiden
Burak Caney
takma adı ardına saklanan, (Burak Caney
adının
kepaze
olması üzerine) şimdilerde imzasız yazan
korkak sapıkların restini gördü ve
onların "DİYEMEZ"
dedikleri şeyi "dedi".
Şimdi korkak
sapıklar, (sayılarının 400'e varmasıyla
övündükleri) o facepayeler listesinden,
Cemal Bulunmaz'ı yalanlayacak, böylelikle
Büktel ve Bulunmazlara yönelik "tehdit,
satın almaya kalkışma, mafyalaşma" gibi
ahmakça iddia ve suçlamaların ciddiye
alınması gerektiğini ve Büktel ile
Bulunmaz'ın korkak sapıklara ve "tüm"
destekçilerine iftiracı orospu çocuğu derken
haksızlık ettiğini kanıtlayacak, bir
tane, tek bir tane "adam" bulabilir mi?
Babayiğit bulabilir mi, diye sormuyoruz;
yalnızca, destekledikleri korkak sapıkların
iddiasını kanıtlayacak tek bir tane "adam"
bulabilirler mi diye soruyoruz.
Bulamıyorlar. Oysa bulmak zorundalar. Çünkü
iddia ve suçlamanın sahipleri onlar ve
evrensel bir
hukuk kuralı şöyle diyor: "Kimse masum
olduğunu kanıtlamak zorunda değildir.
Kanıtlama yükümlülüğü iddia
sahiplerinindir."
Ama iddia
sahibi korkak sapıklar, 18 gündür tam
siper... Hadi kendileri kanıtlayamıyor,
facebook'ta (Demirkanlı'nın deyişiyle
facebok'ta) imal ettikleri o 400 imza
içinden bir tek "adam" çıkıp, korkak
sapıklara yardım etse ya!... 400 imza
içinden bir tek adam çıkıp Cemal Bulunmaz'ı
yalanlasa ya!... Bize yönelik o tehdit ve
mafyalaşma suçlamalarını kanıtlasa ya!... Ne
mümkün!... Onlar "adam" değil ki, sadece
imza!.. O yüzden, korkak sapıkların bir
yaralı parmağına bile işeyemiyorlar.
Ama sapıkların
meydan okumasına karşı çıkıp "Hodri meydan"
diyen Cemal Bulunmaz bir imzadan ibaret
değil. Korkak sapıklar, facebok'ta
topladıkları facepayeler arasında, Cemal
Bulunmaz kalitesinde, kaç gerçek insan, kaç
"adam" çıkarabilir? Sıfır. Ancak sıfır. Ya
da çift sıfır.
400 adam
içinden 18 gündür, sapıkların iftirasını
imzayla ya da kelle sayısıyla değil de,
"kanıtla, belgeyle" destekleyecek bir tek
"adam" çıkmadığına göre, o 400 imza sıfıra
eşittir. Sıfırdır.
400 imza sıfır
ederse, 400 milyon imza kaç eder? Sıfır
eder.
Veya hela
kapısı gibi çift "00" eder.
***
Birinci
itiraflarını 80 saat sonra yapmışlardı.
İkinci itiraflarını ise 18 gündür yapmıyor,
yeni yeni iftiralarla gündemi
değiştirebileceklerini, ikinci kez kepaze
olmaktan kurtulabileceklerini sanıyor;
facepayeler listesinde gerçek adıyla yer
almaya devam ederek "yüzsüz" sapıkların
iftirasını destekleyen o üç beş enayi
fügüranı daha da beter kepaze etmiş olmaya
aldırmıyorlar. Facepayeler listesinde gerçek
adlarıyla yer alan enayi fügüranlar korkak
sapıkları aklayamıyor, ama korkak sapıklar
enayi fügüranları bir güzel boka batırıyor,
facepaye ediyor.
Ellerinize
sağlık! Devam edin!
facepaye
sayısının (gerçek isimlerin sayısından söz
ediyorum, imal edilmiş isimlerin sayısından
değil) artması da, azalması da bizim için
avantaj... Sayınız (yani azalmakta olan
"gerçek" sayınız)
artsaydı bile, bunca lağım sıçanı arasında
temiz ve yalansız kalmış ender kişiler
olmakla övünürdük. Ama insanlar facebok'ta
yaptığınız sahtekârlıkları "keşfediyor" ve
gerçek sayınız azalıyor (Bakınız:
"Bir İftiranın
Bataklık Anatomisi".) ve
biz, bu durumda, tiyatro camiası
yayınlarımız sayesinde korkak sapıkları
teşhis etti diye, yine övünüyoruz. Yani her
zaman dediğim gibi:
Dürüst
insanlar için iki ucu boklu değnek yoktur;
iki ucu ballı değnek vardır. O
nedenle biz her durumda mutluyuz; her
durumda alnımız (ve yüzümüz) açık.
Darısı,
saklanmak zorunda olan iftiracı orospu
çocuklarının başına!
***
Aşağıya,
üzerinde çalışmakta olduğum, yakında
yayınlanacak, yeni yazımın şiir
biçimindeki başlığını aktararak şimdilik
bitiriyorum:
Değil beş
on
beş on
milyon
"facepaye"
olsanız,
iftirayı
onaylayan
o kirli
imzalarınız
vız gelir
bize vız!
COŞKUN BÜKTEL
12
Mart 2008 / Saat: 23.30
Not 1: Konuya yabancı olanlar,
aşağıdaki başlığı tıklayarak "tehdit" konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine
ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklaması
Not 2:
Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle
Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel
ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları
bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki
tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
"2.
EXORCISM"DE 12. GÜN:
Exorcism: şeytan çıkarma.
"1. EXORCISM"i
okumak için
TIKLAYINIZ!
Bize gönderdikleri 22 Şubat 2008 tarihli
mail mesajıyla
ve "Belgenizi gösterin!" çağrımıza karşı 12
gündür susmalarıyla, korkak sapıklar demek
istiyorlar ki:
"Daha fazla kafamızı kızdırırsanız, bizi
kurşunlattığınızı bile söyleriz!"
İnsanları,
Burak Caney
(ya da
"Beyaz Cephe") takma isimlerinin ardına saklanarak ya
da
imzasız yazarak suçlamak, alçaklıktır.
Peki ya imzasız yazılarla insanlara iftira
atarken, iftirayı inandırıcı kılmak
amacıyla, elinde belge olmadığı halde
"elimde belge var" demek ve "göster
belgeyi!" dendiğinde, 12 gündür, hiç oralı
olmamak (Bakınız:
"Exorcism") nedir? Kuşkusuz ki, alçaklıktan çok
öte bir orospu çocukluğudur.
"Elimizde belge var!" diyerek bize iftira
atan
korkak sapıklar;
"Gösterin belgenizi!" dediğimizde tam siper
olup süt dökmüş kedi gibi susmakla, açıkça
şu mesajı vermiş oluyorlar:
Biz sadece
iftiramızı atarız. Kanıtla belgeyle filan hiç
işimiz olmaz. Ha, iftiramızı inandırıcı
kılmak için, "elimizde belge var" deriz ama;
siz "gösterin belgeyi!" dediğinizde, sizi
duymamış gibi yaparız. Bu yüzden sizin
sitenizi izleyen üç beş kişiye*
karşı rezil duruma düşmüş olsak bile, gerçek
kimliğimizi gizlediğimiz için bu rezaletin
bize hiçbir zararı olmaz. Ama olayı tek
yanlı olarak yalnızca bizden (helâ kapısı
gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org'dan,
tiyatrooyun'a link ve destek veren
tiyatrom.com ve tiyatrodergisi.com.tr
sitelerinden) öğrenen;
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
"açık destek" vermesi sayesinde karşı görüşü
merak bile etmeden bize güvenen ahmak
okurlar ya da eleştirileriniz yüzünden size
karşı kuyruk acılı tiyatrocular, olayın
aslını araştırmaya zaten gerek duymazlar ve
bizim iftira kampanyamıza destek verirler.
Aldığımız destek imzalarına, "imal
ettiğimiz" imzaları da eklediğimizde, ortaya
çıkan yekun bir çekim kuvveti yaratır ve bu
kuvvetin çekimine kapılan bazı zayıf
unsurlar da iftira kampanyamıza
katıldığında, kanıtlar, belgeler, hakikat
artık kimsenin umurunda olmaz ve siz mutlaka
zarar görürsünüz. İstediğiniz kadar "Hani
kanıt? Hani belge?" diye bağırın!... Tüm
camialarda olduğu gibi, tiyatro camiasında
da, vasat zekâlar çoğunluktadır ve çoğunluk
hakikate değil, çoğunluğa inanır. Hakikati
bilenler de zaten bu çoğunluğa karşı
çıkmayı, çoğunlukla olan menfaat
ilişkilerini sırf hakikat uğruna riske
sokmayı asla göze alamazlar. Düzenlediğimiz
iftira kampanyası ile ilgili hakikati
okurlara duyurmaya hiçbir sanatçı yanaşmaz,
hakikati hiçbir site yayınlamaz. Daha fazla
kafamızı kızdırırsanız, daha ciddi iftiralar
atar, bizi kurşunladığınızı ya da
kurşunlattığınızı bile söyleyebiliriz.
(Bakınız: Takma isim ardına gizlenen
sapıkların bize gönderdikleri
"Sırada ne var?
Kurşunlatma mı?" başlıklı mail
mesajı.) Kurşunlatma iftirasıyla sizi hapse
bile tıktırabiliriz. Rahmi Dilligil'in
başına gelenleri unutmayın!
Evet, korkak sapıkların susmalarının
ardındaki hesaplar bunlardır. Bu kirli ve
kriminal hesaplara alet olmayı kendilerine
yedirebilen, isimlerinin korkak sapıklar
tarafından bu kirli ve kriminal hesaplara
bulaştırılmış ve bize karşı "kullanılmış"
olmasına itiraz etmeyen bazı orospu
çocuklarına rağmen; korkak sapıkların bu
hesaplarını bozmaya ve hakikati hakim
kılmaya, yalnızca iki kişi bile kalsak,
kararlı ve yeterliyiz. Çünkü hakikat (50
milyon kişinin bile değiştiremeyeceği
hakikat) bizden yana. (Bakınız:
"Exorcism")
Coşkun Büktel
6 Mart 2008
(*
Sitemizi geçmişte ve gelecekte kaç kişinin
izlediğini ne zaman isterseniz
öğrenebilirsiniz: Bu konuda
karşımızdakilerin yaptığı gibi, yani
"işimize geldiği gibi" rakam açıklamak
yerine, internette belki de ilk kez olarak,
"tüm" rakamlarımızın kaynağını
açıklamıştık. Rakamlarımızı, bizim de
öğrendiğimiz adrese girerek, bizden de önce,
öğrenebilirsiniz:
www.coskunbuktel.com/webtrafik)
Not 1: Konuya yabancı olanlar,
aşağıdaki başlığı tıklayarak "tehdit" konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine
ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklaması
Not 2:
Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle
Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel
ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları
bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki
tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
"2.
EXORCISM"DE 6. GÜN:
Exorcism: şeytan çıkarma.
"1. EXORCISM"i
okumak için
TIKLAYINIZ!
Bizim onurumuza iftira ettiklerini, bir kez
daha ve yine "iki kere iki dört" netliğiyle
kanıtladığımız bu "yüzsüz" sapıklara "orospu
çocuğu" demenin küfür olduğunu iddia eden
herkes; bizim onurumuza iftira edilmesini
önemsemiyor demektir. Ve bizim onurumuza
iftira edilmesini önemsemeyen tüm
pespayeler, orospu çocuğudur.
Burak Caney'in,
helâ
kapısındaki gibi "çift "oo"lu tiyatroyun.org
adlı sitesinde
Büktel ve Bulunmaz'ı "mafyalaşma", "tehdit",
"susturma", "Burak
Caney'in
sitesini satın almaya kalkışma" gibi, ancak
fıkra lazlarının akıl edebileceği kadar
ahmakçasına iğrenç suçlarla suçlayan "yüzsüz
sapıklar", "elimizde ses kaydı ve bilgisayar
kaydı var" diyerek, birtakım konuşma
metinleri yayınlamışlardı. (Bakınız:
"İftira Belgeleri")
Ses kaydı var dedikleri metinde, yukarıda
sıralanmış suçların tüm unsurlarını içeren
konuşmalar vardı ama o metni kendilerinin
uydurdukları,
"1. Exorcism"in
sonunda o metne ait ses kaydının
bulunmadığını itiraf etmeleriyle açığa
çıktı:
"İlk gün yaptığımız haberimizde ses kaydı
olduğundan söz ettiğimiz doğrudur.
Webmaster’ın yanılması/yanıltması sonucu bu
ifadeye haberimizde yer verilmiştir. Fakat
daha sonra yaptığımız görüşmelerde ses
kaydının yapılamadığını öğrendik."
(Kaynak:
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
desteklediği hela gibi çift "oo"lu
tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı:
"Coşkun Büktel
yine kıvırıyor".)
"Bilgisayar kaydı var" diyerek
yayınladıkları konuşma metinleri ise,
tamamen gerçekti ama bu konuşmalarda
yukarıda sıralanan suçlarla ilgili en küçük
bir imaya bile rastlanmıyordu. (Bakınız:
"İftira Belgeleri")
O konuşmaları sırf ellerinde gerçek belge de
bulunduğunu gösterebilmek için koymuşlardı.
Kısacası, "elimizde ses kaydı var,
bilgisayar kaydı var" diyerek, helâ gibi
"çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı
sitelerinde, imzasız yazılarla bize
günlerdir en iğrenç "mafyatik" suçlamaları
yönelten "yüzsüz" sapıklar; suç unsuru
içeren konuşmanın belgesini gösteremiyor
(ses kaydının bulunmadığını "80 saat sonra"
itiraf etmek zorunda kalıyor);
belgesini gösterebilecekleri MSN
konuşmalarında ise suç unsuru
gösteremiyorlar.
Fakat suç unsuru içeren telefon
konuşmasının "elimizde" dedikleri ses
kaydının "ellerinde" bulunmadığını "80
saatte de olsa" itiraf ettirebildiğimiz
halde (Bakınız:
"1. Exorcism");
bilgisayar kaydı var diyerek yayınladıkları
MSN konuşmalarında hiçbir suç unsuru
bulunmadığını itiraf etmeye yanaşmıyorlar.
Oysa kanıt ortada:
Demişlerdi ki:
CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ
(DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ
BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.
(Kaynak:
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
desteklediği helâ gibi çift "oo"lu
tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı:
"Coşkun Büktel
yine kıvırıyor".)
"Çıksın"
dedikleri Cemal Bulunmaz çıktı ve dedi ki:
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
DEMEDİM"
Yani Cemal
Bulunmaz, korkak sapıkların restini gördü ve
sapıkların "diyemez" dediği şeyi "dedi".
Bu durumda,
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
"açık destek" verdiği "yüzsüz" sapıklara ne
yapmak düşer? Gayet açık:
"Çıksın"
dedikleri Cemal Bulunmaz gibi, onlar da
"çıkacaklar" ve ("kendilerinin
yayınladıkları" Cemal Bulunmaz'a ait
bilgisayar kayıtlarının neresinde, Cemal
Bulunmaz'ın
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT dediğini göstererek; Cemal Bulunmaz'a
yönelttikleri suçlamanın palavra olmadığını,
ciddiye alınması gerektiğini
kanıtlayacaklar. Bunu kanıtladıklarında,
onlara "orospu çocuğu" derken bizim
yanılmış olduğumuzu, onlara "orospu çocuğu"
demekle haksızlık ettiğimizi de kanıtlamış
olacaklar.
Ama hayır!
Burak Caney
takma adının ardına saklanmış
"yüzsüz" sapıklar, bu kez itiraf etmiyorlar.
Kendi iddialarının "var" dedikleri kanıtını
göstermekten 6 gündür yan çiziyor;
suçlamalarına ilişkin hiçbir belge
gösteremiyor; suçlananların savunmasına asla
sayfa ya da link vermedikleri helâ gibi çift
"oo"lu tiyatrooyun.org adlı
sitelerinde,yalnızca, tek kale maç yapar
gibi, belgesini gösteremedikleri iftiraları
fıkra lazı inadıyla yayınlamaya devam
ederek, suçlananların görüşünü merak etmeyen
vasat zekâlı okurları bize karşı nefretle
"dolduruyorlar".
Bu durumda
diyorum ki: Bizim onurumuza iftira
ettiklerini, bir kez daha ve yine "iki kere
iki dört" netliğiyle kanıtladığımız bu
"yüzsüz" sapıklara "orospu çocuğu"
demenin küfür olduğunu iddia eden herkes;
bizim onurumuza iftira edilmesini
önemsemiyor demektir. Ve bizim onurumuza
iftira edilmesini önemsemeyen tüm
pespayeler, orospu çocuğudur.
Hiçbir helâ
duvarı, "yüzsüz" ve iftiracı sapık
Burak Caney'in
helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun
sayfalarındaki kadar aşırı bir çirkeflik
barındıramaz. (Bakınız:
"Burak Caney'in
fotoğraf sergisi".)
İmza toplayacaksanız, önce
"Burak Caney'in
fotoğraf sergisi"
ne karşı imza toplayın! Orospu çocukları
sizi!...
Coşkun Büktel
2 Mart 2008
Not 1: Konuya yabancı olanlar,
aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine
ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklaması
Not 2:
Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle
Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel
ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları
bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki
tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
"2.
EXORCISM"DE 67. SAAT:
Exorcism: şeytan çıkarma.
"1. EXORCISM"i
okumak için
TIKLAYINIZ!
Türk Dil Kurumu'nun Türkçe
Sözlük'ü diyor ki:
Kalleş:
s. Ar.
Kallaş. Sözünde durmayıp
bir işin yüzüstü kalmasına yol açan;
birine gizlice kötülük eden
Orospu çocuğu:
is.
Serseri, haylaz, hinoğluhin,
hilekâr,
kalleş.
Demek ki:
Birine meydan okuyup da, "hodri meydan"
cevabını aldıklarında "tam siper" olup
sözünü unutanlara, (Bakınız:
"1. ve özellikle 2.
Exorcism") sözünde durmayanlara;
takma isim ardına saklanarak insanlara
iftira atan
kalleş sapıklara,
"orospu çocuğu" kavramını ağzına alamıyormuş
gibi yapmacık ("euphemistic") bir görüntü
ardına saklanıp her türlü orospu çocukluğunu
yapanlara; yalnızca biz (Büktel ve Bulunmaz)
değil, Türkçe Sözlük de "orospu çocuğu"
diyor. Ve kesinlikle inanmalısınız ki,
hiçbir kelime, o sözlüğe, yalnızca kenar
süsü olarak dursun diye konmuyor; ihtiyaç
durumunda kullanılsın diye konuyor.
İftiralarını
uzun süre
Burak Caney,
bir ara
Beyaz Cephe
takma adlarının ardına saklanarak; daha
sonra (her iki imzanın da kepaze olması
üzerine) şimdilerde helâ kapısındaki gibi
çift "oo"lu "tiyatrooyun"
imzasıyla ya da imzasız
olarak, yayınlayan "korkak, kalleş, sözünde
durmayan, namert" sapıkları tek bir kavramla
tanımlamak için Türkçe'de "orospu çocuğu"
kadar uygun bir başka kavram var mı? Yok.
Ben neden iyi
bir yazarım? Durumları en isabetli kelime ve
kavramlarla tanımlayabildiğim, kurduğum
kompozisyonlar içinde kelimeleri mermi kadar
etkili kılabildiğim için... Yoksa vandallar
bana karşı mücadele etmek için yarasalar
gibi karanlığa saklanmak, sahibi
belirsiz kalleş siteler kurmak zorunda
kalırlar mıydı? Ne yazık ki,
sözlükte,
orospu çocuklarını
destekleyenler için özel bir tanım
bulunmuyor. "Facepayeler" tanımı bu
ihtiyaçtan doğdu.
Korkak
sapıkları yalnızca
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu
destekliyor değil. Sapıkların yayınladığı
(sayıları 300'ü aşan) facepayeler listesi
içinde her şeyden habersiz masum ve mağdur
insanların, "facepaye olmayanların"
çoğunlukta olduğunu biliyoruz. Çünkü
anketi
3. Abdülhamid'in
daha önce düzenlediği anketlerdeki gibi
sahtekârca yöntemlerle düzenlediklerinden
(Bakınız: Büktel,
"tiyatrom.com okurları
mı gerçekten ahmak, yoksa Timur mu onları
ahmak sanıyor?")
Ulvi Alacakaptan'ı, Hakan Urcu'yu, Levent
Çağlayan'ı bile yanıltabilmiş ve onları bize
karşı imza vermiş gibi gösterebilmişler. Ama
çoğu aslında anket sahtekarlığının mağduru
olsa da, facepayeler listesinde yer alan
bazı "kuyruk acılı" facepayeleri (masum ve mağdur olduklarını hiç sanmadığımızdan) teşhir
edecek ve yakalarına yapışıp, "yüzsüz" ve
kalleş sapıkların bize karşı başlattığı bu
iftira kampanyasına hangi alçakça niyetlerle
destek verdiklerini soracak ve hangi tarafta
olduklarını
(öyle "inkâr kapısını aralık bırakarak" değil)
"açıkça mertçe, Türkçe, netçe"
belirlemelerini talep edeceğiz. Bize iftira eden yüzsüz ve kalleş"
sapıkların iftira kampanyasına, ya tıpkı
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
yaptığı gibi "açık destek" vermelerini, ya
da sapıkların iftira kampanyasının mağduru
olduklarını açıklamalarını isteyeceğiz.
Karar onların olacak. Ama her ne olursa
olsun, o iğrenç listede imzası bulunan
herkes, mağdur mudur, geri zekâlı mıdır,
yoksa bize iftira edilmesinden zevk duyan
bir orospu çocuğu mudur ortaya çıkacak. Ak
koyun kara koyun belli olacak.
Ama biz
şimdilik, hesabı yine, kalleş ve iftiracı
sapıklara "açık destek" veren
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'ndan
soralım:
"Çıksın"
dediğiniz Cemal Bulunmaz çıktı ve
"diyemez" dediğiniz şeyi dedi:
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
DEMEDİM"
Yani çiğ
yemeyen Cemal
Bulunmaz, başının ağrımayacağından emin
olduğu için, bir başka deyişle, iftiracı korkak sapıkların
ellerindeki bilgisayar kayıtlarında herhangi
bir suç kanıtı bulunamayacağını bildiği
için, sapıkların restini gördü. Bu durumda,
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
"açık destek" verdiği iftiracı "yüzsüz" sapıklara ne
yapmak düşer? Gayet açık:
"Çıksın"
dedikleri Cemal Bulunmaz gibi, onlar da
"çıkacaklar" ve ("kendilerinin
yayınladıkları" Cemal Bulunmaz'a ait
bilgisayar kayıtlarının neresinde, Cemal
Bulunmaz'ın
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
dediğini göstererek; Cemal Bulunmaz'a
yönelttikleri suçlamanın palavra olmadığını,
ciddiye alınması gerektiğini
kanıtlayacaklar. Bunu kanıtladıklarında,
onlara "orospu çocuğu" derken bizim
yanılmış olduğumuzu, onlara "orospu çocuğu"
demekle haksızlık ettiğimizi de kanıtlamış
olacaklar.
Ama aradan
67 saat geçti, "yüzsüz" sapıklarınızda tık
yok! Onlar "yüzsüz" olduklarından (nasılsa
tanınma ve kepaze olma tehlikemiz yok diye
düşünerek) iftiracı orospu çocuğu olmakta sakınca
görmüyor olabilirler. Ama bu sapıklara "açık
destek" veren
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu
"yüzsüz" değil ki...
Yanılıyor
muyuz?
67 saat
oldu... Cevabı duyamadık?
Coşkun Büktel
29 Şubat 2008 (saat: 04.30)
Not 1: Konuya yabancı olanlar,
aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine
ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklaması
Not 2:
Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle
Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel
ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları
bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki
tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
"2.
EXORCISM"DE 30. SAAT:
Exorcism: şeytan çıkarma.
"1. EXORCISM"i
okumak için
TIKLAYINIZ!
Sırf bize
iftira attıkları için desteklediğiniz
"yüzsüz" ve korkak
sapıklara
söyleyin, sözlerinin gereğini yapsınlar!
Ne
demişlerdi:
CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ
(DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ
BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.
(Kaynak:
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
desteklediği hela gibi çift "oo"lu
tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı:
"Coşkun Büktel
yine kıvırıyor".)
"Çıksın"
dedikleri Cemal Bulunmaz çıktı ve dedi ki:
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
DEMEDİM"
Yani Cemal
Bulunmaz, korkak sapıkların restini gördü ve
sapıkların "diyemez" dediği şeyi "dedi".
Bu durumda,
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
"açık destek" verdiği "yüzsüz" sapıklara ne
yapmak düşer? Gayet açık:
"Çıksın"
dedikleri Cemal Bulunmaz gibi, onlar da
"çıkacaklar" ve ("kendilerinin
yayınladıkları" Cemal Bulunmaz'a ait
bilgisayar kayıtlarının neresinde, Cemal
Bulunmaz'ın
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
dediğini göstererek; Cemal Bulunmaz'a
yönelttikleri suçlamanın palavra olmadığını,
ciddiye alınması gerektiğini
kanıtlayacaklar. Bunu kanıtladıklarında,
onlara "orospu çocuğu" derken bizim
yanılmış olduğumuzu, onlara "orospu çocuğu"
demekle haksızlık ettiğimizi de kanıtlamış
olacaklar.
Ama aradan
30 saat geçti, "yüzsüz" sapıklarınızda tık
yok! Onlar "yüzsüz" olduklarından (nasılsa
tanınma ve kepaze olma tehlikemiz yok diye
düşünerek) orospu çocuğu olmakta sakınca
görmüyor olabilirler. Ama bu sapıklara "açık
destek" veren
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu
"yüzsüz" değil ki...
Yanılıyor
muyuz?
Coşkun Büktel
27 Şubat 2008 (saat: 15.30)
Not 1: Konuya yabancı olanlar,
aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine
ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklaması
Not 2:
Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle
Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel
ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları
bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki
tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
EXORCISM 2:
Exorcism: şeytan çıkarma.
"1. EXORCISM"i
okumak için
TIKLAYINIZ!
(Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu
tarafından
desteklenen) korkak
sapıkların
"diyemez" dedikleri şeyi, Cemal Bulunmaz,
göğsünü gere gere söylüyor:
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
DEMEDİM"
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
sapıkları
tiyatrooyun denen lağım çukurunda diyorlardı
ki:
HİLMİ BULUNMAZ ÇIKSIN DESİN Kİ
"HAYIR BEN ASLA SİZİN HOSTİNG FİRMANIZI
ARAMADIM ASLA WEBMASTERINIZI ARAMADIM"
DİYEMEZ! KAYITLAR VAR ŞAHİT VAR.
CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ
(DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ
BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.
(Kaynak:
1. Bizim sitemizdeki başlık
"İftira belgeleri"...
2.
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu'nun
desteklediği
tiyatrooyun sitesindeki
başlık
"Coşkun Büktel
yine kıvırıyor". Dikkat:
Onların sitesindeki linkini verdiğimiz
sayfa, siz okuduğunuzda silinmiş
olabilir. "Yüzsüz" oldukları için, her
yöntemi kullanabiliyorlar. O nedenle,
çoğu kez, onlardan aktararak yaptığımız
kendi sayfalarımıza link vermeyi tercih
ediyoruz.)
Hilmi Bulunmaz hakkındaki iddianıza aşağıda
değineceğiz. Ama önce Cemal Bulunmaz'ın
benim kalemimle aktarılmasını uygun bulduğu
cevabı ortaya koyalım:
Hani "çıksın" desin diye,
"diyemez" diye, meydan okuyorsunuz
ya!... Cemal Bulunmaz, "hodri meydan"
diyerek "çıktı" ve
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
diye bir şey demediğini söyledi; yani
sizin "Diyemez"
dediğiniz şeyi "dedi".
Cemal Bulunmaz'ın konuşmasının sizin
tarafınızdan yayınlanmış bilgisayar
kayıtlarına baktım, Cemal haklı:
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
anlamına gelecek hiçbir şey söylememiş.
Böylece, ikinci somut iftiranız da, yine
tamamen "sizin yayınladığınız" ifade ve
belgelerle kanıtlanmış oluyor.
Cemal Bulunmaz çıkıyor,
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
DEMEDİM"
diyor ama "sizin" yayınladığınız (ve
herhalde kimsenin okumayacağını umduğunuz)
bilgisayar kayıtlarında, Cemal'i yalancı
çıkaracak tek kelime yok. Varsa, göstermek
zorundasınız. Çünkü
DEMEDİM" DİYEMEZ
demişsiniz.
ÇÜNKÜ BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.
demişsiniz. Hadi bakalım, gösterin o
bilgisayar kayıtlarınızın neresinde Cemal,
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
demiş ya da buna benzer bir şey söylemiş?
Cemal Bulunmaz restinizi (blöfünüzü") gördü.
Şimdi sıra sizde! Hadi bakalım, gösterin
elinizi! İddia sizin, ispat da size düşüyor.
***
Hilmi Bulunmaz'la ilgili iddianıza gelince:
Çok komik!... İsmini vermediğiniz zaman,
Bulunmaz'ı tehditle, sizi susturmakla,
mafyalaşmakla suçluyorsunuz. Ama ismini
verdiğiniz zaman, yalnızca sizin
webmasterınızı aramış olmakla... Sizin
webmasterınızı aramak (yani hakkımızda
iftira kampanyası düzenleyen takma isimli
orospu çocuklarının kimliğini ortaya
çıkarmak için araya koydukları paravan
kişilerle görüşme yapmak) ne zamandan beri
suç oldu? Ha?... Dangalak
sapıklara
değil, onları destekleyen facepayelere
soruyorum!
