Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında  İlkemiz Büktel'in Gör Dediği Arşiv İletişim

 

 

Ferhan Şensoy'un faşist mesajlarına Kütahyalı tepkisi

FAŞİST TİYATROCULAR ÜLKESİ

Rasim Ozan Kütahyalı                                              29 Aralık 2008

 

Ferhan Şensoy'un tek kişilik oyunundan aktardığı ifadeler doğruysa —ki bunca zamandır yalanlanmadığına göre doğru olduklarına inanmamız gerekiyor— Rasim Ozan Kütahyalı'nın, tiyatroda faşizme örnek olarak Şensoy'u seçmiş olması bizce gayet isabetlidir. Ama yazısını bir tek örnekle sınırladığı halde, Kütahyalı'nın, yazısına "Faşist Tiyatrocular Ülkesi" diye genel bir başlık atması, bizce yanlış olmuştur. Kütahyalı, "Faşist Tiyatrocular Ülkesi"nin faşistlerine bakarken, faşist tiyatrocuların pek çok zaman uyguladığı bir yöntemi uygulayarak, algıda seçici davranmış, örneğin, Şensoy gibi direkt faşist mesajlar vermeseler bile, 12 Mart faşizminin bakanına pekâlâ destek —hatta ödül— vermiş ve Hilmi Bulunmaz'ın uyarılarına rağmen bu destekte diretebilmiş olanları —Bakınız: "Talat Sait Halman skandalı"— görmüyormuş "gibi yapmıştır".

Ferhan Şensoy, davetiyelerle bile dolduramadığı tiyatrosunu çarpıcı demeçlerle doldurmaya çalışan, artık kimselerin ciddiye almadığı bir tiyatrocudur. Bizce, Rasim Ozan Kütahyalı, faşizme karşı çıkmak dirayetini/cesaretini göstermek için, —Ömer Uğur'dan duyduğum bir deyimle— "ölmüş yılanın kuyruğunu kesmek" yerine, daha etkin ve güvenilir kişi ve kurumların, bilerek ya da bilmeyerek —ya da sırf "inadım inat" diyerek— faşizme verdikleri desteğe karşı çıksa, çok daha yararlı bir iş yapmış, halkın hafızasında faşizmin izlerini silmeye yönelik dezenformasyona karşı daha dişe dokunur bir yazı kaleme almış olurdu.

Şensoy'un faşist mesajlarına yöneltilmiş bu eleştiri yazısını, belirttiğimiz eksiğine rağmen, yine de okunmaya değer buluyor, kendi mizanpajımızda yayınlıyoruz. CB

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Sitemizin izlenme rakamları

Dün (26 Aralık 2008) ilk kez olarak, günlük 386 ziyaret rakamına ulaştık. Daha önce 7500'ü aşan günlük tıklanma rakamına ulaşmış sitemiz, dün, 5109 defa tıklandı. Sitemizin izlenme rakamlarını bizden önce görmek için, aşağıdaki adresi, her gün tıklayabilirsiniz:

www.coskunbuktel.com/webtrafik

 

GÜNCELLEME 24 Aralık 2008:

Antakya Belediye Şehir Tiyatrosu yöneticisi M. Vejdi Koçak'ın TAKSAV'a tepkisini okumak için, lütfen... TIKLAYINIZ!

 

TAKSAV'cı Yener Aksu'nun Talat Halman'ı aklamaya yönelik tüm savunması, bizzat Talat Halman'ın "kendi ifadeleriyle" yalanlanarak, dalga vurmuş kumdan kaleler gibi dağılıp gitti...

 

BULUNMAZ'DAN  ŞOK BELGE!

 

 

Coşkun Büktel                         18 Aralık 2008

 

12 Mart darbesi generallerince, omuzlarına kültür bakanı apoletleri takılarak vaftiz edilmiş Talat Halman'a, TAKSAV tarafından emek ödülü verilmesini savunan Yener Aksu'nun Halman'ı aklamaya yönelik ifadelerini, Hilmi Bulunmaz, bizzat Talat Halman'ın (basılmış, yayınlanmış, kaynağı belgelenmiş) "kendi ifadeleriyle" yalanladı.

Büktel'in, Hilmi Bulunmaz tarafından bulunmuş şok belgeyi değerlendiren yazısını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

Mustafa Demirkanlı'nın Hilmi Bulunmaz'a "Arka Sokaklar" yazarı sandığı Coşkun Büktel'i şikayet eden bir mesajından öğrendiğimize göre

"ARKA SIRADAKİLER" DİZİSİNİ "ARKA SOKAKLAR" İLE KARIŞTIRANLAR VAR.

"ARKA SIRADAKİLER" PAZAR GÜNLERİ SAAT 20.00'DE FOX TV'DE YAYINLANMAKTA VE GÜÇLÜ KANALLARIN REKABETİNE RAĞMEN, TÜMÜ YENİ İSİMLERDEN OLUŞAN GENÇ KADROSUYLA, HER PAZAR GÜNÜ, TÜM EKRANLARIN EN ÇOK SEYREDİLEN  DİZİSİ OLMAKTADIR

(Aşağıda, 14 Aralık 2008'de yayınlanmış 54. bölüm senaryosundan tadımlık bir Coşkun Büktel katkısı sunuyoruz)

16 Aralık 2008

 

Barış Büktel'in canlandırdığı öğrenci Ali, Tuncer Öz'ün canlandırdığı Barış/Mavi Sakal ile karşı karşıya geliyor

Coşkun Büktel'in yazdığı sahneleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

Çetinkaya

Filiz Elmas ve Gülşen Karakadıoğlu'nun TEB adına hazırladıkları ve kendi hüsnü kuruntuları sayesinde "eleştiri seçkisi" diye tanımlamaktan utanmadıkları dezenformatif garabeti eleştirerek, Karakadıoğlu ve Elmas'ın şahıslarında, özensizliği, sansürcülüğü ve kasıtlı miyopluğu bir kez daha

 "cezalandırıyor"

TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ'NDEN UYDURUK BİR ELEŞTİRİ SEÇKİSİ

Feridun Çetinkaya / 15 Aralık 2008

(...) İnsan sormaktan kendini alamıyor, bu çağrıyı yapan Sayın Anamur, yalnızca başarısız değil aynı zamanda tarihsel gerçekleri de çarpıtan bu uydurma TEB seçkisi için de aynı duyarlılıkla benzer bir tepki gösterecek midir acaba? Akademisyen bir TEB üyesi olarak, nesnellikten bütünüyle uzak bu baştan savma seçkinin, üstelik hiç de azımsanmayacak 15 YTL gibi bir fiyatla TEB adına okurların önüne konulmasından vicdani bir sorumluluk duyacak mıdır? Ben TEB üyesi tüm eleştirmenlerin, daha kaliteli, daha nitelikli bir Türkiye tiyatrosu için böyle bir sorumluluk duymaları gerektiğini düşünüyorum. “Duymalarını” umuyor, diliyorum.

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME 11 Aralık 2008
Mehmet Atak'tan bugün aldığım uzun bir elektronik mektubun içinde, Erol Üyepazarcı'yı ne kadar tanıdığıma (daha doğrusu tanımadığıma) dair bu kutunun altına düştüğüm dipnotla ilişkili, şöyle bir bilgi yer alıyor:

Fiyasko'dan bana Sevin Okyay methederek bahsetmisti. Maalesef ben hâlâ okumadim. NTV radyodaki Cinayet Dosyası programının bir bölümünü de ona ayırmış, Erol Uyepazarcı, Sevin'in polisiye edebiyat hakkındaki birikimini çok değerli bulduğu ve programına dair sık sık fikir teatisinde bulunduğu bir isimdir, zannederim Fiyasko'yla alâkalanması da bu program parafıyla olmuştu. Bu arada romanınızın basım aşamasındayken, statükosunu korumak isteyenlerin nasıl nefret nesnesi olduğu ve taş koyularak, listesine girdiği yayın evlerinden kaydırıldığı hikâyesini de duydum. Üzüldüm ama maalesef şaşırmadım...

 

   BÜKTEL'İ AFOROZ EDEN DEVEKUŞLARININ DAYANILMAZ EMBESİLLİĞİ

 

  Bilgi için kapakları tıklayın!

Coşkun Büktel, bir tiyatro yazarıdır. Oynanmış ve yayınlanmış tiyatro oyunları (Theope, Shakespeare'siz Herifler, Eleştiren Oyunlar); tiyatro üzerine biri 560, diğeri 368 sayfalık iki "ağır" eleştiri kitabı (Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları, Yönetmen Tiyatrosu'na Karşı Bir Shakespeare ve Nâzım Hikmet Savunması) ayrıca dergilerde ve internette yayınlanmış yüzlerce tiyatral eleştiri yazısı vardır. Theope adlı oyunu amatör çabaların  dışında hem İstanbul'un hem de Lefkoşa'nın Şehir Tiyatroları'nca profesyonel olarak sahnelenmiştir. Theope'nin kitabı ise, 5400 adetlik amatör birinci baskının tükenmesi üzerine 1500 adetlik profesyonel ikinci baskısını yapmıştır. Büktel'in, gelmiş geçmiş tüm tiyatro yazarlarını fersah fersah geride bırakan yaratıcı "niteliklerini" sırf okurlara kötülük olsun diye görmezden gelseniz bile, onun yukarıda sıraladığımız somut "niceliklerini" görmemek için yalnızca kötü insan olmanız yetmez; bir devekuşu kadar embesil de olmanız gerekir.

Büktel, tiyatro yazarlığının yanı sıra, aslında şu ya da bu kategoriye sokulması oldukça zor olan (Bu nedenle, her kategoride kolayca görmezden gelinebilecek) 190 sayfalık bir de roman yayınlamıştır: Fiyasko.

Yukarıda kapak fotoğraflarını gördüğünüz iki kitabın ikisi de bugünlerde yayınlandı. Biri, Türkiye'de polisiye roman üzerine 125 yılı kapsayan bir araştırma... Diğeri, 1990'dan sonraki son 14 yılı kapsayan bir tiyatro eleştirileri seçkisi...

Tahmin edin bakalım, sizce hangi kitapta Coşkun Büktel'e devekuşu bakışıyla bakıldı. Hangi kitapta Büktel görmezden gelindi? Hangi kitapta Coşkun Büktel'in adı bile anılmadı? Tiyatro eleştirisi antolojisinde mi? Polisiye roman araştırmasında mı?

Büktel'i tanıyan, tiyatral ahlaksızlığın ve tiyatral embesilliğin iktidarına karşı Büktel'in verdiği sert ve ödünsüz mücadeleyi bilen insanlar, eminiz ki, cevabı kolayca tahmin edecekler.

Anlaşılan o ki, tiyatroseverler, Büktel'in tiyatral etkinlikleri hakkında bilgileri embesil tiyatro araştırmacılarının embesil kitaplarında asla bulamayacak olsalar bile, örneğin polisiye romanlar üzerine yapılmış namuslu bir araştırmada bile bulabilecekler.

Erol Üyepazarcı'nın yukarıda kapağını gördüğünüz kitabında (Kormayınız Mister Sherlock Holmes!)Büktel'in "Fiyasko" adlı romanı üzerine yazılmış bölümü okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

Not: Büktel, hayatında bir kez bile, Üyepazarcı'nın ne yüzünü görmüş ne sesini duymuştur; ne de, eğer tanıdıysa, Üyepazarcı'nın bir tanıdığını tanıdığının farkındadır.

 

BÜKTEL'İN DESTEK GEREKÇESİ:
Mehmet'in ifadesini abartısız ve inandırıcı bulduğum, yalan söylemiş olacağına ihtimal vermediğim ve Mehmet'in maruz kaldığı zorbalığın gerçekleştiğine ikna olmama rağmen karşı çıkmazsam, aynaya rahat bakamayacağım için...

Coşkun Büktel

 

 

MEHMET ATAK DİLEKÇESİNE DESTEK

 

Levent Arslan

1 Aralık 2008

 

Degerli Yurttaslar,

Mehmet Atak, Vicdani Retci Mehmet Bal`i destekleyen 20 kisilik grubun Beyoglu`nda yaptigi basin aciklamasi sonrasinda kimlik toplayan bir sivil sahsin, kimligini gostermeden kimlik soramayacagi konusunda diger yurttaslari uyardi.

Mehmet Atak, sivil sahsin sadece kimligini degil, savciligin talimatini da gormek istedi.

Bu nedenle gozaltina alindi.

Bu nedenle haklari ihlal edilerek 4 saat gozaltinda tutuldu.

Siradan bir durum!..

Mehmet Atak iste bu siradan durumu Istanbul Valiligi Insan Haklari Kuruluna bir dilekceyle bildirdi. 

Devlet, Bakanin aciklamasina gore: 1.000.000 asker `kacagini` dogal karsiliyor olmali ki, durustce ret hakkini kullanan Mehmet Bal`i 6 senedir icerde yatiriyordu.

Mehmet Bal Cikti ve cok gecmeden tekrar gozaltina alindi.

Mehmet Atak da bir kucuk grupla birlikte anayasayla guvence altina alinan gosteriye katilma hakkini kullandi. 

Mehmet Bal`a reva gorulen zulme demokratik tepkisini gostererek en dogal hakkini kullandi.

Ve guvenligi saglamakla gorevli kimselerin hukuka uygun hareket etmeleri gerektigini soyleyerek, bir yurttasin yapmasi gerekeni yapti.

Mehmet Atak`i yalniz birakmak yalniz kalmaktir, diye dusunerek baslattigim destek kampanyasina katilacaginizi dusunerek bu maili yolluyorum. 

Linkler:

Mehmet Atak`i destek Kampanyasinin surduruldugu blog:

Mehmet Atak`in dilekcesini okumak ve desteklemek icin:

Mehmet Atak`in dilekcesini destekleyenleri gormek icin:

saygilarimla

levent arslan

muhendis

NOT: Arslan'ın metnini, düzeltme yapmaksızın, kendi imlasıyla aktardık. CB.

 

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN 8

THEOPE'Yİ HANGİ KOŞULLARDA YAZDIM

 

Coşkun Büktel                                               30 Kasım 2008

(...) Gerçekte gürültünün kendisinden çok, gürültüye neden olan insanların duyarsızlığı ve duyarlılığım yüzünden bana düşman olmaları sinirlendiriyor beni. Oğuz Atay'ın dediği gibi: "Neden böyle yapıyorsun, sevgili halkım?" Evet, az gelişmekte ısrarlı sevgili halkımla ilişkilerim hiç de parlak durumda sayılmaz: Üst kattakiler, aylar süren işkenceden sonra, hâlâ ıstırabıma kulak asmadıkları için, belediye memuru getirterek, sonunda horozlarını kestirdiğimden bana fena halde düşmanlar. Hamamcı, mahallede ayrı ayrı beş hanenin imzaladığı belediye dilekçesinin mucidi olduğumu bildiği için (Çünkü onu da, dilekçeden önce en az iki kez gidip, bacaları yükseltmesinin ve kalorifer penceresini kapatmasının neden gerekli olduğunu efendice izah etmiştim.) beni bir tenhada kıstırsa boğacakmış gibi bakıyor yüzüme (...)

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Bugün Temel Demirer "Ben, devletime ‘katil’ dedirtmem. Bu düşünce özgürlüğü degil.” diyen Adalet Bakanı’nın icazetiyle  TCK 301 ve TCK 216’dan yargılandı, dün aynı bakanın katlinden sonra TC tarihinde bir ilk olarak devleti ve hükümeti adına özür dilediği, onyedi yaşındaki bir çocuğun silahlı polis şiddetiyle felç kalmasını protesto ederken gözaltına alınan Engin Ceber’in hapishanede öldürüldüğü cografyada, eğer aklınız ya da kalbiniz varsa ve onlara ihanet etmiyorsanız yarın sizin başınıza ne geleceği hiç belli olmaz.

 MEHMET ATAK

 

 

MEHMET ATAK'TAN MESAJ

 

23 Kasım 2008

 

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık BİR ÖRNEK

(23 Kasım 2008 Pazar, 20.00'de yayınlanacak 52. Bölüm'den)

20 Kasım 2008

 

 

 

 

 

 

 

Barış Büktel'in canlandırdığı öğrenci Ali, "parçaları birleştirerek", Barış'ın Mavi Sakal olduğunu kanıtlamaya çalışıyor

Coşkun Büktel'in yazdığı sahneyi okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

Çetinkaya

maaşlarından başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan Lemi Bilgin ve Ertuğrul Günay gibi "memurlara" kamuoyu önünde en kazık soruları sorarak, "Ölüleri Gömün skandalına" sağır kulağı verdikleri için, onları bir kez daha

 "cezalandırıyor"

DEVLET TİYATROLARI ÖLÜLERİ GÖMDÜ MÜ?

Feridun Çetinkaya / 19 Kasım 2008

(...) Bir tiyatrocu Ölüleri Gömün’ü sahnelemek için göğsünü gere gere onlarca sağlam gerekçe gösterebilir. Peki bir tiyatrocu Ölüleri Gömün gibi bir oyunun sahnelenmesini engellemek, bırakın engellemeyi, sahnelenmesini geciktirmek için bile, ne tür bir haklı gerekçeye sahip olabilir ki?

Bilgin, rol dağılımı ilan edilip panoya asılmış ve provalarına başlanmış Ölüleri Gömün projesini geçen yıl niçin durdurduğuna, engellediğine ilişkin kamuoyuna bugüne dek “hiçbir” açıklamada da bulunmadı.

Bilgin’in Ölüleri Gömün’ü engellemesi alelade bir işgüzarlık mı? Durumdan vazife çıkarmanın sonucu bir çeşit otosansür, bir çeşit Bekçi Murtazalık mı? Lemi Bilgin, bu savaş karşıtı, antimilitarist oyunun “birilerini” rahatsız etmesinden çekindiği için, dolayısıyla oturduğu genel müdürlük koltuğunu riske atacağını düşündüğü için mi ısrarla engelliyor?
(...)

TIKLAYINIZ!

 

Boğaziçi Üniversitesi            Çeviribilim bölümü, Çeviri Kulübü başkanı Yard. Doç. Oğuz Baykara sunar:

"COŞKUN BÜKTEL İLE, THEOPE ÜZERİNE SOHBET"

 

TARİH: 18 Kasım 2008, Salı.

SAAT: 13.00-15.00

YER: Boğaziçi Üniversitesi, Kuzey kampüsü, Turgut Noyan Salonu

 

Coşkun Büktel, sırf Talat Halman çevirilerine karşı okurlara kıyas olanağı yaratmak için, Shakespeare'in 30 no'lu sonesini Türkçe'ye çevirdi

CB / 14 Kasım 2008

Shakespeare'in tüm sonelerini Türkçe'ye çevirmesiyle tanınan 12 Mart'ın kültür bakanı Talat Sait Halman, sone çevirilerinde, TAKSAV emek ödülünü hak edecek kadar başarılı mıydı?

Shakespeare'in en ünlü sonesiyle test edip görelim:


(...)

 

Bizce, Büktel çevirisi ile Halman çevirisi arasında yalnızca bir tek fark var:

Biri şiir, öbürü değil.

"30. Sone"nin İngilizce aslını ve Büktel ile Halman'ın çevirilerini aynı sayfada okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

 

GÜNCELLEME 7 Kasım 2008

     

 

6 Kasım 2008 tarihli Cumhuriyet/KİTAP dergisinde, Mustafa Şerif Onaran, iftiracı profesör Özdemir Nutku'nun Frankfurt'taki tiyatro paneline, Tuncer Cücenoğlu, Ayşegül Yüksel ve Hasan Erkek'le birlikte katıldığını ve panelin "beklenen ilgiyi uyandırmadı"ğını yazdı. (Bakınız: "İftiracı Nutku ve yoldaşları ilgi görmedi")

 

Meslekteki 50. yılında Sevda Şener'i

iftiracı profesör Özdemir Nutku "onurlandırıyor"(!)

 

Coşkun Büktel / 5 Kasım 2008 

 

Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi (DTCF) tarafından emekli tiyatro profesörü Sevda Şener onuruna(!) düzenlenen "Türk Tiyatrosu Günleri" (6-8 Kasım 2008) başlıklı etkinlikte, tiyatral açış konuşmasını Şener'in kadim dostu iftiracı profesör Özdemir Nutku yapacak.

 

Bir süredir, katılacağı ilan edilen etkinliklerin hiçbirine katılamayan, (Bakınız: Büktel, "İftiranın simgesi Özdemir Nutku,bugün -9 Ekim 2008- Frankfurt'ta konuşacak mı?") insan içine çıkamayan Özdemir Nutku; inanıyoruz ki, eski yuvası olan DTCF'nin bünyesinde, iftirayı problem saymayan akademisyenler arasında "biz bize" yapılacak bu etkinliğe mutlaka katılacaktır. Çünkü Hilmi Bulunmaz 2 ay önce (1 Eylül 2008) ne demişti:

 

Bundan sonra Özdemir Nutku insan içine çıkabilir mi? Çıkamaz... Şöyle çıkar: Ahbap - çavuşlar bir araya gelip, kendi çaplarında, göstermelik bir toplantı yaparlar. Adına da; konferans, seminer, panel... gibi yaftalar iliştirirler. Böyle bir göstermelik etkinlikle, ancak kendilerini kandırırlar. Tiyatro kamuoyunu kandıramazlar. Yani gerçek anlamda, tiyatro kamuoyuyla hesaplaşma niyetiyle insan içine çıkamaz Özdemir Nutku!...

 

(Kaynak: Hilmi Bulunmaz, "Özdemir Nutku yine insan içine çıkamadı!...")
 

iftirayı (hele de Coşkun Büktel'e yönelmişse) asla problem saymayan "mezhebi geniş" bir çevre tarafından düzenlendiği için, Nutku'nun bu kez mutlaka katılacağına inandığımız söz konusu etkinlik, aşağıda sunduğumuz program doğrultusunda gerçekleşecek (CB):

 

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

 

Çetinkaya

Maaşlarından başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan Lemi Bilgin ve Orhan Alkaya gibi "memurlara" bir kez daha

 "haddini bildiriyor"

ŞEHİR TİYATROLARI YÖNETİMİNİN ÖZRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK

Feridun Çetinkaya / 2 Kasım 2008

(...) Ne yazık! Artık “hiçbir iktidar, hiçbir siyasi iktidar” yetkin, özenli ve sorumlu insanlara, sanatçılara makam ve yetki vermeyi tercih etmiyor. Şehir Tiyatroları’nın yaptığı son açıklama, Türkiye’yi “cehaletin iktidarı”na teslim ettiğimizi bir kez daha kanıtlıyor. Bu bakımdan üzerinde bu kadar ayrıntılı bir biçimde durmayı hak ediyor.

