Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında  İlkemiz Büktel'in Gör Dediği Arşiv İletişim

 

Linç imzacıları listesi

Peter Ustinov

Büktel kitabı satın al

Büktel'in tüm yazıları

Arka Sıradakiler

"Alacakaranlık" davası

Büktel'in Günlükleri

Ö. Nutku Skandalı

Skandalın özlü rehberi

Skandalın videosu

Büktel biyografisi 

İlkemiz

Büktel'in Gör Dediği

Polemik

Arşiv

Şiir Sayfası

Sinema Sayfası

Öykü Sayfası

Theope

"Çığ" Eleştirisi

Nâzım Hikmet

Alıntı Namusu

Barış Büktel

İletişim

 

Sitemize Yazanlar

 

Acar Burak Bengi

 

Hilmi Bulunmaz

 

Feridun Çetinkaya

 

Coşkun Irmak

 

 

 

Coşkun Büktel'in Eserleri

 

Theope

(Tiyatro Oyunu)

 

 

Theope

( 2. Baskı)

 

 

Shakespeare'siz Herifler

(Tiyatro Oyunu)

 

 

Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları

(Eleştiri)

 

 

Eleştiren Oyunlar

(Çeviri/Telif)

 

 

Tilki / D. H. Lawrence

(Çeviri)

 

 

"Yönetmen Tiyatrosu"na Karşı Bir Shakespeare ve Nâzım Hikmet Savunması

 

(İnceleme-Eleştiri)

 

 

Fiyasko

(Roman)

 

 

 

 

 

Fiasco

(Novel)

translated by

Feyza Howell

 

 

"Arka Sıradakiler"in dün (28 Haziran 2009) yayınlanan final bölümü de, tam beklendiği üzere, yine birinci oldu.

"Arka Sıradakiler" sezonu ön sırada kapattı!

Büktel'in "senaryo doktoru" olarak görev yaptığı "Arka Sıradakiler", daha bir yılını yeni doldurmuş FOX TV  kanalında ve kanallar arası haftalık rekabetin en vahşi gününde (Pazar) ve en vahşi saatinde (20.00) yayınlandığı halde ve tanınmamış genç oyunculardan kurulu kadrosuna rağmen; geçtiğimiz Pazar günü de (28 Haziran 2009) en büyük kanallarda yayınlanan yarışma, spor, dizi ve komedi programlarının tümünü "yine" geçerek, yalnızca diziler arasında değil, günün "tüm" programları arasında, "BİRİNCİ" oldu.

Sezonu ön sırada kapayan "ARKA SIRADAKİLER" adlı TV dizisinin birinci olan sezon finali bölümünden Büktel kaleminin tadımlık örneklerini görmek için, lütfen aşağı kutudaki linki tıklayınız:

(Sezon finali olan 78. Bölüm'den, Büktel'in yazdığı bazı replikleri sunuyoruz.)

29 Haziran 2009  

Mavi Sakal kimliğine yeniden bürünerek akıl hastanesinden kaçan Barış (Tuncer Öz) öğrencisi olduğu liseyi silahla basarak, arkadaşlarını rehin aldığında, Kemal hoca (Bülent Yarar) tarafından ikna edilmeye çalışılır.

 

Büktel'in yazdığı repliklerden bazılarını okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

ARŞİV / 27 MART 2001

Reklam alamadığı

dönemlerde

o da herkesi eleştirirdi:

Demirkanlı'dan, 

Tuncer Cücenoğlu,

Refik Erduran ve Recep Bilginer'e Dedikodu Formatında, Asılsız İspatsız (veya İspatı Demirkanlı'dan Menkul) Hakaretler!

"Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep Bilginer gibi resmi yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş, Ankara koridorlarının yollarını ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ 'Koskoca Bakan' dediği siyasileri tanımış, deyim yerindeyse el ense olmuş bu zatlar ortalıkta dolaşırken, gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar karşısında, göreve gelen siyasiler de ortalıkta sürekli bunları gördüğü için, Türk tiyatrosunu bunların temsil ettiğini sandılar hep. Onların bir suçu yok.
 
"Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları. Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya başlarken; 'Yarın bakanla sabah kahvaltısı yapacağım, senin sorunları anlatırım, çözeriz', 'Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim sizin tiyatroya özel önem verir.', 'Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.' gibi cümlelerle durdurdular insanları, insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve korktular. Yıllarca."

(KAYNAK: Demirkanlı, "Dünyanın Bütün Sahnelerinde Tiyatronun Evrensel Dostluk Ve Barış Çağrıları")

NOT: Demirkanlı, Coşkun Büktel'i (ve Feridun Çetinkaya'yı) daha 2001 yılında "cevap hakkı istiyorsanız mahkemeye gidin!" diyerek sansür ettiği için; belli ki, Cücenoğlu, Erduran ve Bilginer gibi yazarları Büktel'in de (hem de Demirkanlı'dan çok önce) korkusuzca ama "belgelere dayanır biçimde" eleştiren kitaplarını ("Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" 1998, "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı" 2001) görmezden gelmeyi tercih ediyor ve "Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları" diye, hiçbir araştırma yapmaksızın, asılsız ispatsız "sallayarak", okurlarını, "bunlardan" korkmayan tek kişinin kendisi olduğuna inandırmaya çalışıyor.

NOT 2: Bilindiği üzere, Demirkanlı, 2001 yılında, siyasilerle "deyim yerindeyse el ense olmuş" olmakla suçladığı Tuncer Cücenoğlu'yla, bugün kendisi "deyim yerindeyse el ense olmuş",  2001 yılında "gammaz" olmakla suçladığı Cücenoğlu'yu bugün dergisinin "editörler kurulu"na dahil etmiş ve Cücenoğlu'yla birlikte ikisi, Büktel ve Bulunmaz'a karşı linç kampanyasının suç ortakları ve en azılı kışkırtıcıları olmuşlardır.

Demirkanlı ve dergisini reklam adı altında devlet sadakasıyla besleyen DT genel müdürü Lemi Bilgin ile DT İstanbul müdürü Osman Wöber  arasındaki, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkilere dair bir enstantane...

Hemen her sayısı gecikmeli olarak basılıp dağıtılan dergisinde, reklam olarak verilen DT programlarını, genellikle programların sona erdiği tarihten sonra, bir başka deyişle "iş işten geçtikten sonra" yayınlaması yüzünden, sık sık Hilmi Bulunmaz'ın eleştirilerine hedef olan Mustafa Demirkanlı, her şeye rağmen, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkileri sayesinde,(Bulunmaz'ın deyişiyle söylersek) "arka kapağını Lemi Bilgin'e vermeye devam ediyor."

 

İSTANBUL ŞEHİR TİYATROSU SANATÇILARI DERNEĞİ'NİN (İŞTİSAN) "MÜDAHALE KARŞITI"(?) BİLDİRİSİNE ELEŞTİREL BİR KATKI.

 

Tiyatro kurumunuza değil, tiyatro sanatına ve demokratik ilkelere aidiyet duyun!

 

 

İştisan bildirisini onurlu ve bilimsel kılmak için, bildiri metnine öneri mahiyetinde yaptığımız bazı ekleme, çıkarma ve eleştiriler

 

 

Coşkun Büktel  

24 Haziran 2009

 

 

(...)

Yani "Kadir Topbaş değil, danışmanı suçlu" diyor ve Kenan Işık'ı günah keçisi ilan ediyorsunuz. Kadir Topbaş'a karşı çıkmayı gözünüz yemediği için, Kadir Topbaş'ın "dışardan" danışmanına karşı çıkıyorsunuz. Özerklik hakkınız için Kadir Topbaş'ın yakasına yapışacak ve Topbaş'ın ikram edeceği hiçbir makamla yolundan ve ilkelerinden saptırılamayacak bir kararlılığa sahip, asla dağılmayacak, sağlam bir örgütlülük kuramadığınızdan, Topbaş'a karşı ağlamaklı ve ricacı bir dil kullanmayı yeğliyorsunuz. Yalan çıkan somut ve belgeli vaatlerini (2) bile, Topbaş'ın yüzüne vurmaktan çekiniyorsunuz. (...)

 

Büktel'in yazısının devamını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

13 Haziran 2009
O REHBERİ O KADAR AÇIK, SEÇİK VE NET YAZMIŞTIM Kİ; DEĞİL YALNIZ GERİ ZEKÂLILAR, ŞEMPANZELER BİLE ANLAYABİLİR SANIYORDUM

Heyhat!... Yanılmışım. O nedenle rehberin bazı bölümlerini aşağıda yeniden gündeme getirirken, bazı ifadeleri şempanzelerin bile anlayabileceği biçimde, "kırmızı harflerle" vurgulamaya karar verdim.

ARŞİVDEN / 20 Şubat 2009

 

(...)

 

3. Toplantının yöneticisi Nutku bu iftirayı durup dururken değil, DT sanatçısı Şahin Ergüney'in söz alıp "Theope DT'de oynanmalıdır" mealindeki konuşması üzerine, yumurtlamıştır. Nutku, Ergüney'in talebini şu iftirayla cevaplamıştır:

 

4. “...şimdi efendim bir de, bir dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum. Fransızca’da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var. Özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek için. Teşekkür ederim...”

 

5. Oysa ki, "Fransızca’da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun" yoktur. Herhangi başka bir ülkede ya da yüzyılda da yoktur. Olduğunu söylemek, düpedüz, açık, somut, kesin bir yalandır. Bırakın oyunu, "Theope" adlı bir roman, hikaye, beste, bale, vb. bile yoktur. Ama herhalde, Yunanistan'da Theope adlı yaşamış ve yaşayan binlerce insan, Yunan edebiyatında Theope adında yüzlerce karakter, hatta diğer ülkelerin edebiyatında da Theope adlı üç-beş karakter bulmak ihtimal dahilindedir. Çünkü Theope, Coşkun Büktel'in uydurduğu bir isim değildir. Tıpkı "Cevdet Bey ve Oğulları"ndaki Cevdet isminin Orhan Pamuk tarafından uydurulmuş bir isim olmadığı gibi... Ama isimleri Büktel ve Pamuk uydurmuş olmasa da, Büktel'in Theope'si ve Pamuk'un Cevdet'i, ya da Namık Kemal'in "Cezmi"si, Halide Edip Adıvar'ın "Handan"ı, Refik Halit Karay'ın "Nilgün"ü, vb, yalnızca yazarlarının yaratıcılığına özgü, "özgün" karakterlerdir.

 

6. İhtimalleri bir yana bırakır da, kesin ve şüphesiz olan şey nedir diye sorarsak, şu cevaba ulaşırız: Theope adlı yaşamış ve yaşayan binlerce insanın veya yüzlerce edebi karakterin muhtemel varlığı, Nutku'nun iftirasını ortadan kaldırmıyor. Dolayısıyla, Şahin Ergüney'in "Theope oynanmalıdır" talebi üzerine, Nutku tarafından, Theope adlı var olmayan ikinci bir "oyun" uydurulması, iki Theope oyunu arasındaki benzerlikten söz edilmesi, Büktel'e karşı yazılan cevap yazısında bile hâlâ "17. Yüzyıl'da yazılmış" Theope adlı o ikinci oyunun var olduğunda ısrar edilmesi; pek çok geri zekâlının bile kolayca değerlendirebileceği üzere, maksatlı bir iftira olmaktadır.

 

(...)

 

8. Nutku bu iftirayı dalgınlıkla ya da yanlış hatırladığı için atmış değildir. Çünkü:

 

9. Büktel, Eylül 2005'te (henüz CD ortaya çıkmadan önce) yazdığı ilk yazıyla Nutku'dan, sözünü ettiği ikinci Theope'nin kanıtını isteyince; Nutku, üç-beş gün sonra yayınladığı cevap yazısında, ilk yalanına sahip çıkmış, yeni yeni yalanlarla, o ilk yalanını inandırıcı kılmaya ve Büktel'in tepkisini yumuşatmaya çalışmıştır. Nutku, "Coşkun Büktel'e yanıt" başlıklı o yazısının ilk paragrafında şunları söylemiştir:

 

10. "Sayın Coşkun Büktel,

Benim hiçbir iddiam olmadı. Size olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş. Bazan eski belgeleri karıştırırken 17. yy.da yaşamış ikinci sınıf bir yazarın 'Theope' adlı bir oyunu olduğunu öğrendiğimi söyledim. (Nutku'nun öyle bir şey söylemediği CD'de net görülüyor.) Üstelik hiçbir imada bulunmadan. (Benzerlik imasında bulunduğu CD'de net görülüyor.) Metni görmedim, yalnızca adına eski bir belgede rastladım. Metni görseydim bile, Fransızca bilmediğim için oyunu okuma olanağı bulamayacaktım. Benim bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim. (Belirtmediği CD'de net görülüyor.) Bunu yalnızca bilgi olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim." (Eklemediği CD'de net görülüyor.)  

