Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında     İlkemiz Büktel'in Gör Dediği İletişim

 

 

NE KADAR YİNELESEK AZDIR (30 Haziran 2008)

 

25 Ekim 2007

 

(...) Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske atacağı prestiji bulunan) tek bir tane tiyatrocu, adıyla sanıyla  ortaya çıkar da, Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse; Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp, Caney'in tüm iddialarını onun şahsında yanıtlayacağıma söz veriyorum. (...)

Alıntının Kaynağı:

Coşkun Büktel, "Gölge Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i bağrına bastı!"

 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 17

29 Haziran 2008

 

            Bülent Emin Yarar

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı Kemal hoca diyor ki:

"...Bu ülkede bir turist ya da bir kedi gibi geziyor olmamak için, bu ülkenin dilini, tarihini ve bilinçaltını anlamayı istemeli. Türkiye’nin ve Türkler’in bilinçaltını anlamak için, Sait Faik, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Necip Fazıl, Kemal Tahir, Oğuz Atay, Reşat Nuri, Yakup Kadri gibi dil ustası yazarları okumak kaçınılmaz bir gereklilik. Ama kimin için kaçınılmaz? Bu ülkede, attığı her adımın bilincinde olmak isteyenler için... Bastığı toprağın hangi meyva ya da sebzeleri ürettiğini bilmekle yetinmeyip hangi öyküleri ürettiğini de bilmek isteyenler için... Ait olduğu toprağı ve insanları tanımak isteyenler için..."

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

Kemal hoca hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=4&cp=all

 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 16

29 Haziran 2008

 

            Bülent Emin Yarar

 

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı Kemal hoca öğrencilerle amaçlar ve araçlar hakkında tartışıyor

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

Kemal hoca hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=4&cp=all

 

 

İlk kez Ekim 2006'da yayınladığımız

"Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?"

başlıklı yazımız, öylesine somut, sağlam reddedilmez kanıtlara dayandırılmıştır ki; "kaybedecek prestiji bulunan" bir tiyatrocunun kendini ahmak ya da alçak durumuna düşürmeden bu yazımıza karşı çıkması mümkün değildir; ya da ancak takma isim ardına saklanarak karşı çıkması mümkündür.

 

"ÇIĞ"

ASLINDA NEDİR,

NEYİ SARSIYOR?   

 

Coşkun Büktel

25 Haziran 2008

 

(...) Cücenoğlu'na cevap olarak bir kez daha tekrarlayalım: Evet, "Çığ"daki çığ, yalnızca bir doğa olayıdır. O nedenle, insanların baskıcı yönetimlere karşı susmayarak haykırması ne kadar makul ve mantıklı bir eylem ise, baskı ya da sömürü aracı olmayan çığ gibi doğal bir tehlikeye karşı haykırması da o kadar abuk ve dangalakça bir eylemdir. Haykırarak, karşı çıkarak baskıcı yönetimleri durdurma ihtimaliniz vardır, ama çığı haykırarak durduramazsınız. Ağaç dikerek, set çekerek, ya da konuyu bilenlerin önerecekleri başka somut önlemler alarak durdurabilirsiniz. Bütün bunlara rağmen durduramıyorsanız, orada yılın dokuz ayı cinsel perhizle yaşamak yerine, gider evinizi birkaç kilometre öteye kurarsınız. Ama Cücenoğlu'nun abuk sabuk oyununda, bu somut ve makul seçeneklere asla değinilmiyor, bu somut ve makul seçenekler asla tartışılmıyor. (Değiniliyor, tartışılıyor diyen varsa, göstersin, yayınlayalım.)

(...)

Yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ!

 

NOT: Bayındırlık Bakanlığı'nın sitesinde, çığı önlemek için yapılması gerekenler sıralanmış: Açıklanan önlemlerin en başında çeşitli ağaçlandırma yöntemleri yer alıyor. Daha sonra çığa karşı set çekmenin çeşitli biçimleri sıralanıyor. En son madde ise, "Çığ Riskli Alanın Boşaltılması ve Alana Girişin Yasaklanması"...

İşte Bayındırlık Bakanlığı'nın çığ önleme yöntemlerine ilişkin hazırladığı sayfanın linki: "ÇIĞLARI ÖNLEMEK MÜMKÜN MÜ?"

 

NE KADAR YİNELESEK AZDIR (25 Haziran 2008)

 

25 Ekim 2007

 

(...) Herhalde sizler de Burak Caney gibi isimlerinizin gizli kalmasını tercih edeceksiniz. Açık kimliğinizle ortaya çıkıp, Burak Caney'i "açık bir dille", "açıkça, mertçe, Türkçe" tebrik etmeye yanaşmayacaksınız. Yani "adam" gibi davranmak, karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte o nedenle, Burak Caney'i sahiplenmeniz, Burak Caney'i önemli kılmıyor. Onu muhatap almamı gerektirmiyor.

Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske atacağı prestiji bulunan) tek bir tane tiyatrocu, adıyla sanıyla  ortaya çıkar da, Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse; Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp, Caney'in tüm iddialarını onun şahsında yanıtlayacağıma söz veriyorum.

(...)

Alıntının Kaynağı:

Coşkun Büktel, "Gölge Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i bağrına bastı!"

 

 

Özdemir Nutku iftirasını savunmak, o kadar ahmakça ya da alçakça bir eylemdir ki; insanın kendini lekelemeden böyle bir ahmaklık ya da alçaklığa yeltenmesi artık mümkün değildir; ya da ancak takma isim ardına saklanarak yeltenmesi mümkündür.

Unutmamakta yarar var:

7 Eylül 2007

 

(...)

 

Yukarıda (bir kez daha) aktardığımız (CD kaydıyla "belgeli") sözlerinden anlaşılacağı üzere, Nutku, "hatırlar gibi" filan değildir. Kesindir: Yer ve zaman belirtmekte, (daha sonra Büktel'e karşı yazdığı "Coşkun Büktel'e Yanıt" başlıklı savunma yazısında) diğer "Theope"nin yazarını "ikinci sınıf" diye nitelemektedir. Yani gayet profesörce, otoriter ve bilimsel bir tavırla, açık ve kesin bir dille ve soğukkanlılıkla, düpedüz yalan söylemektedir. Yalan söylediği için, toplantının CD'sinde, Fransa'daki "Theope" için 16. yüzyıl tarihini verdiği görüldüğü (duyulduğu) halde, Nutku, sonradan bu yalanını unutmuş, Büktel'e karşı yazdığı savunma yazısında ("Coşkun Büktel'e Yanıt") tarihi 17. Yüzyıl olarak vermiştir. Bu tarih tutarsızlığı, Timur'un yazısında alıntıladığı ve bizim de yukarıda aktardığımız, ifadelerde de açıkça görülebilmektedir. Nutku'nun "Coşkun Büktel'e Yanıt"da Büktel'i yumuşatmak için söylediği her şeyin yalan olduğu (sonradan Şahin Ergüney'in ortaya çıkardığı toplantı CD'si sayesinde) kesinlikle belgelenmiştir. Ortaya çıkan CD;  toplantıda söylediği yalanı örtbas etmek için Nutku'nun, savunma yazısında ("Coşkun Büktel'e Yanıt") bir dizi yalana daha başvurduğunu iki kere iki dört gibi kanıtlamıştır. (Bakınız: Ergüney, "Theope Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt")

 

İnsanın "Özdemir Nutku skandalı" hakkında yazı yazdığı halde, bunca tutarsızlığı görememesi ve Nutku'nun yalan söylediğini anlamaması için, herhalde ya fıkra lazı olması ya da adının A. Ertuğrul Timur olması gerekiyor. Çünkü yeryüzünde Timur'dan başka hiçbir zeka (Nutku'nun kendisi bile) o CD ortaya çıktıktan sonra, "Özdemir Nutku skandalı"ndaki somut kanıt ve belgelere karşı çıkmaya, Özdemir Nutku'nun iftirasını Büktel'e karşı savunmaya ("Bende Özdemir Nutku'nun yerinde olsam aynı şeyi yapardım" diyerek, sazan ya da kamikaze gibi kendini ateşe atmaya) yeltenmemiştir. Timur, Nutku'nun iftirasını, Nutku'dan destek görmüş, Nutku'ya en yakın akademik kişilerin bile savunmaya kalkmamış olmasına dahi uyanamayacak kadar "Allahlık" bir kamikazedir.

 

(...)

Coşkun Büktel / 7 Eylül 2007

 

(Yukarıdaki yazının tamamını okumak için şu başlığı tıklayınız: "Kurnaz Kamikaze")

Diğer bir "kamikazeye" (Nutku'nun öğrencisi Erbil Göktaş'a) karşı Hilmi Bulunmaz'ın yazdığı caydırıcı "cevap" yazısını ("İftiradan yana olmak ya da iftiradan yana olmamak...")ise, yakında Yeni Tiyatro dergisinde okuyacaksınız (?)

 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 15

19 Haziran 2008

 

 

 

 

 

                       Merve Erdoğan                      Barış Büktel

 

Barış Büktel'in canlandırdığı öğrenci Ali, Merve Erdoğan'ın canlandırdığı öğrenci Eda'yla "Mavi Sakal" hakkında konuşuyor  

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 14

21 Haziran 2008

 

Bülent Emin Yarar

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı Kemal hoca diyor ki:

"Biliyorum, hayatta pek çok zaman, en iğrenç insan davranışlarını bile size nezaket diye takdim ettiklerini görmüş ve nezaket dedikleri ikiyüzlülüğe karşı bir tepki geliştirmişsiniz. Adam suratına tükürmek isteyecek kadar nefret ettiği bir başka adamı, sırf çıkar beklentisiyle, ceket ilikleyerek selamlıyorsa ve herkes buna nezaket diyorsa, genç ve yürekli bir insanın nezaket denen bu iki yüzlülüğü benimsemesi ve uygulaması beklenemez."

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

Kemal hoca hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=4&cp=all

 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 13

21 Haziran 2008

 

            Bülent Emin Yarar

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı Kemal hoca diyor ki:

"Kuralları anlamadan kuralları aşmaya kalkmak, yer çekimini aşmak için havaya zıplayıp durmak veya  uçuruma atlamak gibi bir saçmalıktır. Ya komik düşer ya felakete uğrarsınız. Yer çekimini aşmak için uçak ya da paraşüte sahip olmalısınız. Kuralları aşmak içinse, bilim ve sanatla donanmalısınız."

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

Kemal hoca hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=4&cp=all

 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 12

19 Haziran 2008

 

  Mehmet Ulay

Tiyatromuzun "Sakıncalı Piyade"si Mehmet Ulay'ın canlandırdığı

Nihat bey, oğlu Cahit'e günah çıkarıyor:

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 11

19 Haziran 2008

 

 

 

 

 

 

     Barış Büktel                              Merve Erdoğan

 

Barış Büktel'in canlandırdığı öğrenci Ali, Merve Erdoğan'ın canlandırdığı öğrenci Eda'ya "romantizm" yapıyor  

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 10

18 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, önce, kötürüm edilmiş internet diline karşı ifade gücünün önemini; bir sonraki bölümde ise, Zafer bey'in "sepetteki çürük meyvalar" diye niteleyerek okuldan atmaya kalkıştığı "arka sıradakileri" savunuyor.

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 9

18 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, diyor ki:

"Edebi kitaplardaki bilgi, kızarmış biftekteki protein gibidir. O bilgiyi göremezsiniz ama, o sizi yine de besler. Geliştirir. Kitaplardan vazgeçmek, kendini  biftek yerine kuru ekmeğe mahkum etmek demektir."

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 8

17 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, diyor ki:

"Satrançta bir kural daha vardır, Zafer bey: Herkes ancak kendi taşlarını feda edebilir. Oyununuz fedakarlık gerektiriyorsa, başkalarının çocuklarını değil, kendi çocuklarınızı feda edin!"

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 7

17 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, okulun bilgisayarlarını çalmaya kalkışan Oktay ve çetesini Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza"sıyla cezalandırıyor:

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 6

16 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, sınıfta Nâzım Hikmet şiiri okuyor:

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 5

15 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, Gamze yüzünden birbirlerini düelloya davet edip kıyasıya döğüşmüş olan Oktay ve Saffet ile "özel" bir görüşme yapıyor:

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 4

15 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, şiddete karşı konuşuyor

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 3

14 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, bedenini satmak zorunda kalan ve sevgilisi İbo'nun bu gerçeği öğrenmesinden önce intihar etmeye karar veren Sibel'i, intihardan caydırıyor

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 2

14 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, eğitimden ne anladığını anlatıyor

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK

13 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, kabadayılığa karşı hukuku savunuyor!

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

iKİ YIL ÖNCE (1 MAYIS 2006'DA) DEMİŞTİM Kİ:

(...)

(Bu zevatın benden ve Theope’den niçin nefret ettiklerini anlıyor musunuz? Ben var olmasam, dürüst entelektüeller olarak kendilerini ve herkesi kandırmaları ve rahat uykular uyumaları, ne kadar kolay olacaktı. Ben onların vicdan azabıyım. Çünkü benim gibi haklılığı ve yeteneği reddedilemeyecek kadar açıkça görünen bir yazarı, bu apaçık belgelenmiş haksızlık ve iftira karşısında desteklemeleri gerekiyor ama bu desteğin su başlarını tutmuş olan sanatsavarlar —vandallar— tarafından kendilerine ne kadar pahalıya ödetileceğini iyi biliyorlar. O nedenle, beni desteklemenin maliyetini göze alamıyor ve haklıdan yana değil, güçlüden yana olmayı uygun buluyorlar. Güçlüyü, en azından pasif biçimde, yani susarak —haksızlığı görmezden, duymazdan, bilmezden gelerek— desteklemeyi tercih ediyorlar. Bu durumda, benim gibi birinin varolması, üç maymunu oynayan eleştirmen ve akademisyenlerin korkaklığını ve ikiyüzlülüğünü gayet somut biçimde kanıtlıyor. Varlığım onları ayıplı kılıyor. Onların, göğüs kafeslerinde yaşayan aşağılık sürüngenle yüz yüze gelmelerine neden oluyor. Bu nedenle, benden haklı olarak nefret ediyor, beni de günahları gibi hafızalarından silmek istiyorlar.)

Bence, yukarıda kısaca özetlediğim (kanıtlı belgeli) iğrenç skandal karşısında, (müdahale olanağı bulunan) namuslu bir insanın ne yapması gerekir? sorusuna verilecek cevap, çok açık:

Kıyameti koparması gerekir. 

Peki namussuzların ne yapması gerekir?

Cevap yine çok açık: Haksız olandan yana çıkması gerekir.

Haksız olandan yana çıkmak, açıkça sergilenmesi mümkün olan bir tavır değildir. Ancak “dolaylı” yöntemlerle açığa vurulabilir. Açıkça haksızdan ve haksızlıktan yana olduğunuzu söyleyemezsiniz. Ama örneğin, haksızlığı hafife alarak, önemsemeyerek, görmezden gelebilirsiniz. Ya da, örneğin, haklı olana (haklılığı CD ile kayıtlı ve sabit olana) karşı, kanıtlanmamış, saçma sapan suçlamalar yönelterek haklı olanı yıpratmaya çalışabilirsiniz.

Şimdi düşünelim: Theope’ye karşı yapılan (kanıtlı belgeli) haksız saldırıya karşı susmamı ve susarak oyunuma bir fırsat tanımamı önermekle Kemal Başar, bir dergi ve site sahibi olarak, bana namuslu bir öneride bulunmuş oluyor mu? Bence, hayır. Kemal Başar bana, saldırılara boyun eğmemi, saldırganların suyuna gitmemi, haksızlık da etseler büyüklere saygıda kusur etmememi tavsiye ediyor. Onun dediği gibi itaatkâr davranırsam, Theope’ye bir şans vermiş olacağımı söylüyor. Yani eğer, kendime yapılan bu apaçık (CD ile belgeli) haksızlık karşısında suskun kalırsam; Theope’nin sahnelenebileceğini söylüyor. Bana böylesine ahlak dışı bir tavsiye yöneltmek saçma değil mi? Benim böyle bir tavsiyeye kulak asacağımı bir an bile düşünmek saçmalık değil mi? Taa 1997’de yazılmış olan şu satırların yazarı, Coşkun Büktel değil mi:

Sevgili vandallar, sakın unutmayın: Bu ülkenin ağırbaşlı ve centilmen yazarlarının asla ulaşamadığı bir yetenek ve yaratıcılıkla “Theope”yi yazmış olan Coşkun Büktel, asla, ağırbaşlı ve centilmen bir yazar olmayacak. Onu engellemeye kalkan herkes, gerekli karşılığı mutlaka alacak. Coşkun Büktel bu ülkede hüküm süren vandalizm karşısında aristokrat bir tavırla omuz silkmeyi, vandalizme ağırbaşlı ve yüce bir sessizlikle cevap vermeyi, asla tercih etmeyecek. Ya da oyunlarının oynanabilmesi için vandalizmle uzlaşmayı asla kabul etmeyecek.

(Coşkun Büktel, “Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları” Dramatik Yayınlar, 1998. Sayfa 342.)

Kemal Başar, Theope’yi beğeniyor ama, Theope yazarının onurlu ve dürüst tutumunu beğenmiyor. "Theope değerli oysa... Yazarının tutumu yüzünden herkesin yalnız bıraktığı, itelediği, ötelediği, bunu da hiç haketmeyen bir metin... Büktel'in de hırçınlığı buradan mı kaynaklanıyor acaba? Bir daha o noktaya erişememe duygusundan..." diyor. Benim “hırçınlığımın” (yani vandalizme karşı çıkan onurlu ve dürüst tutumumun) nedeni, açık ve CD ile belgeli olduğu halde, Kemal Başar, belgelenmiş hakikate sırt çevirip, “acaba” diye tahmin yürütmeyi tercih ederek, “bir daha o noktaya erişememe duygusundan” söz ediyor. Kanıtlı belgeli gerçeklere gözünü kapayıp, kendinden menkul spekülasyonlarla, benim “bedel ödemeyi göze alarak” sürdürdüğüm onurlu ve dürüst tutumu aşağılamaya, yıpratmaya çalışıyor.

(...)

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN, 

TIKLAYINIZ!

 

 

İlk kez, Evrensel Kültür dergisinde yayınlanmıştı

Büktel'den bir mizah öyküsü

"Haram Lokma Sendromu"

 TIKLAYINIZ!

 

Unutmamakta yarar var!

(6 Haziran 2008)

24 Nisan 2007 tarihli bir yazımızdan:

(...) Demirkanlı, umarım sözünü tutar ve bundan böyle (ismimi vererek ya da vermeden veya kendisi başka bir isim ardına gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden kurtulduğu halde aylardır bir tek yazı yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi kalmadığı için "hacklendim" numarasına yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs Burak Caney'i tekrar devreye sokarak) bana sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa, Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım var: Önce, belgelediğim tüm yalanları için ("tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi anladım, aslında şöyle demek istemiştim" tarzında önemsizleştirme gayretine girmeden) açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında herhangi bir suçlama yaparsa, o suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça iddialarla değil, Büktel'in kendi ifadeleriyle "somut" olarak, direkt kaynak göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa, bundan böyle, (Burak Caney'i asla cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da cevaplamayacağım.

Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları çürütmek için, günlerce kanıt belge toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon içinde okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak zorunda değilim. Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu hâlâ anlamayanlar kaldıysa, zaten anlamak istemiyorlar demektir.

(Kaynak: Coşkun Büktel, "Demirkanlı'ya (Bir Kez Daha) Son Olmasını Umduğum Cevap")

 

 

NE KADAR YİNELESEK AZDIR (4 Haziran 2008)

 

25 Ekim 2007 tarihli çağrımızı, bir kez daha yineliyoruz:

 

Coşkun Büktel  

4 Şubat 2008

 

 

 

(...) Şimdi, aşağıda linkini verdiğimiz yazısı nedeniyle, Burak Caney'e tebrik ve teşekkür mesajı gönderenlere buradan sesleniyorum:

Herhalde sizler de Burak Caney gibi isimlerinizin gizli kalmasını tercih edeceksiniz. Açık kimliğinizle ortaya çıkıp, Burak Caney'i "açık bir dille", "açıkça, mertçe, Türkçe" tebrik etmeye yanaşmayacaksınız. Yani "adam" gibi davranmak, karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte o nedenle, Burak Caney'i sahiplenmeniz, Burak Caney'i  önemli kılmıyor. Onu muhatap almamı gerektirmiyor.

Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske atacağı prestiji bulunan) tek bir tane tiyatrocu, adıyla sanıyla  ortaya çıkar da, Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse; Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp, Caney'in tüm iddialarını onun şahsında yanıtlayacağıma söz veriyorum.

Korkaklığınız, cahilliğiniz, yetenek yoksunluğunuz ve sizi çevrenizdeki en çirkef unsurları sahiplenmeye iten alçakça kin duygunuz; giderek, ibret verici bir sosyal fenomen haline geldi. Koca bir sanat camiasından bir tane adam çıkmaz mıymış, be kardeşim?!

Hadi, o Burak Caney'i tebrik eden yarasalardan birini adıyla sanıyla, çıkarın karşıma da, "Burak Caney haklı!" desin! Madem ki, yazdıklarını tebrik ediyorsunuz, içinizden bir Allah'ın kulu da şu Burak Caney'i "adam gibi", "açıkça, mertçe, Türkçe" desteklesin!

Hadi!...

Alıntının Kaynağı:

Coşkun Büktel, "Gölge Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i bağrına bastı!"

 

 

TA 10 YIL ÖNCE, 1998'DE YAYINLANAN "TÜRK TİYATROSUNDAN İNSAN MANZARALARI"NDA COŞKUN BÜKTEL DİYORDU Kİ:

 


(...) İnsanlar, Coşkun Büktel'in "emeğinin karşılığını almak üzere, bir kavganın peşine düşmüş" olduğuna, yani bireysel bir mücadele verdiğine inanmak istiyorlar ve bunun çok kolay anlaşılır bir nedeni var: Coşkun Büktel'i vandallarla mücadelesinde desteklemeyi, vandallarla ters düşmeyi göze alamıyorlar. Ama bu yüzden suçluluk duymak da istemiyorlar. O nedenle Coşkun Büktel'in (kendilerinin katılmak ya da taraf olmak zorunda olmadıkları) "bireysel" bir mücadele verdiğine, ya da Büktel'in yazılarında hakaretten başka hiçbir özellik bulunmadığına, inanmaya çalışıyorlar. (...) Yalnızca kendilerini aldattıkları, başkalarını aldatmaya kalkışmadıkları sürece bu tavrı,  insani ve bağışlanabilir bir zaaf olarak değerlendiriyorum.


(Kaynak:                                                         TÜRK TİYATROSUNDAN İNSAN MANZARALARI
Dramatik Yayınlar, 1998, Sayfa: 472.)

 

 

 

NE KADAR YİNELESEK AZDIR (2 Haziran 2008)

 

25 Ekim 2007 tarihli çağrımızı, bir kez daha yineliyoruz:

 

Coşkun Büktel  

4 Şubat 2008

 

 

 

(...) Şimdi, aşağıda linkini verdiğimiz yazısı nedeniyle, Burak Caney'e tebrik ve teşekkür mesajı gönderenlere buradan sesleniyorum:

Herhalde sizler de Burak Caney gibi isimlerinizin gizli kalmasını tercih edeceksiniz. Açık kimliğinizle ortaya çıkıp, Burak Caney'i "açık bir dille", "açıkça, mertçe, Türkçe" tebrik etmeye yanaşmayacaksınız. Yani "adam" gibi davranmak, karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte o nedenle, Burak Caney'i sahiplenmeniz, Burak Caney'i  önemli kılmıyor. Onu muhatap almamı gerektirmiyor.

Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske atacağı prestiji bulunan) tek bir tane tiyatrocu, adıyla sanıyla  ortaya çıkar da, Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse; Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp, Caney'in tüm iddialarını onun şahsında yanıtlayacağıma söz veriyorum.

Korkaklığınız, cahilliğiniz, yetenek yoksunluğunuz ve sizi çevrenizdeki en çirkef unsurları sahiplenmeye iten alçakça kin duygunuz; giderek, ibret verici bir sosyal fenomen haline geldi. Koca bir sanat camiasından bir tane adam çıkmaz mıymış, be kardeşim?!

Hadi, o Burak Caney'i tebrik eden yarasalardan birini adıyla sanıyla, çıkarın karşıma da, "Burak Caney haklı!" desin! Madem ki, yazdıklarını tebrik ediyorsunuz, içinizden bir Allah'ın kulu da şu Burak Caney'i "adam gibi", "açıkça, mertçe, Türkçe" desteklesin!

Hadi!...

Alıntının Kaynağı:

Coşkun Büktel, "Gölge Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i bağrına bastı!"

 

 

BULUNMAZ, DT'NİN "TİYATRO TRENİ" PROJESİNİ ELEŞTİRİYOR

AKP, tiyatronun varolmasına (en azından şimdilik) karşı değil.... "Tamam tiyatro var olsun ama, varoşlarda, vapurlarda, trenlerde, eski Galata Köprüsü'nde filan var olsun... Bir fantezi, bir tuhaflık, marjinal bir heves olarak var olsun" fikrinde... O nedenle, İstanbul şehrinin göbeğindeki, en görünür yerindeki, en büyük rantlı arsaların, müstakil tiyatro binaları tarafından "işgal edilmiş" olmasına; trilyonluk rant potansiyeli taşıyan o "güzelim" arsaların, yalnızca ve tek başına, tiyatro denen o tuhaflığa, o "ölü yatırıma" hasredilmiş olmasına katlanamıyor AKP. Katlanamadığı için de, tiyatro sanatının kalesi niteliğindeki "müstakil" tiyatro binalarını yıkıp, o binaların arsalarına çok amaçlı, çok katlı, çok rantlı gökdelenler kondurmayı ve (dostlar tiyatroyu alışveriş merkezinde görsün diye) o gökdelenlerin en sapa yerine bir tiyatro salonu sıkıştırmayı daha uygun buluyor. Üstelik bu yağmacı politikaları, Orhan Alkaya, Lemi Bilgin gibi, kösele derisi suratlı, "pişkin" ve sosyalist(!) taşeronlar aracılığıyla uyguluyor. (Örneğin, biliniyor ki: Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ne vurulan ilk kazma, Orhan Alkaya'dır. Bakınız: Alkaya röportajı eleştirisi.)

 "Özdemir Nutku skandalı" kadar iğrenç bir olayda bile sessiz kalıp ciğerlerinin kaç para ettiğini kanıtlamış olan tiyatrocularımız ise, tiyatro diye yaptıkları "tuhaflıklarla" AKP'nin değirmenine kan ter içinde su taşıyarak, AKP'nin tiyatro politikasına "haklılık" kazandırıyorlar.  Özetle, tiyatrolarımızı, önce, (tiyatroyu anlamsız bir "gösteriye" veya sıkıcı bir müsamereye indirgeyerek sanatsal ruhunu kötürüm etmiş olan) tiyatrocularımız yıktı. AKP ise enkazı kaldırıp arsasına gökdelen dikiyor. Bu arada da, vapurda tiyatro, köprüde tiyatro, trende tiyatro, garajda tiyatro gibi zıpır projeleri destekleyerek, tiyatroya "hakkını" veriyor.

DT'nin "Trende Tiyatro" projesine Hilmi Bulunmaz'ın tepkisini okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

DEVLET HALKA ŞİRİN GÖRÜNMEYE ÇALIŞIYOR!...   

 

TÜRKİYE'NİN İLK İNTERNET TELEVİZYONU 

www.ontvhaber.com 'da

76 DAKİKALIK COŞKUN BÜKTEL RÖPORTAJI

 

COŞKUN BÜKTEL İLE TİYATRO ÜZERİNE
Rating : 3 | Share :25101
T.I.R.T.

COŞKUN BÜKTEL İLE TİYATRO ÜZERİNE

Genel yayın yönetmenliğini           Gülgün Feyman'ın yaptığı ontvhaber.com'da, "T.I.R.T" adlı bir röportaj programı sunmakta olan Ali Ersin Kelleci ile Enes Buladı, 10 Mayıs 2008'de, programlarına Coşkun Büktel'i konuk ettiler ve Büktel'le yaptıkları 76 dakikalık röportaj o gün, ontvhaber'de canlı olarak yayınlandı. İzleyen günlerde de arada bir yayınlanmış olan röportaj, bugünden (20 Mayıs 2008) itibaren de, ontvhaber sitesinde, internet izleyicilerinin her an ulaşıp izleyebileceği bir belge olarak (iki bölüm halinde) sunuluyor. 

Büktel'in ontvhaber.com röportajını izlemek için, lütfen...

TIKLAYINIZ!  

 

Not: ontvhaber belgeleri, "microsoft silverlight" programıyla çalıştığı için, tıklamayı yaptığınızda, (eğer bilgisayarınızda yüklü değilse) karşınıza, "microsoft silverlight" programını yüklemeniz için bir düğme çıkacak. Adı geçen programı yükler yüklemez, röportajı izleyebilirsiniz.

 

 

GÜNCELLEME (19 Mayıs 2008)

Ödül haberinin son paragrafında deniyor ki:

2008 ERKAN YÜCEL İNTERNET ÖDÜLÜ: (bu ödül konusunda jüri çok yetkin olmadığını beyan ettiği için internet alanında tiyatroyla ilgili siteleri Türkiye Tiyatrolar Birliği olarak önerdik ve kabul edildi.) www.tiyatrooyun.org, www.tiyatronline.com, www.tiyatrodegisi.com

(Kaynak: "2008 ERKAN YÜCEL TİYATRO ÖDÜLLERİ AÇIKLANDI!")
 

Demek istiyorlar ki:

"Jüri (yani Bademler köylüleri) internetteki tiyatro yayınlarını yeterince izleyemedikleri için, biz TTB (Türkiye Tiyatroları Birliği) olarak, o köylülerin bu konudaki bilgisizliğinden yararlandık ve (Büktel ile Bulunmaz'a imzasız yazılarla ve  fotomontajlarla iftira etmek amacına yönelik olarak ve Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun sitesinin adını çalarak, Burak Caney takma adlı vandal tarafından kurulmuş) hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı siteyi, sahibi bile belli olmayan bu korsan, bu vandal, bu kriminal siteyi; masum köylülere örnek site  diye tanıtıp, onların bu siteye ödül vermelerini ve bu ödülün adının "Erkan Yücel ödülü" olmasını sağladık. Yani Erkan Yücel'in adıyla ve masum köylülerin eliyle ve Ayşegül Yüksel, Yener Aksoy, Turgay Tanülkü isimlerini de bu tezgaha dahil ederek; imzasız iftiralarla dolu, sahibi bile belirsiz, adı bile çalıntı, hela gibi çift "oo"lu, vandal ve korsan tiyatrooyun.org'u bir güzel aklayıp pürüpak ettik."

Elinize sağlık da, siz kimsiniz? Tıpkı Burak Caney'in son zamanlarda "tiyatrooyun.org" imzasını kullandığı gibi, siz de, TTB imzasının ardına saklanmışsınız. Büktel ve Bulunmaz'a karşı iftira kampanyalarıyla dolu hela gibi çift "oo"lu siteye masum köylüler eliyle Erkan Yücel ödülü verdirmek alçaklığı, kimin ya da kimlerin fikridir, net olarak, isim isim bilmek istiyor ve okurlar adına soruyoruz: Kimsiniz siz? (CB)

————————————

Büktel ve Bulunmaz'a penis içerikli foto montajlarla saldıranlar, şimdi de, Erkan Yücel adını ve Bademler köy halkını, kirli amaçlarına alet ediyorlar.
Burak Caney takma isimli iftiracı vandalın kurduğu hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesi (sahibi bile belirsiz olduğu halde, imzasız yazılmış bir sürü iftira yayınladığı halde) Bademler'de, örnek tiyatro sitesi olarak ödül alıyor!
Burak Caney'in iğrenç damgasını taşıyan bu onur kırıcı ödül, Caney'in hela gibi çift "oo"lu sitesi dışında; (eğer kabul ederlerse) Ayşegül Yüksel, Yener Aksoy, Turgay Tanülkü başta olmak üzere, birçok tiyatro ve tiyatrocuya da (bu akşam, 18 Mayıs 2008, saat 18.00'de) verilecek. Bademler köy halkına mal edilen ödülü, gerçekte kimlerin verdiği de belirsiz. 
(Kaynak: "2008 ERKAN YÜCEL TİYATRO ÖDÜLLERİ AÇIKLANDI!")

Vandalizmin ve iftiranın Erkan Yücel adıyla ve masum köylüler eliyle ödüllendirilmesi anlamına gelen bu alçaklığa, vandalizm karşıtı sanatçıların alet olmayacaklarına inanıyoruz. (Ben, kendi payıma, hela gibi çift "oo"lu o lağıma verilen ödül Nobel bile olsaydı, bana verilmesini asla kabul etmezdim.) Ödüllendirilen hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun sitesini ve o siteyi (Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun sitesinin adından çalarak) kurmuş bulunan Burak Caney takma adlı vandalı, Bademler köylülerinden başka, hâlâ tanımayan tiyatrocular kalmışsa, aşağıda linklerini verdiğimiz iki sayfadaki "somut" belgeleri inceleyerek, mutlaka tanımalılar. (CB)

1. BURAK CANEY SAYFASI

2. HELA GİBİ ÇİFT "OO"LU  tiyatrooyun.org BUDUR!

 

BULUNMAZ'A DÜZELTME GÖNDERDİK
Tıklayınız!    

 

Coşkun Büktel'in "Fiyasko" adlı romanı, Feyza Howell çevirisiyle İngilizce yayınlanmak üzere matbaaya verildi

 

 

Fiasco'nun, arka kapak metnini ve kapak kulaklarında yer alan

metinlerini okumak ve kapakları büyük görmek için,

lütfen TIKLAYINIZ!

 

                     Büyük görmek için kapak fotoğrafına tıklayınız!

 

Coşkun Büktel, yıllarca aradan sonra, şiir yazdı

 

 

6 MAYIS

 

Coşkun Büktel  

6 Mayıs 2008

 

 

Boynum kırıldı

Nefes alamıyordum

İki iri damla gibi

Dışarı fışkırmak üzereyken gözlerim

Ve aşırı şişirilen bir balon gibi

İnfilak edecekken yüreğim

Son saniyede aklımdan geçti

Dedim ki öleceğim

Bu halk uğruna

Yirmi dört yaşımda

Yeryüzünün ve hayatımın

Bu bahar noktasında

Güneşli günler yaşamaya hazırlanırken

Bütün alçaklar

 

Kararmadan önceki anda

Aklımın utanç duvarını yıkan bir soru

Bana rağmen yıldırım gibi çaktı beynimde

Emin miyim diyordu

Değer miydi gibisine

Acaba ölüyor muyum

Pisi pisine

 

Dedim ki

Eminim

 

Ve işte bu cevap oldu

Son devrimci eylemim

 

 

Savaşa karşı yeryüzünde yazılmış en gerçekçi ve en etkili oyunu ("Ölüleri Gömün"ü); üstelik, devlette devamlılık prensibini ayakları altında çiğnemeyi göze alarak, prova aşamasında iptal edip yasaklamış olan Lemi Bilgin; bugün kalkmış, hiç utanmadan, "savaş karşıtı" mesajlar vererek, insanların zekâlarıyla alay ediyor.

 

LEMİ BİLGİN, AŞAĞIDAKİ SÖZLERİ HANGİ HAKLA, HANGİ YÜZLE SÖYLÜYOR:

 

"Kültür ve sanatın en önemli yanı barışa katkıda bulunmasıdır. Çünkü sanatla uğraşan, sanatla bir arada olan insanlar problemlerini daha kolay halledebilirler. Antik dönemde bile insanlar savaşırlardı ama tiyatro festivallerinde savaşlara ara verilerdi. Bu festivallerden sonra da savaşlara devam edemezlerdi. Umuyorum bu kültürel ve sanatsal faaliyetler dünya barışına katkı sağlayacaktır."

(Lemi Bilgin'in 9. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali çerçevesinde yaptığı konuşma. Haberin kaynağını görmek için, TIKLAYINIZ!)

 

DT genel müdürü Lemi Bilgin'in yarattığı ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın göz yumduğu "Ölüleri Gömün" skandalını bir kez daha hatırlamak ve (herhalde Murathan Mungan'ın  "Türkiye'de her şey olunur rezil olunmaz" özlü sözüne güvenerek) "pişkinliği ve devlet olanaklarını har vurup harman savurmayı meslek edinmiş" skandal faillerine hatırlatmak gerekiyor.

Skandalı hatırlamak için, lütfen, aşağıdaki "mavi" alt başlığı tıklayınız:

 
 
 
Eğer demokrat bir bakansa, eğer
tiyatro sanatına küfredilmesine karşıysa
 
 
KÜLTÜR BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY, DT GENEL MÜDÜRÜ LEMİ BİLGİN'İ DERHAL GÖREVDEN ALMALIDIR

 

 

 

GÜNCELLEME 22 Nisan 2008:    
Aşağıda anonsunu yaptığımız yazının içeriği (Petersburg skandalı) hakkında, Bulunmaz, nefis bir video konuşması yapmış. Mutlaka seyretmenizi tavsiye ederek, linkini veriyoruz: "Bulunmaz, düşünsel şiddet uyguluyor!"
Hilmi Bulunmaz, uzun zamandır cevap vermediği yalan makinası Mustafa Demirkanlı'yı, "Petersburg skandalı" dolayısıyla bir kez daha cevaplayarak, bir kez daha pestilini çıkarıyor.

 

DİKKAT BURAK CANEY VAR!DİKKAT DEMİRKANLI VAR!

DİKKAT YALAN VAR!  

 

Hilmi Bulunmaz

20 Nisan 2008

 

(...)

 

"Petersburg skandalı, gündemi gölgelemek değildir, gündemin ta kendisidir. Çünkü tiyatro binalarımızın yıkılması, tiyatro sanatımıza musallat olan 'zifiri cehalet yüzünden' engellenemiyor. Sizin kafa karıştırmak için uydurduğunuz 'Cekhov' ve 'Peter(s)brook' gibi kavramlar, durup dururken ortaya attığınız 'Çehov'mu doğru Çekov'mu?' tartışması, Petersburg skandalını gölgelemek amacıyla, Türkiye tiyatrosuna bile bile, kasten yapılmış kötülüklerdir. Kısacası gündemi asıl gölgeleyenler, sizlersiniz..."