Aşağıda linklerini vereceğim yazılar da dikkate alındığında ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak, İBŞT’nin açıklamasıyla birlikte “Balıkesir Muhallebicisi skandalı”na dönüşen bu konunun “münferit bir vaka” olmadığı gün gibi açık görülecektir:
(...)

TIKLAYINIZ!

 

"Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten"*

ŞEHİR TİYATROLARINDAN AÇIKLAMA ADI ALTINDA BÜYÜK KÜSTAHLIK!!!

Coşkun Büktel / 31 Ekim 2008

İstanbul Şehir Tiyatroları yöneticileri, Cumhuriyet gazetesine verdikleri ilanlarda, Reşat Nuri Güntekin'in "Balıkesir Muhasebecisi" adlı ünlü oyununu, herhalde adını ilk kez duydukları için olsa gerek, "Balıkesir Muhallebicisi" olarak duyurmuşlardı. Bu komik yanlışı gazetede görüp fark eden Nedim Saban, olayı eğlenceli bir yazıyla kamuoyuna duyurmuş, Hilmi Bulunmaz da Nedim Saban'ın yazısına link vererek, olayı bizim de duymamızı sağlamıştı. Bütün bu gelişmeler üzerine, dersini bilmeyen İstanbul Şehir Tiyatrosu yöneticileri, bugün nihayet bir açıklama yaparak, dersini bildirenleri (Nedim Saban ve Hilmi Bulunmaz'ı) "kötü niyetli" olmakla suçladı. İşte Kadir Topbaş tarafından eline kazma verilip Şehir Tiyatroları'nı yıkması için genel sanat yönetmenliği yetkisiyle donatılan  "Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya'nın yönetimindeki Şehir Tiyatrosu'nun o sinsi ve  küstah açıklaması:

Tiyatro Dünyası internet sitesi yetkililerine;

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın 23 Ekim 2008 Perşembe günü Sabah ve Cumhuriyet gazetelerinde yayınlanan aylık ilanında, Reşat Nuri Güntekin’in Balıkesir Muhasebecisi adlı oyununun adı ilanın hazırlandığı reklam ajansının teknik servisindeki bir hata sonucunda tashihli çıkmış, baskı sonrasında fark edilerek daha sonraki baskılarda bu hata düzeltilmiştir.

Bu hata için iyi niyetli bütün tiyatroseverlerden özür dileriz…

 

İ.B.B Şehir Tiyatroları

Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu

Bestem Türen

 

(Kaynak: Kazmacıbaşı’nın Sesi’nden çekinceli özür)

 

Ben yıllarca reklam yazarlığı yaptığım için, bilirim: Reklamcılar, müşteri onaylamadan hiçbir işi yayınlamazlar. Çünkü hata olursa, müşterinin parayı ödememe riski vardır. Siz reklamcıların hatasını hata yayınlanmadan önce görmek zorundaydınız. Size göstermeden yayınladılarsa, öyle bir ajansla çalışmamak zorundaydınız. Ayrıca bu güya özür yazısını, Nedim Saban'ın yazısından önce yayınlamak zorundaydınız. Bir de tabii, özürü, "iyi niyetli" diye tanımladığınız tiyatroseverlerden daha çok, "kötü niyetli" saydığınız tiyatroseverlerden (Nedim Saban ve Hilmi Bulunmaz'dan) dilemeliydiniz. Çünkü "iyi niyetli" tiyatroseverlerin umurunda değilsiniz. Sizi yalnızca "kötü niyetli" Nedim Saban ve Hilmi Bulunmaz umursadı. Onlar sayesinde, nihayet adam gibi davranmayı ve özür dilemeyi (hiç değilse görünüşte) başardınız. Onlar sayesinde, hiç değilse, görüntüyü kurtardınız. O yüzden, nankörlük ve küstahlık etmeyin!

 

* Fethi Naci'nin bir yazısına koyduğu başlık

 

Coşkun Büktel / 31 Ekim 2008 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık BİR ÖRNEK

(19 Ekim 2008'de yayınlanmış 47. Bölüm'den)

30 Ekim 2008

 
 
Barış Atay'ın canlandırdığı öğrenci Saffet,
 
Gamze tarafından reddedilişinin acısını, (o güne dek yabancıymış gibi davranıp bir kez bile "anne" demediği) annesiyle paylaşıyor.

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME 30 Ekim 2008:

blogger.com yeniden açıldığı için aşağıdaki uyarıyı unutabilirsiniz.

 

DİKKAT!!!

25 Ekim 2008

blogger.com mahkeme kararıyla Türkiye'de kapatıldığı için blogspot.com adresli tüm siteler (Bu arada Hilmi Bulunmaz'ın tiyatroyun.blogspot.com adresli "OYUN" sitesi) yayınlanamamaktadır. Bu nedenle Bulunmaz, yayın etkinliğini yeni bir site açarak sürdürmeye karar vermiştir. 

Bulunmaz'ın yeni sitesine ulaşmak için, lütfen, aşağıdaki linki tıklayınız:

www.tiyatroyun.com

 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık BİR ÖRNEK

(19 Ekim 2008'de yayınlanmış 47. Bölüm'den)

22 Ekim 2008

 

Barış Büktel'in canlandırdığı

Öğrenci Ali, Mavi Sakal olduğu suçlamasıyla polis sorgusuna alınıyor.

(Sahnenin çekim öncesi metni.)

Barış Büktel (ALİ)

 

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

HİLMİ BULUNMAZ,YALNIZCA İFTİRACININ DEĞİL, İFTİRACIYI SAVUNANLARIN DA YAKASINI BIRAKMIYOR    

 

İftiradan yana olmak yada iftiradan yana olmamak 

 

Hilmi Bulunmaz

15 Ekim 2008

 

Hilmi Bulunmaz, ilk kez olarak Yeni Tiyatro dergisinde yayınlanmış olan bu yazısında, iftiracı Özdemir Nutku'yu ve iftirayı savunmaya yeltenmiş olan Erbil Göktaş'ı fena halde utandırıyor.

TIKLAYINIZ!

 

 

"Arka Sıradakiler", 12 Ekim 2008 Pazar günü, o güne dek ulaşabildiği en yüksek seyirci oranını aşarak, tüm programlar arasında gün 2.si oldu.

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık BİR ÖRNEK

(19 Ekim 2008'de yayınlanacak 47. Bölüm'den)

14 Ekim 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, öğrencilere "kendi hayatlarının içinden" bir hukuk dersi çıkarıyor

Bülent Yarar (KEMAL HOCA)

 

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME: 4 Ekim 2008

Banallik ve ilkellik DT'nin paçalarından akıyor.

Öbür siteler (memurlar.net ve tiyatrodunyasi.com) ya aldırmıyor ya da aktardıkları yanlışın hâlâ farkında değillerken; DT'nin, aşağıdaki uyarı yazımızdan günler sonra da olsa, düzeltme yapmış olması güzel...

Ne var ki, DT'nin bu düzeltmeyi sessiz sedasız yapmış olması, düzeltmenin yapıldığına dair herhangi bir notla okurların aydınlatılmasından kaçınılmış olması; hem okurların gerçeği bilme hakkına saygısızlık, hem de, düzeltme konusunda okurları uyarmış olan bize saygısızlık. Biz, yanlışlığı gösteren yazımızda, okurların yanlışlığı test edebilmesi için DT'nin yanlışlığı içeren sayfasına da link vermiştik. Verdiğimiz linki tıklayarak o sayfaya giren okurlar, sözünü ettiğimiz yanlışlığı orada göremeyince ve yanlışlığın düzeltildiğine dair herhangi bir not ve düzeltene teşekkür de göremeyince ne düşünecekler?

1. Ya bizim okurları dezenforme eden adi ve şerefsiz bir yalancı olduğumuzu

2. Ya da DT'nin, yapılan yanlışı, kedi pisliğini örter gibi, okurlara sezdirmeden örtbas etmeye tenezzül edecek kadar banal bir Cumhuriyet kurumu olduğunu... Cumhuriyet'in yüz karalarından biri olduğunu...

Yalnızca iki ihtimal var ve birinci ihtimal kesinlikle geçerli değil:

Biz, okurları dezenforme eden adi ve şerefsiz bir yalancı değiliz. Tam tersine, bu tür adiliklerin barınamaması için, tiyatromuza hakikat yanlısı etik standartlar getirmenin mücadelesini veren ve bu uğurda bedel ödemeyi göze almış bir kişiyiz.

DT, ya özenli olup yanlış yapmamayı ya da ahlaklı olmayı öğrenmeli! İkisini birden öğrenmesini tercih ederiz ama ahlaklı olmak ne yazık ki öğretilebilen ya da öğrenilebilen bir şey değil. CB

Çankaya / Refik Halit Karay

Coşkun Büktel / 28 Eylül 2008

(Aşağıdaki kutuda bir "ihanet belgesi" olarak nitelediğimiz) "2008-2009 DT REPERTUARI"nda, oyunlardan birinin "Çankaya" olduğunu görünce, şaşırmıştık. Böyle bir  oyun hatırlamıyorduk. Hele de Kurtuluş Savaşı'na karşı çıkması nedeniyle, Cumhuriyet'in kurulmasından sonra "150'likler" listesine dahil edilip yurt dışına sürülmüş ve Atatürk'ün ölümüne dek yurda dönememiş olan Refik Halit Karay'ın böyle bir oyun ya da kitap yazmış olabileceğine hiç ihtimal vermiyorduk. Bu olsa olsa, Falih Rıfkı Atay'ın Atatürk'le ilgili anılarının bir bölümünü bir araya getirdiği "Çankaya" adlı kitabının ününden nemalanmak üzere, (büyük ihtimalle "kurum içinden") birilerinin (oynanma garantisine güvenerek) o kitabı "oyunlaştırması" ya da (daha önceki benzer örneklerin tümüne bakarak söylersek) "halt etmesi" olsa gerek, diye düşündük.

Ama burası Türkiye'ydi; belli olmazdı; yine büyük ihtimalle "kurum içinden" biri ya da birileri, ("nasılsa ben sıçsam bile oyun diye oynanır ve bana yazar ücreti ödenir" hesabıyla) Refik Halit Karay'ın farklı isimle yayınlanmış herhangi bir metnini "Çankaya" adıyla ve "ben yaptım oyunlaştı" pişkinliğiyle sahneye sürmüş de olabilirdi.

Araştırdık ve ilk ihtimalin geçerli olduğunu, oyun dedikleri şeyin aslında Refik Halit'in herhangi bir eseri değil, Falih Rıfkı'nın "Çankaya"sı olup "Falih Rıfkı Atay" yerine yanlışlıkla "Refik Halit Karay" yazıldığını ve "Cumhuriyetimizin öncü kurumları’ndan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü"nün yaptığı bu gafın, DT sitesi, memurlar.net ve tiyatrodunyasi.com dahil hiçbir site tarafından fark edilmeyerek, "Körler Körleri İzliyor" misali tüm ilgili sitelere veba gibi yayıldığını keşfettik.

Ben tek başıma maaşsız yaşayan ve hayatımı kazanmaya uğraşmak yanında site yayınlayan bir adamım. Onlar ise, yüzlerce maaşlı insanın çalıştığı sözüm ona "koskoca"(!) bir kurum. Niye kimse benim herhangi bir yanlışımı düzeltemiyorken; ben boyuna onları düzeltmek, onların çatıları altında atılmış iftiralarla mücadele etmek zorunda kalıyorum? Hiçbir şey bilmeyen, bilmediğini bile bilmeyen ve sırf devletten beslendikleri için kendilerini seçkin hisseden bu kara cahiller, bir de kalkmış diyorlar ki:

"Kuruluşundan bugüne tiyatro sanatına gönül vermiş, sayısız oyuncu, yönetmen, oyun yazarı ve tiyatro çalışanının sabır ve binbir emekle var ettiği zengin birikimini; yeni eserlerle ortaya koyup, seyircisiyle buluşturmaya hazırlanan, Cumhuriyetimizin öncü kurumları’ndan Devlet Tiyatroları...." cart curt!... "Vıdı vıdı"...

(...)

Yazının tümünü okumak için lütfen

TIKLAYINIZ! 

DT'nin tiyatro sanatına yönelik son ihanet belgesi:

 

"2008-2009 DT REPERTUARI"

 

 

DT eski repertuar kurulu başkanı Prof. Özdemir Nutku, nasıl ki Coşkun Büktel'e ve "Theope"ye attığı belgelenmiş iftira için özür dilemeyi reddetmek biçimindeki iftiracı tutumunu akıl almaz bir pişkinlikle, hiç yüzü kızarmadan sürdürüyorsa; DT genel müdürü ve "Nutkugil" Lemi Bilgin de, Büktel'i ve "Theope"yi aforoz ederek DT sahnelerinden dışlamak biçimindeki 20 yıllık, ilkel, iğrenç, ahlak dışı, gerici ve intikamcı DT geleneğini korumayı, akıl almaz bir pişkinlikle, hiç yüzü kızarmadan sürdürdüğü halde; "Cumhuriyetimizin öncü kurumları’ndan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü" biçimindeki özsüz, asılsız, dayanaksız klişelerle halkı dezenforme etmekten de, doğal olarak, hiç utanmıyor.

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ise, "benim bu ihanet ve rezilliklerden hiç haberim yok, ben bu küçük ayrıntıların çok yükseğinde, çok yüksek bir adamım" dercesine kayıtsız tavrıyla sağır sultan rolünü tercih ederek, aslında, "utanma eşiği"nin sırıkla bile aşılamayacak kadar "yüksek" olduğunu kanıtlıyor. 

İşte DT'nin internet sitesinde yayınlanmış (hiçbir gerçek tiyatrocuya ve tiyatro seyircisine heyecan vermesi muhtemel olmayan) son repertuar listesi ve o listeyi takdim amacıyla "Theope"yi aforoz eden vandallar tarafından yayınlanmış ruhsuz, samimiyetsiz, yapmacık, klişe cümleler... Aynı bildik "vıdı vıdı"... (CB):

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

 

 

TÜRKÇE SÖYLEDİK ANLAMADILAR!

Bu metnin daha ayrıntılı Türkçe versiyonuna ulaşmak için TIKLAYINIZ!

 

I’m proud of being banned by these “inquisitors”

 

 

The committee of authors of (The Turkish organizing committee) has eliminated Coşkun Büktel from the group of authors who will be officially representing Turkey at the Frankfurt Book Fair.

 

Coşkun Büktel

July 30th, 2008

 

The Minister of Culture, Ertuğrul Günay, may excuse his not sending the orchestra of Nâzım Hikmet Oratorio to Frankfurt, claiming the large number of musicians as his reason and pretending patriotism in using the public funs economically, but he can make no excuse for employing the always employed, anti-literary mediocrities or anti-talents of the “committee of authors” (Enver Ercan, Halil İbrahim Özcan, İhsan Işık, Gökhan Cengizhan, Adnan Özer, Ahmet Kot, Egemen Berköz) who have hindered Coşkun Büktel, one of a very few controversial Turkish writers with original color and an author whose novel “Fiyasko” has recently been published in English with the title “Fiasco”,  from receiving governmental invitation, and thus being impeded from joining the events of the Frankfurt Book Fair.

Ertuğrul Günay can make no excuse either for the fact that instead of supporting sound literary criteria, he has chosen to subsidize literary “salesmen” who are dividing and sharing out the “market” of culture among the members of their own “clan” and also having the subsidiary budget of the government wasted away by backing not the real literary people (at least not the most controversial of them) but the holy alliance of pretty choice literary pretenders.

If the disobedient writers like Coşkun Büktel are banned −as he has always been on almost every platform in Turkey− and if obedience to, or harmony with, the authorities are meant to be the criteria for representing Turkey in Frankfurt,  Ertuğrul Günay the Minister of Culture must realize the fact that holding obedience and harmony as literary criteria will bring our country and our culture not honor in the international arena, but only shame, and the stain of this shame will remained stamped on the forehead of Ertuğrul Günay as permanently as Gorbachev’s mark.

CB

For the detailed Turkish version, please TICKLE

 

DÜZELTME VE ÖZÜR!

Aşağıdaki, 15 Haziran 2008 tarihli sunuş yazımızı, yanlış bir sayfaya linklediğimizi ancak bugün (27 Eylül 2008) fark edebildik. Bu nedenle, sunuşta sözünü ettiğimiz sahnenin gerçek metnini ancak bugün sunabiliyoruz:

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 5

15 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, Gamze yüzünden birbirlerini düelloya davet edip kıyasıya döğüşmüş olan Oktay ve Saffet ile "özel" bir görüşme yapıyor:

Bülent Yarar (KEMAL HOCA)

    Barış Atay (SAFFET)          Bülent Çetinaslan (OKTAY)

 

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

 

Acar Burak Bengi, bizim "İlkemiz"e güvenerek (daha önce başka sitelerde de yayınlanmış ve bizim sitemize de hatalarıyla "aynen" aktarılmış) Nadire Mater yazısını, hatalar daha fazla yayılmadan, düzeltmeye karar verdi

 

 

NADİRE MATER DÜZELTMESİ

Acar Burak Bengi

25 Eylül 2008

Merhaba...

Vatanseverliğe Karşı (Tolstoy, Çev. ve Ed. Acar Burak Bengi, Yokuş Yayınları, 2007) adlı çeviri kitabım üzerine Nadire Mater'in yazdığı ve sitenizde yer alan "Vatanseverlik, Çocuk ve Tolstoy" başlıklı yazıda alıntı hataları var. Yazıda verilen ve aynı şekliyle spota da taşınan şu alıntı hatalı:

'Türkiye’de sol kesimin ve bir bölümünün ‘vatanseverlik’e kötü, ‘yurtseverlik’e iyi anlam yüklediğini duydum. Tolstoy’un kullandığı kelime 'patriotizm' ve makalelerde de açıkça görüleceği üzere, hiçbir vatanseverlik türünü iyi saymıyor. 

'Tolstoy ve ben de başlıkta ve kitap içinde ‘vatanseverlik’ kelimesini tercih ederken, ‘yurtseverlik’ veya ‘vatanperverlik’ ve hele ‘milliyetçilik/ulusalcılık’ı Tolstoy’un eleştirilerinden sakınmış değilim. '

Yukarıdaki hatalı alıntı yerine şunun konması lazım:

'Türkiye'de sol kesimin veya bir bölümünün "vatanseverlik"e kötü, "yurtseverlik"e iyi anlam yüklediğini duydum. Tolstoy'un kullandığı kelime patriotism ve makalelerde de açıkça görüleceği üzere, hiçbir vatanseverlik türünü iyi saymıyor Tolstoy ve ben de başlıkta ve kitap içinde "vatanseverlik" kelimesini tercih ederken, "yurtseverlik" veya "vatanperverlik" ve hele "milliyetçilik/ulusalcılık"ı Tolstoy'un eleştirilerinden sakınmış değilim.'

Yazı içindeki şu alıntı da hatalı:

'Vatanseverlik iyi olamaz. Neden insanlar bencilliğin iyi olabileceğini söylemez; insan yaradılışına ait, tabii bir duygu olan bencillik hususunda serdedilebilirdi bu, gayritabii bir duygu olan ve suni biçimde insanlığa aşılanan vatanseverliğe kıyasla.'

Doğrusu şöyle olacak:

'Vatanseverlik iyi olamaz. Neden insanlar bencilliğin iyi olabileceğini söylemez; insan yaradılışına ait, tabii bir duygu olan bencillik hususunda daha kolay serdedilebilirdi bu, gayritabii bir duygu olan ve suni biçimde insana aşılanan vatanseverliğe kıyasla.'

Yine şu alıntıdaki "düşmanlıklardan" kelimesi yerine "düşmanlardan" olması lazım:

'İktidarlar, diğer milletlerden veya aralarındaki düşmanlıklardan gelecek bir saldırı tehlikesi (…) altında olduğuna ikna ederek halka tahakküm ederler. Halklar iktidarların tahakkümü altında olunca, iktidarlar onları diğer halklara saldırmaya zorlarlar…'

Spottaki ve yazı içindeki bu alıntı hatalarını düzeltmeniz dileğiyle, hoşçakalın...

Burak Bengi

 

 

Nadire Mater, bence (CB)         bir Tolstoy/Acar Burak Bengi kitabı olan                  "Vatanseverliğe Karşı"yı;        (kitap hacmini neredeyse iki katına çıkaran) Bengi katkısının önemini ıskalamadan değerlendirdi:

 

VATANSEVERLİK, ÇOCUK VE TOLSTOY

Nadire Mater / 24 Eylül 2008

(...) Kitabı Türkçe'ye kazandıran ve aslında önsöz ve sonsözün hacmi Tolstoy’un kitaptaki “Hıristiyanlık ve Vatanseverlik-1864”, “Eleştirilere Bir Cevap-1895), “Vatanseverlik mi, Yoksa Barış mı-1896) ve “Vatanseverlik ve İktidar-1900) makalelerinden daha büyük olduğuna göre, neredeyse yazarı diyebileceğimiz Acar Burak Bengi (...)

TIKLAYIN!

 

Semih Gümüş, bence (CB)       bir Tolstoy/Acar Burak Bengi kitabı olan            "Vatanseverliğe Karşı"yı,   Radikal Kitap'ta değerlendirdi:

 

YURTSEVERLİK YALANI

 

 

 Semih Gümüş / 24 Eylül 2008

(...) Tolstoy, “Vatanseverlik ve İktidar” yazısına, “Vatanseverliğin günümüzde gayritabii, irrasyonel ve zararlı bir duygu olduğu, insanlığı muzdarip eden illetlerin büyük bir kısmının sebebi olduğu ve dolayısıyla bu duygunun, şimdiki gibi işlenmemesi gerektiği, tersine tüm rasyonel insani yollardan bastırılması ve kazınıp atılması gerektiği düşüncesini halihazırda birkaç kez ifade ettim,” diye başlıyor. (...)

TIKLAYIN!