 

11. Nutku, toplantıdaki konuşması ile yukarıdaki savunmayı yazması arasında geçen sürede gerekli araştırmayı yapmış ve dalgınlığını fark mı etmiş ki (!), ikinci Theope için toplantıda konuşurken 16. Yüzyıl tarihini verdiği halde, Büktel'in hesap sormasından sonra yazdığı ve yukarıda aktardığımız cevap yazısında 17. Yüzyıl tarihini veriyor? Yoksa konuşurken söylediği yalanı unutmuş ve savunma yazısında aynı yalanı tekrarlamaya çalışırken yanlış yalan(!) mı söylemiş? Her iki ihtimal de Nutku'yu iftiracı kılıyor.

 

(...)

 

13. Bütün diğer kanıtları göz ardı ederek Nutku'nun toplantıda konuşurken dalgınlık etmiş olabileceğine inanmak için geri zekâlı olmak yetebilir. Ama Büktel'in ilk yazısında yönelttiği suçlamalara karşı (yukarıda ilk bölümünü aktardığımız) savunma yazısını yazarken Nutku gibi duayen bir bilim adamının, Büktel suçlamalarından sonra bile hâlâ  ayılamayıp, "aynı" dalgınlığı sürdürdüğüne ve savunma yazısında koyu harflerle belirlediğimiz (CD görüntüleriyle çelişen) bütün o yalanları, dalgınlıkla söylediğine inanmak için, geri zekâlı olmak yetmez. Ya moron ya da iftiracı Nutku'nun yalakası olmak gerekir.

 

14. Peki ama çevremizde Özdemir Nutku skandalını inkâr ya da örtbas etmeye çalışan; güneş kadar apaçık ve net görünen iftirayı balçıkla sıvamaya, ortada şaibeli ya da ihtilaflı bir durum varmış gibi bir izlenim yaratarak insanları yanıltmaya kalkışan; ya da Türkiye'nin en meşhur tiyatro profesörünün iftiracı olması tiyatrocular için hayati bir konu değilmiş gibi davranan birini gördüğümüzde onun moron mu, yalaka mı olduğunu nasıl anlayacağız? derseniz; ağzını koklayın, derim: Yalakaların ağızlarında yaladıkları yerlerin kokusu kalırmış.

 

Coşkun Büktel / 20 Şubat 2009

 

(Arşiv yazımızı eksiksiz okumak için, kaynak:

Büktel, "Geri Zekâlılar İçin Alfabe Düzeyinde Özdemir Nutku Skandalı Rehberi")

 

 

BİRGÜN GAZETESİ SANAT SAYFASI EDİTÖRÜ ALİ ŞİMŞEK'İN CEVAP HAKKI KAVRAMINA VOLTAIRE KADAR DEĞİL ANCAK GOEBBELS KADAR SAYGILI OLDUĞUNU KANITLAMAK İSTERCESİNE SANSÜR EDİP YASAKLADIĞI HİLMİ BULUNMAZ YAZISI

 

 

 

 

 

 

Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!
 

 

Hilmi Bulunmaz

12 Haziran 2009

 

Adnan Tönel'in iftiralarla dolu yazısını yayınlayarak linç kampanyasıBirgün gazetesinde lanse ettikten sonra, Büktel ve Bulunmaz'ın cevap hakkını gasp ederek, linççileri sansürle de koruyup/kollayan Birgün gazetesi sanat sayfası editörü Ali Şimşek, (daha önce Taraf gazetesi sanat sayfası editörü Ferhat Uludere'nin Büktel'e tanıdığı cevap hakkını tanımak yerine, tam tersini yaparak) kendisinden cevap hakkı talep eden Büktel ve Bulunmaz'ı bir ay boyunca "salladıktan" sonra, linç mağdurlarına cevap hakkı tanımayacağını yazılı olarak da açıkladı: TIKLAYINIZ!

Hilmi Bulunmaz'ın Ali Şimşek tarafından sansür edilen yazısını okumak için ise, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!
 

 

 

TODER'in halihazırdaki "yasal" başkanı Ulvi Alacakaptan, Nedim Saban'ın suçlamalarını yanıtlıyor

 

 

 

DARBECİLERİN SABANI NE?

 

 

"Beni Genel Kurul seçti Genel Kurul düşürebilir Dışardaki kışkırtmaya kapılıp ve veya bizzat yönetip darbe yapanlara karşı elbette Noter e koşacaktım yoksa nereye Medya ya mı?Yoksa Nızamıye ye mı?"

 

Alacakaptan'ın Nedim Saban'a (imla özelliklerini bozmadan yayınladığımız) yanıt metnini okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

ARŞİVDEN / 12 MART 2008

(...)

 

Değil beş on

beş on milyon

"facepaye" olsanız,

 

iftirayı onaylayan

o kirli imzalarınız

vız gelir bize vız.

 

COŞKUN BÜKTEL  

12 Mart 2008 / Saat: 23.30

Tamamını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

ARŞİVDEN / MART 2008

 

İFTİRAYI NASIL İTİRAF ETTİRDİK

 

 "EXORCISM"İN*

GÜN BE GÜN VE SAAT BE SAAT ÖYKÜSÜ

 

 

*Exorcism: Şeytan çıkarma

 

 

 

"2. EXORCISM"DE 6. GÜN:                   

 

Bizim onurumuza iftira ettiklerini, bir kez daha ve yine "iki kere iki dört" netliğiyle kanıtladığımız bu "yüzsüz" sapıklara "orospu çocuğu" demenin küfür olduğunu iddia eden herkes; bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemiyor demektir. Ve bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemeyen tüm pespayeler, orospu çocuğudur.

 

Burak Caney'in, helâ kapısındaki gibi "çift "oo"lu tiyatroyun.org adlı sitesinde Büktel ve Bulunmaz'ı "mafyalaşma", "tehdit", "susturma", "Burak Caney'in sitesini satın almaya kalkışma" gibi, ancak fıkra lazlarının akıl edebileceği kadar ahmakçasına iğrenç suçlarla suçlayan "yüzsüz sapıklar", "elimizde ses kaydı ve bilgisayar kaydı var" diyerek, birtakım konuşma metinleri yayınlamışlardı. (Bakınız: "İftira Belgeleri") Ses kaydı var dedikleri metinde, yukarıda sıralanmış suçların tüm unsurlarını içeren konuşmalar vardı ama o metni kendilerinin uydurdukları, "1. Exorcism"in sonunda o metne ait ses kaydının bulunmadığını itiraf etmeleriyle açığa çıktı:

 

"İlk gün yaptığımız haberimizde ses kaydı olduğundan söz ettiğimiz doğrudur. Webmaster’ın yanılması/yanıltması sonucu bu ifadeye haberimizde yer verilmiştir. Fakat daha sonra yaptığımız görüşmelerde ses kaydının yapılamadığını öğrendik."

 

(Kaynak:  Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun desteklediği hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı: "Coşkun Büktel yine kıvırıyor".)

 

 

"Bilgisayar kaydı var" diyerek  yayınladıkları konuşma metinleri ise, tamamen gerçekti ama bu konuşmalarda yukarıda sıralanan suçlarla ilgili en küçük bir imaya bile rastlanmıyordu. (Bakınız: "İftira Belgeleri") O konuşmaları sırf ellerinde gerçek belge de bulunduğunu gösterebilmek için koymuşlardı.

 

Kısacası, "elimizde ses kaydı var, bilgisayar kaydı var" diyerek, helâ gibi "çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı sitelerinde, imzasız yazılarla bize günlerdir en iğrenç "mafyatik" suçlamaları yönelten "yüzsüz" sapıklar; suç unsuru içeren konuşmanın belgesini gösteremiyor (ses kaydının bulunmadığını "80 saat sonra" itiraf etmek zorunda  kalıyor); belgesini gösterebilecekleri MSN konuşmalarında ise suç unsuru gösteremiyorlar.

 

Fakat suç unsuru içeren telefon  konuşmasının "elimizde" dedikleri ses kaydının "ellerinde" bulunmadığını "80 saatte de olsa" itiraf ettirebildiğimiz halde (Bakınız: "1. Exorcism"); bilgisayar kaydı var diyerek yayınladıkları MSN konuşmalarında hiçbir suç unsuru bulunmadığını itiraf etmeye yanaşmıyorlar. Oysa kanıt ortada:

 

Demişlerdi ki:

 

CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.

(Kaynak:  Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun desteklediği helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı: "Coşkun Büktel yine kıvırıyor".)

 

"Çıksın" dedikleri Cemal Bulunmaz çıktı ve dedi ki:

 

"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM"

 

Yani Cemal Bulunmaz, korkak sapıkların restini gördü ve sapıkların "diyemez" dediği şeyi "dedi".

 

Bu durumda, Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun "açık destek" verdiği "yüzsüz" sapıklara ne yapmak düşer? Gayet açık:

 

"Çıksın" dedikleri Cemal Bulunmaz gibi, onlar da "çıkacaklar" ve ("kendilerinin yayınladıkları" Cemal  Bulunmaz'a ait bilgisayar kayıtlarının neresinde, Cemal Bulunmaz'ın "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT dediğini göstererek; Cemal Bulunmaz'a yönelttikleri suçlamanın palavra olmadığını, ciddiye alınması gerektiğini  kanıtlayacaklar. Bunu kanıtladıklarında, onlara "orospu çocuğu" derken bizim  yanılmış olduğumuzu, onlara "orospu çocuğu" demekle haksızlık ettiğimizi de kanıtlamış olacaklar.

 

Ama hayır! Burak Caney takma adının ardına saklanmış "yüzsüz" sapıklar, bu kez itiraf etmiyorlar. Kendi iddialarının "var" dedikleri kanıtını göstermekten 6 gündür yan çiziyor; suçlamalarına ilişkin hiçbir belge gösteremiyor; suçlananların savunmasına asla sayfa ya da link vermedikleri helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı sitelerinde,yalnızca, tek kale maç yapar gibi, belgesini gösteremedikleri iftiraları fıkra lazı inadıyla yayınlamaya devam ederek, suçlananların görüşünü merak etmeyen vasat zekâlı okurları bize karşı nefretle "dolduruyorlar".

 

Bu durumda diyorum ki: Bizim onurumuza iftira ettiklerini, bir kez daha ve yine "iki kere iki dört" netliğiyle kanıtladığımız bu "yüzsüz"  sapıklara "orospu çocuğu" demenin küfür olduğunu iddia eden herkes; bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemiyor demektir. Ve bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemeyen tüm pespayeler, orospu çocuğudur.

 

Hiçbir helâ duvarı, "yüzsüz" ve iftiracı sapık Burak Caney'in helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun sayfalarındaki kadar aşırı bir çirkeflik barındıramaz. (Bakınız: "Burak Caney'in fotoğraf sergisi".) İmza toplayacaksanız, önce "Burak Caney'in fotoğraf sergisi" ne karşı imza toplayın! Orospu çocukları sizi!...

 

         

Coşkun Büktel  

2 Mart 2008

 

Not : Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

İftira metnini, Mustafa Demirkanlı'nın iftirayı destekleyen yazısını, Büktel ile Bulunmaz'ın iftiraya karşı ilk tepki yazısını, ve Büktel'in vandalları iftirayı itiraf etmeye zorlayan ve seksen saat sonra bir exorcism (şeytan çıkarma) gerçekleştirerek, vandalları itiraf ettiren seri yazılarını, gün be gün, saat be saat, sırasıyla ve aynı sayfada okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

 

HİLMİ BULUNMAZ'DAN İKİ CEVAP YAZISI
Bulunmaz'ın işi zor: Hem "işkenceci" solculara, hem "Halmancı" solculara, hem "çanak yalayıcı" olarak nitelediği neredeyse "tüm" tiyatroculara, hem de "arafta kalmışlara" karşı mücadele veriyor.

 

 

 

 

 

 

NEDİM SABAN VE ARAFTA KALMIŞ TARAFSIZLARA!

 

Hilmi Bulunmaz

7 Haziran 2009

 

Bulunmaz, yazısının bir yerinde benimle ilgili olarak, diyor ki:

 

"Yalnız şunu net olarak belirtmekte yarar var: 'Çanak yalayıcısı!' lafı, sadece bana ait. Bu söz, Coşkun Büktel'i bağlamaz. Büktel, çanak yalama sözünü hiçbir zaman benimsemedi. Büktel'in ilkelerine uygun düşmeyen bu lafı, ben, hem ilkelerime uygun düşmesi ve hem de bu sözü ağız dolusu söyleyebilme cesareti ve durumuna sahip olduğum için kullanıyorum. Çünkü, Kültür Bakanlığı çanağı yalayabilmek için, önce bir tiyatro sahibi olmak ve ardından çanak yalamak için proje geliştirmek gerekir. Benim de birkaç kez yaladığım bu çanak için, Büktel'in ne durumu müsait, ne de Büktel, ilkesel olarak çanak yalamaya karşı. Tabii ki, bu benim görüşüm. Büktel, karşıtını beyan ederse, onu da yayınlarım."