 

 

TIKLAYIN!

 

GÜNCELLEDİK 17 Nisan 2008:
Aşağıdaki yazımıza, "Sınırda" dergisinin editörü, "felsefî sansürcü" Hüsamettin Çetinkaya ile ilgili bir açıklama ekledik.
SEMİH ÇELENK'İN DEĞİNMELERİNE CEVAP

 

Coşkun Büktel'in "kayıkçı kavgalarını" okumak, Çelenk'in yaptığı tiyatroyu seyretmekten çok daha yararlı ve zihin açıcı bir tiyatral etkinliktir!

 

Coşkun Büktel  

31 Mayıs 2007

 

 

2007 yılının Ocak ayı başında başlayan "Forum Tartışması", Semih Çelenk'in 27 Ocak tarihli bir yazıyla (Bakınız: Çelenk, "Sansürcü Yeni Doçent Semih Çelenk'ten Yanıt") tartışmaya katılması ve benim Çelenk'i yanıtlayan 2 Şubat 2007 tarihli yazımla (Bakınız: Büktel, "Dekan Yardımcısı Sansürcü Yeni Doçent Semih Çelenk'e Cevap") sona ermişti.

Ama Çelenk, sessiz kalmayı uzun süre başaramadı.

TIKLAYIN

 

GÜNCELLEME (14 Nisan 2008):

Ben, taa üç ay önce Orhan Alkaya'ya dememiş miydim?

 

"(...) ben de, AKP'nin kendi projesini, sana kendi projenmiş gibi yutturduğunu düşünüyorum. Çünkü senin, şu an bile, hâlâ bir projen yok. AKP'nin projesini belirsizliğin şalıyla paketleyerek, onların sana yutturduğu gibi, sen de tiyatro kamuoyuna yutturmaya çalışıyorsun."

(Kaynak: Coşkun Büktel'in Ocak 2008 tarihli yazısı, "Demirkanlı - Alkaya  görüşmesinde geçen bazı ifadelerin Türkçe'ye çevirisi" ya da "Bir İpte İki Canbaz".)

 

Yukarıda linkini verdiğimiz "Demirkanlı - Alkaya  görüşmesinde geçen bazı ifadelerin Türkçe'ye çevirisi" ya da "Bir İpte İki Canbaz" başlıklı yazıdan enteresan bir bölümü aşağıya aktarıyoruz (Sarı fon içinde kırmızı harflerle dizilmiş ifadeler, Büktel'in "o zamanki", yani üç ay önceki, yani  "yıkım öncesi" yorumlarıdır):

 

DEMİRKANLI

 

O zaman net olarak şunu soracağım, şunu gerçekten algıladın mı? “Buyurun Orhan Bey, projelerinizi gündeme getirin, bunun için sizi göreve davet ettik.”

 

ALKAYA

 

Sübvansör kurumun en üst düzey yetkilisi Sayın Kadir Topbaş’tır. Tiyatroyla ilgili danışmanı, arkadaşım Kenan Işık’tır. Bazı soruları benden daha çok onlara sormanda yarar var. (Hilmi Bulunmaz'ın hayret ettiği kadar var: Alkaya'ya, "projelerini sponsor makama kabul ettirdin mi?" diye soruluyor. Alkaya, evet diyemiyor. Onlara sorun diyor. Yani açıkça aczini itiraf ediyor. İsterse kıvırabileceği belirsiz biçimde de olsa, her şeyi sponsorların bildiğini, sponsorlar tarafından yönetilip yönlendirildiğini itiraf ediyor. Bu durumda Demirkanlı, Alkaya'nın kendisine reklam verebilme ihtimalinin, biraz da sponsorlara, yani Topbaş ve Işık'a, bağlı olduğunu, yani "yaş" bir ihtimal olduğunu düşünmüş müdür acaba?) Sonuçta ben kendi algımdan bahsedebilirim. Ama hangi saiklerle tercih edildiğim konusunda sübvansör kurumun en yetkili kişisinin vereceği cevap en doğru cevaptır.

 

(Orhan Alkaya'nın verebileceği en doğru cevap ise şöyle bir şey olabilirdi:

 

"Sayın başkanı kişiliğim, yeteneğim ve projelerim konusunda tamamen ikna ettim. Başkan bana tamamen teslim olmayı, istediğim yasaların derhal çıkarılması için benim demeçlerimi imzasıyla desteklemeyi kabul ettiği gibi; Harbiye Sahnesi'nin yıkılmasından vazgeçtiğini açıklamayı da taahhüt etti. Taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda, kendisini kamuoyu önünde eleştireceğimi ve eleştirirken asla insaflı davranmayacağımı başkana açıkça söyledim. Kısacası, tiyatroyu ben bildiğim için, ben başkana değil, başkan bana teslim oldu. O nedenle, lütfen, tiyatro konusunda başkandan demeç istemeye kalkmayın! Tiyatro konusunda ancak ve yalnız benim demeç vermem ve başkanın demeçlerimi imzasıyla desteklemesi konusunda başkanla tamamen mutabık kaldık."

 

Peki ya başkan böyle bir mutabakata yanaşmıyorsa? O zaman o başkan İBŞT hakkında hiç de hayırlı emeller beslemiyor; o "emelleri" gerçekleştirmek için kendisine, fazla tepki çekmeyecek "sosyalist" görünümlü bir taşeron arıyor demektir. Alkaya, yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi "açıkça, mertçe, Türkçe, netçe" konuşmak yerine "sponsorum bilir" şeklinde konuştuğuna, "sahibinin sesi" çağrışımları yaptığına göre, başkan, aradığı taşeronu bulmuş demektir.)

 

(Kaynak: Coşkun Büktel'in Ocak 2008 tarihli yazısı, "Demirkanlı - Alkaya  görüşmesinde geçen bazı ifadelerin Türkçe'ye çevirisi" ya da "Bir İpte İki Canbaz".)

 

Yalan makinası Demirkanlı'nın Alkaya ile yaptığı o upuzun röportajda, değil "yıkmak" sözcüğü, "yık" hecesi bile geçmiyor. Okurların aklına "kurt düşmesin" diye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin adı bile anılmıyor. Ve o uzun "çanak" röportaj, yalan makinası Demirkanlı'nın, Topbaş tarafından yıkım için bulunmuş  "taşeronu" yıkayıp yağlamasıyla, şöyle sona eriyor:

 

"İşin zor, meşakkatli, ama tanıdığım Orhan Alkaya 50 yılını, Sanat Yönetmenliği için feda etmez, bunu biliyorum ve başarılar diliyorum, sabırlarla yüklü bir süreçten alnının akıyla çıkacağına da hiçbir kuşkum yok. "

 

(Kaynak: Coşkun Büktel'in Ocak 2008 tarihli yazısı, "Demirkanlı - Alkaya  görüşmesinde geçen bazı ifadelerin Türkçe'ye çevirisi" ya da "Bir İpte İki Canbaz".)

 

 

MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ, NİSAN 2008

Fotoğraf : Murat Eren Toydemir

 

GARP CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY SÖYLEMEYE GEREK YOK

Coşkun Büktel

 

RADİKAL, 10 Ocak 2008:

Alkaya memnun: Projelerim onay görmüş...

İstanbul Şehir Tiyatroları'nda en sert muhalefeti yapan Orhan Alkaya, artık bu kurumun başında. Sanat yönetmeni Alkaya 'Benim bu göreve gelmem projelerimin onay gördüğü anlamına geliyor' diyor

(Kaynak: Radikal röportajı)

*****

 

ORHAN ALKAYA (21 Mart 2007, Genel Sanat Yönetmeni yapılmasından önce)

"Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmasını kesinlikle istemediğimizi bir kez daha söylüyorum. Burası Muhsin Ertuğrul'un hayaliyle tiyatroya dönüştürüldüğü, yanan Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nu sürdürdüğü için çok önemli. Kaldı ki biz bu sahnelerde, bu kulislerde büyüdük, yetiştik"

(Kaynak: arkitera.com, "Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmasını istemiyoruz")

*****

 

KENAN IŞIK ve ORHAN ALKAYA (Alkaya'nın genel sanat yönetmeni yapılmasından sonra, Kadir Topbaş'la birlikte katıldıkları 27 Mart 2008 tarihli basın toplantısında, gazetecileri yıkımın gerekliliğine ikna etmeye çalışırken... Milliyet yazarı Serfiraz Ergun anlatıyor:)
 

27 Mart Perşembe sabahı  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş gazetecileri Sait Halim Paşa Yalısı’nda kahvaltıya davet etmişti. Sağına danışmanı Kenan Işık, soluna ise İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya oturmuştu.

(...)

Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu için Kenan Işık;

“Orada bir oyun sahneye koymak için insanın hevesi kalmıyordu. Sahne derin olabilir ama eni çok dardı. Oyun sırasında sürekli dam akardı, kovalar koyardık. Bir seferinde tavandan sahneye kedi bile düşmüştü” dedi.

Lafı Orhan Alkaya aldı;
“Sahnenin tavanında koskoca bir boşluk vardır mekanizmaların bulunduğu. Haliyle de bol bol fare barınır burada. O yüzden tiyatrolar kedisiz olmaz. Kediler oyuncunun hayatını kurtarır” dedi.

(Kaynak: Milliyet, Serfiraz Ergun, "Muhsin Ertuğrul sahnesine tavandan düşen kediler")

*****

 

ORHAN ALKAYA (8 Mart 2007, Genel Sanat Yönetmeni yapılmasından önce... Zaman gazetesi yazarı Jülide Karahan aktarıyor:)

Bu proje üzerinde 8 yıldır çalıştığını söyleyen Başaran Ulusoy, Kongre Vadisi Projesi'ne en geç 4 ay içinde başlanacağını, toplam 130 milyon dolarlık bir yatırımla gerçekleştirilecek çalışma tamamlandığında, 17 bin kişinin aynı anda vadide ağırlanabileceğini söylüyor. Durumun Ulusoy'un 'ileri geri konuşmasından' ibaret kalmasını uman Orhan Alkaya, "İstanbul şehrinin yöneticileri umarım Ulusoy gibi sadece paraya önem veren kimseler değillerdir. Başaran, inşallah başarısız olur." diyor. Tiyatronun yerine yapılacak kongre merkezindeki ilk toplantıyı IMF'nin yapmasının planlandığını hatırlatan Alkaya, "Mesleğimize ve Muhsin Ertuğrul ustamıza bundan daha büyük bir hakaret yapılamazdı." cümleleriyle üzüntüsünü dillendiriyor.

(Kaynak: "Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılmak isteniyor, tiyatronun haberi yok")

*****

 

ORHAN ALKAYA: (1 Nisan 2008. Genel Sanat Yönetmeni yapılmasından sonra... "Bu sahnede Muhsin Ertuğrul'un ruhu var diyenler..." bulunduğunu hatırlatan Bianet muhabiri Nilüfer Zengin'e cevap veriyor:)
 

"Bunu söyleyen hiçbirşey bilmiyor. Muhsin Ertuğrul o tiyaroda yalnızca iki yıl bulunabildi. Muhsin Ertuğrul'a son darbe de o tiyatro da vuruldu. Ona rağmen hazırlanan yönetmelik hocanın yüzüne okunurken çıktı kapıdan ve bir daha geri dönmedi. Hocanın enerjisi, sinerjisi diyeceksek o küskün bir ruh. Biraz da insanların bilerek konuşmalarını isterim bu konularda. Bu lafları edenler sahneyle hiç ilgisi olmayan insanlar."

(Kaynak: Bianet, Nilüfer Zengin, "M.Ertuğrul Sahnesi Üç Kez Yenilendi, Bu Dördüncü ve Radikal Bir Yenileme")

*****

 

ORHAN AYDIN (Kasım 2007)

(...) biz sanatçılar oyunlarını kuralları ile oynama alışkanlığına sahibiz. Burada da öyle yaptık. Kuralları ile çıkmıştık meydanlara ve “şimdilik” biz kazandık.

En azından AKP, sanat alanları ile işinin zor olduğunu anlamış durumda.

(...)

Açıkça söylüyorum. AKP’nin sanat alanlarına yaşattığı karartmanın takipçisi olmayı, sonuna kadar sürdüreceğiz.

Geçen hafta yazmıştım. Nedense kimseden ses çıkmadı.

Salonlarımızı yıkamayacağını anlayanlar, yeni bir saldırının hazırlığı içindeler.

(...)

AKP, ve bakan efendi, öyle kaya filan değil, düpedüz koskoca bir dağa tosladığını bir kez daha anlayacak.


(...)


Kendini “bir halt sanmak” ise, küçük adamların işidir.


(Kaynak: tiyatrom.com, "Küçümsemenin Hafifliği")

*****

 

ÜSTÜN AKMEN (Nisan, 2007)

Darülbedayi’nin simgeleşmiş salonu ve İstanbul Şehir Tiyatrolarının merkezi olan Harbiye Muhsin Ertuğrul tiyatrosunun yıkılıp, yerine kongre merkezi yapılacağından söz ettik. Sanatseverleri yürütülen yöntemli saldırıların sonuncusu olan İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin anıt eser kapsamından çıkartılarak yıkım kararı alınmasına karşı durmaya davet ettik. “Sizler, geleceğe sahip çıkabilecek onurlu ve sorumlu yurttaşlarsınız. Gelin, sanatçının direnişinin simgesi olalım. Gelin, gerekirse hep birlikte dozerlerin önüne yatalım, ama AKM’yi yıktırmayalım” dedik.

Bu eylemden bir gün sonraki “Dünya Tiyatro Günü”nü ise, Birliğimizin Merkezi olarak İstanbul’da Saliha Özdemir’in düzenlemesiyle Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Ali Taygun, Mehmet Birkiye, Kenan Işık ve bendenizin katıldığı “Tiyatromuzda Edebiyat Uyarlamaları” başlıklı sohbet toplantısıyla kutladık.

 

(Kaynak: TEB, Nisan 2007 bülteni)
 

*****

COŞKUN BÜKTEL (Kasım, 1997)

"Final" gibi bir abukluğa, "İlk Kadın" gibi sıkıcı bir "hikaye okuma" tiyatrosuna, "Olmayan  Kadın" gibi bir utanmazlığa DT çatısı altında yer vermekle bindiğiniz dalı kestiğinizi ne zaman fark edeceksiniz? İlle yere çakılmanız mı gerek? İlle birinin düdüğü çalıp "paydos" diyerek kapınıza kilit vurması mı gerek? Ancak o zaman mı anlayabilirsiniz? (...) Çiftliğinize kendinizden iyileri sokmayarak, yaklaşan akıbetten daha ne kadar korunabilirsiniz?

(Kaynak: Coşkun Büktel, Sanata Evet Diyen Vandallar, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar, 1998. Sayfa 348. Alıntının tamamı için TIKLAYINIZ!)

*****

COŞKUN BÜKTEL (Temmuz, 1997)

“Bugüne dek, Danıştay kararlarını hep sağcılar uygulamaz ve bu yüzden hep solcular sağcıları eleştirirdi. Şimdi danıştay kararlarını solcular uygulamıyor ve eskiden bu durumu eleştirenlerin gıkı çıkmıyor. (...) Çifte standart solun ya da sosyal demokrasinin özelliği haline getiriliyor. Sol’a mal ediliyor. Sosyal Demokratlar, sosyal demokrasinin demokrat niteliğini yitirmesindeki tehlikeyi bugün bile görmüyorlar. Kısa vadeli bireysel ve partizan menfaatler uğruna hukukun üstünlüğü ilkesini ayaklar altına almanın, örneğin danıştay kararlarını uygulamama yolunu açmanın, uzun vadede ülkeyi nasıl bir kaosa götüreceğine aldırmıyorlar. Yarın gelecek sağ hükümetlerin Danıştay kararlarını uygulamayarak daha da tehlikeli süreçler başlatabileceğini düşünmüyorlar. Sosyal demokratların bugünkü hukuk tanımaz tutumları yüzünden yarın o tehlikeli süreçleri başlatacak sağ hükümetleri eleştiremeyeceği —eleştirme hakkını kaybedeceği— kimsenin aklına gelmiyor.”

 

(Coşkun Büktel, “Sanata Evet Diyen Vandallar”, Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları, s. 318, Dramatik Yayınlar, 1998)

 

*****

 

Topbaş'tan dört tiyatro sözü

Yasemin Bay / Milliyet

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ni yok etmeyi asla düşünmediklerini belirterek, “Son derece çağdaş ve modern bir şekilde yeniden inşa edilecek olan Muhsin Ertuğrul Sahnesi 13 ayda bitecek” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, dün Sait Halim Paşa Yalısı’nda düzenlenen basın toplantısında İstanbul’a yeni tiyatro mekanları kazandıracaklarını açıkladı. 

Kadir Topbaş’ın sanat danışmanı Kenan Işık ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya’nın da hazır bulundukları toplantıda, bir süredir yıkımı protesto edilen Muhsin Ertuğrul Sahnesi, yenilenen Üsküdar Musahipzade Sahnesi ile yeni yapılacak olan Beyoğlu Şişhane Sahnesi ve Tepebaşı Dram Tiyatrosu ele alındı.

Koltuk sayısı 3100
Kadir Topbaş, 7 olan Şehir Tiyatroları sahne sayısının 2006 yılında açılan Kâğıthane Sadabad ve Üsküdar Kerem Yılmazer sahneleriyle 9’a, koltuk sayısının ise 3100’e ulaştığına dikkat çekerek, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne değindi. Topbaş, dün Dünya Tiyatro Günü nedeniyle Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılacak olmasına yönelik olarak bir kez daha gerçekleştirilen protestoların nedenini anlayamadığını, yeni tiyatro binasına ilişkin projeyi yürütürken tiyatroculara da danıştıklarını söyledi.

Şehir Tiyatroları kullanacak 

Başkan, yeni yapılacak olan Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin sadece Şehir Tiyatroları’nın kullanımına yönelik büyük bir tiyatro olacağını vurguladı: 

“Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ni yok etmeyi asla düşünmedik. Yeni binanın projesini de Orhan Alkaya, Kenan Işık ve Yıldız Kenter incelediler, beğendiklerini açıkladılar. Son derece çağdaş ve modern bir şekilde yeniden inşa edilecek olan Muhsin Ertuğrul Sahnesi, 13 ayda bitecek...” 

Topbaş, TRT binası ve TÜYAP’ın bulunduğu alandaki projeye de değindi: 

“İnan Kıraç, düşündüğü kültür merkezi için TRT’nin bulunduğu alanı talep etti. Orada yapılacak olan kültür merkezinin projesi ünlü mimar Frank Gehry tarafından çizildi. Önümüzdeki günlerde ihale açılacak. Yeni merkezin içinde, benim isteğimle aslına uygun olarak, Tepebaşı Dram Tiyatrosu da yer alacak.” 

İstanbul’a kazandırılacak olan bir diğer tiyatro projesi ise Şişhane- Beyoğlu Sahnesi. Topbaş’ın verdiği bilgiye göre Şişhane’de THY’nin eski binasının olduğu yere inşa edilecek salon için, jürisinde tiyatro sanatçısı ve mimarlardan oluşan bir yarışma düzenlendi. 

Yarışmaya başvurular 14 Temmuz’da sona erecek. Prosedür tamamlandıktan sonra Şişhane’de 600 kişilik salon, 300 kişilik deneme sahnesi ve 300 kişilik de çocuk tiyatrosu sahnesini içeren bir tiyatro yapılacak. Binanın 18 ayda bitirilmesi planlanıyor. 

Topbaş, son olarak Üskudar Müsahipzade Sahnesi’ni yıkarak yerine 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, 6 trilyona mal olan bir tiyatro binası inşa ettiklerini söyledi.

(Kaynak: Yazının Milliyet'teki orijinal sayfasını görmek için TIKLAYINIZ!)

 

 

 

İngilizce basılacak olan Coşkun Büktel romanı  "Fiasco" hakkında Çitlembik Yayınları'nın sahibi ve yayın yönetmeni Zarife Öztürk'ün mesajı:

"Fiyasko'yu dünya okuyacak," demek kesinlikle yalan değil!

  Zarife Öztürk'ün yazdığı mesajın tümünü okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME (4 Nisan 2008)

Feridun Çetinkaya, aşağıda linkini gördüğünüz "Ama Beni İktidar Yapan Müdahale İyidir" başlıklı yazısıyla, kültür hayatımızı kemiren sansür ve çifte standart illetini, isim vererek, somut kanıt göstererek, iki kere iki dört gibi belgeledi. Çetinkaya'nın 26 Mart'ta yayınladığı bu tarihi öneme ve değere sahip yazısı, ne yazık ki, bir haftadır, Büktel ve Bulunmaz'ın siteleri dışında hiçbir tiyatro sitesi tarafından sahiplenilmedi. Hakikati sahiplenmeyen bu siteler, hakikati sahiplenenlere yapılan iftiraları nedense derhal sahipleniyorlar. Bize karşı olan en iğrenç unsurları (Burak Caney takma adlı yüzsüz sapık'ı bile) sitelerinin olanaklarıyla destekliyorlar. Sonra da bizim yapayalnız kaldığımızı söyleyerek, kendilerini kelle sayısıyla haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Okuyun da görün bakalım, yüzlerce milyon kelle bile, Feridun'un yazısında belgelenmiş iğrenç hakikati değiştirebilir mi? Onca kelle içinden bir tek kişi çıkıp, Feridun'un (ya da Büktel'in) belgelediği gerçekleri belgelerle yalanlayabilir mi? Yalanlayamaz/yalanlayamıyor. Ama bu, tiyatro yayıncılarımızın umurunda değil.  

Belgelenmiş somut gerçekler kaç kişinin umurundaysa, biz o kadar kişiyiz. Üç kişiyse, üç kişi... İki kişiyse iki, tek kişiyse tek kişi... Bizim de, "kelle sayısı" umurumuzda değil.

CB

... AMA BENİ İKTİDAR YAPAN MÜDAHALE İYİDİR

Feridun Çetinkaya/ 28 Mart 2008

Feridun Çetinkaya öylesine "sağlam" ve önemli bir yazı yazdı ki; bu yazıyı yayınlamaktan kaçınmakla, "halkın gazetesi"(!) Birgün ile "söylenemeyenleri söyleyen"(!) Taraf gazetelerinin bile foyası meydana çıktı; yalnızca kendilerine özgürlükçü ya da yalnızca kendilerine demokrat oldukları "iki kere iki dört gibi" kanıtlandı.

Çetinkaya, tiyatro çevresi özelinden kalkarak, bütün kültür hayatımızın çürümüşlüğünü; en demokrat ve özgürlükçü tanınan kişilerin ve çevrelerin bile çifte standart ve sansür illetinden mustarip olduğunu, iki kere iki dört kadar kesin dayanaklarla ortaya koyan, tarihi bir yazı yazdı. Bu yazı insanların ne kadar demokrat olduğunu en kolay ve kesin biçimde sınayan bir turnusol kağıdıdır.

Bu yazıyı (hangi bahaneyle olursa olsun)yayınlamayan bir gazete; halkın haber alma, gerçekleri bilme hakkını ipine bile takmıyor demektir. Bu yazıya "hayır" denemeyeceği için, Birgün ve Taraf gazeteleri bu yazıyı Çetinkaya'yla tartışmaya bile yanaşmadılar; ilk görüşme ya da görüşmelerden sonra, ret yanıtını Çetinkaya'nın telefonlarına çıkmayarak "belli etmeyi" ya da ahmakça bahanelerle Çetinkaya yazısından "kurtulmayı" ve gazetelerinin sanat sayfasını yine eskisi gibi sade suya tirit bir sürü ıvır zıvırla doldurmayı tercih ettiler. Birgün'ün ya da Taraf'ın tüm arşivlerinde, Çetinkaya'nınki kadar önemli, değerli ve yararlı bir tiyatro yazısı gösterebilecek bir tek babayiğitin çıkacağını sanmıyorum. (Hele yalan makinası Mustafa Demirkanlı'nın yazılarıyla bile kirlenmiş Birgün arşivlerinde...) 

Su gibi okunan, su kadar açık, berrak, şeffaf ve halka yararlı  bu yazıyı, tahrif etmeye, karalamaya çalışacak bir insan evladı düşünülemez, böyle bir yaratığın bir anadan  süt emdiği düşünülemez. 

Feridun Çetinkaya, sağı ya da solu, şu ya da bu ideolojiyi, şu ya da bu çevreyi, şu ya da bu kişiyi sakınmayı veya gözetmeyi hiç aklına getirmeden, "açıkça mertçe Türkçe" olarak, çıplak hakikati teşhir ediyor. Ve hakikat, ne yazık ki, bir sürü insanın foyasını döktüğü için bir sürü insanın örtbas etmek istediği vahim olgular içeriyor.

Nasırına basılanlar, ne kadar canları yanarsa yansın, bu kadar sağlam dayanaklarla yazılmış bir yazının haklılığını asla tartışamazlar. Çünkü bu yazının belgeleri tartışılamaz. Bu yazıya ancak iftira edilebilir, bu yazı ancak sansür ya da tahrif edilebilir. Alçakların bu yazı karşısında başka hiçbir şansı yoktur.

Türk tiyatrosunun ve Türk tiyatro sitelerinin ise, böyle bir yazıyla yüzleşmenin bedelini göze alabilecek, böyle yazılar yayınlayabilecek kadar haklı, demokrat (ve ne yazık ki "gözüpek") olmaktan başka şansı yoktur.

Bu yazıyı görmezden gelecek ve daha çok okura ulaşması için katkı yapmaktan yan çizecek olan "tiyatrocuların" ve "tiyatro sitelerinin"...

Tarih taksiratını affetsin!

TIKLAYIN!

 

 

GÜNCELLEME: Uncuoğlu'nun 2 Nisan 2008 tarihli "EN SON" mektubunu metnin sonuna ekledik.

 

 

GÜNCELLEME: Uncuoğlu'nun 2 Nisan 2008 tarihli son mektubunu ve Büktel'in aynı tarihli son cevabını okumak için, aşağıdaki mavi başlığı tıklayınız!

 

 

 

Yaşam Kaya'nın "ölümcül hata"larını mazur göstermeye çalışan Uncuoğlu'na "cevap hakkı" tanıdık:

 

 

NESLİHAN ECE UNCUOĞLU ile          COŞKUN BÜKTEL YAZIŞMASI

                   

 

 

Coşkun Büktel'in "FİYASKO" adlı romanı, Mayıs 2008'de, Feyza Howell çevirisiyle, İngilizce yayınlanıyor.

FIASCO

A novel

by Coşkun Büktel

 

translated from Turkish

by Feyza Howell

 

To be published by Çitlembik Publications

in May 2008

 

 

GÜNCELLEME (19 Mart 2008): Metnin altına bir "not" bölümü ekledim.

 

 

Demirkanlı yalan ve iftirayı "komik" bulmaya kalkmasın diye, ben Limousine vermiyorum (CB):

 

DEMİRKANLI BİLE BİLE YALAN SÖYLEYEN ADİ BİR İFTİRACIDIR!

 

 

"Kanımı dondurmuştu, çok sevdiğim Mehmet Ağabey buna layık mıydı? Lale Oraloğlu bu sözleri hak edecek ne yapmıştı? H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1) başlıklı yazıyı yayımladıktan sonra ne oldu dersiniz?

 

Aynı yazıları alıp tekrar birinci sayfasına taşıdı. Artık her adımlarını birlikte atan Coşkun’dan da tek satır tepki gelmedi tabii arkadaşına, dürüstlüğüyle maruf Büktel üç maymunu oynamaya başladı."

 

(Mustafa Demirkanlı'nın 19 Mart 2008 tarihli "Ulvi Alacakaptan'a..." başlıklı son yazısından.)

 

Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz'ı, ölen sanatçıların cenaze töreni ardından onlar hakkında kem sözler etmekle suçluyor. Benim de bu tutumu üç maymun gibi görmezden gelerek onayladığımı belirtiyor ve Coşkun’dan da tek satır tepki gelmedi diyor.

 

Oysa, benim bu konuda Hilmi Bulunmaz'a tepki gösterdiğimi ve bu tepkimi yazarak da ifade ettiğimi en iyi bilen kişilerden biri Mustafa Demirkanlı'dır. Demirkanlı, bile bile yalan söylüyor, düpedüz iftira atıyor. İşte kanıtı:

 

(...) Hilmi'nin ölüler ya da ölmek üzere olanlar hakkında yazdıklarını hiçbir zaman onaylamadığım gibi, her defasında da eleştirdim. Ama Hilmi, artık nasıl bir "mürid"(!) ise, bu konuda bildiğini okumaya devam etti. Kendi savunmasını kendince yapar, bu konuda onu savunacak ya da yanında yer alacak değilim. (Demirkanlı'nın sandığı gibi göbek bağımız birlikte kesilmedi.) Demirkanlı'nın söylediği diğer bütün konular, iler tutar yanı olmayan deli saçması iftiralardır. O konularda Hilmi'nin yanındayım ve Hilmi'nin açıklamalarından sonra Demirkanlı'ya benim de birkaç çift lafım olacak. Bekleyin, çok ağır konuşacağım!

 

(Kaynak: "Coşkun Büktel'in editör değerlendirmesi". Tarih: 18 Nisan 2007. Not: Bu değerlendirme, Demirkanlı'nın "H. HİLMİ BULUNMAZ ve COŞKUN BÜKTEL (2 ve son)" başlıklı yazısının, sitemizde "aynen" aktarılmış versiyonunun hemen altında yer almaktadır. Sansürcü Demirkanlı, tabii ki, bizim değerlendirmemize, kendi sitesinde yer vermemiştir.)

 

Bu arada, "ölülerin ardından kem söz etmek" bahsinde Demirkanlı'nın sicili de hiç parlak değildir. Eğer utanma yeteneği olsaydı, Demirkanlı, Bulunmaz'ı "ölülerin ardından kem söz etmekle" suçlamadan önce, kendisinin Recep Bilginer'in ardından neler yazdığını mutlaka hatırlar ve mutlaka utanırdı. Ben, ölüler konusunda, o zamanlar, yalnızca Hilmi Bulunmaz'ı değil, Demirkanlı'yı da (ve çifte standardı yüzünden çok daha sert olarak)  eleştirmiştim. (Bakınız: Büktel, "Demirkanlı'ya bir kez daha son olmasını umduğum cevap".  

 

 

Coşkun Büktel /  19 Mart 2008

 

Not: Demirkanlı'nın yukarıda teşhir ettiğim klasik yalanı Bulunmaz ve Büktel'e karşı açılan facebook imza kampanyasının iftira metninde de (hem de en baş köşede) yer almış, metnin ilk paragraflarında tekil yüklem kullanılırken, daha sonra ani bir hokus pokusla çoğul yükleme geçilerek, ölülerin ardından kem söz etme tutumu Büktel'e de mal edilmiştir. Birtakım facepayeler ise o metindeki bu ve bundan daha vahim ve bunun kadar apaçık belgelenmiş diğer iftiraları, örneğin, Özdemir Nutku'nun Büktel'e değil de, Büktel'in Nutku'ya iftira attığı şeklindeki apaçık yalanı (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı") "gerçek adlarıyla" onaylamaktan çekinmemiştir. (Bakınız: Bulunmaz, "Bir İftiranın Bataklık Anatomisi")

 

İşte facebook'ta imzaya açılan ve bazı facepayelerin "gerçek adlarıyla" imzaladığı, iftira metni:

 

Baykal Saran,
Lale Oraloğlu,
İsmail Dümbüllü,
Mehmet Akan,
Zeki Göker...
Her biri kendi alanında tiyatromuzun bir çınarı..
Kendisi bir hiç olmanın kıvranışı ve kompleksiyle yaşlanmış Hilmi Bulunmaz tüm bu değerli isimlerimize kimi hastanede yoğun bakımdayken , kimi can çekişirken, kimi henüz toprağa verilmeden ağır sözler sarf edip kin ve nefret kusuyordu. 

Baykal Saran'ın tabutunun altına "Halkın uyutulması için, bir ninni kutusu olarak işlev gören televizyona kan taşıyarak, can veren kişilerden" yazabiliyor,

Lale Oraloğlu yoğun bakımda ölümü yenmeye çalışırken onun ölüm haberini bir muştu gibi beklediğini ifade edecek sözlerle kralın dalkavuğu, burjuvazinin hizmetçisinin ölüm haberi gelecek diyebiliyor,

Mehmet Akan' yoğun bakımda yaşam mücadelesi verip tüm Türkiye ağlarken Hilmi Bulunmaz onu çoktan ölmüş bir ceset olarak haber yapabiliyordu.

Zeki Göker'in ölümünün ardından "Brütüs gitti" deyip yaşarken de öldüğünde de onu bir hırsız olarak nitelendirdiği için gururlanabiliyordu.

Tür tiyatrosunun tarihi değeri İsmail Dümbüllüyü ise Ortaçağ feodalizminin değeri saydığı ortaoyununa hizmet ettiği için hayata yenik düşmüş ilan edebiliyordu.

Türk tiyatrosunun başında bir akbaba gibi ölümleri bekleyip hastanede yaşam mücadelesi veren, yada henüz toprağa kavuşmamış tabuttaki sanatçılar için ağır sözler edebilen Hilmi Bulunmaz sadece tiyatronun , tiyatroseverin değil tüm insanlığın lanetlemesini hak etmiş bir insan düşmanı olduğunu adeta kanıtlamaya çalışıyordu!

Kaybettiğimiz sanatçılarımıza bunları yapan yaşayanlar için neler demiyordu ki.. Tiyatro yayıncılarını ve tiyatro sanatçılarını O... Ç... diye nitelendirebiliyor bunu yazıyla yetinmeyip özel videolar çekip internette yayınlıyorlardı

Prof. Özdemir Nutku'ya bıkmadan usanmadan iftiralar atabiliyor Tuncer Cücenoğlu'na ağır sözler sarf edebiliyor
TV de oynayan sanatçılara küfürlere varan eleştirilerde bulunabiliyor En ufak bir karşı yazı yazanı canından bezdirecek psikolojik baskılara girişebiliyorlar.

ARTIK YETER!
TİYATRO DÜNYASI ARTIK YETER DEDİ VE BU İKİ KİŞİNİN ÇAMUR DERYASINA DÖNMÜŞ SİTESİNİ KAPATTIRMAK GEREKEN ADLİ SORUŞTURMALARI BAŞLATMAK İÇİN HAREKETE GEÇTİ.
SİZİ DE BU PROTESTOYA KATILARAK TİYATROCULARIMIZA GÜÇ VERMEYE DAVET EDİYORUZ..

GENİŞ BİLGİ İÇİN

http://www.tiyatrooyun.org/ozel.html

ARTIK BU SALDIRILARIN DOZU DA ARTTI VE RESMEN AÇIKÇA NET BİR ŞEKİLDE ANNLERİNE VARAN KÜFÜRLER SÖZVGÜLERE DEK VARDI.
ARTIK BUNLARA DUR DEMENİN PROTESTO ETMENİN TİYATRO DÜNYASININ SAYGIN İSİMLERİNİN ARKASINDA OLMANIN ZAMANI DEĞİL Mİ SİZCE DE ?
KATILIN TİYATROYA VE TİYATROCULARA SEVGİMİZLE BU AŞAĞILIK İNSANLARI BOĞALIM

 (Kaynak: Facebook.)

BAKINIZ:

"Bildiriden imzasını çekenler, 'haberim bile yok' diyenler"

 

 

 

"2. EXORCISM"DE 20. GÜN:                    Exorcism: şeytan çıkarma.

 

"1. EXORCISM"i okumak için TIKLAYINIZ!

 

"Hiç kimse masum olduğunu kanıtlamak zorunda değildir, suçu kanıtlama yükümlülüğü suçlayan tarafa düşer" diyen evrensel hukuk normuna göre; biz, bizi suçlayan her orospu çocuğunu cevaplamak ve masumiyetimizi kanıtlamak zorunda değiliz; ama bizi suçlayan orospu çocukları, suçlamalarını kanıtlamak zorunda!...

 

"Elimizde ses kaydı var" dediler, ses kaydı bulunmadığını 80 saat sonra itiraf ettirdik. (Bakınız: "1. Exorcism")

 

CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.

 

dediler, Cemal Bulunmaz çıktı ve dedi ki:

 

"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM"

 

Yani Cemal Bulunmaz, eskiden Burak Caney takma adı ardına saklanan, (Burak Caney adının kepaze olması üzerine) şimdilerde imzasız yazan korkak sapıkların restini gördü ve onların "DİYEMEZ" dedikleri şeyi "dedi".

 

Şimdi DİYEMEZ ÇÜNKÜ BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR. demiş olan korkak sapıklar, o kayıtların neresinde Cemal Bulunmaz'ın "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT dediğini göstererek, bize yönelik suçlamalarını kanıtlamak zorunda...

 

Ama o kayıtları (sanki aleyhimize birer belgeymiş gibi) kendileri yayınladıkları halde, o kayıtlarda bir tek suç unsuru gösteremiyorlar. Gösteremedikleri gibi, gösteremediklerini de söyleyemiyorlar. "Elimizde" dedikleri kanıtların, kanıt filan olmadığını ikinci kez itiraf edip ikinci kez kepaze olmak istemiyorlar. Asıl kepazeliğin, iftirayı itiraf etmek değil, iftira etmiş olmak olduğunu 20 gündür anlamıyorlar. İnsanları sahte kanıtla suçladıktan sonra, "hani kanıt?" dendiğinde cızlamı çekip tam siper olan takma isimli orospu çocukları umurumuzda değil! Ama onların, kendi adlarını gizlerken, gerçek adlarıyla önümüze sürdüğü üç-beş tane enayi fügüranla hesabımız var. facepayeler listesinde ya da hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun sayfalarında gerçek adlarıyla yer alarak, bu iftiracı "yüzsüzlerin" bize karşı yürüttüğü iftira kampanyasını "gerçek adlarıyla"  destekleyen, Nutku, Akmen,  Cücenoğlu, Yıldırım Fikret Urağ ve (1994'te "Shakespeare'e Moruk Muamelesi Yapmak"* adlı yazımızla eleştirmiş olduğumuz) Zafer Algöz'e soruyoruz:

 

Evrensel hukuk normları sizin de umurunuzda değil mi? Hadi Nutku zaten iftiracı; hadi Akmen, bu iftira batağına "Özdemir Abi"sinin hatırına girdi ("Özdemir Abi"sinin nârına yandı); hadi Cücenoğlu, bu sitede en çok okunan, şimdiden bir eleştiri klasiği olarak tanınan "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" başlıklı yazımdaki eleştirilerin verdiği kuyruk acısına ancak bu iftiraya imza atarak pansuman yapıyor... Peki ama Urağ ve Algöz'e ne oluyor? Onları Nutku ve Cücenoğlu'nu hırpaladığım kadar kötü hırpalamadım ki... Urağ ve Algöz'ün kuyruk acısı Nutku ve  Cücenoğlu'nunki kadar keskin olamaz ki... Nutku ve Cücenoğlu'na verdiğim hasarla kıyaslandığında, Urağ ve Algöz'e verdiğim hasar, küçük birer sıyrık bile sayılamaz. Öyleyse Urağ ve Algöz, bu iftira batağında kendilerini kirletmeye niçin, ne uğruna razı oluyorlar ki?.. Bize iftira eden takma isimli korkak sapıkların ardında, sırf iki buçuk tiyatro sitesi ve bir tiyatro dergisi var diye mi, bu zillete razı oluyorlar? Urağ ve Algöz, "Büktel ve Bulunmaz'ın bana bir yararı olmaz ama yarın öbür gün korkak sapıkların site ve dergilerinden yararlanabilirim" diye düşünerek mi, sapıkların bize karşı bu iftira kampanyasına imza koyuyorlar?