Diyorsunuz ki:
HİLMİ BULUNMAZ ÇIKSIN DESİN Kİ
"HAYIR BEN ASLA SİZİN HOSTİNG FİRMANIZI
ARAMADIM ASLA WEBMASTERINIZI ARAMADIM"
DİYEMEZ! KAYITLAR VAR ŞAHİT VAR.
Evet, Hilmi Bulunmaz (kayıtlarınız olsa da,
olmasa da)
"HAYIR BEN ASLA SİZİN HOSTİNG FİRMANIZI
ARAMADIM ASLA WEBMASTERINIZI ARAMADIM"
diyemez/demez.
Çünkü bu yalnızca yalan değil, üstelik de
"gereksiz" bir yalan olurdu. Sizin hosting
firmanızı ya da webmasterınızı aramak, suç
değil ki!... Ama siz, bu cümlede asıl ima
ettiğiniz şeyi, "açıkça mertçe Türkçe"
söyleyebilseydiniz; yani cümleyi şöyle
kurabilseydiniz:
HİLMİ BULUNMAZ ÇIKSIN DESİN Kİ "HAYIR BEN
ASLA SİZİN HOSTİNG FİRMANIZI VEYA
WEBMASTERINIZI TEHDİT ETMEDİM, KAPATMAYA
VEYA SATIN ALMAYA KALKMADIM" DİYEMEZ!
KAYITLAR VAR ŞAHİT VAR.
Hilmi Bulunmaz, o zaman çıkar, bütün o
dediklerinizi yapmadığını söyler,
"Yaptıysam, gösterin kayıtlarınızda" derdi.
Ve siz hiçbir şey gösteremezdiniz. Çünkü
Hilmi'nin de Cemal'in de konuşma
kayıtlarında (ki "siz" yayınladınız) ne
tehdit var, ne de satın alma teşebbüsü...
Yoksa Hilmi Bulunmaz, (Demirkanlı'nın,
sapıkları
desteklemek için yazdığı bir yazıda
"delil"den söz etmesi üzerine) şu satırları
yazabilir miydi:
(...)
Sansür Makinesi
3. Abdülhamid
ile birlikte “yok insan”
Burak Caney’i referans noktası olarak
gösteren
Yalan Makinesi
Demirkanlı'ya göre,
Hilmi Bulunmaz
ve oğlu
Cemal Bulunmaz, “yok insan”
Burak Caney’in
sitesinin(!) hosting firmasını tehdit edip
yayınını durdurmak istemişler. Bulunmazların
böyle bir tehditte bulunduğunu kanıtlayan
tek bir delil ortaya koyarsa, Mustafa
Demirkanlı'ya fotoğraftaki Limousine”i
armağan etmeye söz veriyoruz!...
Biz sözümüzü yerine
getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını
kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...
(Kaynak:
Demirkanlı Yalanları,
"Yalan 27")
Hilmi'nin konuşma kaydında en küçük bir suç
unsuru bulunmadığını bildiğiniz için,
Hilmi'ye karşı sadece
"HAYIR BEN ASLA SİZİN HOSTİNG
FİRMANIZI ARAMADIM ASLA WEBMASTERINIZI
ARAMADIM" DİYEMEZ!
diyerek, koftiden, güya efeleniyorsunuz.
Geri zekâlı facepayelerinizin bu dolmayı
yutacaklarına (daha önce yaptığınız alçakça
yayınlardaki "tehdit, susturma, mafyalaşma"
gibi iftiralarınızla beyinleri yıkanmış
olduğu için) "webmasterınızı aramak" ile
"webmasterınızı tehdit etmek" arasındaki
farkı anlayamayacaklarına güveniyorsunuz.
Evet, Hilmi "aramadım" diyemez; ama "tehdit
etmedim, satın almaya kalkışmadım"
diyebiliyor. "Tehdide dair bir tek delil
gösterebilirseniz Limousine veririm"
diyebiliyor. "Vermezsem ben adiyim,
suçlamalarınızı kanıtlamazsanız siz
adisiniz" diyerek somut ve iddialı
konuşabiliyor. Peki siz Hilmi'nin bu
dediklerini okurlara duyuruyor musunuz?
Hayır! Siz, hâlâ, ana sayfanızda "Baba oğul
Bulunmazlar susuyor" başlığıyla zavallı
okurlarınızı (facepayelerinizi) alçakça
aldatmaya devam ediyorsunuz. (Not: Ana
sayfadan bizimle ilgili bütün başlıkları
kaldırmak zorunda kaldıkları şu son dakikada
bile, "Baba oğul Bulunmazlar susuyor"
başlığı, "son dakika haberleri"nden biri
olarak hâlâ dönmeye devam ediyor.) Siz
facepayelerinizi daima dezenforme ettiniz,
yalan ve iftiralarla zehirlediniz, eşek
yerine koydunuz. Kaç tanesinin gerçekten
eşek, kaç tanesinin orospu çocuğu, kaç
tanesinin yalnızca "mağdur" olduğunu; kaç
tanesinin ise mevcut bile olmadığını merak
ediyorum.
***
Evet, Cemal Bulunmaz, sizin "diyemez"
dediğiniz şeyi "dedi"... Kanıtlayın
suçlamanızı! Bekliyoruz. Bu ikinci exorcism.
Yine kaçış yok: Bu kez, ya o yayınladığınız
bilgisayar kayıtlarında, Cemal'in
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
dediği satırın yerini göstererek suçlamanızı
kanıtlayacaksınız ya da gösteremeyerek (bir
kez daha) orospu çocuğu olduğunuzu...
Sizin cibilliyetiniz bir kez daha
kanıtlandıktan sonra, sıra bize gelecek ve
sizi cevaplamak için değil (böyle bir
zorunluluğumuz yok) ama okurlarımızın
merakını gidermek için; kendinizi gizlerken
araya koyduğunuz paravan kişilerle neler
konuştuğumuzu anlatacağız. Elimizde kayıt
filan yok. Ama yine de, sizin anlattığınız
öykünün tam tersini (hakikati)
anlattığımızda, doğru konuştuğumuzu her okur
kolayca anlayacak.
Coşkun Büktel /
26 Şubat 2008 (saat: 10.00)
Not 1: Konuya yabancı olanlar,
aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın
tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması
Not 2:
Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle
Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel
ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları
bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki
tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
EXORCISM 1:
80 saat sonra nihayet itiraf
ettirebildik. Yalan söylemişler. Ellerinde
ses kaydı yokmuş. 80 saat sonra gerçeği ilk
kez itiraf etmek zorunda kaldılar:
"İlk gün yaptığımız haberimizde ses kaydı
olduğundan söz ettiğimiz doğrudur.
Webmaster’ın yanılması/yanıltması sonucu bu
ifadeye haberimizde yer verilmiştir. Fakat
daha sonra yaptığımız görüşmelerde ses
kaydının yapılamadığını öğrendik."
"...kaydının yapılamadığını
öğrendik."miş!... 80 saat sonra mı öğrendiniz?
Bu korkak sapıklar, okurların içinde (80
saat sonra akıl edilebilen) bu "topu taca atma dolmasını" yutmayacak
insanların da bulunabileceğini biliyor ama endişeye kapılmıyorlar.
Zaten onlar bu kadar "rahat" davranabilmek için takma isim ardına
saklanıyorlar. Yukarıda aktardığımız itirafı da bir çuval yalanın
arasına ve utanmazlığın zirvesi olan
"Coşkun Büktel
yine kıvırıyor!"
gibi gerçeğin tam tersi "dezenformatif" bir başlığın altına
koymaktan utanmamışlar. (Bakınız:
"İtiraf sayfası")
Onlar yalan söylediklerini itiraf etmek zorunda kalıyorlar ama
itiraf yazısının başlığında "kıvıranın" Coşkun Büktel olduğu
yazılı... Bu korkak sapıklara "orospu çocuğu" derken küfür değil,
iltifat ettiğimizi hâlâ anlamayan kaldı mı?
Nasılsa "yüzsüz" oldukları için, kimselerin
yüzlerine tükürme ihtimalinden korkmayan bu korkak sapıklar, 80 saat
sonra da olsa, yalancı olduklarını "kendi ağızlarından" itiraf
ettirdiğimiz halde; hâla kalkmış, yavuz hırsızlar gibi bizden hesap
soruyor,
"COŞKUN BÜKTEL, DOMAİNİMİZİ ELE GEÇİREREK/SATIN ALARAK SİTEMİZİ
SUSTURMAYA ÇALIŞAN ÖRGÜT İÇİN DE SEN DE FAAL OLARAK YER ALDIN MI
ALMADIN MI? BU YÜZ KIZARTICI SUÇA NE KADAR KARIŞTIN, BUNU AÇIKLA…"
gibi laflar ederek tüm okurların zekâlarına hakaret ediyorlar. E
peki orospu çocukları, "ne kadar karıştın açıkla" diye hesap
sormadan önce, "yüz kızartıcı" dediğiniz o tehdit ve satın almaya
teşebbüs suçunun "elimizde" dediğiniz kanıtını göstermek zorunda
değil misiniz? Peki nerde o kanıt? Yok. Ama olsun yine de hesap
soralım ki, dostlar hesapta görsün!
Ortada bir tek yüz kızartıcı suç var: Sizin
önce "mizah yaptık anlamadılar" diyerek örtbas etmeye çalıştığınız,
daha sonra ise itiraf etmek zorunda kaldığınız, iftira suçu... Onu
da elbette ki daha geniş ve acelesiz bir yazıyla açıklayıp (sizin
yakanızı bulamadığımızdan) destekçilerinizin yakasına yapışacağız.
Bekleyin!
Şimdilik şu aşamaya vardık: Korkak
sapıkların
ellerinde ses kaydı bulunduğu anlaşılan
bütün gerçek konuşmalar hiçbir tehdit unsuru içermiyor. Tehdit
unsuru içeren konuşmanın ise nedense ses kaydı yok ve onlar
olmadığını ancak 80 saat sonra ve ancak bizim ısrarlı yayınımızdan
sonra
(Bakınız:
"Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklama.)
itiraf etmek zorunda kaldılar.
Takma isim ardına saklanmış korkak
sapıklardan utanma beklemek salaklık olur. O
nedenle, utanmayı, bu "yüzsüz" orospu
çocuklarından değil, bu "yüzsüz" orospu
çocuklarını desteklemekten vazgeçtiklerine
dair hâlâ en küçük bir belirti göstermemiş
olan
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'dan
bekliyoruz. (Ama
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
"utanma eşiği"
hakkında önceden fikir sahibi olduğumuz için
onlardan da pek umutlu olmadığımızı,
belirtmeliyiz.)
İşte "yüzsüzlerin" itiraf sayfasının linki:
"80 saat sonra".
Coşkun Büktel / 22 Şubat
2008
Not 1: Konuya yabancı olanlar,
aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine
ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklaması
Not 2:
Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle
Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel
ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları
bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki
tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu'na
çok basit bir soru sormuştuk. Bir daha
soruyoruz:
DESTEKLEDİĞİNİZ KALLEŞ SAPIKLAR 72 SAAT ÖNCE
METNİNİ YAYINLAYARAK "SES KAYDI DA ELİMİZDE"
DEDİKLERİ VE BİZE MALETTİKLERİ O "İLK"
TEHDİT KONUŞMASININ SES KAYDINI NEDEN HÂLÂ
YAYINLAYAMIYORLAR?
Bu ne biçim bir suç belgesidir ki,
suçlananlar "yayınlansın!" derken;
suçlayanlar ne yayınlayabiliyor, ne de hatta
neden yayınlayamadıklarını açıklayabiliyor.
Söyleyin o kalleş sapıklarınıza!...
"Elimizde" dedikleri ve metnini 72 saat önce
yayınladıkları (ve bizi "mafyalaşmakla"
suçlarken dayanak olarak kullandıkları) o
"ilk" tehdit konuşmasının ses kaydını (72
saat sonra sayfayı kalabalıklaştırmak,
kafaları karıştırmak ve hedef saptırmak
üzere yayınladıkları o
bir çuval ıvır zıvırı
değil; 72 saat önceki o "ilk" tehdit
metninin "elimizde" dedikleri ses kaydını)
ya kendileri yayınlasınlar ya da kopyasını
göndersinler biz yayınlayalım!
"Ellerinde" olduğu halde, yayınlayamıyorlar
ve neden yayınlayamadıklarını bile
açıklayamıyorlar! Tıpkı kirli yüzlerini
gizledikleri gibi, kendi belgelerini bile
gizlemek zorunda kalıyorlar.
Bir de kalkmış "orospu çocuğu" sıfatını bile
beğenmiyorlar. Pöh!
Coşkun Büktel / 22 Şubat
2008
Not 1: Konuya yabancı olanlar,
aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine
ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklaması
Not 2:
Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle
Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel
ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları
bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki
tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
|
BİZ
MASUM OLDUĞUMUZU İSPAT ETMEK ZORUNDA DEĞİLİZ, AMA ONLAR
SUÇLAMALARINI İSPAT ETMEK ZORUNDA
"Bunu
yazan Tosun"lara hukuk mukuk vız geldiği için,
"yüzsüzlük" avantajını kullanarak "kıvırıyorlar"; biz de o yüzden,
Tosunları "açık isimleriyle" destekleyen
Nutku,
Akmen
ve Cücenoğlu'na
soruyoruz!
DESTEKLEDİĞİNİZ SAPIKLARIN, BİZE
MALETTİKLERİ VE "SES KAYDI ELİMİZDE"
DEDİKLERİ TEHDİT KONUŞMASININ "SES KAYDININ"
YAYINLANMASINDAN NİÇİN BİZ DEĞİL DE ONLAR
KORKUYOR?
"HODRİ MEYDAN, YAYINLAYIN!" DEMİŞTİK,
60 SAAT GEÇTİ, METNİNİ YAYINLADIKLARI VE
BİZE MALETTİKLERİ SES KAYDINI NEDEN HÂLÂ
YAYINLAMIYORLAR?
YOKSA (SİZLER TARAFINDAN CESARETLENDİRİLEN)
TAKMA İSİM ARDINA GİZLENMİŞ BU KALLEŞ
SAPIKLAR ŞU AN YARASALAR GİBİ SAKLANDIKLARI
KARANLIK DELİKLERİNDE HARIL HARIL ÇALIŞARAK
SUNİ BİR SES KAYDI MI İMAL ETMEYE
ÇALIŞIYORLAR?
ONLARI NİÇİN DESTEKLİYORSUNUZ? VANDALİZME
KARŞI "AÇIKTA VE AÇIKÇA, MERTÇE, TÜRKÇE"
MÜCADELE EDEN BÜKTEL'E VE
BULUNMAZ'A KARŞI KALLEŞLİK VE İFTİRA DAHİL
HER TÜRLÜ YÖNTEMİ MEŞRU SAYDIĞINIZ İÇİN Mİ?
İSİMLERİNİ GİZLEYEN, GİZLİLİKTEN MEDET UMAN
SAPIKLARA "AÇIK DESTEK" VERİRKEN,
KRAVATINIZDAN VE TAKIM ELBİSENİZDEN
UTANMADINIZ MI? HÂLÂ UTANMIYOR MUSUNUZ?
Coşkun Büktel / 22 Şubat
2008
Not 1: Konuya yabancı olanlar,
aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine
ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklaması
Not 2:
Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle
Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel
ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları
bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki
tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
|
"AÇIKÇA, MERTÇE, TÜRKÇE" SÖYLEDİK!
"MADEM ELİNİZDE BELGE VAR, YAYINLAYIN!" DEDİK.
Aradan 36 saatten fazla zaman
geçti. 36 saattir "Son Dakika Haberleri" bölümünüzde dönen üç
başlık arasında, şu başlık hâlâ yerini koruyor:
İŞTE TEHDİT TELEFONU!
SİTEMİZİ MAFYA USULÜ TEHDİTLE ŞANTAJLA VE SATIN
ALMAYA ÇALIŞARAK SUSTURMAYA ÇALIŞTILAR! HOSTİNG
FİRMAMIZLA YAPILAN KAYITLI TELEFON KONUŞMASINI
YAYINLIYORUZ
Elinizde bulunduğunu söylediğiniz
ve "metnini" yayınladığınız o tehdit içerikli telefon konuşmasının,
nedense, ses kaydını ve tehditçinin telefon numarasını hâlâ
yayınlamadınız. (Oysa teknik yetersizlik nedeniyle
yayınlayamazsanız, bir kopyasını gönderin biz yayınlayalım,
demiştik.)
Yetersizliğinizin "teknikle"
ilgisi bulunmadığı anlaşılıyor.
36 saatten fazlası geçti. O tehdit belgelerini (yani telefon numarasını ve konuşmanın
ses kaydını)
yayınlayarak bize (Büktel ve Bulunmaz'a) yönelik suçlamalarınızı
hâlâ belgelemeyecek misiniz? Hani mafyalaşmışız, sizi tehditle ya da satın
alarak susturmaya kalkmışız; hani domain'inizi satın almaya kalkmış
ve geçen akşam yayınızı iki saatliğine durdurmuşuz;
hani "mafyatik yöntemlerle" sizi
"susturma çabaları, mafya usulü sansürleme girişimleri tiyatro
tarihine geçecek" nitelikteymiş.
"Tiyatro tarihi bu melanet kişileri" (yani Bulunmaz ve Büktel'i)
"tiyatroya mafya yöntemleri sokmakla" anacakmış.
Elinizde bulunduğunu söylediğiniz
o telefon numarasını ve konuşma kaydını yayınlayarak, bize yönelik o
iğrenç iftiralarınızın iftira olmadığını kanıtlayacak mısınız?
Elinizde bulunduğunu söylediğiniz
o tehdit belgelerini (telefon numarası ve konuşma kaydı)
yayınlayarak, size "orospu çocuğu" derken yanıldığımızı, size
"orospu çocuğu" demekle haksızlık yaptığımızı, cümle aleme
gösterecek misiniz?
Yoksa, elinizde bulunduğunu
söylediğiniz o tehdit belgelerini yayınlamak yerine, yine kıvıracak,
pişkinliğe vuracak, tükürdüğünüz bütün o iftiraları arsızca
sırıtarak yalayıp yutacak mısınız?
Yoksa (bize yönelik iftiralarla
süslediğiniz sitenize "açık destek" veren)
Özdemir Nutku,
Tuncer Cücenoğlu,
ve
Üstün Akmen'in,
(bize duydukları öfke yüzünden) en iğrenç unsurlarla işbirliği
yapmış, takma isimli kalleş iftiracıları desteklemiş olduklarını bir
kez daha mı kanıtlayacaksınız?
Hadi siz internet sapığısınız,
sağlıklı bir insanın "utanma
eşiği"ne, aklına ve vicdanına sahip olmadığınız ve takma
isim ardına saklandığınız için, rezil olmak ya da maddi manevi bedel
ödemek riskiniz yok!.. Peki sizi açık isimleriyle destekledikleri
için kepaze olan zavallılara hiç mi acımayacaksınız?
Sapık bile olsanız, bir
kereliğine, "açıkça, mertçe, Türkçe" konuşacak mısınız: Elinizde
bulunduğunu söylediğiniz o belgeleri yayınlayıp bize yönelik o
iğrenç iftiralarınızı kanıtlayacak mısınız, yoksa işi pişkinliğe
vurup, arsızca sırıtarak kıvıracak mısınız?
Coşkun Büktel / 21 Şubat
2008
Not: Konuya yabancı olanlar,
aşağıdaki başlığı tıklayarak olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine
ulaşabiliirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklaması |
|
BÜKTEL VE BULUNMAZ'IN
"BEYAZ
CEPHE"YE
KARŞI ORTAK AÇIKLAMASI
ÖNCE, BÜKTEL'DEN BİR İTHAF:
Özdemir Nutku,
Tuncer Cücenoğlu,
Üstün Akmen'in
"açık destek" verdiği
Burak Caneyler
artık iftiralarını
"Beyaz Cephe"
adıyla imzalıyorlar.
Burak Caneylerin
"Beyaz Cephe"
adıyla yayınladıkları (eskisinden daha
da karanlık) yeni yalan ve iftiralarına
karşı, Caneylerden birine (Mustafa
Demirkanlı'ya) 24 Nisan 2007
tarihinde verdiğim cevaptan bir bölümü
alıntılayarak, aşağıya aktarmayı ve o
alıntıyı, bu kez, Caneyleri destekleyen
herkese ithaf etmeyi gerekli buluyorum.
CB
(Not: Büktel ve Bulunmaz'ın
"Beyaz Cephe"
ye karşı ortak açıklamasının linki
aşağıdaki alıntının sonunda.)
|

(...)
Görüldüğü üzere, dünyanın
en iğrenç insanları bile, dürüst insanları
iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki
taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre;
kimin temiz, kimin iğrenç
olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit!
Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor,
kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda
görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın
"belgelerle çelişen" kendi sözleri. Mustafa'nın
kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır"
gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan ve
("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için onun
ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu iki
kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan
ibaret.
Bir insanın, yalnızca,
"Burak Caney'i ait olduğu yere, sanal mezarlığa
gömdük" cümlesini (bir sürü karşı kanıta
rağmen) yeterli kanıt sayarak ve kanıta muhtaç
bu salakça kanıta dayanarak; o cümleyi kurmuş
olan insanı (Hilmi Bulunmaz'ı) "hacker" olmakla
suçlaması için, belki hukuk nedir bilmeyen bir
salak olması yetebilirdi; ama Bulunmaz'ı
"hacker" sayan o salağın, Bulunmaz'la arkadaş
olan (dürüstlüğüyle maruf) Coşkun Büktel'in de
"hacker" olduğunu ilan edebilmesi için, yalnızca
salak olması yetmezdi; Mustafa Demirkanlı kadar
insanlıktan nasipsiz, ahlaksız, yalancı, pespaye
ve alçak olması da gerekirdi/gerekti.
Demirkanlı, umarım sözünü
tutar ve bundan böyle (ismimi vererek ya da
vermeden veya kendisi başka bir isim ardına
gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden kurtulduğu
halde aylardır bir tek yazı yazmayan ve aslında
söyleyecek bir şeyi kalmadığı için "hacklendim"
numarasına yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal
şahıs Burak Caney'i tekrar devreye sokarak) bana
sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa,
Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım var:
Önce, belgelediğim tüm yalanları için ("tekrar
okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi anladım,
aslında şöyle demek istemiştim" tarzında
önemsizleştirme gayretine girmeden)
açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da
özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında
herhangi bir suçlama yaparsa, o suçlamayı,
kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça iddialarla
değil, Büktel'in kendi ifadeleriyle "somut"
olarak, direkt kaynak göstererek, kanıtlayacak.
Böyle yapmazsa, bundan böyle, (Burak Caney'i
asla cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da
cevaplamayacağım.
Ben hayatımı, onun yalnızca
birkaç saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları
çürütmek için, günlerce kanıt belge toplamakla,
bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon
içinde okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla,
daha fazla harcamak zorunda değilim.
Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki
yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu
hâlâ anlamayanlar kaldıysa, zaten anlamak
istemiyorlar demektir.
Büktel'in
24 Nisan 2007 tarihli yukarıdaki
yazısının tamamını okumak için aşağıdaki
başlığı tıklayınız:
DEMİRKANLI'YA (BİR
KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP
Büktel ve
Bulunmaz'ın
"Beyaz Cephe"ye
karşı ortak açıklamasını ve önerisini
okumak için...
TIKLAYINIZ! |
|
2008 Ocak ayının başında yayınladığım
ifadeleri gördüğüm lüzum üzerine
tekrarlıyorum (CB): |

Sanata ve
sanatçılara değer vermeyen toplumların
"sığır toplum" oldukları konusunda Fazıl
Say ya da Oktay Ekşi haklıysa; asıl
"sığır toplum", Coşkun Büktel'i ve
Theope'yi
aforoz edip iftiracı
Özdemir Nutku'yu
baş tacı eden vandal tiyatrocuların
topluluğudur;
bu ülkede,
asıl "sığır topluma" (vandallara) itiraz
ederek aforoza "açıkça" karşı çıkabilen,
yani "sığır toplum" dışında kalmaya
cesaret ederek istisna yaratabilen, bir
vicdana ve utanma duygusuna sahip (bir
başka deyişle
"utanma eşiği"
düşük) kişilikli tiyatrocuların sayısı,
ne yazık ki, bir parmağı kopuk bir elin
bile parmak sayısını geçmemektedir.
Kaynak:
"Fazıl Say
tartışması" |
|
GÜNCELLEME (11 Şubat 2008):
Ben
de Hilmi Bulunmaz
gibi,
"Bağırmadan,
sakin sakin"
söylüyorum:
Bunu yapan "Tosun"u hâlâ destekleyen
biri varsa
"Tosun"un son "yapıtı"

1. Ya hiçbir şeyden haberi olmaksızın
ismi ve resmi kullanılan bir "mağdurdur";
2. Ya (gerçek orospuları ve çocuklarını
tenzih ederek söyleyelim) "habersiz mağdur" rolü yapan, sinsi
bir orospu çocuğudur;
Diğer
"Tosun" yapıtları için
tıklayın!
3. Ya da tek taraflı bilgilendirildiği
için kime karşı çıktığının ve kimi desteklediğinin
bile tam farkında
olmayan, birilerinin dolduruşuna gelmiş
zavallı bir geri zekalıdır.
Ben
"Tosun"un yaptığı
şebekliklere
(onu ya da onları fotomontaj
tekniğiyle "eleştirmeye") asla tenezzül
etmeyeceğim. Tiyatro skandallarının
tartışılmasını somut kanıt ve belgelere
dayandırmak yerine belirsizlik batağına
(facebook yalanlarına) dayandırmak
isteyen
"Tosun"un
ve
3. Abdülhamid'in
yüz kızartıcı yöntemlerine asla yüz
vermeyeceğim; fotomontaj şebekliklerine
ve anket sahtekarlıklarına asla
başvurmayacağım. Ben yalnızca,
iftirayı örtbas amacıyla bütün bu
şebeklikleri yapan "Tosun"u
bile bile ve hâlâ destekleyenlerin adını koyacağım: Orospu
çocuğu... (Gerçek orospuları ve
çocuklarını bir kez daha tenzih ederim.)
Unutmayalım: Her
şey, Özdemir Nutku'nun, Theope'ye ve
Coşkun Büktel'e iftirasıyla başladı.
(Bakınız:
"Özdemir Nutku
skandalı") İftiracı Nutku'yu
bir yazar örgütüne (altmışı aşkın üyesi
bulunduğu söylenen
OYÇED'e) önce başkan
sonra onur kurulu üyesi seçen "yazarlar" ve
iftiranın belgelerini sansür edip
skandalı okurlardan gizleyen site
sahipleri (tiyatrom sahibi
3. Abdülhamid
lakaplı sansürcü A. Ertuğrul Timur,
yalan makinası
ve sansürcü Mustafa Demirkanlı ve
tiyatronline editörü
Yaşam Kaya
gibi diğerleri); kısacası iftiraya
ve iftiracıya sahip çıkanlar; Büktel ile
Bulunmaz'ın iftira karşıtı
eleştirilerine "açıkça, mertçe" karşı
duramadıklarından; önce sessiz kalarak
savuşturmayı (sessizliğin şalıyla örtbas
etmeyi) denediler. Büktel ve
Bulunmaz'ı sessizlikle
yıldıramadıklarını (onlar susuyor diye
Büktel ve Bulunmaz'ın susmadığını)
görünce, Büktel ve Bulunmaz'ı
kalleşlikle susturmaya karar verdiler. Burak Caney diye bir
takma ismin ardına saklanarak
kendilerini emniyete aldıktan sonra, Büktel ve Bulunmaz'a
karşı Nutku'nun başlattığı iftira ve
karalama kampanyasını sütre gerisinden,
korkakça, kalleşçe, her türlü yalanla ve
fotomontajlarla daha da iğrenç
boyutlara taşıdılar. Şimdi de
yarattıkları sanal sapığı (Burak
Caney'i) desteklemek amacıyla
kampanyalar düzenliyor, (çoğu, olayın
farkında bile olmayan) insanların
isimlerini ve resimlerini facebook'ta
yayınlayarak Büktel ve Bulunmaz'a karşı
kamuoyu oluşturuyorlar. Facebook'ta,
"TİYATRONUN
BAŞINA BELA OLAN BU DENGESİZLERE DUR
DİYECEK 500 KİŞİ YOK MU?"
diye kampanya açmışlar.
Değil, Facebook gibi herkesin her türlü
imzayla herkes hakkında her şeyi
söyleyebildiği bir "belirsizlik
batağında", hatta Hürriyet gazetesinin
ana sayfasında; ve değil 500 kişi, 500
milyon kişi olsanız, ne yazar? Kelle
sayısı,
CD
kaydıyla ve
Nutku'nun itirafıyla
belgelenmiş hakikati değiştirebilir mi?
Nutku, (önce
CD
kayıtlı DT koordinasyon toplantısında
16. Yüzyıl tarihini vererek; daha sonra
"Coşkun Büktel'e
yanıt" başlıklı yazısında 17
Yüzyıl tarihini vererek) Fransa'da
yazılmış "Theope" adlı ikinci bir oyunun
bulunduğunu söyledi mi, söylemedi mi?