 

Doğrudur: Ben, kendim, Kültür Bakanlığı'ndan destek alma ihtimalim bulunmadığı halde, bakanlıktan destek almayı veya talep etmeyi, (kendine değil de "tiyatro sanatına" katkıda bulunmuş) her gerçek tiyatrocunun, anasının ak sütü gibi hakkı olduğuna inanır, bu desteği alıp da, kendine değil "tiyatro sanatına" harcayan insanları hiçbir zaman "çanak yalayıcı" olarak niteleyemem/nitelemedim.

 

Ama ben, yarın öbür gün Kültür Bakanlığı'ndan herhangi bir destek alsam bile, sosyalist Bulunmaz'ın "çanak yalayıcıları" eleştirmesinden asla rahatsız olmayacağım. Bulunmaz bana istediği kadar "çanak yalayıcı" desin, ben kendimi iyi tanıdığım ve adi bir "avantacı" olmadığımı bildiğim için, Bulunmaz'ın eleştirisinden asla etkilenmeyecek; "iyi ki Bulunmaz'ın açısından bakan ve eleştiren birisi de var" demekten asla vazgeçmeyeceğim. Bulunmaz'ın eleştirisine katılmıyor olsam da, eleştirisinde, sırf, benim için öncelikli bir özellik (samimiyet) bulunduğu için, Bulunmaz'a saygı duymaya devam edeceğim.

 

Kısacası, ben (bilinen kişiliğimden asla ödün vermeksizin ve kendimi adi bir avantacı durumuna düşürmeksizin) "o çanağı yalamaya" dünden razıyım; ama Bakanlık, çanağı kimlere yalatacağını çok iyi biliyor olmalı ki, çanak bana asla sunulmuyor.

 

"Çanağı yalayanların" büyük çoğunluğu ise, nedense, Hilmi'nin eleştirilerine değil saygı duymak, tahammül bile edemiyor.

 

Hilmi'nin Nedim Saban'a cevaplarında yer yer oldukça eğlenceli buluşlar da var. Tavsiye ederim, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 Bulunmaz'ın, linç imzacılarından Orçun Masatçı'nın suçlamalarına verdiği cevaplar için de, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

Orçun Masatçı'ya
 

 

 

"Arka Sıradakiler", bu hafta da birinci

Linç imzacılarına ithaf ettiğim sahne de, reyting sıralamasında birinci oldu!

Büktel'in "senaryo doktoru" olarak görev yaptığı "Arka Sıradakiler", daha bir yılını yeni doldurmuş FOX TV  kanalında ve kanallar arası haftalık rekabetin en vahşi gününde ve en vahşi saatinde yayınlandığı halde ve tanınmamış genç oyunculardan kurulu kadrosuna rağmen; geçtiğimiz Pazar günü de (31 Mayıs 2009) en büyük kanallarda yayınlanan yarışma, spor, dizi ve komedi programlarının tümünü "yine" geçerek, yalnızca diziler arasında değil, günün "tüm" programları arasında, "BİRİNCİ" oldu.

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık bir ÖRNEK

(Aşağıda, 72. Bölüm'den, Büktel'in yazdığı final sahnesinin metnini sunuyoruz.)

3 Haziran 2009  

Oktay (Bülent Çetinarslan), nikah masasında evlenmek üzere olduğu Büket'i (Esin Civangil) hiç beklemediği ve çok zorlu bir ikilem içine sokar

 

 

Büktel'in yazdığı final repliklerini okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

Sansürcü tiyatro yayıncıları tarafından güya küfre karşı düzenlenen ama aslında Büktel ile Bulunmaz'ın sesini kısmayı amaçlayan linç kampanyasının ardında hangi öfke ve kinlerin yattığını ve o kinlerin gerçek nedenlerini "tümüyle" kavramak için, Hilmi Bulunmaz'ın aşağıda linkini verdiğimiz yazısını da okumak, kesin bir zorunluluktur.

 

 

 

 

 

  Anamur, Demirbaş, Demirkanlı, Güner ve Yalaz, dergilerinin tirajını açıklamak için matbaalardan aldıkları gerçek faturalarını beyan etmek zorundalar!

    

Hilmi Bulunmaz

1 Haziran 2009

 

Görüldüğü üzere, Bulunmaz, tiyatro yayıncılarını dürüst olmaya (gerçek  tirajlarını kanıtlamak için matbaa faturalarını açıklamaya) davet ederek, eski köye yeni adet (açıklık ve şeffaflık) getirmeye; bir başka deyişle, yayıncıların avantasına çomak sokmaya veya "ekmeğine kan doğramaya" kalkışıyor. Ve üstelik, Yeni Tiyatro dergisi'nin sahibi Erbil Göktaş'ı fatura yayınlamaya ikna etmiş olan Hilmi Bulunmaz, kendi dergisi Tiyatro Oyun'un matbaa faturasını da yayınlayarak, bu konuda somut "kötü örnekler" oluşturmaktan, bir başka deyişle "cami duvarını ıslatmaktan" kaçınmıyor. Ee, bazı dergiler matbaa faturasını açıklayabiliyor ve diğerleri açıklayamıyorsa; okurlar ve reklamverenler, samimi yayıncılarla, üçkağıtçı sahtekarları artık kolayca ayırt edebilecek ve sahtekarların dümenini yürütmesi artık iyiden iyiye zora girecek demektir.

 

Kısacası ("sıfır sansür" ilkesine uymanın, reklam uğruna iktidara yalakalanmaktan uzak durmanın, dobra dobra eleştiriye kapıları ardına dek açmanın ya da fatura yayınlayacak kadar açık ve şeffaf olmanın, "temiz yayıncılık" ilkeleri haline gelmesi "tehlikesinden" dehşete kapılarak bir araya toplanıp "suç ortaklığı" oluşturan, sözde temiz, özde leş gibi kokuşmuş tiyatro yayıncılarımıza göre) Hilmi Bulunmaz da, linç kampanyasının hedefi olmayı, anasının ak sütü gibi "hak etmiştir".

 

Fatura saklamaktan yana olan kirli yayıncıların fatura açıklamaktan yana olan dürüst yayıncılara karşı başlattığı linç kampanyasına imza vererek, dürüst ve şeffaf olmanın değil, gizli kapaklı ve hilekar olmanın "temiz yayıncılık" sayılmasına katkıda bulunmuş kişiler; okurları aldatmayan yayıncılara karşı okurları aldatan yayıncıları desteklemekle, (eğer ne yaptığının bilincinde olan ve bu kokuşmuşluktan beslenen ya da beslenme umudu taşıyan kasıtlı alçaklar değillerse) ne yaptığını bilmeyen ve "ben yayıncının beni aldatanını severim" diyerek kendi bacağına kurşun sıkan salaklar olduklarını kanıtlamışlardır.

 

Bulunmaz'ın, "KINIYORUZ!"  başlıklı linç kampanyası ardındaki gerçeklere ışık tutan yazısını...

 

KAÇIRMAYIN!

Ayrıca bakınız: Tiyatro Dünyasi sitesinin sahibi Can Törtop, "KINIYORUZ!" etiketini sitesinden kaldırarak, kirli yayıncıların en az kirlisi ve en az mantıksızı olduğunu kanıtladı. TIKLAYINIZ!

 

 

 

"İsim vermemek, kanıt, belge, kaynak göstermemek, yani bilimselliği reddetmek, her zaman vandalların işine yarar. Çünkü biz yalan ve iftira silahlarının avantajına sahip değiliz. İsim vermesek bile yalan söyleyemez, iftira atamayız; ama vandallar bu konuda gayet özgürler ve avantajlı konumdalar."

 

BEN ERBİL'E DEMİŞTİM!

 

 

Coşkun Büktel  

31 Mayıs 2009

 

 

Erbil Göktaş, “Yeni Tiyatro” dergisinin Mayıs-Haziran 2009 tarihli 11. sayısında, “Sezonun En Kötü Oyunu: ‘Kampanyacılar’” başlıklı bir yazı yayınladı.  Erbil, yazıyı yayınlamadan önce, İzmit’ten beni telefonla arayıp, o yazısından coşkuyla söz etmiş ve yazıdan bana bazı bölümler okumuştu. Ne yazık ki, Erbil’in coşkusunu paylaşamamıştım. (...)

 

Büktel'in yazısının devamını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

Bu sahneyi linç imzacılarına ithaf ediyorum!

(Bugün, saat 20.00'de FOX TV'de)

Büktel'in "senaryo doktoru" olarak görev yaptığı "Arka Sıradakiler", daha bir yılını yeni doldurmuş FOX TV  kanalında ve kanallar arası haftalık rekabetin en vahşi gününde ve en vahşi saatinde yayınlandığı halde ve tanınmamış genç oyunculardan kurulu kadrosuna rağmen; geçtiğimiz Pazar günü de (24 Mayıs 2009) en büyük kanallarda yayınlanan yarışma, spor, dizi ve komedi programlarının tümünü "yine" geçerek, yalnızca diziler arasında değil, günün "tüm" programları arasında, "BİRİNCİ" oldu.

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık bir ÖRNEK

(Aşağıda, önümüzdeki Pazar günü yayınlanacak olan 74. Bölüm'den, tümünü Büktel'in yazdığı bir sahnenin metnini sunuyoruz.)

29 Mayıs 2009 Perşembe

 

Aşağıda linkini verdiğim sahneyi linç imzacılarına ithaf ediyorum

COŞKUN BÜKTEL

Kemal hoca (Bülent Yarar kendisi dahil, hiç kimseye gözü kapalı güvenmemelerinin ve hiç kimsenin planlarının parçası, fedaisi, aleti veya maşası olmayı kabul etmemelerinin niçin gerektiği konusunda öğrencilerle, tartışıyor

 

 

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

 

Çetinkaya,

Can Doğan'ın yazısından gerekli ahlak dersini çıkaramadığı anlaşılan (ve yine de linç kampanyasının ana sponsoru sansürcü yayıncıların en az kirlisi saydığımız) kirli yayıncı Can Törtop'a; kendisini (yani Çetinkaya'yı) sansürlemesinin, hukuk tekniği bakımından sorunsuz görünse de, vicdan bakımından asla kabul edilemez bir samimiyetsizlik içerdiğini 

"kanıtlıyor"

 

 

 

 

 

 

 

 

Sözde Temiz Tiyatro Yayıncılığı Kampanyası Tertipçilerinden Can Törtop’un “Beni Bağlamaz” Diyerek Yayımlamayı Reddettiği Bir Açıklama ve Kınama

Feridun Çetinkaya / 27 Mayıs 2009

"Tekrar Merhaba Can,

Burak Caney takma adlı internet korsanı yayıncıyı desteklediklerini açıkça itiraf etmiş kişilerle omuz omuza vererek, işbirliği yaparak, doğrudan doğruya tiyatro yazarı Coşkun Büktel ve tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'ı hedef göstermekten başka hiçbir amacı olmadığı son derece açık bir şekilde ortada olan, (bak bir kere bu çok önemli) 'çitfe standartlı', kirli ve şaibeli bir linç kampanyasının tertipleyicisi durumundayken ve halihazırda sahibi ve editörü olduğun internet sitesinin en gözalıcı köşelerinden birinde bu kampanyanın propagandasını yapan bir banner kullanırken, yani açıkça en hafif deyimiyle 'sorumlu' durumdayken, hangi hakla bana akıl ve ders vermeye kalkışabiliyorsun şaşıyorum."

 

Çetinkaya'nın Can Törtop'u kınayan yazısını...

...Törtop'un o yazıyı sitesinde yayımlamayı reddetmesi üzerine, Çetinkaya ile Törtop arasında gerçekleşen yazışmayı...

Çetinkaya'nın sitesindeki özgün mizanpajıyla okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

TODER başkanı Ulvi Alacakaptan, "3. Abdülhamid" lakaplı, sansürcü Timur'u, birkaç yıl önce, "bana dokunmuyor" yanlışlığına düşerek "Padişahım bin yaşa!" dercesine "onurlandırmış" olduğu için, bugün, suçlu değil de savcı saymak ve muhatap almak zorunda kalıyor

(Alacakaptan özeleştiri yaparak yanlışından dönerken, ne yazık ki, aynı yanlışı, bügünlerde Nedim Saban yapıyor. Bakınız: "Çetinkaya-Saban yazışması")

 

"Seni onur üyesi seçtik. Bana, TODER'e, yazılı sözlü tek bir eleştiri getirmeden, bir yanıt beklemeden, istifa ettin.

Biz yanlış yapmışız.

Sen doğru yaptın.

Onurumuzu geri verdin.

Sağolasın, AETimur!"

 

 

 

 

Alacakaptan'ın Timur'a yanıt metnini okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

Bir devlet memuruna (Erbil Göktaş'a) "bıçakların bilenmekte olduğunu" söyleyerek "kaba tehdit" yöneltmiş ve o devlet memuru tarafından savcılığa verilmiş olan Bileyci Kurhan; belgeli tehdidi nedeniyle suçlu sandalyesinde oturmakta olduğu gerçeğini örtbas etmek için, savcı rolüne bürünmeyi çok seviyor ve (artık o kadar kabaca tehdit edemese de) insanları "küfürbaz" ilan edip onlar hakkında linç kampanyası düzenlemek gibi adi bir suça tevessül etmekten ve imza vermeyerek onun bu suçuna katılmayı reddeden kişileri "sıygaya çekmek" gibi bir haddini bilmezlikten sakınmıyor.