 

Urağ ve Algöz'ün bu iftira kampanyasına hangi gerekçeyle destek verdiklerini kesin olarak söyleyemeyiz; ama alçakça olmayan, masum ve temiz bir gerekçe gösteremeyeceklerini kesin olarak söyleyebiliriz. Son çözümlemede, bu iftiranın, mağdurlarını değil, faillerini kepaze edeceğini; Bulunmaz ile Büktel'i değil, facepayeleri zarara uğratacağını da, kesinlikle söyleyebiliriz.

 

* "Shakespeare'e Moruk Muamelesi Yapmak", Coşkun Büktel'in "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" adlı eleştiri kitabında okunabilir. Sayfa 145-158.

 

 

COŞKUN BÜKTEL  

14 Mart 2008 / Saat: 16.30

 

Not 1: Konuya yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak "tehdit" konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabilirler. 

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

Not 2: Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

 

 

"2. EXORCISM"DE 18. GÜN:                    Exorcism: şeytan çıkarma.

 

"1. EXORCISM"i okumak için TIKLAYINIZ!

 

Marifet, facebook'ta 400 ya da 4000 imza imal etmek değil; o imzalar arasında, 18 gündür kanıtlayamadığınız iddianızı/iftiranızı kanıtlayabilecek bir tane, tek bir tane, "adam" bulabilmek.

 

"Elimizde ses kaydı var" dediler, ses kaydı bulunmadığını 80 saat sonra itiraf ettirdik. (Bakınız: "1. Exorcism")

 

CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.

 

dediler, Cemal Bulunmaz çıktı ve dedi ki:

 

"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM"

 

Yani Cemal Bulunmaz, eskiden Burak Caney takma adı ardına saklanan, (Burak Caney adının kepaze olması üzerine) şimdilerde imzasız yazan korkak sapıkların restini gördü ve onların "DİYEMEZ" dedikleri şeyi "dedi".

 

Şimdi korkak sapıklar, (sayılarının 400'e varmasıyla övündükleri) o facepayeler listesinden, Cemal Bulunmaz'ı yalanlayacak, böylelikle Büktel ve Bulunmazlara yönelik "tehdit, satın almaya kalkışma, mafyalaşma" gibi ahmakça iddia ve suçlamaların ciddiye alınması gerektiğini ve Büktel ile Bulunmaz'ın korkak sapıklara ve "tüm" destekçilerine iftiracı orospu çocuğu derken haksızlık ettiğini kanıtlayacak, bir tane, tek bir tane "adam" bulabilir mi? Babayiğit bulabilir mi, diye sormuyoruz; yalnızca, destekledikleri korkak sapıkların iddiasını kanıtlayacak tek bir tane "adam" bulabilirler mi diye soruyoruz. Bulamıyorlar. Oysa bulmak zorundalar. Çünkü iddia ve suçlamanın sahipleri onlar ve

evrensel bir hukuk kuralı şöyle diyor: "Kimse masum olduğunu kanıtlamak zorunda değildir. Kanıtlama yükümlülüğü iddia sahiplerinindir."

 

Ama iddia sahibi korkak sapıklar, 18 gündür tam siper... Hadi kendileri kanıtlayamıyor, facebook'ta (Demirkanlı'nın deyişiyle facebok'ta) imal ettikleri o 400 imza içinden bir tek "adam" çıkıp, korkak sapıklara yardım etse ya!... 400 imza içinden bir tek adam çıkıp Cemal Bulunmaz'ı yalanlasa ya!... Bize yönelik o tehdit ve mafyalaşma suçlamalarını kanıtlasa ya!... Ne mümkün!... Onlar "adam" değil ki, sadece imza!.. O yüzden, korkak sapıkların bir yaralı parmağına bile işeyemiyorlar.

 

Ama sapıkların meydan okumasına karşı çıkıp "Hodri meydan" diyen Cemal Bulunmaz bir imzadan ibaret değil. Korkak sapıklar, facebok'ta topladıkları facepayeler arasında, Cemal Bulunmaz kalitesinde, kaç gerçek insan, kaç "adam" çıkarabilir? Sıfır. Ancak sıfır. Ya da çift sıfır.

 

400 adam içinden 18 gündür, sapıkların iftirasını imzayla ya da kelle sayısıyla değil de, "kanıtla, belgeyle" destekleyecek bir tek "adam" çıkmadığına göre, o 400 imza sıfıra eşittir. Sıfırdır.

 

400 imza sıfır ederse, 400 milyon imza kaç eder? Sıfır eder.

 

Veya hela kapısı gibi çift "00" eder.

 

***

 

Birinci itiraflarını 80 saat sonra yapmışlardı. İkinci itiraflarını ise 18 gündür yapmıyor, yeni yeni iftiralarla gündemi değiştirebileceklerini, ikinci kez kepaze olmaktan kurtulabileceklerini sanıyor; facepayeler listesinde gerçek adıyla yer almaya devam ederek "yüzsüz" sapıkların iftirasını destekleyen o üç beş enayi fügüranı daha da beter kepaze etmiş olmaya aldırmıyorlar. Facepayeler listesinde gerçek adlarıyla yer alan enayi fügüranlar korkak sapıkları aklayamıyor, ama korkak sapıklar enayi fügüranları bir güzel boka batırıyor, facepaye ediyor.

 

Ellerinize sağlık! Devam edin!

 

facepaye sayısının (gerçek isimlerin sayısından söz ediyorum, imal edilmiş isimlerin sayısından değil) artması da, azalması da bizim için avantaj... Sayınız (yani azalmakta olan "gerçek" sayınız) artsaydı bile, bunca lağım sıçanı arasında temiz ve yalansız kalmış ender kişiler olmakla övünürdük. Ama insanlar facebok'ta yaptığınız sahtekârlıkları "keşfediyor" ve gerçek sayınız azalıyor (Bakınız: "Bir İftiranın Bataklık Anatomisi".) ve  biz, bu durumda, tiyatro camiası yayınlarımız sayesinde korkak sapıkları teşhis etti diye, yine övünüyoruz. Yani her zaman dediğim gibi:

 

Dürüst insanlar için iki ucu boklu değnek yoktur; iki ucu ballı değnek vardır. O nedenle biz her durumda mutluyuz; her durumda alnımız (ve yüzümüz) açık.

 

Darısı, saklanmak zorunda olan iftiracı orospu çocuklarının başına!

 

***

 

Aşağıya, üzerinde çalışmakta olduğum, yakında yayınlanacak,  yeni yazımın şiir biçimindeki başlığını aktararak şimdilik bitiriyorum:

 

Değil beş on

beş on milyon

"facepaye" olsanız,

 

iftirayı onaylayan

o kirli imzalarınız

vız gelir bize vız!

 

 

COŞKUN BÜKTEL  

12 Mart 2008 / Saat: 23.30

 

Not 1: Konuya yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak "tehdit" konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabilirler. 

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

Not 2: Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

 

 

"2. EXORCISM"DE 12. GÜN:                    Exorcism: şeytan çıkarma.

 

"1. EXORCISM"i okumak için TIKLAYINIZ!

 

Bize gönderdikleri 22 Şubat 2008 tarihli mail mesajıyla ve "Belgenizi gösterin!" çağrımıza karşı 12 gündür susmalarıyla, korkak sapıklar demek istiyorlar ki:

 

"Daha fazla kafamızı kızdırırsanız, bizi kurşunlattığınızı bile söyleriz!"

 

İnsanları, Burak Caney (ya da "Beyaz Cephe") takma isimlerinin ardına saklanarak ya da imzasız yazarak suçlamak, alçaklıktır. Peki ya imzasız yazılarla insanlara iftira atarken, iftirayı inandırıcı kılmak amacıyla, elinde belge olmadığı halde "elimde belge var" demek ve "göster belgeyi!" dendiğinde, 12  gündür, hiç oralı olmamak (Bakınız: "Exorcism") nedir? Kuşkusuz ki, alçaklıktan çok öte bir orospu çocukluğudur.

 

"Elimizde belge var!" diyerek bize iftira atan korkak sapıklar; "Gösterin belgenizi!" dediğimizde tam siper olup süt dökmüş kedi gibi susmakla, açıkça şu mesajı vermiş oluyorlar:

 

Biz sadece iftiramızı atarız. Kanıtla belgeyle filan hiç işimiz olmaz. Ha, iftiramızı inandırıcı kılmak için, "elimizde belge var" deriz ama; siz "gösterin belgeyi!" dediğinizde, sizi duymamış gibi yaparız. Bu yüzden sizin sitenizi izleyen üç beş kişiye* karşı rezil duruma düşmüş olsak bile, gerçek kimliğimizi gizlediğimiz için bu rezaletin bize hiçbir zararı olmaz. Ama olayı tek yanlı olarak yalnızca bizden (helâ kapısı gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org'dan, tiyatrooyun'a link ve destek veren tiyatrom.com ve tiyatrodergisi.com.tr sitelerinden) öğrenen; Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun "açık destek" vermesi sayesinde karşı görüşü merak bile etmeden bize güvenen ahmak okurlar ya da eleştirileriniz yüzünden size karşı kuyruk acılı tiyatrocular, olayın aslını araştırmaya zaten gerek duymazlar ve bizim iftira kampanyamıza destek verirler. Aldığımız destek imzalarına, "imal ettiğimiz" imzaları da eklediğimizde, ortaya çıkan yekun bir çekim kuvveti yaratır ve bu kuvvetin çekimine kapılan bazı zayıf unsurlar da iftira kampanyamıza katıldığında, kanıtlar, belgeler, hakikat artık kimsenin umurunda olmaz ve siz mutlaka zarar görürsünüz. İstediğiniz kadar "Hani kanıt? Hani belge?" diye bağırın!... Tüm camialarda olduğu gibi, tiyatro camiasında da, vasat zekâlar çoğunluktadır ve çoğunluk hakikate değil, çoğunluğa inanır. Hakikati bilenler de zaten bu çoğunluğa karşı çıkmayı, çoğunlukla olan menfaat ilişkilerini sırf hakikat uğruna riske sokmayı asla göze alamazlar. Düzenlediğimiz iftira kampanyası ile ilgili hakikati okurlara duyurmaya hiçbir sanatçı yanaşmaz, hakikati hiçbir site yayınlamaz. Daha fazla kafamızı kızdırırsanız, daha ciddi iftiralar atar, bizi kurşunladığınızı ya da kurşunlattığınızı bile söyleyebiliriz. (Bakınız: Takma isim ardına gizlenen sapıkların bize gönderdikleri "Sırada ne var? Kurşunlatma mı?" başlıklı mail mesajı.) Kurşunlatma iftirasıyla sizi hapse bile tıktırabiliriz. Rahmi Dilligil'in başına gelenleri unutmayın!

 

Evet, korkak sapıkların susmalarının ardındaki hesaplar bunlardır. Bu kirli ve kriminal hesaplara alet olmayı kendilerine yedirebilen, isimlerinin korkak sapıklar tarafından bu kirli ve kriminal hesaplara bulaştırılmış ve bize karşı "kullanılmış" olmasına itiraz etmeyen bazı orospu çocuklarına rağmen; korkak sapıkların bu hesaplarını bozmaya ve hakikati hakim kılmaya, yalnızca iki kişi bile kalsak, kararlı ve yeterliyiz. Çünkü hakikat (50 milyon kişinin bile değiştiremeyeceği hakikat) bizden yana. (Bakınız: "Exorcism")

 

Coşkun Büktel  

6 Mart 2008

 

(* Sitemizi geçmişte ve gelecekte kaç kişinin izlediğini ne zaman isterseniz öğrenebilirsiniz: Bu konuda karşımızdakilerin yaptığı gibi, yani "işimize geldiği gibi" rakam açıklamak yerine, internette belki de ilk kez olarak, "tüm"  rakamlarımızın kaynağını açıklamıştık. Rakamlarımızı, bizim de öğrendiğimiz adrese girerek, bizden de önce, öğrenebilirsiniz: www.coskunbuktel.com/webtrafik)

 

Not 1: Konuya yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak "tehdit" konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabilirler. 

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

Not 2: Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

 

 

"2. EXORCISM"DE 6. GÜN:                    Exorcism: şeytan çıkarma.

 

"1. EXORCISM"i okumak için TIKLAYINIZ!

 

Bizim onurumuza iftira ettiklerini, bir kez daha ve yine "iki kere iki dört" netliğiyle kanıtladığımız bu "yüzsüz" sapıklara "orospu çocuğu" demenin küfür olduğunu iddia eden herkes; bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemiyor demektir. Ve bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemeyen tüm pespayeler, orospu çocuğudur.

 

Burak Caney'in, helâ kapısındaki gibi "çift "oo"lu tiyatroyun.org adlı sitesinde Büktel ve Bulunmaz'ı "mafyalaşma", "tehdit", "susturma", "Burak Caney'in sitesini satın almaya kalkışma" gibi, ancak fıkra lazlarının akıl edebileceği kadar ahmakçasına iğrenç suçlarla suçlayan "yüzsüz sapıklar", "elimizde ses kaydı ve bilgisayar kaydı var" diyerek, birtakım konuşma metinleri yayınlamışlardı. (Bakınız: "İftira Belgeleri") Ses kaydı var dedikleri metinde, yukarıda sıralanmış suçların tüm unsurlarını içeren konuşmalar vardı ama o metni kendilerinin uydurdukları, "1. Exorcism"in sonunda o metne ait ses kaydının bulunmadığını itiraf etmeleriyle açığa çıktı:

 

"İlk gün yaptığımız haberimizde ses kaydı olduğundan söz ettiğimiz doğrudur. Webmaster’ın yanılması/yanıltması sonucu bu ifadeye haberimizde yer verilmiştir. Fakat daha sonra yaptığımız görüşmelerde ses kaydının yapılamadığını öğrendik."

 

(Kaynak:  Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun desteklediği hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı: "Coşkun Büktel yine kıvırıyor".)

 

 

"Bilgisayar kaydı var" diyerek  yayınladıkları konuşma metinleri ise, tamamen gerçekti ama bu konuşmalarda yukarıda sıralanan suçlarla ilgili en küçük bir imaya bile rastlanmıyordu. (Bakınız: "İftira Belgeleri") O konuşmaları sırf ellerinde gerçek belge de bulunduğunu gösterebilmek için koymuşlardı.

 

Kısacası, "elimizde ses kaydı var, bilgisayar kaydı var" diyerek, helâ gibi "çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı sitelerinde, imzasız yazılarla bize günlerdir en iğrenç "mafyatik" suçlamaları yönelten "yüzsüz" sapıklar; suç unsuru içeren konuşmanın belgesini gösteremiyor (ses kaydının bulunmadığını "80 saat sonra" itiraf etmek zorunda  kalıyor); belgesini gösterebilecekleri MSN konuşmalarında ise suç unsuru gösteremiyorlar.

 

Fakat suç unsuru içeren telefon  konuşmasının "elimizde" dedikleri ses kaydının "ellerinde" bulunmadığını "80 saatte de olsa" itiraf ettirebildiğimiz halde (Bakınız: "1. Exorcism"); bilgisayar kaydı var diyerek yayınladıkları MSN konuşmalarında hiçbir suç unsuru bulunmadığını itiraf etmeye yanaşmıyorlar. Oysa kanıt ortada:

 

Demişlerdi ki:

 

CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.

(Kaynak:  Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun desteklediği helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı: "Coşkun Büktel yine kıvırıyor".)

 

"Çıksın" dedikleri Cemal Bulunmaz çıktı ve dedi ki:

 

"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM"

 

Yani Cemal Bulunmaz, korkak sapıkların restini gördü ve sapıkların "diyemez" dediği şeyi "dedi".

 

Bu durumda, Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun "açık destek" verdiği "yüzsüz" sapıklara ne yapmak düşer? Gayet açık:

 

"Çıksın" dedikleri Cemal Bulunmaz gibi, onlar da "çıkacaklar" ve ("kendilerinin yayınladıkları" Cemal  Bulunmaz'a ait bilgisayar kayıtlarının neresinde, Cemal Bulunmaz'ın "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT dediğini göstererek; Cemal Bulunmaz'a yönelttikleri suçlamanın palavra olmadığını, ciddiye alınması gerektiğini  kanıtlayacaklar. Bunu kanıtladıklarında, onlara "orospu çocuğu" derken bizim  yanılmış olduğumuzu, onlara "orospu çocuğu" demekle haksızlık ettiğimizi de kanıtlamış olacaklar.

 

Ama hayır! Burak Caney takma adının ardına saklanmış "yüzsüz" sapıklar, bu kez itiraf etmiyorlar. Kendi iddialarının "var" dedikleri kanıtını göstermekten 6 gündür yan çiziyor; suçlamalarına ilişkin hiçbir belge gösteremiyor; suçlananların savunmasına asla sayfa ya da link vermedikleri helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı sitelerinde,yalnızca, tek kale maç yapar gibi, belgesini gösteremedikleri iftiraları fıkra lazı inadıyla yayınlamaya devam ederek, suçlananların görüşünü merak etmeyen vasat zekâlı okurları bize karşı nefretle "dolduruyorlar".

 

Bu durumda diyorum ki: Bizim onurumuza iftira ettiklerini, bir kez daha ve yine "iki kere iki dört" netliğiyle kanıtladığımız bu "yüzsüz"  sapıklara "orospu çocuğu" demenin küfür olduğunu iddia eden herkes; bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemiyor demektir. Ve bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemeyen tüm pespayeler, orospu çocuğudur.

 

Hiçbir helâ duvarı, "yüzsüz" ve iftiracı sapık Burak Caney'in helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun sayfalarındaki kadar aşırı bir çirkeflik barındıramaz. (Bakınız: "Burak Caney'in fotoğraf sergisi".) İmza toplayacaksanız, önce "Burak Caney'in fotoğraf sergisi" ne karşı imza toplayın! Orospu çocukları sizi!...

 

         

Coşkun Büktel  

2 Mart 2008

 

Not 1: Konuya yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabilirler. 

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

Not 2: Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

 

 

"2. EXORCISM"DE 67. SAAT:                    Exorcism: şeytan çıkarma.

 

"1. EXORCISM"i okumak için TIKLAYINIZ!

 

Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlük'ü diyor ki:

 

Kalleş: s. Ar. Kallaş. Sözünde durmayıp bir işin yüzüstü kalmasına yol açan; birine gizlice kötülük eden 

 

Orospu çocuğu: is. Serseri, haylaz, hinoğluhin, hilekâr, kalleş.

 

 

Demek ki: Birine meydan okuyup da, "hodri meydan" cevabını aldıklarında "tam siper" olup sözünü unutanlara, (Bakınız: "1. ve özellikle 2. Exorcism") sözünde durmayanlara; takma isim ardına saklanarak insanlara iftira atan kalleş sapıklara, "orospu çocuğu" kavramını ağzına alamıyormuş gibi yapmacık ("euphemistic") bir görüntü ardına saklanıp her türlü orospu çocukluğunu yapanlara; yalnızca biz (Büktel ve Bulunmaz) değil, Türkçe Sözlük de "orospu çocuğu" diyor. Ve kesinlikle inanmalısınız ki, hiçbir kelime, o sözlüğe, yalnızca kenar süsü olarak dursun diye konmuyor; ihtiyaç durumunda kullanılsın diye konuyor.

 

İftiralarını uzun süre Burak Caney, bir ara  Beyaz Cephe takma adlarının ardına saklanarak; daha sonra (her iki imzanın da kepaze olması üzerine) şimdilerde helâ kapısındaki gibi çift "oo"lu "tiyatrooyun" imzasıyla ya da imzasız olarak, yayınlayan "korkak, kalleş, sözünde durmayan, namert" sapıkları tek bir kavramla tanımlamak için Türkçe'de "orospu çocuğu" kadar uygun bir başka kavram var mı? Yok.

 

Ben neden iyi bir yazarım? Durumları en isabetli kelime ve kavramlarla tanımlayabildiğim, kurduğum kompozisyonlar içinde kelimeleri mermi kadar etkili kılabildiğim için... Yoksa vandallar bana karşı mücadele etmek için yarasalar gibi karanlığa  saklanmak, sahibi belirsiz kalleş siteler kurmak zorunda kalırlar mıydı? Ne yazık ki,   sözlükte, orospu çocuklarını destekleyenler için özel bir tanım bulunmuyor. "Facepayeler" tanımı bu ihtiyaçtan doğdu.

 

Korkak sapıkları yalnızca Nutku, Akmen ve Cücenoğlu destekliyor değil. Sapıkların yayınladığı (sayıları 300'ü aşan) facepayeler listesi içinde her şeyden habersiz masum ve mağdur insanların, "facepaye olmayanların"  çoğunlukta olduğunu biliyoruz. Çünkü anketi 3. Abdülhamid'in daha önce düzenlediği anketlerdeki gibi sahtekârca yöntemlerle düzenlediklerinden (Bakınız: Büktel, "tiyatrom.com okurları mı gerçekten ahmak, yoksa Timur mu onları ahmak sanıyor?") Ulvi Alacakaptan'ı, Hakan Urcu'yu, Levent Çağlayan'ı bile yanıltabilmiş ve onları bize karşı imza vermiş gibi gösterebilmişler. Ama çoğu aslında anket sahtekarlığının mağduru olsa da, facepayeler listesinde yer alan bazı "kuyruk acılı" facepayeleri (masum ve mağdur olduklarını hiç sanmadığımızdan)   teşhir edecek ve yakalarına yapışıp, "yüzsüz" ve kalleş sapıkların bize karşı başlattığı bu iftira kampanyasına hangi alçakça niyetlerle destek verdiklerini soracak ve hangi tarafta olduklarını (öyle "inkâr kapısını aralık bırakarak" değil) "açıkça mertçe, Türkçe, netçe" belirlemelerini talep edeceğiz. Bize iftira eden yüzsüz ve kalleş" sapıkların iftira kampanyasına, ya tıpkı Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun yaptığı gibi "açık destek" vermelerini, ya da sapıkların iftira kampanyasının mağduru olduklarını açıklamalarını isteyeceğiz. Karar onların olacak. Ama her ne olursa olsun, o iğrenç listede imzası bulunan herkes, mağdur mudur, geri zekâlı mıdır, yoksa bize iftira edilmesinden zevk duyan bir orospu çocuğu mudur ortaya çıkacak. Ak koyun kara koyun belli olacak.

 

Ama biz şimdilik, hesabı yine, kalleş ve iftiracı sapıklara "açık destek" veren Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'ndan soralım:

 

"Çıksın" dediğiniz Cemal Bulunmaz çıktı ve  "diyemez" dediğiniz şeyi dedi:

 

"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM"

 

Yani çiğ yemeyen Cemal Bulunmaz, başının ağrımayacağından emin olduğu için, bir başka deyişle, iftiracı korkak sapıkların ellerindeki bilgisayar kayıtlarında herhangi bir suç kanıtı bulunamayacağını bildiği için, sapıkların restini gördü. Bu durumda, Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun "açık destek" verdiği iftiracı "yüzsüz" sapıklara ne yapmak düşer? Gayet açık:

 

"Çıksın" dedikleri Cemal Bulunmaz gibi, onlar da "çıkacaklar" ve ("kendilerinin yayınladıkları" Cemal  Bulunmaz'a ait bilgisayar kayıtlarının neresinde, Cemal Bulunmaz'ın "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT dediğini göstererek; Cemal Bulunmaz'a yönelttikleri suçlamanın palavra olmadığını, ciddiye alınması gerektiğini  kanıtlayacaklar. Bunu kanıtladıklarında, onlara "orospu çocuğu" derken bizim  yanılmış olduğumuzu, onlara "orospu çocuğu" demekle haksızlık ettiğimizi de kanıtlamış olacaklar.

 

Ama aradan 67 saat geçti, "yüzsüz" sapıklarınızda tık yok! Onlar "yüzsüz" olduklarından (nasılsa tanınma ve kepaze olma tehlikemiz yok diye düşünerek) iftiracı orospu çocuğu olmakta sakınca görmüyor olabilirler. Ama bu sapıklara "açık destek" veren Nutku, Akmen ve Cücenoğlu "yüzsüz" değil ki...

 

Yanılıyor muyuz?

 

67 saat oldu... Cevabı duyamadık?

 

 

Coşkun Büktel  

29 Şubat 2008 (saat: 04.30)

 

Not 1: Konuya yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabilirler. 

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

Not 2: Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

 

 

 

"2. EXORCISM"DE 30. SAAT:                    Exorcism: şeytan çıkarma.

 

"1. EXORCISM"i okumak için TIKLAYINIZ!

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nu göreve çağırıyoruz:  

 

Sırf bize iftira attıkları için desteklediğiniz "yüzsüz" ve korkak sapıklara söyleyin, sözlerinin gereğini yapsınlar!

 

Ne demişlerdi:

 

CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.

(Kaynak:  Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun desteklediği hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı: "Coşkun Büktel yine kıvırıyor".)

 

"Çıksın" dedikleri Cemal Bulunmaz çıktı ve dedi ki:

 

"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM"

 

Yani Cemal Bulunmaz, korkak sapıkların restini gördü ve sapıkların "diyemez" dediği şeyi "dedi".

 

Bu durumda, Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun "açık destek" verdiği "yüzsüz" sapıklara ne yapmak düşer? Gayet açık:

 

"Çıksın" dedikleri Cemal Bulunmaz gibi, onlar da "çıkacaklar" ve ("kendilerinin yayınladıkları" Cemal  Bulunmaz'a ait bilgisayar kayıtlarının neresinde, Cemal Bulunmaz'ın "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT dediğini göstererek; Cemal Bulunmaz'a yönelttikleri suçlamanın palavra olmadığını, ciddiye alınması gerektiğini  kanıtlayacaklar. Bunu kanıtladıklarında, onlara "orospu çocuğu" derken bizim  yanılmış olduğumuzu, onlara "orospu çocuğu" demekle haksızlık ettiğimizi de kanıtlamış olacaklar.

 

Ama aradan 30 saat geçti, "yüzsüz" sapıklarınızda tık yok! Onlar "yüzsüz" olduklarından (nasılsa tanınma ve kepaze olma tehlikemiz yok diye düşünerek) orospu çocuğu olmakta sakınca görmüyor olabilirler. Ama bu sapıklara "açık destek" veren Nutku, Akmen ve Cücenoğlu "yüzsüz" değil ki...

 

Yanılıyor muyuz?

 

Coşkun Büktel  

27 Şubat 2008 (saat: 15.30)

 

Not 1: Konuya yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabilirler. 

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

Not 2: Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

 

 

EXORCISM 2:                    Exorcism: şeytan çıkarma.

 

"1. EXORCISM"i okumak için TIKLAYINIZ!

 

(Nutku, Akmen ve Cücenoğlu tarafından desteklenen) korkak sapıkların "diyemez" dedikleri şeyi, Cemal Bulunmaz, göğsünü gere gere söylüyor:

 

"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM"

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun sapıkları tiyatrooyun denen lağım çukurunda diyorlardı ki:

 

HİLMİ BULUNMAZ ÇIKSIN DESİN Kİ "HAYIR BEN ASLA SİZİN HOSTİNG FİRMANIZI ARAMADIM ASLA WEBMASTERINIZI ARAMADIM" DİYEMEZ! KAYITLAR VAR ŞAHİT VAR.

CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.

(Kaynak: 1. Bizim sitemizdeki başlık "İftira belgeleri"... 2. Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun desteklediği tiyatrooyun sitesindeki başlık "Coşkun Büktel yine kıvırıyor". Dikkat: Onların sitesindeki linkini verdiğimiz sayfa, siz okuduğunuzda silinmiş olabilir. "Yüzsüz" oldukları için, her yöntemi kullanabiliyorlar. O nedenle, çoğu kez, onlardan aktararak yaptığımız kendi sayfalarımıza link vermeyi tercih ediyoruz.)

 

 

Hilmi Bulunmaz hakkındaki iddianıza aşağıda değineceğiz. Ama önce Cemal Bulunmaz'ın benim kalemimle aktarılmasını uygun bulduğu cevabı ortaya koyalım:

 

Hani "çıksın" desin diye, "diyemez" diye, meydan okuyorsunuz ya!... Cemal Bulunmaz, "hodri meydan" diyerek "çıktı" ve "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT diye  bir şey demediğini söyledi; yani sizin "Diyemez" dediğiniz şeyi "dedi".

 

Cemal Bulunmaz'ın konuşmasının sizin tarafınızdan yayınlanmış bilgisayar kayıtlarına baktım, Cemal haklı: "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT anlamına gelecek hiçbir şey söylememiş. Böylece, ikinci somut iftiranız da, yine tamamen "sizin yayınladığınız" ifade ve belgelerle kanıtlanmış oluyor. 

 

Cemal Bulunmaz çıkıyor, "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" diyor ama "sizin" yayınladığınız (ve herhalde kimsenin okumayacağını umduğunuz) bilgisayar kayıtlarında, Cemal'i yalancı çıkaracak tek kelime yok. Varsa, göstermek zorundasınız. Çünkü DEMEDİM" DİYEMEZ demişsiniz. ÇÜNKÜ BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR. demişsiniz. Hadi bakalım, gösterin o bilgisayar kayıtlarınızın neresinde Cemal, "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT demiş ya da buna benzer bir şey söylemiş?

 

Cemal Bulunmaz restinizi (blöfünüzü") gördü. Şimdi sıra sizde! Hadi bakalım, gösterin elinizi! İddia sizin, ispat da size düşüyor.

 

***

 

Hilmi Bulunmaz'la ilgili iddianıza gelince: Çok komik!... İsmini vermediğiniz zaman, Bulunmaz'ı tehditle, sizi susturmakla, mafyalaşmakla suçluyorsunuz. Ama ismini verdiğiniz zaman, yalnızca sizin webmasterınızı aramış olmakla... Sizin webmasterınızı aramak (yani hakkımızda iftira kampanyası düzenleyen takma isimli orospu çocuklarının kimliğini ortaya çıkarmak için araya koydukları paravan kişilerle görüşme yapmak) ne zamandan beri suç oldu? Ha?... Dangalak sapıklara değil, onları destekleyen facepayelere soruyorum!

 

Diyorsunuz ki:

 

HİLMİ BULUNMAZ ÇIKSIN DESİN Kİ "HAYIR BEN ASLA SİZİN HOSTİNG FİRMANIZI ARAMADIM ASLA WEBMASTERINIZI ARAMADIM" DİYEMEZ! KAYITLAR VAR ŞAHİT VAR.   

 

Evet, Hilmi Bulunmaz (kayıtlarınız olsa da, olmasa da)

 

"HAYIR BEN ASLA SİZİN HOSTİNG FİRMANIZI ARAMADIM ASLA WEBMASTERINIZI ARAMADIM"

 

diyemez/demez. Çünkü bu yalnızca yalan değil, üstelik de "gereksiz" bir yalan olurdu. Sizin hosting firmanızı ya da webmasterınızı aramak, suç değil ki!... Ama siz, bu cümlede asıl ima ettiğiniz şeyi, "açıkça mertçe Türkçe" söyleyebilseydiniz; yani cümleyi şöyle kurabilseydiniz:

 

HİLMİ BULUNMAZ ÇIKSIN DESİN Kİ "HAYIR BEN ASLA SİZİN HOSTİNG FİRMANIZI VEYA  WEBMASTERINIZI TEHDİT ETMEDİM, KAPATMAYA VEYA SATIN ALMAYA KALKMADIM" DİYEMEZ! KAYITLAR VAR ŞAHİT VAR.     

 

Hilmi Bulunmaz, o zaman çıkar, bütün o dediklerinizi yapmadığını söyler, "Yaptıysam, gösterin kayıtlarınızda" derdi. Ve siz hiçbir şey gösteremezdiniz. Çünkü Hilmi'nin de Cemal'in de konuşma kayıtlarında (ki "siz" yayınladınız) ne tehdit var, ne de satın alma teşebbüsü... Yoksa Hilmi Bulunmaz, (Demirkanlı'nın, sapıkları desteklemek için yazdığı bir yazıda "delil"den söz etmesi üzerine) şu satırları yazabilir miydi: 

 

(...) Sansür Makinesi 3. Abdülhamid ile birlikte  “yok insan” Burak Caney’i referans noktası olarak gösteren Yalan Makinesi Demirkanlı'ya göre, Hilmi Bulunmaz ve oğlu Cemal Bulunmaz, “yok insan” Burak Caney’in sitesinin(!) hosting firmasını tehdit edip yayınını durdurmak istemişler. Bulunmazların böyle bir tehditte bulunduğunu kanıtlayan tek bir delil ortaya koyarsa, Mustafa Demirkanlı'ya fotoğraftaki Limousine”i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...
 

(Kaynak: Demirkanlı Yalanları, "Yalan 27")

 

Hilmi'nin konuşma kaydında en küçük bir suç unsuru bulunmadığını bildiğiniz için, Hilmi'ye karşı sadece "HAYIR BEN ASLA SİZİN HOSTİNG FİRMANIZI ARAMADIM ASLA WEBMASTERINIZI ARAMADIM" DİYEMEZ! diyerek, koftiden, güya efeleniyorsunuz. Geri zekâlı facepayelerinizin bu dolmayı yutacaklarına (daha önce yaptığınız alçakça yayınlardaki "tehdit, susturma, mafyalaşma" gibi iftiralarınızla beyinleri yıkanmış olduğu için) "webmasterınızı aramak" ile "webmasterınızı tehdit etmek" arasındaki farkı anlayamayacaklarına güveniyorsunuz. Evet, Hilmi "aramadım" diyemez; ama "tehdit etmedim, satın almaya kalkışmadım"  diyebiliyor. "Tehdide dair bir tek delil gösterebilirseniz Limousine veririm" diyebiliyor. "Vermezsem ben adiyim, suçlamalarınızı kanıtlamazsanız siz adisiniz" diyerek somut ve iddialı konuşabiliyor. Peki siz Hilmi'nin bu dediklerini okurlara duyuruyor musunuz? Hayır! Siz, hâlâ, ana sayfanızda "Baba oğul Bulunmazlar susuyor" başlığıyla zavallı okurlarınızı (facepayelerinizi) alçakça aldatmaya devam ediyorsunuz. (Not: Ana sayfadan bizimle ilgili bütün başlıkları kaldırmak zorunda kaldıkları şu son dakikada bile, "Baba oğul Bulunmazlar susuyor" başlığı, "son dakika haberleri"nden biri olarak hâlâ dönmeye devam ediyor.) Siz facepayelerinizi daima dezenforme ettiniz, yalan ve iftiralarla zehirlediniz, eşek yerine koydunuz. Kaç tanesinin gerçekten eşek, kaç tanesinin orospu çocuğu, kaç tanesinin yalnızca "mağdur" olduğunu; kaç tanesinin ise mevcut bile olmadığını merak ediyorum.

 

***

 

Evet, Cemal Bulunmaz, sizin "diyemez" dediğiniz şeyi "dedi"... Kanıtlayın suçlamanızı! Bekliyoruz. Bu ikinci exorcism. Yine kaçış yok: Bu kez, ya o yayınladığınız bilgisayar kayıtlarında, Cemal'in "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT dediği satırın yerini göstererek suçlamanızı kanıtlayacaksınız ya da gösteremeyerek (bir kez daha) orospu çocuğu olduğunuzu...

 

Sizin cibilliyetiniz bir kez daha kanıtlandıktan sonra, sıra bize gelecek ve sizi cevaplamak için değil (böyle bir zorunluluğumuz yok) ama okurlarımızın merakını gidermek için; kendinizi gizlerken araya koyduğunuz paravan kişilerle neler konuştuğumuzu anlatacağız. Elimizde kayıt filan yok. Ama yine de, sizin anlattığınız öykünün tam tersini (hakikati) anlattığımızda, doğru konuştuğumuzu her okur kolayca anlayacak.

 

Coşkun Büktel  / 26 Şubat 2008 (saat: 10.00)

 

Not 1: Konuya yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabilirler. 

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

Not 2: Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

 

 

EXORCISM 1:

 

80 saat sonra nihayet itiraf ettirebildik. Yalan söylemişler. Ellerinde ses kaydı yokmuş. 80 saat sonra gerçeği ilk kez itiraf etmek zorunda kaldılar:

 

"İlk gün yaptığımız haberimizde ses kaydı olduğundan söz ettiğimiz doğrudur. Webmaster’ın yanılması/yanıltması sonucu bu ifadeye haberimizde yer verilmiştir. Fakat daha sonra yaptığımız görüşmelerde ses kaydının yapılamadığını öğrendik."

 

"...kaydının yapılamadığını öğrendik."miş!... 80 saat sonra mı öğrendiniz?

 

Bu korkak sapıklar, okurların içinde (80 saat sonra akıl edilebilen) bu "topu taca atma dolmasını" yutmayacak insanların da bulunabileceğini biliyor ama endişeye kapılmıyorlar. Zaten onlar bu kadar "rahat" davranabilmek için takma isim ardına saklanıyorlar. Yukarıda aktardığımız itirafı da bir çuval yalanın arasına ve utanmazlığın zirvesi olan "Coşkun Büktel yine kıvırıyor!" gibi gerçeğin tam tersi "dezenformatif" bir başlığın altına koymaktan utanmamışlar. (Bakınız: "İtiraf sayfası") Onlar yalan söylediklerini itiraf etmek zorunda kalıyorlar ama itiraf yazısının başlığında  "kıvıranın" Coşkun Büktel olduğu yazılı... Bu korkak sapıklara "orospu çocuğu" derken küfür değil, iltifat ettiğimizi hâlâ anlamayan kaldı mı?