Söyledi. Hem
kendi itirafı
var, hem de pek çok kişinin
(Örneğin, Can Doğan, Hüseyin Sorgun,
Coşkun Irmak, Ahmet Türkoğlu, Acar Burak
Bengi, Kâzım Şimşek, Feridun
Çetinkaya'nın) seyrettiği CD görüntüleri
var. (Görmek isteyen her tiyatrocuya bu
CD'yi göstermeye hazır olduğumuzu
defalarca ilan ettik.)
Peki, Nutku'nun sözünü ettiği ikinci
Theope, yeryüzünün herhangi bir
ülkesinde ve herhangi bir zamanda
yazılmış mıdır?
Yazılmamıştır. Yeryüzünde "Theope" adlı
ikinci bir oyunun değil metnini,
belgesini bile hiç kimse
gösterememiştir.Yeryüzünde ikinci bir
Theope yoktur. Yani, "vardır" diyen
Nutku 30 kişilik resmi DT toplantısında,
açıkça yalan söylemiş, toplantıdaki tüm
sanatçıların zekâlarıyla alay etmiştir.
Yani Türk tiyatrosunun en büyük değeri,
en büyük duayeni sayılan Özdemir Nutku,
kuru "laflara" değil de belgelere
inanacaksak, yalancının biridir.
Şimdi, bize karşı kampanya açan
"Tosun"un (başta
3. Abdülhamid
ve yalan makinası
Mustafa Demirkanlı
ve zaar
Can Doğan
olmak üzere) destekçileri, bize karşı
değil 500 kişi, 500 milyon kişi
bulsalar, bu gerçeği değiştirmeye
güçleri yetebilir mi? Yetmez. İki kere
iki dört gibi belgelenmiş somut gerçeği
hiçbir kelle sayısı değiştiremez: İkinci
Theope yoktur, Nutku yalancıdır.
Peki Nutku bu yalanı yüzünden, mağdur
ettiği Theope yazarından özür dilemiş
midir?
Hayır, dilememiştir. Büktel'e yazdığı
cevapta Nutku (toplantının sonradan
bulunan
CD'siyle
kanıtlandığı üzere, ilk yalanı örtbas
çabasıyla yeni yalanlar üretmiş ve
Büktel'e polemiği bırakması tavsiyesinde
bulunmuştur. (Bakınız: Nutku,
"Coşkun Büktel'e yanıt".)
Nutku, yalanıyla mağdur ettiği Coşkun
Büktel'den üç yıldır özür dilemediğine
göre, o yalanı, "yanlışlıkla ya da
kazara" söylemiş değildir. Yani Nutku,
Büktel ve Theope'ye ilişkin ilk yalanını
(sonradan yazısında örtbas çabasıyla
yeni yeni yalanlar üretmiş olmasından da
belli ki) bilerek ve kasten ortaya
atmıştır. Demek ki, Nutku, yalnızca
yalancı değil, daha vahim olmak üzere,
aynı zamanda iftiracıdır.
Peki Türk tiyatrosunun en büyük değeri
ve en büyük duayeni sayılan Özdemir
Nutku'nun, bir iftiracı olduğunun iki
kere iki dört kadar kesin biçimde
belgelenmiş olması, bir skandal
değil midir? Skandaldır. Peki bu
skandalı duyurmak yerine, Coşkun Büktel
ve Hilmi Bulunmaz kelimelelerini (tıpkı
matbuata burun kelimesini yasaklayan 2.
Abdülhamid misali) sitelerinde
yasaklayan, Büktel ve Bulunmaz'ın adını
sitelerinden silip kazıyan tiyatro
sitelerinin sahipleri "sansürcü" değil
midir? Sansürcüdür.
Peki iki kere iki dört gibi somut
biçimde belgelenmiş bu gerçekleri, değil
facebook'ta geyik yapan çoluk çocuğun
katkısıyla, Hürriyet'in ana sayfasında
ismi, resmi ve adresi belli 500 milyon
kişinin bile katkısıyla değiştirmek
mümkün müdür? Değildir. Hakikati savunan
iki kişiye karşı, iftirayı bile bile
sahiplenmiş 500 milyon orospu çocuğu
bulsanız bile, hakikati
değiştiremezsiniz.
Siz
ancak, (hakikati yüzünüze vurduğumuz
için) bizi maskara edeceğini sandığınız
fotomontajlarla, hakikati örtbas etmeye
çalışırsınız. Ama değil yüzlerce, yüz
binlerce fotomontaj yayınlasanız bile,
bizi maskara etmeyi veya
belgelenmiş gerçekleri değiştirmeyi veya
örtbas etmeyi değil, ancak "kendinizi"
maskara etmeyi başarırsınız.
Türk tiyatrosunda susarak bu iğrenç
kampanyayı
seyretmekte olan herkesin, ("bana ne"
diyen her tiyatro ilgilisinin) iftiracıları
desteklediğini varsaysak bile, bu neyi
kanıtlar ki?.. İftirayı ve iftiracıyı
savunanların çok kalabalık olması,
hakikati savunanların yalnızca iki kişi
kalması, neyi kanıtlayabilir ki?...
Büktel ve Bulunmaz'ın "DENGESİZLER"
olduğunu mu? Yoksa Türk tiyatrosunun
(kazandığı mevzileri korumak için en
iğrenç yöntemlere bile tenezzül etmekten
kaçınmayan) iftiracı ve sinsi vandallar
tarafından işgal edilmiş ve tüm
tiyatrocularımızın işgalci ve işbirlikçi
vandallar tarafından rehin alınmış, sesi
kısılmış, bastırılmış olduğunu mu? Değil
500 kişi, 500 milyon olsanız, iftirayı
ve iftiracıyı savunduğunuz sürece,
elinde belgelerle hakikati açıkta mertçe
Türkçe savunan iki gerçek insanın
karşısında ricat etmek, kalleş
sitelerinizde yayınladığınız tüm
şebeklikleri (tükürdüğünüzü yalar gibi)
yalayıp silmek
zorundasınız. Bir
süre önce, işe yaramadığını, inandırıcı
olamadığını (faydasından çok zararını)
fark ettiğiniz için, bir piç gibi bizim
kapımızın önüne terk etmeye kalktığınız
ama bizim tepkimizden sonra (Bakınız,
"Başka Kapıya") çarnaçar,
yeniden sahiplenmek zorunda kaldığınız
Burak Caney'i artık temelli terk etmek,
buharlaştırarak yok etmek zorundasınız.
Burak Caney takma adının ardına
gizlenmiş korkak sapıklar, (tükürdükleri tüm
yalan, iftira ve
fotomontaj
şebekliklerini yalayarak yuttuktan
sonra) "lağım çukurunu" kapatıp cızlamı çekmeden
önce
"isimli ve resimli" bir destekçiler listesi
yayınlamıştı.
Destekçiler(?) Listesini
görmek için...
TIKLAYINIZ!
GÜNCELLEME (10 Şubat 2008):
Burak Caney'i bir kez daha sanal
mezarlığa gömdük
Burak Caney takma ismini kullanan lağım
sıçanı sapığımız, suç delillerini yok
etmek amacıyla, sonunda,
(çift "oo"lu) tiyatrooyun adlı "lağım
çukurunu" tümüyle kapattı. Ama takma
isimli korkak sapığın Büktel ve Bulunmaz
aleyhinde kamuoyu oluşturmak üzere
yayınladığı iftiralar ve bizim kişilik
haklarımıza hakaret niteliğindeki
fotoğraflar ve fotomontajlar
yayınlandıkları ilk günden beri,
hilmibulunmaz.com'da da
sergilenmekteydiler ve Büktel ile
Bulunmaz, sansürcülerin tersine,
yayınladıkları hiçbir şeyi silmedikleri
(tükürdüklerini yalamadıkları) için
Burak Caney'in "yaratıcı zekâsının"(!)
müstesna ürünleri olan o fotoğraf ve
fotomontajlar hilmibulunmaz.com'da hâlâ
görülebilir. (Bakınız:
"Burak Caney'in
fotoğraf sergisi".)
Hilmi Bulunmaz'a ait (tek"o"lu) tiyatroyun
sitesinin adını ve formatını çalarak
başlattığı (çift "oo"lu) tiyatrooyun'u,
sevgili sapığımız Burak Caney, şimdi
daha "temiz" (sevsinler!), daha
profesyonel biçimde yeniden
başlatacakmış. Bu orospu çocuğu,
insanların tümünü balık hafızalı ya da
geri zekalı veya kendisi gibi orospu
çocuğu sanıyor zaar.
GÜNCELLEME (8 Şubat 2008):
Büktel'e, Büktel'den üç buçuk attığı
için yarasalar gibi takma isim ardına
gizlenmiş korkak sapıklardan başka hiç
kimse sataşamaz. İsimleri ve resimleri
Burak Caney kod adlı korkak sapık
tarafından kendilerinin onayı dışında
kullanılmış ve sapığın destekçisi olarak
tanıtılmış "mağdurları" bir yana ayırıp,
diyorum ki: Alnı açık olarak, açıkta,
mertçe, "ortada" durarak, belgesel ve
bilimsel yöntemler kullanarak,
vandalizmle mücadele eden dürüst
insanlara (Büktel ve Bulunmaz'a) karşı;
takma isim ardına saklanıp, sütre
gerisinden, kalleşçe ve en ahmak
yalanlarla saldıran korkak sapıkları,
bunu yazan "Tosun"ları; eğer açıkça,
imzalı yazısıyla, "gerçekten"
destekleyen bir tek kişi varsa; o kişi:
ya
neyi desteklediğinden habersiz zavallı
geri zekalının biridir ve konuyu tek
kaynaktan, "bunu yazan Tosun"un lağım
çukurundan tek taraflı olarak
öğrenmiştir; yani (her biri suç unsuru
olduğu için içindeki yazıların ve
fotoğrafların yüzde doksanı "Tosun"
tarafından sürekli silinip yok edilen,
büyümek yerine sürekli küçülen) çift
"oo"lu tiyatroyun sitesinden başka
hiçbir kaynağı incelememiştir, hatta
belki onu bile incelemeden yalnızca
birilerinin "dolduruşuna gelmiştir";
ya
da bir zamanlar benimle polemiğe girmek
gafletinde bulunduğu için şapa oturmuş,
küle osurmuş, kuyruk acılı vandallardan
biridir ve bir zamanlar tek başına
beceremediği işi, bugün sürü halinde
(takma isim ardına gizlenmiş korkak bir
sapığın liderliğindeki vandal sürüsüne
katılarak) becerebileceği hayaline
kapılmış, hakikatin gücüne inanmak
yerine, Büktel'den ders almayı inatla
reddettiği için, bir zamanlar melanetin,
şimdi de "örgütlü melanetin" gücüne
tapan, diğerinden sadece bir kıl "daha
az ahmak", bir orospu çocuğudur.
NOT: Masum hayat kadınlarının masum
çocuklarından özür dileriz; biz "orospu
çocuğu" sıfatını bambaşka bir bağlamda
kullanıyor, kelimelerin tarif etmekte
yetersiz kaldığı bir çeşit "özsüz
insandan", insan posasından söz
ediyoruz.
GÜNCELLEME (7 Şubat 2008):
Aşağıdaki metni bazı eklerle
geliştirdim.
GÜNCELLEME (6 Şubat 2008):
Tiyatromuzun "bunu yazan Tosun"u Burak
Caney, en ahmakça ve alçakça yalanlarla
Büktel ve Bulunmaz'ı karalama
kampanyasına destek veren orospu
çocukları arasına Özdemir Nutku'yu da
katmakta ısrar ediyor. Peki kanıtı ne?
(Herkesin her türlü imzayı kullanarak
herkes hakkında her yalanı serbestçe
yazabildiği) facebook... Nutku
facebook'ta Bulunmaz ve Büktel aleyhine
açılan kampanyaya isim ve resim
göndererek destek vermiş. Ne var bunda?
Ben de fotoğrafını ve imzasını
kullanarak Lemi Bilgin'in ya da Zekeriya
Beyaz'ın Mustafa Demirkanlı'ya ana
avrat küfretmesini kolayca
sağlayabilirim. facebook'ta bu kolayca
mümkün. Tek zorluk, Demirkanlı ya da ruh
ikizi Burak Caney'inki kadar alçak bir
karaktere sahip olmanın gerekmesi.
Ama bu yalnızca Büktel
gibiler için zor. "Bunu yazan Tosun"lar
için facebook'ta bunu yapmak çok kolay.
facebook böyle bir yer ve bunu internet
kullanan on yaşında çocuklar bile
biliyor.
Biz
Nutku'nun resmini facebook'ta değil,
dünkü yazımızda da belirttiğimiz üzere,
"Tosun"un lağım çukuru olan çift "oo"lu
tiyatrooyun sitesinin, sağ sütunundaki
"Destek Artıyor" başlıklı bölümünde
gördük. (Destek artmak yerine azaldığı
için, "Tosun", bugün o bölümü iyice
aşağıya indirmiş.) Ama internet
sapıklarının halkı dezenforme etmesine
karşı çıkmak kolay değil. Bir kere
elinizde belge olamıyor. Bir lağım
çukurunu kaynak gösteremiyorsunuz.
Herhangi bir yazıya link veremiyorsunuz.
Yazıyı silip yok edebiliyor ve
üstüne üstlük sizi yalancı veya bunak
olmakla suçlayabiliyorlar/suçladılar.
Çünkü zaten bu iğrençlikleri yapabilmek
için takma isim ardına gizleniyorlar.
Böyle iğrenç yöntemler, elbette ki,
ancak takma isim ardına saklanarak,
ancak korkaklar ve kalleşler tarafından
kullanılabilir. Bu kadar apaçık, bu
kadar alçakça, bu kadar iğrenç biçimde
yalan söyleyebilmek, ancak takma isimle
mümkün. Bir de
yalan makinası
Mustafa Demirkanlı gibi
kaybedecek prestiji kalmamış bir zavallı
olmakla...
Tüm
yalancı, iftiracı ve sansürcüler gibi,
(Örneğin,
Timur
ve
Demirkanlı
gibi) "Tosun" da, bizim asla tevessül
etmediğimiz yüz kızartıcı bir
alışkanlığa sahip: Tükürdüklerini
yalayabiliyor, yayınladığı yazıları,
işine öyle geldiği zaman, yalayarak
silip yok edebiliyor. Tiyatral "Tosun"
hiçbir açıklama yapmaksızın, "Destek
Artıyor" bölümünden Nutku'nun ve
Güney dergisinin ismini ve resmini
çıkardı. Biz bunu yazınca da, yalancı
veya bunak olduk. Erken bayram etmiş
olduk. Sanki Nutku'nun bir sapığa destek
vermesi ya da vermemesi beni
sevindirebilir ya da üzebilirmiş gibi...
Ben dürüst bir adamım. Dürüst olmanın
bedelini zaten ödedim/ödüyorum. Niye
ödüyorum: Zor durumda kalmayayım diye...
Dürüst insanlar için iki ucu boklu
değnek yoktur. Dürüst insanlar için iki
ucu ballı değnek vardır. Hiçbir durum
beni zora sokamaz. Özdemir Nutku, lağım
sıçanı bir sapığın aleyhimizdeki
yalanlarını ve iftira kampanyasını
destekliyorsa, Özdemir Nutku'nun canına
okurum. Desteklemiyorsa, desteklediğini
yazan "Tosun"un yöntemleri hakkında
okurları bir kez daha uyarırım.
Sapıkların canına okumaya kalkmam!
Sapıklarla benim herhangi bir hesabım
olamaz. Benim ancak, sapıkların bana
karşı iftira kampanyasını destekleyen
gerçek insanlarla hesabım olabilir.
Coşkun Büktel, facebook gibi "kimin eli
kimin cebinde" belli olmayan sitelerde
ve/veya Büktel'den üç buçuk attığı için
gizlenen korkak sapıklar tarafından,
iftira, hakaret ve eleştiriye maruz
kalmaya aldırmaz; bu tür hakaretleri,
bir maden emekçisinin işçi tulumuna
bulaşan kömür lekeleri sayar; işinin
doğası gereği sayar; hatta emeğinin
kanıtı olan o lekelerle gurur duyar. Ama
o lekelerin kaybedecek prestiji bulunan
gerçek bir "insan" tarafından gerçek bir
imzayla Büktel'e sürülmeye kalkışılması,
Büktel'in bağışlayabileceği bir davranış
değildir. Bu durumda Büktel, karşı
tarafı fena halde ciddiye alır ve
mutlaka cevap verir. Öyle bir cevap
verir ki, muhatapların karnı ağrır, kan
işerler. O nedenle, Büktel'e, Büktel'den
üç buçuk attığı için yarasalar gibi
takma isim ardına gizlenmiş korkak
sapıklardan başka hiç kimse sataşamaz.
Bu
bağlamda, benim için tek zorluk,
belirsizlik olabilir. Nutku sustuğu
için, "Tosun" yalan söylediği için,
destek konusu belirsiz görünebilir.
Birileri onun adını kullanarak bana
kalleşçe saldırırken Nutku'nun susması
ve hiçbir açıklama yapmaksızın (belki de
avuçlarını keyifle ovuşturarak)
seyrediyor olması mümkündür. Ama
Nutku'nun ve Güney dergisinin ismini ve
resmini "Destek Artıyor"
listesinden çıkardığına göre, "Tosun"un
Nutku ve Güney'den, isimlerinin
kullanılmaması yönünde talimat aldığı
(belki de onlardan zılgıt yediği)
anlaşılıyor.
Her
neyse, vandalların lağım sıçanı bir
sapığa destek vermesi ya da vermemesi,
benim için iki ucu ballı değnek bir
durumdur. Kendileri bilir: İster
versinler ister vermesinler, ben her iki
durumda da, gerekeni yaparım. Yeter ki
net olsunlar. Şu anda, internet
sapığımızın Büktel ve Bulunmaz'a iftira
kampanyasına net destek veren bir tek
orospu çocuğu göremiyorum. (Hilmi
Bulunmaz'ın deyişiyle, 1+1=1 yani
Mustafa Demirkanlı+Burak Caney=Mustafa
Caney olduğu için, Demirkanlı'nın açık
ve net desteğini kale almıyorum.)
Yazı yazarak Büktel ve Bulunmaz'a iftira
kampanyasına destek vereceği iddia
edilen diğer isimler, (kaybedecek
prestiji kalmamış ve zaten pespaye olmuş
olan Demirkanlı'yı hariç tutarsak)
Büktel hakkında kendi imzalarıyla
herhangi bir şey yazmaya zaten cesaret
edemezler. Yani "Bunu yazan Tosun"un,
diğer destekler konusunda da yalan
yazdığı kuvvetle muhtemel. Ama İnternet
Sapığımız emniyet içinde gizlenirken,
ona destek vermek için kendi adını ve
prestijini ateşe atmayı (boka batırmayı)
göze alacak kadar enayi bir orospu
çocuğu çıkar da beni yanıltırsa, hiç
sorun değil!... Ben gene ("Tosun"un
deyişiyle) "bayram ederim". Çünkü ben
hesabımı zaten Kış tutuyorum. Yaz
çıkarsa bahtıma, Kış çıkarsa, vay geldi
vandalların başına...
GÜNCELLEME (5 Şubat 2008):
Aşağıdaki yayınımızın hemen ardından,
tiyatromuzun "Bunu Yazan
Tosun"u Burak Caney,
Özdemir Nutku'nun
ismini ve resmini, Caney'i
destekleyenler listesinden silip
çıkardı.
Foto:
Ö. Nutku
Tiyatral "Tosun" (nam-ı diğer
Burak Caney)
sitesinin "Destek Artıyor"
başlıklı bölümünde destekçi gibi
gösterdiği isimleri birer birer silmek
zorunda kalıyor. Bir hafta önce, Güney
dergisinin adını ve logosunu
destekleyenler listesinden sessiz
sedasız silip çıkaran İnternet
Sapığımız; aşağıdaki (4
şubat 2008)
tarihli yayınımızın hemen ardından,
Özdemir Nutku'nun fotoğrafını ve
Nutku'nun Burak Caney'i desteklediği
yalanını, yine sessiz sedasız silmek
zorunda kaldı.
Destek artmıyor, azalıyor; arttığını
yazan "Tosun"un yalan yazdığı, tükürdüğü
pek çok şeyi yalayarak silmek
zorunda kaldığı, her geçen gün daha
fazla kişi tarafından anlaşılıyor. Ama
"Tosun", (facebook'a bile inanacak
salaklar ya da inanmak isteyen orospu
çocukları için) yayınladığı ahmakça
yalanların kaç bin kişi tarafından
desteklendiğini anlatmaya devam ediyor.
Tabii o salakları ya da orospu
çocuklarını eşek yerine koyduğu için,
listeden sildiği isimler konusunda
onları bilgilendirmeye hiç gerek
duymuyor.
"Bunu Yazan Tosun"un lağım çukuru
sitesini Akmen ve Cücenoğlu'dan
başka destekleyecek enayi kalmadı.
Aslında onların da bir internet sapığını
destekleyerek isimlerini iyice boka
batırmaktan hoşlanacak kadar enayi
olduklarını sanmıyoruz; ama n'apsınlar;
yalan makinası Mustafa Demirkanlı'yla,
yıllardır birlikte davranmış olmanın
diyetinden kurtulmak kolay olmayacağı
için, elleri mahkûm... Açık bir destek
vermeseler bile, isimlerinin ve
resimlerinin sapık tarafından
kullanılmasına itiraz edemiyorlar.
4 ŞUBAT 2008
Hela duvarları
yerine internet sayfalarını kirleten
tiyatral "Tosun" (nam-ı diğer
Burak Caney)
eğer doğru söylüyorsa; Üstün Akmen,
Özdemir Nutku ve Tuncer Cücenoğlu
kendisini destekliyorlarmış. Akmen,
Nutku ve Cücenoğlu'na, tiyatral "Tosun"u
destekledikleri yalanını bir an önce
tekzip etmelerini tavsiye ediyor; Coşkun
Büktel ve Hilmi Bulunmaz'a rahatça
iftira edebilmek için takma isim ardına
gizlenmiş korkak bir sapığı, bugün hâlâ,
destekleyen eğer bir tek orospu çocuğu
gerçekten varsa, ona 25 Ekim 2007
tarihli çağrımızı tekrar hatırlatıyoruz: |

25 Ekim 2007 tarihli çağrımızı,
bir kez daha yineliyoruz:
Coşkun Büktel
4 Şubat 2008
(...) Şimdi, aşağıda linkini verdiğimiz yazısı
nedeniyle, Burak Caney'e tebrik ve teşekkür
mesajı gönderenlere buradan sesleniyorum:
Herhalde sizler de Burak Caney gibi
isimlerinizin gizli kalmasını tercih
edeceksiniz. Açık kimliğinizle ortaya çıkıp,
Burak Caney'i "açık bir dille", "açıkça,
mertçe, Türkçe" tebrik etmeye
yanaşmayacaksınız. Yani "adam" gibi davranmak,
karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve
karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte
o nedenle, Burak Caney'i sahiplenmeniz, Burak
Caney'i önemli kılmıyor. Onu muhatap almamı
gerektirmiyor.
Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske
atacağı prestiji bulunan) tek bir tane
tiyatrocu, adıyla sanıyla ortaya çıkar da,
Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu
ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza
atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse;
Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı
çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp,
Caney'in tüm iddialarını onun şahsında
yanıtlayacağıma söz veriyorum.
Korkaklığınız, cahilliğiniz, yetenek
yoksunluğunuz ve sizi çevrenizdeki en çirkef
unsurları sahiplenmeye iten alçakça kin
duygunuz; giderek, ibret verici bir sosyal
fenomen haline geldi. Koca bir sanat camiasından
bir tane adam çıkmaz mıymış, be kardeşim?!
Hadi, o Burak Caney'i tebrik eden yarasalardan
birini adıyla sanıyla, çıkarın karşıma da,
"Burak Caney haklı!" desin! Madem ki,
yazdıklarını tebrik ediyorsunuz, içinizden bir
Allah'ın kulu da şu Burak Caney'i "adam gibi",
"açıkça, mertçe, Türkçe" desteklesin!
Hadi!...
Alıntının Kaynağı:
Coşkun Büktel,
"Gölge
Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i
bağrına bastı!"
|
|
GÜNCELLEME: "SON" BÖLÜM (28 Ocak)
Mustafa Demirkanlı / Orhan Alkaya
görüşmesinde geçen bazı ifadelerin
"açıkça, mertçe, Türkçe"ye çevirisi
|

GÜNCELLEME (28 Ocak 2008): Yazımızın dördüncü
ve "son" bölümünü okumak için başlığı tıklayınız!
BİR İPTE İKİ
CANBAZ
Coşkun Büktel
17 Ocak 2008
TIKLAYINIZ
|
|
YALAN 25
Bulunmaz'ın
Demirkanlı yalanları sergisi
Mustafa Demirkanlı, sırf, yalancı
olmayabilseydi, şimdiye dek, 25 Limousine'li
filosuyla koca bir "Rent A Car" şirketine sahip
olabilirdi.

Bulunmaz'ın
Demirkanlı'ya söz verdiği Limousine
Hilmi Bulunmaz
26 Ocak 2008
Demirkanlı'nın eski
yalanlarını bulmak için eski defterleri
karıştırmaya üşeniyordum. Yeni yalanlarını ise
gündeme getiremiyordum, çünkü Demirkanlı artık
yeni yalanlarını kendisi söylemek yerine Burak
Caney'e söyletiyordu. Takma ad ardına gizlendiği
için, yalanlarının inandırıcı olmasına da artık
pek aldırmıyordu. Örneğin, hayatında Ilıcak
ailesinden bir tek kişinin yüzünü bile görmemiş
olan Coşkun Büktel için,
"Coşkun
Büktel'in Ilıcak ailesiyle yakınlığını
biliyoruz." gibi kuyruklu
yalanlar üretmekten bile çekinmiyordu. Bu
yalanlara Büktel'den nefret eden kitlenin bile
inanmadığını biliyordu ama kaç kişi inanırsa
kârdır anlayışıyla ve takma ad güvencesiyle bu
yalanları sürdürmekte bizim hâlâ anlayamadığımız
bir nedenle, yarar görüyordu/görüyor. Demirkanlı
sonunda (nasıl bir lağım sıçanı olduğu ilk bakışta
görülebilen), kimseleri inandıramayan Burak
Caney'e inandırıcılık kazandırmak için, ona
kendi imzasıyla kefil olmaya karar verdi. (Sanki
kendisi bir yalan makinası değilmiş gibi, sanki
kendi kefaleti geçerli ve inandırıcı olabilirmiş
gibi...) Büktel ve Bulunmaz'la artık
ilgilenmeyeceği konusundaki sözünü kim bilir
kaçıncı kez olmak üzere, bir daha bozdu ve
okurlarına Burak Caney'in yalanlarını övüp,
onları Burak Caney'in sitesine yönelten bir link
yazısı yazdı. Ama son zamanlarda eli öyle
alıştığı için, Demirkanlı, kendi imzasıyla
yazmakta olduğunu unutup, yalanlarını eskisi
gibi kurnazca düzenlemek yerine, Burak
Caney'inkiler kadar ahmakça, fütursuzca
yumurtlamakta olduğunu fark edemedi. Böylece,
25. yalan için, eski defterleri karıştırmak
külfetinden bizi kurtarmış oldu. İşte
Demirkanlı'nın "kendi imzasıyla" yayınladığı
yirmi beşinci yalan:
YALAN: 25
Mustafa Demirkanlı demişti ki:
"Sırça köşke çıkıp, elle tutulur –doğru
veya yanlış- hiçbir şey üretememiş, kendi hayal
dünyalarında önüne gelen herkese küfreden Coşkun
Büktel ve onun kuyumcu arkadaşını, hiçbirimizin
yapamadığı bir kararlılıkla gözler önüne seren
Burak Caney'in çabalarına teşekkür için
sunuyorum."
(Kaynak: Bulunmaz, "Demirkanlı,
Burak Caney mi?"
Not:
Demirkanlı'nın yazısına direkt link vermiyoruz,
çünkü Sansürcü Timur −nam-ı diğer
3. Abdülhamid−
ve sansürcü Demirkanlı, sitelerindeki bazı
yazıları sonradan silip yok edebiliyorlar. İyisi
mi, okuru, ilgili yazının bizim sitemizdeki
sayfasına gönderiyoruz. Orada, yazının asıl
kaynağına zaten mutlaka bir link bulunuyor. Ama o
linkin ucundaki asıl kaynağın sansürcüler
tarafından silinip silinmeyeceğini, doğaldır ki,
garanti edemiyoruz.)
Beni, yani Hilmi
Bulunmaz'ı bir yana bıraksak bile, eğer bir ad
benzerliği yoksa, yani benim tanıdığım
THEOPE
yazarı Coşkun Büktel'den bahsediyorsa;
Demirkanlı'nın
"-doğru
veya yanlış- hiçbir şey üretememiş"
sözü dünyanın en
ahmakça yalanıdır. Demirkanlı bu ahmakça yalanın
yalan olmadığını kanıtlasın kendisine
fotoğraftaki Limousine'den kaç tane isterse
armağan etmeye söz veriyoruz!...
Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama
suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...
Not: "Bir düşkünün hatıra
defteri" başlıklı bir yazı hazırlıyoruz. Bu
yazıda; 1+1=1 (Mustafa Demirkanlı+Burak
Caney=Mustafa Caney) denklemini kanıtlayacağız!...
|
SON GÜNCELLEME:
03, 25 Ocak 2008:
Timur (nam-ı diğer
3. Abdülhamid)
sitesinin ana sayfasındaki anons
duyurusuna ve yazısının tren gibi uzun
yeni başlığına "medya
ahlaksızlığı" kavramını ekleyerek, (isim
vermeden insanları suçlayacak kadar
alçak olsa dahi) ahlak bahsinde de
iddialı olduğunu (fıkra lazı aklınca)
"kanıtladı".