Coşkun Büktel, kendisinin fotoğrafını bir penisin üzerine yapıştırmış olan takma isimli kalleş sapık Burak Caney'den başka hiç kimseye "orospu çocuğu" dememiştir. Büktel, Burak Caney'e "orospu çocuğu" deyip geçmiş, onu önemsememiş; ama Mustafa Demirkanlı'nın, A. Ertuğrul Timur'un, Özdemir Nutku'nun, Tuncer Cücenoğlu'nun, Üstün Akmen'in açık imzalarıyla yazı yazarak, Burak Caney'e açık destek vermesini önemsemiş ve Büktel'e karşı olunca bir sapıkla bile işbirliği etmekten çekinmeyen bu kirli insanları defalarca uyarmıştır. Bu kirli ittifakın elebaşları, sonunda Bileyci Kurhan'ı (ve imza verdiklerine göre İATP-G'yi de tabii) asimile ederek aralarına katmış; (olayda asıl küfrün Burak Caney tarafından Büktel'e yöneltildiğini ve kendilerinin asıl küfrü açık imzalarıyla desteklediklerini) insanların çoktan unuttuklarına güvenerek, ve çoğu kişinin hakikati bilmediklerine ve bilmek istemeyeceklerine ve bilmeden de imza verebilecek kadar salak olduklarına inanarak; Büktel'e (ve arkadaşı Hilmi Bulunmaz'a) karşı bir linç kampanyası düzenlediler ve mahkemelerin hakaret (küfür) nedeniyle defalarca mahkum ettiği (mahkeme tescilli küfürbaz) Mustafa Demirkanlı tarafından başı çekilen bu linç kampanyasına, bir dezenformasyon harikası(!) olarak, "küfür karşıtı kampanya" adını verdiler ve iftiralarla dolu bir bildiriyi, hakikati "bilmeyen" insanlara ve Büktel'in eleştirilerine maruz kalmış "kuyruk acılılara", "Salieri komplekslilere" ve hakikati bildikleri halde linç tarikatinin dışında kalmaya cesaret edemeyen zavallılara  imzalatmaya başladılar.

Ama 70 milyon imza toplasalar bile, ben Coşkun Büktel, fotoğrafımı penise yapıştıran sapıklara "orospu çocuğu" demekten; (sapıkları açık imzalarıyla desteklemiş linççileri kınamak yerine, linççilerin iftira ve tehditle yıldırmaya çalıştığı  Büktel'i kınayan) ahmak ya da alçaklara savcı koltuğunda değil, suçlu sandalyesinde oturduklarını hatırlatarak hadlerini bildirmekten asla vazgeçmeyeceğim.

Şimdi, suçlu sandalyesinden kaşla göz arasında sıvışıp arkadan dolanarak savcı koltuğuna kurulmaya çalışmayı adet edinmiş olan kurnaz "Bileyci" Kurhan'ın okurlara unutturmaya çalıştığı gerçek ("tehditçi") kimliğini kamuoyuna bir kez daha hatırlatarak, (linççiler her ne kadar önemsemese de) tehdidin en iğrenç ve en tehlikeli küfür olduğunu bir kez daha vurgulayalım: 

 

"BİLEYCİLERİN" MANTIĞI

Ben bıçak bilediğimi söyleyerek seni açıkça tehdit ederim; sen korkar da sinersen ne âlâ; ama yok korkmaz da tehdidi teşhir ederek, beni elaleme rezil edersen; bu kez de seni, telaşa (ya da vehme) kapılmakla, komik olmakla, "iç yazışmalarımızı" açıklamakla, kıldan tüyden daha bir sürü başka şeyle suçlayarak, sorulara cevap vermek yerine sorular sorarak, savcı rolüne geçer;  aslında soru sorma hakkına sahip bir savcı değil de, soruları cevaplaması gereken adi bir tehdit suçlusu olduğumu herkesin gözünden kaçırıveririm. 

Bıçaklar bilediğini söyleyerek Erbil Göktaş'ı "açıkça" tehdit edecek kadar çıldırmış ve sükûnetini kaybetmiş olan "Bileyci" Kurhan,

(dünyanın en sakin insanı olan Göktaş'ın o gayet sakin yazısına karşı)

yazdığı cevap yazısında, bıçakları bileyecek kadar kendini kaybetmiş olan kendisi olduğu halde, sakin olması gereken kişinin Göktaş olduğunu iddia ediyor.

"Sıfır sansür" ilkemiz gereğince, sansürcülerin bile sansürlenmesine karşı olduğumuz için, Kurhan'ın cevap yazısını "Kurhan'ın Çöp Kutusu" bölümünde derhal yayınladık. Uzun uzun aramak zorunda kalmayın diye ana sayfadan ve kocaman harflerle duyuru yapıp link veriyoruz.

(GÜNCELLEME 24 Nisan 2009: Bizim yukarıdaki satırları yayınlamamızdan kısa süre sonra, mesajı algılayan kurnaz Mustafa Demirkanlı, Erbil Göktaş'ın 21 Nisan tarihli yazısını iki gün gecikmeyle, nihayet ana sayfasından duyurdu. Demokrat olmayı çok yavaş öğreniyorlar ama, yavaş yavaş, yarım yamalak ve sidik zoruyla da olsa, "öğreniyorlar".)

"Bileyci" Kurhan'ın Göktaş'a cevabını okumak için, adres çubuğuna adres yapıştırmakla filan uğraşmanıza gerek yok; (kolayca görebileceğinizden emin olduğumuz) aşağıdaki başlığı tıklamanız yeterli:

"ERBİL GÖKTAŞ'A ZORUNLU BİR YANIT"

Yukarıda linkini verdiğimiz yanıta konu olan Erbil Göktaş yazısını okumak için de, lütfen, aşağıdaki  mavi başlığı tıklayınız:

 

Ömer F. Kurhan'dan

Mimesis diliyle değil, "açık dille" tehdit:

"Bıçak sırtı yazılar için bıçakların bilenmeye başladığını belirtmekte fayda var..."

 

GÜNCELLEME 22 Mayıs 2009

Peter Ustinov diyor ki:

TIKLAYINIZ!

 

***

Tiyatromuzdaki insan malzemesinin kalitesizliği hakkında yeni bir şey söylemeye gerek yok

ARŞİVDEN...

 

 

COŞKUN BÜKTEL

7 Ekim 2008 (Yaklaşık 1 yıl önce)

"Nedim Saban, bende her zaman, 'esen rüzgârlardan etkilenmeye müsait bir kişilik' izlenimi uyandırmıştır. (...) Nedim Saban'ın her iki türlü de davranabileceğini hayal edebiliyorum. Yani bu konuda ikircikliyim."

(KAYNAK: Büktel'in bir link yazısı)

 

***

 

 

NEDİM SABAN

17 Mayıs 2009 (Yalnızca 4 gün önce)

"Hilmi,

Ben imza vermedim.

İmzacılar arasında olduğumu da bugün tesadüfen Feridun Çetinkaya'dan öğrendim."
(...)

(KAYNAK: Saban'ın Hilmi Bulunmaz'a mesajı)

 

***

 

 

NEDİM SABAN

21 Mayıs 2009 (Bugün)

(...)

Hatta Mustafa Demirkanlı’ya bu kampanyaya destek vereceğimi söyledim. (...)

(KAYNAK: Nedim Saban, "Temiz Yayıncılık")

 

***

 

 

BONUS

9 Mayıs 2007 (Yaklaşık 2 yıl önce)

Ahmet Levendoğlu, Yücel Erten,
Güngör Dilmen, Özdemir Nutku ve Tuncer Cücenoğlu'dan
 

 

 

 

 

(Başka sitelerin açıklamaya yanaşmadığı)

 

İBRET VERİCİ "OMURGASIZLIK" BELGELERİ

Coşkun Büktel

 

***

 

 

NOT

21 Mayıs 2009 (Bugün)

 

Stratejik dengelere aldırmaksızın, düşman kazanmaktan ve dost kaybetmekten korkmaksızın, yalnızca belgenebilir hakikati esas alarak yazan Büktel'e karşı imza vermiş herkes, belgelerle sabittir ki, ya hakikati görememe ya da (daha kötüsü) "hakikate bakamama" sorunu yaşamaktadır— adı Genco Erkal bile olsa...

 

 

Can Doğan; "linç kampanyası"nın düzenleyici ve çağrıcısı Can Törtop tarafından Şehir Tiyatrosu yönetimi aleyhine yapılan, kanıtsız, belgesiz ve kaynağı belirsiz, kirli yayına karşı çıkarak; Törtop'a temiz yayıncılık hakkında ders veriyor ve  ona (coskunbuktel.com'un "banner"ında en özlü biçimde ifade edilmiş olan) "gerçek temiz yayıncılık" ilkelerini hatırlatıyor.

Ama ("temiz yayıncılık" adına Büktel ve Bulunmaz'a karşı linç kampanyası düzenlemiş kirli yayıncıların en az kirlisi olan) Can Törtop, kanıtlı belgeli Özdemir Nutku iftirasını "önemsiz" ya da "rivayet" sayarak sansür etmekten utanmadığı gibi; Şehir Tiyatrosu yönetimine dair (küfürden farksız) bir "rivayeti" önemli ve doğru sayarak ve "güvenilir kaynaklar" diye ne idiği bilinmez ve güvenilmez bir kaynağa dayandırarak yayınlayıp okurları dezenforme etmekten de, ne utanıyor ne pişmanlık duyuyor.

Can Doğan'a cevap olarak yazdığı kısa notta, belge gösterme-meyi ve kaynak belirtme-meyi açıkça savunmasından bir kez daha anlaşılıyor ki; sansürcü ve linççi vandalların en masumu olan (zorda kalmadıkça iftira, yalan, kalleşlik, sansür ve linç gibi yöntemlere başvurmayan) Can Törtop'un bile; yüzde yüz temiz yayıncılığı, sıfır sansür ilkesini ve "İnsanları suç belgesi göstermeden ya da suç belgesinin orijinal kaynağını belirtmeden (orijinal kaynağa link vermeden) suçlayacak kadar alçak değilim."(*) terbiyesini benimsemeye hiç niyeti yok.

Bugüne dek çok az fikrini tasvip ettiğimiz Can Doğan'ın, hiç tasvip etmediğimiz Şehir Tiyatrosu yönetimini, linççi Törtop'dan yönelen kirli yayıncılığa karşı savunmasını destekliyor; Can Doğan yazısının orijinal sayfasına direkt link veriyor; isteyen herkesin, yazdığımız her şeyi, (tahrif etmemek ve kaynak belirtmek  kaydıyla) yayınlayabileceğini, bir kez daha duyuruyoruz. (Gerçi yıllardır, bu iznimizden yararlanmayı, Hilmi Bulunmaz dışında, pek kimse düşünmedi. Ama biz de zaten bu izni vandalların yararlanacaklarını umarak değil, aslında, kimin sansürcü, kimin "temiz yayıncı" olduğunun okurlarca anlaşılmasını umarak, tekrar tekrar duyuruyoruz):     

 

SEVGİLİ İSMAİL CAN TÖRTOP

Can Doğan / 19 Mayıs 2009

 

(...) Üç gün önce Şehir tiyatroları'nda meçhul kişiler birbirlerine telefon açarak gösteriye katılacak sanatçıların disiplin kuruluna verileceği, haklarında soruşturma açılacağı söylentisini yayıyorlardı. Eylemden 24 saat önce mail trafiği hızlanmış, kurumun demokrat görüşlü genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya, yönetim kurulu üyesi Can Başak, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Macit Koper, meslektaşlarını, dostça bu yürüyüşe katılmama konusunda uyarmıştı.

Buyurmuşsunuz… Kim bu meçhul kişiler Sayın Törtop? Beni neden aramadılar? İlgili paragrafta adlarını andığınız Orhan Alkaya, Can Başak ve Macit Koper neden beni uyarmadılar? Kaldı ki böyle bir uyarının belgelenmesi ve doğrulanması halinde adı geçen üç kadim dostumu ciddiyetle ayıplarım… Onlar bunu reddederse ispat yükümlülüğü de zat-ı alînizin omuzlarındadır, ispat etmezseniz o zaman sizi de ayıplarım…
(...)

Can Doğan'ın, kirli yayıncı Törtop'a karşı, dedikodu ya da Mimesis yöntemiyle değil de, ancak haklı olanların tercih edeceği yöntemle (karşı görüşü satır satır alıntılayarak cevaplama yöntemiyle) yazdığı açık, dürüst ve bilimsel yazıyı okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

 
Bulunmaz'dan "Bileyci"ye kısa yanıt!

 

"BİLEYCİ" KURHAN ASIL ŞUNU ANLATMALI: "YALANI, İFTİRAYI, TEHDİT VE KALLEŞLİĞİ KINAMA-MAK NİÇİN GEREKLİ?"