 

Güzelbahçe "Tiyatro Buluşması"nın tarafları tartışmaya devam ediyor

 

Alpdoğan Esenoğlu'ndan

Ali Gezgin'e 2. yanıt:

 

"YETER ARTIK BU KONU KAPANSIN"

 

 

Bize göre, bu konuda artık söylenecek şey kalmadı. Ama yine de, kimsenin cevap hakkını sansür etmeyi bir an bile aklımızdan geçiremeyeceğimiz için (Bakınız: "İlkemiz"); onlar konuşmayı gerekli buldukları sürece, söylediklerini kamuoyuna yorumsuz olarak sunmaya devam edeceğiz. CB

 

 

Güzelbahçe "Tiyatro Buluşması"nın tarafları tartışmaya devam ediyor

 

Alpdoğan Esenoğlu

 

"ALİ GEZGİN'E YANIT"

 

***

 

Ali Gezgin

 

"ALPDOĞAN ESENOĞLU'NA YANIT"

 

 

Bize göre, bu konuda artık söylenecek şey kalmadı. Ama yine de, kimsenin cevap hakkını sansür etmeyi bir an bile aklımızdan geçiremeyeceğimiz için (Bakınız: "İlkemiz"); onlar konuşmayı gerekli buldukları sürece, söylediklerini kamuoyuna yorumsuz olarak sunmaya devam edeceğiz. CB

 

 

Güzelbahçe "Tiyatro Buluşması"na katılmış tiyatroculardan biri olan Ali Gezgin, M. Vejdi Koçak'ı savunup Orçun Masatçı'yı suçluyor

 

 

"Defolun!" dedi
 

Ali Gezgin                                                      18 Eylül 2008

(...) Daha sonra sayın Masatçı sinirinden olsa gerek "defolun gidin ya kimseyi zorla tutmuyorum" dedi. Hatta Vejdi KOÇAK emekçi ve özverili bir tiyatrocu olduğunu söylediğinde: "Yalancısınız, omuriliksizsiniz. Bir insan ancak bu kadar omuriliksiz olabilir." cümlesini kullandı sayın Masatçı. Daha sonra gerginlik azaldığında ve sayın Masatçı sakinleştiğinde: "Biz kimseyi kovamayız. Gitmek istiyorsanız şimdi de gidebilirsiniz. Kalmak istiyorsanız da size kimse 'buradan gidin' diyemez. Buluşmanın bitimine dek bizlerle kalabilirsiniz. Bu sizin kendi tercihiniz." dedi. (...)

Antakya Mustafa Kemal Üniversitesi Tiyatro Grubu'ndan Ali Gezgin'in Hilmi Bulunmaz'a mail mesajı olarak gönderdiği ve dün akşam (17 Eylül 2008) Bulunmaz'ın sitesinde yayınlanmış olan bu açıklamaya, daha önce yayınladığımız Masatçı ve Esenoğlu yazılarına cevap niteliği taşıdığı için, "İlkemiz" gereğince, link veriyoruz.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Maaşlarından başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan Lemi Bilgin ve Orhan Alkaya gibi "memurların" umurunda olmasa da

Çetinkaya'nın "umurunda"

TİYATRO KİMİN UMURUNDA?

Feridun Çetinkaya / 16 Eylül 2008

(...) DT ve İBŞT’yi yönetenler, hem yeni sezon repertuarını kamuoyuna açıklamakta gecikmiş hem de bu gecikmeye dair bugüne dek herhangi bir açıklama yapma gereği ve sorumluluğu duymamışlardır.

Yoksa, DT ve İBŞT’yi yönetenler de tiyatrodan, tiyatroseverlerden umudu kestiler mi?

Yoksa onlar da “Nasıl olsa tiyatro kimsenin umurunda değil” diye mi düşünüyorlar? (...)

TIKLAYIN!

 

DT dramaturgu Esen Çamurdan'ın, (İBŞT tarafından sahnelendiği) 1990 yılında, "Theope" üzerine, Hürriyet / Gösteri dergisinde yayımladığı yazı

 

 

 

 

Çağdaş bir tragedya: THEOPE

 

Esen Çamurdan

Aralık 1990

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Koçak'tan kendisini yalanlayan Masatçı ve Esenoğlu'na cevap:

"defedildik"

 

 

Alpdogan ESENOĞLU ve 2. TÜRKİYE TİYATRO BULUŞMASINA KATILANLARA.
 

M. Vejdi Koçak                                              13 Eylül 2008

(...) Güzelbahçe 2.Türkiye Tiyatro buluşmasındaki, 2. günün gecesi, saat 24.00'da yapılan gece toplantısına katılan, bize yapılan terbiyesizliği gören ve susan… Alçaktır diyemiyeceğim. (...)

Antakya Belediyesi Şehir Tiyatrosu yöneticisi M. Vejdi Koçak'ın Hilmi Bulunmaz'a mail mesajı olarak gönderdiği ve bu sabah Bulunmaz'ın sitesinde yayınlanmış olan bu açıklamaya, daha önce yayınladığımız Masatçı ve Esenoğlu yazılarına cevap niteliği taşıdığı için, link veriyoruz.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Akdeniz Sanat Tiyatrosu yöneticisi Alpdoğan Esenoğlu, Koçak'a karşı Masatçı'yı destekliyor

 

 

"Defolun" demedi

 

Alpdoğan Esenoğlu                                        13 Eylül 2008

(...) Sayın Vecdi Koçak yalan söylüyor. İftira ediyor. O toplantıdaki bir tek tiyatro mensubu 'Evet şahidiz Vecdi KOÇAK' a 'DEFOLUN' denmiştir.' diyemez. İddaa ediyorum diyemez. Masatçının 'Bunlar omurgasız..' sözünün altına bende tiyatrom adına imza atıyorum... Bilinsin ki benim Orçun MASATÇI ile özel bir ahbaplığım veya uzun bir geçmişe dayanan tanışlığım yok. Sevgili MASATÇI'ının avukatı ise hiç değilim. Yazdıklarım gerçeklerdir. (...)

Akdeniz Sanat Tiyatrosu yöneticisi Alpdoğan Esenoğlu'nun mail mesajı olarak gönderdiği açıklamayı, daha önce yayınladığımız Koçak yazılarına cevap niteliği taşıdığı için yayınlıyoruz. Esenoğlu'nun dediği gibi olmuş olmasını, Masatçı'nın gerçekten de Koçak'ları Güzelbahçe'den kovmamış olmasını dileriz. Ama orada olmadığımız için, her iki tarafın iddialarını yayınladıktan sonra, Masatçı'nın kendilerini "defolun!" diye bağırarak kovduğunu söyleyen Koçak'lara mı, yoksa Masatçı'nın Koçak'ları kovmadığını söyleyen Türkiye Tiyatrolar Birliğine mi inanmak gerektiği konusunda daha fazla yorum yapmıyor; değerlendirmeyi artık kamu vicdanına bırakıyoruz. CB

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Masatçı'nın Koçak'a yanıtı:

"defolun" demedim

 

 

Güzelbahçeye dair kamuoyuna açıklama

 

Orçun Masatçı                                               13 Eylül 2008

(...)

1- ben buluşma da kimseye 'defolun' demedim.
Koçak "tiyatro için herşeyi yaparım" dedikten sonra "sıçma özgürlüğüm yok" diye kamptan ayrılmak isteyince bende sen yalancısın dedim. ardından olayı tırmandırmaya çalışınca da "gitmek istiyorsanız şimdi de gidebilirsiniz kimseyi zorla tutmuyoruz, gitmek sitemezseniz çadırlarımız size son güne kadar açıktır" dedim. eşinin "bizi kovmana gerek yok sözü üzerine" bende "sizi kovmuyorum, istediğinizi yapmakta hürsünüz dedim" ardından gelen konuşmalarda da Koçak'ın tutarsızlığını anlatarak ve tutarsızlıklarını örnekleyerek "bu omurgasızlıktır." dedim. (...)

Masatçı'nın mail mesajı olarak gönderdiği açıklamayı, daha önce yayınladığımız Koçak yazılarına cevap niteliği taşıdığı için yayınlıyoruz. Masatçı'nın gerçekten de Koçak'ları Güzelbahçe'den kovmamış olmasını dileriz. Ama orada olmadığımız için, her iki tarafın iddialarını yayınladıktan sonra, Masatçı'nın kendilerini "defolun!" diye bağırarak kovduğunu söyleyen Koçak'lara mı, yoksa Koçak'ları kovmadığını nihayet açıklayan Masatçı'ya mı inanmak gerektiği konusunda daha fazla yorum yapmıyor; değerlendirmeyi artık kamu vicdanına bırakıyoruz. CB

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Gazeteciler Demirel'e "sağcılar da adam öldürdü" dedirtemediler.

Ben de size ve tüm Türk tiyatrosuna "Özdemir Nutku da iftira attı" dedirtemiyorum.

 

ORÇUN MASATÇI'YA 2. CEVAP

 

 

Coşkun Büktel                                               11 Eylül 2008

(...) Süleyman Demirel, 1970'lerde, gazeteciler arasında, bir özelliğiyle oldukça sivrilmişti: Gazeteciler ne sorarsa sorsun, sayın Demirel, bildiği (hazırladığı) cevabı verirdi. Yani "bildiğini okurdu". Gazeteciler onu konuşturamaz, onun bazı gerçekleri telaffuz etmesini "öldür allah" başaramazlardı. Öyle ki, ben o zamanlar, sayın Demirel'in Amerika'da okuduğu su mühendisliği mektebinde yalnızca "hidroloji" değil, "demagoji" dersleri de verildiğini sanırdım. Demirel'in "bana sağcılar da adam öldürdü dedirtemezsiniz" lafı o günlerden kalmadır.

Gazeteciler Demirel'e "sağcılar da adam öldürdü" dedirtemediler. Ben de size ve tüm Türk tiyatrosuna "Özdemir Nutku da iftira attı" dedirtemiyorum. Ama bu durum, katil sağcıları ve iftiracı Nutku'yu aklamaya yeterli mi?  

Yazımda yer alan suçlamalar konusunda ağzınızı bıçak açmadığı halde, kalkmış bana diyorsunuz ki, "bundan sonra yazdıklarınıza cevap vermeyeceğim." Bundan önce yazdıklarıma cevap verdiniz mi ki?...  (...)

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Masatçı, Büktel'i cevapladı:

"kameraların önünde tartışalım"

 

 

ORÇUN MASATÇI'NIN 2. CEVABI

 

9 Eylül 2008

(...) istediğiniz yerde istediğiniz şekilde görüntüye alınacak bir tartışmaya açığım ama bundan sonra yazdıklarınıza cevap vermeyeceğim. bu durumu lütfen cevap vermiyor veya veremiyor şeklinde algılamazsanız da sevinirim. (...)

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Bizi “halkın kafasını karıştırmak ve bilgilerin içini boşaltmak”la suçlamış olan

 

ORÇUN MASATÇI'YA CEVAP

 

 

Coşkun Büktel                                               8 Eylül 2008

(...) Ama Özdemir Nutku iftirasına (en azından "pasif") destek vermenizden de anladığım kadarıyla, etik sizin zaten umurunuzda değil. Etik konusunu bir küçük burjuva zayıflığı olarak değerlendiriyor ve devrimci mücadelede, yalan, iftira, dezenformasyon, kaba kuvvet, baskı, yıldırma gibi her türlü etik dışı enstrümandan yararlanma hakkını (madem ki faşistler bu "enstrümanlardan" yararlanarak mevzi kazanıyor, biz mevzi kaybetmeye neden razı olalım mantığıyla) kendinizde görüyor olabilir ve bu yüzden kendinizi, (her hal ü kârda hakikati savunmaktan yana olan) Büktel'den daha zeki ve daha "gerçekçi" buluyor olabilirsiniz. (...)

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Tepkiler üzerine
ALİ ÇAKALGÖZ'DEN SONRA M.VEJDİ KOÇAK DA İKİNCİ YAZISINI YAYINLADI: 

 

Başlıkları tıklayınız!

 

ALİ ÇAKALGÖZ

 

"Çakalgöz'den 'Tiyatro Buluşması'na Yalanlama"

 

 

M. VEJDİ KOÇAK

 

"Yalancılar!!! Defolup gidin!!! Omuriliksizler!!!"

 

 

Her iki tarafın yazılarıyla
2. "TİYATRO BULUŞMASI" TARTIŞMALARI    

 

Antakya Belediyesi Şehir Tiyatrosu yöneticileri Süheyla Koçak ve M. Vejdi Koçak'ın ve Afyonkarahisar Belediyesi Şehir Tiyatrosu yöneticisi Ali Çakalgöz'ün sitemizde yayınlanan yazıları (İKİNCİ TÜRKİYE "TİYATRO BULUŞMASI"NIN ARDINDAN ve "TÜRKİYE TİYATROLAR BİRLİĞİ'NDEN AYRILDIĞIMIZI TÜM TİYATRO DOSTLARINA BİLDİRİYORUZ!") bazı yorumlara ve "buluşmanın" düzenleme komitesinin tepki yazılarına yol açtı.

Söz konusu yorumları ve tepki yazılarını ve bu arada yorumlardan birinde (Burak Caney olduğu anlaşılan takma adlı bir yorumcunun yorumunda) ismimiz geçmesi üzerine yazdığımız kısa bir yazıya, "Tiyatro Buluşması"nın sözcüsü Orçun Masatçı'nın cevap vermesi üzerine girmek zorunda kalacağımız polemiği ve konuyla ilgili tüm linkleri...

 

...konuyla ilgili ilk yazıyı yazmış olan Süheyla Koçak ve M. Vejdi Koçak'ın yazısının altına, bölümler halinde, sırasıyla ekledik/ekliyoruz.

 

Gelişmeleri görmek/öğrenmek için, lütfen... 

TIKLAYINIZ!

 

 

HİLMİ BULUNMAZ, İFTİRACININ YAKASINI BIRAKMIYOR    

 

Özdemir Nutku yine insan içine çıkamadı!... 

 

 

Hilmi Bulunmaz

2 Eylül 2008

 

Hilmi Bulunmaz, konuyla ilgili 15 Ağustos 2008 tarihli ilk yazısında ("İftiranın simgesi Özdemir Nutku, "Tiyatro Buluşması"nda!")Güzelbahçe'deki "Tiyatro Buluşması"na iftiranın gölgesini düşürenlere, bazı "kazık" sorular sormuş; 22 Ağustos 2008 tarihli ikinci yazısında ("Üç gün kaldı: İftiracı Özdemir Nutku, insan içine rahatça çıkabilecek mi?!") ise, daha önce de benzeri bir etkinliğe çıkamadığı bilinen (Bakınız: Büktel, "OYÇED'in Onurdan Anladığı") Nutku'nun, "Tiyatro Buluşması"nda insan içine çıkabileceği konusunda kuşkusunu dile getirmişti.

 

Hilmi Bulunmaz'ın kuşkusu gerçek oldu ve (ancak "Tiyatro Buluşması"nın 25 Ağustos 2008'de bitmesinden bir hafta sonra, yani bugün, 2 Eylül 2008'de, sudan bir gerekçe belirtilerek, yapılan açıklamadan sonra kamuoyunun da öğrendiği üzere) Özdemir Nutku, "sınavları nedeniyle", (çıkacağı haftalar önce ilan edilmiş ve çıkmayacağı hiç ilan edilmemiş olmasına rağmen) "Tiyatro Buluşması"nda da insan içine çıkamadı.

 

Şimdi, Bulunmaz'ın, bugün kesinlik kazanan bu son gelişmeyle ilgili üçüncü yazısını sunuyoruz:

 

TIKLAYINIZ!

 

 

Dün akşam (31 Ağustos 2008 Pazar, 20.00) FOX TV'de 41. Bölüm'ü yayınlanarak ikinci sezonuna giren "Arka Sıradakiler", total reyting sıralamasında, tüm programların önüne geçerek, gün birincisi oldu.

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık BİR ÖRNEK

(7 Eylül 2008'de yayınlanacak 42. Bölüm'den)

1 Eylül 2008

 

 

 

 

 

 

 

 

Barış Büktel'in canlandırdığı öğrenci Ali, arkadaşlarınca "Ya benimsin ya toprağın!" biçiminde özetlenen lümpen aşk anlayışına karşı çıkıyor

TIKLAYINIZ!

 

GÜZELBAHÇE'DE, BASKILAR HALKI YILDIRAMADI 2    

 

Ali Çakalgöz

 

AFYONKARAHİSAR BELEDİYE ŞEHİR TİYATROSU YÖNETİCİSİ ALİ ÇAKALGÖZ GÜZELBAHÇE "TİYATRO BULUŞMASI"NI PROTESTO ETTİ:

"TÜRKİYE TİYATROLAR BİRLİĞİ'NDEN AYRILDIĞIMIZI TÜM TİYATRO DOSTLARINA BİLDİRİYORUZ!"

29 Ağustos 2008

Yukarıda fotoğrafı bulunan Ali Çakalgöz'ün yönetiminde etkinliklerini sürdüren Afyonkarahisar Belediye Şehir Tiyatrosu, "2. Tiyatro Buluşması"ndaki yanlışlıklar (Bakınız: “2. Türkiye Tiyatro Buluşması”nın ardından…) nedeniyle, Türkiye Tiyatrolar Birliği'nden ayrıldı.

Ayrılmayla ilgili, bugün (29 Ağustos 2008) bize ulaşan Ali Çakalgöz'ün protestosunu yayınlıyoruz:

TIKLAYIN!

 

GÜNCELLEME 29 Ağustos 2008

Yazıya, Güzelbahçe "Tiyatro Buluşması"ndan fotoğraflar ekledik.

GÜZELBAHÇE'DE, BASKILAR HALKI YILDIRAMADI!    

 

  Süheyla Koçak ve M. Vejdi Koçak

İKİNCİ TÜRKİYE "TİYATRO BULUŞMASI"NIN ARDINDAN

28 Ağustos 2008

Koçak'ların forumlarda dolaşan yazısından haberimiz bile yoktu. Sağolsun Orhan Aydın, bu önemli yazıyı bize gönderdi ve onun sayesinde bu sabah haberdar olduk. Güzelbahçe'deki "2. Tiyatro Buluşması"nı yargılayan, çok önemli bulduğumuz bu yazıyı, bizden önce yayınlamış birkaç sitedeki çiğ haliyle yayınlamaya gönlümüz elvermedi. Yazarlarıyla telefon teması kurarak görüştük. Yazıyı onlarla birlikte yeniden derleyip toparlayarak ifade gücünü geliştirdik. Yazarlar yaptıkları değişikliklerle yazının okunurluğunu ve yararını bir hayli artırarak forum yazısı olmaktan çıkarıp bir yazar yazısı haline getirdiler. Baskıların halkı yıldıramadığını kanıtlayan bu önemli yazıyı okurlarımıza son ve mükemmel haliyle sunuyoruz:

NOT: Yazıdaki linkleri biz ekledik. Fotoğrafları Koçak'lar gönderdi.

TIKLAYIN!

 

25Ağustos 2008

BUGÜN SAAT 17'00'DE:

Güzelbahçe, "Tiyatro Buluşması"nda iftiracı Özdemir Nutku, halkın içine çıkıp bir şeyler anlatacak. İftira konusunda, büyük bir ihtimalle, bugüne dek yaptığını yapacak: Sanki iftirası CD'yle belgelenmemiş gibi, sanki iftira "incir çekirdeğini doldurmayacak" önemsiz bir mevzuymuş gibi davranıp, iftirayı görmezden gelmeye çalışacak.

Peki oradaki insanlar, belgelenmiş iftirayı görmezden gelmeyi; iftiraya ilişkin hiçbir soru sormaksızın, iftiracıyı hiç sorgulamaksızın, iftiracının (suçlunun) karşısında süt dökmüş suçlu birer kedi gibi yalnızca kuzu kuzu oturmayı; iftira yandaşlarının mizanseninde iradesiz birer piyon olmayı; kısacası, iftira karşısında, "sıra kendine gelene dek" susmayı; insanlık onuruyla bağdaştırabilecek mi?

Bugün, saat 17.00'de, Güzelbahçe "Tiyatro Buluşması"nda, tiyatrocu ve tiyatroseverlerin insanlık onuru sınav verecek:

insanlık onuru iftirayı yenecek mi?

Yoksa

iftira yandaşlarından gelmesi muhtemel

baskılar halkı yıldıracak mı?

TIKLAYINIZ!

 

24 Ağustos 2008

1 GÜN KALDI:

"Tiyatro Buluşması"nda

insanlık onuru iftirayı yenecek mi?

 

Yoksa

iftira yandaşlarından gelmesi muhtemel

baskılar halkı yıldıracak mı?

TIKLAYINIZ!

 

23 Ağustos 2008

2 GÜN KALDI:

"Tiyatro Buluşması"nda

insanlık onuru iftirayı yenecek mi?

TIKLAYINIZ!

 

DT dramaturgu Esen Çamurdan'ın, "iftira CD'si"nde yer alan

"Biz Theope'yi  İstanbul DT'de sahneleyecektik ama o zamanlar Coşkun Büktel bize çok zorluk çıkardı, sahneleyemedik"

iddiasının esbabı mucibesi, Büktel'in 14 Ocak 1990'da yazmış ve 17 Temmuz 2008'de bu sitede yayınlamış olduğu günce metninde açıkça anlaşılmaktadır

 

THEOPE'Yİ YÖNETMEK İSTEYEN DT YÖNETMENİ CAN GÜRZAP'LA, DT DRAMATURGU ESEN ÇAMURDAN'IN ODASINDA NELER KONUŞTUK  

 

Coşkun Büktel                                               17 Temmuz 2008

(...) "Bakın, Can Bey" dedim, "bu oyunda tekrarlar olduğunu söyleyenler daha önce de çıktı. Esen Hanım da dahil olmak üzere şu anda adını hemen verebileceğim dört kişi, bana bu oyundaki tekrarları göstermeye söz verdiler. Tekrar okuyup tekrarları saptayacaklardı. Hepsi benden mühlet istediler. 'Bana bu hafta dokunma öbür hafta konuşuruz' gibi laflar ettiler. Esen Hanım bir ay sonraya attı. Aradan aylar geçti. Esen Hanım'la anlaşmamızın üstünden sekiz ay geçti. Ama hâlâ kimse bana bu oyundaki tekrarları göstermeye yanaşmadı."

Esen mırın kırın etti. Bana öyle bir söz vermediğini söyledi.

"Söz vermediniz. Öyle konuştuk. Öyle dediniz" dedim.

"Yani senden kaçıyoruz filan sanma" dedi.