 

Nasılsa "yüzsüz" oldukları için, kimselerin yüzlerine tükürme ihtimalinden korkmayan bu korkak sapıklar, 80 saat sonra da olsa, yalancı olduklarını "kendi ağızlarından" itiraf ettirdiğimiz halde; hâla kalkmış, yavuz hırsızlar gibi bizden hesap soruyor, "COŞKUN BÜKTEL, DOMAİNİMİZİ ELE GEÇİREREK/SATIN ALARAK SİTEMİZİ SUSTURMAYA ÇALIŞAN ÖRGÜT İÇİN DE SEN DE FAAL OLARAK YER ALDIN MI ALMADIN MI? BU YÜZ KIZARTICI SUÇA NE KADAR KARIŞTIN, BUNU AÇIKLA…" gibi laflar ederek tüm okurların zekâlarına hakaret ediyorlar. E peki orospu çocukları, "ne kadar karıştın açıkla" diye hesap sormadan önce, "yüz kızartıcı" dediğiniz o tehdit ve satın almaya teşebbüs suçunun "elimizde" dediğiniz kanıtını göstermek zorunda değil misiniz? Peki nerde o kanıt? Yok. Ama olsun yine de hesap soralım ki, dostlar hesapta görsün!

 

Ortada bir tek yüz kızartıcı suç var: Sizin önce "mizah yaptık anlamadılar" diyerek örtbas etmeye çalıştığınız, daha sonra ise itiraf etmek zorunda kaldığınız, iftira suçu... Onu da elbette ki daha geniş ve acelesiz bir yazıyla açıklayıp (sizin yakanızı bulamadığımızdan) destekçilerinizin yakasına yapışacağız. Bekleyin!  

 

Şimdilik şu aşamaya vardık: Korkak sapıkların ellerinde ses kaydı bulunduğu anlaşılan bütün gerçek konuşmalar hiçbir tehdit unsuru içermiyor. Tehdit unsuru içeren konuşmanın ise nedense ses kaydı yok ve onlar olmadığını ancak 80 saat sonra ve ancak bizim ısrarlı yayınımızdan sonra (Bakınız: "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklama.) itiraf etmek zorunda kaldılar.

 

     

Takma isim ardına saklanmış korkak sapıklardan utanma beklemek salaklık olur. O nedenle, utanmayı, bu "yüzsüz" orospu çocuklarından değil, bu "yüzsüz" orospu çocuklarını desteklemekten vazgeçtiklerine dair hâlâ en küçük bir belirti göstermemiş olan Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'dan bekliyoruz. (Ama Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun "utanma eşiği" hakkında önceden fikir sahibi olduğumuz için onlardan da pek umutlu olmadığımızı, belirtmeliyiz.)

 

 

İşte "yüzsüzlerin" itiraf sayfasının linki:

 

"80 saat sonra".

 

Coşkun Büktel  / 22 Şubat 2008

 

Not 1: Konuya yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabilirler. 

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

Not 2: Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

 

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'na çok basit  bir soru sormuştuk. Bir daha soruyoruz:

 

DESTEKLEDİĞİNİZ KALLEŞ SAPIKLAR 72 SAAT ÖNCE METNİNİ YAYINLAYARAK "SES KAYDI DA ELİMİZDE" DEDİKLERİ VE BİZE MALETTİKLERİ O "İLK" TEHDİT KONUŞMASININ SES KAYDINI NEDEN HÂLÂ YAYINLAYAMIYORLAR?

 

Bu ne biçim bir suç belgesidir ki, suçlananlar "yayınlansın!" derken; suçlayanlar ne yayınlayabiliyor, ne de hatta neden yayınlayamadıklarını açıklayabiliyor.

 

Söyleyin o kalleş sapıklarınıza!... "Elimizde" dedikleri ve metnini 72 saat önce yayınladıkları (ve bizi "mafyalaşmakla" suçlarken dayanak olarak kullandıkları) o "ilk" tehdit konuşmasının ses kaydını (72 saat sonra sayfayı kalabalıklaştırmak, kafaları karıştırmak ve hedef saptırmak üzere yayınladıkları o bir çuval ıvır zıvırı değil; 72 saat önceki o "ilk" tehdit metninin "elimizde" dedikleri ses kaydını) ya kendileri yayınlasınlar ya da kopyasını göndersinler biz yayınlayalım!

 

"Ellerinde" olduğu halde, yayınlayamıyorlar ve neden yayınlayamadıklarını bile açıklayamıyorlar! Tıpkı kirli yüzlerini gizledikleri gibi, kendi belgelerini bile gizlemek zorunda kalıyorlar.

 

Bir de kalkmış "orospu çocuğu" sıfatını bile  beğenmiyorlar. Pöh!

 

Coşkun Büktel  / 22 Şubat 2008

Not 1: Konuya yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabilirler. 

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

Not 2: Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

 

BİZ MASUM OLDUĞUMUZU İSPAT ETMEK ZORUNDA DEĞİLİZ, AMA ONLAR SUÇLAMALARINI İSPAT ETMEK ZORUNDA

"Bunu yazan Tosun"lara hukuk mukuk vız geldiği için, "yüzsüzlük" avantajını kullanarak "kıvırıyorlar"; biz de o yüzden, Tosunları "açık isimleriyle" destekleyen Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'na soruyoruz!

DESTEKLEDİĞİNİZ SAPIKLARIN, BİZE MALETTİKLERİ VE "SES KAYDI ELİMİZDE" DEDİKLERİ TEHDİT KONUŞMASININ "SES KAYDININ" YAYINLANMASINDAN NİÇİN BİZ DEĞİL DE ONLAR KORKUYOR?

 

"HODRİ MEYDAN, YAYINLAYIN!" DEMİŞTİK,

60 SAAT GEÇTİ, METNİNİ YAYINLADIKLARI VE BİZE MALETTİKLERİ SES KAYDINI NEDEN HÂLÂ YAYINLAMIYORLAR?

 

YOKSA (SİZLER TARAFINDAN CESARETLENDİRİLEN) TAKMA İSİM ARDINA GİZLENMİŞ BU KALLEŞ SAPIKLAR ŞU AN YARASALAR GİBİ SAKLANDIKLARI KARANLIK DELİKLERİNDE HARIL HARIL ÇALIŞARAK SUNİ BİR SES KAYDI MI İMAL ETMEYE ÇALIŞIYORLAR?

 

ONLARI NİÇİN DESTEKLİYORSUNUZ? VANDALİZME KARŞI "AÇIKTA VE AÇIKÇA, MERTÇE, TÜRKÇE" MÜCADELE EDEN   BÜKTEL'E VE BULUNMAZ'A KARŞI KALLEŞLİK VE İFTİRA DAHİL HER TÜRLÜ YÖNTEMİ MEŞRU SAYDIĞINIZ İÇİN Mİ? İSİMLERİNİ GİZLEYEN, GİZLİLİKTEN MEDET UMAN SAPIKLARA "AÇIK DESTEK" VERİRKEN, KRAVATINIZDAN VE TAKIM ELBİSENİZDEN UTANMADINIZ MI? HÂLÂ UTANMIYOR MUSUNUZ?

 

Coşkun Büktel  / 22 Şubat 2008

Not 1: Konuya yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabilirler. 

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

Not 2: Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

 

"AÇIKÇA, MERTÇE, TÜRKÇE" SÖYLEDİK!

"MADEM ELİNİZDE BELGE VAR, YAYINLAYIN!" DEDİK.

 

Aradan 36 saatten fazla zaman geçti. 36 saattir "Son Dakika Haberleri" bölümünüzde dönen üç başlık arasında, şu başlık hâlâ yerini koruyor:

İŞTE TEHDİT TELEFONU!
SİTEMİZİ MAFYA USULÜ TEHDİTLE ŞANTAJLA VE SATIN ALMAYA ÇALIŞARAK SUSTURMAYA ÇALIŞTILAR! HOSTİNG FİRMAMIZLA YAPILAN KAYITLI TELEFON KONUŞMASINI YAYINLIYORUZ

Elinizde bulunduğunu söylediğiniz ve "metnini" yayınladığınız o tehdit içerikli telefon konuşmasının, nedense, ses kaydını ve tehditçinin telefon numarasını hâlâ yayınlamadınız. (Oysa teknik yetersizlik nedeniyle yayınlayamazsanız, bir kopyasını gönderin biz yayınlayalım, demiştik.)

Yetersizliğinizin "teknikle" ilgisi bulunmadığı anlaşılıyor.

36 saatten fazlası geçti. O tehdit belgelerini (yani telefon numarasını ve konuşmanın ses  kaydını) yayınlayarak bize (Büktel ve Bulunmaz'a) yönelik suçlamalarınızı hâlâ belgelemeyecek misiniz? Hani mafyalaşmışız, sizi tehditle ya da satın alarak susturmaya kalkmışız; hani domain'inizi satın almaya kalkmış ve geçen akşam yayınızı iki saatliğine durdurmuşuz; hani "mafyatik yöntemlerle" sizi "susturma çabaları, mafya usulü sansürleme girişimleri tiyatro tarihine geçecek" nitelikteymiş. "Tiyatro tarihi bu melanet kişileri" (yani Bulunmaz ve Büktel'i) "tiyatroya mafya yöntemleri sokmakla" anacakmış.  

Elinizde bulunduğunu söylediğiniz o telefon numarasını ve konuşma kaydını yayınlayarak, bize yönelik o iğrenç iftiralarınızın iftira olmadığını kanıtlayacak mısınız?

Elinizde bulunduğunu söylediğiniz o tehdit belgelerini (telefon numarası ve konuşma kaydı) yayınlayarak, size "orospu çocuğu" derken yanıldığımızı, size "orospu çocuğu" demekle haksızlık yaptığımızı, cümle aleme gösterecek misiniz?

Yoksa, elinizde bulunduğunu söylediğiniz o tehdit belgelerini yayınlamak yerine, yine kıvıracak, pişkinliğe vuracak, tükürdüğünüz bütün o iftiraları arsızca sırıtarak yalayıp yutacak mısınız?

Yoksa (bize yönelik iftiralarla süslediğiniz sitenize "açık destek" veren) Özdemir Nutku, Tuncer Cücenoğlu, ve Üstün Akmen'in, (bize duydukları öfke yüzünden) en iğrenç unsurlarla işbirliği yapmış, takma isimli kalleş iftiracıları desteklemiş olduklarını bir kez daha mı kanıtlayacaksınız?

Hadi siz internet sapığısınız, sağlıklı bir insanın "utanma eşiği"ne, aklına ve vicdanına sahip olmadığınız ve takma isim ardına saklandığınız için, rezil olmak ya da maddi manevi bedel ödemek riskiniz yok!.. Peki sizi açık isimleriyle destekledikleri için kepaze olan zavallılara hiç mi acımayacaksınız?

Sapık bile olsanız, bir kereliğine, "açıkça, mertçe, Türkçe" konuşacak mısınız: Elinizde bulunduğunu söylediğiniz o belgeleri yayınlayıp bize yönelik o iğrenç iftiralarınızı kanıtlayacak mısınız, yoksa işi pişkinliğe vurup, arsızca sırıtarak kıvıracak mısınız?

Coşkun Büktel  / 21 Şubat 2008

Not: Konuya yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak olayın tüm ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabiliirler. 

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

 

BÜKTEL VE BULUNMAZ'IN "BEYAZ CEPHE"YE KARŞI ORTAK AÇIKLAMASI

ÖNCE, BÜKTEL'DEN BİR İTHAF:

Özdemir Nutku, Tuncer Cücenoğlu, Üstün Akmen'in "açık destek" verdiği  Burak Caneyler artık iftiralarını "Beyaz Cephe" adıyla imzalıyorlar. Burak Caneylerin "Beyaz Cephe"  adıyla yayınladıkları (eskisinden daha  da karanlık) yeni yalan ve iftiralarına karşı, Caneylerden birine (Mustafa Demirkanlı'ya) 24 Nisan 2007 tarihinde verdiğim cevaptan bir bölümü alıntılayarak, aşağıya aktarmayı ve o alıntıyı, bu kez, Caneyleri destekleyen herkese ithaf etmeyi gerekli buluyorum. CB

(Not: Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe" ye karşı ortak açıklamasının linki aşağıdaki alıntının sonunda.)

(...)

Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin iğrenç               olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri. Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret.

Bir insanın, yalnızca, "Burak Caney'i ait olduğu yere, sanal mezarlığa gömdük" cümlesini (bir sürü karşı kanıta rağmen) yeterli kanıt sayarak ve kanıta muhtaç bu salakça kanıta dayanarak; o cümleyi kurmuş olan insanı (Hilmi Bulunmaz'ı) "hacker" olmakla suçlaması için, belki hukuk nedir bilmeyen bir salak olması yetebilirdi; ama Bulunmaz'ı "hacker" sayan o salağın,  Bulunmaz'la arkadaş olan (dürüstlüğüyle maruf) Coşkun Büktel'in de "hacker" olduğunu ilan edebilmesi için, yalnızca salak olması yetmezdi; Mustafa Demirkanlı kadar insanlıktan nasipsiz, ahlaksız, yalancı, pespaye ve alçak olması da gerekirdi/gerekti.

Demirkanlı, umarım sözünü tutar ve bundan böyle (ismimi vererek ya da vermeden veya kendisi başka bir isim ardına gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden kurtulduğu halde aylardır bir tek yazı yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi kalmadığı için "hacklendim" numarasına yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs Burak Caney'i tekrar devreye sokarak) bana sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa, Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım var: Önce, belgelediğim tüm yalanları için ("tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi anladım, aslında şöyle demek istemiştim" tarzında önemsizleştirme gayretine girmeden) açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında herhangi bir suçlama yaparsa, o suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça iddialarla değil, Büktel'in kendi ifadeleriyle "somut" olarak, direkt kaynak göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa, bundan böyle, (Burak Caney'i asla cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da cevaplamayacağım.

Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları çürütmek için, günlerce kanıt belge toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon içinde okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak zorunda değilim. Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu hâlâ anlamayanlar kaldıysa, zaten anlamak istemiyorlar demektir.

Büktel'in 24 Nisan 2007 tarihli yukarıdaki yazısının tamamını okumak için aşağıdaki başlığı tıklayınız:

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP

Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklamasını ve önerisini okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

2008 Ocak ayının başında yayınladığım ifadeleri gördüğüm lüzum üzerine tekrarlıyorum (CB):

 

Sanata ve sanatçılara değer vermeyen toplumların "sığır toplum" oldukları konusunda Fazıl Say ya da Oktay Ekşi haklıysa; asıl "sığır toplum", Coşkun Büktel'i ve Theope'yi aforoz edip iftiracı Özdemir Nutku'yu baş tacı eden vandal tiyatrocuların topluluğudur;

bu ülkede, asıl "sığır topluma" (vandallara) itiraz ederek aforoza "açıkça" karşı çıkabilen, yani "sığır toplum" dışında kalmaya cesaret ederek istisna yaratabilen, bir vicdana ve utanma duygusuna sahip (bir başka deyişle "utanma eşiği" düşük) kişilikli tiyatrocuların sayısı, ne yazık ki, bir parmağı kopuk bir elin bile parmak sayısını geçmemektedir.

Kaynak: "Fazıl Say tartışması"

 

"İBŞT'nin Sanatçı ihalesine" dair

Sky TV'deki konuşmamla ilgili olarak

3. ABDÜLHAMİD'İN SUÇLAMALARINA CEVAPLAR

 

Coşkun Büktel  

13 Şubat 2008

 

 

"İhaleye" ilişkin Sky TV konuşmamın tam metni...

 

tiyatrom sitesi sahibi 3. Abdülhamid'in konuşmamla ilgili suçlamaları...

 

Benim 3. Abdülhamid'e cevaplarım.

 

TIKLAYINIZ

 

 

GÜNCELLEME (11 Şubat 2008):

Ben de Hilmi Bulunmaz gibi, "Bağırmadan, sakin sakin" söylüyorum:

Bunu yapan "Tosun"u hâlâ destekleyen biri varsa                                                               

"Tosun"un son "yapıtı"

1. Ya hiçbir şeyden haberi olmaksızın ismi ve resmi kullanılan bir "mağdurdur";

2. Ya (gerçek orospuları ve çocuklarını tenzih ederek söyleyelim) "habersiz mağdur" rolü yapan, sinsi bir orospu çocuğudur;                               

        Diğer "Tosun" yapıtları için tıklayın!

3. Ya da tek taraflı bilgilendirildiği için kime karşı çıktığının ve kimi desteklediğinin bile tam farkında olmayan, birilerinin dolduruşuna gelmiş zavallı bir geri zekalıdır.

Ben "Tosun"un yaptığı şebekliklere (onu ya da onları fotomontaj tekniğiyle "eleştirmeye") asla tenezzül etmeyeceğim. Tiyatro skandallarının tartışılmasını somut kanıt ve belgelere dayandırmak yerine belirsizlik batağına (facebook yalanlarına) dayandırmak isteyen "Tosun"un ve 3. Abdülhamid'in yüz kızartıcı yöntemlerine asla yüz vermeyeceğim; fotomontaj şebekliklerine ve anket sahtekarlıklarına asla başvurmayacağım. Ben yalnızca, iftirayı örtbas amacıyla bütün bu şebeklikleri yapan "Tosun"u bile bile ve hâlâ destekleyenlerin adını koyacağım: Orospu çocuğu... (Gerçek orospuları ve çocuklarını bir kez daha tenzih ederim.)

Unutmayalım: Her şey, Özdemir Nutku'nun, Theope'ye ve Coşkun Büktel'e iftirasıyla başladı. (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı") İftiracı Nutku'yu bir yazar örgütüne (altmışı aşkın üyesi bulunduğu söylenen OYÇED'e) önce başkan sonra onur kurulu üyesi seçen "yazarlar" ve iftiranın belgelerini sansür edip skandalı okurlardan gizleyen site sahipleri (tiyatrom sahibi 3. Abdülhamid lakaplı sansürcü A. Ertuğrul Timur, yalan makinası ve sansürcü Mustafa Demirkanlı ve tiyatronline editörü Yaşam Kaya gibi diğerleri); kısacası iftiraya ve iftiracıya sahip çıkanlar; Büktel ile Bulunmaz'ın iftira karşıtı eleştirilerine "açıkça, mertçe" karşı duramadıklarından; önce sessiz kalarak savuşturmayı (sessizliğin şalıyla örtbas etmeyi)  denediler. Büktel ve Bulunmaz'ı sessizlikle yıldıramadıklarını (onlar susuyor diye Büktel ve Bulunmaz'ın susmadığını) görünce, Büktel ve Bulunmaz'ı kalleşlikle susturmaya karar verdiler. Burak Caney diye bir takma ismin ardına saklanarak kendilerini emniyete aldıktan sonra, Büktel ve Bulunmaz'a karşı Nutku'nun başlattığı iftira ve karalama kampanyasını sütre gerisinden, korkakça, kalleşçe, her türlü yalanla ve fotomontajlarla daha da iğrenç boyutlara taşıdılar. Şimdi de yarattıkları sanal sapığı (Burak Caney'i) desteklemek amacıyla kampanyalar düzenliyor, (çoğu, olayın farkında bile olmayan) insanların isimlerini ve resimlerini facebook'ta yayınlayarak Büktel ve Bulunmaz'a karşı kamuoyu oluşturuyorlar. Facebook'ta, "TİYATRONUN BAŞINA BELA OLAN BU DENGESİZLERE DUR DİYECEK 500 KİŞİ YOK MU?" diye kampanya açmışlar.

Değil, Facebook gibi herkesin her türlü imzayla herkes hakkında her şeyi söyleyebildiği bir "belirsizlik batağında", hatta Hürriyet gazetesinin ana sayfasında; ve değil 500 kişi, 500 milyon kişi olsanız, ne yazar? Kelle sayısı, CD kaydıyla ve Nutku'nun itirafıyla belgelenmiş hakikati değiştirebilir mi?

Nutku, (önce CD kayıtlı DT koordinasyon toplantısında 16. Yüzyıl tarihini vererek; daha sonra  "Coşkun Büktel'e yanıt" başlıklı yazısında 17 Yüzyıl tarihini vererek) Fransa'da yazılmış "Theope" adlı ikinci bir oyunun bulunduğunu söyledi mi, söylemedi mi? Söyledi. Hem kendi itirafı var, hem de pek çok kişinin (Örneğin, Can Doğan, Hüseyin Sorgun, Coşkun Irmak, Ahmet Türkoğlu, Acar Burak Bengi, Kâzım Şimşek, Feridun Çetinkaya'nın) seyrettiği CD görüntüleri var. (Görmek isteyen her tiyatrocuya bu CD'yi göstermeye hazır olduğumuzu defalarca ilan ettik.)

Peki, Nutku'nun sözünü ettiği ikinci Theope, yeryüzünün herhangi bir ülkesinde ve herhangi bir zamanda yazılmış mıdır?

Yazılmamıştır. Yeryüzünde "Theope" adlı ikinci bir oyunun değil metnini, belgesini bile hiç kimse gösterememiştir.Yeryüzünde ikinci bir Theope yoktur. Yani, "vardır" diyen Nutku 30 kişilik resmi DT toplantısında, açıkça yalan söylemiş, toplantıdaki tüm sanatçıların zekâlarıyla alay etmiştir. Yani Türk tiyatrosunun en büyük değeri, en büyük duayeni sayılan Özdemir Nutku, kuru "laflara" değil de belgelere inanacaksak, yalancının biridir.

Şimdi, bize karşı kampanya açan "Tosun"un (başta 3. Abdülhamid ve yalan makinası Mustafa Demirkanlı ve zaar Can Doğan olmak üzere) destekçileri, bize karşı değil 500 kişi, 500 milyon kişi bulsalar, bu gerçeği değiştirmeye güçleri yetebilir mi? Yetmez. İki kere iki dört gibi belgelenmiş somut gerçeği hiçbir kelle sayısı değiştiremez: İkinci Theope yoktur, Nutku yalancıdır.

Peki Nutku bu yalanı yüzünden, mağdur ettiği Theope yazarından özür dilemiş midir?

Hayır, dilememiştir. Büktel'e yazdığı cevapta Nutku (toplantının sonradan bulunan CD'siyle kanıtlandığı üzere, ilk yalanı örtbas çabasıyla yeni yalanlar üretmiş ve Büktel'e polemiği bırakması tavsiyesinde bulunmuştur. (Bakınız: Nutku, "Coşkun Büktel'e yanıt".)

Nutku, yalanıyla mağdur ettiği Coşkun Büktel'den üç yıldır özür dilemediğine göre, o yalanı, "yanlışlıkla ya da kazara" söylemiş değildir. Yani Nutku, Büktel ve Theope'ye ilişkin ilk yalanını (sonradan yazısında örtbas çabasıyla yeni yeni yalanlar üretmiş olmasından da belli ki) bilerek ve kasten ortaya atmıştır. Demek ki, Nutku, yalnızca yalancı değil, daha vahim olmak üzere, aynı zamanda iftiracıdır.

Peki Türk tiyatrosunun en büyük değeri ve en büyük duayeni sayılan Özdemir Nutku'nun, bir iftiracı olduğunun iki kere iki dört kadar kesin biçimde belgelenmiş olması, bir skandal  değil midir? Skandaldır. Peki bu skandalı duyurmak yerine, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz kelimelelerini (tıpkı matbuata burun kelimesini yasaklayan 2. Abdülhamid misali) sitelerinde yasaklayan, Büktel ve Bulunmaz'ın adını sitelerinden silip kazıyan tiyatro sitelerinin sahipleri "sansürcü" değil midir? Sansürcüdür.

Peki iki kere iki dört gibi somut biçimde belgelenmiş bu gerçekleri, değil facebook'ta geyik yapan çoluk çocuğun katkısıyla, Hürriyet'in ana sayfasında ismi, resmi ve adresi belli 500 milyon kişinin bile katkısıyla değiştirmek mümkün müdür? Değildir. Hakikati savunan iki kişiye karşı, iftirayı bile bile sahiplenmiş 500 milyon orospu çocuğu bulsanız bile, hakikati değiştiremezsiniz.   

Siz ancak, (hakikati yüzünüze vurduğumuz için) bizi maskara edeceğini sandığınız fotomontajlarla, hakikati örtbas etmeye çalışırsınız. Ama değil yüzlerce, yüz binlerce fotomontaj yayınlasanız bile, bizi maskara etmeyi veya belgelenmiş gerçekleri değiştirmeyi veya örtbas etmeyi değil, ancak "kendinizi" maskara etmeyi başarırsınız.

Türk tiyatrosunda susarak bu iğrenç kampanyayı seyretmekte olan herkesin, ("bana ne" diyen her tiyatro ilgilisinin) iftiracıları desteklediğini varsaysak bile, bu neyi kanıtlar ki?.. İftirayı ve iftiracıyı savunanların çok kalabalık olması, hakikati savunanların yalnızca iki kişi kalması, neyi kanıtlayabilir ki?... Büktel ve Bulunmaz'ın "DENGESİZLER" olduğunu mu? Yoksa Türk tiyatrosunun (kazandığı mevzileri korumak için en iğrenç yöntemlere bile tenezzül etmekten kaçınmayan) iftiracı ve sinsi vandallar tarafından işgal edilmiş ve tüm tiyatrocularımızın işgalci ve işbirlikçi vandallar tarafından rehin alınmış, sesi kısılmış, bastırılmış olduğunu mu? Değil 500 kişi, 500 milyon olsanız, iftirayı ve iftiracıyı savunduğunuz sürece, elinde belgelerle hakikati açıkta mertçe Türkçe savunan iki gerçek insanın karşısında ricat etmek, kalleş sitelerinizde yayınladığınız tüm şebeklikleri (tükürdüğünüzü yalar gibi) yalayıp silmek zorundasınız. Bir süre önce, işe yaramadığını, inandırıcı olamadığını (faydasından çok zararını) fark ettiğiniz için, bir piç gibi bizim kapımızın önüne terk etmeye kalktığınız ama bizim tepkimizden sonra (Bakınız, "Başka Kapıya") çarnaçar, yeniden sahiplenmek zorunda kaldığınız Burak Caney'i artık temelli terk etmek, buharlaştırarak yok etmek zorundasınız.

Burak Caney takma adının ardına gizlenmiş korkak sapıklar, (tükürdükleri tüm yalan, iftira ve fotomontaj şebekliklerini yalayarak yuttuktan sonra) "lağım çukurunu" kapatıp cızlamı çekmeden önce "isimli ve resimli" bir destekçiler listesi yayınlamıştı.

Destekçiler(?) Listesini görmek için...

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME (10 Şubat 2008):

Burak Caney'i bir kez daha sanal mezarlığa gömdük

Burak Caney takma ismini kullanan lağım sıçanı sapığımız, suç delillerini yok etmek amacıyla,  sonunda, (çift "oo"lu) tiyatrooyun adlı "lağım çukurunu" tümüyle kapattı. Ama takma isimli korkak sapığın Büktel ve Bulunmaz aleyhinde kamuoyu oluşturmak üzere yayınladığı iftiralar ve bizim kişilik haklarımıza hakaret niteliğindeki fotoğraflar ve fotomontajlar yayınlandıkları ilk günden beri, hilmibulunmaz.com'da da sergilenmekteydiler ve Büktel ile Bulunmaz, sansürcülerin tersine, yayınladıkları hiçbir şeyi silmedikleri (tükürdüklerini yalamadıkları) için Burak Caney'in "yaratıcı zekâsının"(!) müstesna ürünleri olan o fotoğraf ve fotomontajlar hilmibulunmaz.com'da hâlâ görülebilir. (Bakınız: "Burak Caney'in fotoğraf sergisi".)

Hilmi Bulunmaz'a ait (tek"o"lu) tiyatroyun sitesinin adını ve formatını çalarak başlattığı (çift "oo"lu) tiyatrooyun'u, sevgili sapığımız Burak Caney, şimdi daha "temiz" (sevsinler!), daha profesyonel biçimde yeniden başlatacakmış. Bu orospu çocuğu, insanların tümünü balık hafızalı ya da geri zekalı veya kendisi gibi orospu çocuğu sanıyor zaar.  

 

GÜNCELLEME (8 Şubat 2008):

Büktel'e, Büktel'den üç buçuk attığı için yarasalar gibi takma isim ardına gizlenmiş korkak sapıklardan başka hiç kimse sataşamaz. İsimleri ve resimleri Burak Caney kod adlı korkak sapık tarafından kendilerinin onayı dışında kullanılmış ve sapığın destekçisi olarak tanıtılmış "mağdurları" bir yana ayırıp, diyorum ki: Alnı açık olarak, açıkta, mertçe, "ortada" durarak, belgesel ve bilimsel yöntemler kullanarak, vandalizmle mücadele eden dürüst  insanlara (Büktel ve Bulunmaz'a) karşı; takma isim ardına saklanıp, sütre gerisinden, kalleşçe ve en ahmak yalanlarla saldıran korkak sapıkları, bunu yazan "Tosun"ları; eğer açıkça, imzalı yazısıyla, "gerçekten" destekleyen bir tek kişi varsa; o kişi:

ya neyi desteklediğinden habersiz zavallı geri zekalının biridir ve konuyu tek kaynaktan, "bunu yazan Tosun"un lağım çukurundan tek taraflı olarak öğrenmiştir; yani (her biri suç unsuru olduğu için içindeki yazıların ve fotoğrafların yüzde doksanı "Tosun" tarafından sürekli silinip yok edilen, büyümek yerine sürekli küçülen) çift "oo"lu tiyatroyun sitesinden başka hiçbir kaynağı incelememiştir, hatta belki onu bile incelemeden yalnızca birilerinin "dolduruşuna gelmiştir";

ya da bir zamanlar benimle polemiğe girmek gafletinde bulunduğu için şapa oturmuş, küle osurmuş, kuyruk acılı vandallardan biridir ve bir zamanlar tek başına beceremediği işi, bugün sürü halinde (takma isim ardına gizlenmiş korkak bir sapığın liderliğindeki vandal sürüsüne katılarak) becerebileceği hayaline kapılmış,  hakikatin gücüne inanmak yerine, Büktel'den ders almayı inatla reddettiği için, bir zamanlar melanetin, şimdi de "örgütlü melanetin" gücüne tapan, diğerinden sadece bir kıl "daha az ahmak", bir orospu çocuğudur.

NOT: Masum hayat kadınlarının masum çocuklarından özür dileriz; biz "orospu çocuğu" sıfatını bambaşka bir bağlamda kullanıyor, kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı bir çeşit "özsüz insandan", insan posasından söz ediyoruz.

 

GÜNCELLEME (7 Şubat 2008):

Aşağıdaki metni bazı eklerle geliştirdim.

 

GÜNCELLEME (6 Şubat 2008):      Tiyatromuzun "bunu yazan Tosun"u Burak Caney, en ahmakça ve alçakça yalanlarla Büktel ve Bulunmaz'ı karalama kampanyasına destek veren orospu çocukları arasına Özdemir Nutku'yu da katmakta ısrar ediyor. Peki kanıtı ne? (Herkesin her türlü imzayı kullanarak herkes hakkında her yalanı serbestçe yazabildiği) facebook... Nutku facebook'ta Bulunmaz ve Büktel aleyhine açılan kampanyaya isim ve resim göndererek destek vermiş. Ne var bunda? Ben de fotoğrafını ve imzasını kullanarak Lemi Bilgin'in ya da Zekeriya Beyaz'ın  Mustafa Demirkanlı'ya ana avrat küfretmesini kolayca sağlayabilirim. facebook'ta bu kolayca mümkün. Tek zorluk, Demirkanlı ya da ruh ikizi Burak Caney'inki kadar alçak bir karaktere sahip olmanın gerekmesi. Ama bu yalnızca Büktel gibiler için zor. "Bunu yazan Tosun"lar için facebook'ta bunu yapmak çok kolay. facebook böyle bir yer ve bunu internet kullanan on yaşında çocuklar bile biliyor.

Biz Nutku'nun resmini facebook'ta değil, dünkü yazımızda da belirttiğimiz üzere, "Tosun"un lağım çukuru olan çift "oo"lu tiyatrooyun sitesinin, sağ sütunundaki "Destek Artıyor" başlıklı bölümünde gördük. (Destek artmak yerine azaldığı için, "Tosun", bugün o bölümü iyice aşağıya indirmiş.) Ama internet sapıklarının halkı dezenforme etmesine karşı çıkmak kolay değil. Bir kere elinizde belge olamıyor. Bir lağım çukurunu kaynak gösteremiyorsunuz. Herhangi bir yazıya link veremiyorsunuz. Yazıyı silip yok edebiliyor ve  üstüne üstlük sizi yalancı veya bunak olmakla suçlayabiliyorlar/suçladılar. Çünkü zaten bu iğrençlikleri yapabilmek için takma isim ardına gizleniyorlar. Böyle iğrenç yöntemler, elbette ki, ancak takma isim ardına saklanarak, ancak korkaklar ve kalleşler tarafından kullanılabilir. Bu kadar apaçık, bu kadar alçakça, bu kadar iğrenç biçimde yalan söyleyebilmek, ancak takma isimle mümkün. Bir de yalan makinası Mustafa Demirkanlı gibi kaybedecek prestiji kalmamış bir zavallı olmakla...

Tüm yalancı, iftiracı ve sansürcüler gibi, (Örneğin, Timur ve Demirkanlı gibi) "Tosun" da, bizim asla tevessül etmediğimiz yüz kızartıcı bir alışkanlığa sahip: Tükürdüklerini yalayabiliyor, yayınladığı yazıları, işine öyle geldiği zaman, yalayarak silip yok edebiliyor. Tiyatral "Tosun" hiçbir açıklama yapmaksızın, "Destek Artıyor" bölümünden Nutku'nun ve Güney dergisinin ismini ve resmini çıkardı. Biz bunu yazınca da, yalancı veya bunak olduk. Erken bayram etmiş olduk. Sanki Nutku'nun bir sapığa destek vermesi ya da vermemesi beni sevindirebilir ya da üzebilirmiş gibi... Ben dürüst bir adamım. Dürüst olmanın bedelini zaten ödedim/ödüyorum. Niye ödüyorum: Zor durumda kalmayayım diye... Dürüst insanlar için iki ucu boklu değnek yoktur. Dürüst insanlar için iki ucu ballı değnek vardır. Hiçbir durum beni zora sokamaz. Özdemir Nutku, lağım sıçanı  bir sapığın aleyhimizdeki yalanlarını ve iftira kampanyasını destekliyorsa, Özdemir Nutku'nun canına okurum. Desteklemiyorsa, desteklediğini yazan "Tosun"un yöntemleri hakkında okurları bir kez daha uyarırım. Sapıkların canına okumaya kalkmam! Sapıklarla benim herhangi bir hesabım olamaz. Benim ancak, sapıkların bana karşı iftira kampanyasını destekleyen gerçek insanlarla hesabım olabilir. Coşkun Büktel, facebook gibi "kimin eli kimin cebinde" belli olmayan sitelerde ve/veya Büktel'den üç buçuk attığı için gizlenen korkak sapıklar tarafından, iftira, hakaret ve eleştiriye maruz kalmaya aldırmaz; bu tür hakaretleri, bir maden emekçisinin işçi tulumuna bulaşan kömür lekeleri sayar; işinin doğası gereği sayar; hatta emeğinin kanıtı olan o lekelerle gurur duyar. Ama o lekelerin kaybedecek prestiji bulunan gerçek bir "insan" tarafından gerçek bir imzayla Büktel'e sürülmeye kalkışılması, Büktel'in bağışlayabileceği bir davranış değildir. Bu durumda Büktel, karşı tarafı fena halde ciddiye alır ve mutlaka cevap verir. Öyle bir cevap verir ki, muhatapların karnı ağrır, kan işerler. O nedenle, Büktel'e, Büktel'den üç buçuk attığı için yarasalar gibi takma isim ardına gizlenmiş korkak sapıklardan başka hiç kimse sataşamaz.

Bu bağlamda, benim için tek zorluk, belirsizlik olabilir. Nutku sustuğu için, "Tosun" yalan söylediği için, destek konusu belirsiz görünebilir. Birileri onun adını kullanarak bana kalleşçe saldırırken Nutku'nun susması ve hiçbir açıklama yapmaksızın (belki de avuçlarını keyifle ovuşturarak) seyrediyor olması mümkündür. Ama  Nutku'nun ve Güney dergisinin ismini ve resmini "Destek Artıyor" listesinden çıkardığına göre, "Tosun"un Nutku ve Güney'den, isimlerinin kullanılmaması yönünde talimat aldığı (belki de onlardan zılgıt yediği) anlaşılıyor.

Her neyse, vandalların lağım sıçanı bir sapığa destek vermesi ya da vermemesi, benim için iki ucu ballı değnek bir durumdur. Kendileri bilir: İster versinler ister vermesinler, ben her iki durumda da, gerekeni yaparım. Yeter ki net olsunlar. Şu anda, internet sapığımızın Büktel ve Bulunmaz'a iftira kampanyasına net destek veren bir tek orospu çocuğu göremiyorum. (Hilmi Bulunmaz'ın deyişiyle, 1+1=1 yani Mustafa Demirkanlı+Burak Caney=Mustafa Caney olduğu için, Demirkanlı'nın açık ve net desteğini kale almıyorum.)

Yazı yazarak Büktel ve Bulunmaz'a iftira kampanyasına destek vereceği iddia edilen diğer isimler, (kaybedecek prestiji kalmamış ve zaten pespaye olmuş olan Demirkanlı'yı hariç tutarsak) Büktel hakkında kendi imzalarıyla herhangi bir şey yazmaya zaten cesaret edemezler. Yani "Bunu yazan Tosun"un, diğer destekler konusunda da yalan yazdığı kuvvetle muhtemel. Ama İnternet Sapığımız emniyet içinde gizlenirken, ona destek vermek için kendi adını ve prestijini ateşe atmayı (boka batırmayı) göze alacak kadar enayi bir orospu çocuğu çıkar da beni yanıltırsa, hiç sorun değil!... Ben gene ("Tosun"un deyişiyle) "bayram ederim". Çünkü ben hesabımı zaten Kış tutuyorum. Yaz çıkarsa bahtıma, Kış çıkarsa, vay geldi vandalların başına...