    

Hilmi Bulunmaz

16 Mayıs 2009

 

 

HİLMİ'NİN KISA YAZISINA UZUN SUNUŞ

 

Coşkun Büktel

 

Linç kampanyasının ana sponsorları olan Demirkanlı-Timur-Kurhan kirli ittifakı, ağız ishaline uğramış gibi, sürekli konuşuyor, bizim okumaya bile yetişemediğimiz, çalakalem yazılmış, mantık dışı yalan ve iftiralarla örülü çarşaf çarşaf yazılarıyla sürekli dil dökerek; "Özdemir Nutku skandalı"nı, Taksav skandalını, "Ölüleri Gömün skandalı"nı, "Yaşasın Sansür skandalı"nı, Demirkanlı yalanlarını, Burak Caney denen takma isimli sapığa kendi gerçek isimleriyle verdikleri desteği, vb. örtbas etmeye çalışıyorlar.

 

Linç sürecinde Bulunmaz ve Büktel'e karşı (tıpkı zamanında Burak Caney'in de yaptığı gibi) bir sürü site açıp kapatmış (Faşistler blogspot.com, Unutmamakta yarar var blogspot.com, Kanal İzasyon blogspot.com) ve sekseni (80) aşkın yazı yayınlamış olan (ve bazılarını sonradan kendilerinin bile "çöp" sayarak sildiği ishal ürünü o yazıları; sitelerimizin ana sayfasında değil de kirli ittifakın yazarlarına ayırılmış özel "çöp kutularında" yayınladığımız için bizi "sansürcüler padişahı" olmakla suçlayan) "ishalli ittifak" o kadar çok yazıyor ki, onların tüm yazılarını değil cevaplamak, okuyamıyoruz bile...

 

Biz o kadar fazla konuşmaya gerek duymuyor, yıllar içinde her şeyi zaten anlatmış olduğumuz için (ve linç düzenleyici kirli ittifakın asıl amacının skandalları örtbas ederek gündemden çıkarmak olduğunu da gayet iyi bildiğimizden) genellikle, vampire gösterilmiş haç etkisi yaratan eski yazılarımızı (konjonktür uygun düştüğünde) tekrar gündeme getirmekle yetiniyoruz. Yani vandallara karşı söylenecek yeni bir şey olmadığı için, öyle eskisi gibi oturup dört başı mamur yazılar yazmak gereğini artık çok ender hissediyoruz.

 

İşte bu nedenle, Hilmi Bulunmaz; "Bileyci" Kurhan'ın (daha yaygın adıyla Ömer F. Kurhan'ın) son yazısına karşı, (kendini savcı koltuğuna kurulmuş sanan oysa tehdit suçlusu olarak sanık sandalyesinde oturmakta olan "Bileyci"nin suçlamalarına cevap vererek onun savcı rolünü onaylayamayacağı için) "Bileyci"ye dört başı mamur bir yazıyla cevap vermeyi aklından geçirmediği halde; "Bileyci"nin yazısının başlığı ilgisini çektiğinden, yalnızca o başlık hakkında kısa ama oldukça çarpıcı bir yazı yazdı.

 

Bu yazımda geçen pek çok kavramla ilgili linkler, Hilmi'nin yazısında zaten mevcut olduğu için, ben bu sunuş metninde herhangi bir link çalışmasına mesai harcamayı gereksinmedim.

 

Hilmi Bulunmaz'ın ın "Bileyci"ye kısa cevabını...

 

KAÇIRMAYIN!

 

 

BÜKTEL'İN "TARAF" YAZISI!...

"Taraf"ta, "Belgeleri görmek bile istemiyorlar" başlığıyla ve yine Büktel'inkinden farklı bir altbaşlıkla yayınlanmış olan Büktel yazısını, orijinal başlığı ve orijinal altbaşlığıyla sunuyoruz:  

 

YALAN KÜFRÜN TA KENDİSİDİR; İFTİRA İSE KÜFRÜN EN ALÇAKÇASI

 

Coşkun Büktel  

12 Mayıs 2009

 

 

Belgelenmiş yalan ve iftiralara karşı çıkamayanlar, yalan ve iftiraları belgeleyen Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz’a karşı çıkarak linç kampanyası düzenliyorlar.

 

Coşkun Büktel'in "Taraf" yazısını okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

Aşağıdaki "2. Güncelleme" yazımızın sonuna çok önemli iki DİPNOT ekledik

 

2. GÜNCELLEME (11 Mayıs 2009, 10.00):

Büktel'in "belgeli" cevabı "Taraf"ta yayınlandı

"TARAF"I ALDATAMADILAR!

 

LİNÇ ÇAĞRICILARI; BELGELERİ GÖRMEK BİLE İSTEMEYEN "KUYRUK ACILI" TİYATROCULARI ALDATMIŞ OLABİLİR; AMA "TARAF" GAZETESİNİN SANAT SAYFASI EDİTÖRÜ FERHAT ULUDERE'Yİ ANCAK "YATSIYA KADAR" ALDATABİLDİLER

BAŞLIĞINI DEĞİŞTİREREK DE OLSA (Kİ "TARAF"IN KOYDUĞU "BELGELERİ GÖRMEK BİLE İSTEMİYORLAR" BAŞLIĞINI DA, KENDİ BAŞLIĞIMIZ KADAR BEĞENDİK) FERHAT ULUDERE, BÜKTEL'İN LİNÇ ÇAĞRICILARINA KARŞI YAZDIĞI, 5000 VURUŞLUK, BELGELİ VE TOKAT GİBİ "ÇARPICI" CEVAP METNİNİ, "VİRGÜLÜNE DOKUNMADAN" BUGÜNKÜ  "TARAF"TA YAYINLADI.

BÜKTEL'İN LİNÇ ÇAĞRICILARINA TOKAT GİBİ BELGESEL CEVABI

"BELGELERİ GÖRMEK BİLE İSTEMİYORLAR"

BUGÜN, "TARAF"TA!...

YARIN İSE coskunbuktel.com'DA VE BELGELERE (BİR BAŞKA DEYİŞLE, "NAHOŞ GERÇEKLERE") KÖR BAKMAYAN DİĞER TÜM SİTELERDE!...

NOT 1: Ferhat Uludere'nin yaptığı editörlüğe tek itirazımız, bizim alt başlığımızın yerine koyduğu altbaşlığa olabilir. Bizim altbaşlığımız şöyleydi:

"Belgelenmiş yalan ve iftiralara karşı çıkamayanlar, yalan ve iftiraları belgeleyen Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’a karşı çıkarak linç kampanyası düzenliyorlar."

Uludere'nin uygun gördüğü altbaşlık ise şöyle:

"Tiyatro dünyasında bir süredir devam eden ve Nutku'nun Theope yorumuyla başlayan polemikte Büktel, kendine yöneltilen suçlamalara cevap veriyor."

Görüldüğü üzere, Uludere, başlıkta ve altbaşlıkta yaptığı değişikliklerle, bilerek ya da bilmeyerek, "linç çağrısı" konusunu  başlıktan ve altbaşlıktan silip atmış olmaktadır.

Ayrıca, Uludere'nin altbaşlığında yer alan "Nutku'nun Theope yorumu" ifadesi ise, ancak "iftiracıyı kayırmak" olarak yorumlanabilir. Çünkü Nutku'nun  "Fransızca’da 16. Yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var." cümlesi bir "yorum" değil, düpedüz, apaçık, kanıtlı, belgeli bir "somut yalan"dır ve Nutku dört yıldır bu apaçık, somut yalan için özür dilemeyi inatla reddettiğine göre, bu yalanın "kasıtlı bir iftira" olduğu artık kesinleşmiştir.

Ne yazık ki, Nutku'nun şöhreti dezenformasyona yol açmakta, Uludere'yi bile etkilemektedir. Yine de, Uludere'nin editörlüğünü bile, basında görmeye pek alışık olmadığımız derecede dürüst bulduğumuzu belirtiyor ama eleştirilerimizi de esirgemiyoruz.

NOT 2: Bu arada linç çağrıcıları, daha önce Taraf'ta yayınladıkları ve cevabını aldıkları aynı yalan ve iftiraları, bu kez de Birgün gazetesine sirayet ettirmişler. Bugünkü Birgün'de, Adnan Tönel, aklı sıra, bu kez cevap hakkımız doğmasın ya da cevap hakkımız engellenebilsin diye, bizi isim vermeden suçlayan kalleş bir yazıyla, ve elbette kanıt ya da belge göstermeye gerek duymaksızın, tamamen insanları dezenforme etmeye ve bize karşı imza toplamaya yönelik, iğrenç bir propaganda yazısı yazmış. Tönel'in iğrenç bir küfür sayılması gereken kirli ve kalleş yazısını okumak için, Lütfen... TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME (11 Mayıs 2009, 00.30):

YAŞAM KAYA'NIN LİNÇ ÇAĞRISINA İLİŞKİN TEK YANLI YALAN VE İFTİRALARINI, "TARAF"IN SANAT SAYFASINDA YAYINLAMIŞ OLAN, SAYFA EDİTÖRÜ FERHAT ULUDERE'DEN;

YAŞAM KAYA'YA KARŞI YAZDIĞIMIZ "YALAN KÜFRÜN TA KENDİSİDİR; İFTİRA İSE KÜFRÜN EN ALÇAKÇASI..." BAŞLIKLI CEVAP YAZIMIZIN NEDEN HÂLÂ YAYINLANMADIĞINI SORDUK

ULUDERE, 5000 VURUŞLUK UZUN YAZIMIZI KISALTMAK İSTEMEDİKLERİ İÇİN (Kİ BİR TEK VİRGÜLÜN BİLE KISALTILMASINA İZNİMİZ BULUNMADIĞINI KENDİLERİNE BELİRTMİŞTİK) HENÜZ YAYINLAYAMADIKLARINI, ÇÜNKÜ REKLAMLARIN, 5000 VURUŞLUK BİR YAZIYA YETECEK YER BIRAKMADIĞINI, AMA YAZIMIZI YİNE DE EN GEÇ 12 MAYIS SALI GÜNÜ YAYINLAYACAKLARINI BİLDİRDİ. CEVAP HAKKIMIZA SAYGILI OLDUĞUNU SÖYLEYEN ULUDERE'NİN YAZIMIZI "KERHEN" YAYINLANMIŞ BİR TEKZİP YAZISI GİBİ DEĞERLENDİRMEYECEĞİNİ UMUYORUZ.

***

Linç çağrıcısı "Adanalı" Yaşam Kaya, iğrenç yalanlarına Taraf gazetesini alet etmeyi, şimdilik (bir başka deyişle, "yatsıya kadar") başardı

 

 

Yaşam Kaya / 7 Mayıs 2009

TİYATRONUN KÜFÜRLE İMTİHANI

Yaşam Kaya'nın 6 Mayıs 2009 tarihli "Taraf" gazetesinin sanat sayfasında, her nasılsa, habermiş gibi yayınlatmayı başardığı, karşı görüşe yer vermeyen, tek yanlı ve yalan/iftira dolu yazısını okurlarımızın dikkatine sunuyoruz. Lütfen...

TIKLAYINIZ!

NOT:  Yaşam Kaya'ya karşı "Yalan, küfrün ta kendisidir; iftira ise küfrün en alçakçası..." başlıklı cevap yazımızı, bu sabah (7 Mayıs 2009) "Taraf"ın sanat sayfası editörü Ferhat Uludere'ye gönderdik. Yazımız Taraf'ta çıktıktan sonra, elbette sitemizde de yayınlanacaktır.

 

DARBECİ GENERALLER, YAZANLARI SUSTURMAK İÇİN, "İÇERİK"E İTİRAZ EDEMEYİNCE, USLÛBU BAHANE EDER

 

RADİKAL'İN ARŞİVİNDEN (Ama vurgular bizden):

Müşerref'e 'sonofabitch' demenin sonu

11/11/2007

İSLAMABAD - Pakistan'da geçen hafta olağanüstü hal ilan ederek adeta ikinci darbe yapan darbeci Devlet Başkanı Pervez Müşerref, dün Britanya'nın Daily/Sunday Telegraph gazetelerinin üç muhabirine 72 saatte ülkeyi terk emri verdi. Gazete, önceki gün Pakistan lideriyle Batı arasındaki 'yolsuz ilişkiler'i konu alan yorumunda, terörle savaştaki başarısızlıkları ve diktatörlüğünü sıraladığı Müşerref'e ABD ile Britanya'nın desteğinin hâlâ sürmesine atıfla 'our sonofabitch' (Bizim o..... çocuğumuz) diye yazmıştı. 1939'da dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt'in gönülsüz desteklediği Nikaragua diktatörü Anastasio Somoza için "O..... çocuğunun teki, ama bizim o..... çocuğumuz" demesi tarihe geçmişti. Dün Pakistan Enformasyon Bakanlığı, üç muhabirin sınır dışı kararı için 'kirli ve sövgü dolu dil kullanılması' gerekçesini gösterdi. Öncesinde Müşerref'e 2001'den beri 10 milyar dolar aktaran ABD, yardımın kesilmesinin yasal gereklilik olmadığı sonucuna vardı. Eski başbakan Benazir Butto ise önceki gün Ravalpindi'de gösteri düzenlemesini önlemeye yönelik 24 saatlik ev hapsinin bitmesi üzerine dün eylemlerini devam ettirdi. (Dış Haberler)

Kaynak: Radikal

***

"Pinochet was a sonofabitch." ("Pinochet bir orospu çocuğuydu.")