"Ben hiçbir şey sanmıyorum, yalnızca ne olduğunu anlatıyorum" dedim. (...)

1990'DA YAZILMIŞ METNİN TAMAMINI VE BÜKTEL'İN GÜNCEL YORUMUNU OKUMAK İÇİN...

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

HİLMİ BULUNMAZ YAZDI COŞKUN BÜKTEL YORUMLADI    

 

İftiranın simgesi Özdemir Nutku, "Tiyatro Buluşması"nda! 

 

Hilmi Bulunmaz

15 Ağustos 2008

 

Hilmi Bulunmaz, Güzelbahçe'deki "Tiyatro Buluşması"na iftiranın gölgesini düşürenlere, bazı "kazık" sorular soruyor.

 

COŞKUN BÜKTEL'İN EDİTÖR NOTU

Bulunmaz'ın yazısının hemen altında

 

TIKLAYIN!

 

 

GÜNCELLEME 13 Ağustos 2008:

Kemal Demirel ile kamera önünde yapılmış "Sevmek Zamanı" röportajımızda, sonradan fark ettiğim bazı yanlış ve eksikler      TIKLAYINIZ!

 

"SEVMEK ZAMANI"NIN SENARYOSUNU TEK BAŞINA YAZDIĞINI SÖYLEYEN METİN ERKSAN'I ("PİYANO PİYANO BACAKSIZ"IN DA SENARİSTİ OLAN) KEMAL DEMİREL YALANLADI

DEMİREL: "SEVMEK ZAMANI'NIN HİKAYESİNİ BEN YAZDIM; SENARYOYU METİN ERKSAN'LA BİRLİKTE YAZDIK."

 

 

KEMAL DEMİREL, "SEVMEK ZAMANI" HAKKINDA, METİN ERKSAN'IN "ANLATMAYI UNUTTUKLARINI" ANLATTI

 

                                                   Coşkun Büktel, "Sevmek Zamanı" hakkında, filmin orijinal öyküsünün yaratıcısı Kemal Demirel ile, Cemal Bulunmaz kamerası önünde görüştü. Kırk altı dakikalık görüşmenin kaydını sunuyoruz: İzlemek için...

 

TIKLAYIN!

Kemal Demirel 

 

 

Yazımızı iki güncellemeyle geliştirdik

MAO TSE-TUNG'UN SIRA ARKADAŞI VE LEON TROCKI'NİN ÖĞRENCİSİ FADIL GARAN'IN İNTERNETTE İLK FOTOĞRAFI

Fadıl Garan (1903-198?)

Fotoğrafı çeken: Barış Büktel                                           (Osman F. Seden'in 1956 yapımı "İntikam Alevi" filminden)

Onu, Metin Erksan'ın "Sevmek Zamanı" (1965) filminden tanıyorsunuz

Fadıl Garan, 1950 ve 60'lı yıllarda, bazı Yeşilçam filmlerinde küçük roller oynadığını gördüğümüz, adını ve yüzünü unuttuğumuz bir oyuncu. Onu en çok "Sevmek Zamanı"ndaki, ut da çalan, duvar boyama ve süsleme ustası olarak hatırlıyoruz. (Fadıl Garan'ın filmografisi için, lütfen tıklayınız!)

DVD'si piyasaya çıkıp da, Metin Erksan'ın "kült film" olarak tanımlanan "Sevmek Zamanı" yeniden gündeme gelince, (DVD için yapılmış özel röportajda Metin Erksan tarafından verilen bilgiye göre, "Mao Tse-Tung'la birlikte Leon Trocki'nin öğrencisi olduğunu öğrendiğimiz) bu unutulmuş oyuncu hakkında bilgi edinmek için küçük bir internet araştırması yaptık. Ve Garan'ın ancak 11 filmlik bir filmografisine ve 1903'te doğduğuna ve 1980'lerde öldüğüne ilişkin bir bilgiye ulaştık. (GÜNCELLEME 2 Ağustos 2008:  Garan, bir ara Dostlar Tiyatrosu'nda da oynamış. Örneğin, "Bitmeyen Kavga"da Anderson rolündeymiş.) (GÜNCELLEME 5 Ağustos 2008:  Kemal Demirel'le yaptığımız söyleşide, sayın Demirel'in belirttiğine göre, Garan, Muhsin Ertuğrul ve Nâzım Hikmet'le birlikte Moskova'da bulunmuş ve orada üniversiteye devam etmiş. Muhsin Ertuğrul'un genel sanat yönetmeni olduğu dönemde, örneğin "Sevmek Zamanı"nın çekimleri sırasında, Garan, İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda, küçük roller de almış.)Araştırmamız sırasında Fadıl Garan'ın, internette bir tek fotoğrafının bile bulunmadığını da fark ettik.

İnternetteki bu eksiği (düşük kaliteli bir fotoğrafla da olsa) derhal gideriyor ve Garan hakkında daha fazla bilgiye ve daha kaliteli fotoğraflara sahip olan kişileri, ellerindeki belgeleri sitemize ya da başka sitelere göndererek, sinema seyircileriyle paylaşmaya davet ediyoruz.

"Sevmek Zamanı"nın DVD'si için yaptığı söyleşide Metin Erksan, filmin senaryosunu tek başına yazdığını, üstüne basarak vurguladığı ve DVD'de film, orijinal jeneriği yerine, sonradan üretilmiş bir jenerikle sunulduğu için, senaryo konusunda da küçük bir araştırma yaptık. IMDB'de bile, filmin tek senaristi olarak Metin Erksan gösteriliyordu. Ama vickipedia ansiklopedisinin, "Sevmek Zamanı" sayfasında, filmin senaristi olarak iki kişinin adları yer almaktaydı: Metin Erksan ve Kemal Demirel.

Kemal Demirel'e telefonla ulaşıp "Sevmek Zamanı"nı kimin yazdığını sorduk. Sayın Demirel, öyküyü kendisinin yazdığını, senaryoyu ise Metin Erksan'la birlikte yazdıklarını söyledi. Sormamız üzerine, elindeki somut kanıtlardan da söz etti.

Bu konularda duyarlı olduğumuz, bizim tarafımızdan Uğur Yücel'e karşı açılmış ve beş yıldır sürmekte olan "Jigolo ve Alacakaranlık davası"ndan da anlaşılabilir. Sezar'ın hakkı Sezar'ın olsun amacıyla konuyu derinleştirmek arzusunu duyduk ve Kemal Demirel'den yüz yüze bir görüşme için randevu talep ettik. Sayın Demirel'le muhtemelen Pazartesi günü buluşacağız.

Coşkun Büktel / 2 Ağustos 2008 Cumartesi.    

 

"Nihayet" başlıklı yazımızı güncelledik

 

GÜNCELLEME

 

 

Coşkun Büktel                         1 Ağustos 2008

 

(Özdemir Nutku iftirası'ndan üç yıl sonra −12 Temmuz 2008− iftiranın yer aldığı DT koordinasyon toplantısının iftirayla ilgili bölümünün video kaydı nihayet yayınlanabilmiş ve ortaya çıkan CD görüntüleri; o görüntüleri görmeden önce Şahin Ergüney'in hafızasına dayanarak anlattığı iftira olayını, iftiranın kendisiyle ilgili olmayan bazı önemsiz ayrıntılarda −örneğin, toplantıda Ergüney'e müdahale eden kişilerin sayısı hakkında− Ergüney'in hafızasını kelimesi kelimesine doğruluyor olmasa da; "meselenin özünde", Ergüney'in Nutku'ya yönelik iftira suçlamasının tamamen, yüzde yüz, kesinkes, en küçük kuşkuya yer bırakmayacak biçimde, "gerçeği" yansıttığını belgelemiş ve iftirayı güneş kadar apaçık ve net görülebilen bir hakikat haline getirmiştir. O CD görüntülerini −hakikati− ortaya çıkaran da zaten Şahin Ergüney'den başkası değildir.

Ne var ki, DT mensubu Ergüney; önce genel müdür Mine Acar'dan, daha sonra da genel müdür Lemi Bilgin'den izin alamadığı için, −ortaya çıktığı günden beri isteyen herkese bizim zaten göstermekte olduğumuz− CD kaydını internette yayınlamamıza uzun süre izin verememiştir. Sonunda, baskılarımızla yıldırdığımız iftira savunucusu isimsiz sapıklar, güneşi yalanlarla sıvayabileceklerine güvenerek, CD kaydını; kimseden izin almaya gerek duymaksızın ve iftirayı örtbas etmeye yönelik her türlü yalanla −"Canbaza bak!" diyen dikkat çelici, hareketli yazılarla− görüntüleri kirleterek ve görüntülere her türlü montaj hilesini tatbik ederek, yayınlayınca −Bakınız: "Yamalı Bohça"− aynı CD kaydını bizim de −tabii ki, montajsız, katkısız, hilesiz olarak− "çıplak görüntülerle", "çıplak gerçek" halinde, yayınlayabilmemiz mümkün hale gelmiştir. −Bakınız: "Nihayet!!!"− CB)

 

BU "ENGİZİTÖRLER" TARAFINDAN ELENMİŞ OLMAKTAN GURUR DUYUYORUM

 

Frankfurt Kitap Fuarı Türkiye Organizasyonu  Yazarlar Komitesi, Coşkun Büktel'i eledi

 

 

Coşkun Büktel                                               30 Temmuz 2008

 

"Bütün renkleriyle Türkiye" sloganıyla iş başına gelen ve "Theope" yazarı Büktel'in "yasak bir renk" olduğunu ve her platformda her türlü yöntemle (iftira dahil) engellenmesi gerektiğini bir kez daha kanıtlayan (önceki vak'alar için, örneğin, bakınız: "Özdemir Nutku iftirası", "Ölüleri Gömün skandalı") "yazarlar(?) komitesinde" şunlar var:

 

Enver Ercan       Moderatör (TYS Başkanı)

Halil İbrahim Özcan   Uluslararası PEN Türkiye

İhsan Işık    İLESAM Başkanı

Gökhan Cengizhan   Edebiyatçılar Derneği Başkanı

Adnan Özer   EDİSAM Başkanı

Ahmet Kot    Türkiye Yazarlar Birliği

Egemen Berköz    BESAM Başkanı

 

Nâzım Hikmet Oratoryosu'nun 100 kişilik orkestrasını Frankfurt'a göndermemesini, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, halkın parasını ekonomik kullanmak gibi vatansever görünümlü bir gerekçeyle bile açıklayabilir; ama hiçbir rengi bulunmayan Hasan Erkek'i yazar diye Frankfurt'a gönderip de, Türkiye'nin rengi şahsına münhasır en özgün birkaç yazarından biri olan Coşkun Büktel'i, her zaman ve her platformda yapıldığı gibi, yasaklayan (aforoz eden) yukarıda adlarını sıraladığımız orta zekâlı "yetenek-savar"ları, "yazarlar komitesi" payesi lütfederek göreve getirmesini ve somut sanatsal kriterlere destek vermek yerine, (kültür pazarını "kabile arasında" paylaşmış) tecimenlere destek vermesini ve devlet desteğini (kediye ciğer teslim edercesine) demirbaş tecimenlerin kutsal ittifakına teslim etmesini, hiçbir gerekçeyle (hatta hiçbir bahaneyle bile) açıklayamaz.

Çünkü yeryüzünde hiçbir yaratık, Hasan Erkek'in Coşkun Büktel'den daha yaratıcı, daha usta, daha önemli, daha dürüst, daha donanımlı,  daha verimli ya da daha kıdemli bir yazar olduğunu, kendini maskara etmeden iddia edemez. Erkek'in Büktel'den ancak daha "uyumlu ve itaatli" bir yazar olduğu söylenebilir. Ama Büktel gibi itaatsiz yazarlar yine her zamanki gibi aforoz ediliyorsa ve Frankfurt'ta Türkiye'yi temsil etmenin aranan kriteri "uyum ve itaat" olarak belirleniyorsa; bilinmelidir ki, bu kriterler, uluslararası alanda ülkemize ve Kültür bakanlığımıza onur değil, ancak utanç getirebilir.

Bakan Ertuğrul Günay verdiği sözden cayarak Nâzım Hikmet Oratoryosu'nu Frankfurt'a göndermiyor oluşuna sureti haktan görünen bir mazeret üretebilir ve kendini utançtan kurtarabilir; ama kültür "pazarımızın" her zamanki demirbaş "engizitörlerini" yazarlar komitesi sıfatıyla göreve getirmiş olmasının utancından hiçbir zaman kurtulamayacak; bu utancı da, "Ölüleri Gömün skandalı"nın utancını taşıyacağı üzere, tıpkı bir Gorbaçov lekesi kadar silinmez ama Gorbaçov lekesinden çok daha kirli bir leke olarak, yalnızca hayatı boyunca değil, "ebediyen" taşıyacak. CB

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN 7

DOSTOYEVSKİ'NİN "KARAMAZOV KARDEŞLER"İ ÜSTÜNE 

 

Coşkun Büktel                                               29 Temmuz 2008

 

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN 6

Eskiden akşamları çigan çalardı Artık elektrikler kesiliyor

Erdinç Özdemir

13 Eylül 1979, İzmir                                         (Bir belediye otobüsünde ayakta giderken)

 

Unutmamakta yarar var!

5 Ekim 2006

Özdemir Nutku Skandalı, Coşkun Büktel'e karşı işlenmiş tek suç olduğu için değil; ona karşı işlenen CD ile belgelenmiş tek suç olduğu için önemlidir. Önce Türkiye'nin en "meşhur" tiyatro profesörünün ahlaki düzeyini, daha sonra (o profesörün bir yazar örgütüne —OYÇED— başkan seçilmesiyle birlikte) ülkemizin "tüm" tiyatro çevresinin ahlaki düzeyini belgelediği için önemlidir. Tiyatro haberleri yayınlayan hiçbir tiyatro sitesinde bu skandalın haber yapılmayışı, okurların site sahiplerince, "bazı nahoş hakikatleri bilmesi gerekmeyen eşekler" olarak değerlendirildiğini (eşek yerine konduğunu) belgelemiş ve bu skandalı, günümüz Türk tiyatrosunun en önemli olgusu haline getirmiştir. (CD kaydı ve yayınlanmış itiraf gibi somut kanıtlar, başımızı kuma gömerek veya gözümüzü kapayarak yok edilemeyeceğine göre) diğer tiyatro sitelerinin Özdemir Nutku Skandalı'nı görmezden gelmesi, skandalın önemini (vahametini) hiç kuşku yok ki, azaltan değil, çoğaltan bir faktör olmuştur. 

Kimin kimi ısırması haberdir? Bu sorunun cevabını herkes biliyor, ama tiyatro sitelerimiz bilmezden geliyor.

(...)

Koskoca bir profesörün, (Özdemir Nutku'nun) otuz kişilik bir resmi DT toplantısında, Theope'nin sahnelenmesine ilişkin ortaya çıkan bir talebi, sırf yazarının eleştirilerinden duyduğu rahatsızlık yüzünden, açıkça yalan söylemeyi bile göze alarak bastırmaya çalışması ve "Fransa'da 16. yüzyılda yazılmış bir Theope var, Fransızca bilenler bir bakmalılar, aradaki benzerliği görmek için" diyerek Theope'ye düpedüz iftira etmesi, ve bu iftirayla yalnızca Theope yazarının onurunu hiçe saymakla kalmayıp toplantıda bulunan otuz tiyatrocunun zekâlarıyla da düpedüz alay etmiş ve bugüne dek hâlâ özür dilememiş olması, hiçbir tiyatro sitesince haber yapılmaya değer bulunmuyor. 

(...)

Özdemir Nutku Skandalı'nın bilgisine ulaşabilen, o hakikati keşfedebilen her dürüst insan, şüphesiz ki, o hakikati (onunla ilgilenebileceğini düşündüğü) başka insanlarla paylaşacak ve hakikat yayıldıkça, site sahiplerinin utanç payları her gün biraz daha artacak, okurları eşek yerine koymaları, her gün biraz daha zorlaşacaktır.

Şimdilik suçlular güçlü... Ama tarihsel süreç hakikati saklayanlardan yana değil, her zaman hakikatten yana işlemiştir.

Coşkun Büktel / 5 Ekim 2006

 

(Yazının tamamını okumak için şu başlığı tıklayınız: "Dost Sitelere")

 

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN 5

ÇEHOV OYUNLARI ÜSTÜNE 

 

Coşkun Büktel                                               24 Temmuz 2008

(...) Gerek "Martı"yı gerek "Vişne Bahçesi"ni, Türkçe ve İngilizce çevirileriyle karşılaştırdığımda, bir sürü inceliğin, Türkçe'de buhar gibi yok olup gittiğini gördüm. Nihal Yalaza Taluy çevirisi umduğumun tersine, Behçet Necatigil çevirisinden daha iyi yansıtıyor "Martı"yı. Taluy Rusça'dan, Necatigil Almanca'dan çevirmiş; bunun önemli olması gerektiğini biliyordum ama, Necatigil'in şairliğine daha çok güveniyordum. Ataol Behramoğlu'nun "Vişne Bahçesi" de oldukça kötü. Metni Türkçeleştireyim derken, farkında olmadan Türkleştiriyorlar. Örneğin, birinci perdenin sonlarına doğru, bir sessizliğin ardından Dorn, "The angel of silence is flying over us" (Sessizlik meleği üstümüzde uçuyor) dediğinde, dile getirdiği imgenin şiirselliği oyunun atmosferine hem uygundur hem de katkıda bulunur. Ama Türkçe metinlerdeki gibi "Şeytan geçti" demekle yetinirsek, evet, oyunun yalnızca Türkleşmesine katkıda bulunmuş oluruz. (...)

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN 4

THEOPE'Yİ YÖNETMEK İSTEYEN IŞIL KASAPOĞLU'YLA VE THEOPE'Yİ YÖNETMİŞ OLAN ALİ TAYGUN'LA, PROVA ÖNCESİ DÖNEMDE NELER YAŞADIM  

 

Coşkun Büktel                                               21 Temmuz 2008

 

(...) Dün, Taksim'deki sergide kitap satarken yanıma sakallı, tombulca bir genç adam yaklaştı:

"Afedersiniz, kitap satıcısı Coşkun Büktel'i arıyorum."

"Buyrun, benim."

Elini uzattı:

"Ben, Işıl Kasapoğlu."

Ve heyecanını belli etmekten hiç çekinmeden anlattı: (...)

 

Birbirine hiç benzemeyen üç adet büyük boy deftere ve üslup kaygısı gütmeden, içimden geldiği gibi, çalakalem yazılmış günlüklerim, "Cuma 24 Mart 1978 Sultanahmet" ibaresiyle başlıyor. Son yıllarda günlük yazmayı iyiden iyiye savsakladım. Hele internet sitesi yayıncılığına başladıktan sonra günlük yazmayı tümüyle bırakmışım. Yazdığım en son günlük yazısı, bir paragraftan ibaret ve "Aksaray, 29 Temmuz 2007" ibaresini taşıyor.

Oysa yazdıklarımı özgürce yayınlayamadığım yıllarda, günlüklerimle yoğun biçimde ilgilenir; özel hayatıma ve tiyatral mücadeleme ilişkin unutulmasını istemediğim ayrıntıları bu günlüklere alelacele kaydederdim.

Bugün epeyce bir aradan sonra bu günlükleri yeniden karıştırırken, kaydettiğim pek çok şeyin, bugün çok farklı boyutlar kazandığını ve zamanın yazdıklarımı daha bir anlamlı kıldığını fark edince; günlüklerimdeki bazı sayfaları, tarih sıralaması gözetmeksizin, zaman zaman yayınlayarak, okurlarla paylaşmaya karar verdim.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Tarihten "ibretamiz" bir yaprak

 

TAMAM, DÜRÜSTLERE İNANMIYORSUNUZ, PEKİ YALANCILARA İNANMAYA NE DERSİNİZ?! 

 

Tuncer Cücenoğlu gibi "resmi yazarlar" dürüst Coşkun Büktel'in kanıtlı  belgeli yazılarıyla (örneğin, "Çığ" yazısıyla) suçlandıklarında  Büktel'e inanmak istemeyen çevreler; herhalde, "yalan makinası" Mustafa Demirkanlı'nın aşağıya aktardığımız, kanıtsız / tanıksız / belgesiz dedikodularına inanmakta hiç zorlanmayacaklar. 

 

Demirkanlı, "bir zamanlar", ("el ense" ilişkilere karşı olduğu "bir zamanlar") Cücenoğlu gibi "resmi yazarlar" hakkında,  demiş ki: 

(...) Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep Bilginer gibi resmi yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş, Ankara koridorlarının yollarını ezberlemiş, bir çoğunun hâl⠓Koskoca Bakan” dediği siyasileri tanımış, deyim yerindeyse el ense olmuş bu zatlar ortalıkta dolaşırken, gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar karşısında, göreve gelen siyasiler de ortalıkta sürekli bunları gördüğü için, Türk tiyatrosunu bunların temsil ettiğini sandılar hep. Onların bir suçu yok. Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları. Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya başlarken; “Yarın bakanla sabah kahvaltısı yapacağım, senin sorunları anlatırım, çözeriz”, “Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim sizin tiyatroya özel önem verir.”, “Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.” gibi cümlelerle durdurdular insanları, insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve korktular. Yıllarca. (...)

Demirkanlı yazısının tamamını okumak ve yazıyı "belge" olarak da görmek için... TIKLAYINIZ

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN 3

THEOPE'Yİ YÖNETMEK İSTEYEN DT YÖNETMENİ CAN GÜRZAP'LA, DT DRAMATURGU ESEN ÇAMURDAN'IN ODASINDA NELER KONUŞTUK  

 

Coşkun Büktel                                               17 Temmuz 2008

(...) "Bakın, Can Bey" dedim, "bu oyunda tekrarlar olduğunu söyleyenler daha önce de çıktı. Esen Hanım da dahil olmak üzere şu anda adını hemen verebileceğim dört kişi, bana bu oyundaki tekrarları göstermeye söz verdiler. Tekrar okuyup tekrarları saptayacaklardı. Hepsi benden mühlet istediler. 'Bana bu hafta dokunma öbür hafta konuşuruz' gibi laflar ettiler. Esen Hanım bir ay sonraya attı. Aradan aylar geçti. Esen Hanım'la anlaşmamızın üstünden sekiz ay geçti. Ama hâlâ kimse bana bu oyundaki tekrarları göstermeye yanaşmadı."