YENİDEN GÜNCELLEME:
02, 25 Ocak 2008:
Timur (nam-ı diğer
3. Abdülhamid)
şimdi de, yazısına
"ORHAN
ALKAYA BANA GÖRE NEDEN HATALIDIR"
başlıklı
bir bölüm ekledi.
GÜNCELLEME:
24 Ocak 2008
3.
Abdülhamid,
bizim yayınımızdan üç-dört saat sonra
yazıyı tekrar ama başta "başlığı" olmak
üzere çeşitli değişikliklerle yeniden
yayınladı*
Sansürcü yayıncı A. Ertuğrul Timur'un
(nam-ı diğer
3.
Abdülhamid)
bugün, kendi imzasıyla yayınladığı ve
birkaç saat sonra yayından kaldırdığı
yazıyı, ibret verici bulduğumuz için
"biz" yayınlıyoruz
|
*GÜNCELLEME METİNLERMİZ AŞAĞIDAKİ ANONSUN ALTINA
EKLENMİŞTİR

HABER AHLAKSIZLIĞI !
A.
Ertuğrul Timur
24 Ocak 2008
"Yaşasın Sansür"
başlıklı yazısıyla ve sitesinden beğenmediği
yazıları sonradan silip çıkarmasıyla tanınan
tiyatrom.com sitesi sahibi, sansürcü A. Ertuğrul
Timur'un
(nam-ı diğer
3. Abdülhamid)
24
Ocak 2008'de tiyatrom.com adlı sitesinde, (http://www.tiyatrom.com/basin_bumudur.htm)
adresinde yayınladığı ve tam tahmin ettiğimiz
üzere, birkaç saat içinde yayından kaldırdığı
aşağıdaki yazıyı; Timur'un tükürdüğünü
yalayacağını önceden tahmin ettiğimiz için,
kaydetmiştik.
Timur'un yazısını, tek virgül kısaltmadan, kendi
mizanpajımızla sunuyoruz. Timur'un, yazıda
ismini vermeden alçakça suçladığı eleştirmen,
Coşkun Büktel'dir. Büktel'in Sky TV'de neler
söylediğini, daktiloya çeker çekmez bu yazının
sonuna ekleyeceğiz. O zaman, okurlar, Timur'un
afaki biçimde "afaki", "genel geçer" ve
"vıdı vıdı" olmakla suçladığı o
konuşmayı ("Sky TV'deki Büktel
konuşmasını") okurlar, Timur'un belgesiz vıdı
vıdılarına dayanarak öğrenmek yerine, belgenin
kendisine dayanarak öğrenecek ve Büktel
konuşmasını (3.
Abdülhamid'in
vicdanıyla değerlendirmek yerine) Büktel'in
neler söylediğini kelimesi kelimesine bilerek,
"kendi vicdanlarıyla" ve bilinçli biçimde
değerlendirebilecek.
GÜNCELLEME
24 Ocak:
3. Abdülhamid
yazıyı üç-dört saat sonra yeniden yayınladı.
Başlık değişmişti. Güncelleme olarak bir çuval
"laf" eklenmişti.
3. Abdülhamid'in
o
bir çuval "laf" arasında gizlemeye çalıştığı net
gerçek şuydu:
3. Abdülhamid,
Büktel'i eleştirdiği "boş kadro" konusunda geri
adım atıyor, Orhan Alkaya'nın o konuda
"doğru" söylemiş olduğunu açıklıyordu.
Ama, Orhan Alkaya'ya karşı
düzeltme yapan, tükürdüğünü yalayan Timur,
Büktel'e adını vermeden yönelttiği eleştirilerin
dayanaksız kalmış olmasına aldırmıyor,
Büktel'den özür dilemiyordu. İşte birkaç saat
öncesine kadar muhalif olmakla övünen Timur'un,
kendi cümleleriyle, birkaç saat sonra geldiği
nokta:
"Olaya bu şekilde bakarsak bu basit çözüm tek
çare gibi görünmektedir. Mecbur kalınarak
yapılan bir çözümdür. Orhan Alkaya da hiç
olmamasındansa bu çözüm herkesin hayrınadır
türünde açıklamalarıyla (konu eğer böyle
yansıtılırsa) doğru söylemektedir. Zira bu çözüm
bulunmasaydı bütün yevmiyeli ve sözleşmeli
oyunculara kusura bakmayın artık sizi
çalıştırmamız mümkün değil güle güle denilmesi
gerekecekti. Şehir tiyatrosundaki oyunların
büyük bir bölümü kaldırılmak zorunda
kalınacaktı."
"Sazan" Timur'un
(nam-ı diğer
3. Abdülhamid)
Alkaya'ya karşı Nisan yağmurundan daha kısa
süren maymun iştahlı muhalefetini daha geniş bir
vakitte ayrıntılı değerlendireceğiz.
YENİDEN GÜNCELLEME
02, 25 Ocak 2008:
Timur (nam-ı diğer
3. Abdülhamid)
şimdi de, yazısına "ORHAN ALKAYA BANA GÖRE
NEDEN HATALIDIR" başlıklı bir bölüm
ekledi.
Timur'un "süregiden eklemeler" dediği
zikzaklarını daha geniş bir vakitte ayrıntılı
değerlendireceğiz.
SON GÜNCELLEME
03, 25 Ocak 2008:
Timur (nam-ı diğer
3. Abdülhamid)
sitesinin ana sayfasındaki anons duyurusuna ve
yazısının tren gibi uzun yeni başlığına
"medya ahlaksızlığı" kavramını ekleyerek, (isim
vermeden insanları suçlayacak kadar alçak olsa
dahi) ahlak bahsinde de iddialı olduğunu (fıkra
lazı aklınca) "kanıtladı".
TIKLAYIN
|
|
GÜNCELLEME: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM (23 Ocak)
Mustafa Demirkanlı / Orhan Alkaya
görüşmesinde geçen bazı ifadelerin
"açıkça, mertçe, Türkçe"ye çevirisi
|

GÜNCELLEME (23 Ocak 2008): Yazımızın üçüncü
bölümünü okumak için başlığı tıklayınız!
BİR İPTE İKİ
CANBAZ
Coşkun Büktel
17 Ocak 2008
TIKLAYINIZ
|
|
"Permüjde" eleştirmenin acıklı
sonu |

SUYUNUN SUYU BİLE OLAMAYAN ELEŞTİRMEN: İHSAN ATA
Yusuf Köksal
2O Ocak 2008
Yaşam Kaya, İhsan
Ata,
Üstün Akmen gibi insanlar, tiyatro
eleştirisi yazmak için; bilimsel yöntemlere,
araştırmaya, kaynak ve belge göstermeye, (en
azından hataya düştüklerinde okurları
yanıltmamak için düzeltme yapıp özür dileyecek
kadar) uygar olmaya ve hatta Türkçe öğrenmeye
hiç gerek yokmuş gibi; kravat takmak ve losyon
kullanmak bütün hataları örtbas etmek için
yeterli olurmuş gibi; kısacası, adeta cehaletin
propagandasını yaparmış gibi, eleştiri yazıyor
ve (sahiplerinin vandal olması sayesinde)
tiyatronline, tiyatrom, tiyatrodergisi gibi
(karşı sesleri sansür eden) sitelerde,
dezenformatif faaliyetlerini tek yanlı olarak ve
güven içinde sürdürüyorlar. Lütfi Akad yerine
hiç araştırmadan Yılmaz Güney yazan (Bakınız:
Üstün Akmen) Shakespeare'in 14.
Yüzyıl'da yaşadığını bile iddia edebilen (Bakınız:
Yaşam Kaya) bu
"çalakalem", bu "permüjde" eleştirmenler, tüm
uyarılarımıza rağmen, uyarılarımızı sansür
ederek onları kollayan vandal site sahipleri
sayesinde, fıkra lazlarının inadına benzer bir
inatla, düzeltme yapmayı da, okurlardan özür
dilemeyi de, bize teşekkür etmeyi de
reddediyorlar.
İhsan Ata, nasıl
olmuşsa, Yusuf Köksal'ın sitemizde birkaç gün
önce yayınladığımız eleştirisine cevap vermeye
kalkmış. Bu nedenle Yusuf Köksal'dan ikinci
yanıtı aldı; daha doğru bir deyişle, ikinci
tokadı yedi. İhsan Ata, sanıyoruz ki, artık,
aslında türünün diğer eleştirmenleri gibi
susmasının kendisi için çok daha hayırlı olmuş
olacağını anlamıştır. Çünkü Ata'nın Köksal'a
karşı yazdığı cevap yazısı, kendi liginde bile
fazlasıyla "permüjde" bir yazı olmuş ve
Köksal karşı cevabında o "permüjde"likleri
birer birer sergileyerek, vandal sitelerin
eleştirmen diye kimleri kolladığını ve eleştiri
diye nasıl ilkellikler ("permüjde"likler)
yayınladığını, okurlar önünde, somut ve
reddedilmez biçimde bir kez daha kanıtlamış.
Bu, aslında, o eleştirmenlerin(?) "permüjde"liği
değil; daha çok, onları eleştirmen sayarak
koruyup kollayan Mustafa Demirkanlı, Enver
Başar, A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer
3. Abdülhamid)
gibi site sahiplerinin "permüjde"liğidir.
Köksal'ın
yazılarının sonuna, kaynak olarak, İhsan Ata'nın
konuyla ilgili iki yazısının linklerini de
ekledik.
Köksal'ın Ata'ya
karşı ikinci yazısını okumak için...
TIKLAYINIZ!
|
|
İki tiyatrocu yazardan, ibret dolu
iki eleştiri yazısı |
12 Ocak 2008

SAYIN İHSAN ATA'NIN
"Sefalet içerisinde
geçen otuz altı yıl: Bir Garip Orhan Veli"
ADLI ELEŞTİRİSİNİN ELEŞTİRİSİ
Yusuf Köksal
İzmir DT'de oyuncu/yönetmen ve yönetici olarak
görev yapan
Yusuf Köksal, yazısıyla kanıtladığı üzere,
aynı zamanda, herkesin eleştirmen sandığı pek çok cahil
vatandaşımızdan çok daha iyi bir yazar...
Köksal'ın eleştirmen cahilliğine müdahale
etmesi, tiyatromuzda cehaletin egemenliği için oldukça
tehlikeli bir sürecin başladığına (tehlike
çanlarının çaldığına) işaret ediyor.
Sırf bir yerde bir
köşe tuttunuz diye, artık yok öyle, Türkçe bile
öğrenmeden eleştirmencilik oynamak. Yok öyle hiç
araştırmadan, hiç yorulmadan, cehaletinizi hiç
gidermeden, canınızın çektiği gibi,
Shakespeare'in 14. Yüzyıl'da yaşadığını bile
yazıp, (Bakınız:
Yaşam Kaya)
yine de sanki kepaze olmamış gibi yaparak,
okurlardan özür bile dilemeksizin, "yukarıdan
edalarla" işkembeden sallamaya devam edebilmek.
Artık eleştirmenleri eleştiren başkaları da var!
Artık pabuç pahalanıyor. Suyunuz ısınıyor. Ya
özeleştiri yapacak ve yanılttığınız okurlardan
özür dilemeyi, insan olmayı ve Türkçe'yi öğrenecek, "hizaya
geleceksiniz"; ya da okurlar tarafından ahlak ve
zeka özürlü olarak mimleneceksiniz. CB

ÖĞRETEN FACİA: KARMA KABARE
Kemal Oruç
Gibi Yapanlar
tiyatrosunun yöneticisi Kemal Oruç'tan,
tiyatrocular için, hayattan ve tiyatral
yaşanmışlıktan çıkardığı önemli
dersler/deneyimler içeren, ibret dolu bir yazı.
Beni aydınlattı,
sizleri de aydınlatsın istedim. CB
|
|
Vakit kaybı:
Kâzım Şimşek,
nafile bir gayretle, isimsiz (yüzsüz) sapıkların
utanma
eşiğini aşmaya (onları utandırmaya) çabalıyor
Kâzım Şimşek, isimsiz
sapıkların iftira yazılarının altına yazılan imzasız yorumları
okudukça, insanların apaçık iftirayı göremeyecek kadar dangalak
olmasına hayret ediyor ve dangalakları uyarmak için, o
yorumların altına, tabii ki gerçek imzasıyla, yorumlar
yazıyor, imzasız (yüzsüz) dangalakları aydınlatabileceğini
sanarak onlarla tartışmaya giriyor ve uzunca bir süredir bu
nafile çaba içinde kendini boşu boşuna helak ediyor. O yorumları
yazanların, aslında o iftira yazılarını yazanlarla aynı kişiler
olduğunu, onların gerçeği (iftirayı) bal gibi bildiklerini ve
gördüklerini ama görevleri okurları yanıltmak ve iftirayı ortbas
edip düzeni ve statükoyu eskisi gibi sürdürmeye çalışmak olduğu
için, her şeyi bile bile, kasten görmezden geldiklerini, bu
nedenle bu "görevli" kişileri aydınlatmaya çalışmanın abesle
iştigal (vakit kaybı) olduğunu, Hilmi de, ben de, Kâzım'a bir
türlü anlatamıyoruz.
Kâzım'ın son yazısı,
isimsiz sapıklar hakkında, her makul okurun zaten gördüğü
gerçekleri, yazıyla da kaydetmiş ve iftiraya karşı onun oyunu
belirtmiş olmaktan öte bir anlam taşımıyor. İsimsiz sapıklar,
Kâzım'ın fotoğrafını aktardığı "iftira manşetlerini" yarın öbür
gün silip yok edecekler ve yeni bir siteyle ve yeni takma adlar
ve yeni iftiralarla karşımıza çıktıklarında, o manşetlerin Kâzım
tarafından üretildiğini hiç utanmadan iddia edecekler. Bugün
bize hiç utanmadan "Burak Caney'in ardına sığınmayın!" diyenler;
yarın yine hiç utanmadan "tiyatrooyun.org'un ardına sığınmayın!"
diyecekler; sanki sığınan onlar değil de bizlermişiz gibi...
İsimsiz sapıklarla tartışmaya girmenin, hele onların
utanma
eşiğini aşmaya (onları utandırmaya) çalışmanın,
ne kadar umutsuz bir çaba olduğu açık... Ama Kâzım yılmıyor.
İşte isimsiz sapıkların son maceralarına dair Kâzım'ın yazdığı
yazının linki (Lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız):
tiyatrooyun.org sitesinden yeni bir
şebeklik daha
————————————
Hilmi Bulunmaz,
Tiyatro Tiyatro'nun erimekte olduğunu rakamlarla kanıtlıyor
"Özdemir Nutku iftirası"nın
CD'sinde "Özdemir Nutku iftirasını" ("Fransa'da
16. Yüzyıl'da yazılmış "Theope" adlı bir oyun var. Fransızca
bilenler bu oyuna bir bakmalılar aradaki benzerliği görmek
için!"),
Türk tiyatrosunda yalnızca isimsiz sapıklar ve bir de
"Yalan makinası" Mustafa Demirkanlı göremiyor.
(Bakınız: Demirkanlı,
"Prof.
Özdemir Nutku’ya Kara Çalmalar Belgeleriyle Son Buldu"). İsimsiz sapıklar çok sayıda takma
isim kullanıyor olmalarına rağmen, belki de yalnızca bir
kişiler. Çünkü bir ülkenin tiyatrosunda o kadar çok sayıda
"körün" bulunması pek muhtemel görünmüyor.
Hilmi Bulunmaz, iyi bir
insandır. Özürlülere karşı çok sevecendir. Ne zaman caddeden
karşıya geçmeye çalışan görme engelli bir vatandaşa rastlasa,
hemen koşup koluna girerek onu karşıya geçirir. Bulunmaz,
körlere karşı çok duyarlıdır.
İşte bu duyarlığı
nedeniyle, Hilmi Bulunmaz,
bakmış ki:
"iftiranın
CD'si"nde
güneş kadar apaçık iftirayı bile göremez duruma gelmiş olan
görme özürlü Mustafa Demirkanlı'nın körlüğü arttıkça;
dergisinin de önce prestij kaybı, sonra reklam kaybı, sonra da
sayfa kaybı artıyor. Bakmış ki, görme engelli Mustafa Demirkanlı
zor durumda, engelleri aşıp "karşıya geçebilmesi", selamete
çıkabilmesi çok zor. Bizim Hilmi, görme özürlü bir
vatandaşın zor durumda olduğunu görür de, kayıtsız kalabilir mi?
Efendim, ne mümkün!... Kalamaz tabii... Bizim Hilmi hemen koşup
Demirkanlı'nın koluna girmiş, bir başka deyişle, ona koltuk
çıkmaya girişmiş. Bu âmâ vatandaşımıza rehberlik ederek, ona
dergisinin erimekte olduğunu hatırlatıp, dergisini kurtarması
için, onu eleştiri kırbacıyla tahrik ederek, bir an önce tedbir
almaya kışkırtmış.
(Zavallı Hilmi, bilmiyor
ki, Mustafa'nın körlüğü, İngilizce'de "hysterical blindness"
denen, bir nevi "isterik körlük". Yani bizim Mustafa yalnızca
görmek istemediklerini görmüyor.)
İşte Hilmi, böyledir:
Körlerin (hatta "isterik körlerin" bile) zor duruma düşmesine
hiç dayanamaz.
"Yalan makinası"
bile olsalar körlere yardım
etmekten asla kaçınmaz. Bulunmaz'ın, rakamlara dayanarak
Demirkanlı'yı uyaran yazısını okumak için, lütfen, aşağıdaki
başlığı tıklayınız:
TİYATRO... TİYATRO... ŞİMŞEK HIZIYLA
ERİYOR!...
————————————
Hela gibi çift
"oo"lu tiyatrooyun.org (ve destekçileri),
Burak Caney'den
daha masum değildi.
Siz eğer
Burak Caney
değilseniz bile, onun kadar iftiracı, onun kadar kalleş, onun
gibi yüzsüzdünüz!
Burak Caney
sizi, siz
Burak Caney'i,
"tesadüfen" bulmuş değildiniz. Siz
Burak Caney'le
"tencere kapak" gibiydiniz. Birbirinizi hak etmiştiniz.
Adı Hilmi Bulunmaz'ın
sitesinden (tek "o"lu tiyatroyun.blogspot.com) çalınmış hela
gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı korsan site, sitenin bir
tarihçesini yayınlamış...
(Söz konusu tarihçede, hela
gibi çift "oo"lu siteyi kapatacaklarını söyledikleri için;
tarihçenin, hela gibi çift "oo"lu sitedeki orijinal sayfasına
değil, hilmibulunmaz.blogspot.com da, metnin aynen aktarıldığı
sayfaya link veriyoruz; bakınız:
TİYATROOYUN'UN
TARİHÇESİ, ÖZELEŞTİRİ VE HORTLAYAN
BURAK CANEY ÜZERİNE EDİTÖR LEVENT GÜLER YAZDI)
Ama yukarıda linkini
verdiğimiz tarihçenin (biyografisi bulunmayan, ne idiği
belirsiz) Levent Güler adlı(?) editörü, nedense, söz konusu
tarihçede, kendilerinin yine
Burak
Caney gibi imzasız olarak (ya da "Beyaz Cephe"
imzasıyla) ve haftalar boyunca, şu aşağıdaki çarpıcı başlıklarla
yayınladıkları "büyük skandal"dan söz etmeyi unutmuş:
SKANDAL!:
Sitemize Mafyatik Saldırı!
İnsan sitesinin tarihçesini
yazmaya kalkar da,
sitesine yönelik "mafyatik saldırı" içeren bu kadar önemli bir
skandalı(!) unutabilir mi? Bu konuda haftalarca yayın yapıp
Bulunmaz ve Büktel'i boşuna mı suçlamıştınız? Ne diyordunuz bu
"büyük skandalla" ilgili olarak "Beyaz Cephe" imzasıyla
yayınladığınız, Bulunmaz ve Büktel'e yönelik iftira metninizde:
"Tiyatro tarihi bu melanet
kişileri tiyatroya mafya yöntemleri sokmakla
anacaktır."
Bırakın tiyatro tarihini, kendi
sitelerinin tarihi bile, sitelerine yönelik bu "büyük
skandalı" artık anmıyor. Hani tarih bizi (Bulunmaz ve Büktel'i)
tiyatroya o mafyatik yöntemleri sokmakla anacaktı! (Bu ne yaman
çelişki anne?)
"Seviyesinden emin olduğumuz"
diyerek, asıl kimliğini bildiklerini açıkça itiraf ettikleri
Melih Tepeli (Burak
Caney) bile, Büktel'e yönelik binlerce vıdı vıdı ve
onlarca iftira içeren küçük bir kitap boyutundaki Büktel
"incelemesinde"(!), bu büyük skandalı(!) anmak/hatırlamak istemiyor;
bu "büyük skandaldan"(!) tek kelime olsun söz edemiyor. (Bana
kimin seviyesinden "emin" olduğunu söyle, sana kim
olduğunu söyleyeyim.)
Onlar her defasında kepaze
olup, her defasında "sil baştan" diyerek, sanki herkes her şeyi
unutmuş ve tüm alçaklıklar aklanıp tertemiz olmuş gibi, yeni
takma isimler ve yeni iftiralarla karşımıza çıkmaya hazırlanıyor
olabilirler. Ama biz (ister
Burak Caney, ister tiyatrooyun,
ister Beyaz Cephe, ister Melih Tepeli, ister Levent Güler
imzasını kullanmış olsunlar) onların silmeye, unutturmaya
çalıştıkları alçaklıkların unutulmasına asla izin vermeyeceğiz.
tiyatrooyun.org'un
tarihçesini yazan Levent Güler, bir biyografisini
yayınlayıp, gerçek bir imza olduğunu kanıtlarsa, kendisiyle önce
konuşur, sonra da iddialarını satır satır cevaplarız.
"Seviyesinden emin" olduğu Melih Tepeli'nin
gerçek kimliğini ortaya çıkarıp kanıtlarsa, Melih Tepeli'nin de
(kaybedecek prestiji bulunan hiç kimse tarafından itibar
edilmemiş) tüm iddialarını yanıtlamaya hazırız. Ama yarasalar
gibi karanlıkta kalmayı tercih ederlerse, insan içine çıkamayan
(alnı açık olmayan) alçakları hiçbir namuslu insan kale
almayacağı için, biz de onları kale almayız. Levent Güler takımı
(eğer
Burak Caney değilseler ve
Burak
Caney'in kirli mirasından kurtulmak iddiasında samimi
iseler) bilmeliler ki:
Burak
Caney'in en kirli mirası, yüzsüz ve kalleş olmasıdır.
Burak
Caney, mücadele ettiği insanlarla yüz yüze
gelemeyecek ölçüde, bile bile, kasten, iftira eden bir
korkaktır. Ne kadar iğrenç biçimde korkak olduğunun kendi de
farkında olduğu için, korkaklığını örtbas etmeye her zaman
ihtiyaç duymuş, bu amaçla çeşitli yöntemler uygulamış,
takma isim ardına gizlenerek insanları suçlamanın ne kadar
iğrenç bir davranış olduğunu gözlerden ve zihinlerden kaçırmaya
çabalamıştır. Bu amaçla, kendi yazılarının altına başka takma
adlarla yazdığı (veya yazdırdığı) yorumlarda, sanki takma isimle
yazmak cesaret gerektirirmiş gibi, kendi cesaretini kendisi
tebrik ederek, korkaklığıyla ilgili açığını örtbas etmeye
çalışmıştır... En önemli handikapı olan bu açığını
(korkaklığını)örtbas etmek için mahlas kavramını da
"kullanmış" olan bu iğrenç herif, "Nâzım Hikmet de mahlas
kullanırdı" diyerek, sapıklık ve alçaklığına mazeret üretmek
için, devletin haksız baskısından ve takibatından
kaçınabilmek ve hayatını sürdürebilmek gayesiyle gazete ve
dergilere Orhan Selim, İbrahim Sabri, Ahmet Cevat gibi pek çok
takma isimle yazılar yazmış ve film şirketlerinde senarist
olarak, yönetmen olarak, dublajcı olarak takma isimle çalışmış olan Nâzım Hikmet'in
hayat mücadelesini ve onurlu anısını
kirletmekten bile kaçınmamıştır.
Levent Güler ve arkadaşları
(eğer
Burak Caney değilseler bile)
Büktel ve Bulunmaz'a karşı (devlete değil, Büktel ve Bulunmaz'a
karşı, hakikatten başka hiçbir güce sahip olmayan Büktel ve
Bulunmaz adlı yapayalnız iki "bireye" karşı)
Burak Caney gibi karanlıkta
kalmayı tercih ettikleri sürece,
Burak
Caney'in kirli mirasından kurtulmak iddialarında asla
başarılı ve inandırıcı olamayacaklar.
Aşağıda, onların "Beyaz
Cephe" imzasıyla ve "mafyatik saldırı", "büyük skandal"
yaygaralarıyla, hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org'ta
yayınladıkları ve artık hatırlamaktan kaçındıkları iftira
metinlerini ve bizim o metinlere verdiğimiz cevaplarla iftirayı
nasıl söke söke itiraf ettirdiğimizi tüm belgeleriyle içeren
sayfanın linkini sunuyoruz.
O sayfadaki yazıları
okuyunca bir kez daha göreceksiniz ki, kendilerine "tiyatrooyun"
ya da "Beyaz Cephe" diyenler ve
tiyatrooyun.org'u şu ya da bu biçimde destekleyenler,
Burak Caney'den daha masum ya
da "daha az karanlık" değillerdi:
"MAFYATİK SALDIRI"(!)
————————————
Sivas katliamında
öldü sanılarak morga kaldırılan ve canlı olduğu tesadüfen
anlaşılarak "ölümden dönmüş" olan Serdar Doğan,
katliamın oyununu yazdı:
"SİMURG"
Sivas Katliamının Belgesel Oyunu
Canlar Tiyatrosu'nca
sahnelenen oyunla ilgili Radikal gazetesi haberini, Hilmi
Bulunmaz kendi sitesine aktarmış. Haberi Bulunmaz'ın sitesinde
gördüğümüz için, gördüğümüz sayfaya link veriyoruz:
DUYARLILIĞA ÇAĞRI: CANLAR TİYATROSU
————————————
"Çığ" konusunda
Bayındırlık Bakanlığı'nın bilimsel verileri, Çorum'lu Tuncer
Cücenoğlu'nu değil, İzmir'li Coşkun Büktel'i destekliyor:
İki
yıl kadar önce yazıp bu sitede yayınladığımız
"Çığ" Aslında Nedir, Neyi
Sarsıyor?
başlıklı yazımızda
demiştik ki:
(...) Cücenoğlu'na cevap
olarak bir kez daha tekrarlayalım: Evet,
"Çığ"daki çığ, yalnızca bir doğa olayıdır. O
nedenle, insanların baskıcı yönetimlere karşı
susmayarak haykırması ne kadar makul ve mantıklı
bir eylem ise, baskı ya da sömürü aracı olmayan
çığ gibi doğal bir tehlikeye karşı haykırması da
o kadar abuk ve dangalakça bir eylemdir.
Haykırarak, karşı çıkarak baskıcı yönetimleri
durdurma ihtimaliniz vardır, ama çığı haykırarak
durduramazsınız. Ağaç dikerek, set çekerek, ya
da konuyu bilenlerin önerecekleri başka somut
önlemler alarak durdurabilirsiniz. Bütün bunlara
rağmen durduramıyorsanız, orada yılın dokuz ayı
cinsel perhizle yaşamak yerine, gider evinizi
birkaç kilometre öteye kurarsınız. Ama
Cücenoğlu'nun abuk sabuk oyununda, bu somut ve
makul seçeneklere asla değinilmiyor, bu somut ve
makul seçenekler asla tartışılmıyor.
(Değiniliyor, tartışılıyor diyen varsa,
göstersin, yayınlayalım.) (...)
Bayındırlık Bakanlığı'nın sitesinde, çığı
önlemek için yapılması gerekenler de sıralanmış.
Bakanlığın açıkladığı önlemler, Coşkun Büktel'in
konuyu araştırmadan, sırf mantık yoluyla
çıkarsadığı tüm maddeleri içeriyor. Bakanlıkça
açıklanan önlemlerin en başında (Büktel'in de en
başta belirttiği) çeşitli ağaçlandırma
yöntemleri yer alıyor. Daha sonra (yine
Büktel'in de belirttiği üzere) çığa karşı "set
çekmenin" çeşitli biçimleri sıralanıyor.
Bakanlığın son çare olarak belirttiği son
madde ise, "Çığ
Riskli Alanın Boşaltılması
ve
Alana
Girişin Yasaklanması"...
Yukarıdaki alıntıda da aktarıldığı üzere, Büktel
de, "Bütün
bunlara rağmen durduramıyorsanız," şartını
koyup, son çare olarak demişti ki: "orada
yılın dokuz ayı cinsel perhizle yaşamak yerine,
gider evinizi birkaç kilometre öteye
kurarsınız."
Büktel,
yalnızca "birkaç kilometre öteyi"
öngörmüştü; çünkü Cücenoğlu'nun sözünü ettiği (o
yalnızca bir çocuk viyaklamasıyla bile harekete
geçebilen) çığın menzili çok fazla olamaz diye
düşünmüştü.