Niall Ferguson (2004 yılında Time dergisinin "dünyanın en etkili yüz insanından biri" seçtiği gazeteci-profesör.)

KAYNAK: Ferguson'un, Telegraph.co.uk'da çıkmış bir makalesi.

NOT: Dünyanın en ünlü profesörü de olsanız, Amerikan başkanı da olsanız; bazı "aşikar" durumlarda, uzun bilimsel tahlillere gerek duymaz, hedefi 12'den vuran, isabetli ve akılda kalan, tek bir sözcükle yetinebilirsiniz.

***

"Sonofabitch Stew"                 (Orospu Çocuğu yahnisi)

Davidson, Alan (1999).The Oxford Companion to Food. Oxford University Press. p. 734

(KAYNAK: Oxford Yemek Kılavuzu. Oxford Üniversitesi Basımevi, 1999, sayfa 734.)

(NOT: "İmambayıldı"nın imamla ne kadar ilgisi varsa, "orospu çocuğu yahnisi"nin orospularla veya çocuklarıyla o kadar ilgisi var. Yani hiçbir ilgisi yok. Ama itiraz edemedikleri asıl nedenler yüzünden birilerine saldırmak için uygun bahane arayan kötü niyetliler için, ilgi kurmak hiç de zor değil, tabii.)

***

"(gerçek orospuları ve çocuklarını tenzih ederek söyleyelim) 'habersiz mağdur' rolü yapan, sinsi bir orospu çocuğudur;"

(...)

"Ben yalnızca, iftirayı örtbas amacıyla bütün bu şebeklikleri yapan 'Tosun'u bile bile ve hâlâ destekleyenlerin adını koyacağım: Orospu çocuğu... (Gerçek orospuları ve çocuklarını bir kez daha tenzih ederim.)"

(...)

"NOT: Masum hayat kadınlarının masum çocuklarından özür dileriz; biz 'orospu çocuğu' sıfatını bambaşka bir bağlamda kullanıyor, kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı bir çeşit 'özsüz insandan', insan posasından söz ediyoruz."

Coşkun Büktel

KAYNAK: Büktel'in, takma isimli sapık ve destekçilerine karşı, "orospu çocuğu" kavramını ilk kez kullandığı ve 2008 yılının Şubat ayı boyunca defalarca güncellediği arşiv yazısından...

NOT: Yukarıdaki ifadelerin yer aldığı Şubat 2008 tarihli arşiv yazısını, o zamanki tüm güncellemeleriyle birlikte, hemen aşağıdaki kutuda bir kez daha yayınlıyoruz:

 

Arşivden

 

GÜNCELLEME (11 Şubat 2008):

Ben de Hilmi Bulunmaz gibi, "Bağırmadan, sakin sakin" söylüyorum:

Bunu yapan "Tosun"u hâlâ destekleyen biri varsa                                                               

"Tosun"un son "yapıtı"

1. Ya hiçbir şeyden haberi olmaksızın ismi ve resmi kullanılan bir "mağdurdur";

2. Ya (gerçek orospuları ve çocuklarını tenzih ederek söyleyelim) "habersiz mağdur" rolü yapan, sinsi bir orospu çocuğudur;                               

        Diğer "Tosun" yapıtları için tıklayın!

3. Ya da tek taraflı bilgilendirildiği için kime karşı çıktığının ve kimi desteklediğinin bile tam farkında olmayan, birilerinin dolduruşuna gelmiş zavallı bir geri zekalıdır.

Ben "Tosun"un yaptığı şebekliklere (onu ya da onları fotomontaj tekniğiyle "eleştirmeye") asla tenezzül etmeyeceğim. Tiyatro skandallarının tartışılmasını somut kanıt ve belgelere dayandırmak yerine belirsizlik batağına (facebook yalanlarına) dayandırmak isteyen "Tosun"un ve 3. Abdülhamid'in yüz kızartıcı yöntemlerine asla yüz vermeyeceğim; fotomontaj şebekliklerine ve anket sahtekarlıklarına asla başvurmayacağım. Ben yalnızca, iftirayı örtbas amacıyla bütün bu şebeklikleri yapan "Tosun"u bile bile ve hâlâ destekleyenlerin adını koyacağım: Orospu çocuğu... (Gerçek orospuları ve çocuklarını bir kez daha tenzih ederim.)

Unutmayalım: Her şey, Özdemir Nutku'nun, Theope'ye ve Coşkun Büktel'e iftirasıyla başladı. (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı") İftiracı Nutku'yu bir yazar örgütüne (altmışı aşkın üyesi bulunduğu söylenen OYÇED'e) önce başkan sonra onur kurulu üyesi seçen "yazarlar" ve iftiranın belgelerini sansür edip skandalı okurlardan gizleyen site sahipleri (tiyatrom sahibi 3. Abdülhamid lakaplı sansürcü A. Ertuğrul Timur, yalan makinası ve sansürcü Mustafa Demirkanlı ve tiyatronline editörü Yaşam Kaya gibi diğerleri); kısacası iftiraya ve iftiracıya sahip çıkanlar; Büktel ile Bulunmaz'ın iftira karşıtı eleştirilerine "açıkça, mertçe" karşı duramadıklarından; önce sessiz kalarak savuşturmayı (sessizliğin şalıyla örtbas etmeyi)  denediler. Büktel ve Bulunmaz'ı sessizlikle yıldıramadıklarını (onlar susuyor diye Büktel ve Bulunmaz'ın susmadığını) görünce, Büktel ve Bulunmaz'ı kalleşlikle susturmaya karar verdiler. Burak Caney diye bir takma ismin ardına saklanarak kendilerini emniyete aldıktan sonra, Büktel ve Bulunmaz'a karşı Nutku'nun başlattığı iftira ve karalama kampanyasını sütre gerisinden, korkakça, kalleşçe, her türlü yalanla ve fotomontajlarla daha da iğrenç boyutlara taşıdılar. Şimdi de yarattıkları sanal sapığı (Burak Caney'i) desteklemek amacıyla kampanyalar düzenliyor, (çoğu, olayın farkında bile olmayan) insanların isimlerini ve resimlerini facebook'ta yayınlayarak Büktel ve Bulunmaz'a karşı kamuoyu oluşturuyorlar. Facebook'ta, "TİYATRONUN BAŞINA BELA OLAN BU DENGESİZLERE DUR DİYECEK 500 KİŞİ YOK MU?" diye kampanya açmışlar.

Değil, Facebook gibi herkesin her türlü imzayla herkes hakkında her şeyi söyleyebildiği bir "belirsizlik batağında", hatta Hürriyet gazetesinin ana sayfasında; ve değil 500 kişi, 500 milyon kişi olsanız, ne yazar? Kelle sayısı, CD kaydıyla ve Nutku'nun itirafıyla belgelenmiş hakikati değiştirebilir mi?

Nutku, (önce CD kayıtlı DT koordinasyon toplantısında 16. Yüzyıl tarihini vererek; daha sonra  "Coşkun Büktel'e yanıt" başlıklı yazısında 17 Yüzyıl tarihini vererek) Fransa'da yazılmış "Theope" adlı ikinci bir oyunun bulunduğunu söyledi mi, söylemedi mi? Söyledi. Hem kendi itirafı var, hem de pek çok kişinin (Örneğin, Can Doğan, Hüseyin Sorgun, Coşkun Irmak, Ahmet Türkoğlu, Acar Burak Bengi, Kâzım Şimşek, Feridun Çetinkaya'nın) seyrettiği CD görüntüleri var. (Görmek isteyen her tiyatrocuya bu CD'yi göstermeye hazır olduğumuzu defalarca ilan ettik.)

Peki, Nutku'nun sözünü ettiği ikinci Theope, yeryüzünün herhangi bir ülkesinde ve herhangi bir zamanda yazılmış mıdır?

Yazılmamıştır. Yeryüzünde "Theope" adlı ikinci bir oyunun değil metnini, belgesini bile hiç kimse gösterememiştir.Yeryüzünde ikinci bir Theope yoktur. Yani, "vardır" diyen Nutku 30 kişilik resmi DT toplantısında, açıkça yalan söylemiş, toplantıdaki tüm sanatçıların zekâlarıyla alay etmiştir. Yani Türk tiyatrosunun en büyük değeri, en büyük duayeni sayılan Özdemir Nutku, kuru "laflara" değil de belgelere inanacaksak, yalancının biridir.

Şimdi, bize karşı kampanya açan "Tosun"un (başta 3. Abdülhamid ve yalan makinası Mustafa Demirkanlı ve zaar Can Doğan olmak üzere) destekçileri, bize karşı değil 500 kişi, 500 milyon kişi bulsalar, bu gerçeği değiştirmeye güçleri yetebilir mi? Yetmez. İki kere iki dört gibi belgelenmiş somut gerçeği hiçbir kelle sayısı değiştiremez: İkinci Theope yoktur, Nutku yalancıdır.

Peki Nutku bu yalanı yüzünden, mağdur ettiği Theope yazarından özür dilemiş midir?

Hayır, dilememiştir. Büktel'e yazdığı cevapta Nutku (toplantının sonradan bulunan CD'siyle kanıtlandığı üzere, ilk yalanı örtbas çabasıyla yeni yalanlar üretmiş ve Büktel'e polemiği bırakması tavsiyesinde bulunmuştur. (Bakınız: Nutku, "Coşkun Büktel'e yanıt".)

Nutku, yalanıyla mağdur ettiği Coşkun Büktel'den üç yıldır özür dilemediğine göre, o yalanı, "yanlışlıkla ya da kazara" söylemiş değildir. Yani Nutku, Büktel ve Theope'ye ilişkin ilk yalanını (sonradan yazısında örtbas çabasıyla yeni yeni yalanlar üretmiş olmasından da belli ki) bilerek ve kasten ortaya atmıştır. Demek ki, Nutku, yalnızca yalancı değil, daha vahim olmak üzere, aynı zamanda iftiracıdır.

Peki Türk tiyatrosunun en büyük değeri ve en büyük duayeni sayılan Özdemir Nutku'nun, bir iftiracı olduğunun iki kere iki dört kadar kesin biçimde belgelenmiş olması, bir skandal  değil midir? Skandaldır. Peki bu skandalı duyurmak yerine, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz kelimelelerini (tıpkı matbuata burun kelimesini yasaklayan 2. Abdülhamid misali) sitelerinde yasaklayan, Büktel ve Bulunmaz'ın adını sitelerinden silip kazıyan tiyatro sitelerinin sahipleri "sansürcü" değil midir? Sansürcüdür.

Peki iki kere iki dört gibi somut biçimde belgelenmiş bu gerçekleri, değil facebook'ta geyik yapan çoluk çocuğun katkısıyla, Hürriyet'in ana sayfasında ismi, resmi ve adresi belli 500 milyon kişinin bile katkısıyla değiştirmek mümkün müdür? Değildir. Hakikati savunan iki kişiye karşı, iftirayı bile bile sahiplenmiş 500 milyon orospu çocuğu bulsanız bile, hakikati değiştiremezsiniz.   

Siz ancak, (hakikati yüzünüze vurduğumuz için) bizi maskara edeceğini sandığınız fotomontajlarla, hakikati örtbas etmeye çalışırsınız. Ama değil yüzlerce, yüz binlerce fotomontaj yayınlasanız bile, bizi maskara etmeyi veya belgelenmiş gerçekleri değiştirmeyi veya örtbas etmeyi değil, ancak "kendinizi" maskara etmeyi başarırsınız.

Türk tiyatrosunda susarak bu iğrenç kampanyayı seyretmekte olan herkesin, ("bana ne" diyen her tiyatro ilgilisinin) iftiracıları desteklediğini varsaysak bile, bu neyi kanıtlar ki?.. İftirayı ve iftiracıyı savunanların çok kalabalık olması, hakikati savunanların yalnızca iki kişi kalması, neyi kanıtlayabilir ki?... Büktel ve Bulunmaz'ın "DENGESİZLER" olduğunu mu? Yoksa Türk tiyatrosunun (kazandığı mevzileri korumak için en iğrenç yöntemlere bile tenezzül etmekten kaçınmayan) iftiracı ve sinsi vandallar tarafından işgal edilmiş ve tüm tiyatrocularımızın işgalci ve işbirlikçi vandallar tarafından rehin alınmış, sesi kısılmış, bastırılmış olduğunu mu? Değil 500 kişi, 500 milyon olsanız, iftirayı ve iftiracıyı savunduğunuz sürece, elinde belgelerle hakikati açıkta mertçe Türkçe savunan iki gerçek insanın karşısında ricat etmek, kalleş sitelerinizde yayınladığınız tüm şebeklikleri (tükürdüğünüzü yalar gibi) yalayıp silmek zorundasınız. Bir süre önce, işe yaramadığını, inandırıcı olamadığını (faydasından çok zararını) fark ettiğiniz için, bir piç gibi bizim kapımızın önüne terk etmeye kalktığınız ama bizim tepkimizden sonra (Bakınız, "Başka Kapıya") çarnaçar, yeniden sahiplenmek zorunda kaldığınız Burak Caney'i artık temelli terk etmek, buharlaştırarak yok etmek zorundasınız.