 

GÜNCELLEME (5 Şubat 2008): Aşağıdaki yayınımızın hemen ardından, tiyatromuzun "Bunu Yazan Tosun"u Burak Caney, Özdemir Nutku'nun ismini  ve resmini, Caney'i destekleyenler listesinden silip çıkardı.

 Foto: Ö. Nutku

Tiyatral "Tosun" (nam-ı diğer Burak Caney) sitesinin "Destek Artıyor" başlıklı bölümünde destekçi gibi gösterdiği isimleri birer birer silmek zorunda kalıyor. Bir hafta önce, Güney dergisinin adını ve logosunu destekleyenler  listesinden sessiz sedasız silip çıkaran İnternet Sapığımız; aşağıdaki (4 şubat 2008) tarihli yayınımızın hemen ardından, Özdemir Nutku'nun fotoğrafını ve Nutku'nun Burak Caney'i desteklediği yalanını, yine sessiz sedasız silmek zorunda kaldı.

Destek artmıyor, azalıyor; arttığını yazan "Tosun"un yalan yazdığı, tükürdüğü pek çok  şeyi yalayarak silmek zorunda kaldığı, her geçen gün daha fazla kişi tarafından anlaşılıyor. Ama "Tosun", (facebook'a bile inanacak salaklar ya da inanmak isteyen orospu çocukları için) yayınladığı ahmakça yalanların kaç bin kişi tarafından desteklendiğini anlatmaya devam ediyor. Tabii o salakları ya da orospu çocuklarını eşek yerine koyduğu için, listeden sildiği isimler konusunda onları bilgilendirmeye hiç gerek duymuyor.  

"Bunu Yazan Tosun"un lağım çukuru sitesini  Akmen ve Cücenoğlu'dan başka destekleyecek enayi kalmadı. Aslında onların da bir internet sapığını destekleyerek isimlerini iyice boka batırmaktan hoşlanacak kadar enayi olduklarını sanmıyoruz; ama n'apsınlar; yalan makinası Mustafa Demirkanlı'yla, yıllardır birlikte davranmış olmanın diyetinden kurtulmak kolay olmayacağı için, elleri mahkûm... Açık bir destek vermeseler bile, isimlerinin ve resimlerinin sapık tarafından kullanılmasına itiraz edemiyorlar. 

 

4 ŞUBAT  2008

Hela duvarları yerine internet sayfalarını kirleten tiyatral "Tosun" (nam-ı diğer Burak Caney) eğer doğru söylüyorsa; Üstün Akmen, Özdemir Nutku ve Tuncer Cücenoğlu kendisini destekliyorlarmış. Akmen, Nutku ve Cücenoğlu'na, tiyatral "Tosun"u destekledikleri yalanını bir an önce tekzip etmelerini tavsiye ediyor; Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'a rahatça iftira edebilmek için takma isim ardına gizlenmiş korkak bir sapığı, bugün hâlâ, destekleyen eğer bir tek orospu çocuğu gerçekten varsa, ona 25 Ekim 2007 tarihli çağrımızı tekrar hatırlatıyoruz:

 

25 Ekim 2007 tarihli çağrımızı, bir kez daha yineliyoruz:

 

Coşkun Büktel  

4 Şubat 2008

 

 

 

(...) Şimdi, aşağıda linkini verdiğimiz yazısı nedeniyle, Burak Caney'e tebrik ve teşekkür mesajı gönderenlere buradan sesleniyorum:

Herhalde sizler de Burak Caney gibi isimlerinizin gizli kalmasını tercih edeceksiniz. Açık kimliğinizle ortaya çıkıp, Burak Caney'i "açık bir dille", "açıkça, mertçe, Türkçe" tebrik etmeye yanaşmayacaksınız. Yani "adam" gibi davranmak, karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte o nedenle, Burak Caney'i sahiplenmeniz, Burak Caney'i  önemli kılmıyor. Onu muhatap almamı gerektirmiyor.

Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske atacağı prestiji bulunan) tek bir tane tiyatrocu, adıyla sanıyla  ortaya çıkar da, Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse; Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp, Caney'in tüm iddialarını onun şahsında yanıtlayacağıma söz veriyorum.

Korkaklığınız, cahilliğiniz, yetenek yoksunluğunuz ve sizi çevrenizdeki en çirkef unsurları sahiplenmeye iten alçakça kin duygunuz; giderek, ibret verici bir sosyal fenomen haline geldi. Koca bir sanat camiasından bir tane adam çıkmaz mıymış, be kardeşim?!

Hadi, o Burak Caney'i tebrik eden yarasalardan birini adıyla sanıyla, çıkarın karşıma da, "Burak Caney haklı!" desin! Madem ki, yazdıklarını tebrik ediyorsunuz, içinizden bir Allah'ın kulu da şu Burak Caney'i "adam gibi", "açıkça, mertçe, Türkçe" desteklesin!

Hadi!...

Alıntının Kaynağı:

Coşkun Büktel, "Gölge Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i bağrına bastı!"

 

 

 

GÜNCELLEME: "SON" BÖLÜM (28 Ocak)

Mustafa Demirkanlı / Orhan Alkaya görüşmesinde geçen bazı ifadelerin

"açıkça, mertçe, Türkçe"ye çevirisi

 

 

GÜNCELLEME (28 Ocak 2008): Yazımızın dördüncü ve "son" bölümünü okumak için başlığı tıklayınız!

BİR İPTE İKİ CANBAZ

 

Coşkun Büktel  

17 Ocak 2008

TIKLAYINIZ

 

 

YALAN 25

Bulunmaz'ın Demirkanlı yalanları sergisi

Mustafa Demirkanlı, sırf, yalancı olmayabilseydi, şimdiye dek, 25 Limousine'li filosuyla koca bir "Rent A Car" şirketine sahip olabilirdi.

Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya söz verdiği Limousine

 

Hilmi Bulunmaz                                                       26 Ocak 2008

 

Demirkanlı'nın eski yalanlarını bulmak için eski defterleri karıştırmaya üşeniyordum. Yeni yalanlarını ise gündeme getiremiyordum, çünkü Demirkanlı artık yeni yalanlarını kendisi söylemek yerine Burak Caney'e söyletiyordu. Takma ad ardına gizlendiği için, yalanlarının inandırıcı olmasına da artık pek aldırmıyordu. Örneğin, hayatında Ilıcak ailesinden bir tek kişinin yüzünü bile görmemiş olan Coşkun Büktel için, "Coşkun Büktel'in Ilıcak ailesiyle yakınlığını biliyoruz." gibi kuyruklu yalanlar üretmekten bile çekinmiyordu. Bu yalanlara Büktel'den nefret eden kitlenin bile inanmadığını biliyordu ama kaç kişi inanırsa kârdır anlayışıyla ve takma ad güvencesiyle bu yalanları sürdürmekte bizim hâlâ anlayamadığımız bir nedenle, yarar görüyordu/görüyor. Demirkanlı sonunda (nasıl bir lağım sıçanı olduğu ilk bakışta görülebilen), kimseleri inandıramayan Burak Caney'e inandırıcılık kazandırmak için, ona kendi imzasıyla kefil olmaya karar verdi. (Sanki kendisi bir yalan makinası değilmiş gibi, sanki kendi kefaleti geçerli ve inandırıcı olabilirmiş gibi...) Büktel ve Bulunmaz'la artık ilgilenmeyeceği konusundaki sözünü kim bilir kaçıncı kez olmak üzere, bir daha bozdu ve okurlarına Burak Caney'in yalanlarını övüp, onları Burak Caney'in sitesine yönelten bir link yazısı yazdı. Ama son zamanlarda eli öyle alıştığı için, Demirkanlı, kendi imzasıyla yazmakta olduğunu unutup, yalanlarını eskisi gibi kurnazca düzenlemek yerine, Burak Caney'inkiler kadar ahmakça, fütursuzca yumurtlamakta olduğunu fark edemedi. Böylece, 25. yalan için, eski defterleri karıştırmak külfetinden bizi kurtarmış oldu. İşte Demirkanlı'nın "kendi imzasıyla" yayınladığı yirmi beşinci yalan:

YALAN: 25

Mustafa Demirkanlı demişti ki:

"Sırça köşke çıkıp, elle tutulur –doğru veya yanlış- hiçbir şey üretememiş, kendi hayal dünyalarında önüne gelen herkese küfreden Coşkun Büktel ve onun kuyumcu arkadaşını, hiçbirimizin yapamadığı bir kararlılıkla gözler önüne seren Burak Caney'in çabalarına teşekkür için sunuyorum."

(Kaynak: Bulunmaz, "Demirkanlı, Burak Caney mi?"

Not: Demirkanlı'nın yazısına direkt link vermiyoruz, çünkü Sansürcü Timur nam-ı diğer 3. Abdülhamid ve sansürcü Demirkanlı, sitelerindeki bazı yazıları sonradan silip yok edebiliyorlar. İyisi mi, okuru, ilgili yazının bizim sitemizdeki sayfasına gönderiyoruz. Orada, yazının asıl kaynağına zaten mutlaka bir link bulunuyor. Ama o linkin ucundaki asıl kaynağın sansürcüler tarafından silinip silinmeyeceğini, doğaldır ki, garanti edemiyoruz.)

Beni, yani Hilmi Bulunmaz'ı bir yana bıraksak bile, eğer bir ad benzerliği yoksa, yani benim tanıdığım
THEOPE yazarı Coşkun Büktel'den bahsediyorsa; Demirkanlı'nın "-doğru veya yanlış- hiçbir şey üretememiş" sözü dünyanın en ahmakça yalanıdır. Demirkanlı bu ahmakça yalanın yalan olmadığını kanıtlasın kendisine fotoğraftaki Limousine'den kaç tane isterse armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

Not: "Bir düşkünün hatıra defteri" başlıklı bir yazı hazırlıyoruz. Bu yazıda; 1+1=1 (Mustafa Demirkanlı+Burak Caney=Mustafa Caney) denklemini kanıtlayacağız!...
 

 

SON GÜNCELLEME: 03, 25 Ocak 2008:        Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) sitesinin ana sayfasındaki anons duyurusuna ve yazısının tren gibi uzun yeni başlığına  "medya ahlaksızlığı" kavramını ekleyerek, (isim vermeden insanları suçlayacak kadar alçak olsa dahi) ahlak bahsinde de iddialı olduğunu (fıkra lazı aklınca) "kanıtladı".
YENİDEN GÜNCELLEME: 02, 25 Ocak 2008:     Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) şimdi de, yazısına "ORHAN ALKAYA BANA GÖRE NEDEN HATALIDIR" başlıklı bir bölüm ekledi.
GÜNCELLEME: 24 Ocak 2008                            3. Abdülhamid, bizim yayınımızdan üç-dört saat sonra yazıyı tekrar ama başta "başlığı" olmak üzere çeşitli değişikliklerle yeniden yayınladı*
Sansürcü yayıncı A. Ertuğrul Timur'un  (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) bugün, kendi imzasıyla yayınladığı ve birkaç saat sonra yayından kaldırdığı yazıyı, ibret verici bulduğumuz için "biz" yayınlıyoruz

 

*GÜNCELLEME METİNLERMİZ AŞAĞIDAKİ ANONSUN ALTINA EKLENMİŞTİR

 

 

HABER AHLAKSIZLIĞI !    

 

A. Ertuğrul Timur 

24 Ocak 2008

 

"Yaşasın Sansür" başlıklı yazısıyla ve sitesinden beğenmediği yazıları sonradan silip çıkarmasıyla tanınan tiyatrom.com sitesi sahibi, sansürcü A. Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) 24 Ocak 2008'de tiyatrom.com adlı sitesinde, (http://www.tiyatrom.com/basin_bumudur.htm) adresinde yayınladığı ve tam tahmin ettiğimiz üzere, birkaç saat içinde yayından kaldırdığı aşağıdaki yazıyı; Timur'un tükürdüğünü yalayacağını önceden tahmin ettiğimiz için, kaydetmiştik.

 

Timur'un yazısını, tek virgül kısaltmadan, kendi mizanpajımızla sunuyoruz. Timur'un, yazıda ismini vermeden alçakça suçladığı eleştirmen, Coşkun Büktel'dir. Büktel'in Sky TV'de neler söylediğini, daktiloya çeker çekmez bu yazının sonuna ekleyeceğiz. O zaman, okurlar, Timur'un afaki biçimde "afaki", "genel geçer" ve "vıdı vıdı" olmakla suçladığı o konuşmayı ("Sky TV'deki Büktel konuşmasını") okurlar, Timur'un belgesiz vıdı vıdılarına dayanarak öğrenmek yerine, belgenin kendisine dayanarak öğrenecek ve Büktel konuşmasını (3. Abdülhamid'in vicdanıyla değerlendirmek yerine) Büktel'in neler söylediğini kelimesi kelimesine bilerek, "kendi vicdanlarıyla" ve bilinçli biçimde değerlendirebilecek.

 

GÜNCELLEME 24 Ocak: 3. Abdülhamid yazıyı üç-dört saat sonra yeniden yayınladı. Başlık değişmişti. Güncelleme olarak bir çuval "laf" eklenmişti. 3. Abdülhamid'in o bir çuval "laf" arasında gizlemeye çalıştığı net gerçek şuydu: 3. Abdülhamid, Büktel'i eleştirdiği "boş kadro" konusunda geri adım atıyor, Orhan Alkaya'nın o konuda  "doğru" söylemiş olduğunu açıklıyordu. Ama, Orhan Alkaya'ya karşı düzeltme yapan, tükürdüğünü yalayan Timur, Büktel'e adını vermeden yönelttiği eleştirilerin dayanaksız kalmış olmasına aldırmıyor, Büktel'den özür dilemiyordu. İşte birkaç saat öncesine kadar muhalif olmakla övünen Timur'un, kendi cümleleriyle, birkaç saat sonra geldiği nokta:  

 

"Olaya bu şekilde bakarsak bu basit çözüm tek çare gibi görünmektedir. Mecbur kalınarak yapılan bir çözümdür. Orhan Alkaya da hiç olmamasındansa bu çözüm herkesin hayrınadır türünde açıklamalarıyla (konu eğer böyle yansıtılırsa) doğru söylemektedir. Zira bu çözüm bulunmasaydı bütün yevmiyeli ve sözleşmeli oyunculara kusura bakmayın artık sizi çalıştırmamız mümkün değil güle güle denilmesi gerekecekti. Şehir tiyatrosundaki oyunların büyük bir bölümü kaldırılmak zorunda kalınacaktı."

 

"Sazan" Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) Alkaya'ya karşı Nisan yağmurundan daha kısa süren maymun iştahlı muhalefetini daha geniş bir vakitte ayrıntılı değerlendireceğiz.

 

YENİDEN GÜNCELLEME 02, 25 Ocak 2008:

Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) şimdi de, yazısına "ORHAN ALKAYA BANA GÖRE NEDEN HATALIDIR" başlıklı bir bölüm ekledi.

Timur'un "süregiden eklemeler" dediği zikzaklarını daha geniş bir vakitte ayrıntılı değerlendireceğiz.

 

SON GÜNCELLEME 03, 25 Ocak 2008:                         Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) sitesinin ana sayfasındaki anons duyurusuna ve yazısının tren gibi uzun yeni başlığına "medya ahlaksızlığı" kavramını ekleyerek, (isim vermeden insanları suçlayacak kadar alçak olsa dahi) ahlak bahsinde de iddialı olduğunu (fıkra lazı aklınca) "kanıtladı".

 

TIKLAYIN

 

 

 

GÜNCELLEME: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM (23 Ocak)

Mustafa Demirkanlı / Orhan Alkaya görüşmesinde geçen bazı ifadelerin

"açıkça, mertçe, Türkçe"ye çevirisi

 

GÜNCELLEME (23 Ocak 2008): Yazımızın üçüncü bölümünü okumak için başlığı tıklayınız!

BİR İPTE İKİ CANBAZ

 

Coşkun Büktel  

17 Ocak 2008

 

TIKLAYINIZ

 

 

"Permüjde" eleştirmenin acıklı sonu

    

 

 

SUYUNUN SUYU BİLE OLAMAYAN ELEŞTİRMEN: İHSAN ATA

 

 

Yusuf Köksal

2O Ocak 2008

 

 

Yaşam Kaya, İhsan Ata, Üstün Akmen gibi insanlar, tiyatro eleştirisi yazmak için; bilimsel yöntemlere, araştırmaya, kaynak ve belge göstermeye, (en azından hataya düştüklerinde okurları yanıltmamak için düzeltme yapıp özür dileyecek kadar) uygar olmaya ve hatta Türkçe öğrenmeye hiç gerek yokmuş gibi; kravat takmak ve losyon kullanmak bütün hataları örtbas etmek için yeterli olurmuş gibi; kısacası, adeta cehaletin propagandasını yaparmış gibi, eleştiri yazıyor ve (sahiplerinin vandal olması sayesinde) tiyatronline, tiyatrom, tiyatrodergisi gibi (karşı sesleri sansür eden) sitelerde, dezenformatif faaliyetlerini tek yanlı olarak ve güven içinde sürdürüyorlar. Lütfi Akad yerine hiç araştırmadan Yılmaz Güney yazan (Bakınız: Üstün Akmen) Shakespeare'in 14. Yüzyıl'da yaşadığını bile iddia edebilen (Bakınız: Yaşam Kaya) bu "çalakalem", bu "permüjde" eleştirmenler, tüm uyarılarımıza rağmen, uyarılarımızı sansür ederek onları kollayan vandal site sahipleri sayesinde, fıkra lazlarının inadına benzer bir inatla, düzeltme yapmayı da, okurlardan özür dilemeyi de, bize teşekkür etmeyi de reddediyorlar.

 

İhsan Ata, nasıl olmuşsa, Yusuf Köksal'ın sitemizde birkaç gün önce yayınladığımız eleştirisine cevap vermeye kalkmış. Bu nedenle Yusuf Köksal'dan ikinci yanıtı aldı; daha doğru bir deyişle, ikinci tokadı yedi. İhsan Ata, sanıyoruz ki, artık, aslında türünün diğer eleştirmenleri gibi susmasının kendisi için çok daha hayırlı olmuş olacağını anlamıştır. Çünkü Ata'nın Köksal'a karşı yazdığı cevap yazısı, kendi liginde bile fazlasıyla "permüjde" bir yazı olmuş ve Köksal karşı cevabında o "permüjde"likleri birer birer sergileyerek, vandal sitelerin eleştirmen diye kimleri kolladığını ve eleştiri diye nasıl ilkellikler ("permüjde"likler) yayınladığını, okurlar önünde, somut ve reddedilmez biçimde bir kez daha kanıtlamış. Bu, aslında, o eleştirmenlerin(?) "permüjde"liği    değil;  daha çok, onları eleştirmen sayarak koruyup kollayan Mustafa Demirkanlı, Enver Başar, A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) gibi site sahiplerinin "permüjde"liğidir.

 

Köksal'ın yazılarının sonuna, kaynak olarak, İhsan Ata'nın konuyla ilgili iki yazısının linklerini de ekledik.

 

Köksal'ın Ata'ya karşı ikinci yazısını okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

 

 

GÜNCELLEME (16 Ocak 2008):

"Bu gece de, dün geceki 'Mavi Sakal'ın sesini taklit eden bir başka sapık aradı"

Not: Güncelleme yazımızı okumak için, aşağıdaki yazımızı tıklayınız!

 

 

DÜN GECE "MAVİ SAKAL" MAHLASLI BİR TELEFON   SAPIĞI BENİ ARADI

 

Coşkun Büktel  

15 Ocak 2008

 

TIKLAYINIZ

 

 

İki tiyatrocu yazardan, ibret dolu  iki eleştiri yazısı

12 Ocak 2008    

 

SAYIN İHSAN ATA'NIN "Sefalet içerisinde geçen otuz altı yıl: Bir Garip Orhan Veli" ADLI ELEŞTİRİSİNİN ELEŞTİRİSİ

 

 

Yusuf Köksal

 

 

İzmir DT'de oyuncu/yönetmen ve yönetici olarak görev yapan Yusuf Köksal, yazısıyla kanıtladığı üzere, aynı zamanda, herkesin eleştirmen sandığı pek çok cahil vatandaşımızdan çok daha iyi bir yazar... Köksal'ın eleştirmen cahilliğine müdahale etmesi, tiyatromuzda cehaletin egemenliği için oldukça tehlikeli bir sürecin başladığına (tehlike çanlarının çaldığına) işaret ediyor.

 

Sırf bir yerde bir köşe tuttunuz diye, artık yok öyle, Türkçe bile öğrenmeden eleştirmencilik oynamak. Yok öyle hiç araştırmadan, hiç yorulmadan, cehaletinizi hiç gidermeden, canınızın çektiği gibi, Shakespeare'in 14. Yüzyıl'da yaşadığını bile yazıp, (Bakınız: Yaşam Kaya) yine de sanki kepaze  olmamış gibi yaparak, okurlardan özür bile dilemeksizin, "yukarıdan edalarla" işkembeden sallamaya devam edebilmek. Artık eleştirmenleri eleştiren başkaları da var! Artık pabuç pahalanıyor. Suyunuz ısınıyor. Ya özeleştiri yapacak ve yanılttığınız okurlardan özür dilemeyi, insan olmayı ve Türkçe'yi öğrenecek, "hizaya geleceksiniz"; ya da okurlar tarafından ahlak ve zeka özürlü olarak mimleneceksiniz. CB

 

 

 

ÖĞRETEN FACİA: KARMA KABARE

 

Kemal Oruç

 

 

 

 

Gibi Yapanlar tiyatrosunun yöneticisi Kemal Oruç'tan, tiyatrocular için, hayattan ve tiyatral yaşanmışlıktan çıkardığı önemli dersler/deneyimler içeren, ibret dolu bir yazı.

Beni aydınlattı, sizleri de aydınlatsın istedim. CB

 

 

"Biri bu insanlara 'Alıntı namusu' diye bir şeyden söz etmeli" (Toros Öztürk)

GÜNCELLEME (10 Ocak 2008): Baylan'ın cevabı.

 

MÜFİT SEMİH BAYLAN İLE YAZIŞMALARIM YA DA BAYLAN BENİ NASIL ŞOKE ETTİ

 

Coşkun Büktel  

10 Ocak 2008

 

TIKLAYINIZ

 

 

Tiyatro sitelerimizin değerli sahipleri!...      Değerli eleştirmen ve akademisyenlerimiz!...

Lütfen, gözlerinizi daha sıkı yumunuz!     Lütfen, kulaklarınızı daha sıkı tıkayınız!

 

 

 

COSKUNBUKTEL.COM ARŞİVİ

 

 

COSKUNBUKTEL.COM 2007/2

 

COSKUNBUKTEL.COM 2007/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2006

 

 

 

 

 

BÜKTEL'İN GÖR DEDİĞİ

(Linkler):

 

Vakit kaybı:

Kâzım Şimşek, nafile bir gayretle, isimsiz (yüzsüz) sapıkların utanma eşiğini aşmaya (onları utandırmaya) çabalıyor

 

Kâzım Şimşek, isimsiz sapıkların iftira yazılarının altına yazılan imzasız yorumları okudukça, insanların apaçık iftirayı göremeyecek kadar dangalak olmasına hayret ediyor ve dangalakları uyarmak için, o yorumların altına, tabii ki gerçek imzasıyla,  yorumlar yazıyor, imzasız (yüzsüz) dangalakları aydınlatabileceğini sanarak onlarla tartışmaya giriyor ve uzunca bir süredir bu nafile çaba içinde kendini boşu boşuna helak ediyor. O yorumları yazanların, aslında o iftira yazılarını yazanlarla aynı kişiler olduğunu, onların gerçeği (iftirayı) bal gibi bildiklerini ve gördüklerini ama görevleri okurları yanıltmak ve iftirayı ortbas edip düzeni ve statükoyu eskisi gibi sürdürmeye çalışmak olduğu için, her şeyi bile bile, kasten görmezden geldiklerini, bu nedenle bu "görevli" kişileri aydınlatmaya çalışmanın abesle iştigal (vakit kaybı) olduğunu, Hilmi de, ben de, Kâzım'a bir türlü anlatamıyoruz. 

 

Kâzım'ın son yazısı, isimsiz sapıklar hakkında, her makul okurun zaten gördüğü gerçekleri, yazıyla da kaydetmiş ve iftiraya karşı onun oyunu belirtmiş olmaktan öte bir anlam taşımıyor. İsimsiz sapıklar, Kâzım'ın fotoğrafını aktardığı "iftira manşetlerini" yarın öbür gün silip yok edecekler ve yeni bir siteyle ve yeni takma adlar ve yeni iftiralarla karşımıza çıktıklarında, o manşetlerin Kâzım tarafından üretildiğini hiç utanmadan iddia edecekler. Bugün bize hiç utanmadan "Burak Caney'in ardına sığınmayın!" diyenler; yarın yine hiç utanmadan "tiyatrooyun.org'un ardına sığınmayın!" diyecekler; sanki sığınan onlar değil de bizlermişiz gibi... İsimsiz sapıklarla tartışmaya girmenin, hele onların utanma eşiğini aşmaya (onları utandırmaya) çalışmanın, ne kadar umutsuz bir çaba olduğu açık... Ama Kâzım yılmıyor. İşte isimsiz sapıkların son maceralarına dair Kâzım'ın yazdığı yazının linki (Lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız):

 

tiyatrooyun.org sitesinden yeni bir şebeklik daha

 

————————————

 

 

Hilmi Bulunmaz, Tiyatro Tiyatro'nun erimekte olduğunu rakamlarla kanıtlıyor

 

"Özdemir Nutku iftirası"nın CD'sinde "Özdemir Nutku iftirasını" ("Fransa'da 16. Yüzyıl'da yazılmış "Theope" adlı bir oyun var. Fransızca bilenler bu oyuna bir bakmalılar aradaki benzerliği görmek için!"), Türk tiyatrosunda yalnızca isimsiz sapıklar ve bir de  "Yalan makinası" Mustafa Demirkanlı göremiyor. (Bakınız: Demirkanlı, "Prof. Özdemir Nutku’ya Kara Çalmalar Belgeleriyle Son Buldu"). İsimsiz sapıklar çok sayıda takma isim kullanıyor olmalarına rağmen, belki de yalnızca bir kişiler. Çünkü bir ülkenin tiyatrosunda o kadar çok sayıda "körün" bulunması pek muhtemel görünmüyor.

 

Hilmi Bulunmaz, iyi bir insandır. Özürlülere karşı çok sevecendir. Ne zaman caddeden karşıya geçmeye çalışan görme engelli bir vatandaşa rastlasa, hemen koşup koluna girerek onu karşıya geçirir. Bulunmaz, körlere karşı çok duyarlıdır.

 

İşte bu duyarlığı nedeniyle, Hilmi Bulunmaz, bakmış ki: "iftiranın CD'si"nde güneş kadar apaçık iftirayı bile göremez duruma gelmiş olan görme özürlü  Mustafa Demirkanlı'nın körlüğü arttıkça; dergisinin de önce prestij kaybı, sonra reklam kaybı, sonra da sayfa kaybı artıyor. Bakmış ki, görme engelli Mustafa Demirkanlı zor durumda, engelleri aşıp "karşıya geçebilmesi", selamete çıkabilmesi çok zor. Bizim Hilmi,  görme özürlü bir vatandaşın zor durumda olduğunu görür de, kayıtsız kalabilir mi? Efendim, ne mümkün!... Kalamaz tabii... Bizim Hilmi hemen koşup Demirkanlı'nın koluna girmiş, bir başka deyişle, ona koltuk çıkmaya girişmiş. Bu âmâ vatandaşımıza rehberlik ederek, ona dergisinin erimekte olduğunu hatırlatıp, dergisini kurtarması için, onu eleştiri kırbacıyla tahrik ederek, bir an önce tedbir almaya kışkırtmış.

 

(Zavallı Hilmi, bilmiyor ki, Mustafa'nın körlüğü, İngilizce'de "hysterical blindness" denen, bir nevi "isterik körlük". Yani bizim Mustafa yalnızca görmek istemediklerini görmüyor.)

 

İşte Hilmi, böyledir: Körlerin (hatta "isterik körlerin" bile) zor duruma düşmesine hiç dayanamaz. "Yalan makinası" bile olsalar körlere yardım etmekten asla kaçınmaz. Bulunmaz'ın, rakamlara dayanarak Demirkanlı'yı uyaran yazısını okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

TİYATRO... TİYATRO... ŞİMŞEK HIZIYLA ERİYOR!...

 

————————————

 

Hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org (ve destekçileri), Burak Caney'den daha masum değildi.

 

Siz eğer Burak Caney değilseniz bile, onun kadar iftiracı, onun kadar kalleş, onun gibi yüzsüzdünüz! Burak Caney sizi, siz Burak Caney'i, "tesadüfen" bulmuş değildiniz. Siz Burak Caney'le  "tencere kapak" gibiydiniz. Birbirinizi hak etmiştiniz.

 

Adı Hilmi Bulunmaz'ın sitesinden (tek "o"lu tiyatroyun.blogspot.com) çalınmış hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı korsan site, sitenin bir tarihçesini yayınlamış...

 

(Söz konusu tarihçede, hela gibi çift "oo"lu siteyi kapatacaklarını söyledikleri için; tarihçenin, hela gibi çift "oo"lu sitedeki orijinal sayfasına değil, hilmibulunmaz.blogspot.com da, metnin aynen aktarıldığı sayfaya link veriyoruz; bakınız: TİYATROOYUN'UN TARİHÇESİ, ÖZELEŞTİRİ VE HORTLAYAN BURAK CANEY ÜZERİNE EDİTÖR LEVENT GÜLER YAZDI)


Ama yukarıda linkini verdiğimiz tarihçenin (biyografisi bulunmayan, ne idiği belirsiz) Levent Güler adlı(?) editörü, nedense, söz konusu tarihçede, kendilerinin yine Burak Caney gibi imzasız olarak (ya da "Beyaz Cephe" imzasıyla) ve haftalar boyunca, şu aşağıdaki çarpıcı başlıklarla  yayınladıkları "büyük skandal"dan söz etmeyi unutmuş: 

 

SKANDAL!: Sitemize Mafyatik Saldırı!

 

İnsan sitesinin tarihçesini yazmaya kalkar da, sitesine yönelik "mafyatik saldırı" içeren bu kadar önemli bir skandalı(!) unutabilir mi? Bu konuda haftalarca yayın yapıp Bulunmaz ve Büktel'i boşuna mı suçlamıştınız? Ne diyordunuz bu "büyük skandalla" ilgili olarak "Beyaz Cephe" imzasıyla yayınladığınız, Bulunmaz ve Büktel'e yönelik iftira metninizde:

 

"Tiyatro tarihi bu melanet kişileri tiyatroya mafya yöntemleri sokmakla anacaktır."

 

Bırakın tiyatro tarihini, kendi sitelerinin tarihi bile, sitelerine yönelik bu "büyük skandalı" artık anmıyor. Hani tarih bizi (Bulunmaz ve Büktel'i) tiyatroya o mafyatik yöntemleri sokmakla anacaktı! (Bu ne yaman çelişki anne?)

 

"Seviyesinden emin olduğumuz" diyerek, asıl kimliğini bildiklerini açıkça itiraf ettikleri Melih Tepeli (Burak Caney) bile, Büktel'e yönelik binlerce vıdı vıdı ve onlarca iftira içeren küçük bir kitap boyutundaki Büktel "incelemesinde"(!), bu büyük skandalı(!) anmak/hatırlamak istemiyor; bu "büyük skandaldan"(!) tek kelime olsun söz edemiyor. (Bana kimin seviyesinden "emin" olduğunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.)

 

Onlar her defasında kepaze olup, her defasında "sil baştan" diyerek, sanki herkes her şeyi unutmuş ve tüm alçaklıklar aklanıp tertemiz olmuş gibi, yeni takma isimler ve yeni iftiralarla karşımıza çıkmaya hazırlanıyor olabilirler. Ama biz (ister Burak Caney, ister tiyatrooyun, ister Beyaz Cephe, ister Melih Tepeli, ister Levent Güler imzasını kullanmış olsunlar) onların silmeye, unutturmaya çalıştıkları alçaklıkların unutulmasına asla izin vermeyeceğiz.

 

tiyatrooyun.org'un tarihçesini yazan Levent Güler, bir biyografisini  yayınlayıp, gerçek bir imza olduğunu kanıtlarsa, kendisiyle önce konuşur, sonra da iddialarını satır satır  cevaplarız. "Seviyesinden emin" olduğu Melih Tepeli'nin   gerçek kimliğini ortaya çıkarıp kanıtlarsa, Melih Tepeli'nin de (kaybedecek prestiji bulunan hiç kimse tarafından itibar edilmemiş) tüm iddialarını yanıtlamaya hazırız. Ama yarasalar gibi karanlıkta kalmayı tercih ederlerse, insan içine çıkamayan (alnı açık olmayan) alçakları hiçbir namuslu insan kale almayacağı için, biz de onları kale almayız. Levent Güler takımı (eğer Burak Caney değilseler ve Burak Caney'in kirli mirasından kurtulmak iddiasında samimi iseler) bilmeliler ki:

 

Burak Caney'in en kirli mirası, yüzsüz ve kalleş olmasıdır. Burak Caney, mücadele ettiği insanlarla yüz yüze gelemeyecek ölçüde, bile bile, kasten, iftira eden bir korkaktır. Ne kadar iğrenç biçimde korkak olduğunun kendi de farkında olduğu için, korkaklığını örtbas etmeye her zaman ihtiyaç duymuş, bu  amaçla çeşitli yöntemler uygulamış, takma isim ardına gizlenerek insanları suçlamanın ne kadar iğrenç bir davranış olduğunu gözlerden ve zihinlerden kaçırmaya  çabalamıştır. Bu amaçla, kendi yazılarının altına başka takma adlarla yazdığı (veya yazdırdığı) yorumlarda, sanki takma isimle yazmak cesaret gerektirirmiş gibi, kendi cesaretini kendisi tebrik ederek, korkaklığıyla ilgili açığını örtbas etmeye çalışmıştır... En önemli handikapı olan bu açığını (korkaklığını)örtbas etmek için   mahlas kavramını da "kullanmış" olan bu iğrenç herif, "Nâzım Hikmet de mahlas kullanırdı" diyerek, sapıklık ve alçaklığına mazeret üretmek için, devletin haksız baskısından ve takibatından  kaçınabilmek ve hayatını sürdürebilmek gayesiyle gazete ve dergilere Orhan Selim, İbrahim Sabri, Ahmet Cevat gibi pek çok takma isimle yazılar yazmış ve film şirketlerinde senarist olarak, yönetmen olarak, dublajcı olarak takma isimle çalışmış olan Nâzım Hikmet'in hayat mücadelesini ve  onurlu anısını kirletmekten bile  kaçınmamıştır.

 

Levent Güler ve arkadaşları (eğer Burak Caney değilseler bile) Büktel ve Bulunmaz'a karşı (devlete değil, Büktel ve Bulunmaz'a karşı, hakikatten başka hiçbir güce sahip olmayan Büktel ve Bulunmaz adlı yapayalnız iki "bireye" karşı) Burak Caney gibi karanlıkta kalmayı tercih ettikleri sürece, Burak Caney'in kirli mirasından kurtulmak iddialarında asla başarılı ve inandırıcı olamayacaklar.

 

Aşağıda, onların "Beyaz Cephe" imzasıyla ve "mafyatik saldırı", "büyük skandal" yaygaralarıyla, hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org'ta yayınladıkları ve artık hatırlamaktan kaçındıkları iftira metinlerini ve bizim o metinlere verdiğimiz cevaplarla iftirayı nasıl söke söke itiraf ettirdiğimizi tüm belgeleriyle içeren sayfanın linkini sunuyoruz.

 

O sayfadaki yazıları okuyunca bir kez daha göreceksiniz ki, kendilerine "tiyatrooyun" ya da "Beyaz Cephe" diyenler ve tiyatrooyun.org'u şu ya da bu biçimde destekleyenler, Burak Caney'den daha masum ya da "daha az karanlık" değillerdi:

 

"MAFYATİK SALDIRI"(!)

 

————————————

 

Sivas katliamında öldü sanılarak morga kaldırılan ve canlı olduğu tesadüfen anlaşılarak "ölümden dönmüş" olan Serdar Doğan, katliamın oyununu yazdı:

 

"SİMURG" Sivas Katliamının Belgesel Oyunu

 

Canlar Tiyatrosu'nca sahnelenen oyunla ilgili Radikal gazetesi haberini, Hilmi Bulunmaz kendi sitesine aktarmış. Haberi Bulunmaz'ın sitesinde gördüğümüz için, gördüğümüz sayfaya link veriyoruz:

 

DUYARLILIĞA ÇAĞRI: CANLAR TİYATROSU

 

————————————

 

 "Çığ" konusunda Bayındırlık Bakanlığı'nın bilimsel verileri, Çorum'lu Tuncer Cücenoğlu'nu değil, İzmir'li Coşkun Büktel'i destekliyor:

 

 

İki yıl kadar önce yazıp bu sitede yayınladığımız "Çığ" Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor? başlıklı yazımızda demiştik ki:

 

(...) Cücenoğlu'na cevap olarak bir kez daha tekrarlayalım: Evet, "Çığ"daki çığ, yalnızca bir doğa olayıdır. O nedenle, insanların baskıcı yönetimlere karşı susmayarak haykırması ne kadar makul ve mantıklı bir eylem ise, baskı ya da sömürü aracı olmayan çığ gibi doğal bir tehlikeye karşı haykırması da o kadar abuk ve dangalakça bir eylemdir. Haykırarak, karşı çıkarak baskıcı yönetimleri durdurma ihtimaliniz vardır, ama çığı haykırarak durduramazsınız. Ağaç dikerek, set çekerek, ya da konuyu bilenlerin önerecekleri başka somut önlemler alarak durdurabilirsiniz. Bütün bunlara rağmen durduramıyorsanız, orada yılın dokuz ayı cinsel perhizle yaşamak yerine, gider evinizi birkaç kilometre öteye kurarsınız. Ama Cücenoğlu'nun abuk sabuk oyununda, bu somut ve makul seçeneklere asla değinilmiyor, bu somut ve makul seçenekler asla tartışılmıyor. (Değiniliyor, tartışılıyor diyen varsa, göstersin, yayınlayalım.) (...)