Dediğimiz
gibi, Bayındırlık Bakanlığı, ne kadar uzak
mesafeye taşınmak gerektiği konusunda Büktel
gibi (üç aşağı beş yukarı olarak bile) rakam
vermiyor olsa da, Büktel'in hiçbir araştırma
yapmadan yalnızca mantık yoluyla bulduğu tüm
önlemleri onaylıyor ve sitesinde sıralıyor.
Ama tuhaf
şey: Bakanlığın sıraladığı önlemler arasında,
("Çığ" üstüne oyun yazdığına göre çığ konusunda
araştırma yapmış olması gereken) Cücenoğlu'nun
sözünü ettiği abuk sabuk önlemler (cinsel perhiz
yapmak ve perhize uymadığı için hamile kalan
kadınları diri diri mezara gömmek) nedense yer
almıyor.
Çığ
konusunda meraka kapılıp da,
isimsiz sapıkların
maksatlı ahmaklıklarına itibar etmek
yerine, Bayındırlık Bakanlığı'nın bilimsel
verilerine itibar etmeyi tercih edecekler için;
Bakanlığın çığ önleme yöntemlerine ilişkin
hazırladığı sayfanın linkini sunuyoruz
(Bilimselliğe asla itibar etmeyen kötü niyetli
isimsiz sapıklara ise aldırmıyoruz):
"ÇIĞLARI ÖNLEMEK MÜMKÜN
MÜ?"
————————————
Aşağıdaki ibretlik
yazımızı ne kadar tekrarlasak azdır:
Shakespeare'in değil doğum tarihini, hangi yüzyılda yaşadığını
bile bilmeyen; en az 150 yıllık Türk tiyatro tarihinin 100 yıl
önce, yani 1907'de başladığını sanan
Yaşam Kaya,
"İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni"
olmakla
övünüyor
Yazımızı okumak için,
lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————
Radikal, yalnızca
hakikate saygısız değil (Bakınız:
"Radikal Kitap'ın yayınlamadığı düzeltme yazısı");
Radikal emekçilerinin emeklerine de saygısız:
"Keskin
Radikal'e karşı açtığı davayı kazandı"
(...)
Dayanışma nedeniyle işten çıkarıldı
Adnan Keskin ve aynı gazetenin muhabiri Soner Arıkanoğlu,
kendilerinden önce 42 kişinin gazeteden çıkarılmasına tepki
amacıyla düzenlenen basın meslek örgütlerinin eylemine
katılmaları halinde işten atılacakları tehdidine rağmen bu
eyleme katılmış, ardından işten atılan arkadaşlarının davasında
tanıklık yapmayı kabul etmişlerdi.
Keskin, şikayetinde, söz konusu dayanışma eylemlerine
katıldıktan sonra Yetkin ve Zeyrek'in tehditlerini sürdürdüğü,
aylarca muhabirlere görev vermeyerek konuşmayarak
cezalandırdığı, sonunda da kendisini verilen işleri yapmamak,
yöneticilere "asker miyiz" şeklinde tepki göstermek,
yöneticilerle azarlar şekilde konuşmak, haberleri kasten geç
yazarak gazeteyi zor durumda bırakmak ve izinsiz bina dışına
çıkmak" ile suçladıklarını ve iki ihtarla işten çıkarıldığını
belirtmişti.
(...)
Radikal
davalarda bir bir kaybediyor
Yine "performans düşüklüğü" gerekçe yapılarak Radikal
gazetesinden işten çıkarılan gazeteci Ahmet Şık da açtığı işe
aide davasını 21 Aralık 2006'da kazanmıştı.
21 Mayıs'ta da Bakırköy 7. İş Mahkemesi, Radikal gazetesinden
işten çıkarılan Mahmut Hamsici, Müjdat Tolu, Emre Boztepe,
Serkan Taycan ve Osman Işıl Durmuş ile Milliyet gazetesinden
Yaşar Bilir'in işe iadesine karar vermişti.
Fazla mesai alacakları için yargıya başvurduğu gerekçesiyle
Radikal gazetesindeki işinden olan deneyimci çevre muhabiri
İbrahim Günel, Doğan Medya Grubu aleyhinde açtığı işe iade
davasını kazandıktan sonra tazminatını da tahsil etti.
Kaynak: Bianet
(Kaynak:
atılım)
Yazıyı, Hilmi
Bulunmaz'ın tek
"o"lu
tiyatroyun.blogspot.com sitesinde gördük.Yazının tamamını ve
Bulunmaz'ın sunuşunu okumanız için, yazıyı gördüğümüz sayfaya
link veriyoruz (27 HAZİRAN 2008):
BURJUVA GERÇEĞİNİ DAYATAN RADİKAL
————————————
GÜNCELLEME (27
Haziran 2008):
Aşağıdaki haberi
geç fark etmiş ve haber eski bile olsa, vandalizme karşı
misyonumuz gereği, onu yine de önemli bulmuş ve duyurusunu
yapıp haberin asıl kaynağına link vermiştik. Haberin bir devamı
olacağını, yani heykeli çalanların yakalanacağını ve heykelin
bulunacağını ummadığımız için, haberin ötesini araştırmamıştık.
Oysa heykeli çalanlar yakalanamasa da, heykel bulunmuş ve eski
yerine yeniden konmuş. Üstelik, heykelin çalındığını görmek
istememiş olan medya, heykelin bulunduğunu görmüş ve bulunma
haberi Hürriyet'te hem de resimli olarak çıkmış. (Bakınız, Arda
Akın'ın haberi:
"Bir Varmış Bir Yokmuş")
Polat İnangül'ün
haberle ilgili (bizim link verdiğimiz)sayfasında haberin
devamına ilişkin herhangi bir bilgi ya da link bulunmuyor. Oysa
İnangül, o sayfada linkini vermemiş olsa da, heykelin
bulunmasından sonra, haberle ilgili bir devam sayfası daha
yapmış ve heykeltraş Filinta Önal'ın basın açıklamasını (tam
metin olarak) okurlarına iletmiş. Bizim gördüğümüz ilk haberde
herhangi bir link vermediği için İnangül'ün bu devam sayfasını
biz görememiştik. (İnangül'le bu konuda bir telefon
görüşmesi yaptık; sanırım, İnangül, okurlara kolaylık olması
için, birer link koyarak, haberin her iki sayfasını birbiriyle
irtibatlandırmayı ihmal etmeyecektir.)
Haberi önemsemeyen
ama neyse ki Büktel'de kusur bulmayı önemseyen
Burak
Caney, haberde verdiğimiz tarihin eski olduğunu
görünce, bizim yapmayı düşünmediğimiz (ihmal ettiğimiz) şeyi
yapmış: Haberin ötesini araştırmış ve Polat İnangül'ün
sitesindeki devam haberine bir biçimde ulaşmış.
(Adını Hilmi
Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun.blogspot.com sitesinden
çaldığı, hela gibi çift "oo"lu korsan sitesinde)
"Büktel Sosyalleşmeye Yanlış Başladı!"
başlıklı imzasız bir yazı yayınlayan
Burak
Caney, Büktel'e olan düşmanlığı sayesinde, İnangül'ün
söz konusu devam haberinin de linkini veriyor ve asıl niyeti
farklı (kötü) de olsa, istemeden de olsa, vandalizme karşı
bilinç oluşturan bu önemli haberin devamının okurlara ulaşmasına
katkıda bulunuyor. Bu haberi verdiğim için beni "sosyalleşmeye
yanlış başlamak"la suçlayan
Burak Caney'e, ("Kaybedecek
prestiji olan" bir tek kişinin bile ciddiye alıp desteklemediği
bu tür abuk sabuk iftira ve suçlamaları nedeniyle aldırmıyor
olsam bile) bu önemli haberi kerhen de olsa desteklemesi
nedeniyle, kendim ve okurlar adına teşekkür etmeyi gerekli
görüyorum.
Polat İnangül'ün
devam haberi için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız (27
HAZİRAN 2008):
HEYKELTRAŞ FİLİNTA ÖNAL'DAN BASIN AÇIKLAMASI
...
Ahmed Arif'in oğlu
heykeltraş Filinta Önal'ın yüzlerce kiloluk heykeli, başkentin
ortasında, önce balgam, tükürük ve tahribata maruz kaldı; daha
sonra ise kayboldu
İnanılmaz
Vandalizme medyanın pasif desteği
(...) Kahramanlarla dolu
bir tarihin çocukları olduklarını düşünenler heykelleri tahrip
ederek kahramanlara layık torunlar olduklarını mı sanıyorlar. Ne
yazık değil mi?
Heykele tükürmeyi öğrenenler artık heykelleri ve onları
yapanları da yok etmeye başlamışlardır. Daha da acı olan sanata
tükürenlerin artık sanatı yok etmeye başladıkları bir süreçte
medyanın ve aydınların buna duyarsız kalması ve bu konuyu
duyurmaya bile çalışmamasıdır.
Heykeline tükürülen ağabeyim Mehmet Aksoy usta sesini duyurdu ve
hesabını sordu.
Fazıl Say doğru ya da yanlış sesini bir şekilde duyurdu.Kim
duydu kim ne anladı ya da ne düşündü bilemem ama başkentin
ortasında yüzlerce kilo ağırlığında bir heykel kayboluyor ve
aradığım hiçbir medya kuruluşu gelip ilgilenmiyor.Artık sesimizi
duymuyorlar.
Sanırım neden bir şeylerin hep yanlış olduğunun ve asla
düzelmeyeceğinin yanıtı burada."
Filinta ÖNAL
Heykeltraş
0532 345 03 32 - filinta72@hotmail.com
26.01.2008 - Ankara
Filinta
Önal'ın ın yazısını, Polat İnangül'ün kişisel sitesi
polatinangul@blogspot.com
da gördük. Yazının
tamamını okumak isteyenler aşağıdaki başlığı tıklamalılar (26
HAZİRAN 2008):
HEYKEL DÜŞMANLARI
————————————
Kâzım Koyuncu'nun
ağabeyi Hüseyin Koyuncu:
(...) "Onun
gibi bir insanın anılmasında logo ve etiketlerin, dernek ve
kurumların, siyasi kuruluş ve örgütlerin ön plana çıkması değil,
yüreklerin bir araya gelmesi önemlidir."
Kazım Koyuncu yarın
mezarı başında anılacak
HOPA (24.06.2008)- Üç yıl önce yaşama gözlerini yuman
Karadeniz'in asi çocuğu Kazım Koyuncu, aramızdan ayrılışının
yıldönümünde; yarın, Hopa’nın Pançol (Yeşilköy) köyündeki mezarı
başında anılacak.
Akciğer kanseri nedeniyle 25 Haziran 2005’te yaşamını yitiren
Koyuncu, bu yıl da mezarı başında anılacak. Koyuncu ailesi ve
sanatçının sevenleri Koyuncu’nun ölüm saati olan 12.58’de,
Yeşilköy’deki mezarı başında bir araya gelecek.
Anma töreniyle ilgili bir açıklama yapan Kazım Koyuncu’nun
ağabeyi Hüseyin Koyuncu, sade bir anma töreni istediklerini
belirtti.
“Geçen yıl
olduğu gibi bu yıl da Kazım Koyuncu’yu sonsuza uğurlanış
yıldönümünde Pançol’daki mezarı başında sade bir törenle
anacağız. Kazım, her şeyden önce evrensel bir insandı. O, adam
gibi yaşadı. Gösterişten hep uzak durdu. Onun anmaları da ona
yakışır olmalı. Onun gibi bir insanın anılmasında logo ve
etiketlerin, dernek ve kurumların, siyasi kuruluş ve örgütlerin
ön plana çıkması değil, yüreklerin bir araya gelmesi önemlidir”
dedi.
Kazım Koyuncu’nun anısını yaşatmak için doğup büyüdüğü evi müze
haline getirmek için çalıştıklarını anlatan ağabey Koyuncu,
“Müzede Kazım
Koyuncu’nun özel eşyaları, giysileri, gitarı ve özellikle müzik
yaptığı döneme ait fotoğrafları yer alacak. Bunun için en uygun
yerin Kazım’ın da çok sevdiği, çocukluğunun geçtiği köydeki
evimiz olduğunu düşündük.” dedi.
Ben, Coşkun Büktel
olarak, yalnızca Kâzım Koyuncu'nun değil, tüm ölenlerin (ağabeyi
Hüseyin Koyuncu tarafından Kâzım Koyuncu için talep edilen)
titizliğin aynını hak ettiğine inanıyorum.
Haberi "Atılım"dan
aktarmış olan Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu
tiyatroyun.blogspot.com sitesinde gördük. Gördüğümüz sayfaya
link veriyoruz:
"Kâzım Yüreğimizde..."
————————————
Elektronik
mühendisi bir tiyatrocu olan Kâzım Şimşek, teknik belgelerle
kanıtlayarak; eşeğini boyayıp başka bir şeymiş gibi tanıtmaya
çalışan Burak Caney'i bir kez daha teşhir ediyor:
TİYATROOYUN.ORG
SİTESİNİN GERÇEK YÜZÜ
Özdemir
Nutku skandalını açığa çıkarmamızdan sonra, Hilmi
Bulunmaz siteleri dışında hiçbir tiyatro sitesinin (hatta
hiçbir yazarın, hiçbir tiyatrocunun) CD kaydıyla iki kere iki
dört gibi saptanmış bu iftira skandalına karşı tavır koymaya
cesaret edemediğini artık sağır sultan bile biliyor. Özdemir
Nutku'nun (ve izleyen süreçte bütün Türk tiyatrosunun) ciğerinin
kaç para ettiğini bir röntgen filmi gibi açıkça ortaya koyan
skandalın CD filmini görmüş kişiler (Can Doğan, Ulvi
Alacakaptan, Coşkun Irmak, vb...) o CD filminin içeriği hakkında
benim ve CD'yi ortaya çıkaran Şahin Ergüney'in söylediği her
şeyi (Örneğin, bakınız: Ergüney,
"Theope
Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt")onaylıyorlar. Yani
Nutku'nun açıkça iftira ettiğini kabul ediyorlar.
Ama CD'yi görmeyen,
daha da beteri, (Özdemir Nutku'yla papaz olup tiyatro
çevresinden aforoz edilme ihtimalini göze alamadıkları için)
görmek de istemeyen geniş bir "tiyatrocu"(?) kitlesi var.
Burak Caney,
işte bu geniş kitlenin sözcüsü olmaya soyunuyor. İftiracı
Özdemir Nutku'ya karşı çıkamamış, iftiraya karşı hakikati
ısrarla savunmakta olan Büktel'in yanında görünmeye de cesareti
olmamış bu geniş kitle;
iftiraya karşı kendileri
gibi sessiz kalmadığı (ve böylelikle onların bir sanatçı olarak
ciğerinin kaç para ettiğini açığa çıkardığı) için, Büktel'den
(ve de Bulunmaz'dan) nefret ediyor. Hatta, bu geniş kitle
içindeki (kapitalist düzenle belirli çerçevelerde çoktan
uzlaştıkları halde, sosyalist tanınmaya hâlâ özen gösteren)
"solcu"(?) tiyatrocular; daha çok, Büktel'den değil, (sosyalizm
konusunda ortaya koyduğu "uzlaşmasız" kriterler nedeniyle) Hilmi
Bulunmaz'dan nefret ediyor. Çünkü Büktel, onların yalnızca
"sanatçı onuruna" sahip olmadıklarını kanıtlayan canlı bir
("kötü") örnek oluşturuyor; sosyalizm kriterlerine gösterdiği
"aşırı"(!) sadakat ile (örneğin, kapitalist düzenden gelecek her
türlü parasal desteği çanaktaki köpek maması sayan ve
kendisiyle aynı fikirde olmasam bile bende yalnızca saygı
uyandıran tavizsiz tavrı ile) Hilmi Bulunmaz ise, o
"solcuların"(?) sosyalist de olmadığını kanıtlıyor.
Kısacası, Burak Caney,
Büktel ve Bulunmaz'ın yalnızca varlığından (sırf, onların ortaya
koydukları rol modelinden) bile rahatsızlık duyan, (ama bu
ikiliye karşı insanın kendini ve adını rezil etmeden mücadele
etmesi de mümkün olmadığı için) susmak zorunda kalan o geniş
kitlenin sesi olmaya; Büktel ve Bulunmaz'a iftira ve fotomontaj
dahil her türlü alçaklıkla saldırılmasını sessizce izlemeye
hazır oldukları anlaşılan o geniş kitle sayesinde sitesine
reklam almaya çalışıyor. Bu kirli çabasına meşruiyet kazandırmak
için de, Büktel/Bulunmaz karşıtı bazı kişilerin gerçek
isimlerinden (Özdemir Nutku,
Tuncer Cücenoğlu,
Orhan Aydın)ve
bilinçli desteklerinden yararlandığı gibi; (adlarını Burak
Caney gibi gizlemekte yarar gören birkaç kötü niyetli işbirlikçi
sayesinde)Bademler köyü halkı gibi, Türkiye Tiyatrolar
Birliği (TTB) adı altında yer alan tiyatroların tiyatrocuları
gibi kitlelerin ise, bilinçsiz desteğinden (bu konuda bilgisiz
olmalarından) yararlanıyor.
Kısacası, açıkladıkları ve
inatla gündemde tuttukları sevimsiz gerçekler yüzünden, Büktel'e
ve Bulunmaz'a yönelik tepki; "açıkça, mertçe, Türkçe"
yöntemlerle yürütülemeyeceği için; en başından beri
ve hâlâ, takma isim ardına gizlenmiş kişiler tarafından, imzasız
yazılarla, imzasız fotomontajlarla ve internet hileleriyle
"kalleşçe, gizlice, adice" yürütülüyor. Bu "kalleş, gizli, adi"
çaba, çeşitli aşamalardan geçti. Burak Caneyler bu süreç boyunca
birçok site açtılar ve o siteleri kısa sürede silip suç
kanıtlarıyla birlikte ortadan kaldırdılar. Burak Caney'in
sildiği son site, tiyatrooyun.blogspot.com idi. Hela gibi çift
"oo"lu bu sitenin adı, Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu
tiyatroyun.blogspot.com adlı sitesinin adından çalınmıştı. Son
aşamada Burak Caney, bu siteyi de kapatacağını ve (yine
hela gibi çift "oo"lu) tiyatrooyun.org adlı daha profesyonel bir
site kuracağını okurlarına o kapattığı son sitede, son bir ay
boyunca duyurmuştu.
Elektronik mühendisi bir
tiyatrocu olan Kâzım Şimşek, Burak Caney'in işte bu son
"profesyonel"(!) sitesini, henüz hâlâ yayında olan hela gibi
çift "oo"lu tiyatrooyun.org'u, teknik kanıtların ışığında
sergiliyor; böylelikle, Burak Caney'in, bir piç gibi sahibi
belirsiz, hela gibi çift "oo"lu çalıntı sitesinin (ve o çalıntı,
o piç sitede Büktel ve Bulunmaz aleyhine imzasız yayınlanmış
iftiraları, bugün imzaları ve yazılarıyla bilinçli olarak,
bile bile, destekleyen tüm alçakların) ipliğini bir kez daha
pazara çıkarıyor.
Kâzım Şimşek'in yazısını,
Şimşek'in sitesinde okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı
tıklayınız:
TİYATROOYUN.ORG SİTESİNİN GERÇEK
YÜZÜ
————————————
Hilmi Bulunmaz,
nasıl özgür olabildiğinin, nasıl özgürce konuşabildiğinin,
kısacası kendi kendisinin efendisi gibi, beyler gibi bağımsız
davranabilmesinin, sırrını açıkladı:
"Ben günde 13
saat eşşek gibi çalışıyorum!"
Bulunmaz'ın, düzenli
olarak, her Pazar günü çekilip, her Pazartesi günü (tek "o"lu)
tiyatroyun.blogspot.com başlıklı sitesinde yayınlanan tiyatro
konuşmaları, zaman zaman doğaçlama yönteminin bazı sakıncalarını
içerse de, çoğu zaman, doğaçlamanın sıcaklık ve samimiyetinden
ve Bulunmaz'ın meddahlık yeteneğinden güç alarak, başkalarının
söyleyemediği çok önemli mesajların, çok eğlenceli ve akılda
kalıcı bir biçimde izleyicilere ulaşmasını sağlıyor.
Bulunmaz'ın iki bölümlük
son konuşmasının da tümünü (hele özellikle ikinci
bölümünü) önemli sayıyor ve linkini veriyoruz:
BULUNMAZ, TİYATRAL
ARİSTOKRASİYE KARŞI!
————————————
Yeryüzünde bir
ilk...
Bulunmaz
Tiyatro yirminci yılını nasıl kutladı?
Hilmi Bulunmaz'dan başka
kim olsa, saklamaya, örtbas etmeye, kimselere duyurmamaya
çalışırdı. Hilmi Bulunmaz'dan başka kim olsa, yalan söyleyerek,
rakamları abartarak, bir başarı öyküsü uydurmaya çalışırdı.
Ama Hilmi Bulunmaz,
hakikatten başka hiçbir şeyden güç alamayacağının bilinciyle,
okurlara her durumda hakikati söylüyor ve aleyhinde göründüğü
zamanlarda bile, hakikati okurlardan gizlemeye ya da
yalanlarla süslemeye gerek duymuyor.
Bulunmaz'ın konumunda olup
da, yine de göğsünü gere gere, yalana ya da abartıya tenezzül
etmeden, gururla konuşabilecek bir başka tiyatrocunun,
yeryüzünde bulunduğunu sanmıyorum. Hakikate dayanmak, her ne
olursa olsun hiçbir koşulda hakikatten başka yöntem tanımamak,
insanı öylesine güçlü kılıyor ki, insan, en umut kırıcı görünen
gerçeklerle bile yüzleşebiliyor ve ne kendini ne de başkalarını
kandırmaya gerek duyuyor.
Bulunmaz Tiyatro'nun 20.
yılına girişini nasıl kutladıklarını anlatırken, Hilmi Bulunmaz,
yeryüzünde bir başka tiyatrocunun mecbur kalmadıkça asla
söylemeyeceği şeyler söylüyor:
Bulunmaz Tiyatro yirmi yaşına girdi
————————————
Bulunmaz,
vandalizmin bilinçaltına ulaştı ve orada (tam tahmin ettiğimiz
üzere) bir lağım buldu.
Vandalizmin resmi
temsilcisi olan
Burak Caney takma adlı şahsın
hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesi, dezenformasyon
misyonu gereğince her yöntemi, her değeri, her kişiyi
kullanabiliyor. Peki kullandığı değerlere ve kişilere saygı
duyuyor mu? Asla!... Saygı denen kavramla tanışıklığı olsa,
vandalizme hizmet edemezdi ki...
Burak Caney (ya da hela
gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org) için, örneğin 1 Mayıs,
yalnızca "kullanım değeri" açışından önemlidir; örneğin Nedim
Saban, yalnızca, kullanım değeri bulunan bir yazı yazdığı zaman
"kullanılabilecek" ama kullanılmadığı yer ve zamanlarda, yani
"off the record" anlarda, "ayı" olarak tanımlanabilecek
bir "malzemedir".
Kişilere ve değerlere bu
iki yüzlü, bu iğrenç yaklaşımın; bir başka deyişle, vandalizmin
(Burak Caney ya da hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org'un)
bilinçaltındaki bu iğrenç lağımın; iki kere iki dört gibi somut
kanıtlarını görmek ister misiniz? Cevabınız evet ise,
lütfen, Bulunmaz'ın, aşağıda linkini sunduğumuz, ilgili
yazısının başlığına tıklayınız:
Burak Caney'in (tiyatrooyun.org)
bilinçaltı!...
————————————
KAYA ZEKÂSI VE
DEMİRKANLI AHLÂKI
Yalan Makinası
Demirkanlı'nın ahlâkı, nasıl ki, Türk tiyatrosuna
egemen olan ahlâk ise;
Yaşam Kaya'nın zekâsı da, Türk
tiyatrosuna egemen olan zekâdır;
Tiyatro
salonlarımızın yıkılması, bu ahlâk ve bu zekânın tiyatromuzda
"kahir ekseriyeti" temsil eder durumda olması
nedeniyle engellenemiyor!
Yaşam Kaya, internetteki
Türk tiyatro yayıncılığının en yaygın sitelerinden birinin
(tiyatronline.com) editörüdür. Gelin görün ki, Yaşam Kaya,
örneğin, 16. ve 17. Yüzyıllarda yaşamış olan Shakespeare'in
14.Yüzyıl'da yaşadığını, en geç 1859'da başlamış olan Türk
tiyatrosunun 1907'de başladığını zanneden bir editördür.
(Bakınız: Büktel,
"Yaşam Kaya, 'İngiltere
basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni'
olmakla övünüyor").
Üstelik, Kaya, kendisine yanlış bildiklerinin doğrusunu
öğrettiğimizde, düzeltme yapmak yerine, böylesine iki kere iki
dört gibi somut yanlışlarında bile fıkra lazları gibi inat
etmeyi yeğleyen bir zekâya sahiptir. Bu zekâ, Yaşam Kaya'ya,
"Nobel ödülü, böylesi somut yanlışları yanlış olmaktan
çıkarabilir" zannettirdiği için; Kaya, kendisine yönelik
eleştiriiere karşı, çok akıllıca olduğunu sandığı anlaşılan, çok
kısa bir savunma yazısı yazmış. Yaptığı somut yanlışlar hakkında
bir tek sözcük bile içermeyen bu kısa savunma yazısını, Yaşam
Kaya, kendi okurları dışında hiç kimse görmesin diye, yazdığı
alakasız bir yazının dibine saklamış.
Ama Hilmi Bulunmaz, Yaşam
Kaya'nın o alakasız yazısının dibindeki o kısa notu keşfetti ve
Yaşam Kaya'ya karşı, (içinde Kaya'nın o notunun da aynen
aktarıldığı) kısa bir cevap yazısı yazdı. Aşağıda Bulunmaz'ın o
kısa yazısını aynen aktarıyoruz
Yaşam Kaya yazısının dibine çökenler
Yazan:
Hilmi
Bulunmaz
Değerlendirmemizi
yapmadan önce, Yaşam Kaya'nın 19 Nisan 2008'de yayımladığı
"Ankara'da Kadınlar Çığır Açıyor
'Zorunlu Hedefler' Ankara Devlet Tiyatrosu"
başlıklı yazısının dibine düşürdüğü notu
aktaralım:
Dip Not
Zamanında Orhan Pamuk’un
romanları için “yazım yanlışları var… anlatım bozuklukları var…”
gibi sözler kullananlar, Sayın Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü’nü
alınca suspus oldular. Yazdığım eleştirilerde “yazım yanlışı
var… anlatım bozukluğu var…” diyenler, önce Türkçe’ nin dolaylı
anlatım dilini okumayı öğrensinler!
Şimdi de değerlendirmemizi yapalım:
"Shakespeare'in değil doğum tarihini, hangi yüzyılda
yaşadığını bile bilmeyen; en az 150 yıllık Türk tiyatro
tarihinin 100 yıl önce, yani 1907'de başladığını sanan Yaşam
Kaya" (Bakınız: Büktel,
"Yaşam Kaya, 'İngiltere
basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni'
olmakla övünüyor"),
"...'yazım yanlışı var…
anlatım bozukluğu var…' diyenler, önce Türkçe’ nin dolaylı
anlatım dilini okumayı öğrensinler!"
sözünü edebilme yürekliliğine(!)
sahip olduğu için, ben de kendisine hayranım.(!) Yaşam Kaya,
Shakespeare'in doğum tarihini, Türkiye tiyatrosunun başlangıç
tarihini öğrenmeden, nasıl oluyor da
"Türkçe'nin dolaylı anlatım dilini"
yazmayı öğrendiğini iddia
edebiliyor?!... Çok merak ediyorum!!!
Yaşam Kaya, önce Nobel Edebiyat Ödülü'nü alsın; ardından da
gerekirse biz,
"suspus
ol"alım. Ancak Orhan Pamuk'un
karşısında bile
"suspus
ol"mayan bir kişiliğe sahip
olduğumuzdan (Bakınız: Bulunmaz,
"Bir bavul diyalog"),
şimdi olduğu gibi, Yaşam Kaya Nobel Edebiyat Ödülü'nü
aldıktan(!) sonra da
"suspus ol"mayız!...
Yaşam Kaya'nın Nobel aldığını görecek kadar uzun yaşamayı çok
isterdim ama, yeryüzünde hiç kimsenin o kadar uzun yaşayacağını
sanmıyorum!!!
(Bakınız: Yaşam
Kaya,
"Ankara'da
Kadınlar Çığır Açıyor 'Zorunlu Hedefler' Ankara Devlet
Tiyatrosu")
————————————
Hilmi Bulunmaz,
yalan
ve iftira makinası Mustafa Demirkanlı'nın, tiyatro
sanatı hakkında herhangi bir yargıda bulunmaya hakkı olmayan
(tıpkı Shakespeare'den bile habersiz
Yaşam Kaya
benzeri) tiyatro cahillerimizden biri olduğunu iki
kere iki dört gibi somut biçimde belgelemekle yetinmiyor;
Bulunmaz ve Büktel'i aforoz eden çevrenin, aslında
"küfürlerden" değil; yalanın, iftiranın, cehaletin teşhirinden rahatsız olduğunu bir
kez daha kanıtlıyor:
Petersburg
nedir?...
Benim de, Bulunmaz'ın da küfretmek gibi bir
amacımız hiçbir zaman olmadı. Biz yalnızca, yalanı ve cehaleti
teşhir ettik ve "vahametini vurgulayarak" teşhir ettik.