Burak Caney takma adının ardına gizlenmiş korkak sapıklar, (tükürdükleri tüm yalan, iftira ve fotomontaj şebekliklerini yalayarak yuttuktan sonra) "lağım çukurunu" kapatıp cızlamı çekmeden önce "isimli ve resimli" bir destekçiler listesi yayınlamıştı.

Destekçiler(?) Listesini görmek için...

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME (10 Şubat 2008):

Burak Caney'i bir kez daha sanal mezarlığa gömdük

Burak Caney takma ismini kullanan lağım sıçanı sapığımız, suç delillerini yok etmek amacıyla,  sonunda, (çift "oo"lu) tiyatrooyun adlı "lağım çukurunu" tümüyle kapattı. Ama takma isimli korkak sapığın Büktel ve Bulunmaz aleyhinde kamuoyu oluşturmak üzere yayınladığı iftiralar ve bizim kişilik haklarımıza hakaret niteliğindeki fotoğraflar ve fotomontajlar yayınlandıkları ilk günden beri, hilmibulunmaz.com'da da sergilenmekteydiler ve Büktel ile Bulunmaz, sansürcülerin tersine, yayınladıkları hiçbir şeyi silmedikleri (tükürdüklerini yalamadıkları) için Burak Caney'in "yaratıcı zekâsının"(!) müstesna ürünleri olan o fotoğraf ve fotomontajlar hilmibulunmaz.com'da hâlâ görülebilir. (Bakınız: "Burak Caney'in fotoğraf sergisi".)

Hilmi Bulunmaz'a ait (tek"o"lu) tiyatroyun sitesinin adını ve formatını çalarak başlattığı (çift "oo"lu) tiyatrooyun'u, sevgili sapığımız Burak Caney, şimdi daha "temiz" (sevsinler!), daha profesyonel biçimde yeniden başlatacakmış. Bu orospu çocuğu, insanların tümünü balık hafızalı ya da geri zekalı veya kendisi gibi orospu çocuğu sanıyor zaar.  

 

GÜNCELLEME (8 Şubat 2008):

Büktel'e, Büktel'den üç buçuk attığı için yarasalar gibi takma isim ardına gizlenmiş korkak sapıklardan başka hiç kimse sataşamaz. İsimleri ve resimleri Burak Caney kod adlı korkak sapık tarafından kendilerinin onayı dışında kullanılmış ve sapığın destekçisi olarak tanıtılmış "mağdurları" bir yana ayırıp, diyorum ki: Alnı açık olarak, açıkta, mertçe, "ortada" durarak, belgesel ve bilimsel yöntemler kullanarak, vandalizmle mücadele eden dürüst  insanlara (Büktel ve Bulunmaz'a) karşı; takma isim ardına saklanıp, sütre gerisinden, kalleşçe ve en ahmak yalanlarla saldıran korkak sapıkları, bunu yazan "Tosun"ları; eğer açıkça, imzalı yazısıyla, "gerçekten" destekleyen bir tek kişi varsa; o kişi:

ya neyi desteklediğinden habersiz zavallı geri zekalının biridir ve konuyu tek kaynaktan, "bunu yazan Tosun"un lağım çukurundan tek taraflı olarak öğrenmiştir; yani (her biri suç unsuru olduğu için içindeki yazıların ve fotoğrafların yüzde doksanı "Tosun" tarafından sürekli silinip yok edilen, büyümek yerine sürekli küçülen) çift "oo"lu tiyatroyun sitesinden başka hiçbir kaynağı incelememiştir, hatta belki onu bile incelemeden yalnızca birilerinin "dolduruşuna gelmiştir";

ya da bir zamanlar benimle polemiğe girmek gafletinde bulunduğu için şapa oturmuş, küle osurmuş, kuyruk acılı vandallardan biridir ve bir zamanlar tek başına beceremediği işi, bugün sürü halinde (takma isim ardına gizlenmiş korkak bir sapığın liderliğindeki vandal sürüsüne katılarak) becerebileceği hayaline kapılmış,  hakikatin gücüne inanmak yerine, Büktel'den ders almayı inatla reddettiği için, bir zamanlar melanetin, şimdi de "örgütlü melanetin" gücüne tapan, diğerinden sadece bir kıl "daha az ahmak", bir orospu çocuğudur.

NOT: Masum hayat kadınlarının masum çocuklarından özür dileriz; biz "orospu çocuğu" sıfatını bambaşka bir bağlamda kullanıyor, kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı bir çeşit "özsüz insandan", insan posasından söz ediyoruz.

 

GÜNCELLEME (7 Şubat 2008):

Aşağıdaki metni bazı eklerle geliştirdim.

 

GÜNCELLEME (6 Şubat 2008):      Tiyatromuzun "bunu yazan Tosun"u Burak Caney, en ahmakça ve alçakça yalanlarla Büktel ve Bulunmaz'ı karalama kampanyasına destek veren orospu çocukları arasına Özdemir Nutku'yu da katmakta ısrar ediyor. Peki kanıtı ne? (Herkesin her türlü imzayı kullanarak herkes hakkında her yalanı serbestçe yazabildiği) facebook... Nutku facebook'ta Bulunmaz ve Büktel aleyhine açılan kampanyaya isim ve resim göndererek destek vermiş. Ne var bunda? Ben de fotoğrafını ve imzasını kullanarak Lemi Bilgin'in ya da Zekeriya Beyaz'ın  Mustafa Demirkanlı'ya ana avrat küfretmesini kolayca sağlayabilirim. facebook'ta bu kolayca mümkün. Tek zorluk, Demirkanlı ya da ruh ikizi Burak Caney'inki kadar alçak bir karaktere sahip olmanın gerekmesi. Ama bu yalnızca Büktel gibiler için zor. "Bunu yazan Tosun"lar için facebook'ta bunu yapmak çok kolay. facebook böyle bir yer ve bunu internet kullanan on yaşında çocuklar bile biliyor.

Biz Nutku'nun resmini facebook'ta değil, dünkü yazımızda da belirttiğimiz üzere, "Tosun"un lağım çukuru olan çift "oo"lu tiyatrooyun sitesinin, sağ sütunundaki "Destek Artıyor" başlıklı bölümünde gördük. (Destek artmak yerine azaldığı için, "Tosun", bugün o bölümü iyice aşağıya indirmiş.) Ama internet sapıklarının halkı dezenforme etmesine karşı çıkmak kolay değil. Bir kere elinizde belge olamıyor. Bir lağım çukurunu kaynak gösteremiyorsunuz. Herhangi bir yazıya link veremiyorsunuz. Yazıyı silip yok edebiliyor ve  üstüne üstlük sizi yalancı veya bunak olmakla suçlayabiliyorlar/suçladılar. Çünkü zaten bu iğrençlikleri yapabilmek için takma isim ardına gizleniyorlar. Böyle iğrenç yöntemler, elbette ki, ancak takma isim ardına saklanarak, ancak korkaklar ve kalleşler tarafından kullanılabilir. Bu kadar apaçık, bu kadar alçakça, bu kadar iğrenç biçimde yalan söyleyebilmek, ancak takma isimle mümkün. Bir de yalan makinası Mustafa Demirkanlı gibi kaybedecek prestiji kalmamış bir zavallı olmakla...

Tüm yalancı, iftiracı ve sansürcüler gibi, (Örneğin, Timur ve Demirkanlı gibi) "Tosun" da, bizim asla tevessül etmediğimiz yüz kızartıcı bir alışkanlığa sahip: Tükürdüklerini yalayabiliyor, yayınladığı yazıları, işine öyle geldiği zaman, yalayarak silip yok edebiliyor. Tiyatral "Tosun" hiçbir açıklama yapmaksızın, "Destek Artıyor" bölümünden Nutku'nun ve Güney dergisinin ismini ve resmini çıkardı. Biz bunu yazınca da, yalancı veya bunak olduk. Erken bayram etmiş olduk. Sanki Nutku'nun bir sapığa destek vermesi ya da vermemesi beni sevindirebilir ya da üzebilirmiş gibi... Ben dürüst bir adamım. Dürüst olmanın bedelini zaten ödedim/ödüyorum. Niye ödüyorum: Zor durumda kalmayayım diye... Dürüst insanlar için iki ucu boklu değnek yoktur. Dürüst insanlar için iki ucu ballı değnek vardır. Hiçbir durum beni zora sokamaz. Özdemir Nutku, lağım sıçanı  bir sapığın aleyhimizdeki yalanlarını ve iftira kampanyasını destekliyorsa, Özdemir Nutku'nun canına okurum. Desteklemiyorsa, desteklediğini yazan "Tosun"un yöntemleri hakkında okurları bir kez daha uyarırım. Sapıkların canına okumaya kalkmam! Sapıklarla benim herhangi bir hesabım olamaz. Benim ancak, sapıkların bana karşı iftira kampanyasını destekleyen gerçek insanlarla hesabım olabilir. Coşkun Büktel, facebook gibi "kimin eli kimin cebinde" belli olmayan sitelerde ve/veya Büktel'den üç buçuk attığı için gizlenen korkak sapıklar tarafından, iftira, hakaret ve eleştiriye maruz kalmaya aldırmaz; bu tür hakaretleri, bir maden emekçisinin işçi tulumuna bulaşan kömür lekeleri sayar; işinin doğası gereği sayar; hatta emeğinin kanıtı olan o lekelerle gurur duyar. Ama o lekelerin kaybedecek prestiji bulunan gerçek bir "insan" tarafından gerçek bir imzayla Büktel'e sürülmeye kalkışılması, Büktel'in bağışlayabileceği bir davranış değildir. Bu durumda Büktel, karşı tarafı fena halde ciddiye alır ve mutlaka cevap verir. Öyle bir cevap verir ki, muhatapların karnı ağrır, kan işerler. O nedenle, Büktel'e, Büktel'den üç buçuk attığı için yarasalar gibi takma isim ardına gizlenmiş korkak sapıklardan başka hiç kimse sataşamaz.

Bu bağlamda, benim için tek zorluk, belirsizlik olabilir. Nutku sustuğu için, "Tosun" yalan söylediği için, destek konusu belirsiz görünebilir. Birileri onun adını kullanarak bana kalleşçe saldırırken Nutku'nun susması ve hiçbir açıklama yapmaksızın (belki de avuçlarını keyifle ovuşturarak) seyrediyor olması mümkündür. Ama  Nutku'nun ve Güney dergisinin ismini ve resmini "Destek Artıyor" listesinden çıkardığına göre, "Tosun"un Nutku ve Güney'den, isimlerinin kullanılmaması yönünde talimat aldığı (belki de onlardan zılgıt yediği) anlaşılıyor.

Her neyse, vandalların lağım sıçanı bir sapığa destek vermesi ya da vermemesi, benim için iki ucu ballı değnek bir durumdur. Kendileri bilir: İster versinler ister vermesinler, ben her iki durumda da, gerekeni yaparım. Yeter ki net olsunlar. Şu anda, internet sapığımızın Büktel ve Bulunmaz'a iftira kampanyasına net destek veren bir tek orospu çocuğu göremiyorum. (Hilmi Bulunmaz'ın deyişiyle, 1+1=1 yani Mustafa Demirkanlı+Burak Caney=Mustafa Caney olduğu için, Demirkanlı'nın açık ve net desteğini kale almıyorum.)

Yazı yazarak Büktel ve Bulunmaz'a iftira kampanyasına destek vereceği iddia edilen diğer isimler, (kaybedecek prestiji kalmamış ve zaten pespaye olmuş olan Demirkanlı'yı hariç tutarsak) Büktel hakkında kendi imzalarıyla herhangi bir şey yazmaya zaten cesaret edemezler. Yani "Bunu yazan Tosun"un, diğer destekler konusunda da yalan yazdığı kuvvetle muhtemel. Ama İnternet Sapığımız emniyet içinde gizlenirken, ona destek vermek için kendi adını ve prestijini ateşe atmayı (boka batırmayı) göze alacak kadar enayi bir orospu çocuğu çıkar da beni yanıltırsa, hiç sorun değil!... Ben gene ("Tosun"un deyişiyle) "bayram ederim". Çünkü ben hesabımı zaten Kış tutuyorum. Yaz çıkarsa bahtıma, Kış çıkarsa, vay geldi vandalların başına...

 

GÜNCELLEME (5 Şubat 2008): Aşağıdaki yayınımızın hemen ardından, tiyatromuzun "Bunu Yazan Tosun"u Burak Caney, Özdemir Nutku'nun ismini  ve resmini, Caney'i destekleyenler listesinden silip çıkardı.