Esen mırın kırın etti. Bana öyle bir söz vermediğini söyledi.

"Söz vermediniz. Öyle konuştuk. Öyle dediniz" dedim.

"Yani senden kaçıyoruz filan sanma" dedi.

"Ben hiçbir şey sanmıyorum, yalnızca ne olduğunu anlatıyorum" dedim. (...)

Birbirine hiç benzemeyen üç adet büyük boy deftere ve üslup kaygısı gütmeden, içimden geldiği gibi, çalakalem yazılmış günlüklerim, "Cuma 24 Mart 1978 Sultanahmet" ibaresiyle başlıyor. Son yıllarda günlük yazmayı iyiden iyiye savsakladım. Hele internet sitesi yayıncılığına başladıktan sonra günlük yazmayı tümüyle bırakmışım. Yazdığım en son günlük yazısı, bir paragraftan ibaret ve "Aksaray, 29 Temmuz 2007" ibaresini taşıyor.

Oysa yazdıklarımı özgürce yayınlayamadığım yıllarda, günlüklerimle yoğun biçimde ilgilenir; özel hayatıma ve tiyatral mücadeleme ilişkin unutulmasını istemediğim ayrıntıları bu günlüklere alelacele kaydederdim.

Bugün epeyce bir aradan sonra bu günlükleri yeniden karıştırırken, kaydettiğim pek çok şeyin, bugün çok farklı boyutlar kazandığını ve zamanın yazdıklarımı daha bir anlamlı kıldığını fark edince; günlüklerimdeki bazı sayfaları, tarih sıralaması gözetmeksizin, zaman zaman yayınlayarak, okurlarla paylaşmaya karar verdim.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

İTHAF: İftiranın (aşağıda sunduğumuz) CD'sini, iftirayı açıklamamıza rağmen, Özdemir Nutku'yu önce başkan, sonra "onur" kurulu üyesi seçmiş olan OYÇED (Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği) üyelerine ithaf ediyoruz.

Çünkü iftiranın CD'sini, yalnızca, balığın nasıl "baştan" koktuğunu teşhir eden bir belge olarak değerlendirmekle kalmayıp, OYÇED üyelerinin "onurları" hakkında fikir veren gayet net bir belge olarak da değerlendiyoruz.

Özdemir Nutku'yla "onur" duyan OYÇED üyelerinden talebimiz, sayılarının 70'ten fazla olduğu açıklanmış bulunan (Bakınız: Erbil Göktaş, "Coşkun Büktel'in ve başkalarının merak ettikleri 1" Yeni Tiyatro, sayı 3, Ocak Şubat 2008, sayfa 23.) bu "onurlu" üyelerin, iki yıldır nedense hâlâ açıklanmamış olan tam listesinin bir an önce açıklanması ve OYÇED'in bir nevi Ku Klux Klan değil, bir "sivil" toplum kuruluşu olduğunun kanıtlanmasıdır. Bunu yapamazsanız, tarihteki yeriniz, ancak "tarihin çöp tenekesi" olacaktır. CB 

 

NİHAYET!!!

 

"ÖZDEMİR NUTKU İFTİRASI”NIN CD’SİNİ, İNTERNETTE İLK KEZ, TÜMÜYLE VE “KILÇIKSIZ” OLARAK, (HAREKETLİ HARFLERLE "CAMBAZA BAKTIRIP" DİKKAT DAĞITAN, KAFA KARIŞTIRAN) YAZILAR VE ALT YAZILAR EKLEMEKSİZİN, “PARAZİTSİZ” OLARAK, NİHAYET, YAYINLAYABİLİYORUZ!

OKURLARIN ZEKÂSINA GÜVENİYOR, OKURLARI CD’NİN “KENDİSİYLE" VE VİCDANLARIYLA BAŞ BAŞA BIRAKIYORUZ!

Konuyu bilmeyen okurlara, Büktel'in "Theope"sinden başka, yeryüzünde yazılmış "Theope" adlı ikinci bir oyunun bulunmadığını hatırlatıyor ve Özdemir Nutku'nun ikinci "Theope" iftirasını örtbas etmek için (CD'nin ortaya çıkmasından önce) uydurduğu diğer yalanları, son sözü Nutku'ya vererek, bizzat Nutku'nun "kendi ifadeleriyle", bir kez daha, aşağıya aktarıyoruz:

Sayın Coşkun Büktel,

Benim hiçbir iddiam olmadı. Size olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş. Bazan eski belgeleri karıştırırken 17. yy.da yaşamış ikinci sınıf bir yazarın “Theope” adlı bir oyunu olduğunu öğrendiğimi söyledim. (CD'ye bakın bakalım, söylemiş mi?) Üstelik hiçbir imada bulunmadan. Metni görmedim, yalnızca adına eski bir belgede rastladım. Metni görseydim bile, Fransızca bilmediğim için oyunu okuma olanağı bulamayacaktım. Benim bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim. (CD'ye bakın bakalım, belirtmiş mi?) Bunu yalnızca bilgi olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim. (CD'ye bakın bakalım, eklemiş mi?)

 

(Kaynak: Nutku, "Coşkun Büktel'e Yanıt")

 

 
Özdemir Nutku konuşma from Cemal Bulunmaz on Vimeo.

 

 

12 Temmuz 2008

Unutmamakta yarar var!

Eski bir metinden kısa bir alıntı

Coşkun Büktel / 14 Nisan 2007

 

(...) o insanın sözlerini okurlardan saklayarak okurları aldatıp, o insanın aleyhinde kamu oyu oluşturmak ise, bulabileceğim en hafif deyimle, onursuzluktur. Mustafa Demirkanlı, okurların böyle bir onursuzluğa itibar edecek kadar ahmak ya da alçak olduklarına güveniyor.

 

(Kaynak: Coşkun Büktel, "Kim Değişti")

 

 

GÜNCELLEME (11 Temmuz 2008):                                          İsimsiz sapıkların, "Meselenin Özü"nü gözlerden kaçırmak için yaptıkları dezenformasyon çabalarına karşı, yazımızda zaten yer alan bazı ifadeleri vurguladık ve başlangıçta vurguladığımız ilk üç kelimeyi ise yazımıza sonradan ekledik. 

İsimsiz sapıklar, "Özdemir Nutku iftirası"nın CD'sini...

(dört bölüme ve bin parçaya bölerek ve Büktel'in CD'yi çarpıttığını kanıtlamak için, "CD ortaya çıktıktan sonra yazılmış" herhangi bir yazısından kaynak göstererek alıntı yapmak yerine; "CD ortaya çıkmadan önce", yani "yalnızca Şahin Ergüney'in hafızasına dayanarak" yazılmış yine de "meselenin özüne" ilişkin hiçbir hata içermeyen, "ilk" yazısından, evet, Büktel'in yalnızca o "CD öncesi" ilk yazısından, bazı cümleleri ve kaynağını asla belirtmeksizin cımbızlayarak ve iftirayı görünmez kılma amacıyla türlü şebeklikler yapıp her türlü montaj hilesine başvurarak, karmakarışık bir yamalı bohça halinde ve bu yamalı bohça'yı "orijinalden birebir" yalanıyla takdim ederek)

...güya yayınladılar.

(Bakınız: Hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org. Direkt link veremiyoruz çünkü yayınladıkları iftiraları, hatta yayınladıkları siteleri bile, kısa süre sonra silip yok ediyorlar. Okurlara yanlış link veriyor durumuna düşmek istemiyoruz.)

 

İsimsiz sapıkların örtbas etmek için ellerinden gelen her türlü şebekliği deniyor ve hiçbir sahtekarlıktan kaçınmıyor olması da bir kez daha kanıtlıyor ki...

...gözden kaçırmamakta büyük yarar var: 

 

Meselenin Özü  

(11 Temmuz 2008)

 

 

1) Özdemir Nutku, "Theope" adlı ikinci bir oyunun yazılmış olduğunu söylemektedir.

 

2) Yeryüzünde "Theope" adlı ikinci bir oyun yazılmamıştır.

 

3) Bu, demektir ki, Özdemir Nutku, Coşkun Büktel'e açıkça iftira atmıştır.

 

4) İftira iyi niyetle atılmaz.

 

5) Olayla ilgili somut veriler (Bakınız: Özdemir Nutku Skandalı) ve Nutku'nun ilk yalanı örtbas çabasıyla sonradan söylediği (ve CD'nin ortaya çıkmasıyla yalan oldukları anlaşılmış) diğer yalanlar (Bakınız: Nutku. "Coşkun Büktel'e Yanıt") ve Büktel'den hâlâ özür dilememiş olması, Nutku'nun iyi niyetli olmadığını zaten ayrıca kanıtlamaktadır.  

 

 

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN 2

"Shakespeare'siz Herifler"in teması (bugün de hâlâ) geçerliğini koruyor  

 

Coşkun Büktel                                               10 Temmuz 2008

(...) Hani şu ortaokul müsameresinden farksız "Savaş Yorgunu Kadınlar"ı ve "Nihavend Longa"yı onaylayan ve benden iyi bir zılgıt yediği halde (hepsini itin götüne soktuğum halde) gık diyemeyen o pespaye herifler "Shakespeare'siz Herifler"i reddetmişler.Ve Murat Karasu gibi güya seçimle gelmiş öbür herifler, Kültür Bakanı'nın "atadığı" bu heriflerin reddine şimdi can simidi gibi sarılıyorlar (...)

Birbirine hiç benzemeyen üç adet büyük boy deftere ve üslup kaygısı gütmeden, içimden geldiği gibi, çalakalem yazılmış günlüklerim, "Cuma 24 Mart 1978 Sultanahmet" ibaresiyle başlıyor. Son yıllarda günlük yazmayı iyiden iyiye savsakladım. Hele internet sitesi yayıncılığına başladıktan sonra günlük yazmayı tümüyle bırakmışım. Yazdığım en son günlük yazısı, bir paragraftan ibaret ve "Aksaray, 29 Temmuz 2007" ibaresini taşıyor.

Oysa yazdıklarımı özgürce yayınlayamadığım yıllarda, günlüklerimle yoğun biçimde ilgilenir; özel hayatıma ve tiyatral mücadeleme ilişkin unutulmasını istemediğim ayrıntıları bu günlüklere alelacele kaydederdim.

Bugün epeyce bir aradan sonra bu günlükleri yeniden karıştırırken, kaydettiğim pek çok şeyin, bugün çok farklı boyutlar kazandığını ve zamanın yazdıklarımı daha bir anlamlı kıldığını fark edince; günlüklerimdeki bazı sayfaları, tarih sıralaması gözetmeksizin, zaman zaman yayınlayarak, okurlarla paylaşmaya karar verdim.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Bu ülkede hakikat ne solcuları ne sağcıları ilgilendiriyor

samanyoluhaber.com'dan,

"Firuzan Tercan olayına dair Büktel yorumuna sansür... 

 

Coşkun Büktel                                               9 Temmuz 2008

(...)

Yukarıdaki "masum" yorumumun bile, üstelik demokrat, ılımlı ve haksever tanınmaya çalışan bir çevrenin (Samanyolcuların) sitesince dahi sansür edilmesi, bir kez daha gösteriyor ki; yazılarımda insanları asıl rahatsız eden ve onları sansüre mecbur kılan şey, bazılarının iddia ettiğinin tersine, yazılarımdaki hakaretler değil, yazılarımdaki "inandırma gücü"dür.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN

DT'de ancak dört gün sürebilen dramaturgluğum  

 

Coşkun Büktel                                               8 Temmuz 2008

Birbirine hiç benzemeyen üç adet büyük boy deftere ve üslup kaygısı gütmeden, içimden geldiği gibi, çalakalem yazılmış günlüklerim, "Cuma 24 Mart 1978 Sultanahmet" ibaresiyle başlıyor. Son yıllarda günlük yazmayı iyiden iyiye savsakladım. Hele internet sitesi yayıncılığına başladıktan sonra günlük yazmayı tümüyle bırakmışım. Yazdığım en son günlük yazısı, bir paragraftan ibaret ve "Aksaray, 29 Temmuz 2007" ibaresini taşıyor.

Oysa yazdıklarımı özgürce yayınlayamadığım yıllarda, günlüklerimle yoğun biçimde ilgilenir; özel hayatıma ve tiyatral mücadeleme ilişkin unutulmasını istemediğim ayrıntıları bu günlüklere alelacele kaydederdim.

Bugün epeyce bir aradan sonra bu günlükleri yeniden karıştırırken, kaydettiğim pek çok şeyin, bugün çok farklı boyutlar kazandığını ve zamanın yazdıklarımı daha bir anlamlı kıldığını fark edince; günlüklerimdeki bazı sayfaları, tarih sıralaması gözetmeksizin, zaman zaman yayınlayarak, okurlarla paylaşmaya karar verdim.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Gözden kaçırmamakta yarar var:

Meselenin Özü  

(4 Temmuz 2008)

 

 

 

1) Özdemir Nutku, "Theope" adlı ikinci bir oyunun yazılmış olduğunu söylemektedir.

 

2) Yeryüzünde "Theope" adlı ikinci bir oyun yazılmamıştır.

 

3) Bu, demektir ki, Özdemir Nutku, Coşkun Büktel'e açıkça iftira atmıştır.

 

4) İftira iyi niyetle atılmaz.

 

5) Olayla ilgili somut veriler (Bakınız: Özdemir Nutku Skandalı) ve Nutku'nun ilk yalanı örtbas çabasıyla sonradan söylediği (ve CD'nin ortaya çıkmasıyla yalan oldukları anlaşılmış) diğer yalanlar (Bakınız: Nutku. "Coşkun Büktel'e Yanıt") ve Büktel'den hâlâ özür dilememiş olması, Nutku'nun iyi niyetli olmadığını zaten ayrıca kanıtlamaktadır.  

 

 

 

Yaşam Kaya, sekiz ay sustuktan sonra, dün, Shakespeare'i 14. Yüzyıl'a maletmekle ilgili gafının tüm suçunu, Neslihan Uncuoğlu'na yıktı

"Sekiz Ay Önce İnsan, Sekiz Ay Sonra Kurt"

 

Coşkun Büktel                                               2 Temmuz 2008

Yaşam Kaya'nın Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'a karşı, 8 ay sonra (1 Temmuz 2008) yayınladığı "Shakespeare ve Türk Tiyatrosu Polemiği İçin Büktel’e ve Bulunmaz’a Yanıtımdır" başlıklı savunma yazısını...

...ve Büktel'in o savunma yazısı üzerine yazdığı "Sekiz Ay Önce İnsan, Sekiz Ay Sonra Kurt" başlıklı kısa "ön yorum" yazısını...

ve yine Büktel'in Yaşam Kaya cehaletine ilişkin Neslihan Uncuoğlu'na, bugün (2 Temmuz 2008) gönderdiği son mektubu okumak için...

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Tiyatro sitelerimizin değerli sahipleri!...      Değerli eleştirmen ve akademisyenlerimiz!...

Lütfen, gözlerinizi daha sıkı yumunuz!     Lütfen, kulaklarınızı daha sıkı tıkayınız!

 

 

 

COSKUNBUKTEL.COM ARŞİVİ

 

 

 

COSKUNBUKTEL.COM 2008/2

 

COSKUNBUKTEL.COM 2008/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2007/2

 

COSKUNBUKTEL.COM 2007/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2006

 

 

 

 

 

BÜKTEL'İN GÖR DEDİĞİ

(Linkler):

 

 

Hilmi Bulunmaz ile Kâzım Şimşek, kamera önünde, TAKSAV'ın Talat Halman skandalını konuşuyorlar.

 

Hilmi Bulunmaz, konuşmasında, yalnızca TAKSAV'ı ve Halman'ı eleştirmiyor; sırf hakikat adına uyarmış olmak için, TAKSAV'ı eleştirenleri de eleştiriyor ve onlara "Besmele çekmeden Fatiha okumanın" mantıksızlığını anlatıyor.

 

Bulunmaz ile Şimşek konuşmasının video görüntüsünü izlemek için, lütfen...

 

 TIKLAYINIZ!

————————————  

 

Koro halinde "susan" Türk tiyatrosuna Hilmi Bulunmaz müthiş yaratıcı bir kavram icad ederek isim taktı:

 

"KUZULARIN SESSİZLİĞİ KOROSU"

 

Türk tiyatrosunu "tümüyle" kapsayan o devasa "Kuzuların Sessizliği Korosu"nun kendilerine sanatçı diyen "pişkin" kalabalığı,

Özdemir Nutku iftirası, Talat Halman skandalı, "Çığ" rezaleti, "Ölüleri Gömün" pespayeliği hakkında Büktel ve Bulunmaz'ın ortaya  koyduğu, iki kere iki dört gibi kesin, somut, belirli, belgeli, kaynaklı kanıtları,  tam bir akort (konsensüs)  halinde, çığlık çığlığa "susarak", sessizliğin şalıyla örtbas etmeye, hafızalardan silmeye çalışıyorlar. Türk tiyatrosunda yelpazenin "tüm" renkleri, birbirinden nefret eden "tüm"  fraksiyonlar, bir tek bu konuda uzlaşıyorlar.  

Lütfen TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

ERBİL GÖKTAŞ, HAYATİ ASILYAZICI'YI  "EMEK HIRSIZLIĞI"YLA SUÇLUYOR:

"İsmet Küntay Ödülleri'nin geleceği karartıldı"

TIKLAYINIZ!

————————————

BENGİ YAYINLARI'NDAN YAKIN TÜRKİYE TARİHİNE İLİŞKİN İKİ KİTAP DAHA

Kitapların arka kapak tanıtımlarını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————

KEMAL ORUÇ ULUSAL KANAL'DA

 

 

 

 

 

 

 

"Gibi Yapanlar"ın yöneticisi Kemal Oruç, 20 Aralık Cumartesi günü 15.00'da, Ulusal Kanal'da, Zafer Bilgin'in sunduğu Sanat Hayatı adlı programa konuk oluyor.

————————————

 

GÜNCELLEME

17 Aralık 2008

Aşağıdaki haberimizle ilgili olarak (Yenikapı Tiyatrosu yöneticisi ve Talat Halman skandalı'nı, Özdemir Nutku skandalı'nı, Çığ skandalı'nı görmezden gelenler kulübünün bir numaralı militan temsilcisi) Orçun Masatçı'dan aldığımız mesajı, kendi imlasıyla aktarıyoruz:

"Yenikapı Tiyatrosu bugün Yunanistan büyükelçiliği önündeydi!
 
İzmir Yenikapı Tiyatrosu sanatçıları bugün saat 13.00 te Yunanistan İzmir Konsolosluğu önünde toplanarak Aleksi sen bizim kardeşimizsin dedi.
basın açıklamasını okuyan Aurielen Meriç;
"Yunanistan Polisi Türkiyedeki meslektaşları gibi dünyada sıkça yayılan faili meçhullere yenisini ekledi. bizler bu katliamları Festus Okey'den, Baran Tursun'dan, Uğur Kaymaz'dan hatırlıyoruz" diye sözlerini başladı. basın açıklaması Victor Jara'nın sözleriyle son buldu. "soz söz ezilenlerin olacaktır, faşizmin hunharca katlettiği Victor Jara kollarının ezildiği satadyumda haykırıyordu, o haykırış bizimhaykırışımızdır; el pueblo jamas sera vencido ! Birleşen halklar asla yenilmez"
açıklama sırasında "selam selam Atina'ya bin selam" , "katil polis hesap verecek" , "susma haykır halklar kardeştir" sloganları haykırıldı. açıklama denize bırakılan karanfillerle sona erdi.

 

Yenikapı Tiyatrosu, 16 Aralık 2008 Salı günü 12.30'da, İZMİR'de, Sevinç Pastahanesi önünde, (Atılım ve Milliyet dahil, pek çok Türkçe kaynakta adı yanlış olarak "Aleksandos" biçiminde yazılmış olan) 16 yaşındaki Aleksandros Grigoropoulos'un polis kurşunuyla öldürülmesini protesto ediyor.

Lütfen Tıklayınız:

YENİKAPI TİYATROSU'NDAN YUNAN FAŞİZMİNE KARŞI PROTESTO EYLEMİ

————————————

 

2. GÜNCELLEME:

15 Aralık 2008

12 Mart darbesi generallerince Kültür Bakanı yapılmış Talat Sait Halman'a TAKSAV tarafından emek ödülü verilmesini, (Hilmi Bulunmaz, Özgür Başkaya, Orhan Aydın, vb. paralelinde) protesto etmişken, sonradan yeni bir açıklama yayınlayarak (Bakınız: Bir önceki güncelleme) "geri adım" atıp, protestodan cayan dört tiyatro hakkında...

Özgür Başkaya'nın gönderdiği kınama yazısı:

TAKSAV'I ANLAYAMADIKTAN SONRA DÖRT TİYATRO GRUBUNU DA  ANLAYAMAMAK!!

 

GÜNCELLEME:

13 Aralık 2008

Aşağıdaki haberimizi yayınlamamızdan kısa süre sonra, mail kutumuzda Orçun Masatçı imzasıyla gönderilmiş bir mesaj bulduk. Mesaj ister Masatçı'nın kendinden, ister Masatçı'nın adını kullanan meçhul birinden gelmiş olsun, her iki durumda da, olayın vardığı boyutları okurların bilmesi gerektiğine inanıyor ve söz konusu mesajı, (imlasına dokunmaksızın) aşağıya aktarıyoruz:

Taksav'ın , bu sene 13.sünü düzenlediği Ankara Tiyatro Festivali kapsamın da Talat Sait Halman'a verilen Emek Ödülünü dört tiyatro ekibi olarak (Ve Sanat,Tiyatro 8,Kızıltepe Belediye Tiyatrosu,Sinop Sanat Tiyatro'su)ortak bir dille karşı olduğumuzu belirtmiş ve bunu kamuoyuna duyurmuştuk.Ancak,son  süreçte internet üzerin de Taksava karşı neredeyse art niyetli bir kampanya düzenlenmesi ve Taksav'ın düzenlediği Tiyatro Festivalini hedef alması yaptığımız eylemi bir kez daha düşünmemize neden olmuştur.
Taksavın bu güne kadar Tiyatro adına çok şey yaptığı ortadır.Gerek Profesyonel gerekse Amatör Tiyatro yapan bir çok ekibi aynı sahnede buluşturan bu festival,özellikle  yasakçı zihniyelere inat , Kürtçe Tiyatro yapan ekipler başta olmak üzere, farklı dillerden ve kültürden bir çok tiyatro ekibini ve bu ekiplerin oyunlarını ,en ücra yerde ki seyirciye kadar ulaştırma gayesi taşımıştır.
İnternet üzerinde yapılan haberlere ve yorumlara inat Taksavın ,Tiyatro sanatına çok büyük katkılar sunduğuna ve aydın bir kurum olduğuna  inancımızı sürdürür ve Taksavın yanında olduğumuzu kamuoyuna bildiririz.
 