Sırf bu teşhir etkinliğimiz nedeniyle üstümüze atılan iftiraları teşhir ederken ise,
(yayın yoluyla iftiranın bir insanlık suçu olduğuna inandığımız
için) vurgunun biraz daha şiddetli olmasını tercih ettik.
Biz, Özdemir Nutku'nun
kişisel yetersizlikleri hakkında pek çok şey söyledik; ama Nutku'nun
cahil olduğunu hiçbir zaman söylemedik. Ne var ki,
Özdemir
Nutku iftirasını savunmaya kalkışan kitlenin zifiri
cehaletini pek çok yazıyla ve defalarca belgeledik. (Bakınız:
Cücenoğlu,
Akmen,
Kaya,
Erkek,
Timur,
vb.)
Susarak cehaletlerini
gizleyenler akıllıca davranıyorlar. Ama bazıları susmak yerine
daha kurnazca olduğunu sandıkları bir başka yöntem buldu:
İmzasız ya da
Burak Caney imzasıyla iftira
yazıları yazıp insanları Büktel ve Bulunmaz hakkında dezenforme
etmek... Bu kurnazlar, cehalet ve kötü niyetlerini gizlemek
yerine (gizlemek için susmak yerine); yalnızca isimlerini
gizlemeyi yeterli buluyor, isimlerini gizleyerek kendilerini
emniyete alıp Büktel ve Bulunmaz'a karşı her türlü kalleşliğe,
her türlü çirkefe rahatça başvuruyorlar.
Mustafa Demirkanlı,
(düzinelerce somut yalanını iki kere iki dört gibi kendi
ifadeleriyle belgelediğimiz için
—Bakınız:
"Mustafa Demirkanlı bile bile yalan
söyleyen adi bir iftiracıdır"— daha fazla rezil olma
ihtimali kalmadığından, ölmüş eşşek kurttan korkmaz misali bir
cesaretle) yukarıda sözünü ettiğimiz imzasız kalleşlikleri ve
çirkefi açık imzasıyla yazarak, açıkça destekleyebilen iki
kişiden biri: (Diğeri, Demirkanlı kadar yalancı olmayan ama
Demirkanlı'dan bile daha beter sansürcü, bir tiyatro yayıncısı:
A. Ertuğrul Timur, nam-ı diğer
3.
Abdülhamid.)
Bugüne dek, Demirkanlı'nın
düzinelerce yalanını somut belgeleriyle teşhir etmiş olan Hilmi
Bulunmaz, (Bakınız:
Bulunmaz'ın
Demirkanlı yalanları sergisi)
bu kez, Demirkanlı'nın bir tiyatro yayıncısı ve
editörü olarak, ne denli zifiri bir cehalet
içinde yüzdüğünü teşhir ediyor.
Hilmi Bulunmaz, yazılarının
çoğunu, iş yerinde, onca işin arasında, yazdıklarına pek de
fazla konsantre olamadan, yalapşap yazar. Kendi deyişiyle,
"bunun alternatifi hiç yazamamak"tır ve Bulunmaz'a göre, böyle
yazmak bile yazamamaktan iyidir. Sözünü ettiğimiz nesnel
koşullar nedeniyle Bulunmaz'ın pek az yazısı, ele aldığı konunun
önemini yeterince vurgulayan, emek ve zaman harcanmış, özenli,
ustalıklı yazılardır.
Aşağıda linkini verdiğimiz
yazı, Bulunmaz'ın o "ender" yazılarından biri:
"Petersburg nedir?..."
————————————
Özdemir Nutku ve
Tuncer Cücenoğlu'nun hep aralık tuttukları inkâr kapısını, Burak
Caney tamamen kapattı:
Sırf Büktel ve Bulunmaz'a
duydukları haksız nefret nedeniyle, Nutku, Akmen ve Cücenoğlu;
hem facebook'ta Burak Caney'in başlattığı iftira kampanyasına
(Bakınız:
"Demirkanlı Bile bile yalan söyleyen adi
bir iftiracıdır" başlıklı yazımızın "not" bölümü)
imza koyarak (Akmen nedense facebook iftirasına Nutku ve
Cücenoğlu'nun tersine imza koymadı); hem de Burak Caney'in helâ
gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesine tebrik mesajı
göndererek (Nutku) ve yazı vererek (Akmen, Cücenoğlu) kim
olduğunu gayet iyi bildikleri Burak Caney'i (Bakınız:
Burak Caney budur!)
desteklemişlerdi.
Ama
Burak
Caney'in "adım, Burak Caney!" demesine bile
inanılamayacağı için; eskiden helâ gibi çift "oo"lu
tiyatrooyun.blogspot.com sitesinde
Burak
Caney takma adıyla yayın yapmaktayken,
Burak
Caney imzasının kepaze olması üzerine o eski
sitesini tüm yazılarıyla (tümü Büktel ve Bulunmaz'a iftira ve
fotomontaj şebeklikleriyle dolu tüm sayfalarıyla) silip yok
etmek zorunda kalmış ve bu kez, yine helâ gibi çift "oo"lu,
tiyatrooyun.org adlı sitesini yayına sokarak, yeni iftiralarını,
bu kez Akmen, Nutku ve Cücenoğlu'nun desteklediği yeni
sitesinde, imzasız yayınlamaya başlamış olan
Burak
Caney'e; biz, öyle facebook bataklığında geyik
yapan toy gençler gibi kolayca inanmadığımız için,
Burak
Caney'in açıkladığı destek imzalarını pek kale
almamıştık.
Burak Caney, "yüzsüz"
olduğu ve yaptıklarının bedelini ödemek riski taşımadığı ve
dolayısıyla tüm etik kuralları elinin tersiyle kolayca
itebildiği, en ahmakça, en alçakça yalanları, tıpkı Mustafa
Demirkanlı gibi, sakin sakin yumurtlayabildiği ve belgelerle
yalanlandığında (Bakınız: Büktel,
"Demirkanlı Bile bile yalan söyleyen adi bir iftiracıdır")
bir süre sessiz kalarak yalanlamanın unutulmasını sakin sakin
bekledikten sonra, yeni bir yalanla yine sakin sakin, pişkin
pişkin ortaya çıkabildiği için (Bakınız: Demirkanlı,
"Durdurun Bu Vahşeti");
Burak Caney'in korsan yayın yaptığını, yani Akmen, Cücenoğlu ve
Nutku'nun yazılarını izin almaksızın yayınladığını; Akmen,
Cücenoğlu ve Nutku'nun da, sırf Büktel ve Bulunmaz'a duydukları
haksız nefret yüzünden bu duruma göz yumduklarını zannetmiştik.
Hadi Nutku zaten tescili belgeli bir iftiracı olduğu için
(Bakınız:
"Özdemir Nutku skandalı")Caney'e destek
vermekle ya da adını Caney'in helâ gibi çift "oo"lu sitesinde
kullandırmakla kaybedeceği bir şey yok, diyelim. Ama ben, kendi
çıtamdan bakarak,
Cücenoğlu'nu bir yazar bile saymıyor olsam da
(Bakınız, Büktel,
"Çığ Aslında Nedir Neyi Sarsıyor?"),
Cücenoğlu'nun bana yönelik "pişkin" açıklamalarını on yıl önce
eleştirmiş olsam da (Bakınız: Büktel,
"Türk
Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", sayfa 475)
bugüne dek Cücenoğlu'nun bir yalan ya da iftirasına tanık
olduğumu anımsamıyorum. Keza, Akmen'in de, bilgi
yanlışlarını eleştirmiş olsam da (Bakınız: Büktel,
"Körler Körleri İzliyor") herhangi bir yalan ya
da iftirasına tanık olmuş değilim. O nedenle, zaten iftiraya
batmış olan Nutku'nun (Bakınız:
"Özdemir Nutku skandalı") o vıcık vıcık
iftira dolu, helâ gibi çift "oo"lu sitede adını
kullandıracak kadar gözü dönmüş olsa bile; Akmen ve
Cücenoğlu'nun bu kadar körlemesine bir kinle adlarını düpedüz
belgelenmiş iftiralara (Örneğin, bakınız: Büktel,
"Exorcism")
bulaştırabileceklerine pek ihtimal vermiyorduk. Zaten Akmen,
Cücenoğlu ve Nutku da, Burak Caney'e destek verdiklerini, korsan
olmayan, sahibi (ya da ne idiği) belirli bir sitede açıklamaya
yanaşmadıkları (yani, iftiracılara destek verdiklerini yasal
zeminde belgelemedikleri, gerekli olursa diye inkâr kapısını hep
aralık bıraktıkları) için; sanırız, (olanları tek taraflı
olarak, yalnızca iftiracıları okuyup bizi okumaya gerek
duymadan, anladığını sanan, aslında dolduruşa gelmekten başka
bir şey yapmamış olan toy insanlar dışında) hiç kimse, Akmen,
Cücenoğlu ve Nutku'nun imza ve yazılarını kendi isteği, kendi
iradesi, kendi eliyle helâ gibi çift "oo"lu o iftira batağına
"bizzat" yollamış olabileceğine ihtimal vermemiştir.
Ama Hilmi Bulunmaz'ın dün
yayınladığı bir yazı (Bakınız: Bulunmaz,
"Kimse Bizi Lağıma Çekemez!")
yeni bir exorcism yarattı. Bulunmaz'ın yazısına cevap veren
Burak Caney, baklayı (ya da şeytanı) ilk kez ağzından çıkardı ve
Nutku ile Cücenoğlu'nun nelere tenezzül ettiğini ilk kez
açıkladı. Burak Caney'in "Adım, Burak Caney" demesine bile
inanmamak gerektiği halde, isim ve imzalarının bir iftiracı
tarafından bir iftira bataklığını desteklemek ve resimlerinin
bir lağım duvarını süslemek için kullanılmasına Nutku ile
Cücenoğlu'nun bugüne kadar en küçük bir tepki vermedikleri
hesaba katıldığında, Burak Caney'in aşağıdaki ifadelerinin doğru
olduğuna inanmamak için fazla sebep kalmıyor:
ONLAR KENDİ İSTEĞİ KENDİ İRADESİ KENDİ BEYNİ İLE BİZZAT KENDİLERİ YOLLADI YAYINLANMASI İÇİN
ÖZDEMİR NUTKU DESTEK MESAJINI
TUNCER CÜCENOĞLU YAZISINI
İNANMIYORSANIZ SORARSINIZ
ZATEN COŞKUN BÜKTEL SORDU DA BU DESTEK SAHTE DİMİ DİYE DEFALARCA SORDU
TERSİNE ÖZDEMİR HOCA DESTEĞİNİ ARTIRARAK YANIT
VERMİŞ OLDU
(Kaynak:
"İftira belgeleri".
Caney'in ilgili yazısı, linkini verdiğimiz sayfanın en
altındadır.)
Burak
Caney "Özdemir Hoca"sının desteğini artırdığını
söylerken yine yalan söylüyor olsa bile, yukarıdaki diğer
ifadelerinin doğru olduğu anlaşılıyor. Yani
Nutku
ve Cücenoğlu,
Burak Caney'i gerçekten destekliyor. Peki Özdemir Nutku'ya
"Özdemir Hoca" diyen Burak Caney kimdir? Nutku ve Cücenoğlu'nun
isimlerini boka batırmak pahasına destekledikleri Burak
Caney takma adlı bu
korkak sapık neyin nesidir?
Cevabı ne kadar tekrarla
vurgulasak azdır:
Burak Caney budur!
"Özdemir Hoca"sı ile Burak
Caney birbirlerine çok yakışmaktadır.
————————————
Bulunmaz'dan
iftira destekçilerine çarpıcı bir ibret dersi:
Burak Caney
budur!
Top 100 benzeri hiçbir
reklam almadığı, tiyatro siteleri dışında hiçbir siteye link
vermediği, erotizm ya da pornoyla uzak yakın en küçük bir
ilişkisi görülmediği halde; Hilmi Bulunmaz'a, (sırf blog
siteden yayın yaptığı için, sana verilen blogun üstündeki
minik düğme, pornoya açılabilir bahanesiyle) "pornocu"
iftirası atan Burak Caney (ki son dönemde fazlasıyla kepaze
olduğu için bu takma ismi kullanmaktan vazgeçip en son kurduğu
hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde imzasız yazmaya
başlamıştır)
daha önceki (yine sahibi
belirsiz ve yine hela gibi çift "oo"lu)tiyatrooyun.blogspot.com
adlı sitesinde, bir porno fotoğraf yayınlamış ve fotoğraftaki
penisi Coşkun Büktel fotoğraflarıyla örtmüştü.
Coşkun Büktel'in sitesi
blog değildi ve hiçbir zaman olmamıştı. Ama iftiracı orospu
çocukları için fark etmezdi. Blog zaten anlamsız bir bahaneydi.
Büktel madem ki Hilmi'yi destekliyordu, öyleyse Büktel'in
fotoğrafı penis üstüne yapıştırılmalıydı. Büktel'in fotoğrafını
penis üstüne yapıştıran korkak orospu çocukları, şimdi kalkmış,
bir Burak Caney şaheseri olarak hela gibi çift "oo"lu
tiyatrooyun.blogspot.com'dan aktarılan ve aylardır
hilmibulunmaz.blogspot.com'da okurların dikkatine sunulmakta
olan o fotoğrafı bizim, yani Büktel ve Bulunmaz'ın imal ettiğini
söylüyorlar. (Bir ara Burak Caney'in Hilmi Bulunmaz olduğunu da
söylemişlerdi.) Coşkun Büktel'in kendi fotoğrafını bir penise
yapıştıracak kadar sapık olduğunu iddia etmekten bile çekinmeyen
bu korkak sapıklar, iftirada sınır tanımıyorlar. Sanıyorlar ki,
kendileri o fotoğrafı ve o siteyi silip yok ettikleri için,
artık kendilerini aklamış oldular. Sanıyorlar ki, balık hafızalı
salak okurlar Burak Caney adını ve o fotoğrafları kimin
yayınladığını unuttular ve şimdi de Coşkun Büktel'in kendi
fotoğrafını bir penise yapıştıracağına inanmaya hazırlar.
Bu orospu çocuklarına "orospu çocuğu" dememize itirazı olan, bu
yüzden bize, Burak Caney ağzıyla, "iki küfürbaz" ya da "küfürbaz
ikili" diye hakaret eden ya da bu hakaretleri onaylayan herkes
orospu çocuğudur.
Bulunmaz'ın iftira
destekçilerine verdiği o çarpıcı ibret dersi için, lütfen,
aşağıdaki başlığı tıklayınız:
Burak Caney budur!
————————————
İzmir Büyükşehir
Belediye Başkanı
Aziz Kocaoğlu,
DEÜ Rektörü Prof. Dr.
Emin Alıcı,
İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü
Hülya Savaş
ile EÜ Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Dr.
Figen İnan'a
Soruyorum:
Özdemir
Nutku'nun kendi itirafıyla da belgelenmiş
(Bakınız: Nutku,
"Büktel'e
Yanıt")
bir iftiracı olduğunu ve iftira ettiği
Coşkun Büktel'den
özür dilemediğini
(Bakınız:
"Özdemir
Nutku skandalı")
hâlâ bilmiyor musunuz); yoksa
"bana iftira
etmeyen Nutku bin yaşasın"
diyerek bilmezden mi geliyorsunuz?
(29 Mart 2008, 23.20)
Aşağıdaki haberi,
Hilmi
Bulunmaz'ın bulunmaztiyatro.blogspot.com adlı
sitesinde gördüm:
İzmir Büyükşehir
Belediyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), Ege Üniversitesi
(EÜ), İzmir Devlet Tiyatrosu, İzmir Devlet Opera ve Balesi
işbirliğiyle düzenlenen 26. İzmir Tiyatro Günleri başlıyor. 27
Mart ile 10 Nisan arasında devam edecek faaliyetin bilgilendirme
toplantısı İzmir Sanat'ta yapıldı. Toplantıya Büyükşehir
Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, DEÜ Rektörü Prof. Dr. Emin
Alıcı, İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü Hülya Savaş, 26. İzmir
Tiyatro Günleri Düzenleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Özdemir Nutku
ile EÜ Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Dr. Figen İnan
katıldı.
(Haberin devamı için
TIKLAYINIZ!)
Haberde, Nutku'yla aynı
masada oturdukları ve düzenlenen tiyatral etkinliklere Nutku
gibi bir iftiracının adını karıştırıp, tiyatro sanatına (bilerek
veya bilmeyerek) küfür ettikleri anlaşılan
Aziz Kocaoğlu,
Emin Alıcı,
Hülya Savaş
ve Figen İnan'ı;
suçluluğu kanıtlanana değin herkesin masum sayılmasını öngören
evrensel hukuk ilkesi uyarınca, şimdilik masum sayıyor ve onlara
diyorum ki:
"Nutku'nun, pişmanlık
belirtmeyi reddeden azılı bir iftiracı olduğu,
'Özdemir
Nutku skandalı' dosyamızdaki belgelerde ('bazı
nahoş şeyleri görmesek de olur'
ilkelliğinden uzak ciddi insanlar için, bir başka deyişle,
'görmek isteyenler için') güneş kadar, iki kere iki dört kadar,
'apaçık' görünen bir olgudur.
Daha da apaçık görmek
isteyenlere, belgelerde adı anılan (iftiranın görsel ve işitsel
olarak saptandığı) CD kaydını da gönderebileceğimi, çok önceden
ilan etmiştim. Bu CD kaydını bana ulaştıran DT sanatçısı
Şahin
Ergüney izin vermediği için, iftiranın CD
görüntülerini, ne yazık ki, internette yayınlayamıyorum.
Yalnızca görmeyi kabul edenlere gösteriyor veya gönderiyorum.
CD'yi görüp de Nutku'yu ayıplayanlar arasında, (Bengi,
Bulunmaz,
Çetinkaya
gibi çok yakın dostlarımı hariç tutarak) DT
oyuncu ve yönetmeni ve oyun yazarı
Coşkun Irmak,
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları oyuncu ve yönetmeni
Can Doğan,
Tiyatro Oyuncuları Derneği (TODER) başkanı
Ulvi Alacakaptan,
DT sahne amiri Ediz
Baysal gibi
isimleri sayabilirim.
Bu insanlar CD'yi seyrettiklerinde Nutku'yu ayıplamışlardı; bu
tavırlarını açıklamak için kendilerinden izin almaya gerek
görmedim; umarım sonradan fikir değiştirmemişlerdir.
Ne yazık ki, insanlarımızın
çoğu, Nutku'yu ayıplamayı ve piyasada aforoza uğramayı göze
alamadıkları için, (vampirlerin haç görmekten korktukları gibi)
CD'yi görmekten bile korkuyor ve CD'yi gönderme taleplerimizi
(örneğin Ümran İnceoğlu ve Ertuğrul Timur gibi) "hayır, görmek
istemiyorum" diye yanıtlıyorlar. Nutku'nun iftirasına tanık
olmayı reddediyor, (iftira diye bir şeyin olmadığına inanmayı
daha akıllıca olmasa bile, daha "rantabl" buldukları için) deve
kuşları gibi başlarını kuma gömüp iftirayı görmemeyi tercih
ediyorlar.
Ama
"Özdemir
Nutku skandalı"ındaki belgeler, zaten Nutku'nun
(iftirayı örtbas etmeye çalışırken boş bulunarak yaptığı)
itirafını da içerdiği için, CD kaydını görmek ille de
gerekmiyor. O CD kaydı,
"Özdemir Nutku skandalı"ındaki
belgelerden öğrendiklerinize yalnızca cila çekmiş oluyor.
Söz konusu iftiradan daha fazla nefret etmenizi sağlıyor. Tabii,
iftirayı, (kim yaparsa yapsın ve kime yapılırsa yapılsın) hoş
görmeyen bir kişiliğe sahip olmanız koşuluyla..."
Kendilerini tanımak
fırsatına bugüne dek ulaşamadığım
Aziz Kocaoğlu,
Emin Alıcı,
Hülya Savaş
ve Figen İnan'ı;
(kimin tarafından ve kime yönelirse yönelsin) iftirayı, iğrenç
bir insanlık suçu sayacak ve asla görmezden gelmeyecek kadar
mert birer kişiliğe sahip insanlar olarak tanımak istiyorum.
Ben bana düşeni yaptım.
Uyardım.
Şimdi top onlarda
ÖZDEMİR
NUTKU SKANDALI
————————————
GÜNCELLEME
(25 Mart
2008):
Aşağıdaki yazımızdan sonra,
(veda yazısında
Orhan Kurtuldu'nun "cesur yürek" diye tanımladığı) A.
Ertuğrul Timur (nam-ı diğer
3.
Abdülhamid)
bir kez daha, tükürdüğünü yalamak ve yayınladığı bir yazıyı daha
"silmek" zorunda kaldı.
Olayı,
3.
Abdülhamid'in
ve (Büktel ile Bulunmaz'ı
"ciğeri beş para
etmez"
diye tanımladıktan sonra,
"kafa göz patlatma" tehditleri savuran; ama bizim
tepkimizle karşılaşır karşılaşmaz, tükürdüğü her şeyi yalayarak
kimin ciğerinin kaç para ettiğini kanıtlayan ve havlu atıp
kaçarken bile
"BİZLERİ
NE SUSTUTARABİLİRLER NE KORKUTABİLİRLER Hayde Eyvallah..."
diye efelenerek absürd tiyatroya örnek replikler yumurtlayan)
İrfan Aslanhan'ın ifadeleriyle
tiyatrom.com'un
"Veda Sayfası"ndan aktarıyoruz:
|
İrfan
Aslanhan |
|
Radyo-TV
yapımcısı, programcı Tiyatro Bölümü öğrencisi İrfan
Aslanhan yazdığı veda yazısındaki "ironiyi bile
kullanmaya çalıştıklarını ve bu nedenle yazısını
kullandırtmamak adına"yazısını çekmek istediğini
belirtmiştir. Genç yaşına rağmen tüm tiyatro dünyasının
gayet yakından tanıdığı, sevdiği ve güvendiği bir isim
olan İrfan Aslanhan'a onun ne olup ne olmadığına
güvenimiz sonsuzdur. Fakat art niyetli kullanılma
endişesini anlıyor ve arzusunu yerine getirerek yazısını
kaldırıyoruz. Sevgili İrfan tiyatrom okurlarına şu
mesajı iletmiştir : "ARKADAŞLAR BAZI İNSANLAR burada
kalbimizden geçen samimi cümlelerimizi bile kullanmaya
çalışıyorlar buyüzden siliyorum mesajlarımı HERKES BİR
AVUÇ İÇİNDE HEPSİ BİRER KUM TANESİ OLAN BU DEĞERLİ
TİYATRO NEFERLERİNİN KALBİNDEN GEÇENLERİ VE DOĞRULARI
ÇOK İYİ BİLİYOR BİZLERİ NE SUSTUTARABİLİRLER NE
KORKUTABİLİRLER Hayde Eyvallah..." |
İrfan Aslanhan'ın daha önce
neler söylediğini ve
3.
Abdülhamid
ile İrfan Aslanhan'ın neleri yalamak, yutmak, silmek ve
"ironi" diye tanımlamak zorunda kaldığını görmek için,
lütfen, aşağıdaki haberimizi okuyunuz:
(Bu arada, hakikati hâlâ
görmek istemeyen ve
3.
Abdülhamid''e
güzellemeler düzmeye devam eden fanilere —"fanilerin" listesi
için bakınız:
"3. Abdülhamid'in 'irfanı hür' sitesi
kışkırtıyor"— "tarih
taksiratınızı affetsin!" dileklerimizi iletiyoruz.)
A.
Ertuğrul Timur (nam-ı diğer
3. Abdülhamid) şiddeti
kışkırtıyor
3.
Abdülhamid'in açık destek ve link verdiği (Burak
Caney takma adlı
korkak sapıklarca
yönetilen) hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde, dün,
tiyatrooyun imzasıyla şu yorum yayınlandı:
Tiyatro Oyun
[24 Mart 2008 20:48 ]
(...)
Sizin gücünüz ne bu siteye
ne de tiyatro dünyasından size yükselmiş nefreti boğmaya yetmez.
27 Martta bekliyoruz insan içine çıkmanızı. Gösterin yüzlerinizi
o yüzlerle işimiz olacak.
(Yukarıdaki yorumu orijinal
sayfasında görmek için
TIKLAYINIZ!)
Daha yeni bir başka yazıda
ise şu ifadeler yer alıyor:
BUYURUN GELİN MEYDANLAR
SİZİ BEKLİYOR
TABİ İNSAN İÇİNE
ÇIKABİLECEK YÜZÜNÜZ KALDIYSA
TABİ YÜZÜNÜZE
TÜKÜRÜLMESİNDEN ÇEKİNCENİZ YOK İSE
BUYURUN SANAL DÜNYADAN
GERÇEK DÜNYAYA
BUYURUN MEYDANA
(...)
KALDIMI YÜZÜNÜZ BU GÜZEL
YÜZLERİN İÇİNDE OLMAK İÇİN?
GELİN DE GÖRELİM YÜZÜNÜZÜ
(Kaynak: Yüzleri görünmesin diye takma isim ardına
saklanan
korkak sapıklar
ın sitesinde çıkmış imzasız
yazılardan biri,
"Bu mudur dürüst mert adam? ha ha
haaaa")
korkak sapıklar
hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde
yukarıdaki örneklere benzeyen mesajlarla, bugüne dek
sürdürdükleri iftira kampanyasını artık bir tehdit
ve kışkırtma boyutuna tırmandırırken; bir yandan da
Hilmi Bulunmaz imzasını kullanarak, güya Hilmi Bulunmaz
yazmış gibi, şöyle bir yorum yayınlamaktan bile
sakınmıyorlardı:
"Bana
bakın yeter artık sıçtırtmayın bacaanıza ha! Bana ne
derseniz diyin de Coşkun Büktel'e laf söyleyen
karşısında beni bulur O Tanrı gibi adam koskoca Theope
yazarı Theope üstüne oyun mu var?"
(Kaynak: Korkak
sapıkların sitesinde Hilmi Bulunmaz sahte imzasıyla
çıkmış sahte bir okur yorumu. Bakınız:
"Bu mudur dürüst mert adam? ha ha
haaaa")
(İmzasının
korkak sapıklar
tarafından
sahtekarca "kullanılmasına" Bulunmaz'ın tepkisi için,
bakınız:"Kimliksizlerin
sığındığı kimlik: Burak Caney")
Korkak sapıklar
hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde,
her türlü
sahtekarlıkla
beyinlerini yıkayarak, heyecanlı ve toy insanları,
Bulunmaz ve Büktel'e karşı "kurulmuş makinalar" haline
getirmeye çalışırlarken;
3. Abdülhamid de boş durmuyordu. Theope
yazarı Coşkun Büktel'i bile sansür eden
3. Abdülhamid; bugün, bizzat kendi
tiyatrom.com sitesinde, açıkça, "birilerinin kafasını
gözünü patlatmak"tan söz eden ve özellikle gençlere
hitap edip, "GENÇLER
TİYATRO YAPABİLDİĞİNİZ KADAR
ŞİDDETTEDE
GAZLANSANIZ YA"
diyerek, genç insanları adlı adınca "şiddete" davet eden
şu satırları sansür etmeyi aklından bile
geçirmedi:
İrfan Aslanhan
BIRAKIN KENDİNİZİ KANDIRMAYI //// KAÇ GÜNDÜR ŞU DUVARA
BİR ŞEY YAZMA İRFAN DİYE TUTUYORDUM KENDİMİ AMA
DAYANAMADIM ERTUĞRUL ABİ GERÇEKTEN ÇOK HAKLI
ARKADAŞLAR
BU CİĞERİ BEŞPARA ETMEZLERLE
UĞRAŞILMAZ BIRAKIN UĞRAŞMAYI BUNLAR İÇİN HAYATINIZI BİR
DENGESİZLİĞİN İÇİNE SÜRÜKLEMEYE BİLE DEĞMEZ ( ERTUĞRUL
TİMUR DEDİĞİNİZ ADAM YERİ GELDİ EVİNDE KARISININ İKİ
KELAMINI DERDİNİ ÇOCUĞUNUN SORUNLARINI DİNLEMEYİ BIRAKTI
NEYMİŞ
TİYATROCULARIN YALTAKLIKLARINA HABER TAŞIYCAK DİYE
SİTEYE HARA GÜRELE HABERLER TAŞIDI BİR DÜNYA İŞTE
BULUNDU GENÇLERİ TOPLADI TİYATRO AŞKINA NE OLDU YİNE
BU CİĞERİ PEŞPARA ETMEZLERDEN
HAKARETLER KÜFÜRLER YEDİ
2 PİŞMİŞ KEDİ
ADAMIN RUH HALİNİ BOZDU)
HADİ TOPLANIN BİRİLERİNİN KAFASINI GÖZÜNÜ
PATLATALIM
DESEM ?????????? GENÇLER TİYATRO YAPABİLDİĞİNİZ KADAR
ŞİDDETTEDE GAZLANSANIZ
YA ????? HERKEZMİ TİYATROCU OLDU???
(Kaynak: tiyatrom,
"VEDA SAYISI")
Tiyatrocular bütün bu
tehlikeli hamleleri susarak izlemekle; hele hele, yukarıdaki
kışkırtmanın yer aldığı "veda sayfasına" yazı yazmakla, imza
koymakla,
3. Abdülhamid'in linç
kışkırtıcılığına destek ve cesaret vermekte olduklarını elbette
biliyorlardır. Ama bu gözü dönmüş, gözünü kan bürümüş vandalizm
karşısında sessiz kalmakla sanatçı onurlarını ebediyen
yaraladıklarını, "halkın umudu" olmak iddialarını (eğer hâlâ
kaybetmemişlerse)ebediyen kaybetmekte olduklarını da biliyorlar
mı? Hayır, bunu ya bilmiyorlar ya da (sanatçı onurlarını çoktan
kaybettikleri için) buna artık aldırmıyorlar.