 

Bayındırlık Bakanlığı'nın sitesinde, çığı önlemek için yapılması gerekenler de sıralanmış. Bakanlığın açıkladığı önlemler, Coşkun Büktel'in konuyu araştırmadan, sırf mantık yoluyla çıkarsadığı tüm maddeleri içeriyor. Bakanlıkça açıklanan önlemlerin en başında (Büktel'in de en başta belirttiği) çeşitli ağaçlandırma yöntemleri yer alıyor. Daha sonra (yine Büktel'in de belirttiği üzere) çığa karşı "set çekmenin" çeşitli biçimleri sıralanıyor. Bakanlığın son çare olarak belirttiği  son madde ise, "Çığ Riskli Alanın Boşaltılması ve Alana Girişin Yasaklanması"...

 

Yukarıdaki alıntıda da aktarıldığı üzere, Büktel de, "Bütün bunlara rağmen durduramıyorsanız," şartını koyup, son çare olarak demişti ki: "orada yılın dokuz ayı cinsel perhizle yaşamak yerine, gider evinizi birkaç kilometre öteye kurarsınız." Büktel, yalnızca "birkaç kilometre öteyi" öngörmüştü; çünkü Cücenoğlu'nun sözünü ettiği (o yalnızca bir çocuk viyaklamasıyla bile harekete geçebilen) çığın menzili çok fazla olamaz diye düşünmüştü.

 

Dediğimiz gibi,  Bayındırlık Bakanlığı, ne kadar uzak mesafeye taşınmak gerektiği konusunda Büktel gibi (üç aşağı beş yukarı olarak bile) rakam vermiyor olsa da, Büktel'in hiçbir araştırma yapmadan yalnızca mantık yoluyla bulduğu tüm önlemleri onaylıyor ve sitesinde sıralıyor. 

 

Ama tuhaf şey: Bakanlığın sıraladığı önlemler arasında, ("Çığ" üstüne oyun yazdığına göre çığ konusunda araştırma yapmış olması gereken) Cücenoğlu'nun sözünü ettiği abuk sabuk önlemler (cinsel perhiz yapmak ve perhize uymadığı için hamile kalan kadınları diri diri mezara gömmek) nedense yer almıyor.

 

Çığ konusunda meraka kapılıp da, isimsiz sapıkların maksatlı  ahmaklıklarına itibar etmek yerine, Bayındırlık Bakanlığı'nın bilimsel verilerine itibar etmeyi tercih edecekler için; Bakanlığın çığ önleme yöntemlerine ilişkin hazırladığı sayfanın linkini sunuyoruz (Bilimselliğe asla itibar etmeyen kötü niyetli  isimsiz sapıklara ise aldırmıyoruz):

 

"ÇIĞLARI ÖNLEMEK MÜMKÜN MÜ?"

 

————————————

 

 

Aşağıdaki ibretlik  yazımızı ne kadar tekrarlasak azdır:

 

Shakespeare'in değil doğum tarihini, hangi yüzyılda yaşadığını bile bilmeyen; en az 150 yıllık Türk tiyatro tarihinin 100 yıl önce, yani 1907'de başladığını sanan 

 

Yaşam Kaya,                                     "İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni"                olmakla övünüyor

 

Yazımızı okumak için, lütfen... TIKLAYINIZ!

————————————

 

Radikal, yalnızca hakikate saygısız değil (Bakınız: "Radikal Kitap'ın yayınlamadığı düzeltme yazısı"); Radikal emekçilerinin emeklerine de saygısız:

 

"Keskin Radikal'e karşı açtığı davayı kazandı"

 

(...)

Dayanışma nedeniyle işten çıkarıldı

Adnan Keskin ve aynı gazetenin muhabiri Soner Arıkanoğlu, kendilerinden önce 42 kişinin gazeteden çıkarılmasına tepki amacıyla düzenlenen basın meslek örgütlerinin eylemine katılmaları halinde işten atılacakları tehdidine rağmen bu eyleme katılmış, ardından işten atılan arkadaşlarının davasında tanıklık yapmayı kabul etmişlerdi.

Keskin, şikayetinde, söz konusu dayanışma eylemlerine katıldıktan sonra Yetkin ve Zeyrek'in tehditlerini sürdürdüğü, aylarca muhabirlere görev vermeyerek konuşmayarak cezalandırdığı, sonunda da kendisini verilen işleri yapmamak, yöneticilere "asker miyiz" şeklinde tepki göstermek, yöneticilerle azarlar şekilde konuşmak, haberleri kasten geç yazarak gazeteyi zor durumda bırakmak ve izinsiz bina dışına çıkmak" ile suçladıklarını ve iki ihtarla işten çıkarıldığını belirtmişti.

 

(...)

 

Radikal davalarda bir bir kaybediyor

Yine "performans düşüklüğü" gerekçe yapılarak Radikal gazetesinden işten çıkarılan gazeteci Ahmet Şık da açtığı işe aide davasını 21 Aralık 2006'da kazanmıştı.

21 Mayıs'ta da Bakırköy 7. İş Mahkemesi, Radikal gazetesinden işten çıkarılan Mahmut Hamsici, Müjdat Tolu, Emre Boztepe, Serkan Taycan ve Osman Işıl Durmuş ile Milliyet gazetesinden Yaşar Bilir'in işe iadesine karar vermişti.

Fazla mesai alacakları için yargıya başvurduğu gerekçesiyle Radikal gazetesindeki işinden olan deneyimci çevre muhabiri İbrahim Günel, Doğan Medya Grubu aleyhinde açtığı işe iade davasını kazandıktan sonra tazminatını da tahsil etti.

Kaynak: Bianet

(Kaynak:
atılım)

 

Yazıyı, Hilmi Bulunmaz'ın  tek

"o"lu tiyatroyun.blogspot.com sitesinde gördük.Yazının tamamını ve Bulunmaz'ın sunuşunu okumanız için, yazıyı gördüğümüz sayfaya link veriyoruz (27 HAZİRAN 2008):

 

BURJUVA GERÇEĞİNİ DAYATAN RADİKAL

 

————————————

 

GÜNCELLEME (27 Haziran 2008):

 

Aşağıdaki haberi geç fark etmiş ve haber eski bile olsa, vandalizme karşı misyonumuz gereği,  onu yine de önemli bulmuş ve duyurusunu yapıp haberin asıl kaynağına link vermiştik. Haberin bir devamı olacağını, yani heykeli çalanların yakalanacağını ve heykelin bulunacağını ummadığımız için, haberin ötesini araştırmamıştık. Oysa heykeli çalanlar yakalanamasa da, heykel bulunmuş ve eski yerine yeniden konmuş. Üstelik, heykelin çalındığını görmek istememiş olan medya, heykelin bulunduğunu görmüş ve bulunma haberi Hürriyet'te hem de resimli olarak çıkmış. (Bakınız, Arda Akın'ın haberi: "Bir Varmış Bir Yokmuş")

 

Polat İnangül'ün haberle ilgili (bizim link verdiğimiz)sayfasında haberin devamına ilişkin herhangi bir bilgi ya da link bulunmuyor. Oysa İnangül, o sayfada linkini vermemiş olsa da, heykelin bulunmasından sonra, haberle ilgili bir devam sayfası daha yapmış ve heykeltraş Filinta Önal'ın basın açıklamasını (tam metin olarak) okurlarına iletmiş. Bizim gördüğümüz ilk haberde herhangi bir link vermediği için İnangül'ün bu devam sayfasını biz görememiştik.  (İnangül'le bu konuda bir telefon görüşmesi yaptık; sanırım, İnangül, okurlara kolaylık olması için, birer link koyarak, haberin her iki sayfasını birbiriyle irtibatlandırmayı ihmal etmeyecektir.)  

 

Haberi önemsemeyen ama neyse ki Büktel'de kusur bulmayı önemseyen  Burak Caney, haberde verdiğimiz tarihin eski olduğunu görünce, bizim yapmayı düşünmediğimiz (ihmal ettiğimiz) şeyi yapmış: Haberin ötesini araştırmış ve Polat İnangül'ün sitesindeki devam haberine bir biçimde ulaşmış.

 

(Adını Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun.blogspot.com sitesinden çaldığı,  hela gibi çift "oo"lu korsan sitesinde)  "Büktel Sosyalleşmeye Yanlış Başladı!" başlıklı imzasız bir yazı yayınlayan Burak Caney, Büktel'e olan düşmanlığı sayesinde, İnangül'ün söz konusu devam haberinin de linkini veriyor ve asıl niyeti farklı (kötü) de olsa, istemeden de olsa, vandalizme karşı bilinç oluşturan bu önemli haberin devamının okurlara ulaşmasına katkıda bulunuyor. Bu haberi verdiğim için beni "sosyalleşmeye yanlış başlamak"la suçlayan Burak Caney'e, ("Kaybedecek prestiji olan" bir tek kişinin bile ciddiye alıp desteklemediği bu tür abuk sabuk iftira ve suçlamaları nedeniyle aldırmıyor olsam bile) bu önemli haberi kerhen de olsa desteklemesi nedeniyle, kendim ve okurlar adına  teşekkür etmeyi gerekli görüyorum. 

 

Polat İnangül'ün devam haberi için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız (27 HAZİRAN 2008):

 

HEYKELTRAŞ FİLİNTA ÖNAL'DAN BASIN AÇIKLAMASI

 

...

 

Ahmed Arif'in oğlu  heykeltraş Filinta Önal'ın yüzlerce kiloluk heykeli, başkentin ortasında, önce balgam, tükürük ve tahribata maruz kaldı; daha sonra ise kayboldu

 

İnanılmaz Vandalizme medyanın pasif desteği

 

 

(...) Kahramanlarla dolu bir tarihin çocukları olduklarını düşünenler heykelleri tahrip ederek kahramanlara layık torunlar olduklarını mı sanıyorlar. Ne yazık değil mi?
Heykele tükürmeyi öğrenenler artık heykelleri ve onları yapanları da yok etmeye başlamışlardır. Daha da acı olan sanata tükürenlerin artık sanatı yok etmeye başladıkları bir süreçte medyanın ve aydınların buna duyarsız kalması ve bu konuyu duyurmaya bile çalışmamasıdır.
Heykeline tükürülen ağabeyim Mehmet Aksoy usta sesini duyurdu ve hesabını sordu.
Fazıl Say doğru ya da yanlış sesini bir şekilde duyurdu.Kim duydu kim ne anladı ya da ne düşündü bilemem ama başkentin ortasında yüzlerce kilo ağırlığında bir heykel kayboluyor ve aradığım hiçbir medya kuruluşu gelip ilgilenmiyor.Artık sesimizi duymuyorlar.
Sanırım neden bir şeylerin hep yanlış olduğunun ve asla düzelmeyeceğinin yanıtı burada."
Filinta ÖNAL
Heykeltraş
0532 345 03 32 - filinta72@hotmail.com
26.01.2008 - Ankara

 

Filinta Önal'ın ın yazısını, Polat İnangül'ün kişisel sitesi polatinangul@blogspot.com da gördük. Yazının tamamını okumak isteyenler aşağıdaki başlığı tıklamalılar (26 HAZİRAN 2008):

 

HEYKEL DÜŞMANLARI

 

————————————

 

Kâzım Koyuncu'nun ağabeyi Hüseyin Koyuncu:

 

(...) "Onun gibi bir insanın anılmasında logo ve etiketlerin, dernek ve kurumların, siyasi kuruluş ve örgütlerin ön plana çıkması değil, yüreklerin bir araya gelmesi önemlidir."

 

Kazım Koyuncu yarın mezarı başında anılacak


HOPA (24.06.2008)- Üç yıl önce yaşama gözlerini yuman Karadeniz'in asi çocuğu Kazım Koyuncu, aramızdan ayrılışının yıldönümünde; yarın, Hopa’nın Pançol (Yeşilköy) köyündeki mezarı başında anılacak.

Akciğer kanseri nedeniyle 25 Haziran 2005’te yaşamını yitiren Koyuncu, bu yıl da mezarı başında anılacak. Koyuncu ailesi ve sanatçının sevenleri Koyuncu’nun ölüm saati olan 12.58’de, Yeşilköy’deki mezarı başında bir araya gelecek.

Anma töreniyle ilgili bir açıklama yapan Kazım Koyuncu’nun ağabeyi Hüseyin Koyuncu, sade bir anma töreni istediklerini belirtti.

 

“Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Kazım Koyuncu’yu sonsuza uğurlanış yıldönümünde Pançol’daki mezarı başında sade bir törenle anacağız. Kazım, her şeyden önce evrensel bir insandı. O, adam gibi yaşadı. Gösterişten hep uzak durdu. Onun anmaları da ona yakışır olmalı. Onun gibi bir insanın anılmasında logo ve etiketlerin, dernek ve kurumların, siyasi kuruluş ve örgütlerin ön plana çıkması değil, yüreklerin bir araya gelmesi önemlidir” dedi.

Kazım Koyuncu’nun anısını yaşatmak için doğup büyüdüğü evi müze haline getirmek için çalıştıklarını anlatan ağabey Koyuncu,

 

“Müzede Kazım Koyuncu’nun özel eşyaları, giysileri, gitarı ve özellikle müzik yaptığı döneme ait fotoğrafları yer alacak. Bunun için en uygun yerin Kazım’ın da çok sevdiği, çocukluğunun geçtiği köydeki evimiz olduğunu düşündük.” dedi.

 

Ben, Coşkun Büktel olarak, yalnızca Kâzım Koyuncu'nun değil, tüm ölenlerin (ağabeyi Hüseyin Koyuncu tarafından Kâzım Koyuncu için talep edilen) titizliğin aynını hak ettiğine inanıyorum.

 

Haberi "Atılım"dan aktarmış olan Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun.blogspot.com sitesinde gördük. Gördüğümüz sayfaya link veriyoruz:

 

"Kâzım Yüreğimizde..."

 

————————————

 

Elektronik mühendisi bir tiyatrocu olan Kâzım Şimşek, teknik belgelerle kanıtlayarak; eşeğini boyayıp başka bir şeymiş gibi tanıtmaya çalışan Burak Caney'i bir kez daha teşhir ediyor:

 

TİYATROOYUN.ORG SİTESİNİN GERÇEK YÜZÜ

 

Özdemir Nutku skandalını açığa çıkarmamızdan sonra, Hilmi Bulunmaz siteleri dışında  hiçbir tiyatro sitesinin (hatta hiçbir yazarın, hiçbir tiyatrocunun) CD kaydıyla iki kere iki dört gibi saptanmış bu iftira skandalına karşı tavır koymaya cesaret edemediğini artık sağır sultan bile biliyor. Özdemir Nutku'nun (ve izleyen süreçte bütün Türk tiyatrosunun) ciğerinin kaç para ettiğini bir röntgen filmi gibi açıkça ortaya koyan skandalın CD filmini görmüş kişiler (Can Doğan, Ulvi Alacakaptan, Coşkun Irmak, vb...) o CD filminin içeriği hakkında benim ve CD'yi ortaya çıkaran Şahin Ergüney'in söylediği her şeyi (Örneğin, bakınız: Ergüney, "Theope Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt")onaylıyorlar. Yani Nutku'nun açıkça iftira ettiğini kabul ediyorlar.

 

Ama CD'yi görmeyen, daha da beteri, (Özdemir Nutku'yla papaz olup tiyatro çevresinden aforoz edilme ihtimalini göze alamadıkları için) görmek de istemeyen  geniş bir "tiyatrocu"(?) kitlesi var. Burak Caney, işte bu geniş kitlenin sözcüsü olmaya soyunuyor. İftiracı Özdemir Nutku'ya karşı çıkamamış, iftiraya karşı hakikati ısrarla savunmakta olan Büktel'in yanında görünmeye de cesareti olmamış bu geniş kitle;

iftiraya karşı kendileri gibi sessiz kalmadığı (ve böylelikle onların bir sanatçı olarak ciğerinin kaç para ettiğini açığa çıkardığı) için, Büktel'den (ve de Bulunmaz'dan) nefret ediyor. Hatta, bu geniş kitle içindeki (kapitalist düzenle belirli çerçevelerde çoktan uzlaştıkları halde, sosyalist tanınmaya hâlâ özen gösteren) "solcu"(?) tiyatrocular; daha çok, Büktel'den değil, (sosyalizm konusunda ortaya koyduğu "uzlaşmasız" kriterler nedeniyle) Hilmi Bulunmaz'dan nefret ediyor. Çünkü Büktel, onların yalnızca "sanatçı onuruna" sahip olmadıklarını kanıtlayan canlı bir ("kötü") örnek oluşturuyor; sosyalizm kriterlerine gösterdiği "aşırı"(!) sadakat ile (örneğin, kapitalist düzenden gelecek her türlü  parasal desteği çanaktaki köpek maması sayan ve kendisiyle aynı fikirde olmasam bile  bende yalnızca saygı uyandıran tavizsiz tavrı ile) Hilmi Bulunmaz ise, o "solcuların"(?) sosyalist de olmadığını kanıtlıyor.

 

Kısacası, Burak Caney, Büktel ve Bulunmaz'ın yalnızca varlığından (sırf, onların ortaya koydukları rol modelinden) bile rahatsızlık duyan, (ama bu ikiliye karşı insanın kendini ve adını rezil etmeden mücadele etmesi de mümkün olmadığı için) susmak zorunda kalan o geniş kitlenin sesi olmaya; Büktel ve Bulunmaz'a iftira ve fotomontaj dahil her türlü alçaklıkla saldırılmasını sessizce izlemeye hazır oldukları anlaşılan o geniş kitle sayesinde sitesine reklam almaya çalışıyor. Bu kirli çabasına meşruiyet kazandırmak için de, Büktel/Bulunmaz karşıtı bazı kişilerin gerçek isimlerinden (Özdemir Nutku, Tuncer Cücenoğlu, Orhan Aydın)ve bilinçli  desteklerinden yararlandığı gibi; (adlarını Burak Caney gibi gizlemekte yarar gören birkaç kötü niyetli işbirlikçi sayesinde)Bademler köyü  halkı gibi, Türkiye Tiyatrolar Birliği (TTB) adı altında yer alan tiyatroların tiyatrocuları gibi kitlelerin ise, bilinçsiz desteğinden (bu konuda bilgisiz olmalarından) yararlanıyor.

 

Kısacası, açıkladıkları ve inatla gündemde tuttukları sevimsiz gerçekler yüzünden, Büktel'e ve Bulunmaz'a yönelik tepki; "açıkça, mertçe, Türkçe" yöntemlerle yürütülemeyeceği için;   en başından beri ve hâlâ, takma isim ardına gizlenmiş kişiler tarafından, imzasız yazılarla, imzasız fotomontajlarla ve internet hileleriyle "kalleşçe, gizlice, adice" yürütülüyor. Bu "kalleş, gizli, adi" çaba, çeşitli aşamalardan geçti. Burak Caneyler bu süreç boyunca birçok site açtılar ve o siteleri kısa sürede silip suç kanıtlarıyla birlikte ortadan kaldırdılar. Burak Caney'in sildiği son site, tiyatrooyun.blogspot.com idi. Hela gibi çift "oo"lu bu sitenin adı, Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun.blogspot.com adlı sitesinin adından çalınmıştı. Son aşamada Burak Caney, bu siteyi  de kapatacağını ve (yine hela gibi çift "oo"lu) tiyatrooyun.org adlı daha profesyonel bir site kuracağını okurlarına o kapattığı son sitede, son bir ay boyunca duyurmuştu.

 

Elektronik mühendisi bir tiyatrocu olan Kâzım Şimşek, Burak Caney'in işte bu son "profesyonel"(!) sitesini, henüz hâlâ yayında olan hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org'u, teknik kanıtların ışığında sergiliyor; böylelikle, Burak Caney'in, bir piç gibi sahibi belirsiz, hela gibi çift "oo"lu çalıntı sitesinin (ve o çalıntı, o piç sitede Büktel ve Bulunmaz aleyhine imzasız yayınlanmış iftiraları, bugün imzaları ve yazılarıyla  bilinçli olarak, bile bile, destekleyen tüm alçakların) ipliğini bir kez daha pazara çıkarıyor.

 

Kâzım Şimşek'in yazısını, Şimşek'in sitesinde okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

TİYATROOYUN.ORG SİTESİNİN GERÇEK YÜZÜ

 

————————————

 

 

Hilmi Bulunmaz, nasıl özgür olabildiğinin, nasıl özgürce konuşabildiğinin, kısacası kendi kendisinin efendisi gibi, beyler gibi bağımsız davranabilmesinin, sırrını açıkladı:

 

"Ben günde 13 saat eşşek gibi çalışıyorum!"

 

Bulunmaz'ın, düzenli olarak, her Pazar günü çekilip, her Pazartesi günü (tek "o"lu)  tiyatroyun.blogspot.com başlıklı sitesinde yayınlanan tiyatro konuşmaları, zaman zaman doğaçlama yönteminin bazı sakıncalarını içerse de, çoğu zaman, doğaçlamanın sıcaklık ve samimiyetinden ve Bulunmaz'ın meddahlık yeteneğinden güç alarak, başkalarının söyleyemediği çok önemli mesajların, çok eğlenceli ve akılda kalıcı bir biçimde izleyicilere ulaşmasını sağlıyor.

 

Bulunmaz'ın iki bölümlük son konuşmasının da  tümünü (hele özellikle ikinci bölümünü) önemli sayıyor ve linkini veriyoruz:

 

BULUNMAZ, TİYATRAL ARİSTOKRASİYE KARŞI!

 

————————————

 

Yeryüzünde bir ilk...

Bulunmaz Tiyatro yirminci yılını nasıl kutladı?

 

Hilmi Bulunmaz'dan başka kim olsa, saklamaya, örtbas etmeye, kimselere duyurmamaya çalışırdı. Hilmi Bulunmaz'dan başka kim olsa, yalan söyleyerek, rakamları abartarak, bir başarı öyküsü uydurmaya çalışırdı.

 

Ama Hilmi Bulunmaz, hakikatten başka hiçbir şeyden güç alamayacağının bilinciyle, okurlara her durumda hakikati söylüyor ve aleyhinde göründüğü zamanlarda bile, hakikati  okurlardan gizlemeye ya da yalanlarla süslemeye gerek duymuyor.

 

Bulunmaz'ın konumunda olup da, yine de göğsünü gere gere, yalana ya da abartıya tenezzül etmeden, gururla konuşabilecek bir başka tiyatrocunun, yeryüzünde bulunduğunu sanmıyorum. Hakikate dayanmak, her ne olursa olsun hiçbir koşulda hakikatten başka yöntem tanımamak, insanı öylesine güçlü kılıyor ki, insan, en umut kırıcı görünen gerçeklerle bile yüzleşebiliyor ve ne kendini ne de başkalarını kandırmaya gerek duyuyor.

 

Bulunmaz Tiyatro'nun 20. yılına girişini nasıl kutladıklarını anlatırken, Hilmi Bulunmaz, yeryüzünde bir başka tiyatrocunun mecbur kalmadıkça asla söylemeyeceği şeyler söylüyor:

 

Bulunmaz Tiyatro yirmi yaşına girdi

 

————————————

 

Bulunmaz, vandalizmin bilinçaltına ulaştı ve orada (tam tahmin ettiğimiz üzere) bir lağım buldu.

 

Vandalizmin resmi temsilcisi olan Burak Caney takma adlı şahsın hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesi, dezenformasyon misyonu gereğince her yöntemi, her değeri, her kişiyi kullanabiliyor. Peki kullandığı değerlere ve kişilere saygı duyuyor mu? Asla!... Saygı denen kavramla tanışıklığı olsa, vandalizme hizmet edemezdi ki...

 

Burak Caney (ya da hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org) için, örneğin 1 Mayıs, yalnızca "kullanım değeri" açışından önemlidir; örneğin Nedim Saban, yalnızca, kullanım değeri bulunan bir yazı yazdığı zaman "kullanılabilecek" ama kullanılmadığı yer ve zamanlarda, yani "off the record" anlarda,  "ayı" olarak tanımlanabilecek bir "malzemedir".

 

Kişilere ve değerlere bu iki yüzlü, bu iğrenç yaklaşımın; bir başka deyişle, vandalizmin (Burak Caney ya da hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org'un) bilinçaltındaki bu iğrenç lağımın; iki kere iki dört gibi somut kanıtlarını  görmek ister misiniz? Cevabınız evet ise, lütfen, Bulunmaz'ın, aşağıda linkini sunduğumuz, ilgili yazısının başlığına tıklayınız:

 

Burak Caney'in (tiyatrooyun.org) bilinçaltı!...

 

————————————

 

KAYA ZEKÂSI VE DEMİRKANLI AHLÂKI

 

Yalan Makinası Demirkanlı'nın ahlâkı, nasıl ki, Türk tiyatrosuna egemen olan ahlâk ise; Yaşam Kaya'nın zekâsı da, Türk tiyatrosuna egemen olan zekâdır;

Tiyatro salonlarımızın yıkılması, bu ahlâk ve bu zekânın tiyatromuzda  "kahir ekseriyeti" temsil eder durumda olması nedeniyle engellenemiyor!

 

Yaşam Kaya, internetteki Türk tiyatro yayıncılığının en yaygın sitelerinden birinin (tiyatronline.com) editörüdür. Gelin görün ki, Yaşam Kaya, örneğin, 16. ve 17. Yüzyıllarda yaşamış olan Shakespeare'in 14.Yüzyıl'da yaşadığını, en geç 1859'da başlamış olan Türk tiyatrosunun 1907'de başladığını zanneden bir editördür. (Bakınız: Büktel, "Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor"). Üstelik, Kaya, kendisine  yanlış bildiklerinin doğrusunu öğrettiğimizde, düzeltme yapmak yerine, böylesine iki kere iki dört gibi somut yanlışlarında bile fıkra lazları gibi inat etmeyi yeğleyen bir zekâya sahiptir. Bu zekâ, Yaşam Kaya'ya, "Nobel ödülü, böylesi somut yanlışları yanlış olmaktan çıkarabilir" zannettirdiği için; Kaya, kendisine yönelik eleştiriiere karşı, çok akıllıca olduğunu sandığı anlaşılan, çok kısa bir savunma yazısı yazmış. Yaptığı somut yanlışlar hakkında bir tek sözcük bile içermeyen bu kısa savunma yazısını, Yaşam Kaya, kendi okurları dışında hiç kimse görmesin diye, yazdığı alakasız bir yazının dibine saklamış.

 

Ama Hilmi Bulunmaz, Yaşam Kaya'nın o alakasız yazısının dibindeki o kısa notu keşfetti ve Yaşam Kaya'ya karşı, (içinde Kaya'nın o notunun da aynen aktarıldığı) kısa bir cevap yazısı yazdı. Aşağıda Bulunmaz'ın o kısa yazısını aynen aktarıyoruz

 

Yaşam Kaya yazısının dibine çökenler

Yazan: Hilmi Bulunmaz

 

Değerlendirmemizi yapmadan önce, Yaşam Kaya'nın 19 Nisan 2008'de yayımladığı "Ankara'da Kadınlar Çığır Açıyor 'Zorunlu Hedefler' Ankara Devlet Tiyatrosu" başlıklı yazısının dibine düşürdüğü notu aktaralım:

Dip Not
Zamanında Orhan Pamuk’un romanları için “yazım yanlışları var… anlatım bozuklukları var…” gibi sözler kullananlar, Sayın Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü’nü alınca suspus oldular. Yazdığım eleştirilerde “yazım yanlışı var… anlatım bozukluğu var…” diyenler, önce Türkçe’ nin dolaylı anlatım dilini okumayı öğrensinler!


Şimdi de değerlendirmemizi yapalım:

"Shakespeare'in değil doğum tarihini, hangi yüzyılda yaşadığını bile bilmeyen; en az 150 yıllık Türk tiyatro tarihinin 100 yıl önce, yani 1907'de başladığını sanan Yaşam Kaya" (Bakınız: Büktel,
"Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor"), "...'yazım yanlışı var… anlatım bozukluğu var…' diyenler, önce Türkçe’ nin dolaylı anlatım dilini okumayı öğrensinler!" sözünü edebilme yürekliliğine(!) sahip olduğu için, ben de kendisine hayranım.(!) Yaşam Kaya, Shakespeare'in doğum tarihini, Türkiye tiyatrosunun başlangıç tarihini öğrenmeden, nasıl oluyor da "Türkçe'nin dolaylı anlatım dilini" yazmayı öğrendiğini iddia edebiliyor?!... Çok merak ediyorum!!!

Yaşam Kaya, önce Nobel Edebiyat Ödülü'nü alsın; ardından da gerekirse biz,
"suspus ol"alım. Ancak Orhan Pamuk'un karşısında bile "suspus ol"mayan bir kişiliğe sahip olduğumuzdan (Bakınız: Bulunmaz, "Bir bavul diyalog"), şimdi olduğu gibi, Yaşam Kaya Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldıktan(!) sonra da "suspus ol"mayız!...

Yaşam Kaya'nın Nobel aldığını görecek kadar uzun yaşamayı çok isterdim ama, yeryüzünde hiç kimsenin o kadar uzun yaşayacağını sanmıyorum!!!

(Bakınız: Yaşam Kaya,

 

"Ankara'da Kadınlar Çığır Açıyor 'Zorunlu Hedefler' Ankara Devlet Tiyatrosu")

 

————————————

 

 

Hilmi Bulunmaz, yalan ve iftira makinası Mustafa Demirkanlı'nın, tiyatro sanatı hakkında herhangi bir yargıda bulunmaya hakkı olmayan (tıpkı Shakespeare'den bile habersiz Yaşam Kaya benzeri) tiyatro   cahillerimizden biri olduğunu iki kere iki dört gibi somut biçimde belgelemekle yetinmiyor; Bulunmaz ve Büktel'i aforoz eden çevrenin, aslında  "küfürlerden" değil; yalanın, iftiranın, cehaletin teşhirinden rahatsız olduğunu bir kez daha kanıtlıyor:

 

Petersburg nedir?...

 

Benim de, Bulunmaz'ın da küfretmek gibi bir amacımız hiçbir zaman olmadı. Biz yalnızca, yalanı ve cehaleti teşhir ettik ve "vahametini  vurgulayarak" teşhir ettik. Sırf bu teşhir etkinliğimiz nedeniyle üstümüze atılan iftiraları teşhir ederken ise, (yayın yoluyla iftiranın bir insanlık suçu olduğuna inandığımız için) vurgunun biraz daha şiddetli olmasını tercih ettik.

 

Biz, Özdemir Nutku'nun kişisel yetersizlikleri hakkında pek çok şey söyledik; ama Nutku'nun  cahil olduğunu hiçbir zaman söylemedik. Ne var ki,  Özdemir Nutku iftirasını savunmaya kalkışan kitlenin zifiri cehaletini pek çok yazıyla ve defalarca belgeledik. (Bakınız: Cücenoğlu, Akmen, Kaya, Erkek, Timur, vb.)

 

Susarak cehaletlerini gizleyenler akıllıca davranıyorlar. Ama bazıları susmak yerine daha kurnazca olduğunu sandıkları bir başka yöntem buldu: İmzasız ya da Burak Caney imzasıyla iftira yazıları yazıp insanları Büktel ve Bulunmaz hakkında dezenforme etmek... Bu kurnazlar, cehalet ve kötü niyetlerini gizlemek yerine (gizlemek için susmak yerine); yalnızca isimlerini gizlemeyi yeterli buluyor, isimlerini gizleyerek kendilerini emniyete alıp Büktel ve Bulunmaz'a karşı her türlü kalleşliğe, her türlü çirkefe rahatça başvuruyorlar.

 

Mustafa Demirkanlı, (düzinelerce somut yalanını iki kere iki dört gibi kendi ifadeleriyle belgelediğimiz için      —Bakınız: "Mustafa Demirkanlı bile bile yalan söyleyen adi bir iftiracıdır"— daha fazla rezil olma ihtimali kalmadığından, ölmüş eşşek kurttan korkmaz misali bir cesaretle) yukarıda sözünü ettiğimiz imzasız kalleşlikleri ve çirkefi açık imzasıyla yazarak, açıkça destekleyebilen iki kişiden biri: (Diğeri, Demirkanlı kadar yalancı olmayan ama Demirkanlı'dan bile daha beter sansürcü, bir tiyatro yayıncısı: A. Ertuğrul Timur, nam-ı diğer 3. Abdülhamid.)

 

Bugüne dek, Demirkanlı'nın düzinelerce yalanını somut belgeleriyle teşhir etmiş olan Hilmi Bulunmaz, (Bakınız:

Bulunmaz'ın Demirkanlı yalanları sergisi) bu kez, Demirkanlı'nın bir tiyatro yayıncısı ve editörü olarak, ne denli zifiri bir cehalet içinde yüzdüğünü teşhir ediyor.

 

Hilmi Bulunmaz, yazılarının çoğunu, iş yerinde, onca işin arasında, yazdıklarına pek de fazla konsantre olamadan, yalapşap yazar. Kendi deyişiyle, "bunun alternatifi hiç yazamamak"tır ve Bulunmaz'a göre, böyle yazmak bile yazamamaktan iyidir. Sözünü ettiğimiz nesnel koşullar nedeniyle Bulunmaz'ın pek az yazısı, ele aldığı konunun önemini yeterince vurgulayan, emek ve zaman harcanmış, özenli, ustalıklı yazılardır.

 

Aşağıda linkini verdiğimiz yazı, Bulunmaz'ın o "ender" yazılarından biri:

 

"Petersburg nedir?..."

 

————————————

 

Özdemir Nutku ve Tuncer Cücenoğlu'nun hep aralık tuttukları inkâr kapısını, Burak Caney tamamen kapattı:

 

Sırf Büktel ve Bulunmaz'a duydukları haksız nefret nedeniyle, Nutku, Akmen ve Cücenoğlu; hem facebook'ta Burak Caney'in başlattığı iftira kampanyasına (Bakınız: "Demirkanlı Bile bile yalan söyleyen adi bir iftiracıdır" başlıklı yazımızın "not" bölümü) imza koyarak (Akmen nedense facebook iftirasına Nutku ve Cücenoğlu'nun tersine imza koymadı); hem de Burak Caney'in helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesine tebrik mesajı göndererek (Nutku) ve  yazı vererek (Akmen, Cücenoğlu) kim olduğunu gayet iyi bildikleri Burak Caney'i (Bakınız: Burak Caney budur!) desteklemişlerdi.

 

Ama Burak Caney'in "adım, Burak Caney!" demesine bile inanılamayacağı için; eskiden helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.blogspot.com sitesinde Burak Caney takma adıyla yayın yapmaktayken, Burak Caney imzasının kepaze olması üzerine o eski sitesini tüm yazılarıyla (tümü Büktel ve Bulunmaz'a iftira ve fotomontaj şebeklikleriyle dolu tüm sayfalarıyla) silip yok etmek zorunda kalmış ve bu kez, yine helâ gibi çift "oo"lu, tiyatrooyun.org adlı sitesini yayına sokarak, yeni iftiralarını, bu kez Akmen, Nutku ve Cücenoğlu'nun desteklediği yeni sitesinde, imzasız yayınlamaya başlamış olan Burak Caney'e; biz, öyle facebook bataklığında geyik yapan toy gençler gibi kolayca inanmadığımız için, Burak Caney'in açıkladığı destek imzalarını pek kale almamıştık. Burak Caney, "yüzsüz" olduğu ve yaptıklarının bedelini ödemek riski taşımadığı ve dolayısıyla tüm etik kuralları elinin tersiyle kolayca itebildiği, en ahmakça, en alçakça yalanları, tıpkı Mustafa Demirkanlı gibi, sakin sakin yumurtlayabildiği ve belgelerle yalanlandığında (Bakınız: Büktel, "Demirkanlı Bile bile yalan söyleyen adi bir iftiracıdır") bir süre sessiz kalarak yalanlamanın unutulmasını sakin sakin bekledikten sonra, yeni bir yalanla yine sakin sakin, pişkin pişkin ortaya çıkabildiği için (Bakınız: Demirkanlı, "Durdurun Bu Vahşeti"); Burak Caney'in korsan yayın yaptığını, yani Akmen, Cücenoğlu ve Nutku'nun yazılarını izin almaksızın yayınladığını; Akmen, Cücenoğlu ve Nutku'nun da, sırf Büktel ve Bulunmaz'a duydukları haksız nefret yüzünden bu duruma göz yumduklarını zannetmiştik. Hadi Nutku zaten tescili belgeli bir iftiracı olduğu için (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı")Caney'e destek vermekle ya da adını Caney'in helâ gibi çift "oo"lu sitesinde kullandırmakla kaybedeceği bir şey yok, diyelim. Ama ben, kendi çıtamdan bakarak, Cücenoğlu'nu bir yazar bile saymıyor olsam da (Bakınız, Büktel, "Çığ Aslında Nedir Neyi Sarsıyor?"),  Cücenoğlu'nun bana yönelik "pişkin" açıklamalarını on yıl önce eleştirmiş olsam da (Bakınız: Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", sayfa 475) bugüne dek Cücenoğlu'nun bir yalan ya da iftirasına tanık olduğumu anımsamıyorum. Keza,  Akmen'in de, bilgi yanlışlarını eleştirmiş olsam da (Bakınız: Büktel, "Körler Körleri İzliyor") herhangi bir yalan ya da iftirasına tanık olmuş değilim. O nedenle, zaten iftiraya batmış olan Nutku'nun (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı") o vıcık vıcık iftira dolu, helâ gibi çift "oo"lu sitede  adını kullandıracak kadar gözü dönmüş olsa bile; Akmen ve Cücenoğlu'nun bu kadar körlemesine bir kinle adlarını düpedüz belgelenmiş iftiralara (Örneğin, bakınız: Büktel, "Exorcism")  bulaştırabileceklerine pek ihtimal vermiyorduk. Zaten Akmen, Cücenoğlu ve Nutku da, Burak Caney'e destek verdiklerini, korsan olmayan, sahibi (ya da ne idiği) belirli bir sitede açıklamaya yanaşmadıkları (yani, iftiracılara destek verdiklerini yasal zeminde belgelemedikleri, gerekli olursa diye inkâr kapısını hep aralık bıraktıkları) için; sanırız, (olanları tek taraflı olarak, yalnızca iftiracıları okuyup bizi okumaya gerek duymadan, anladığını sanan, aslında dolduruşa gelmekten başka bir şey yapmamış olan toy insanlar dışında) hiç kimse, Akmen, Cücenoğlu ve Nutku'nun imza ve yazılarını kendi isteği, kendi iradesi, kendi eliyle helâ gibi çift "oo"lu o iftira batağına "bizzat" yollamış olabileceğine ihtimal vermemiştir.