Ve Sanat(Ankara)TEL:05067843200
 
Tiyatro 8(İzmir)                   TEL:05542149009
 
Kızıltepe Belediyi Tiyatrosu(Mardin) TEL:05055612329
 
Sinop Sanat Tiyatrosu (Sinop)            TEL:05362128056

 

TAKSAV'ın düzenlediği  festivalde yaşanan TALAT HALMAN skandalı hakkında

 

festival komitesi  başkanı

YENER AKSU'NUN SAVUNMASI

Söz konusu skandala ilişkin, Hilmi Bulunmaz tarafından başlatılmış ve festival boyunca başka katılımlarla kapsamı genişletilmiş eleştirileri cevapsız bırakan Yener Aksu, festivalden sonra, (DÜZELTME 16 Aralık 2008: "Festival sırasında") 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nin Ardından PANEL: "Tiyatroların Örgütlenmesi-2" başlıklı bir etkinlikte söz alarak, Talat Halman'a "emek ödülü" verilmesindeki mantığı savundu.

Skandalı eleştiren diğer isimlere ve kurumlara hiç değinmeyen, cevabında onları önemsemeyerek yalnızca "bizim arkadaşımızdır, düşüncelerini önemseriz" dediği Özgür Başkaya'yı muhatap aldığı görülen Yener Aksu'nun, linkini verdiğimiz panelde yaptığı savunmayı, skandalla ilgili diğer yazıların da yer aldığı sayfamızda, virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz. Lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————

 

"Shakespeare'siz Herifler"i okumuş olanlar Akmen'in Korhanvari sabuklamalarını ancak merhametli bir tebessümle karşılayabilir.

Engin Alkan, Üstün Akmen'e bir kez daha dersini veriyor.

Hilmi Bulunmaz sağ olsun! Onun sayesinde tembellik hakkımı kullanabiliyor, gözlerimi internet ekranında daha az yoruyor, kitap okumaya veya DVD setretmeye daha çok vakit ayırabiliyorum. Çünkü tiyatro adına internette görmem gereken her şeyi, Hilmi Bulunmaz, okurları için arayıp buluyor ve sitesine koyuyor. Bulunmaz'ın tiyatroyun.blogspot.com sitesi, tiyatroseverlerin görmesi gereken her haberin ya da her yazının ya metnini ya da linkini tek başına içeriyor.

Bulunmaz sayesinde haberdar olduğum son yazı, Engin Alkan'ın "Laf-ü Güzaf" başlıklı yazısı oldu. (Benim Dil Derneği baskısı yazım kılavuzum "Laf-u Güzaf" yerine "Lafügüzaf"ı tercih etmiş.)

Engin Alkan "Laf-u Güzaf"ta, bir Üstün Akmen eleştirisini eleştiriyor. İlk kez Engin Alkan'ın "Prova Notları" başlıklı sitesinde yayınlanmış olan Alkan eleştirisini, ben de coskunbuktel.com'a aynen aktardım ve Alkan metninin sonuna kendi katkımı ekledim. Lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————
 

Hilmi Bulunmaz'ın son keşfi:

Gazete köşesi sınırları içinde makul sayılabilecek bir Hasan Anamur eleştirisi

Türk tiyatrosunda, yargılarını gerekçelendirebilen, gerekçelerini oyun metninden çıkarılmış somut kanıtlarla belgelendirebilen, "eleştiri gibi bir eleştiri" bulabilmek için; insanın, Hilmi Bulunmaz gibi, (kendini, internette tiyatro adına yayınlanan her şeyi arayıp bulmakla, okumakla görevlendirmiş) bir kaşif olması gerekiyor.

Hasan Anamur'un sıkıcı yazılarını uzun zamandır okumadığım için, Ali Taygun yönetmenliğinde gerçekleştirilmiş İBŞT yapımı "Vişne Bahçesi" hakkında Anamur tarafından yazılmış eleştiri yazısını fark etmemi, Hilmi'nin o yazıyla ilgili değerlendirme yazısına borçluyum.

Anamur, gazetede kendisine ayrılan yerin sınırları içinde, oldukça makul sayılabilecek bir eleştiri yazısı yazmış. Herhalde "yeri dar" olduğu için Anamur, yargılarını inandırıcı biçimde gerekçelendirebildiği halde, gerekçelerini inandırıcı somut kanıtlarla belgeleyemiyor. Bu yüzden ben, yazının, ancak, koyun bulunmaması yüzünden Abdurrahman Çelebi denilen keçi kadar değerli olduğunu düşünüyorum. (Ama bu kadarı bile Hilmi'yi heyecanlandırıyor ve ona Anamur'un yazısını destekleme gereğini hissettiriyor.)

Ben de Hilmi'nin bu hissiyatına katılmanın ve Anamur'un yazısına küçük bir katkıda bulunmanın yararlı olacağını düşündüm. Anamur, yazısının bir yerinde diyor ki:

Program broşüründe Stanislavski’nin yorumunu eleştiren Taygun, Çehov’un bu oyun üzerine görüşü olarak ileri sürdüğü bir yaklaşım üzerine kurmuş bütünü: “Elimden çıkan oyun bir dram değil bir komedi, hatta yer yer bir fars.” Oyunda yer yer farsa kaçan durumlar gerçekten olsa da bunlar yaşanan ‘dram’ın bilincine tam varamayan uşak ve hizmetçilerin davranışlarıyla sınırlıdır: Mürebbiye Şarlotta hüzünlü bir biçimde yaşamından yakınırken cebinden bir hıyar çıkarıp yemeye başlar ve bunu ayrıca vurgular. Ancak, “Her şey basit olmalıdır, teatral olmamaktır esas” diyen Çehov’un bir yaşam dilimini sahneye tüm boyutlarıyla ve doğal haliyle yansıtma düşüncesini benimsersek, oyuna serpiştirilmiş birkaç ‘fars’ öğesine karşın, Stanislavski’nin görüşüne katılmamız, çevremizdeki tüm aykırılıklara karşın hüznü, acıyı ve ironiyi içimizde yaşamamız gerekir.

Dört perdelik gayet dramatik oyunlarını,  Çehov'un, sahnede gördüğü kimbilir hangi saçma mizansene tepki olarak, "komedi" biçiminde tanımlamış olmasını yönetmenlerin mümkün olan en yanlış biçimde değerlendirmesi bahsinde, yönetmen Ali Taygun hiç de yalnız sayılmaz:

Çehov'un, dramatik oyunlarını "komedi" olarak tanımlamış olması, yıllar önce, Yücel Erten'e de, İstanbul DT'nin Taksim Sahnesi'nde, "Martı"yı maskara etmek fırsatını ya da bahanesini ya da cesaretini vermişti. Yücel Erten de "Martı"nın bazı sahnelerini olabilecek en yanlış biçimde, fars biçiminde, sahneleyerek oyunu katletmekten çekinmemiş, böylece, seyirciye Çehov göstermek yerine, kendisinin ne kadar cesur (uçuk) bir yönetmen olduğunu göstermişti. Örneğin bir sahnede, (sırf Çehov'un "oyunlarım komedidir" demesi yüzünden) metinde bulunmayan bir Yücel Erten mizanseni gereğince, oyunculardan birinin yemek masasındaki örtüyü dalgınlıkla çekip masa üstündeki tabak çanakları yere saçtığı abuk sahne, aradan geçen yaklaşık yirmi yıldan sonra, bugün  bile hâlâ aklımdan çıkmaz. Mürebbiye Charlotta'nın o hüzünlü konuşmadan sonra o çok ünlü hıyarını cebinden çıkarıp yemesi, ne kadar iç burkucu, derin, ince ve trajikomik bir Çehov buluşu ise; tabak çanakların yere saçılması da, hiç şüphe yok ki, Çehov derinliğini aynı ölçüde yok eden, espriden yoksun, kaba saba bir "inek şaban" abukluğudur.

Anamur'un eleştiri yazısına ulaşmak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

Çehov adına yitirilmiş bir fırsat

————————————
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bakırköy'de, ya sanatçı ve seyircinin desteğiyle bir "sanat mabedi", ya da sanatsal yetersizlik ve ilgisizlik nedeniyle "düğün salonu"  olabilecek, yeni ve "elverişli" bir mekân:

 

BAKIRKÖY SANAT MERKEZİ

 

Bakırköy Sanat Merkezi oyuncularından seyrettiğimiz "Çıkmaz Sokak" oyunu hakkında Hilmi Bulunmaz'ın (tamamen katıldığım) görüşlerini okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

Türkiye'de yayınlanmış en makbul tiyatro dergisi "Tiyatro 70"in ve yayınladığı tiyatro oyunlarıyla tiyatro tarihimizi biçimlendiren İzlem Yayınları'nın kurucusuydu...

 

ÖZGÜR TİYATRO'NUN DÜZENLEDİĞİ S. GÜNAY AKARSU'YU ANMA TOPLANTISINA HİLMİ BULUNMAZ DA KONUŞMACI OLARAK KATILIYOR

 

Özgür Tiyatro'nun gönderdiği haberi okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

 

 

Talat Halman skandalı'nı, Özdemir Nutku skandalı'nı, Çığ skandalı'nı görmezden gelenler kulübünün bir numaralı militan temsilcisi

YENİKAPI TİYATROSU 13. ULUSLARARASI ANKARA TİYATRO FESTİVALİ'NDE

Orçun Masatçı'nın gönderdiği dokuz günlük etkinlik raporunu okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

————————————   

 

 

 

Büktel, Boğaziçi Üniversitesi'nde Konuştu

Coşkun Büktel'in Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim bölümü  öğrencileriyle yaptığı bir buçuk saatlik sohbet toplantısının video görüntülerini izlemek için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————   

Hilmi Bulunmaz ile Kazım Şimşek, TAKSAV'ın Talat Halman skandalını kamera önünde konuşuyorlar. Videoyu izlemek için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

TAKSAV'IN KUTSADIĞI TALAT HALMAN'A KARŞI TAVIR

————————————   
 

"soL", TAKSAV "EMEK ÖDÜLÜ" SKANDALINI GÖRMEZDEN GELENLER KULÜBÜNE DAHİL OLMAYI REDDEDİYOR

TAKSAV'ın Talat Halman'a verdiği skandal "emek ödülü"ne, soL dergisi de yaptığı bir haberle tepki gösterdi. Haberin linkini, Hilmi Bulunmaz'ın aşağıya aktardığımız sunuş yazısının hemen altında bulacaksınız:

Türkiye tiyatrosu, kendini Kültür Bakanlığı çanağı beşiğinde uykuya yatırmışken, tiyatral faşizme karşı sürekli olarak savaşım veren Hilmi Bulunmaz'ın ortaya çıkardığı "Talat Sait Halman skandalı"na gösterilen tepkiler hızla büyüyor. Anti-faşist kişi, kuruluş ve kurumların tepkisine neden olan "Talat Sait Halman skandalı", Orhan Aydın, Coşkun Büktel, Özgür Başkaya'dan gelen tepkilerin yanı sıra; Su Gösteri Sanatları Sahnesi, Nazım Hikmet Kültür Merkezi Tiyatro Topluluğu, Değişim Atölyesi Oyuncuları, Özgür Tiyatro, Sanat Tiyatrosu, Tiyatro 8, Kızıltepe Belediye Tiyatrosu, Sinop Sanat Tiyatrosu, Amatör Tiyatrolar Birliği'den gelen ciddi tepkilerle protesto edildi. 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman'a, hem de "Emek Ödülü" adıyla verilen ödünü gündemde tutan soL gazetesi, tarihe karşı sorumluluğunu yerine getiriyor. soL'dan okuyunuz (HB):

TAKSAV ÖDÜLÜNE TEPKİLER BÜYÜYOR

————————————   
 

Amatör Tiyatrolar  Birliği adına Özgür Başkaya yazdı: 

TAKSAV FESTİVAL EKİBİ VE TİYATRO CAMİASINA..

 DUYURU…

Özgür Başkaya'nın Talat Sait Halman skandalı nedeniyle TAKSAV'a karşı yeni tutumunu açıkladığı duyuruyu okumak için, skandalla ilgili tüm yazıların yer aldığı sayfamızı...

TIKLAYABİLİRSİNİZ!  

————————————   

NOSTALJİK "THEOPE" RÖPORTAJLARI

Coşkun Büktel'in reddettiği, gidip seyretmediği, 18 yıl önceki İstanbul Şehir Tiyatrosu prodüksiyonu "Theope" üzerine, Kürşat Başar ve Nihal Geylan Koldaş'ın, TRT 1 televizyonu adına  Büktel'le ve "Theope" yönetmeni(!) Ali Taygun'la, o 1990 sezonunda gerçekleştirip yayınladıkları ekran   röportajlarını; Hilmi Bulunmaz, 18 yılın ardından, bugün, internete taşıdı.

Kürşat Başar'ın Büktel'le röportajı Ortaköy'deki TRT  stüdyolarından birinde; Nihal Geylan Koldaş'ın Büktel'le röportajı, Büktel'in o zamanlar oturmakta olduğu Cihangir/Havyar Sokak'taki evinde çekilmişti. Ali Taygun'la yapılan röportaj ise, belli ki, "Theope"nin o sezon  gösterimde olduğu (kısa süre önce "Kazmacıbaşı"  Orhan Alkaya'nın marifetiyle yıkılmış bulunan) Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin fuayesinde çekilmiş.

O günlerde oyunun gösterimi devam ettiğinden ve Büktel (budanıp kuşa çevirilmiş, kötü oynanmış ve daha da kötü yönetilmiş olduğu için, provalar sırasında protesto ettiği) o prodüksiyonun başarısızlığında en küçük payı olsun istemediğinden, her iki röportajında da, prodüksiyona hiç değinmeksizin, yalnızca metinle ilgili bilgi veriyor.

Elimizdeki görüntüler, TRT 1'de yayınlanmış görüntülerin kalitesiz bir kopyasıydı. İnternete konunca, görüntüler birkaç misli daha kalite kaybetmiş. Keşke TRT'den birileri bu satırlara rastlasa ve durumdan vazife çıkararak, 1990 yılına ait o görüntülerin orijinallerini arşivden bulup bize ulaştırsa... Neyse ki sesler, oldukça net.

Röportajlar arasına oyundan sahneler de konmuş. Theope'yi Berna Laçin, Menoikeus'u Hüseyin Köroğlu, Teiresias'ı ise rahmetli İsmet Ay oynuyor.

Nostaljik "Theope" röportajlarını seyretmek için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız!

Kürşat Başar ve Nihal Geylan Koldaş, Coşkun Büktel'le "Theope" oyununu konuşuyor

————————————   

GÜNCELLEME

12 Kasım 2008:

Aşağıda yer alan 7 Kasım 2008 tarihli "GÜNCELLEME" yazımızla ilgili olarak, Özgür Başkaya'dan bir cevap mesajı geldi. Virgülüne dokunmadan, yorumsuz aktarıyoruz:

merhaba..

taksav yazım hakkında söylediklerinizi okuduğumda (önce coşkun büktel'in yazısını) şaşırdım da kaldım..

bütün yazı boyunca bana tek bir cümle söyleyebilirmisiniz bu kınamayı yapan ilk ve tek kişi olduğuma dair yazılmış olan..

bir kınama yazısı yazmayı zaten düşünüyordum.. kabul etmeliyim ki sizinle(hilmi bulunmaz)yaptığımız telefon konuşmasıyla bunu hızlandırdım..

ben farklı kurumların farklı yerlerden yaptığı eleştirilerin daha yaygın duyulacağına ve ses getireceğine inanarak yazılar yazarım.. bu yazılarda bu konuda çıkmış belge ve birikimlerin yeri oladabilir olmayadabilir. bu o süreçteki yaptığınız ve yapacağınız açılıma bağlıdır.. ülkenin-tiyatronun herhangi bir sorununda durmadan referans göstererek yada ille alıntı yaparak yazı yazılamaz. bu diğer kurumları yoksaymak ya da görmezden gelmek anlamlarına gelmez.. ayrıca temel konularda ortaklaşatığımız vasıtasıyla bunun sadece bir alınganlığın sonucu olduğu ya da olabileceği düşüncelerini taşıyorum.. yazının bilimsel bir tarafı olmadığı gerçektir.. çünkü bilimsel olması için gerekli kıstasların dışında ve tepkiseldir.. etikle ters düşmek eleştirisi ise asla kabul edilemez.. burada herhangi bir eserden izinsiz alma vb.. yoktur. bu bir destek yazısı değil ortak düşüncelerde olan insan-kurumların öznel tepkileridir.. mustafa demirkanlı sizin adınızın (hilmi bulunmaz) geçmediği için bu yazıyı basıyorsa zaten kendi sitesine yönelik bir hata içindedir.. (burada sayın demirkanlıyla hiç ilgilenmediğimi bilmenizi isterim.) beni ilgilendirmez..

ben bulunmaz tiyatro ve hilmi bulunmaz ile ilgili hem olumlu görüşlere sahibim hemde tiyatronun buradaki dergisini dağıtmayı üstlenecek kadar politik destek bilinci içindeyimdir.. ayrıca coşkun büktelde hemen tüm yazılarını okumaya çalıştığım, yanılmıyorsam tüm kitaplarını okuduğum ve duruşu konusunda takdirlerimi belirttiğim bir yazardır.. burada yapılan eleştiriler ise benmerkezci bir bakış açısının ürünüdür.. orhan aydın'ın yazdığı ve aslında tahir özçelik'i öne çıkaran yazıdan ne öğrenip ne öğrenmeyeceğime karar vermek elbette kimsenin harcı değildir.. yumurtasız omlete ise söylenecek söz bulamıyorum.. çünkü yumurta dediğiniz tek bir tavuktan çıkacak diye birşey yok.. işin ironik- deyimsel tarafı ise buraya yakışmamış zaten..

tüm bunlara rağmen hilmi bulunmaz ve coşkun büktel'in kırılganlıları-duyarlılıklarını incittiysem bu yapmak isteyeceğim birşey değildir..üzgün olduğumu bildiririm..

özgür başkaya

 

not: yazıyı kime ve nasıl yazacağıma karar veremediğimden yukardaki çorbayı yolluyorum.içimden gelenlerdi bilmenizi istedim..

selam ve tiyatro dostluğuyla...

 

 

GÜNCELLEME

7 Kasım 2008:

12 Mart bakanı Talat Halman'a TAKSAV tarafından ödül verilmesini kınayanlar arasına Özgür Başkaya da katıldı.

Başkaya'nın "TAKSAV DANIŞMA KURULU VE FESTİVAL KOMİTESİNİ ANLAYAMAMAK!" başlıklı yazısı şu  kınama paragrafıyla bitiyor:

Kısaca bahsettiğim ve önemli olduğunu düşündüğüm bu nedenlerle TAKSAV tarafından verilen bu ödül nedeniyle sorumluları kınıyor ve Shakespeare'in sözüyle “İZAN” a davet ediyorum..

Başkaya, yazısında, TAKSAV'ı kendinden önce kınayanlara hiç değinmiyor. Sanki TAKSAV'ın Halman'la ilgili tavrını kınayan ilk ve tek kişi kendisiymiş gibi, kendinden önceki belge birikimini görmezden gelerek yazı yazıyor. Bu tavrın yalnızca bilimsellikle değil, etikle de ters düştüğüne inanıyoruz.

Oysa Orhan Aydın'ın aşağıda aktardığımız yazısındaki şu cümle, bu konuda doğru tavrın ne olması gerektiğini Başkaya'ya öğretmiş olmalıydı:

Sevgili Bulunmaz.

 

Öncelikle 12 mart faşizminin kültür bakanı Talat HALMAN’a Ankara Tiyatro Festivali’nin ödül vermesini protesto etmeni alkışlarla karşıladığımı bilmeni

istiyorum.

Özgür Başkaya'nın kendinden önceki tespiti yok sayan kınamasını okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

TAKSAV DANIŞMA KURULU VE FESTİVAL KOMİTESİNİ ANLAYAMAMAK!

  ————————————   

Düzenlediği Ankara Tiyatro Festivali çerçevesinde, (Deniz Gezmiş'ler geleneğinden geldiğini sandığımız) TAKSAV'ın, (Deniz Gezmiş'leri asan 12 Mart sıkıyönetimi  izniyle Kültür Bakanı olmuş) Talat Sait Halman'a "emek ödülü" vermesi; darbe karşıtı Hilmi Bulunmaz'ın tepkisine yol açmış, ama Hilmi Bulunmaz, sol çevreler tarafından, bu tepkisinde tümüyle yalnız bırakılmıştı... Ta ki bugüne kadar:

Orhan Aydın'dan Bulunmaz'ın tepkisine destek mesajı

Sevgili Bulunmaz.

 

Öncelikle 12 mart faşizminin kültür bakanı Talat HALMAN’a Ankara Tiyatro Festivali’nin ödül vermesini protesto etmeni alkışlarla karşıladığımı bilmeni

istiyorum.

 

Faşizm’in o en kara yüzünün bir tiyatro festivalince kutsanması, üstüne çok konuşulması gereken bir durumdur.

 

Sanat alanlarının devrimci duruşları nasıl terk ediyor olduklarının da bir belirtisidir.

 

Siz BULUNMAZ tiyatro olarak, yarın akşam önemli bir  etkinlik yapacaksınız.

 

Tahir ÖZCELİK Türkiye tiyatrosu için önemli çabalar üretmiş, katkılar sağlamış bir dosttu.

 

Dilerim tiyatro yaratıcıları genç arkadaşlarım, Tahir Özçelik’in kim olduğunu, tiyatromuz için yaptıklarını, Tiyatro’70 ve sonrası dergilerin bizlere katkısını anlamak için orada olurlar.

 

Orada olmak istiyordum ancak, aynı akşam Barış Radyo’da iki saatlik bir programa konuk oluyorum.

 

Elbette tiyatro konuşacağız, AKP yi konuşacağız, Barış’ı konuşacağız ama KAZMACIBAŞI’nı daha çok konuşacağız.