Bunları, kimseyi yanımıza
çekmek amacıyla yazmıyoruz. (Biz, bugüne dek, herkesin safının
belli olmasını sağlamaya çok çalıştık ama kimseyi yanımıza
çekmeye hiç çalışmadık.) Çünkü hakikatin yanımızda olması
bize yetiyor. O nedenle biz iftiracı ve linç kışkırtıcısı
vandallara karşı, iki kişi olmakla bile sayımızı çok "fazla"
hissediyoruz. Yanımızda kimseye ihtiyaç duymuyoruz. Kimsenin
askeri olmadık, kimsenin askerimiz olmasını istemiyoruz. Ama,
halk ve tarih, kimin kim olduğunu, kimin ne zaman ne konuştuğunu
ve kimlerin hangi kritik zamanlarda nasıl sustuğunu doğru
kaydetsin istiyoruz. O nedenle, linç kışkırtıcısı vandallara
karşı oyunu "açıkça mertçe Türkçe netçe" belirtmeyen, muğlak
ifadelerle iki tarafı da "idare etmeye" yeltenen karikatür
insanları asla kendimizden saymadığımızı ve saymayacağımızı ilan
ediyoruz.
tiyatrom.com
sitesinde, "2 pişkin kedi" olarak satanist bir vurguyla
nitelenen Büktel ve Bulunmaz'a yönelik linç çağrısını; Hilmi
Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun sitesinden haber aldık. Haberin
Bulunmaz tarafından nasıl değerlendirildiğini görmek için,
lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:
3. Abdülhamid şiddeti kışkırtıyor!
————————————
Hangi deli attı bu taşı kuyuya?
Bulunmaz ve Büktel'e karşı
facebook'ta açılmış iftira
kampanyasından imzasını çekenlerin, "haberim bile yok"
diyenlerin listesini, Hilmi Bulunmaz, tiyatroyun başlıklı
sitesinde yayınlamıştı (Bakınız: Bulunmaz,
"Bir İftiranın Bataklık Anatomisi").
İmzasını çekenlerin
Hilmi'ye anlattıkları; iftira kampanyasını düzenleyen (Burak
Caney takma adının ardına saklanmış)
korkak sapıkların
kullandığı sahtekar yöntemler hakkında oldukça açıklayıcı
bilgiler içeriyordu. Ne var ki, imzalarının
korkak sapıklar
tarafından kendi iradeleri dışında kullanıldığını fark edenlerin
çoğu, imzalarını çekmekle birlikte,
korkak sapıklara
hak ettikleri tepkiyi göstermeye çekiniyor; ya sessiz kalmayı ya
da belirsiz (muğlak) açıklamalar yapmayı tercih ediyorlardı.
Levent Çağlayan ya da Can Doğan gibi ciddiyetsiz bazı karikatür
insanlar ise, bildiriden imzalarını çektiği ve listede şu an (23
Mart 2008, 13.00)
bile imzaları bulunmadığı halde, sapıkların
dolduruşuna gelerek, Büktel ve Bulunmaz aleyhinde ipe sapa
gelmez laflar etmekten, sapıkların iftirasına su taşımaktan
vazgeçmiyorlardı. Ulvi Alacakaptan dahil yirmi kişinin bulunduğu
bir ortamda aleyhimize imza verdiğinden "haberi bile olmadığını"
söylemiş olan Tuncay Özinel gibi "insanlar" ise, Bulunmaz'a
duyduğu (belki haklı olabilecek) kişisel öfke nedeniyle,
imzasının sapıklar tarafından, Bulunmaz ve Büktel'e yönelik bir
iftiraya destek amacıyla kullanılmasına itiraz etmemeye
(imzasını çekmemeye) karar verebiliyordu. Mehmet Tekkanat
gibi "insanlar" ise, Hilmi'ye, "Bu anlamda bütün bu
tartışmalardan uzağım ve kesin emin olmadığım bir konuda, her ne
olursa olsun imza vermem doğru olmaz." diye mail mesajı
göndermiş olmalarına rağmen, imzalarını iftira metninden
çekmiyorlardı.
(Bakınız: Bulunmaz,
"Bir İftiranın Bataklık Anatomisi").
Derken, kendini
"tiyatro-terapi eğitmeni" olarak tanımlayan Tamer Dursun adlı
bir aydından; ismini "kullanan"
korkak sapıklara
karşı, ilk kez olarak, neredeyse sapıkların hak ettikleri kadar
"net" bir cevap geldi. Sapıklardan çekinmeksizin isminin onuruna
sahip çıkabilmiş ender kişilerden biri olan Tamer Dursun,
yazısını Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun.com başlıklı sitesinde
yayınlamış... Dursun'un yazısının burada yalnızca son bölümünü
aktarıyor ve yazının orijinal sayfasına link veriyoruz:
(...) geçenlerde delinin biri kuyuya taş atmış ve bazıları bu
atılan taşı çıkarma görevi edinmiş kendine. Nasıl mı? Şöyle;
E-postalarımı kontrol ederken “yok mu bu adamlara dur
diyecek 500 kişi” benzeri bir mesaj dikkatimi çekti ve
girip neler yazdığına bakayım dedim. Baktım, yazıyı okudum, bir
liste gördüm (Liste H.Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel’le ilgili
bir listeydi), söz konusu siteden çıktım ve işlerime devam
ettim. Daha sonra tesadüfen bu Hüseyin Hilmi Bulunmaz ve Coşkun
Büktel’e karşı imzaya açılan listede adımın olduğunu öğrendim.
Nasıl olmuşsa olmuş, yazıyı okumak için tıkladığım mavi yazıyla
birlikte adım direkt listeye geçmiş!
Elbette kızdım. Oldu bittiye getirip, insanları bence gereksiz
ve yersiz bir “vurun kahpeye” cinnetine taşıyanlar aslında kendi
bireysel kavgalarına beni de alet etmişler. “Koşun ula!..aşağı
mahallede Osman abiyi dövüyorlar…” deyip mahalle kahvesinden
yardım çağıran bir genç gibi ortalığa düşüp yaygara yapıyorlar.
Yapsınlar! Sözüm yok ama bu tip davranışlarla halkın gözünde de
değer kaybediyorlar. Sağolsunlar, daha meselenin özünü bilmeden
gaza gelenler de, “o taraf haklı, yok bu taraf haklı” diye son
darbeyi vurup, tüyü itinayla dikiveriyorlar. Diksinler! Onlara
da sözüm yok.
Sözüm ortaya, herkes payına düşeni alsın, konu en azından benim
açımdan kapansın. Mutlaka taraf olmak zorunda değilim ve kimse
beni buna zorlayamaz bu yüzden hemen adım bu listeden
çıkarılmalı. Coşkun Büktel kim,bilmem ama Hüseyin Hilmi
Bulunmaz’la tanışıklığım eskiye dayanır. Sevabıyla, günahıyla
bir insandır ve şimdiye kadar herhangi bir ahlaksızlığını,
kepazeliğini görmedim. Bir sorunum olsa da, çıkar karşısına
birebir halleder, bu tür ne idüğü belirsiz işlere girmem.
Çevremdeki insanlara istediğim değeri ben veririm, hayatım
boyunca birilerinin askeri olmadım ve o birilerinin keyiflerine
göre değerlerimi yeni baştan gözden geçirmedim. Bu yüzden beni
bu sanal ve banal kavganın içine çekmeyin. İnanın daha önemli
işlerim var!..
Halk açlık, zulüm, cehalet, cinnet, yozlaşma ve ırkçılık
çarkları arasında ezilirken sanatla uğraşan ve kendilerine aydın
sıfatı verenler, Internet'i daha faydalı işler için
kullanacağına, sanal “kan davası” yaratarak bir kere daha
yanlışın duvarına çarpmışlardır. Geçmiş ola!
Tamer Dursun
Aile ve
eğitim danışmanı
Tiyatro-terapi eğitmeni
Dursun, bildiriye kendi
iradesiyle imza
atmadığı için, meseleyi araştırmak, konunun aslını anlamaya
çalışmak ya da Coşkun Büktel'in kim olduğunu bilmek zorunda
değildir. Ama kendi iradeleriyle imza atanlar olayın aslını bilmek,
korkak sapıkların
tek yanlı ve dezenformatif bilgilendirmesiyle yetinmemek
zorundaydılar. Facepayeler listesine iradesi dışında değil
de, "bile bile" imza atmış olanlar, kendilerine şu soruları
sorabilecek kadar bir zekâ emaresi gösterebilmek zorundaydılar:
Bu kampanyayı
başlatan şahıslar bizden imza bekledikleri halde kendi
imzalarını açıklamaktan niçin korkuyorlar?
Bu yüzsüz korkaklar, karşı
tarafın küfürbaz olduğunu iddia ederken, karşı tarafın nelere ve
niçin küfrettiğini neden açıklamıyor; karşı tarafın cevaplarını
okurlarına niçin duyurmuyor, bu cevaplara niçin link
vermiyorlar?
Kuyruk acılı birkaç tanesi
dışında, adı sanı belli binlerce tiyatrocu (Büktel'den nefret
edenler bile) bu kampanyaya niçin imza vermiyorlar?
Sanırız, orta zekâlı bir
insan bile, sapıkların kullandığı yöntemlerdeki tuhaflığı
(namertliği) sezebilir ve yukarıda sorduğumuz sorulara
yenilerini ekleyebilirdi. Demek ki, kendi iradeleriyle facepaye
olmaya razı olanlarda bir zekâ probleminden çok, bir ahlak
problemi var.
Dursun'un yazısı,
korkak sapıkların
sahtekar yöntemlerle,
insanları nasıl gafil avlayıp onların imzalarını onların iradesi
dışında, kendi amaçlarına nasıl "alet ettiklerini" bir kez
daha aydınlatıyor. Tenezzül ettikleri yöntemlerle, Burak Caney
takma adlı
korkak sapıklar
bir milyon imza bile toplayabilirler ama, bir milyon imzayla
bile iki kere kere ikiyi beş ettiremez; iki kere iki dört gibi
kanıtladığımız somut gerçekleri değiştiremezler. (Bakınız:
"Özdemir
Nutku skandalı"
ve
"Exorcism").
Dursun'un,
"Hangi deli attı bu taşı kuyuya?"
başlıklı yazısının
tamamını okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:
Bütün Burak Caney'lere sert bir tokat!
————————————
Burak
Caney'in onur(!) listesine yalnızca facepayeler
girebiliyor
Takma isim ardına gizlenmiş
korkak sapıkları
gerçek isimleriyle destekleyen facepayeler; takma isimli
korkak sapıklar
tarafından "onurlu" sıfatıyla ödüllendirildiler.
Burak
Caney takma adı ardında saklanan
korkak sapıklara göre, Türk tiyatrosunda,
korkak sapıklara destek veren ne idiği belirli üç-beş
tiyatrocu ve ne idiği belirsiz ve pek çoğu sahipsiz 500 kadar
isim dışında, tiyatromuzda onurlu tiyatrocu bulunmadığı
anlaşılıyor. Yani tanıyıp bildiğimiz tiyatrocuların hiçbiri
onurlu değil.
Hilmi Bulunmaz,
Burak
Caney usulü onur anlayışını herkes tanısın diye ve
korkak sapıklar yarın öbür gün kedi pisliğini örter
gibi yine silip yok ettiklerinde tamamen kaybolmasın diye;
Burak
Caney'in onur kavramına küfür eden "onur" listesini
ve
korkak sapıkların listeyi sunuş yazısını, virgülüne
dokunmadan, aynen yayınladı.
(korkak
sapıklar, facepayeler listesinin şimdilik 500'de
kalmasına karar vermişler. Böylesinin daha inandırıcı olacağını
düşünüyorlar zaar. Yoksa, sapıkların yöntemleriyle hele facebook
gibi bir yerde, şimdiye dek 20 milyon imzaya bile ulaşmak işten
değildi.)
İşte "onur"(!) listesinin
linki:
İŞTE ONURLU 500 İNSAN
————————————
İsimlerinin,
Büktel ve Bulunmaz'a yönelik iftira kampanyasına
"bulaştırıldığını" fark eden kişilikli sanatçılar, isimlerini
facepayeler listesinden sildiriyorlar
Sapıkların
iftiracı facepayeler listesinde, kala
kala yalnızca dört tanınmış tiyatrocu kaldı
Hilmi Bulunmaz, Türk
tiyatro yayıncılığındaki çürümeyi teşhir etmek yönünde çok
önemli bir mesai harcayarak, çok önemli bir araştırmaya imza
attı. Paçalarını sıvayarak facebook bataklığına dalan Bulunmaz,
günlerce emek harcayıp, korkak sapıkların (tek tek sayılması
mümkün olmasın diye dolaşık bir kaos yumağı olarak sundukları ve
350 imzaya ulaştıklarını açıkladıkları) facepayeler listesindeki
tüm sahtekarlıkları birer birer ortaya çıkardı. Korkak
sapıkların anket hilelerini, rakamsal yalanlarını, rakamları
şişirmek ve "tepki çığ gibi büyüyor" diyebilmek için
"imal ettikleri" isimleri kolayca görünür, sayılır ve anlaşılır
hale getiren Hilmi Bulunmaz'ın bu önemli çalışmasını okumak ve
korkak sapıkların iğrenç yöntemleri hakkında yeni ve yine
"somut" kanıt ve belgelere ulaşmak için, lütfen, aşağıdaki
başlığı tıklayınız:
"Bir iftiranın bataklık anatomisi"
————————————
Hilmi Bulunmaz teşhir ediyor
YALAN: 27
Mustafa Demirkanlı dedi ki:
“Bir haftadır deneme yayını yapmakta olan
www.tiyatrooyun.org
tehditle susturulmaya çalışılmış. Tiyatooyun’nun hosting
firmasını arayan kimliği belirsiz kişiler. Sitenin yayınını
durdurmalarını, gerekiyorsa kendilerine devretmelerini tehditkar
bir biçimde istemiş ve sitenin yayını kısa bir süre durmuş.
Bu
cür’etkar davranışı kınıyor, bunu gerçekleştirenlerin bir an
önce tespit edilmesini bekliyoruz.
EK:
Yukarıda açıklanan saldırının faillerini tiyatrooyun.org, Hilmi
Bulunmaz ve oğlu Cemal Bulanmaz olarak belgeleriyle açıkladı.”
(Kaynak:
"Demirkanlı saptırıyor, yalan
söylüyor, iftira atıyor!")
Sansür Makinesi
3. Abdülhamid
ile birlikte “yok insan”
Burak Caney’i
referans noktası olarak gösteren
Yalan Makinesi Demirkanlı'ya
göre,
Hilmi Bulunmaz
ve oğlu
Cemal Bulunmaz,
“yok insan”
Burak Caney’in sitesinin(!) hosting firmasını tehdit
edip yayınını durdurmak istemişler. Bulunmazların böyle bir
tehditte bulunduğunu kanıtlayan tek bir delil ortaya koyarsa,
Mustafa Demirkanlı'ya fotoğraftaki Limousine”i armağan etmeye
söz veriyoruz!...
Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını
kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...
Not: Demirkanlı’nın nasıl bir ruh durumu
içerisinde olduğunu anlamak için, Coşkun Büktel’in
“DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP”
yazısını okumanızı salık veririz.
Hilmi Bulunmaz
23
Şubat 2008
Büktel'in notu:
Bulunmaz'ın "vermezsem adiyim" diyerek söz verdiği Limousine'in
fotoğrafını görmek için, yukarıdaki yazının orijinal sayfasına
götüren aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz:
YALAN 27
————————————
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklaması
TIKLAYINIZ!
————————————
GÜNCELLEME
18 Şubat 2008
Aşağıdaki yazıma
Hilmi
Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun sitesinin isim ve formatını
birebir taklid ederek başlattıkları çift "oo"lu tiyatrOOyun
sitesi,
ifadesiyle
başlayan uzunca bir paragraf ekledim.
BULUNMAZ MEYDAN
OKUYOR!
BEN DE...
Hilmi Bulunmaz da,
ben de,
"Sanatın yeşermesi için
'gübre' de gereklidir"
diye düşündüğümüzden,
Burak
Caney'e kızmıyor; onun (eserlerimle ilgili) eleştiri
diye yazdığı dangalaklıklara, onun Bulunmaz ve Büktel kişiliğine
yönelik olarak yaydığı (hakaret ve çamur atmaktan başka amaç,
espri ya da özellik taşımayan; düpedüz "suç unsuru" olan)
fotomontaj şebekliklerine,
cevap vermeyi bile gereksinmiyor; onu muhatap almıyorduk. Çünkü
bir takma isim ardına sığınan bir (ya da birkaç) korkak sapığın,
bu tür kalleşçe, ahmakça saldırılarına kimsenin itibar edeceğini
düşünmüyorduk. Kimse de itibar etmiyordu zaten... Hatta kimse
itibar etmediğinden, kimseye inandırıcı gelmediğinden ötürü;
Burak Caney'in ardına sığınan korkak sapıklar, onu bir satranç
piyonu gibi feda etmeye karar vermiş, onu bize (Bulunmaz ve
Büktel'e) yamamaya, onun Hilmi Bulunmaz olduğuna ilişkin
haberler yaymaya, Burak Caney'in "bizim" arkadaşımız olduğunu
iddia ederek onu bir piç gibi bizim kapımızın önüne koymaya bile
kalkışmışlardı. (Bakınız:
"Başka Kapıya!").
Bizim müdahale
yazılarımız nedeniyle
Burak Caney'i bize yamamayı
başaramayan internet sapıkları, çarnaçar, onu tekrar sahiplenmek
zorunda kaldılar. Tek farkla ki, artık Burak Caney'in karalama
taktiğinin işe yaramadığını fark etmişlerdi. O nedenle, bu kez
de, Burak Caney'in imajını restore etme çabasına girdiler.
Burak Caney'in sitesinde yayınlanmış (suç unsuru teşkil eden)
yalan dolu yazıları ve
fotomontaj şebekliklerini, azar
azar, akılları sıra çaktırmadan, kedi pisliğini örter gibi,
silip yok ettiler. Zaman zaman, o ahmakça yalanları ve
fotomontajları yine yayınlıyor, ama artık 2-3 günden fazla
yayında tutmuyorlardı. Bir ekleyip beş silerek siteyi iyice
küçültüp kendi akıllarınca "arındırdılar". Birkaç gerçek
ismin (Özdemir
Nutku,
Tuncer Cücenoğlu,
Üstün Akmen)siteye destek verdiğini açıklayarak
siteye destek ve prestij kazandırmaya çalıştılar. Ama zaten
kaybedecek prestijleri kalmadığı için (ölmüş eşek kurttan
korkmaz misali) Coşkun Büktel'den korkmayan iki kişi (yalan
makinası Mustafa Demirkanlı ve sansür makinası
3. Abdülhamid)
dışında hiç kimse, kendi ifadesiyle, kendi "kalemiyle", bizzat
yazarak, Büktel ve Bulunmaz'a "açıkça mertçe Türkçe netçe" tavır
koyarak, Burak Caney'in sitesini desteklemeye
yanaşmadı.
Tiyatro çevresinde
yüzlerce kişinin nasırına bastığımız, üstlendiğimiz tiyatro
misyonu gereğince pek çok kişinin nefretini kazandığımız halde;
yarattıkları markanın (Burak Caney'in) tiyatrocular arasında
bize karşı yeterli desteği sağlayamadığını gören korkak
sapıklar, desteği, facebook'ta geyik yapan çoluk çocukların
yardımıyla sağlamaya karar verdiler. Bulunmaz ve Büktel aleyhine
facebook'ta bir kampanya düzenlediler. (Bakınız:
Burak
Caney sayfası,
Güncelleme: 11 Şubat 2008.)
Herkesin her türlü imzayla herkes hakkında her şeyi yazabildiği
facebook denen "belirsizlik bataklığında" bile, "TİYATRO DÜNYASI
KÜFÜRBAZLARA KARŞI SEFERBER OLDU" yaygaralarına rağmen
yeterince imza toplayamayınca; daha inandırıcı bir imaja sahip
olabilmek amacıyla, Burak Caney'in işlediği tüm suçlardan
arınmaya, (zaten artık yeterince deşifre oldukları için) bu kez
Burak Caney markasından (imajından) temelli kurtulmaya karar
verdiler. Burak Caney olarak işledikleri suçların kanıtlarını
tümüyle silip ortadan kaldırmak için, Burak Caney'in sitesini bu
kez "tümüyle" kapattılar. (Bakınız:
Burak
Caney sayfası,
Güncelleme: 11 Şubat 2008.)
Burak Caney'in admin olarak facebook'ta düzenlediği kampanyadan
admin başlığındaki Burak Caney adını bile sildiler. Böylece,
Burak Caney diye biri hiç varolmamış gibi, akılları sıra
kendilerini "akladılar". Ama Burak Caney'in çift
"oo"lu
tiyatrooyun.blogspot.com adresli sitesinden kalan bazı
sayfaların kaydı, bugün (18 Şubat 2008) itibariyle bile
google'da hâlâ
duruyor. Burak Caney'in yayınladığı yalanların ve
fotomontajların önemli bir bölümü, ilk günden beri, Hilmi
Bulunmaz'ın sitesinde okurlara sunuluyor. (Bakınız:
"Burak Caney'in fotoğraf sergisi.")
Hilmi Bulunmaz'ın
tek "o"lu tiyatroyun sitesinin isim ve formatını birebir taklid
ederek başlattıkları çift "oo"lu tiyatrOOyun sitesi, ilk
günlerde, dikkatsiz okurlar tarafından, Hilmi Bulunmaz'ın tek
"o"lu tiyatroyun sitesi sanılıyordu. Çünkü Burak Caney ardına
sığınmış orospu çocukları, Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel
imzasını da kullanmakta sakınca görmüyor, bizim ağzımızdan en
ahmakça yalanları yayıyorlardı. Kısa süre sonra olay herkes
tarafından fark edilince, format değiştirdiler. Şimdi ise adres
değiştirerek, bir kez daha makyaj yenilediler. Şimdi, zemzem
suyuyla kırk kere aptes almış olarak, kirli mazilerinden ve
Burak Caney adından "arınmış"(!) olarak, tiyatrooyun.org
adresinde, "nezih"(!) yayıncılık yapmaya, aynı iftira
kampanyasını daha "nezih"(!) biçimde sürdürmeye başladılar. İlk
"açık ve net" destekçileri, elbette ki,
yalan makinesi
Mustafa Demirkanlı ile sansür makinesi
3. Abdülhamid
oldu. Bu iki işbirlikçi,
www.tiyatrom.com ile
www.tiyatrodergisi.com.tr
adlı sitelerinin ana sayfasında, Burak Caney'in
www.tiyatrooyun.org adlı yeni sitesine başarılar
dilediler.
Yapılan
kepazeliklerin unutulduğunu (Bakınız:
"Burak Caney'in
fotoğraf sergisi".)
tüm okurların balık
hafızalı ahmaklar olduğunu sanan Burak Caneyler, şu sırada, facebook
denen "belirsizlik bataklığından" toplayacakları 500 kişiyle
bize toplu olarak dava açacaklarını söylüyorlar. Peki neye
güveniyorlar? Kendilerinin namertliğine ve bizim mertliğimize
güveniyorlar. Kendileri, tükürdüklerini namertçe yalayarak,
Burak Caney adıyla işledikleri tüm suçların kanıtlarını silip
yok ettiler. Burak Caney sitesini tümüyle ortadan kaldırdılar.
Aleyhimize olabilecek herhangi bir delili yok etmek bizim de
elimizde. Ama korkak sapıklar bizim mertliğimize güveniyorlar.
Bizim, tükürdüğümüzü asla yalamayacağımızı, yayınladığımız bir
tek satırı bile kaldırmayacağımızı biliyorlar. Ve örgütlenmiş
namertliğin, bizim mertliğimize galebe çalacağına inanıyorlar.
Kendilerine dava açmadığımız için yatıp kalkıp dua etmeleri
gereken bu "yüzsüz", bu namert sapıkların dava
tehditlerine Hilmi Bulunmaz, linkini bu yazının hemen altında
bulacağınız, "Bulunmaz Meydan Okuyor" başlıklı iki
bölümlük nefis bir video konuşmasıyla yanıt vermiş. Ben de
cevabımı aşağıdaki paragrafta vermiş olayım:
Hilmi Bulunmaz'ın
ve benim, emniyete başvurarak Burak Caney ardındaki korkak
sapıkların kimliklerini belirlememiz ve onları mahkum ettirmemiz
gayet kolaydı. Ama yapmadık. İkimizin de farklı nedenleri vardı.
Hilmi, sosyalist kimliği nedeniyle düzenin emniyet güçlerinden
yardım istemeyi kendine yediremiyordu; ben ise, onları şikayet
ederek, takma isim ardına saklanan korkak sapıkların beni
rahatsız edebildiklerini kabul etmiş gibi bir duruma düşmek
istemiyordum. Sapıkların bizi dava edecek kadar salak
olduklarını sanmıyorum. Umarım kurnaz bir avukat kanlarına
girer; umuyorum, çünkü bilirsiniz, davayı kim kaybederse
kaybetsin, avukatlar mutlaka kazanır ve bu yüzden onlar hep dava
açmaktan yanadır. Keşke kurnaz bir avukatın gazına gelerek
o söyledikleri toplu davayı bize açsalar. Ve keşke 500 kişi
değil, hiç değilse, birkaç bin kişi olsalar. Karşı dava
açtığımızda, her birinden birer milyar kazansak, trilyoner
oluruz. Ama bütün bunlar ham hayal!... Burak Caney denen korkak
sapıkların sözlerini tuttukları görülmüş şey değil ki!... Demek
yatıp kalkıp biz dava açmadığımız için dua edeceğinize,
birlikten kuvvet doğar/örgütlü melanet hakikati boğar
diyerek bize dava açacaksınız, ha? Demek örgütlü namertliğin
kelle sayısıyla hakikati bastıracaksınız, ha?... Sizi "yüzsüz"
sapıklar!... 500 milyon kişi bile bulsanız ne yazar?...
Mahkemeler kelle sayarak değil, kanıtlara bakarak karar veriyor.
Ve hakimler, öyle facebook'ta geyik yapan çoluk çocuk
kadar kolay kandırılamıyor. Burak Caney takma adıyla yaptığınız
iğrençlikleri internet sitenizden kolayca sildiniz diye, o
iğrençlikler yüzlerce okurun hafızasından da silinmiş olmuyor.
Sizi "yüzsüz" sapıklar!... Sizi yavuz hırsızlar!... Bizi dava
edeceksiniz, ha?...
Etmezseniz
adisiniz! Nah edersiniz!
Bulunmaz'ın cevap
konuşmasına ulaşmak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:
BULUNMAZ MEYDAN OKUYOR!
————————————
Hilmi Bulunmaz, kamera
karşısında bir kez daha "döktürdü"
Büktel ve
Bulunmaz'a (yani alnı açık olarak; açıkta, mertçe, "ortada"
durarak, vandalizmle mücadele eden bu yegâne iki insana);
Burak
Caney takma adının ardına gizlenip, "sütre
gerisinden", kalleşçe ve en ahmak yalanlarla saldıran
korkak sapıkların (bunu yazan "Tosun"ların) maskesini; Hilmi
Bulunmaz, son video sohbetinde, yırtıp atıyor
Bulunmaz'ın Orhan
Alkaya'yı değerlendirdiği video sohbetini
"bir meddah
ustalığı katarak, olağanüstü 'hisseli ve eğlenceli' bir
gösteriye dönüştürdü"ğünü üç hafta önce yazmıştım. (Bakınız:
"Bulunmaz'ın giderek virtüöz kalitesine ulaştırdığı doğaçlama
sohbetleri") Bulunmaz, daha sonra bir video sohbeti
daha yayınlamış ama, kendisine yönelik beklentinin tavan yapması
nedeniyle girdiğini sandığım gerilim, yazık ki, Bulunmaz'ın aynı
başarıyı tekrarlamasını engellemişti.(Bakınız:
"Bulunmaz, Alkaya ve etki alanını
tartışıyor")
Ama Bulunmaz, bu
haftaki sohbetinde, sorunu aşmış ve zirvedeki formunu yeniden
yakalamış. İşte sohbetin linki:
"Bulunmaz, sanal yayıncıları yargılıyor"
————————————
Sansür, yalnızca bizim kara
cahil tiyatro sitelerimizin (tiyatrom, tiyatronline,
tiyatrodergisi, vb) uyguladığı kaba ve antidemokratik
yöntemlerle değil; örneğin Doğan medya gibi daha elit ve medeni
görünen büyük yayıncılar tarafından da, daha ince ve demokratik
görünümlü yöntemlerle, sürdürülüyor.
Güney dergisi,
sansürün bir başka çeşidini gündeme getiriyor
Hilmi Bulunmaz,
Güney dergisinin yeni bir duyurusunu yayınlamış. Sansüre karşı
duyarlılığımız ve bilinen misyonumuz nedeniyle, duyuru ilgimizi
çekti.
Biliyoruz ki bizim
sitemiz, yalnızca bizi seven okurlarca izleniyor değil; bizden
nefret eden ve "bu orospu çocuğu yine neler karalamış" merakını
yenemeyen vandallar tarafından da "gözetleniyor". Günde ortalama
150 kez ziyaret edilen ve günde ortalama 2000 kez tıklanan
sitemizin kaç tane "izleyici" ve kaç tane "gözetleyici"
tarafından ziyaret edildiğini, düşman nazarların mı, yoksa dost
bakışların mı daha fazla olduğunu bilemiyoruz. (Tek
bildiğimiz, düşmanlarımızın dostlarımızdan çok daha aktif
olduğu.)