 

Ama Hilmi Bulunmaz'ın dün yayınladığı bir yazı (Bakınız: Bulunmaz, "Kimse Bizi Lağıma Çekemez!") yeni bir exorcism yarattı. Bulunmaz'ın yazısına cevap veren Burak Caney, baklayı (ya da şeytanı) ilk kez ağzından çıkardı ve Nutku ile Cücenoğlu'nun nelere tenezzül ettiğini ilk kez açıkladı. Burak Caney'in "Adım, Burak Caney" demesine bile inanmamak gerektiği halde, isim ve imzalarının bir iftiracı tarafından bir iftira bataklığını desteklemek ve resimlerinin bir lağım duvarını süslemek için  kullanılmasına Nutku ile Cücenoğlu'nun bugüne kadar en küçük bir tepki vermedikleri hesaba katıldığında, Burak Caney'in aşağıdaki ifadelerinin doğru olduğuna inanmamak için fazla sebep kalmıyor:

ONLAR KENDİ İSTEĞİ KENDİ İRADESİ KENDİ BEYNİ İLE BİZZAT KENDİLERİ YOLLADI YAYINLANMASI İÇİN

ÖZDEMİR NUTKU DESTEK MESAJINI

TUNCER CÜCENOĞLU YAZISINI

İNANMIYORSANIZ SORARSINIZ

ZATEN COŞKUN BÜKTEL SORDU DA BU DESTEK SAHTE DİMİ DİYE DEFALARCA SORDU

TERSİNE ÖZDEMİR HOCA DESTEĞİNİ ARTIRARAK YANIT VERMİŞ OLDU

(Kaynak: "İftira belgeleri". Caney'in ilgili yazısı, linkini verdiğimiz sayfanın en altındadır.)

Burak Caney "Özdemir Hoca"sının desteğini artırdığını söylerken yine yalan söylüyor olsa bile, yukarıdaki diğer ifadelerinin doğru olduğu anlaşılıyor. Yani Nutku ve Cücenoğlu, Burak Caney'i gerçekten destekliyor. Peki Özdemir Nutku'ya "Özdemir Hoca" diyen Burak Caney kimdir? Nutku ve Cücenoğlu'nun isimlerini boka batırmak pahasına  destekledikleri Burak Caney takma adlı bu korkak sapık neyin nesidir?

Cevabı ne kadar tekrarla vurgulasak azdır:

Burak Caney budur!

"Özdemir Hoca"sı ile Burak Caney birbirlerine çok yakışmaktadır.

 

————————————

 

 

Bulunmaz'dan iftira destekçilerine çarpıcı bir ibret dersi:

 

Burak Caney budur!

 

Top 100 benzeri hiçbir reklam almadığı, tiyatro siteleri dışında hiçbir siteye link vermediği, erotizm ya da pornoyla uzak yakın en küçük bir ilişkisi görülmediği halde; Hilmi Bulunmaz'a, (sırf  blog siteden yayın yaptığı için, sana verilen blogun üstündeki minik düğme, pornoya açılabilir bahanesiyle) "pornocu" iftirası atan Burak Caney (ki son dönemde fazlasıyla kepaze olduğu için bu takma ismi kullanmaktan vazgeçip en son kurduğu hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde imzasız yazmaya başlamıştır)

daha önceki (yine sahibi belirsiz ve yine hela gibi çift "oo"lu)tiyatrooyun.blogspot.com  adlı sitesinde, bir porno fotoğraf yayınlamış ve fotoğraftaki penisi Coşkun Büktel fotoğraflarıyla örtmüştü.

 

Coşkun Büktel'in sitesi blog değildi ve hiçbir zaman olmamıştı. Ama iftiracı orospu çocukları için fark etmezdi. Blog zaten anlamsız bir bahaneydi. Büktel madem ki Hilmi'yi destekliyordu, öyleyse Büktel'in fotoğrafı penis üstüne yapıştırılmalıydı. Büktel'in fotoğrafını penis üstüne yapıştıran korkak orospu çocukları, şimdi kalkmış, bir Burak Caney şaheseri olarak hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.blogspot.com'dan aktarılan ve aylardır hilmibulunmaz.blogspot.com'da okurların dikkatine sunulmakta olan o fotoğrafı bizim, yani Büktel ve Bulunmaz'ın imal ettiğini söylüyorlar. (Bir ara Burak Caney'in Hilmi Bulunmaz olduğunu da söylemişlerdi.) Coşkun Büktel'in kendi fotoğrafını bir penise yapıştıracak kadar sapık olduğunu iddia etmekten bile çekinmeyen bu korkak sapıklar, iftirada sınır tanımıyorlar. Sanıyorlar ki, kendileri o fotoğrafı ve o siteyi silip yok ettikleri için, artık kendilerini aklamış oldular. Sanıyorlar ki, balık hafızalı salak okurlar Burak Caney adını ve o fotoğrafları kimin yayınladığını unuttular ve şimdi de Coşkun Büktel'in kendi fotoğrafını bir penise yapıştıracağına  inanmaya hazırlar. Bu orospu çocuklarına "orospu çocuğu" dememize itirazı olan, bu yüzden bize, Burak Caney ağzıyla, "iki küfürbaz" ya da "küfürbaz ikili" diye hakaret eden ya da bu hakaretleri onaylayan herkes orospu çocuğudur.

 

Bulunmaz'ın iftira destekçilerine verdiği o çarpıcı ibret dersi için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

Burak Caney budur!

 

————————————

 

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, DEÜ Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı, İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü Hülya Savaş ile EÜ Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Dr. Figen İnan'a

 

Soruyorum:

 

Özdemir Nutku'nun kendi itirafıyla da belgelenmiş (Bakınız: Nutku, "Büktel'e Yanıt") bir iftiracı olduğunu ve iftira ettiği Coşkun Büktel'den özür dilemediğini (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı") hâlâ bilmiyor musunuz); yoksa "bana iftira etmeyen Nutku bin yaşasın" diyerek bilmezden mi geliyorsunuz?

 

(29 Mart 2008, 23.20)

 

Aşağıdaki haberi, Hilmi Bulunmaz'ın bulunmaztiyatro.blogspot.com adlı sitesinde gördüm:

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), Ege Üniversitesi (EÜ), İzmir Devlet Tiyatrosu, İzmir Devlet Opera ve Balesi işbirliğiyle düzenlenen 26. İzmir Tiyatro Günleri başlıyor. 27 Mart ile 10 Nisan arasında devam edecek faaliyetin bilgilendirme toplantısı İzmir Sanat'ta yapıldı. Toplantıya Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, DEÜ Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı, İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü Hülya Savaş, 26. İzmir Tiyatro Günleri Düzenleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Özdemir Nutku ile EÜ Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Dr. Figen İnan katıldı.

(Haberin devamı için TIKLAYINIZ!)

 

Haberde, Nutku'yla aynı masada oturdukları ve düzenlenen tiyatral etkinliklere Nutku gibi bir iftiracının adını karıştırıp, tiyatro sanatına (bilerek veya bilmeyerek) küfür ettikleri anlaşılan Aziz Kocaoğlu, Emin Alıcı, Hülya Savaş ve Figen İnan'ı; suçluluğu kanıtlanana değin herkesin masum sayılmasını öngören evrensel hukuk ilkesi uyarınca, şimdilik masum sayıyor ve onlara diyorum ki:

 

"Nutku'nun, pişmanlık belirtmeyi reddeden azılı bir iftiracı olduğu, 'Özdemir Nutku skandalı' dosyamızdaki belgelerde ('bazı nahoş şeyleri görmesek de olur' ilkelliğinden uzak ciddi insanlar için, bir başka deyişle, 'görmek isteyenler için') güneş kadar, iki kere iki dört kadar, 'apaçık' görünen bir olgudur.

 

Daha da apaçık görmek isteyenlere, belgelerde adı anılan (iftiranın görsel ve işitsel olarak saptandığı) CD kaydını da gönderebileceğimi, çok önceden ilan etmiştim. Bu CD kaydını bana ulaştıran DT sanatçısı Şahin Ergüney izin vermediği için, iftiranın CD görüntülerini, ne yazık ki, internette yayınlayamıyorum. Yalnızca görmeyi kabul edenlere gösteriyor veya gönderiyorum. CD'yi görüp de Nutku'yu ayıplayanlar arasında, (Bengi, Bulunmaz, Çetinkaya gibi çok yakın dostlarımı hariç tutarak) DT oyuncu ve yönetmeni ve oyun yazarı Coşkun Irmak, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları oyuncu ve yönetmeni Can Doğan, Tiyatro Oyuncuları Derneği (TODER) başkanı Ulvi Alacakaptan, DT sahne amiri Ediz Baysal gibi isimleri sayabilirim. Bu insanlar CD'yi seyrettiklerinde Nutku'yu ayıplamışlardı; bu tavırlarını açıklamak için kendilerinden izin almaya gerek görmedim; umarım sonradan fikir değiştirmemişlerdir.

 

Ne yazık ki, insanlarımızın çoğu, Nutku'yu ayıplamayı ve piyasada aforoza uğramayı göze alamadıkları için, (vampirlerin haç görmekten korktukları gibi) CD'yi görmekten bile korkuyor ve CD'yi gönderme taleplerimizi (örneğin Ümran İnceoğlu ve Ertuğrul Timur gibi) "hayır, görmek istemiyorum" diye yanıtlıyorlar. Nutku'nun iftirasına tanık olmayı reddediyor, (iftira diye bir şeyin olmadığına inanmayı daha akıllıca olmasa bile, daha "rantabl" buldukları için) deve kuşları gibi başlarını kuma gömüp iftirayı görmemeyi tercih ediyorlar. 

 

Ama "Özdemir Nutku skandalı"ındaki belgeler, zaten Nutku'nun (iftirayı örtbas etmeye çalışırken boş bulunarak yaptığı) itirafını da içerdiği için, CD kaydını görmek ille de gerekmiyor. O CD  kaydı, "Özdemir Nutku skandalı"ındaki belgelerden  öğrendiklerinize yalnızca cila çekmiş oluyor. Söz konusu iftiradan daha fazla nefret etmenizi sağlıyor. Tabii, iftirayı, (kim yaparsa yapsın ve kime yapılırsa yapılsın) hoş görmeyen bir kişiliğe sahip olmanız koşuluyla..."

 

Kendilerini tanımak fırsatına bugüne dek ulaşamadığım Aziz Kocaoğlu, Emin Alıcı, Hülya Savaş ve Figen İnan'ı; (kimin tarafından ve kime yönelirse yönelsin) iftirayı, iğrenç bir insanlık suçu sayacak ve asla görmezden gelmeyecek kadar mert birer kişiliğe sahip insanlar olarak tanımak istiyorum.

 

Ben bana düşeni yaptım. Uyardım.

 

Şimdi top onlarda

 

ÖZDEMİR NUTKU SKANDALI

 

————————————

 

 

GÜNCELLEME

(25 Mart 2008):

 

Aşağıdaki yazımızdan sonra, (veda yazısında Orhan Kurtuldu'nun "cesur yürek" diye tanımladığı)  A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) bir kez daha, tükürdüğünü yalamak ve yayınladığı bir yazıyı daha "silmek" zorunda kaldı.

 

Olayı, 3. Abdülhamid'in ve (Büktel ile Bulunmaz'ı  "ciğeri beş para etmez" diye tanımladıktan sonra, "kafa göz patlatma" tehditleri savuran;  ama bizim tepkimizle karşılaşır karşılaşmaz, tükürdüğü her şeyi yalayarak kimin ciğerinin kaç para ettiğini kanıtlayan ve havlu atıp kaçarken bile "BİZLERİ NE SUSTUTARABİLİRLER NE KORKUTABİLİRLER Hayde Eyvallah..." diye efelenerek absürd tiyatroya örnek replikler yumurtlayan) İrfan Aslanhan'ın ifadeleriyle     tiyatrom.com'un "Veda Sayfası"ndan aktarıyoruz:

 

İrfan Aslanhan

 Radyo-TV yapımcısı, programcı Tiyatro Bölümü öğrencisi İrfan Aslanhan yazdığı veda yazısındaki "ironiyi bile kullanmaya çalıştıklarını ve bu nedenle yazısını   kullandırtmamak adına"yazısını çekmek istediğini belirtmiştir. Genç yaşına rağmen tüm tiyatro dünyasının gayet yakından tanıdığı, sevdiği ve güvendiği bir isim olan İrfan Aslanhan'a onun ne olup ne olmadığına güvenimiz sonsuzdur. Fakat art niyetli kullanılma endişesini anlıyor ve arzusunu yerine getirerek yazısını kaldırıyoruz. Sevgili İrfan tiyatrom okurlarına şu mesajı iletmiştir : "ARKADAŞLAR BAZI İNSANLAR burada kalbimizden geçen samimi cümlelerimizi bile kullanmaya çalışıyorlar buyüzden siliyorum mesajlarımı HERKES BİR AVUÇ İÇİNDE HEPSİ BİRER KUM TANESİ OLAN BU DEĞERLİ TİYATRO NEFERLERİNİN KALBİNDEN GEÇENLERİ VE DOĞRULARI ÇOK İYİ BİLİYOR BİZLERİ NE SUSTUTARABİLİRLER NE KORKUTABİLİRLER Hayde Eyvallah..."

 

İrfan Aslanhan'ın daha önce neler söylediğini ve 3. Abdülhamid ile İrfan Aslanhan'ın neleri yalamak, yutmak, silmek ve "ironi" diye tanımlamak zorunda kaldığını görmek için, lütfen, aşağıdaki haberimizi okuyunuz:

 

(Bu arada, hakikati hâlâ görmek istemeyen ve 3. Abdülhamid''e güzellemeler düzmeye devam eden fanilere —"fanilerin" listesi için bakınız: "3. Abdülhamid'in 'irfanı hür' sitesi kışkırtıyor"— "tarih taksiratınızı affetsin!" dileklerimizi iletiyoruz.)

 

A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) şiddeti kışkırtıyor

 

3. Abdülhamid'in açık destek ve link  verdiği (Burak Caney takma adlı korkak sapıklarca yönetilen) hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde, dün,  tiyatrooyun imzasıyla şu yorum yayınlandı:

Tiyatro Oyun   [24 Mart 2008 20:48 ]


(...)

Sizin gücünüz ne bu siteye ne de tiyatro dünyasından size yükselmiş nefreti boğmaya yetmez. 27 Martta bekliyoruz insan içine çıkmanızı. Gösterin yüzlerinizi o yüzlerle işimiz olacak.

(Yukarıdaki yorumu orijinal sayfasında görmek için TIKLAYINIZ!)

Daha yeni bir başka yazıda ise şu ifadeler yer alıyor:

27 MART GELİYOR

BUYURUN GELİN MEYDANLAR SİZİ BEKLİYOR

İSTER HARBİYEYE

İSTER TAKSİME

TABİ İNSAN İÇİNE ÇIKABİLECEK YÜZÜNÜZ KALDIYSA

TABİ YÜZÜNÜZE TÜKÜRÜLMESİNDEN ÇEKİNCENİZ YOK İSE

BUYURUN SANAL DÜNYADAN GERÇEK DÜNYAYA

BUYURUN MEYDANA

(...)

KALDIMI YÜZÜNÜZ BU GÜZEL YÜZLERİN İÇİNDE OLMAK İÇİN?

GELİN DE GÖRELİM YÜZÜNÜZÜ

(Kaynak: Yüzleri görünmesin diye takma isim ardına saklanan korkak sapıklar ın sitesinde çıkmış imzasız yazılardan biri, "Bu mudur dürüst mert adam? ha ha haaaa")

korkak sapıklar hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde yukarıdaki örneklere benzeyen mesajlarla, bugüne dek sürdürdükleri iftira kampanyasını artık bir  tehdit ve kışkırtma boyutuna tırmandırırken; bir yandan da Hilmi Bulunmaz imzasını kullanarak, güya Hilmi Bulunmaz yazmış gibi, şöyle bir yorum yayınlamaktan bile sakınmıyorlardı:

"Bana bakın yeter artık sıçtırtmayın bacaanıza ha! Bana ne derseniz diyin de Coşkun Büktel'e laf söyleyen karşısında beni bulur O Tanrı gibi adam koskoca Theope yazarı Theope üstüne oyun mu var?"

(Kaynak: Korkak sapıkların sitesinde Hilmi Bulunmaz sahte imzasıyla çıkmış sahte  bir okur yorumu. Bakınız: "Bu mudur dürüst mert adam? ha ha haaaa") (İmzasının korkak sapıklar  tarafından sahtekarca "kullanılmasına" Bulunmaz'ın tepkisi için, bakınız:"Kimliksizlerin sığındığı kimlik: Burak Caney")

Korkak sapıklar hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde, her türlü sahtekarlıkla beyinlerini yıkayarak, heyecanlı ve toy insanları, Bulunmaz ve Büktel'e karşı "kurulmuş makinalar" haline getirmeye çalışırlarken; 3. Abdülhamid de boş durmuyordu. Theope yazarı Coşkun Büktel'i bile sansür eden 3. Abdülhamid; bugün, bizzat kendi tiyatrom.com sitesinde, açıkça, "birilerinin kafasını gözünü patlatmak"tan söz eden ve özellikle gençlere hitap edip, "GENÇLER TİYATRO YAPABİLDİĞİNİZ KADAR ŞİDDETTEDE GAZLANSANIZ YA" diyerek, genç insanları adlı adınca "şiddete" davet eden şu satırları  sansür etmeyi aklından bile geçirmedi:

İrfan Aslanhan

BIRAKIN KENDİNİZİ KANDIRMAYI //// KAÇ GÜNDÜR ŞU DUVARA BİR ŞEY YAZMA İRFAN DİYE TUTUYORDUM KENDİMİ AMA DAYANAMADIM ERTUĞRUL ABİ GERÇEKTEN ÇOK HAKLI
ARKADAŞLAR
BU CİĞERİ BEŞPARA ETMEZLERLE UĞRAŞILMAZ BIRAKIN UĞRAŞMAYI BUNLAR İÇİN HAYATINIZI BİR DENGESİZLİĞİN İÇİNE SÜRÜKLEMEYE BİLE DEĞMEZ ( ERTUĞRUL TİMUR DEDİĞİNİZ ADAM YERİ GELDİ EVİNDE KARISININ İKİ KELAMINI DERDİNİ ÇOCUĞUNUN SORUNLARINI DİNLEMEYİ BIRAKTI NEYMİŞ
TİYATROCULARIN YALTAKLIKLARINA HABER TAŞIYCAK DİYE SİTEYE HARA GÜRELE HABERLER TAŞIDI BİR DÜNYA İŞTE BULUNDU GENÇLERİ TOPLADI TİYATRO AŞKINA NE OLDU YİNE
BU CİĞERİ PEŞPARA ETMEZLERDEN HAKARETLER KÜFÜRLER YEDİ 2 PİŞMİŞ KEDİ ADAMIN RUH HALİNİ BOZDU) HADİ TOPLANIN BİRİLERİNİN KAFASINI GÖZÜNÜ PATLATALIM DESEM ?????????? GENÇLER TİYATRO YAPABİLDİĞİNİZ KADAR ŞİDDETTEDE GAZLANSANIZ YA ????? HERKEZMİ TİYATROCU OLDU???

(Kaynak: tiyatrom,
"VEDA SAYISI")

 

Tiyatrocular bütün bu tehlikeli hamleleri susarak izlemekle; hele hele, yukarıdaki kışkırtmanın yer aldığı "veda sayfasına" yazı yazmakla, imza koymakla, 3. Abdülhamid'in linç kışkırtıcılığına destek ve cesaret vermekte olduklarını elbette biliyorlardır. Ama bu gözü dönmüş, gözünü kan bürümüş vandalizm karşısında sessiz kalmakla sanatçı onurlarını ebediyen yaraladıklarını, "halkın umudu" olmak iddialarını (eğer hâlâ kaybetmemişlerse)ebediyen kaybetmekte olduklarını da biliyorlar mı? Hayır, bunu ya bilmiyorlar ya da (sanatçı onurlarını çoktan kaybettikleri için) buna artık aldırmıyorlar.

 

Bunları, kimseyi yanımıza çekmek amacıyla yazmıyoruz. (Biz, bugüne dek, herkesin safının belli olmasını sağlamaya çok çalıştık ama kimseyi yanımıza çekmeye hiç  çalışmadık.) Çünkü hakikatin yanımızda olması bize yetiyor. O nedenle biz iftiracı ve linç kışkırtıcısı vandallara karşı, iki kişi olmakla bile sayımızı çok "fazla" hissediyoruz. Yanımızda kimseye ihtiyaç duymuyoruz. Kimsenin askeri olmadık, kimsenin askerimiz olmasını istemiyoruz. Ama, halk ve tarih, kimin kim olduğunu, kimin ne zaman ne konuştuğunu ve kimlerin hangi kritik zamanlarda nasıl sustuğunu doğru kaydetsin istiyoruz. O nedenle, linç kışkırtıcısı vandallara karşı oyunu "açıkça mertçe Türkçe netçe" belirtmeyen, muğlak ifadelerle iki tarafı da "idare etmeye" yeltenen  karikatür insanları asla kendimizden saymadığımızı ve saymayacağımızı ilan ediyoruz.

 

tiyatrom.com  sitesinde, "2 pişkin kedi" olarak satanist bir vurguyla nitelenen Büktel ve Bulunmaz'a yönelik linç çağrısını; Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun sitesinden haber aldık. Haberin Bulunmaz tarafından nasıl değerlendirildiğini görmek için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

3. Abdülhamid şiddeti kışkırtıyor!

 

————————————

 

Hangi deli attı bu taşı kuyuya?

 

Bulunmaz ve Büktel'e karşı facebook'ta açılmış iftira kampanyasından imzasını çekenlerin, "haberim bile yok" diyenlerin listesini, Hilmi Bulunmaz, tiyatroyun başlıklı sitesinde  yayınlamıştı (Bakınız: Bulunmaz, "Bir İftiranın Bataklık Anatomisi").

 

İmzasını çekenlerin Hilmi'ye anlattıkları; iftira kampanyasını düzenleyen (Burak Caney takma adının ardına saklanmış) korkak sapıkların kullandığı sahtekar yöntemler hakkında oldukça açıklayıcı bilgiler içeriyordu. Ne var ki, imzalarının korkak sapıklar tarafından kendi iradeleri dışında kullanıldığını fark edenlerin çoğu, imzalarını çekmekle birlikte, korkak sapıklara hak ettikleri tepkiyi göstermeye çekiniyor; ya sessiz kalmayı ya da belirsiz (muğlak) açıklamalar yapmayı tercih ediyorlardı. Levent Çağlayan ya da Can Doğan gibi ciddiyetsiz bazı karikatür insanlar ise, bildiriden imzalarını çektiği ve listede şu an (23 Mart 2008, 13.00) bile imzaları bulunmadığı halde, sapıkların dolduruşuna gelerek, Büktel ve Bulunmaz aleyhinde ipe sapa gelmez laflar etmekten, sapıkların iftirasına su taşımaktan vazgeçmiyorlardı. Ulvi Alacakaptan dahil yirmi kişinin bulunduğu bir ortamda aleyhimize imza verdiğinden "haberi bile olmadığını" söylemiş olan Tuncay Özinel gibi "insanlar" ise, Bulunmaz'a duyduğu (belki haklı olabilecek) kişisel öfke nedeniyle, imzasının sapıklar tarafından, Bulunmaz ve Büktel'e yönelik bir iftiraya destek amacıyla kullanılmasına itiraz etmemeye (imzasını çekmemeye) karar verebiliyordu.  Mehmet Tekkanat gibi "insanlar" ise, Hilmi'ye, "Bu anlamda bütün bu tartışmalardan uzağım ve kesin emin olmadığım bir konuda, her ne  olursa olsun imza vermem doğru olmaz." diye mail mesajı göndermiş olmalarına rağmen, imzalarını iftira metninden çekmiyorlardı. (Bakınız: Bulunmaz, "Bir İftiranın Bataklık Anatomisi").   

 

Derken, kendini "tiyatro-terapi eğitmeni" olarak tanımlayan Tamer Dursun adlı bir aydından; ismini "kullanan" korkak sapıklara karşı, ilk kez olarak, neredeyse sapıkların hak ettikleri kadar  "net" bir cevap geldi. Sapıklardan çekinmeksizin isminin onuruna sahip çıkabilmiş ender kişilerden biri olan Tamer Dursun, yazısını Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun.com başlıklı sitesinde yayınlamış... Dursun'un yazısının burada yalnızca son bölümünü aktarıyor ve yazının orijinal sayfasına link veriyoruz: 


(...) geçenlerde delinin biri kuyuya taş atmış ve bazıları bu atılan taşı çıkarma görevi edinmiş kendine. Nasıl mı? Şöyle;

E-postalarımı kontrol ederken
“yok mu bu adamlara dur diyecek 500 kişi” benzeri bir mesaj dikkatimi çekti ve girip neler yazdığına bakayım dedim. Baktım, yazıyı okudum, bir liste gördüm (Liste H.Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel’le ilgili bir listeydi), söz konusu siteden çıktım ve işlerime devam ettim. Daha sonra tesadüfen bu Hüseyin Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel’e karşı imzaya açılan listede adımın olduğunu öğrendim. Nasıl olmuşsa olmuş, yazıyı okumak için tıkladığım mavi yazıyla birlikte adım direkt listeye geçmiş!

Elbette kızdım. Oldu bittiye getirip, insanları bence gereksiz ve yersiz bir “vurun kahpeye” cinnetine taşıyanlar aslında kendi bireysel kavgalarına beni de alet etmişler. “Koşun ula!..aşağı mahallede Osman abiyi dövüyorlar…” deyip mahalle kahvesinden yardım çağıran bir genç gibi ortalığa düşüp yaygara yapıyorlar. Yapsınlar! Sözüm yok ama bu tip davranışlarla halkın gözünde de değer kaybediyorlar. Sağolsunlar, daha meselenin özünü bilmeden gaza gelenler de, “o taraf haklı, yok bu taraf haklı” diye son darbeyi vurup, tüyü itinayla dikiveriyorlar. Diksinler! Onlara da sözüm yok.

Sözüm ortaya, herkes payına düşeni alsın, konu en azından benim açımdan kapansın. Mutlaka taraf olmak zorunda değilim ve kimse beni buna zorlayamaz bu yüzden hemen adım bu listeden çıkarılmalı. Coşkun Büktel kim,bilmem ama Hüseyin Hilmi Bulunmaz’la tanışıklığım eskiye dayanır. Sevabıyla, günahıyla bir insandır ve şimdiye kadar herhangi bir ahlaksızlığını, kepazeliğini görmedim. Bir sorunum olsa da, çıkar karşısına birebir halleder, bu tür ne idüğü belirsiz işlere girmem. Çevremdeki insanlara istediğim değeri ben veririm, hayatım boyunca birilerinin askeri olmadım ve o birilerinin keyiflerine göre değerlerimi yeni baştan gözden geçirmedim. Bu yüzden beni bu sanal ve banal kavganın içine çekmeyin. İnanın daha önemli işlerim var!..

Halk açlık, zulüm, cehalet, cinnet, yozlaşma ve ırkçılık çarkları arasında ezilirken sanatla uğraşan ve kendilerine aydın sıfatı verenler, Internet'i daha faydalı işler için kullanacağına, sanal “kan davası” yaratarak bir kere daha yanlışın duvarına çarpmışlardır. Geçmiş ola!


Tamer Dursun
Aile ve eğitim danışmanı
Tiyatro-terapi eğitmeni

 

Dursun, bildiriye kendi iradesiyle  imza atmadığı için, meseleyi araştırmak, konunun aslını anlamaya çalışmak ya da Coşkun Büktel'in kim olduğunu bilmek zorunda değildir. Ama kendi iradeleriyle imza atanlar olayın aslını bilmek, korkak sapıkların tek yanlı ve dezenformatif bilgilendirmesiyle yetinmemek zorundaydılar.  Facepayeler listesine iradesi dışında değil de, "bile bile" imza atmış olanlar, kendilerine şu soruları  sorabilecek kadar bir zekâ emaresi gösterebilmek zorundaydılar:

 

Bu  kampanyayı başlatan şahıslar bizden imza bekledikleri halde kendi imzalarını açıklamaktan niçin korkuyorlar?

 

Bu yüzsüz korkaklar, karşı tarafın küfürbaz olduğunu iddia ederken, karşı tarafın nelere ve niçin küfrettiğini neden açıklamıyor; karşı tarafın cevaplarını okurlarına niçin duyurmuyor, bu cevaplara niçin link vermiyorlar?

 

Kuyruk acılı birkaç tanesi dışında, adı sanı belli binlerce tiyatrocu (Büktel'den nefret edenler bile) bu kampanyaya niçin imza vermiyorlar?

 

Sanırız, orta zekâlı bir insan bile, sapıkların kullandığı yöntemlerdeki tuhaflığı (namertliği) sezebilir ve yukarıda sorduğumuz sorulara yenilerini ekleyebilirdi. Demek ki, kendi iradeleriyle facepaye olmaya razı olanlarda bir zekâ probleminden çok, bir ahlak problemi var.

 

Dursun'un yazısı, korkak sapıkların

sahtekar yöntemlerle, insanları nasıl gafil avlayıp onların imzalarını onların iradesi dışında, kendi amaçlarına nasıl "alet ettiklerini" bir kez daha aydınlatıyor. Tenezzül ettikleri yöntemlerle, Burak Caney takma adlı korkak sapıklar bir milyon imza bile toplayabilirler ama, bir milyon imzayla  bile iki kere kere ikiyi beş ettiremez; iki kere iki dört gibi kanıtladığımız somut gerçekleri değiştiremezler. (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı" ve "Exorcism").

 

Dursun'un, "Hangi deli attı bu taşı kuyuya?" başlıklı yazısının tamamını okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

Bütün Burak Caney'lere sert bir tokat!

 

————————————

 


Burak Caney'in onur(!) listesine yalnızca facepayeler girebiliyor

 

Takma isim ardına gizlenmiş korkak sapıkları gerçek isimleriyle destekleyen facepayeler; takma isimli korkak sapıklar tarafından "onurlu" sıfatıyla ödüllendirildiler.

 

Burak Caney takma adı ardında saklanan korkak sapıklara göre, Türk tiyatrosunda, korkak sapıklara destek veren ne idiği belirli üç-beş tiyatrocu ve ne idiği belirsiz ve pek çoğu sahipsiz 500 kadar isim dışında, tiyatromuzda onurlu tiyatrocu bulunmadığı anlaşılıyor. Yani tanıyıp bildiğimiz tiyatrocuların hiçbiri onurlu değil.

Hilmi Bulunmaz, Burak Caney usulü onur anlayışını herkes tanısın diye ve korkak sapıklar yarın öbür gün kedi pisliğini örter gibi yine silip yok ettiklerinde tamamen kaybolmasın diye; Burak Caney'in onur kavramına küfür eden "onur" listesini ve korkak sapıkların listeyi sunuş yazısını, virgülüne dokunmadan, aynen yayınladı.  

 

(korkak sapıklar, facepayeler listesinin şimdilik 500'de kalmasına karar vermişler. Böylesinin daha inandırıcı olacağını düşünüyorlar zaar. Yoksa, sapıkların yöntemleriyle hele facebook gibi bir yerde, şimdiye dek 20 milyon imzaya bile ulaşmak işten değildi.)

 

İşte "onur"(!) listesinin linki:

 

İŞTE ONURLU 500 İNSAN 

 

————————————

İsimlerinin, Büktel ve Bulunmaz'a yönelik iftira kampanyasına  "bulaştırıldığını" fark eden kişilikli sanatçılar, isimlerini facepayeler listesinden sildiriyorlar

Sapıkların iftiracı facepayeler listesinde, kala kala yalnızca dört tanınmış tiyatrocu kaldı

Hilmi Bulunmaz, Türk tiyatro yayıncılığındaki çürümeyi teşhir etmek yönünde çok önemli bir mesai harcayarak, çok önemli bir araştırmaya imza attı. Paçalarını sıvayarak facebook bataklığına dalan Bulunmaz, günlerce emek harcayıp, korkak sapıkların (tek tek sayılması mümkün olmasın diye dolaşık bir kaos yumağı olarak sundukları ve 350 imzaya ulaştıklarını açıkladıkları) facepayeler listesindeki tüm sahtekarlıkları birer birer ortaya çıkardı. Korkak sapıkların anket hilelerini, rakamsal yalanlarını, rakamları şişirmek ve "tepki çığ gibi büyüyor" diyebilmek için "imal ettikleri" isimleri kolayca görünür, sayılır ve anlaşılır hale getiren Hilmi Bulunmaz'ın bu önemli çalışmasını okumak ve korkak sapıkların iğrenç yöntemleri hakkında yeni ve yine "somut" kanıt ve belgelere ulaşmak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

"Bir iftiranın bataklık anatomisi"

————————————

Hilmi Bulunmaz teşhir ediyor           YALAN: 27

                 Mustafa Demirkanlı dedi ki:

                                    “Bir haftadır deneme yayını yapmakta olan www.tiyatrooyun.org tehditle susturulmaya çalışılmış. Tiyatooyun’nun hosting firmasını arayan kimliği belirsiz kişiler. Sitenin yayınını durdurmalarını, gerekiyorsa kendilerine devretmelerini tehditkar bir biçimde istemiş ve sitenin yayını kısa bir süre durmuş.

Bu cür’etkar davranışı kınıyor, bunu gerçekleştirenlerin bir an önce tespit edilmesini bekliyoruz.

EK: Yukarıda açıklanan saldırının faillerini tiyatrooyun.org, Hilmi Bulunmaz ve oğlu Cemal Bulanmaz olarak belgeleriyle açıkladı.”


(Kaynak:
"Demirkanlı saptırıyor, yalan söylüyor, iftira atıyor!")

Sansür Makinesi 3. Abdülhamid ile birlikte  “yok insan” Burak Caney’i referans noktası olarak gösteren Yalan Makinesi Demirkanlı'ya göre, Hilmi Bulunmaz ve oğlu Cemal Bulunmaz, “yok insan” Burak Caney’in sitesinin(!) hosting firmasını tehdit edip yayınını durdurmak istemişler. Bulunmazların böyle bir tehditte bulunduğunu kanıtlayan tek bir delil ortaya koyarsa, Mustafa Demirkanlı'ya fotoğraftaki Limousine”i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

Not: Demirkanlı’nın nasıl bir ruh durumu içerisinde olduğunu anlamak için, Coşkun Büktel’in
“DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP” yazısını okumanızı salık veririz.   

Hilmi Bulunmaz  23 Şubat 2008

Büktel'in notu: Bulunmaz'ın "vermezsem adiyim" diyerek söz verdiği Limousine'in fotoğrafını görmek için, yukarıdaki yazının orijinal sayfasına götüren aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz:    

YALAN 27

————————————
 

Büktel ve Bulunmaz'ın  "Beyaz Cephe"ye karşı ortak açıklaması

TIKLAYINIZ!

————————————

GÜNCELLEME 18 Şubat 2008

Aşağıdaki yazıma           Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun sitesinin isim ve formatını birebir taklid ederek başlattıkları çift "oo"lu tiyatrOOyun sitesi,     ifadesiyle başlayan uzunca bir paragraf ekledim.

BULUNMAZ MEYDAN OKUYOR!

BEN DE...

Hilmi Bulunmaz da, ben de, "Sanatın yeşermesi için 'gübre' de gereklidir" diye düşündüğümüzden, Burak Caney'e kızmıyor; onun (eserlerimle ilgili) eleştiri diye yazdığı dangalaklıklara, onun Bulunmaz ve Büktel kişiliğine yönelik olarak yaydığı (hakaret ve çamur atmaktan başka amaç, espri ya da özellik taşımayan; düpedüz "suç unsuru" olan) fotomontaj şebekliklerine, cevap vermeyi bile gereksinmiyor; onu muhatap almıyorduk. Çünkü bir takma isim ardına sığınan bir (ya da birkaç) korkak sapığın, bu tür kalleşçe, ahmakça saldırılarına kimsenin itibar edeceğini düşünmüyorduk. Kimse de itibar etmiyordu zaten... Hatta kimse itibar etmediğinden, kimseye inandırıcı gelmediğinden ötürü; Burak Caney'in ardına sığınan korkak sapıklar, onu bir satranç piyonu gibi feda etmeye karar vermiş, onu bize (Bulunmaz ve Büktel'e) yamamaya, onun Hilmi Bulunmaz olduğuna ilişkin haberler yaymaya, Burak Caney'in "bizim" arkadaşımız olduğunu iddia ederek onu bir piç gibi bizim kapımızın önüne koymaya bile kalkışmışlardı. (Bakınız: "Başka Kapıya!").

Bizim müdahale yazılarımız nedeniyle Burak Caney'i bize yamamayı başaramayan internet sapıkları, çarnaçar, onu tekrar sahiplenmek zorunda kaldılar. Tek farkla ki, artık Burak Caney'in karalama taktiğinin işe yaramadığını fark etmişlerdi. O nedenle, bu kez de, Burak Caney'in imajını  restore etme çabasına girdiler. Burak Caney'in sitesinde yayınlanmış (suç unsuru teşkil eden) yalan dolu yazıları ve fotomontaj şebekliklerini, azar azar, akılları sıra çaktırmadan, kedi pisliğini örter gibi, silip yok ettiler. Zaman zaman, o ahmakça yalanları ve fotomontajları yine yayınlıyor, ama artık 2-3 günden fazla yayında tutmuyorlardı. Bir ekleyip beş silerek siteyi iyice küçültüp kendi akıllarınca  "arındırdılar". Birkaç gerçek ismin (Özdemir Nutku, Tuncer Cücenoğlu, Üstün Akmen)siteye destek verdiğini açıklayarak siteye destek ve prestij kazandırmaya çalıştılar. Ama zaten kaybedecek prestijleri kalmadığı için (ölmüş eşek kurttan korkmaz misali) Coşkun Büktel'den korkmayan iki kişi (yalan makinası Mustafa Demirkanlı ve sansür makinası 3. Abdülhamid) dışında hiç kimse, kendi ifadesiyle, kendi "kalemiyle", bizzat yazarak, Büktel ve Bulunmaz'a "açıkça mertçe Türkçe netçe" tavır koyarak,  Burak Caney'in sitesini  desteklemeye yanaşmadı.