 

Haber çağrı metni ekteki dosyada.

 

Sevgiler, kolaylıklar..

 

Orhan Aydın

 

***

 

Mesajın, Hilmi

Bulunmaz tarafından yayınlanmış orijinal sayfasını görmek için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

————————————   

"İnançlara saygılı"(!) AKP'den, "Tanrı Yanılgısı" ("The God Delusion") kitabı yazarı ateist bilim adamı Prof. Richard Dawkins'in internet sitesine sansür

TIKLAYINIZ!

————————————   

Beleşçilere" suçüstü

YİNE HİLMİ BULUNMAZ YAKALADI:

Dostlar Tiyatrosu Efes Pilsen'den beleş para alıyor; karşılığında afişine Pilsen'in logosunu basıyor; ama Dostlar'dan utanan "Dostlar dostları", afişteki logoyu mozaikleyerek sansür ediyorlar. Böylece ne kapitalizmin beleş parasından vazgeçiliyor ne de kapitalizme karşı olmaktan...

Bulunmaz.. Bulunmaz.. yine Bulunmaz!... Sıkıldım artık! Link vermeye değer bulduğum bütün tiyatral işleri, bütün keşifleri neden yalnızca Bulunmaz yapıyor? Türk tiyatrosunun geri kalanında neden hep ya bir ölüm sessizliği, ya vıdı vıdı, ya da canlılık belirtisi olarak bir cehalet sergilemesi var? Bulunmaz'ın sitesinden başka yerde neden yaprak titremiyor? Neden tüm referanslarımı, tüm linklerimi Bulunmaz'a yöneltmek zorunda kalıyorum?

Düşman kazanmaktan biz de hoşlanmıyoruz. Ama hakikati söylemek bu kültür çölünde ne yazık ki düşman kazandırıyor. Yine de, eğer bu çöle razı değilsek, bu çölde kültür yeşertmeyi görev edinmişsek, düşman kazanmaktan korkmaksızın yaşamak, hakikati her türlü bedeli göze alarak savunmak, gerçek ile sahte değerleri ayırmanın gerekli bilincini ve ahlakını yaratmak ve yerleştirmek zorundayız. Ama ne yazık ki, cesur ve fedakar üç-beş insanın (Örneğin, Hülya Karakaş, Nedim Saban) süreklilik göstermeyen geçici çıkışları dışında, bu kültür çölünün iklime adapte olmuş sürüngenleri ya yalnızca susmayı, ya da konuşanları "sokmayı" (takma isimlerle iftira kampanyaları düzenleyerek, onları yıpratmaya çalışmayı) tercih ediyor?

Hilmi Bulunmaz ise, sürekli konuşmakla yetinmeyerek, sürekli araştırıyor; ben dahil herkesin gözden kaçırdığı gerçekleri saptıyor; "görünen köyü" göstermekle ilgilenmeyerek, bulunamazı buluyor, görülmezi görüyor, keşfediyor. İlkokulu zor bitirmiş olan Bulunmaz, akademik vandalların düşmanlığını göze alarak, profesörlerimizin bile çoktandır yanaşmadığı, rafa kaldırdığı, nesnel ve bilimsel bir tutumla, saptadığı gerçekleri belge ve kaynak göstererek, bir güzel sergiliyor.

Bulunmaz'ın keşfettiği yeni skandal, bu kültür çölünde, kendine sanatçı diyen meşhur insanların bile, aslında sıradan "beleşçiler" olduklarını, beleş para uğruna utandıkları işleri yapmaktan kaçınamadıklarını kanıtlıyor. Beleşçiler, herhalde zannediyorlar ki, Sivas'ta yakılanlar, beleşçilerin Efes Pilsen'den beleş para koparabilmesi için yakıldılar. Benim saptamama göre, hiçbir yaratıcılığı bulunmayan, Sivas katliamına ilişkin görsel belgeleri sergilemekten başka hiçbir işlevi bulunmayan ve ancak 25 YTL ödeyebilenlerin  seyrettiği "güya tiyatral" ve "kesinlikle ticari" Genco Erkal etkinliği; Bulunmaz'ın sunduğu belgelere göre, ne yazık ki yalnızca tiyatral estetikle değil, ticari ahlakla da bağdaşmayan özellikler içeriyor. Bulunmaz, "beleşçilere", ya utanıyorsanız yapmayın, ya da yapıyorsanız utanmayın, utanma eşiğinizi bu kadar uçurmayın, mesajı veriyor.

Bulunmaz'ın aşağıda linkini verdiğimiz yazısını mutlaka okuyun:

Dostlar’ın dostları bile Dostlar’dan utanıyor

————————————   

Biz Frankfurt fiyaskosunu fiyaskodan bir ay önce haber vermiş, "Büktel gibi itaatsiz yazarlar yine her zamanki gibi aforoz ediliyorsa ve Frankfurt'ta Türkiye'yi temsil etmenin aranan kriteri 'uyum ve itaat' olarak belirleniyorsa; bilinmelidir ki, bu kriterler, uluslararası alanda ülkemize ve Kültür bakanlığımıza onur değil, ancak utanç getirebilir." demiştik; Hilmi Yavuz ise, Frankfurt fiyaskosunu ancak Frankfurt'a gidince fark edebilmiş −temeldeki yozlaşmayı göremediği için fiyaskonun "temel" nedenlerini ise henüz fark edemediği görülüyor.

Hilmi Yavuz'un Frankfurt hakkında, "öze" değgin olmayan ama yanlış da olmayan yüzeysel eleştirilerini ve ("sağır sultan" rolündeki kültür bakanı Ertuğrul Günay'ın kafasından başlayarak antidemokratik  sansürcü kafalar değişmedikçe her daim kaçınılmaz olacak olan) fiyaskonun tekrarını önlemek için önerdiği "palyatif" çareleri, Hilmi Bulunmaz bir yerlerden bulup yayınlamış. Link veriyoruz:

"Konu mankeni" Hilmi Yavuz’dan Frankfurtname

————————————   

"Kaçarken mi öleyim, işkencede mi öleyim?"

İnsanların karakol işkencesiyle ölmesi kadar korkunç bir anormalliğin normal hale geldiği bir ülkede polis "Dur!" ihtarı verdiği zaman, kendinize yukarıdaki anormal soruyu sormanız gayet  normaldir.

Kendini her zaman doğruyu söylemek zorunda hissetmediğini bildiğimizden, Orçun Masatçı'nın Baran Tursun olayına dair bize gönderdiği haberin doğruluğunu araştırdık. Masatçı'ya teşekkür ediyor, Hilmi Bulunmaz'ın bizden önce yayınladığı habere link veriyoruz:

BARAN TURSUN DAVASININ TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ!

————————————   

Hilmi Bulunmaz'ın bu haftaki video söyleşisinden tarihi bir tespit:

"ÇEMBER BİLE BU KADAR YUVARLAK OLAMAZ"

Hilmi Bulunmaz. (Tuncer Cücenoğlu'nun 12 Eylül'e dair kurduğu cümleleri değerlendirirken.)

 

Hilmi Bulunmaz'ın son haftalarda Kâzım Şimşek'le yaptığı video söyleşileri yalnızca hisseli olmakla kalmıyor, oldukça eğlenceli eleştiriler de içeriyor.

Bulunmaz'ın bu haftaki ana konusu, Tuncer Cücenoğlu... "Mustafa'm Kemal'im" diye bir oyun yazmış ve 12 Eylül'e ilişkin bir soruşturmaya verdiği cevaplarda AKP'ye veryansın etmiş olmasına rağmen; maddi menfaatleri söz konusu olduğunda, AKP'li Fatih Belediyesi'nin senaryo kurslarında hoca olmakta da beis görmemiş ve iktidarlar devrilse de kendisi Hacıyatmaz gibi her daim dört ayak üstüne düşmüş olan, evlere şenlik "Çığ" yazarı Tuncer Cücenoğlu'nun eyyamcılığı, ve 12 Eylül'e dair kurduğu "çemberden bile daha yuvarlak" cümleler, 12 Eylül'ün işkence mağduru Hilmi Bulunmaz'ın tepesini nasıl attırdı?

Bu sorunun görüntülü cevabını, Bulunmaz'ın aşağıda linkini verdiğimiz yeni videosunda mutlaka izleyin:

BULUNMAZ (26 Ekim 2008)  

————————————   

Hilmi Bulunmaz'ın aşağıya aktardığımız sunuş yazısına son kelimesine dek katılıyor ve Hülya Karakaş'ın yazısını sunmak için  Bulunmaz'ın sunuşuna tek kelime eklemek gereğini duymuyoruz.

Not: Daha çok Hilmi Bulunmaz tarafından kullanılıyor olmasına rağmen, Alkaya'yı niteleyen "Kazmacıbaşı" kelimesi bizim kalemimizden çıkmıştır. (CB)

Vatandaş Hülya, "Kazmacıbaşı"dan hesap soruyor

AKP, Türkiye tiyatrosunu teslim almak için, çeşitli taşeronlar kullanıyor. Bunlardan biri de Kazmacıbaşı Orhan Alkaya. AKP’li İstanbul Anakent Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın, Kazmacıbaşı olarak atadığı Orhan Alkaya, sadece dışarıdan (Coşkun Büktel, Orhan Aydın, Hilmi Bulunmaz) değil, içeriden de eleştirilmeye başlandı. Sanatçı Hülya Karakaş, aşağıda yayınladığımız yazısından önce, Kazmacıbaşı’na yaptığı eleştirileri daha temkinli, daha yumuşak, daha flu kaleme alıyordu. Sanatçı Hülya Karakaş, bu kez, bir vatandaş olarak dikiliyor Orhan Alkaya’nın karşısına; daha açık, daha sert, daha net!… Okuyunuz: (HB)

Genel Sanat Yöneticisi Orhan Alkaya’ya Sorularımdır

———————————— 

Nuri Bilge Ceylan'ın "Üç Maymun" adlı filmini Cemal Bulunmaz eleştirdi

Hilmi Bulunmaz'ın oğlu Cemal Bulunmaz, yalnızca beş kıtayı gezmiş, görmüş, geçirmiş bir gezgin değil, ayrıca bir sinema tutkunu... Gelecekteki filmlerini çekmeden önce, (tıpkı Metin Erksan ya da Halit Refiğ'in yaptığı gibi) film eleştirisi yazmakta olan genç Bulunmaz; "Üç Maymun"da, Ceylan'ın ancak "gören" gözler tarafından fark edilebilecek küçük sırlarını okurlarla paylaşıyor. Genç Bulunmaz'ın "Üç Maymun" eleştirisini okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

Anlaşılamayan Adam ve Üç Maymun

———————————— 

ENTERESAN BİR HİLMİ BULUNMAZ VİDEOSU DAHA:

(En büyük yeteneği, en az emek, en az zekâ, en az yaratıcılık ve en az maliyetle Kültür Bakanlığı'ndan en çok parayı  kapmaya tenezzül edebilmek olan) birtakım "meşhurlara", Bulunmaz'ın (ve halkın) cebinden vergi olarak aldığı parayı peşkeş çekmekte olan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'a; Hilmi Bulunmaz, (sokakta  yürürken kendisini "çarpıp" kaçmakta olan yankesicinin ardından bağırırcasına) bar bar bağırarak,  itiraz ediyor.

TIKLAYINIZ!

———————————— 

İftiranın simgesi Özdemir Nutku, bugün (9 Ekim 2008) Frankfurt'ta konuşacak (mı?)

Özdemir Nutku, bir buçuk yıl önce, İstanbul'da OYÇED'in düzenlediği bir panelde konuşacaktı.  Yaptığımız yayın sonucu, panele katılamadı. (Bakınız: Büktel, "OYÇED'in Onurdan Anladığı")

Özdemir Nutku, bir buçuk ay önce Güzelbahçe "2. Tiyatro Buluşması"nda konuşacaktı. Yaptığımız yayın sonucu buluşmaya katılamadı. (Bakınız: Bulunmaz, "Özdemir Nutku yine insan içine çıkamadı")

Özdemir Nutku, bugün 18.30'da Frankfurt'ta düzenlenecek bir toplantıda konuşacakmış. Umarız sayın Nutku, bu kez insan içine çıkmayı başarabilir.

Bizce Özdemir Nutku, herhangi bir konuda insanlara talkın vermeden önce, insanların karşısında konuşmayı hak eden temiz bir insan olduğunu kanıtlamalıdır.

İftirası CD kaydıyla belgelenmiş bir insanın linç edilmesinden yana değiliz. İnsanlar hata yapabilir. Hata yapan insanlara da şans vermek gereklidir. Hata yapan insanlar pişman olup özür dileyebilir ve temiz insanlar olarak yeniden aramıza dönüp eski saygınlıklarını sürdürebilir.

Ne var ki, Özdemir Nutku'nun durumu farklı. Nutku, yalnızca hata yapmış biri değil. Nutku bile bile suç işlemiş ve bu suçunu bile bile işlemeye devam eden biri... Nutku, Büktel'e karşı işlediği iki kere iki dört kesinliğiyle belgelenmiş iftira suçu nedeniyle özür dilemedi ve hâlâ da dilemiyor. Kendisinin tiyatro camiası üzerindeki egemenliğine ve tiyatro camiasının bilinen genel ve yaygın karaktersizliğine güvenerek bu iftirayı örtbas edeceğine inandı. Büktel ile Bulunmaz'ın 15-20 kişi tarafından izlenen siteleriyle bu iftirayı kitlelere duyuramayacağına inandı. Hiçbir sitenin ve hiçbir tiyatrocunun bu iftirayı teşhir etmek konusunda Büktel ve Bulunmaz'a yardımcı olmaya cesaret edemeyeceğine inandı. Bu nedenlerle, en başta özür dilemedi, daha sonra da, özür dilemekte fazlasıyla geç kaldığı için, bir daha özür dileyemedi.

Özdemir Nutku, tiyatro camiasının genel karaktersizliğine güvenmekte haklı çıktı. Tiyatrocuların ve tiyatro sitelerinin iftirayı teşhir etmeye yanaşmayacaklarına güvenmekte haklı çıktı.  (Bakınız: Demirkanlı yalanları)

Nutku'nun yaptığı tek hesap hatası, Büktel ve Bulunmaz sitelerinin hep öyle başlangıçtaki gibi 15-20 kişinin izlediği küçük siteler olarak kalacağını, iftiranın kokusunun bu sitelerden yayılamayacağını sanmasıydı.

Ama öyle olmadı. Özellikle Bulunmaz'ın sitesi (www.tiyatroyun.com) günde 20 kere güncelleme yapan Hilmi Bulunmaz'ın emeği sayesinde, günde 450 kez bile  ziyaret edilir hale geldi. Büktel'in sitesi ise günde 300'ü aşkın ziyaretçi tarafından günde 7500 kez tıklanmak gibi kendi alanında rekor rakamlara bile ulaştı.

Kısacası, Nutku'nun, "nasılsa ortaya çıkma ihtimali bulunmayan, kimsenin haberdar olamayacağı bir iftira için niçin özür dileyeyim?" mantığıyla kolayca örtbas edebileceğini sandığı "Theope iftirası", üç yıl içinde yalnızca ortaya çıkmakla kalmadı, ayyuka da çıktı.

Özdemir Nutku, özür dilemeyi reddetmiş, özür dilemekte çok geç kalmış, o nedenle de, kötü niyetini bir kez daha kanıtlamış, bağışlanmayı ve insan içine çıkmayı hele de insanlara talkın vermeyi henüz hak etmeyen, maksatlı, kasıtlı bir iftiracıdır.

O nedenle, İstanbul ve Güzelbahçe'de halkın içine çıkamamıştır. Aradaki mesafeye güvenerek, hakikatin o mesafeyi aşamayacağını sanarak, umarız ki Frankfurt'ta halkın karşısına çıkar.

Ben, Enver Ercan ve engizitörleri marifetiyle  Frankfurt'a gitmem engellendiği için (Bakınız: Büktel, "Bu engizitörler tarafından elenmiş olmaktan gurur duyuyorum") Nutku'nun karşısında olamayacağım.

Özdemir Nutku'ya  Frankfurt'ta bilinçli, kişilikli, "fikri hür, vicdanı hür" bir seyirci kitlesi dilerim.

Frankfurt'taki etkinliğin haberi için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

İftiranın simgesi  Nutku bugün  Frankfurt'ta!

———————————— 

Nedim Saban, ödenekli tiyatroların 1 Ekim'de sahneler açılıyor diyen "bilboard"larına bakarak soruyor:

"Nerde hani?"

Nedim Saban, bende her zaman, "esen rüzgârlardan etkilenmeye müsait bir kişilik" izlenimi uyandırmıştır. O nedenle, örneğin,  "Kadir Topbaş tarafından eline bir kazma verilerek İBŞT genel sanat yönetmenliği koltuğuna buyur edilse, Nedim Saban ne yapardı?" biçiminde bir soruyla karşılaşsam kesin bir cevap veremem. Bence Saban, kazmayı elinden fırlatıp atarak Topbaş'ın rantsal yıkım planlarının "Kazmacıbaşı"sı olmayı nezaketle reddedebilir; ama rüzgâr ters eserse, Orhan Alkaya'nın yaptığını yapıp, Topbaş'ın planlarına dahil olmayı (yani genel sanat yönetmeni kostümü içinde tebdil kıyafet gezen bir  "Kazmacıbaşı" olmayı) kabul de edebilir. Nedim Saban'ın her iki türlü de davranabileceğini hayal edebiliyorum. Yani bu konuda ikircikliyim.

Ama ikircikli olmadığım bir konu var:

Bence Orhan Alkaya (tıpkı koşullar öyle denk geldiği için "Kazmacıbaşı" olduğu gibi) koşullar öyle denk geldiği için tiyatrocu olmuş biridir. Alkaya'nın tiyatroyu sevdiğine daha önce de inanmazdım; tiyatroyu bilmediğini ise zaten biliyorum.

Ama rüzgâr farklı estiğinde kendisinin de bir "Kazmacıbaşı" olmasını ihtimal dışı saymadığım halde, Saban'ın tiyatro sanatına karşı samimi bir ilgi ve sevgi beslediğine inanıyorum. Saban yarın ("Allah muhafaza") Orhan Alkaya'nın yerine "Kazmacıbaşı" olmayı kabul etse bile, bu inancım değişmez; o tercih hatasını Saban'ın tiyatroyu sevmediğine değil, kişilik zaafına yorardım.

Saban iyi ki "Kazmacıbaşı" değil, ve iyi ki "Kazmacıbaşı"lardan hesap soruyor:

"NERDE HANİ?"

———————————— 

Belgeleri ortaya koymak ve bilimsel olmak için vakit ve emek harcamaya her zamanki gibi yine yanaşmıyor olsa da, sözünü ettiği ve eleştirdiği konuların çoğu, vahim denecek kadar gözle görünür hale gelmiş apaçık gerçekler olduğu için, Orhan Aydın'ın yazısı, yine de belli bir inandırıcılık taşıyor:

"Cevap verin..."

Orhan Aydın'ın cevabı verilemeyen soruları bin kez tekrarladıktan sonra bin kez daha tekrarlayabileceğine ilişkin kararlılığını, sönmeyen ve sünmeyen heyecanını destekliyoruz. 

Aydın'ın "Cevap Verin..." başlıklı yazısını yayınlayan Hilmi Bulunmaz, söz konusu yazı için, kışkırtıcı bir üst başlık altında güzel bir sunuş yazısı yazmış. Bulunmaz'ın söylediklerine fazla bir şey eklemeye gerek duymuyor, Aydın'ın yazısına link vermekle yetiniyoruz:

Aydın'dan; sorumlu sorumsuzlara kazık sorular!

———————————— 

Atılım susmadı Susmayacak!

Sansürcülerin bile sansür edilmesine karşıyız

 

Atılım gazetesinin internet sitesinde yer alan bir habere göre, Atılım gazetesine yönelik bir aylık bir sansür kararı verilmiş. Sitede şöyle deniyor:

Gazetemiz Yazıişleri Müdürü Sibel Bulut, toplantıda yaptığı açıklamada İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği kararın gerekçesini şekilde aktardı. Gazetemize, 04.10.2008 tarihli 230. sayısının 8, 10 ve 13. sayfalarında yer alan yazı ve haberler nedeniyle 1 ay süre ile yayın durdurmave gazetenin tamamına el konulmasına karar verildiğini hatırlattı.

Halkın haber alma hakkının bir kez daha ayaklar altına alındığını söyleyen Bulut, sansür kararının her zamanki gibi TMY’nin 6. Maddesi’ne dayandırıldığını vurguladı.

Atılım yazı işleri müdürü Sibel Bulut, keşke, yasağa gerekçe olan haberlerin başlıklarını belirterek okurların içerik hakkında, az da olsa, fikir edinmesini sağlasaydı. Ve keşke yayın durdurma kararının tam metnini ya da hiç değilse karar paragrafını alıntılayarak Atılım'ın sitesinde yayınlasaydı da, sansürcülerin icad ettiği gerekçeleri ve sansürcü kafaların mantığını okurlar daha iyi kavrasaydı.

Demek ki, okurların doğru ve eksiksiz haber alma hakkını ülkemizde yalnızca  sansürcüler değil, sansür mağdurları da pek kaale almıyor.

Biz sansürcülerin yararı adına değil, fakat okurların gerçekleri bilme hakkı adına, her zaman şunu söyledik / söylüyoruz: "Sansürcülerin bile sansür edilmesine karşıyız."

Atılım'ın sansür edilmesine doğal olarak karşı çıkıyor, Atılım'ın sansürle ilgili haber sayfasına link veriyoruz:

 

Atılım Susmadı Susmayacak!

————————————    

Ersan Uysal, AKP'li İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından İstanbul Şehir Tiyatroları'nın başına "Kazmacıbaşı" olarak atanmış olan Orhan Alkaya'nın uygulamalarını "isim vermeden" eleştiriyor:

Hava 1 Ekim Kokuyor!

————————————    

 

Türk sineması hakkında, "Asıl Film Şimdi Başlıyor!" adlı yayınlanmış bir eleştirel inceleme kitabı bulunan Sadık Battal, Yavuz Turgul sinemasını anlatan bir buçuk saatlik bir belgesel film çekti: "Yavuz Turgul'un Dünyası"...