(İzleyici
sayımızla ilgili olarak verdiğimiz rakamların doğruluğunu
kontrol etmek isteyen izleyicilerimiz ve gözetleyicilerimiz
coskunbuktel.com/webtrafik
adresini tıklayarak geçmiş ve gelecek "tüm" rakamlarımızı kendi
gözleriyle günü gününe izleyebilir veya gözetleyebilirler.)
Güney dergisinin
duyurusunu, bizi gözetleyen "kem gözlere" değilse de, bizi
izleyen dostlara öneriyoruz:
GÜNEY SUSMUYOR
————————————
A. Ertuğrul Timur'un (nam-ı
diğer
3. Abdülhamid'in) "O
devirler kapandı.. Mektup dolaştırma yok.. Torpil yok!"
diyen başbakana ithaf ettiği haber:
İBŞT'de torpil
skandalı
Türkiye'nin en
ünlü tiyatro profesörü Özdemir Nutku'nun, eleştirilerinden
dolayı gıcık olduğu bir yazar (Coşkun Büktel) için, "Theope'nin
Fransa'da aynı adlı bir benzeri var" diyerek, otuz kişilik resmi
DT toplantısında, yani yazarın giremediği kapalı kapılar
ardında, açıkça yalan söylemesini, eserine çalıntı suçlamasında
bulunarak o yazara iftira etmesini ve bu iftiranın CD kaydıyla
belgelenmiş olmasını (Bakınız:
"Özdemir Nutku skandalı")
tüm tiyatro camiasıyla birlikte davranarak, yani (çobanın
otoritesine karşı çıkmayı göze alamadığından susmayı tercih
eden) koyun sürüsüne katılarak, görmezden gelen A. Ertuğrul
Timur (nam-ı diğer
3. Abdülhamid) (Bülent Arınç'ın arkadaşı olduğu hiçbir belgeye dayanmaksızın
öne sürülen) Osman Gidişoğlu'nun İBŞT'de bir yıl kadrosuz
çalıştıktan sonra, daha uzun zamandır bekleyenlerden önce
kadroya alınmış olmasını, daha önemli bir skandal sayarak, neyse
ki, görmezden gelmemiş ve haber yapmış.
Timur'un başbakana
ithaf ettiği haberi, başbakan, umarız ki, Timur'dan daha
demokrat davranır ve görmezden gelmez. Bizim, bir demokrat
olarak başbakanın demokrat olmasını ummaya hakkımız var. Peki
ama
"yaşasın sansür"
başlığının mucidi olan ve işine gelmeyen
skandalları görmezden gelmeyi doğal bir alışkanlık olarak
benimsemiş bulunan Timur'un, başbakan tarafından "görülmeyi"
ummaya, başbakanın kendisinden (Timur'dan) daha demokrat
davranmasını ummaya hakkı var mı?
3. Abdülhamid rolünü terk edip
ne zaman adam gibi davrandıysa, ne zaman okurlara yararlı, adam
gibi yayıncılık yaptıysa, Timur'un haberlerini destekleyerek
okurlarımıza ulaştırdık ve ulaştırmaya devam edeceğiz. Okurların
mutlaka bilmesi gereken önemli bir haber, bizi sansür etmiş olan
sitelerde bile yayınlanmış olsa, biz o haberi, kaynak
belirtip link vererek, okurlarımıza mutlaka
ulaştırdık/ulaştıracağız. Bu demokratik tavrımız ve sansür
karşıtı misyonumuz asla değişmeyecek. Biz sansürcülerin bile
sansürlenmesine her zaman karşı çıktık. (Bakınız: Büktel,
"Sansürcülerin bile sansürlenmesine
karşıyım"). Bizde sansür hiçbir zaman
olmadı/olmayacak. Bizi örnek almayan, tam tersine, yaptığımız
her şeyin tam tersini yapan; somut kanıt ve belgelerin,
açıklığın, şeffaflığın, örtüsüz çıplak gerçeğin, bilimselliğin,
kaynak göstermenin, kaynağın direkt adresine link vermenin,
kısacası "hakikatin" gücüne inanmak yerine; zombiler gibi
karanlığın, gizliliğin, sansürün, yalanın ve dezenformasyonun
gücüne inanan siteler için, bir tek iyi dileğimiz var: "Tarih
taksiratlarını affetsin!"
Timur tarafından
İBŞT'de torpil skandalıyla ilgili (başbakana ithaf edilen)
haberi okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız (Umarız
ki, başbakan Tayyip Erdoğan, bizim
3. Abdülhamid'den daha
demokrat çıkar ve haberi görmezden gelmek yerine, onun gereğini
yapar):
İBŞT'de Osman Gidişoğlu skandalı
————————————
tiyatrom.com sitesinin
sahibi A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid)
İBŞT'nin açtığı tiyatro salonlarının akıbeti hakkında (gözleme
dayanan) vahim gerçekleri açıklayarak, İstanbul belediye başkanı
Kadir Topbaş'tan fena halde hesap soruyor
AKP, tiyatroyu
varoşlara sürmeye, denize dökmeye çalışırken (bakınız,
"Kenterler
indirimde"); varoşlardaki tiyatro salonlarında neler
oluyor?
Sansürcü Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) bugüne dek
Türk tiyatro camiasına sansür ve dezenformasyon uygulayarak
verdiği zararları adeta tazmin etmeye çalışırcasına, camianın
farkındalığını arttırmak bakımından olağanüstü yararlı, emek,
araştırma ve cesaret ürünü bir yazıya imza atmış.
Timur'un yazısı
aşağıdaki haberle başlıyor:
"AK Parti İl
Başkanlığı’nın düzenlediği ‘Hizmet Yerinde Görülür. Gidelim
Görelim’ konulu programda kültür ve sanat yatırımlarını
anlatan Başkan Topbaş, 'Dünyaya tiyatroyla, eve metroyla
gidilecek bir kent oluşturuyoruz' dedi.
AK Parti İl
Başkanlığı’nın yüzde 80’i tamamlanan Sütlüce Kültür Merkezi’nde
düzenlediği ‘Hizmet Yerinde Görülür. Gidelim Görelim’
konulu toplantı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir
Topbaş, AK Parti İl Başkanı Aziz Babuşçu, AK Parti İstanbul
Milletvekilleri Osman Yağmurdereli ve Necat Birinici ile çok
sayıda sanatçının katılımıyla gerçekleşti. Orhan Gencebay,
İbrahim Tatlıses, Adnan Şenses, Mustafa Sağyaşar, Sinan Çetin,
Yonca Evcimik, Şahin Özer, Uğur Işılak gibi çok sayıda ünlü
simanın yer aldığı programda Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof.
Dr. İlber Ortaylı, Başkan Topbaş’ın Kültür Danışmanı Prof. Dr.
İskender Pala ve Sanat Danışmanı Kenan Işık da yer aldı.
Toplantıda
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ilçe ve beldelerde yaptığı
kültür ve sanat yatırımları ile düzenlenen etkinlikleri anlatan
Başkan Kadir Topbaş, Bakırköy’den Kartal’a, Ümraniye’den
Tuzla'ya kadar 17 kültür merkezi inşa ettiklerini, İstanbul’a 2
yeni tiyatro sahnesi kazandırdıklarını, koltuk sayısını 3 bin
100’e çıkartarak ikiye katladıklarını belirterek, kongre
turizminde 1998 yılında 49. sırada yer alan İstanbul’un 2006
yılında 17. sıraya yükseldiğini söyledi."
Timur, bu haberden
sonra, Topbaş'ın açmış olmakla ve (hepsi varoşlarda olmak üzere)
yenilerini açacak olmakla övündüğü "AKP salonları"nda neler olup
bittiğini tek tek teşhir ediyor. AKP, "gidelim görelim"
edebiyatıyla, tiyatroyu "gidilemez görülemez" varoşlara
sürdüğünü, bir kenara süpürdüğünü örtbas etmeye çalışadursun,
sizler, aşağıdaki başlığı tıklayarak, Timur'un yazısını mutlaka
okuyun ve açılan salonların akibetiyle ilgili acı gerçekler,
AKP'nin tiyatro vizyonu hakkında zihninizi iyice netleştirsin.
KADİR TOPBAŞ'A YANIT
————————————
Birkaç ay önce başlattığı
görüntülü internet sohbetlerini Hilmi Bulunmaz, zaman içinde bir
meddah ustalığı katarak hızla geliştirip sonunda olağanüstü
"hisseli ve eğlenceli" birer gösteriye dönüştürdü
Bulunmaz'ın
giderek virtüöz kalitesine ulaştırdığı doğaçlama sohbetleri
Bugüne dek,
Bulunmaz'ın internet sohbetlerine link vermeyi düşünmemiştim.
Çünkü seçtiği konularda herhangi bir hazırlık yapmadan çıkıp
daldan dala atlayarak konuşması ve youtube'un zaman sınırlaması
olan 10 dakika dolunca, konuşmanın mantıksal doyuruculuğa
ulaşmadan aniden son bulması; bende, Bulunmaz'ın eldeki olanağı
iyi kullanamadığı, harcadığı duygusunu yaratıyordu. Bulunmaz'a
hep, hazırlık yaparak çıkmasını ve elindeki olanağı daha iyi
kullanmasını tavsiye ediyordum. O da bana ve izleyicilere, oğlu
Cemal Bulunmaz askerden dönünce, bu konuşmaları doğaçlama yapmak
yerine, "hazırlanarak" yapacağını vadediyordu. Cemal Bulunmaz 18
Ocak 2008'de askerden dönüyor. Ama ben, Hilmi Bulunmaz'ın
internet sohbetlerini "hazırlanarak" yapması gerektiği
konusunda artık eskisi kadar emin değilim.
Çünkü Bulunmaz,
zaman içinde, bu on dakikalık youtube formatına öylesine egemen
hale geldi ki, on dakikanın içinde zamanı mükemmel kullanmayı
öğrendiği ve anlatmak istediği şeyi anlamlı bir bütünlüğe
ulaştırabildiği gibi, ilk günlerdeki güvensizliğini ve
tutukluğunu hızla aşarak, yaptığı tiyatro sohbetlerine
tiyatrallik kazandırmayı, olağanüstü meddahlık yeteneğini de
katıp, sohbetleri "hisseli ve eğlenceli" birer gösteriye
dönüştürmeyi başardı. Hilmi Bulunmaz, özellikle, "peyniri
kapmaya çalışan tilki"ye benzettiği Mustafa Demirkanlı'yla
"peyniri ağzından bırakmayan karga"ya benzettiği Orhan Alkaya
arasında gerçekleşen röportajı ve "Cumhuriyet
gazetesinin Carlo Goldoni fiyaskosunu" son iki sohbetinde
değerlendirirken, içerik ve görsellik açısından tam bir virtüöz
kalitesine ulaşıyor.
Hilmi Bulunmaz
kameranın karşısına, doğaçlama yaparak çıkmak yerine, hazırlık
yaparak çıkarsa; söz gelimi,
"Demirkanlı yalanları"nın ince
hilelerini daha net ve anlaşılır biçimde deşifre edebilmek için
söyleyeceklerini önceden ezberlerse; sesinde, tonlamalarında ve
özellikle el kol hareketlerinde bugün yakalamış olduğu doğallık,
sıcaklık, samimiyet ve inandırıcılığı aynı dozda sürdürebilir
mi? Yoksa (vandallara hiç de değerli gelmediğinden emin
olduğum) o artı değerlerden, doğallık, sıcaklık, samimiyet ve
inandırıcılıktan, fire verir mi?
Bu soruya cevap
vermek ve cevabın gereğini yapmak Hilmi Bulunmaz'a
düşüyor. Karar Hilmi'nin.
Ben kendi payıma,
Hilmi Bulunmaz'ın haftalık sohbetlerini izlemek için, Pazar
akşamlarını artık iple çekiyorum.
Aşağıda, Hilmi
Bulunmaz'ın tiyatro sohbetlerini (sondan başa doğru kronolojik
olarak sıralanmış biçimde) toplu halde bulacağınız,
tiyatroyun.com sayfasının linkini veriyoruz:
HİLMİ BULUNMAZ'IN TİYATRO SOHBETLERİ
————————————
Hilmi Bulunmaz nihayet oyun
seyretti ve oyun eleştirisi yazdı
Donkişot
Tiyatro'nun Kenter sahnesinde, Şakir Gürzumar rejisiyle
sergilediği
"Dalga", Bulunmaz'ı
tatmin etmedi
Faşizme ve sansüre
karşı mesajlar içeren
"Dalga", "yalan makinesi" ve
tescilli sansürcü Mustafa Demirkanlı tarafından (Bakınız:
Demirkanlı yalanları) ayakta
alkışlandığı halde; sansürün ve sansürcülerin yeminli düşmanı
Hilmi Bulunmaz'ı pek heyecanlandırmadı. Demek ki, ortada sahici
olmayan bir şeyler vardı.
Hilmi Bulunmaz'ın
sansür karşıtlığı, Bulunmaz'a küfreden yazılara sitesinde sayfa
ya da link vermekten asla kaçınmamış ve sitesinde yayınladığı
hiçbir yazıyı sitesinden silmek (yani tükürdüğünü yalamak) gibi
bir acizliğe alçalmamış olması nedeniyle kesinlikle sahicidir.
"Yaşasın Sansür"
ekolünün demirbaşlarından olan Demirkanlı'nın sansürcülüğü ise,
(örneğin, demokrat görünme amacıyla önce yayınlayıp daha sonra
işine gelmediği için sitesinden silip attığı kendine muhalif birçok yazı sayesinde ve Demirkanlı'nın insanlara "cevap hakkı"
tanımadığını açıkça belirten kendi sözleri ("Feridun
Çetinkaya ve Coşkun Büktel yanıt haklarını kullanmak isterlerse,
şunu bilmeliler ki başvuracakları yer İstanbul Mahkemeleri’dir.
Tekzip kararını getirirler ve yanıt hakları sayfalarımızda yer
alır. Biz, Tiyatro Dergisi olarak, ilkel ve iğrenç olmaya devam
ediyoruz.")
sayesinde yıllar önce belgelenmiş olduğu için, Demirkanlı'nın
sansür yandaşlığı da yüzde yüz sahicidir.
Peki öyleyse
sahici olmayan şey neydi?
Sansür karşıtı
mesajlar içeren
"Dalga"yı, tescilli sansürcü
Demirkanlı ayakta alkışlarken, sansürün ve sansürcülerin yeminli
düşmanı Hilmi Bulunmaz niye doğru dürüst alkışlamadı?
Bu meraklı
muammaya cevap bulabilmek için, Hilmi Bulunmaz'ın
"Dalga" analizini
okumanızı öneriyor ve link veriyoruz:
TELEVİZYON SOSLU FAŞİZM ELEŞTİRİSİ:
"DALGA"
Not:
Kâzım Şimşek'in,
gala gecesi yaşadıklarını öykü tadında anlattığı ve
"Dalga"yı tanıttığı sıcak, samimi yazısını okumak
için, aşağıdaki başlığı tıklayabilirsiniz:
"DALGA" ADLI OYUN
————————————
Orhan Aydın suçladığı
insanın ismini vermemekte hâlâ çocuk gibi inat etse de,
suçlamalarını belgelemeye hâlâ tenezzül etmese de; yazılarını
anlamsız genellemelerden ve kocakarı "vıdı vıdılarından" öteye
götürmek yönünde önemli bir adım atmış
Orhan Aydın,
"mandal" diye tanımladığı Kenan Işık'ı suçlarken, isim
vermese bile, gayet net ve somut biçimde "eşkâl" veriyor.
(...)
"Adam gelmiş bilmem kaç yaşına, utanmadan eli gözü, kaşı sözü
işmar ediyor.
Kimin sesidir, neyin nesidir? Aslında belli. Ortada bir ip.
Üstünde cambaz.
Ancak vatandaşımız pişkin. Kirli sakalı, takım elbisesi ile hep
“böyük” adamların yanında poz vermekle geçiyor hayatı.
Eli ayağı güçlü. Yarışma programlarından götürdükleri ile
edindikleri azımsanamayacak değerde olsa gerek. Aslında
muhteremin para sorunu yok. Bu belli. İkide bir çalışmaya
ihtiyacı olmadığını ünleyip duruyor.
Çevresinde at oynattığı geniş bir alan var. Ülkenin dinci
sermaye gruplarının aranan adamı. Zemzem sularının eksik
olmadığı, 'ikram' sofraların vazgeçilmezi.
Şimdilerde İstanbul Belediye başkanının sanat danışmanı!
Buraya kadar tamam. Tamam da, adam şehir tiyatrolarındaki son
'ihale ile sanatçı alma' rezaletini savunurken, laf arasında
yumurtladıkları çekilir gibi değil.
Aziz Nesin’e sözü olduğu için Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ı
sahneye koymuşmuş!
Utanmazlığın böylesine de pes doğrusu.
Aziz Nesin usta eğer yaşıyor olsaydı, bu AKP’nin kapı koluna
iliştirilmiş, plastik mandalına ne cevap verirdi acaba?"
(...)
Orhan Aydın'ın Kenan Işık
hakkında yine "kanıtsız, belgesiz",
çalakalem yazdığı, kolay okunan yazısında yer alan suçlamalara
"kalben" katılıyoruz. Ama neden katılıyoruz? Orhan Aydın'ın
yazısını inandırıcı bulduğumuz için mi? Hayır. Kenan Işık'ı
Orhan Aydın'dan daha iyi tanıdığımız için... Işık'ın magazine
düşmesinden çok önceki dönemde, (herkesin Işık'ı yarışma
sunucusu değil de önemli bir yönetmen zannettiği dönemde)
Işık'ın sanatsal yetersizliğini iki kere iki dört gibi
kanıtlayan, "inandırıcı" yazılar yazdığımız için (Örneğin,
bakınız: Büktel, "Sanata Evet Diyen Vandallar",
"Türk
Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar,
1998. Sayfa 247 ve devamı)...
Gayet net biçimde "eşkâl"
verip de, isim vermemek için anlamsız biçimde direnmesine
rağmen, Orhan Aydın'ın Işık hakkında (3. Abdülhamid'in
sansür kurallarına itaat çerçevesinde yazarak,
3. Abdülhamid'in
sitesinde yayınladığı) yazısını, ilk kez, düşman kazanmaktan ve
risk almaktan daha az korkarak
"somut" bir hedefe yöneltmiş
olması nedeniyle, Aydın'ın yazı serüveninde bir gelişme olarak
görüyor ve okurların dikkatine sunuyoruz:
"MANDAL"
————————————
Tiyatro sanatının AKP
yönetimince, büyük rantlı şehir merkezlerinden sürülüp atılarak,
(Beykoz gibi) uzak varoşlara ve vapur sahnelere, denizlere
kaydırılmaya; Arap zenginlerine ve alışveriş merkezlerine
değerli arsa yaratmak için, tiyatronun, bir anlamda, "kenara"
itilmeye, "denize
dökülmeye"
çalışıldığı bugünlerde...
Kent
Oyuncuları, bilet fiyatlarını halka indiriyor
Aşağıda linkini
verdiğimiz habere göre, yeni sezonda sahnelenecek üç oyun için
üç bilet birden aldığınızda, her bilet için 25 YTL yerine, üç
bilet için 30 YTL ödeyecek ve böylece, Kenter'lerin yeni
oyunlarını, sinema fiyatına izleyebileceksiniz.
Bitmedi;
Kenter'lerin bir sürprizi daha var: Ayda bir gün, "Ne
ödeyebilirsen" uygulaması... Ayda bir gün, Kenter'lerin
oyunlarına dilediğiniz fiyatı (1 ya da 2 YTL veya daha az,
veya daha çok) ödeyerek girebileceksiniz.
Halkın yararına
olan her uygulamayı desteklediğimiz gibi, İstanbul Şehir
Tiyatroları'nın kısa süreli 1 YTL uygulamasını desteklediğimiz
gibi, Kent Oyuncuları'nın bu uygulamasını da destekliyoruz. Ne
var ki, fiyat indirimini önemli bulmakla birlikte, asıl konunun
"iyi tiyatro yapmak" olduğu unutulmamalıdır diyoruz.
Asıl konu,
seyircileri heyecanlandıracak bir şeyler yapmak... Bilet
fiyatlarını azaltmanın, kaliteyi azaltacağını ya da yüksek
tutmanın kaliteyi yükselteceğini sanmıyorum. O nedenle, oyun
kalitesi ile bilet fiyatlarını iki ayrı konu olarak
değerlendirmemiz ve halktan yanaysak, biletlerin ne kadar ucuz
olabilirse o kadar ucuz olmasını desteklememiz gerektiğini
düşünüyorum. Biletleri ucuz tutan tiyatroların "ucuz oyunlar"
sahnelediğine tanık olursanız, bilmelisiniz ki, o
tiyatrolar, aslında biletler pahalı olsa da, daha iyi tiyatro
yapamazlar (belki ancak "daha pahalı prodüksiyonlar"
yapabilirler).
Bilet fiyatlarının
ucuz olmasını desteklemekle birlikte, aslolanın, seyirciye
tiyatro heyecanı aşılayabilecek prodüksiyonlar yapmak olduğunu
söylemiştik. Bu cümle bana, tiyatro heyecanını en yoğun biçimde
yaşadığımız 1960'lı yılları hatırlattı:
60'ların sonlarına
doğru, İzmir'de, öğleye kadar Alsancak'taki Namık Kemal Lisesi'nde okur,
okuldan çıktıktan sonra, Karabağlar, Sinema Durağı'ndaki evime
gidecek otobüse binmek üzere, bazen Çankaya'ya, bazen de Konak'a
kadar yürürdüm. Yorgun argın eve vardığımda, hemen yemeğimi
yiyip, mahallemizde suluboya fırçaları üreten bir atölyeye
çalışmaya giderdim. Atölyede, atölyenin sahibi olan iki kardeş
dışında, iki de işçi çalışıyordu: Ben ve Erdinç Özdemir...
Bugünün şair ve tiyatrocusu
Erdinç Özdemir
(1950) ilkokuldan sonra okula gitmediği için,
fırça atölyesinde, (atölyenin mahallemize gelmesinden önceki
yıllardan beri) "tam zamanlı" olarak çalışmakta ve
tanıştığımızda (1966 olmalı) yanlış hatırlamıyorsam 15 TL
haftalık almaktaydı. Ben atölyedeki işe, Erdinç'le
tanışmamızdan bir süre sonra, dahil oldum ve orada saat
başı üzerinden ücret alarak ve kaç saat çalışacağıma kendim
karar vererek, daha özgür bir program düzeniyle çalıştım.
Fırçaların kıllarıyla ilgili "daha ince" işlemleri de
yapabilecek kadar usta olsa da, Erdinç de, daha çok, benimle
birlikte, (iki farklı boyutta çelik kalemtraştan ibaret olan)
torna makinesinde çalışıyordu.
Patronun
keresteciden satın aldığı ve binlerce ince, kısa çubuk
haline gelinceye dek bıçkıyla doğrattığı, çuval çuval ahşap
malzemeyi, tek tek tornadan geçirip sulu boya fırçalarının
sapları haline getiriyorduk. Tornadan sonra, sapların zımpara,
boya, numara vurma ve kıllarla birleştirme işlemleri de vardı.
Ama patronlar bize daha çok torna işini yaptırıyorlardı; çünkü
oldukça sağlıksız bir işti. Tek motorla dönen iki çelik
kalemtraşta, Erdinç'le birlikte iki saat çalıştıktan sonra,
havaya yayılan ahşap tozu yüzünden, çalıştığımız ortamda,
neredeyse göz gözü görmez olurdu. Üniversiteyi kazanıp
İstanbul'a yerleşmemden önceki birkaç yıl boyunca, yuttuğum
toplam odun tozu miktarı yarım kiloyu bulmuş olabilir.
Benim atölyeye
katılmamdan sonra, Erdinç'le birlikte patronlara baskı yapıp,
ücretlerimizi aşama aşama ama hızla yükseltmiştik. Patronlar,
Erdinç'i benim "bozduğumu" sonunda anladıklarında, benden nefret
etmiş, benden "o kurt bakışlı Coşkun" diye söz eder olmuşlardı.
Ama Erdinç gibi az bulunur bir "sağmal ineği" kaçırmak
istemedikleri ve benim işimden de memnun oldukları için, Erdinç
sayesinde bana uzun süre tahammül ettiler. Sonunda artık benimle
çalışmayacaklarını açıkladıklarında, zaten ben de, Erdinç de,
artık onlarla çalışmak istemiyorduk. Son zamanlarımızda, artık
Erdinç de benim gibi, saat başı ücret almaya başlamıştı. Benim
ücretim, yanlış hatırlamıyorsam, en son olarak, saatte 150
Kuruş'a yükselmişti.
İşte o günlerde,
Genco Erkal, "Bir Delinin Hatıra Defteri"yle İzmir Elhamra
Sineması'na turneye geldi. Bilet fiyatı yirmi Lira'ydı. Balkon
daha ucuzdu ama biz o ilkel ve sağlıksız koşullarda kazandığımız
40 Lira'ya kıyıp, günler önceden ve ön sıraların birinden iki
bilet alarak Genco Erkal'ı seyretmeye gitmiştik. Sinemayı çok
sevdiğimiz ve sinemalara bedava girebildiğimiz halde, saatte 150
Kuruş kazanarak biriktirdiğimiz iki tane 20 Lira'yla Genco
Erkal'ı seyretmeyi tercih etmiştik. (İzmir Belediyesi'nde sinema
kontrol memuru olarak çalışan babamın mesleği sayesinde,
sinemalar bize bedavaydı. Sinemaların çoğunda babamın yakın
arkadaşları vardı ve babamın selamını söyleyerek Erdinç'le
birlikte o sinemalara bedava girebiliyorduk.) Ama yine de 40
Lira verip Genco Erkal'ı seyretmekten kaçınmamıştık ve temsilin
sonunda Erkal'a ödediğimiz her Kuruş'u helâl ettik. Aylar
boyunca, torna tezgahında yan yana çalışırken, Erkal'ın delisini
Erkal'ın tonlamalarıyla taklit ederek, kahkahalarla güldük.
(Aslında, daha çok ben güldüm; çünkü Erdinç'in taklitleri
öylesine başarılı ve öylesine komikti ki, "bi daha yap, bi daha
yap!" diye, Erdinç'e adeta yalvarıyordum.) O zamanlar, tiyatro,
devletten destek almak ya da sponsorlara yaranmak için değil;
yalnızca seyirciler için ve yalnızca seyircilerin desteğine
güvenerek yapılıyordu ve seyircileri fena halde etkiliyor,
politize ve tiyatralize ediyordu.
Yıllar sonra,
sanıyorum 80'lerin sonunda, Genco Erkal, (Kültür Bakanlığı'nın
ve belki bugünkü gibi Efes Pilsen'in de desteğiyle) "Bir Delinin
Hatıra Defteri"ni, yine Metin Deniz'e ait ama farklı bir dekorla
yeniden sanneledi. Bu kez, Kenter'lerin salonunda (ve
bedava) seyretmiştim, ama hiç zevk alamadım. Bence dekor da
yanlıştı, Erkal'ın o eski ateşinden eser kalmamış olması da
yanlıştı.
Bilet fiyatlarında
indirime gitmek önemli ama doğru tiyatro yapmak, tiyatro
heyecanı ve ateşiyle tutuşmuş olmak ve aylarca konuşacakları ve
yıllarca unutmayacakları bir heyecanla (örneğin iki Kenter'in
"Bedel"deki gibi iki enfes rolle sahnede yıllar sonra bir kez
daha buluşması kadar heyecanlı bir olayla) seyircileri
tutuşturmak daha da önemli. (Müşfik Kenter'in "Bedel"deki tefeci
karakteri ve o tefecinin
Erdinç Özdemir
ile haftalarca taklit etmeye çalıştığımız
öksürükleri otuz yıldır hâlâ hafızamdan ve kulaklarımdan
silinmiyor.) ("Bedel"i de,
Erdinç Özdemir
ile İzmir Elhamra'da ama bu kez babam
sayesinde bedelsiz seyretmiş, büyük keyif almıştık.)
İki Kenter'in Kent
Oyuncuları'na kendi kalitelerinde, hiç değilse, üçüncü ve genç
bir Kenter katamamış olmasını; kendilerinden sonra tufan
anlayışından başka bir nedene yoramıyor ve onların en büyük
bencilliği, en büyük tiyatral suçu olarak değerlendiriyorum.
Tiyatro sanatının AKP yönetimince, büyük rantlı şehir
merkezlerinden sürülüp atılarak, (Beykoz gibi) uzak varoşlara ve
vapur sahnelere, denizlere kaydırılmaya; Arap zenginlerine
ve alışveriş merkezlerine değerli arsa yaratmak için,
tiyatronun, bir anlamda, "denize dökülmeye" çalışıldığı
günümüzde; Kenter kardeşlerin herhangi bir nedenle sahneden
çekilmelerinden sonra, Harbiye'deki Kenter salonunun da
istikbali (indirimleri desteklememize ve her türlü indirime
rağmen) pek parlak olmayabilir.
Kent
Oyuncuları'nın yeni sezon için bilet fiyatlarında uygulayacağı
indirim kampanyasıyla ilgili haberi okumak için, lütfen,
aşağıdaki başlığı tıklayınız:
Kenter'lerde indirim
|