Tiyatro çevresinde yüzlerce kişinin nasırına bastığımız, üstlendiğimiz tiyatro misyonu gereğince pek çok kişinin nefretini kazandığımız halde; yarattıkları markanın (Burak Caney'in) tiyatrocular arasında bize karşı yeterli desteği sağlayamadığını gören korkak sapıklar, desteği, facebook'ta geyik yapan çoluk çocukların yardımıyla sağlamaya karar verdiler. Bulunmaz ve Büktel aleyhine facebook'ta bir kampanya düzenlediler. (Bakınız: Burak Caney sayfası, Güncelleme: 11 Şubat 2008.)  Herkesin her türlü imzayla herkes hakkında her şeyi yazabildiği facebook denen "belirsizlik bataklığında" bile, "TİYATRO DÜNYASI KÜFÜRBAZLARA KARŞI SEFERBER OLDU" yaygaralarına rağmen  yeterince imza toplayamayınca; daha inandırıcı bir imaja sahip olabilmek amacıyla, Burak Caney'in işlediği tüm suçlardan arınmaya, (zaten artık yeterince deşifre oldukları için) bu kez Burak Caney markasından (imajından) temelli kurtulmaya karar verdiler. Burak Caney olarak işledikleri suçların kanıtlarını tümüyle silip ortadan kaldırmak için, Burak Caney'in sitesini bu kez "tümüyle" kapattılar. (Bakınız: Burak Caney sayfası, Güncelleme: 11 Şubat 2008.) Burak Caney'in admin olarak facebook'ta düzenlediği kampanyadan admin başlığındaki Burak Caney adını bile sildiler. Böylece, Burak Caney diye biri hiç varolmamış gibi, akılları sıra kendilerini "akladılar". Ama Burak Caney'in çift "oo"lu     tiyatrooyun.blogspot.com adresli sitesinden kalan bazı sayfaların kaydı, bugün (18 Şubat 2008) itibariyle bile google'da hâlâ duruyor. Burak Caney'in yayınladığı yalanların ve fotomontajların önemli bir bölümü, ilk günden beri, Hilmi Bulunmaz'ın sitesinde okurlara sunuluyor. (Bakınız: "Burak Caney'in fotoğraf sergisi.")

Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun sitesinin isim ve formatını birebir taklid ederek başlattıkları çift "oo"lu tiyatrOOyun sitesi, ilk günlerde, dikkatsiz okurlar tarafından, Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun sitesi sanılıyordu. Çünkü Burak Caney ardına sığınmış orospu çocukları, Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel imzasını da kullanmakta sakınca görmüyor, bizim ağzımızdan en ahmakça yalanları yayıyorlardı. Kısa süre sonra olay herkes tarafından fark edilince, format değiştirdiler. Şimdi ise adres değiştirerek, bir kez daha makyaj yenilediler. Şimdi, zemzem suyuyla kırk kere aptes almış olarak, kirli mazilerinden ve Burak Caney adından "arınmış"(!) olarak, tiyatrooyun.org adresinde,  "nezih"(!) yayıncılık yapmaya, aynı iftira kampanyasını daha "nezih"(!) biçimde sürdürmeye başladılar. İlk "açık ve net" destekçileri, elbette ki, yalan makinesi Mustafa Demirkanlı ile sansür makinesi 3. Abdülhamid oldu. Bu iki işbirlikçi, www.tiyatrom.com ile  www.tiyatrodergisi.com.tr  adlı sitelerinin ana sayfasında, Burak Caney'in www.tiyatrooyun.org adlı yeni sitesine başarılar dilediler. 

Yapılan kepazeliklerin unutulduğunu (Bakınız: "Burak Caney'in fotoğraf sergisi".) tüm okurların balık hafızalı ahmaklar olduğunu sanan Burak Caneyler, şu sırada, facebook denen "belirsizlik bataklığından" toplayacakları 500 kişiyle bize toplu olarak dava açacaklarını söylüyorlar. Peki neye güveniyorlar? Kendilerinin namertliğine ve bizim mertliğimize güveniyorlar. Kendileri, tükürdüklerini namertçe yalayarak, Burak Caney adıyla işledikleri tüm suçların kanıtlarını silip yok ettiler. Burak Caney sitesini tümüyle ortadan kaldırdılar. Aleyhimize olabilecek herhangi bir delili yok etmek bizim de elimizde. Ama korkak sapıklar bizim mertliğimize güveniyorlar. Bizim, tükürdüğümüzü asla yalamayacağımızı, yayınladığımız bir tek satırı bile kaldırmayacağımızı biliyorlar. Ve örgütlenmiş namertliğin, bizim mertliğimize galebe çalacağına inanıyorlar. Kendilerine dava açmadığımız için yatıp kalkıp dua etmeleri gereken bu  "yüzsüz", bu namert  sapıkların dava tehditlerine Hilmi Bulunmaz, linkini bu yazının hemen altında bulacağınız, "Bulunmaz Meydan Okuyor" başlıklı iki bölümlük nefis bir video konuşmasıyla yanıt vermiş. Ben de cevabımı aşağıdaki paragrafta vermiş olayım:

Hilmi Bulunmaz'ın ve benim, emniyete başvurarak Burak Caney ardındaki korkak sapıkların kimliklerini belirlememiz ve onları mahkum ettirmemiz gayet kolaydı. Ama yapmadık. İkimizin de farklı nedenleri vardı. Hilmi, sosyalist kimliği nedeniyle düzenin emniyet güçlerinden yardım istemeyi kendine yediremiyordu; ben ise, onları şikayet ederek, takma isim ardına saklanan korkak sapıkların beni rahatsız edebildiklerini kabul etmiş gibi bir duruma düşmek istemiyordum. Sapıkların bizi dava edecek kadar salak olduklarını sanmıyorum. Umarım kurnaz bir avukat kanlarına girer; umuyorum, çünkü bilirsiniz, davayı kim kaybederse kaybetsin, avukatlar mutlaka kazanır ve bu yüzden onlar hep dava açmaktan yanadır. Keşke  kurnaz bir avukatın gazına gelerek o söyledikleri toplu davayı bize açsalar. Ve keşke 500 kişi değil, hiç değilse, birkaç bin kişi olsalar. Karşı dava açtığımızda, her birinden birer milyar kazansak, trilyoner oluruz. Ama bütün bunlar ham hayal!... Burak Caney denen korkak sapıkların sözlerini tuttukları görülmüş şey değil ki!... Demek yatıp kalkıp biz dava açmadığımız için dua edeceğinize, birlikten kuvvet doğar/örgütlü melanet hakikati boğar  diyerek bize dava açacaksınız, ha? Demek örgütlü namertliğin kelle sayısıyla hakikati bastıracaksınız, ha?... Sizi "yüzsüz" sapıklar!... 500 milyon kişi bile bulsanız ne yazar?... Mahkemeler kelle sayarak değil, kanıtlara bakarak karar veriyor. Ve  hakimler, öyle facebook'ta geyik yapan çoluk çocuk kadar kolay kandırılamıyor. Burak Caney takma adıyla yaptığınız iğrençlikleri internet sitenizden kolayca sildiniz diye, o iğrençlikler yüzlerce okurun hafızasından da silinmiş olmuyor. Sizi "yüzsüz" sapıklar!... Sizi yavuz hırsızlar!... Bizi dava edeceksiniz, ha?... Etmezseniz adisiniz! Nah edersiniz!

Bulunmaz'ın cevap konuşmasına ulaşmak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

BULUNMAZ MEYDAN OKUYOR!

————————————

Hilmi Bulunmaz, kamera karşısında bir kez daha "döktürdü"

Büktel ve Bulunmaz'a (yani alnı açık olarak; açıkta, mertçe, "ortada" durarak, vandalizmle mücadele eden bu  yegâne iki insana); Burak Caney takma adının ardına gizlenip, "sütre gerisinden",  kalleşçe ve en ahmak yalanlarla saldıran korkak sapıkların (bunu yazan "Tosun"ların) maskesini; Hilmi Bulunmaz, son video sohbetinde,  yırtıp atıyor

Bulunmaz'ın Orhan Alkaya'yı değerlendirdiği video sohbetini "bir meddah ustalığı katarak, olağanüstü 'hisseli ve eğlenceli' bir gösteriye dönüştürdü"ğünü üç hafta önce yazmıştım. (Bakınız: "Bulunmaz'ın giderek virtüöz kalitesine ulaştırdığı doğaçlama sohbetleri") Bulunmaz, daha sonra bir video sohbeti daha yayınlamış ama, kendisine yönelik beklentinin tavan yapması nedeniyle girdiğini sandığım gerilim, yazık ki, Bulunmaz'ın aynı başarıyı tekrarlamasını engellemişti.(Bakınız: "Bulunmaz, Alkaya ve etki alanını tartışıyor")

Ama Bulunmaz, bu haftaki sohbetinde, sorunu aşmış ve zirvedeki formunu yeniden yakalamış. İşte sohbetin linki:

"Bulunmaz, sanal yayıncıları yargılıyor"

————————————

Sansür, yalnızca bizim kara cahil tiyatro sitelerimizin (tiyatrom, tiyatronline, tiyatrodergisi, vb) uyguladığı kaba ve antidemokratik yöntemlerle değil; örneğin Doğan medya gibi daha elit ve medeni görünen büyük yayıncılar tarafından da, daha ince ve demokratik görünümlü yöntemlerle, sürdürülüyor.

Güney dergisi, sansürün bir başka çeşidini gündeme getiriyor

Hilmi Bulunmaz, Güney dergisinin yeni bir duyurusunu yayınlamış. Sansüre karşı duyarlılığımız ve bilinen misyonumuz nedeniyle, duyuru ilgimizi çekti.

Biliyoruz ki bizim sitemiz, yalnızca bizi seven okurlarca izleniyor değil; bizden nefret eden ve "bu orospu çocuğu yine neler karalamış" merakını yenemeyen vandallar tarafından da "gözetleniyor". Günde ortalama 150 kez ziyaret edilen ve günde ortalama 2000 kez tıklanan sitemizin kaç tane "izleyici" ve kaç tane "gözetleyici" tarafından ziyaret edildiğini, düşman nazarların mı, yoksa dost bakışların mı daha fazla olduğunu  bilemiyoruz. (Tek bildiğimiz, düşmanlarımızın dostlarımızdan çok daha aktif olduğu.)

(İzleyici sayımızla ilgili olarak verdiğimiz rakamların doğruluğunu kontrol etmek isteyen izleyicilerimiz ve gözetleyicilerimiz  coskunbuktel.com/webtrafik adresini tıklayarak geçmiş ve gelecek "tüm" rakamlarımızı kendi gözleriyle günü gününe izleyebilir veya gözetleyebilirler.)

Güney dergisinin duyurusunu, bizi gözetleyen "kem gözlere" değilse de, bizi izleyen dostlara öneriyoruz:

GÜNEY SUSMUYOR

————————————

A. Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid'in) "O devirler kapandı.. Mektup dolaştırma yok.. Torpil yok!" diyen başbakana ithaf ettiği haber:

İBŞT'de torpil skandalı

Türkiye'nin en ünlü tiyatro profesörü Özdemir Nutku'nun, eleştirilerinden dolayı gıcık olduğu bir yazar (Coşkun Büktel) için, "Theope'nin Fransa'da aynı adlı bir benzeri var" diyerek, otuz kişilik resmi DT toplantısında, yani yazarın giremediği kapalı kapılar ardında, açıkça yalan söylemesini, eserine çalıntı suçlamasında bulunarak o yazara iftira etmesini ve bu iftiranın CD kaydıyla belgelenmiş olmasını  (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı") tüm tiyatro camiasıyla birlikte davranarak, yani (çobanın otoritesine karşı çıkmayı göze alamadığından susmayı tercih eden) koyun sürüsüne katılarak, görmezden gelen A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) (Bülent Arınç'ın arkadaşı olduğu hiçbir belgeye dayanmaksızın öne sürülen) Osman Gidişoğlu'nun İBŞT'de bir yıl kadrosuz çalıştıktan sonra, daha uzun zamandır bekleyenlerden önce kadroya alınmış olmasını, daha önemli bir skandal sayarak, neyse ki, görmezden gelmemiş ve haber yapmış.

Timur'un başbakana ithaf ettiği haberi, başbakan, umarız ki, Timur'dan daha demokrat davranır ve görmezden gelmez. Bizim, bir demokrat olarak başbakanın demokrat olmasını ummaya hakkımız var. Peki ama "yaşasın sansür" başlığının mucidi olan ve işine gelmeyen skandalları görmezden gelmeyi doğal bir alışkanlık olarak benimsemiş bulunan Timur'un, başbakan tarafından "görülmeyi" ummaya, başbakanın kendisinden (Timur'dan)  daha demokrat davranmasını ummaya hakkı var mı?

3. Abdülhamid rolünü terk edip ne zaman adam gibi davrandıysa, ne zaman okurlara yararlı, adam gibi yayıncılık yaptıysa, Timur'un haberlerini destekleyerek okurlarımıza ulaştırdık ve ulaştırmaya devam edeceğiz. Okurların mutlaka bilmesi gereken önemli bir haber, bizi sansür etmiş olan sitelerde  bile yayınlanmış olsa, biz o haberi, kaynak belirtip link vererek, okurlarımıza mutlaka ulaştırdık/ulaştıracağız. Bu demokratik tavrımız ve sansür karşıtı misyonumuz asla değişmeyecek. Biz sansürcülerin bile sansürlenmesine her zaman karşı çıktık. (Bakınız: Büktel, "Sansürcülerin bile sansürlenmesine karşıyım"). Bizde sansür hiçbir zaman olmadı/olmayacak. Bizi örnek almayan, tam tersine, yaptığımız her şeyin tam tersini yapan; somut kanıt ve belgelerin, açıklığın, şeffaflığın, örtüsüz çıplak gerçeğin, bilimselliğin, kaynak göstermenin, kaynağın direkt adresine link vermenin, kısacası "hakikatin" gücüne inanmak yerine; zombiler gibi karanlığın, gizliliğin, sansürün, yalanın ve dezenformasyonun gücüne inanan siteler için, bir tek iyi dileğimiz var: "Tarih taksiratlarını affetsin!"

Timur tarafından İBŞT'de torpil skandalıyla ilgili (başbakana ithaf edilen) haberi okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız (Umarız ki, başbakan Tayyip Erdoğan, bizim  3.  Abdülhamid'den daha demokrat çıkar ve haberi görmezden gelmek yerine, onun gereğini yapar):

İBŞT'de Osman Gidişoğlu skandalı

————————————

tiyatrom.com sitesinin sahibi A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) İBŞT'nin açtığı tiyatro salonlarının akıbeti hakkında (gözleme dayanan) vahim gerçekleri açıklayarak, İstanbul belediye başkanı  Kadir Topbaş'tan fena halde hesap soruyor

AKP, tiyatroyu varoşlara sürmeye, denize dökmeye çalışırken (bakınız, "Kenterler indirimde"); varoşlardaki tiyatro salonlarında neler oluyor?

Sansürcü Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) bugüne dek Türk tiyatro camiasına sansür ve dezenformasyon uygulayarak verdiği zararları adeta tazmin etmeye çalışırcasına, camianın farkındalığını arttırmak bakımından olağanüstü yararlı, emek, araştırma ve cesaret ürünü bir yazıya imza atmış.

Timur'un yazısı aşağıdaki haberle başlıyor:

"AK Parti İl Başkanlığı’nın düzenlediği ‘Hizmet Yerinde Görülür. Gidelim Görelim’ konulu programda kültür ve sanat yatırımlarını anlatan Başkan Topbaş, 'Dünyaya tiyatroyla, eve metroyla gidilecek bir kent oluşturuyoruz' dedi.
 

AK Parti İl Başkanlığı’nın yüzde 80’i tamamlanan Sütlüce Kültür Merkezi’nde düzenlediği ‘Hizmet Yerinde Görülür. Gidelim Görelim’ konulu toplantı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, AK Parti İl Başkanı Aziz Babuşçu, AK Parti İstanbul Milletvekilleri Osman Yağmurdereli ve Necat Birinici ile çok sayıda sanatçının katılımıyla gerçekleşti. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Adnan Şenses, Mustafa Sağyaşar, Sinan Çetin, Yonca Evcimik, Şahin Özer, Uğur Işılak gibi çok sayıda ünlü simanın yer aldığı programda Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, Başkan Topbaş’ın Kültür Danışmanı Prof. Dr. İskender Pala ve Sanat Danışmanı Kenan Işık da yer aldı.

Toplantıda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ilçe ve beldelerde yaptığı kültür ve sanat yatırımları ile düzenlenen etkinlikleri anlatan Başkan Kadir Topbaş, Bakırköy’den Kartal’a, Ümraniye’den Tuzla'ya kadar 17 kültür merkezi inşa ettiklerini, İstanbul’a 2 yeni tiyatro sahnesi kazandırdıklarını, koltuk sayısını 3 bin 100’e çıkartarak ikiye katladıklarını belirterek, kongre turizminde 1998 yılında 49. sırada yer alan İstanbul’un 2006 yılında 17. sıraya yükseldiğini söyledi."

Timur, bu haberden sonra, Topbaş'ın açmış olmakla ve (hepsi varoşlarda olmak üzere) yenilerini açacak olmakla övündüğü "AKP salonları"nda neler olup bittiğini tek tek teşhir ediyor. AKP, "gidelim görelim" edebiyatıyla, tiyatroyu "gidilemez görülemez" varoşlara sürdüğünü, bir kenara süpürdüğünü örtbas etmeye çalışadursun, sizler, aşağıdaki başlığı tıklayarak, Timur'un yazısını mutlaka okuyun ve açılan salonların akibetiyle ilgili acı gerçekler, AKP'nin tiyatro vizyonu hakkında zihninizi iyice netleştirsin.

KADİR TOPBAŞ'A YANIT

————————————

Birkaç ay önce başlattığı görüntülü internet sohbetlerini Hilmi Bulunmaz, zaman içinde bir meddah ustalığı katarak hızla geliştirip sonunda olağanüstü "hisseli ve eğlenceli" birer gösteriye dönüştürdü

Bulunmaz'ın giderek virtüöz kalitesine ulaştırdığı doğaçlama sohbetleri

Bugüne dek, Bulunmaz'ın internet sohbetlerine link vermeyi düşünmemiştim. Çünkü seçtiği konularda herhangi bir hazırlık yapmadan çıkıp daldan dala atlayarak konuşması ve youtube'un zaman sınırlaması olan 10 dakika dolunca, konuşmanın mantıksal doyuruculuğa ulaşmadan aniden son bulması; bende, Bulunmaz'ın eldeki olanağı iyi kullanamadığı, harcadığı duygusunu yaratıyordu. Bulunmaz'a hep, hazırlık yaparak çıkmasını ve elindeki olanağı daha iyi kullanmasını tavsiye ediyordum. O da bana ve izleyicilere, oğlu Cemal Bulunmaz askerden dönünce, bu konuşmaları doğaçlama yapmak yerine, "hazırlanarak" yapacağını vadediyordu. Cemal Bulunmaz 18 Ocak 2008'de askerden dönüyor. Ama ben, Hilmi Bulunmaz'ın internet sohbetlerini  "hazırlanarak" yapması gerektiği konusunda artık eskisi kadar emin değilim.

Çünkü Bulunmaz, zaman içinde, bu on dakikalık youtube formatına öylesine egemen hale geldi ki, on dakikanın içinde zamanı mükemmel kullanmayı öğrendiği ve anlatmak istediği şeyi anlamlı bir bütünlüğe ulaştırabildiği gibi, ilk günlerdeki güvensizliğini ve tutukluğunu hızla aşarak, yaptığı tiyatro sohbetlerine tiyatrallik kazandırmayı, olağanüstü meddahlık yeteneğini de katıp, sohbetleri "hisseli ve eğlenceli" birer gösteriye dönüştürmeyi başardı. Hilmi Bulunmaz, özellikle, "peyniri kapmaya çalışan tilki"ye benzettiği Mustafa Demirkanlı'yla "peyniri ağzından bırakmayan karga"ya benzettiği Orhan Alkaya arasında gerçekleşen  röportajı  ve "Cumhuriyet gazetesinin Carlo Goldoni fiyaskosunu" son iki sohbetinde değerlendirirken, içerik ve görsellik açısından tam bir virtüöz kalitesine ulaşıyor.

Hilmi Bulunmaz kameranın karşısına, doğaçlama yaparak çıkmak yerine, hazırlık yaparak çıkarsa; söz gelimi, "Demirkanlı yalanları"nın ince hilelerini daha net ve anlaşılır biçimde deşifre edebilmek için söyleyeceklerini önceden ezberlerse; sesinde, tonlamalarında ve özellikle el kol hareketlerinde bugün yakalamış olduğu doğallık, sıcaklık, samimiyet ve inandırıcılığı aynı dozda sürdürebilir mi? Yoksa (vandallara hiç de değerli  gelmediğinden emin olduğum) o artı değerlerden, doğallık, sıcaklık, samimiyet ve inandırıcılıktan, fire verir mi?

Bu soruya cevap vermek ve cevabın gereğini yapmak  Hilmi Bulunmaz'a düşüyor. Karar Hilmi'nin.

Ben kendi payıma, Hilmi Bulunmaz'ın haftalık sohbetlerini izlemek için, Pazar akşamlarını artık iple çekiyorum.

Aşağıda, Hilmi Bulunmaz'ın tiyatro sohbetlerini (sondan başa doğru kronolojik olarak sıralanmış biçimde) toplu halde bulacağınız, tiyatroyun.com sayfasının linkini veriyoruz:

HİLMİ BULUNMAZ'IN TİYATRO SOHBETLERİ

————————————

Hilmi Bulunmaz nihayet oyun seyretti ve oyun eleştirisi yazdı

Donkişot Tiyatro'nun Kenter sahnesinde, Şakir Gürzumar rejisiyle  sergilediği "Dalga", Bulunmaz'ı  tatmin etmedi

Faşizme ve sansüre karşı mesajlar içeren "Dalga", "yalan makinesi" ve tescilli  sansürcü Mustafa Demirkanlı tarafından (Bakınız: Demirkanlı yalanları) ayakta alkışlandığı halde; sansürün ve sansürcülerin yeminli düşmanı Hilmi Bulunmaz'ı pek heyecanlandırmadı. Demek ki, ortada sahici olmayan bir şeyler vardı.

Hilmi Bulunmaz'ın sansür karşıtlığı, Bulunmaz'a küfreden yazılara sitesinde sayfa ya da link vermekten asla kaçınmamış ve sitesinde yayınladığı hiçbir yazıyı sitesinden silmek (yani tükürdüğünü yalamak) gibi bir acizliğe alçalmamış olması nedeniyle kesinlikle sahicidir.

"Yaşasın Sansür" ekolünün demirbaşlarından olan Demirkanlı'nın sansürcülüğü ise, (örneğin, demokrat görünme amacıyla önce yayınlayıp daha sonra işine gelmediği için sitesinden silip attığı kendine muhalif birçok yazı sayesinde ve Demirkanlı'nın insanlara "cevap hakkı" tanımadığını açıkça belirten kendi sözleri  ("Feridun Çetinkaya ve Coşkun Büktel yanıt haklarını kullanmak isterlerse, şunu bilmeliler ki başvuracakları yer İstanbul Mahkemeleri’dir. Tekzip kararını getirirler ve yanıt hakları sayfalarımızda  yer alır. Biz, Tiyatro Dergisi olarak, ilkel ve iğrenç olmaya devam ediyoruz.") sayesinde yıllar önce belgelenmiş olduğu için, Demirkanlı'nın sansür yandaşlığı da yüzde yüz sahicidir.

Peki öyleyse sahici olmayan şey neydi?

Sansür karşıtı mesajlar içeren "Dalga"yı, tescilli sansürcü Demirkanlı ayakta alkışlarken, sansürün ve sansürcülerin yeminli düşmanı Hilmi Bulunmaz niye doğru dürüst alkışlamadı?

Bu meraklı muammaya cevap bulabilmek için, Hilmi Bulunmaz'ın "Dalga" analizini okumanızı öneriyor ve link veriyoruz:

TELEVİZYON SOSLU FAŞİZM ELEŞTİRİSİ: "DALGA"

Not: Kâzım Şimşek'in,  gala gecesi yaşadıklarını öykü tadında anlattığı ve "Dalga"yı tanıttığı sıcak, samimi yazısını okumak için, aşağıdaki başlığı tıklayabilirsiniz:

"DALGA" ADLI OYUN

————————————

Orhan Aydın suçladığı insanın ismini vermemekte hâlâ çocuk gibi inat etse de, suçlamalarını belgelemeye hâlâ tenezzül etmese de; yazılarını anlamsız genellemelerden ve kocakarı "vıdı vıdılarından" öteye götürmek yönünde önemli bir adım atmış

Orhan Aydın, "mandal" diye tanımladığı Kenan Işık'ı suçlarken, isim vermese bile, gayet net ve somut biçimde "eşkâl" veriyor.

(...)                          "Adam gelmiş bilmem kaç yaşına, utanmadan eli gözü, kaşı sözü işmar ediyor.

Kimin sesidir, neyin nesidir? Aslında belli. Ortada bir ip. Üstünde cambaz.

Ancak vatandaşımız pişkin. Kirli sakalı, takım elbisesi ile hep “böyük” adamların yanında poz vermekle geçiyor hayatı.

Eli ayağı güçlü. Yarışma programlarından götürdükleri ile edindikleri azımsanamayacak değerde olsa gerek. Aslında muhteremin para sorunu yok. Bu belli. İkide bir çalışmaya ihtiyacı olmadığını ünleyip duruyor.

Çevresinde at oynattığı geniş bir alan var. Ülkenin dinci sermaye gruplarının aranan adamı. Zemzem sularının eksik olmadığı, 'ikram' sofraların vazgeçilmezi.

Şimdilerde İstanbul Belediye başkanının sanat danışmanı!

Buraya kadar tamam. Tamam da, adam şehir tiyatrolarındaki son 'ihale ile sanatçı alma' rezaletini savunurken, laf arasında yumurtladıkları çekilir gibi değil.

Aziz Nesin’e sözü olduğu için Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ı sahneye koymuşmuş!

Utanmazlığın böylesine de pes doğrusu.

Aziz Nesin usta eğer yaşıyor olsaydı, bu AKP’nin kapı koluna iliştirilmiş, plastik mandalına ne cevap verirdi acaba?"
(...)

Orhan Aydın'ın Kenan Işık hakkında yine "kanıtsız, belgesiz", çalakalem yazdığı, kolay okunan yazısında yer alan suçlamalara "kalben" katılıyoruz. Ama neden katılıyoruz? Orhan Aydın'ın yazısını inandırıcı bulduğumuz için mi? Hayır. Kenan Işık'ı Orhan Aydın'dan daha iyi tanıdığımız için... Işık'ın magazine düşmesinden çok önceki dönemde, (herkesin Işık'ı yarışma sunucusu değil de önemli bir yönetmen zannettiği dönemde) Işık'ın sanatsal yetersizliğini iki kere iki dört gibi kanıtlayan, "inandırıcı" yazılar yazdığımız için (Örneğin, bakınız: Büktel, "Sanata Evet Diyen Vandallar", "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar, 1998. Sayfa 247 ve devamı)...  

Gayet net biçimde "eşkâl" verip de, isim vermemek için anlamsız biçimde direnmesine rağmen, Orhan Aydın'ın Işık hakkında (3. Abdülhamid'in sansür kurallarına itaat çerçevesinde yazarak, 3. Abdülhamid'in sitesinde yayınladığı) yazısını, ilk kez, düşman kazanmaktan ve risk almaktan daha az korkarak "somut" bir hedefe yöneltmiş olması nedeniyle, Aydın'ın yazı serüveninde bir gelişme olarak görüyor ve okurların dikkatine sunuyoruz:

"MANDAL"

————————————
 

Tiyatro sanatının AKP yönetimince, büyük rantlı şehir merkezlerinden sürülüp atılarak, (Beykoz gibi) uzak varoşlara ve vapur sahnelere, denizlere  kaydırılmaya; Arap zenginlerine ve alışveriş merkezlerine değerli arsa yaratmak için, tiyatronun, bir anlamda, "kenara" itilmeye,  "denize dökülmeye" çalışıldığı bugünlerde...

Kent Oyuncuları, bilet fiyatlarını halka indiriyor

Aşağıda linkini verdiğimiz habere göre, yeni sezonda sahnelenecek üç oyun için üç bilet birden aldığınızda, her bilet için 25 YTL yerine, üç bilet için 30 YTL ödeyecek ve böylece,  Kenter'lerin yeni oyunlarını, sinema fiyatına izleyebileceksiniz.

Bitmedi; Kenter'lerin bir sürprizi daha var: Ayda bir gün, "Ne ödeyebilirsen" uygulaması... Ayda bir gün, Kenter'lerin oyunlarına dilediğiniz fiyatı  (1 ya da 2 YTL veya daha az, veya daha çok) ödeyerek girebileceksiniz.

Halkın yararına olan her uygulamayı desteklediğimiz gibi, İstanbul Şehir Tiyatroları'nın kısa süreli 1 YTL uygulamasını desteklediğimiz gibi, Kent Oyuncuları'nın bu uygulamasını da destekliyoruz. Ne var ki, fiyat indirimini önemli bulmakla birlikte, asıl konunun "iyi tiyatro yapmak" olduğu unutulmamalıdır diyoruz.

Asıl konu, seyircileri heyecanlandıracak bir şeyler yapmak... Bilet fiyatlarını azaltmanın, kaliteyi azaltacağını ya da yüksek tutmanın kaliteyi yükselteceğini sanmıyorum. O nedenle, oyun kalitesi ile bilet fiyatlarını iki ayrı konu olarak değerlendirmemiz ve halktan yanaysak, biletlerin ne kadar ucuz olabilirse o kadar ucuz olmasını desteklememiz gerektiğini düşünüyorum. Biletleri ucuz tutan tiyatroların "ucuz oyunlar" sahnelediğine tanık olursanız, bilmelisiniz ki, o  tiyatrolar, aslında biletler pahalı olsa da, daha iyi tiyatro yapamazlar (belki ancak "daha pahalı prodüksiyonlar" yapabilirler).

Bilet fiyatlarının ucuz olmasını desteklemekle birlikte, aslolanın, seyirciye tiyatro heyecanı aşılayabilecek prodüksiyonlar yapmak olduğunu söylemiştik. Bu cümle bana, tiyatro heyecanını en yoğun biçimde yaşadığımız 1960'lı yılları hatırlattı:

60'ların sonlarına doğru, İzmir'de, öğleye kadar Alsancak'taki Namık Kemal Lisesi'nde okur, okuldan çıktıktan sonra, Karabağlar, Sinema Durağı'ndaki evime gidecek otobüse binmek üzere, bazen Çankaya'ya, bazen de Konak'a kadar yürürdüm. Yorgun argın eve vardığımda, hemen yemeğimi yiyip, mahallemizde suluboya fırçaları üreten bir atölyeye çalışmaya giderdim. Atölyede, atölyenin sahibi olan iki kardeş dışında, iki de işçi çalışıyordu: Ben ve Erdinç Özdemir... Bugünün şair ve tiyatrocusu Erdinç Özdemir (1950) ilkokuldan sonra okula gitmediği için, fırça atölyesinde, (atölyenin mahallemize gelmesinden önceki yıllardan beri) "tam zamanlı" olarak çalışmakta ve tanıştığımızda (1966 olmalı) yanlış hatırlamıyorsam 15 TL haftalık almaktaydı. Ben atölyedeki işe, Erdinç'le  tanışmamızdan bir süre sonra, dahil oldum ve orada  saat başı üzerinden ücret alarak ve kaç saat çalışacağıma kendim karar vererek, daha özgür bir program düzeniyle çalıştım. Fırçaların kıllarıyla ilgili "daha ince" işlemleri de yapabilecek kadar usta olsa da, Erdinç de, daha çok, benimle birlikte, (iki farklı boyutta çelik kalemtraştan ibaret olan) torna makinesinde çalışıyordu.

Patronun keresteciden satın aldığı ve binlerce ince, kısa  çubuk haline gelinceye dek bıçkıyla doğrattığı, çuval çuval ahşap malzemeyi, tek tek tornadan geçirip sulu boya fırçalarının sapları haline getiriyorduk. Tornadan sonra, sapların zımpara, boya, numara vurma ve kıllarla birleştirme işlemleri de vardı. Ama patronlar bize daha çok torna işini yaptırıyorlardı; çünkü oldukça sağlıksız bir işti. Tek motorla dönen iki çelik kalemtraşta, Erdinç'le birlikte iki saat çalıştıktan sonra, havaya yayılan ahşap tozu yüzünden, çalıştığımız ortamda, neredeyse göz gözü görmez olurdu. Üniversiteyi kazanıp İstanbul'a yerleşmemden önceki birkaç yıl boyunca, yuttuğum toplam odun tozu miktarı yarım kiloyu bulmuş olabilir.

Benim atölyeye katılmamdan sonra, Erdinç'le birlikte patronlara baskı yapıp, ücretlerimizi aşama aşama ama hızla yükseltmiştik. Patronlar, Erdinç'i benim "bozduğumu" sonunda anladıklarında, benden nefret etmiş, benden "o kurt bakışlı Coşkun" diye söz eder olmuşlardı. Ama Erdinç gibi az bulunur bir "sağmal ineği" kaçırmak istemedikleri ve benim işimden de memnun oldukları için, Erdinç sayesinde bana uzun süre tahammül ettiler. Sonunda artık benimle çalışmayacaklarını açıkladıklarında, zaten ben de, Erdinç de, artık onlarla çalışmak istemiyorduk. Son zamanlarımızda, artık Erdinç de benim gibi, saat başı ücret almaya başlamıştı. Benim ücretim, yanlış hatırlamıyorsam, en son olarak, saatte 150 Kuruş'a yükselmişti.

İşte o günlerde, Genco Erkal, "Bir Delinin Hatıra Defteri"yle İzmir Elhamra Sineması'na turneye geldi. Bilet fiyatı yirmi Lira'ydı. Balkon daha ucuzdu ama biz o ilkel ve sağlıksız koşullarda kazandığımız 40 Lira'ya kıyıp, günler önceden ve ön sıraların birinden iki bilet alarak Genco Erkal'ı seyretmeye gitmiştik. Sinemayı çok sevdiğimiz ve sinemalara bedava girebildiğimiz halde, saatte 150 Kuruş kazanarak biriktirdiğimiz iki tane 20 Lira'yla Genco Erkal'ı seyretmeyi tercih etmiştik. (İzmir Belediyesi'nde sinema kontrol memuru olarak çalışan babamın mesleği sayesinde, sinemalar bize bedavaydı. Sinemaların çoğunda babamın yakın arkadaşları vardı ve babamın selamını söyleyerek Erdinç'le birlikte o sinemalara bedava girebiliyorduk.) Ama yine de 40 Lira verip Genco Erkal'ı seyretmekten kaçınmamıştık ve temsilin sonunda Erkal'a ödediğimiz her Kuruş'u helâl ettik. Aylar boyunca, torna tezgahında yan yana çalışırken, Erkal'ın delisini Erkal'ın tonlamalarıyla taklit ederek, kahkahalarla güldük. (Aslında, daha çok ben güldüm; çünkü Erdinç'in taklitleri öylesine başarılı ve öylesine komikti ki, "bi daha yap, bi daha yap!" diye, Erdinç'e adeta yalvarıyordum.) O zamanlar, tiyatro, devletten destek almak ya da sponsorlara yaranmak için değil; yalnızca seyirciler için ve yalnızca seyircilerin desteğine güvenerek yapılıyordu ve seyircileri fena halde etkiliyor, politize ve tiyatralize ediyordu.

Yıllar sonra, sanıyorum 80'lerin sonunda, Genco Erkal, (Kültür Bakanlığı'nın ve belki bugünkü gibi Efes Pilsen'in de desteğiyle) "Bir Delinin Hatıra Defteri"ni, yine Metin Deniz'e ait ama farklı bir dekorla yeniden  sanneledi. Bu kez, Kenter'lerin salonunda (ve bedava) seyretmiştim, ama hiç zevk alamadım. Bence dekor da yanlıştı, Erkal'ın o eski ateşinden eser kalmamış olması da yanlıştı.

Bilet fiyatlarında indirime gitmek önemli ama doğru tiyatro yapmak, tiyatro heyecanı ve ateşiyle tutuşmuş olmak ve aylarca konuşacakları ve yıllarca unutmayacakları bir heyecanla (örneğin iki Kenter'in "Bedel"deki gibi iki enfes rolle sahnede yıllar sonra bir kez daha buluşması kadar heyecanlı bir olayla) seyircileri tutuşturmak daha da önemli. (Müşfik Kenter'in "Bedel"deki tefeci karakteri ve o tefecinin Erdinç Özdemir ile haftalarca taklit etmeye çalıştığımız öksürükleri otuz yıldır hâlâ hafızamdan ve kulaklarımdan silinmiyor.) ("Bedel"i de, Erdinç Özdemir ile İzmir Elhamra'da ama bu kez babam sayesinde bedelsiz seyretmiş, büyük keyif almıştık.)

İki Kenter'in Kent Oyuncuları'na kendi kalitelerinde, hiç değilse, üçüncü ve genç bir Kenter katamamış olmasını; kendilerinden sonra tufan anlayışından başka bir nedene yoramıyor ve onların en büyük bencilliği, en büyük tiyatral suçu olarak değerlendiriyorum. Tiyatro sanatının AKP yönetimince, büyük rantlı şehir merkezlerinden sürülüp atılarak, (Beykoz gibi) uzak varoşlara ve vapur sahnelere, denizlere  kaydırılmaya; Arap zenginlerine ve alışveriş merkezlerine değerli arsa yaratmak için, tiyatronun, bir anlamda, "denize dökülmeye" çalışıldığı günümüzde; Kenter kardeşlerin herhangi bir nedenle sahneden çekilmelerinden sonra, Harbiye'deki Kenter salonunun da istikbali (indirimleri desteklememize ve her türlü indirime rağmen) pek parlak olmayabilir.

Kent Oyuncuları'nın yeni sezon için bilet fiyatlarında uygulayacağı indirim kampanyasıyla ilgili haberi okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

Kenter'lerde indirim

 

 

 

© coskunbuktel.com