 

Battal'ın ve Büktel'in yakın dostu olan, senarist ve oyuncu İsmail Canbulat, bugünlerde kendi adına internette iki blog birden (İsmail Canbulat kişisel sitesi ve Sihirli Sinema) açtığında ilk işi, bugünlerde Kanal 24'te tekrar tekrar gösterime girmekte olan "Yavuz Turgul'un Dünyası" adlı bir buçuk saatlik belgesel'i izlemeyi okurlara hatırlatmak oldu. Hakikatten yana olanların alanını genişleteceğine inandığım blogları için İsmail Canbulat'ı tebrik ediyor, onun, kişisel sitesinde, Sadık Battal imzalı Yavuz Turgul belgeselini duyuran yazısına link veriyoruz:

 

"Yavuz Turgul'un Dünyası"

 

————————————    

 

 

 

GÜNCELLEME:

18 Eylül 2008:

 

Kemal Oruç'un Mahiye Morgül hakkında yazdığı  ikinci ve bu kez "belgeli" yazıyı, aşağıdaki yazımızı yayınladıktan hemen sonra mail kutumuzda bulduk. Lütfen başlığa tıklayınız:

 

"Hem araştırmayıp hem de anlamayan akademisyene ikinci cevabımdır"

 

(21. Yüzyıl'a girmemekte ısrar eden ve hâlâ sansürden medet uman kireçlenmiş beyinlere karşı, ifade özgürlüğünü yalnızca lafta değil, uygulamada da ısrarla savunmuş)

 

Hilmi Bulunmaz;

 

(kendini yazarlık kursu verecek kadar yetkin hisseden,  ama  suçladığı insanın suçladığı ifadeleri için yazısında kaynak göstermek gibi en basit yazarlık etiğine bile saygı hissetmeyen)

 

Kemal Oruç'un hissizliğinden, Kemal Oruç'un yerine rahatsız oldu.

 

Kemal Oruç, Mahiye Morgül'ün kendisine (ya da kendisinin yönettiği "Gibi Yapanlar"a) yönelik eleştirilerini beğenmemiş ve o eleştirileri eleştiren bir yazı kaleme almış. Güzel!... Ne var ki, Mahiye Morgül'ün "Gibi Yapanlar"a yönelik eleştirilerini okumak ve tartışmanın taraflarını eşit ölçüde "anlamak" şansınız yok. Çünkü Morgül'ün ilgili yazısını internette bulamıyorsunuz. Kemal Oruç ise, yazısında bir sürü kaynağa link verdiği halde, yazının asıl konusu olan kaynağa (Morgül'ün eleştirilerine)ne link veriyor ne de kaynağın adresini belirtiyor.

 

Oruç'un yazısını sitesinde yayınlamış olan Hilmi Bulunmaz, yukarıda özetlediğim durumu fark ettiğinde, Mahide Morgül'e haksızlığı sanki Oruç değil de kendisi yapmış gibi rahatsızlık hissetti ve Oruç'un yazısının başına şu ibareyi koydu:

(Oyun'un editör notu: Mahiye Morgül'ün yazısının kaynağı belirtilmediği için kendimizi rahatsız hissediyoruz!)

Ama bu ibareyle adalet duygusunu yeterince tatmin edemediğini hisseden Bulunmaz, ibareyle yetinmeyerek, "eğer isterse cevap hakkını Bulunmaz'ın sitesinde özgürce kullanabileceği" mesajını Mahide Morgül'e ulaştırmak için, her türlü bedeli, zahmeti ve hatta aşağılanmayı göze aldı.

 

Neden mi?

 

Çünkü Morgül'e karşı işlediği haksızlıktan rahatsız olacak inceliğe sahip olmayan Kemal Oruç hiç oralı olmasa bile: Hilmi Bulunmaz, o haksızlığa yataklık etmiş olmaktan dolayı kendini fena halde rahatsız hissediyor ve Oruç'un yerine adaleti yerine getirmeye çalışıyordu.

 

Olayın ayrıntılı belgelerine ulaşmak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

"Her şeye karşın" yanıt hakkı...

 

————————————   
 
  

 

Orhan Aydın, 12 Eylül'ün "bilinen" bilançosu yanında, "bilinmeyen" bazı somut olaylarını da gündeme getiriyor.

 

Yazdığı ve yönettiği "Eve Dönüş" filminin sonuna, Ömer Uğur'un rakamlarla kısa bir 12 Eylül bilançosu eklemesinden sonra, bu bilançonun oldukça popülerlik kazandığını, ekran tartışmalarında tekrar tekrar gündeme getirildiğini görmekten mutluyum. Aynı (ya da benzer) bir bilançoyu Orhan Aydın'ın "Unutmadım..." başlıklı yazısının sonunda da görüyoruz. Neyse ki, Orhan Aydın, 12 Eylül denen salgının tahribatını anlatırken, yalnızca  "bilinen" gerçeklerle ve rakamlarla yetinmemiş, kendi bireysel yaşantılarına da yer vererek, "bilinmeyenleri de" tarihe not düşmüş. Aydın'ın yazısı yine Hilmi Bulunmaz'ın tiyatroyun.blogspot.com adresli "OYUN" sitesinde yayınlandı. Yazının sayfasına link veriyoruz:

 

"UNUTMADIM"

 

————————————   

 

Bulunmaz'ın sitesi 400 sınırını aştı

 

Hilmi Bulunmaz'ın tiyatroyunblogspot.com adresindeki, "OYUN" başlıklı sitesi, ilk kez olarak, 400 sınırını aşıp, günlük ziyaretçi sayısını, 423 rakamına ulaştırdı.

 

Bulunmaz'ı tebrik ediyor, bu aşamayla ilgili yazısının bulunduğu sayfaya link veriyoruz:

"400 sınırını aştık... 1000'e doğru gidiyoruz..."

————————————

BULUNMAZ'IN EN EĞLENCELİ VİDEOSU TEKRAR YAYINDA!...

DAHA ÖNCE SEYRETMEDİYSENİZ BU KEZ KAÇIRMAYIN!

BUGÜN TEKRAR SEYRETTİĞİMDE GÜLMEKTEN GÖZ YAŞLARI İÇİNDE KALDIM..

Bir yıl kadar önce başlattığı görüntülü internet sohbetlerini Hilmi Bulunmaz, zaman içinde bir meddah ustalığı katarak hızla geliştirip sonunda olağanüstü "hisseli ve eğlenceli" birer gösteriye dönüştürdü

Bulunmaz'ın giderek virtüöz kalitesine ulaştırdığı doğaçlama sohbetleri

Bugüne dek, Bulunmaz'ın internet sohbetlerine link vermeyi düşünmemiştim. Çünkü seçtiği konularda herhangi bir hazırlık yapmadan çıkıp daldan dala atlayarak konuşması ve youtube'un zaman sınırlaması olan 10 dakika dolunca, konuşmanın mantıksal doyuruculuğa ulaşmadan aniden son bulması; bende, Bulunmaz'ın eldeki olanağı iyi kullanamadığı, harcadığı duygusunu yaratıyordu. Bulunmaz'a hep, hazırlık yaparak çıkmasını ve elindeki olanağı daha iyi kullanmasını tavsiye ediyordum. O da bana ve izleyicilere, oğlu Cemal Bulunmaz askerden dönünce, bu konuşmaları doğaçlama yapmak yerine, "hazırlanarak" yapacağını vadediyordu. Cemal Bulunmaz 18 Ocak 2008'de askerden dönüyor. Ama ben, Hilmi Bulunmaz'ın internet sohbetlerini  "hazırlanarak" yapması gerektiği konusunda artık eskisi kadar emin değilim.

Çünkü Bulunmaz, zaman içinde, bu on dakikalık youtube formatına öylesine egemen hale geldi ki, on dakikanın içinde zamanı mükemmel kullanmayı öğrendiği ve anlatmak istediği şeyi anlamlı bir bütünlüğe ulaştırabildiği gibi, ilk günlerdeki güvensizliğini ve tutukluğunu hızla aşarak, yaptığı tiyatro sohbetlerine tiyatrallik kazandırmayı, olağanüstü meddahlık yeteneğini de katıp, sohbetleri "hisseli ve eğlenceli" birer gösteriye dönüştürmeyi başardı. Hilmi Bulunmaz, özellikle, "peyniri kapmaya çalışan tilki"ye benzettiği Mustafa Demirkanlı'yla "peyniri ağzından bırakmayan karga"ya benzettiği Orhan Alkaya arasında gerçekleşen  röportajı  ve "Cumhuriyet gazetesinin Carlo Goldoni fiyaskosunu" son iki sohbetinde değerlendirirken, içerik ve görsellik açısından tam bir virtüöz kalitesine ulaşıyor.

Hilmi Bulunmaz kameranın karşısına, doğaçlama yaparak çıkmak yerine, hazırlık yaparak çıkarsa; söz gelimi, "Demirkanlı yalanları"nın ince hilelerini daha net ve anlaşılır biçimde deşifre edebilmek için söyleyeceklerini önceden ezberlerse; sesinde, tonlamalarında ve özellikle el kol hareketlerinde bugün yakalamış olduğu doğallık, sıcaklık, samimiyet ve inandırıcılığı aynı dozda sürdürebilir mi? Yoksa (vandallara hiç de değerli  gelmediğinden emin olduğum) o artı değerlerden, doğallık, sıcaklık, samimiyet ve inandırıcılıktan, fire verir mi?

Bu soruya cevap vermek ve cevabın gereğini yapmak  Hilmi Bulunmaz'a düşüyor. Karar Hilmi'nin.

Ben kendi payıma, Hilmi Bulunmaz'ın haftalık sohbetlerini izlemek için, Pazar akşamlarını artık iple çekiyorum.

Aşağıda, Hilmi Bulunmaz'ın Orhan Alkaya değerlendirmesinin şu anda yer aldığı tiyatroyun.blogspot.com anasayfasının linkini veriyoruz.

Hilmi Bulunmaz, Orhan Alkaya'yı değerlendiriyor

————————————

Yaşam Kaya, hortumundan söz etmeksizin fili tarif etmeye çalışıyor.

Editörlüğünü tiyatro cahili ve fanatik sansürcü Yaşam Kaya'nın yaptığı tiyatronline.com; "Yeni Tiyatro" dergisinin 6. sayısını haber yaparken, dergideki tüm yazılara değindiği halde; dergideki en kapsamlı (9 sayfalık) yazıyı, (kendisine karşı yazılmış uyarı yazısına rağmen) bugün bile hâlâ, tam bir fanatik inadıyla görmezden gelip sansür edebiliyor

İşte tiyatro cahili ve fanatik sansürcü Yaşam Kaya'nın yönettiği tiyatronline.com sitesinin; "Yeni Tiyatro"nun 6. sayısını tanıtırken, dergideki en kapsamlı (9 sayfalık) yazıyı okurlardan saklayan, yani (fili tarif ederken hortumundan söz etmeye yanaşmayarak) okurları eşek yerine koyan, sansürlü haberinin linki:

"YENİ TİYATRO DERGİSİ"nin 6. sayısı çıktı.

... ve işte tiyatro cahili, fanatik sansürcü Yaşam Kaya'nın (eşek yerine koyduğu) okurlardan saklamaya, çuvala sığdırmaya çalıştığı; o mızrak gibi uzun ve acıtıcı 9 sayfalık Hilmi Bulunmaz yazısının haberi:

İftiradan yana olmak
yada
iftiradan yana
olmamak

————————————

"Tiyatro Buluşması"na katılanlar bir yana, ama "Tiyatro Buluşması"nı düzenleyenler temiz değil!

Burak Caney takma adlı sapığın kim olduğunu değilse de "ne" olduğunu herkes biliyor.  (Bakınız: "Burak Caney, budur!") Burak Caney, kimliğini gizleyerek yaptığı internet sapıklıklarına, önce Perde Arkası adlı bir siteyle başladı. Sonra, Perde Arkası'nı kapadı ve Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun.blogspot.com sitesinin adını çalarak, hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.blogspot.com sitesini kurup, isimsiz sapıklığını bir yıla yakın bir süre, o sitede sürdürdü. Sonunda  o siteyi de kapatıp, yine hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org'u kurdu ve isimsiz sapıklığını bu sitede sürdürmeye başladı. (Buraya dek kısaca özetlediğimiz tiyatrooyun.org öyküsünün tüm belgelerini "Burak Caney sayfası"nda bulabilirsiniz.)

Peki, yayınladığı imzasız yazılar ve imzasız fotomontajlarla tiyatro alanındaki internet sapıklığının simge adreslerinden biri haline gelmiş olan hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org bugün kimler tarafından kullanılıyor?

tiyatrooyun.org bugün, ortamalı orospu gibi bir çok siteye hizmet veriyor. tiyatrooyun.org adresine tıkladığınızda, bazen tiyatrooyun.org adlı (kapatıldığı ilan edilmiş) siteye gidiyorsunuz. Bir ara, bilgisayarınızın adres çubuğuna www.tiyatrooyun.org yazıp da tıkladığınızda, adres çubuğunuzdaki adres otomatik olarak www.turkıyetiyatrolarbirligi.com haline dönüşüyordu ve kendinizi Türkiye Tiyatrolar Birliği'nin sitesinde buluyordunuz. Hela gibi çift "oo"lu adresi tıkladığınızda, bir ara da, yine otomatik olarak, şarkıcı organizatörü ve tiyatrocu Zafer Gecegörür'ün sitesine bağlanmaktaydınız.  Hatta bir ara (tabii ki çok kısa bir süre ve sırf okurları yanıltmak için) hela gibi çift "oo"lu sitenin adını tıkladığınızda yine otomatik olarak bu kez, önce "dandik yazarın sitesine bağlanmak üzeresiniz" gibi bir uyarı sayfasına ve hemen ardından (tıklama yapmanıza gerek kalmadan) coskunbuktel.com'a bağlanmaktaydınız. Sapıkların Büktel'e yönelik bu uygulaması, sanırım, yalnızca üç-beş saat kadar sürdü.

Şu an (24 Ağustos 2008 Pazar, 08.00) itibariyle ve uzun süredir, hela gibi çift "oo"lu www.tiyatrooyun.org  adresini tıkladığınızda, adres çubuğundaki yazı otomatik olarak www.tiyatrobulusmasi.com haline dönüşüyor ve kendinizi direkt olarak "Tiyatro Buluşması"nın sayfasında buluyorsunuz.

"Türkiye Tiyatrolar Birliği"nin ya da "Tiyatro Buluşması"nın, tiyatrodaki internet kirliliğinin simgesi haline gelmiş Burak Caney'den ve onun hela gibi çift "oo"lu  tiyatrooyun.org'undan hiçbir şikayeti yok. Tam tersine: "Tiyatro Buluşması"nın "Dost Siteler" düğmesini tıkladığınızda, karşınıza çıkan sekiz adresden birinin, (adı bile çalıntı olan) hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org  olduğunu görüyorsunuz.

Kısacası, hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org'a geçen yıl ödül veren ve tiyatrooyun.org'u bugün hâlâ dost sayan ve tiyatrooyun.org  adresini kendi adresi olarak kullanmakta olan "Türkiye Tiyatrolar Birliği"ya da "Tiyatro Buluşması", Burak Caney'in hela gibi çift "oo"lu adresine sahip çıkmakla, adeta, "Burak Caney biziz!" der gibi bir tavır sergiliyorlar.

Anladık, siz  Burak Caney olmaya çok heveslisiniz, ama unutmayın; Güzelbahçe Belediyesi'nin olanakları ya da Ertan Avkıran, Timur Özçıngırak, Fikret Hakan, Kemal Sunal, Suna Pekuysal, Bahri Beyat, Muzaffer İzgü, Ömer Uğur, Ayşegül Yüksel, Hasan Erkek, Tuğrul Keskin, Yener Aksu, Halim Yazıcı,Sezai Sarıoğlu, Pelin Batu, Derya Köroğlu, Temel Demirer, Sibel Özbudun, İnanç Su, Metin Uca, Hülya Savaş, Doğan Yağcı, Oğuzhan Müftüoğlu adları (katıldıkları bu etkinlikte tümüne başarılar diliyoruz!) veya  herhangi bir başkasının adı (hatta Erkan Yücel ve Bademler köylülerinin adları) (hatta Coşkun Büktel'in kendi adı bile) aklamaya çalıştığınız Burak Caney ve tiyatrooyun.org adlarını aklamaya ve örtbas etmeye çalıştığınız Özdemir Nutku iftirasını örtbas etmeye yetmez.

Çünkü:

"Burak Caney (tiyatrooyun.org) budur!"

"Özdemir Nutku skandalı" budur!

————————————

 

22 Ağustos 2008

3 GÜN KALDI: İftiracı Özdemir Nutku, insan içine rahatça çıkabilecek mi?

 

Yukarıda fotoğrafı bulunan iftiracı Özdemir Nutku, 25 Ağustos 2008 günü, saat 17.00'de, "Tiyatroda eğitim" başlığıyla bir konuşma yapmak için Türkiye Tiyatrolar Birliği'nin düzenlediği "Tiyatro Buluşması"na katılacak...

Özdemir Nutku, konuşma yaparken,
CD'yle saptanmış iftirasıyla ilgili neler söyleyecek?... Acaba bu konuya değinecek mi?... Yoksa iftira incir çekirdeğini doldurmayan basit bir ayrıntıymış, pireyi deve yapmak gerekmezmiş gibi mi davranacak?... Yada kesinlikle belgelenmiş olduğuna göre, iftirası için özür mü dileyecek?... İzleyiciler, Özdemir Nutku'ya, iftirasıyla ilgili soru sormaya cesaret edebilecekler mi?... Yoksa iftiracının karşısında süt dökmüş kedi gibi, kuzu kuzu oturup hiç sorgulamadan iftiracıyı sadece dinleyecekler mi?...

Kimileri, insanların leylekler tarafından dünyaya getirildiğine, çocuklarını inandırmakta (onları bu konuda kandırmakta) yarar görür. Özdemir Nutku ise, tiyatro kamuoyunu 16. yy'da (yada 17. yy) Fransa'da yazılmış ikinci bir
Theope'nin varlığına inandırmakta (onları bu konuda kandırmakta) yarar görüyor. Özdemir Nutku, bu yalan ve iftirasıyla tiyatro kamuoyunu Büktel'e karşı dezenforme etmekten vazgeçecek mi?... Yoksa tiyatro kamuoyunun, iftirayı sahipleneceğine güvenerek, yeni, yepyeni iftiralar üretme cesaretini kendinde bulabilecek mi?...

Özdemir Nutku'nun ve izleyicilerin sınav gününe 3 gün kaldı. Olacakları öğrenmek için o günü merakla bekliyoruz!...

Evet, sadece 3 gün kaldı!...

 

KAYNAK:  Yazıyı tiyatroyun.com'un ilgili sayfasından aynen aktardık.

 

"Gibi Yazanlar"ı da okumak gerek

 

Ali Çakır, yazısının başlığını Attila İlhan'dan almış: "Çocuk  Şimdi Yenilik Yaptığını sanıyor"

 

"Gibi Yapanlar" ekibinden Ali Çakır, tiyatroda yenilik yapmaya çalışanların (Büktel'in deyimiyle, "asparagas tiyatrocuların")  düştüğü zavallı durumu teşhir etmek için, (tiyatroyla hiç ilgilenmemiş, tiyatroyu hiç sevmemiş ve Aktüel dergisindeki bir soruşturmaya verdiği cevapta tiyatroyu "müzelik bir sanat" olarak nitelemiş olan)  Attila İlhan'ı referans gösteriyor.

 

Oysa Coşkun Büktel, tiyatro sanatının özünü anlayamadıkları halde, sırf sırtlarını devlete dayamış olmanın verdiği cahil cesaretiyle, tiyatroda yenilik yapmaya kalkan ve sahip oldukları bürokratik güçleri sayesinde, tiyatroya hevesli gençler üzerinde etkili olan "asparagas tiyatrocular" hakkında pek çok yazı ve üç tane de kitap yayınladı:

 

1: Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları

 

2: Shakespeare'siz Herifler

 

3: Yönetmen Tiyatrosuna Karşı

 

Ali Çakır, belli ki, okuması yazması olan bir tiyatrocu... (Bugünlerde okur yazar  tiyatrocu bulmak hiç kolay değil. Sahi, okuyup yazmadıklarına göre tiyatrocular, ilkokulda o kadar zahmete girip niçin okuma yazma öğreniyorlar? Bence tiyatrocu olmak için okuyup yazma zorunluluğu kaldırılsa, tiyatromuz bugün olduğundan daha çorak ve bakımsız olamaz ki...) Ali Çakır, yalnızca okumakla kalmayıp, üstelik de "yazan", fikir açıklayan, düşünen, aydın bir tiyatrocu... Ama buna sevinmeden önce bir an durup düşünün: Böyle "mürekkep yalamış" bir tiyatrocunun bile Coşkun Büktel'in  yazılarını ve kitaplarını ıskalamış olması, "asparagas tiyatroyu" eleştirmek için Attila İlhan'a başvuracak kadar (yani kulağını ters taraftan göstermenin de ötesine geçip, elini bacak arasından geçirerek kulağını gösterecek kadar) çaresiz kalması, size de oldukça tuhaf ya da "düşündürücü" gelmiyor mu?

 

Merak ettiğim konu şu: Ali Çakır, Coşkun Büktel'i bilmeden mi ıskalıyor, yoksa Büktel hakkındaki genel aforoza riayet ettiği için, bile bile mi ıskalıyor? Yoksa genel aforoz gereği Büktel okumayı kendine zaten mi yasaklıyor?

 

Her neyse... Büktel okurlarının Ali Çakır'dan öğreneceği bir şey yok. Tam tersine, Ali Çakır'a öğretecekleri çok şey var. Ama aforoz ve sansür nedeniyle Büktel okurlarının sayısı o kadar az ki!... O nedenle, "asparagas tiyatroya" ilişkin gerçekleri Attila İlhan üzerinden tartışmaya çalışan Ali Çakır'ın yazısını bile önemsiyor; önce Çakır'ın yazısına, sonra "Gibi Yapanlar" ekibindeki (genel aforozla uyum halinde olup, Coşkun Büktel diye biri yokmuş gibi yazan) diğer yazarların "indeks" sayfasına link veriyoruz (Onlar Büktel'i bile görmüyor olabilirler, ama Büktel onları bile görüyor):

 

1: "Çocuk  Şimdi Yenilik Yaptığını sanıyor"

 

2: Gibi Yazanlar

 

 

 

 

© coskunbuktel.com