 Foto: Ö. Nutku

Tiyatral "Tosun" (nam-ı diğer Burak Caney) sitesinin "Destek Artıyor" başlıklı bölümünde destekçi gibi gösterdiği isimleri birer birer silmek zorunda kalıyor. Bir hafta önce, Güney dergisinin adını ve logosunu destekleyenler  listesinden sessiz sedasız silip çıkaran İnternet Sapığımız; aşağıdaki (4 şubat 2008) tarihli yayınımızın hemen ardından, Özdemir Nutku'nun fotoğrafını ve Nutku'nun Burak Caney'i desteklediği yalanını, yine sessiz sedasız silmek zorunda kaldı.

Destek artmıyor, azalıyor; arttığını yazan "Tosun"un yalan yazdığı, tükürdüğü pek çok  şeyi yalayarak silmek zorunda kaldığı, her geçen gün daha fazla kişi tarafından anlaşılıyor. Ama "Tosun", (facebook'a bile inanacak salaklar ya da inanmak isteyen orospu çocukları için) yayınladığı ahmakça yalanların kaç bin kişi tarafından desteklendiğini anlatmaya devam ediyor. Tabii o salakları ya da orospu çocuklarını eşek yerine koyduğu için, listeden sildiği isimler konusunda onları bilgilendirmeye hiç gerek duymuyor.  

"Bunu Yazan Tosun"un lağım çukuru sitesini  Akmen ve Cücenoğlu'dan başka destekleyecek enayi kalmadı. Aslında onların da bir internet sapığını destekleyerek isimlerini iyice boka batırmaktan hoşlanacak kadar enayi olduklarını sanmıyoruz; ama n'apsınlar; yalan makinası Mustafa Demirkanlı'yla, yıllardır birlikte davranmış olmanın diyetinden kurtulmak kolay olmayacağı için, elleri mahkûm... Açık bir destek vermeseler bile, isimlerinin ve resimlerinin sapık tarafından kullanılmasına itiraz edemiyorlar. 

 

4 ŞUBAT  2008

Hela duvarları yerine internet sayfalarını kirleten tiyatral "Tosun" (nam-ı diğer Burak Caney) eğer doğru söylüyorsa; Üstün Akmen, Özdemir Nutku ve Tuncer Cücenoğlu kendisini destekliyorlarmış. Akmen, Nutku ve Cücenoğlu'na, tiyatral "Tosun"u destekledikleri yalanını bir an önce tekzip etmelerini tavsiye ediyor; Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'a rahatça iftira edebilmek için takma isim ardına gizlenmiş korkak bir sapığı, bugün hâlâ, destekleyen eğer bir tek orospu çocuğu gerçekten varsa, ona 25 Ekim 2007 tarihli çağrımızı tekrar hatırlatıyoruz:

 

25 Ekim 2007 tarihli çağrımızı, bir kez daha yineliyoruz:

 

Coşkun Büktel  

4 Şubat 2008

 

 

 

(...) Şimdi, aşağıda linkini verdiğimiz yazısı nedeniyle, Burak Caney'e tebrik ve teşekkür mesajı gönderenlere buradan sesleniyorum:

Herhalde sizler de Burak Caney gibi isimlerinizin gizli kalmasını tercih edeceksiniz. Açık kimliğinizle ortaya çıkıp, Burak Caney'i "açık bir dille", "açıkça, mertçe, Türkçe" tebrik etmeye yanaşmayacaksınız. Yani "adam" gibi davranmak, karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte o nedenle, Burak Caney'i sahiplenmeniz, Burak Caney'i  önemli kılmıyor. Onu muhatap almamı gerektirmiyor.

Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske atacağı prestiji bulunan) tek bir tane tiyatrocu, adıyla sanıyla  ortaya çıkar da, Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse; Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp, Caney'in tüm iddialarını onun şahsında yanıtlayacağıma söz veriyorum.

Korkaklığınız, cahilliğiniz, yetenek yoksunluğunuz ve sizi çevrenizdeki en çirkef unsurları sahiplenmeye iten alçakça kin duygunuz; giderek, ibret verici bir sosyal fenomen haline geldi. Koca bir sanat camiasından bir tane adam çıkmaz mıymış, be kardeşim?!

Hadi, o Burak Caney'i tebrik eden yarasalardan birini adıyla sanıyla, çıkarın karşıma da, "Burak Caney haklı!" desin! Madem ki, yazdıklarını tebrik ediyorsunuz, içinizden bir Allah'ın kulu da şu Burak Caney'i "adam gibi", "açıkça, mertçe, Türkçe" desteklesin!

Hadi!...

Coşkun Büktel /  4 Şubat 2008

 

GÜNCELLEME 8 MAYIS 2009: 25 Ekim 2007 tarihli yukarıdaki çağrımızı, 4 Şubat 2008'de, bu kutuda tekrarlamışız.  Demirkanlı, ikinci çağrımıza ancak 17 Mart 2008'de cevap vermiş. Lütfen, TIKLAYINIZ!

Alıntının Kaynağı:

Coşkun Büktel, "Gölge Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i bağrına bastı!"

 

 

LİNÇ ÇAĞRISI "TARAF"A DA SİRAYET ETTİ

Linç çağrıcısı "Adanalı" Yaşam Kaya, iğrenç yalanlarına Taraf gazetesini alet etmeyi, şimdilik (bir başka deyişle, "yatsıya kadar") başardı

 

 

Yaşam Kaya / 7 Mayıs 2009

TİYATRONUN KÜFÜRLE İMTİHANI

Yaşam Kaya'nın 6 Mayıs 2009 tarihli "Taraf" gazetesinin sanat sayfasında, her nasılsa, habermiş gibi yayınlatmayı başardığı, karşı görüşe yer vermeyen, tek yanlı ve yalan/iftira dolu yazısını okurlarımızın dikkatine sunuyoruz. Lütfen...

TIKLAYINIZ!

NOT:  Yaşam Kaya'ya karşı "Yalan, küfrün ta kendisidir; iftira ise küfrün en alçakçası..." başlıklı cevap yazımızı, bu sabah (7 Mayıs 2009) "Taraf"ın sanat sayfası editörü Ferhat Uludere'ye gönderdik. Yazımız Taraf'ta çıktıktan sonra, elbette sitemizde de yayınlanacaktır.

 

 

"İnsanları suç belgesi göstermeden ya da suç belgesinin orijinal kaynağını belirtmeden (orijinal kaynağa link vermeden) suçlayacak kadar alçak değilim."

 

 

 

 

TDK'nın 1998 baskısı "Türkçe Sözlük"ünde küfür sözcüğünün şöyle bir anlamı da var:
Küfür: (...) 3. mec. Olumlu işleri kötü gösterme, varlıkları inkâr etme

 

ASIL KÜFÜR THEOPE'YE VE YAZARINA EDİLDİ, EDİLİYOR!

 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
Yukarıdaki iğrenç fotomontajı imal etmiş ve daha birkaç hafta önce sahibi olduğu tiyatrodergisi.com.tr sitesinin ana sayfasında sergilemiş olan ve bundan zerre kadar utanmayan, "yalan makinası" ve "küfürbaz" Mustafa Demirkanlı;
sözde küfre ve kirli yayıncılığa karşı (aslında ise Demirkanlı yalanlarını teşhir etmiş olan Büktel ve Bulunmaz'a karşı) kampanya düzenleyip imza topluyor
 
COŞKUN BÜKTEL
29 Nisan 2009
 

Erbil Göktaş'ın "sitem çökertildi" haberini Göktaş'ın bu konuda "internet server"ı tarafından yanıltılmış olabileceğini düşünerek yayınlamadım. Tekrar vurguluyorum: Göktaş'ın sitesinin çökertilmesiyle ilgili haberini ben Coşkun Büktel, "yayınlamadım bile"... Hilmi Bulunmaz ise, "hiçbir yorum yapmadan" Göktaş'ın o haberini "yalnızca yayınlamakla" yetindi.

Erbil Göktaş'ın, "server" tarafından yanıltılıp yanıltılmadığını henüz bilmiyoruz. Yanıltıldığını anlarsa Göktaş elbette yanılttığı okurlardan ve isimlerini vermeden suçlamış olduğu kişilerden özür dileyecektir.

Ama yalan makinası Mustafa Demirkanlı, Erbil'in bu (eğer yanıldıysa) "muhtemel" yanılgısını, şimdiden "komplo" diye niteledi ve "yanılgıyı" Büktel ile Bulunmaz'a mal etmek gibi bir alçaklıktan çekinmedi. (İşte kanıt: Mustafa Demirkanlı, "Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş’ın da Katıldığı Şer İttifakı Saldırılarında Sınır Tanımıyor")

(Not: Vandallar, belgeleri uyarı koymadan değiştirebildikleri ya da pek çok zaman olduğu gibi silip tamamen yok edebildikleri için, Demirkanlı yazısının, Bulunmaz sitesindeki orijinal ve kalıcı versiyonuna link veriyoruz. Orada, yazının aktarıldığı kaynak sayfanın linkini zaten bulacaksınız.)

Bizim kanıtlı ispatlı eleştirilerimize hedef oldukları için, bize karşı haksız bir öfke içinde olan geniş bir kitle var.  Yalan ve iftira Makinası  Demirkanlı, geçmişte Burak Caney'in denediği ve başaramadığı şeyi, şimdi kendi açık imzasıyla denemeye kalkıyor. Tıpkı geçmişte Burak Caney'in yaptığı gibi, bugün de Demirkanlı, "küfürbaz" diye nitelediği Büktel ile Bulunmaz'a karşı, kampanya düzenliyor, imza topluyor. (İşte kanıt: Mustafa Demirkanlı, "Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş’ın da Katıldığı Şer İttifakı Saldırılarında Sınır Tanımıyor")

Burak Caney, Büktel ve Bulunmaz'a yönelik tüm iftiralarını silip yok ederek ortadan kaybolmak zorunda kalmıştı. Burak Caney'i sahiplenmiş ve onun sitesinde Büktel ve Bulunmaz'a karşı yazılar yazmış olan Mustafa Demirkanlı; bugün, ilk kez "bugün" (29 Nisan 2009), Burak Caney'in kendisini de "kandırdığını" söyleyip; bizim "orospu çocuğu" sözcüğüyle nitelediğimiz Burak Caney sapığını, nihayet, kendisi de "rezil" sözcüğüyle niteliyor.

Günaydın Mustafa!... Demek "Rezil" dediğin Burak Caney, Coşkun Büktel'e dansöz elbisesi giydirirken, Büktel'in fotoğraflarını bir penisin üstüne yapıştırırken, bize karşı pornoğrafik el işaretleri yayınlarken (Kanıt için: TIKLAYINIZ!) ve milyonlarca başka rezilliğe imza atarken (Kanıt için: TIKLAYINIZ!), sen Burak Caney'in bir "rezil" olduğuna uyanamadın ve tıpkı senin gibi uyanamayan Tuncer Cücenoğlu, Üstün Akmen ve Özdemir Nutku gibi, Burak Caney sitesinin köşe yazarı olmayı "karakterinle" bağdaştırıp kendine yedirebildin! Bugün ise, ansızın kalkmış, ani bir ilhamla, "kandırıldığını" söylüyor ve Burak Caney'i tü kaka ilan ediyor, "rezil" diye niteliyorsun. Bu nasıl bir pişkinliktir, yahu! İnsanda biraz utanma olur! "Rezil" sensin.

Burak Caney senin de yazarlık / yaltaklık yaptığın hela gibi çift "oo"lu o iğrenç siteyi Bulunmaz ve Büktel'e karşı kurduğuna ve o sitedeki  tüm iftira ve alçaklıklar Bulunmaz ve Büktel'e yöneltildiğine göre, Burak Caney'in adını koymak senin değil, Büktel ve Bulunmaz'ın hakkıdır. Ve Büktel ile Bulunmaz, Burak Caney'in adını, tam bir hakkaniyetle, tam bir isabetle koymuşlardır: Orrospu çocuğu...

Sen bırak Burak Caney'e isim koymayı da, Burak Caney'in koyduğu isimle "küfürbaz" diye nitelediğin Büktel ile Bulunmaz hakkındaki  ikinci iftira kampanyasını inandırıcı kılmak için Burak Caney'in yapmadığı neler yapabilirsin, onları düşün!

Burak Caney sapığına imza verenler (ya da verdiği iddia edilenler) şimdi o imza listesinden adını silmemiz için kuyruğa giriyorlar. (Bakınız: "Liste")

Umarım, bizim haklı eleştirilerimize haksız biçimde kızdıkları için senin iftira metnine imza verecek gafiller, bizim tepkimizden sonra, tıpkı öncekiler gibi, imza çekme kuyruğuna girmezler.  Ve umarım, Burak Caney'in tehdit olarak kalan, "toplu halde mahkemeye başvurmak" tehdidini kuru lafla tekrar etmiş olmakla kalmaz, bu kez hayata geçirirsiniz ve bize haksız dava açacak olan yüzlerce kişiye karşı, "karşı dava" açma fırsatını vererek, hem bizi  zengin edersiniz (Demirkanlı'nın kirli iftiralarını  imzalarıyla onaylayacak herkesten en az üçer milyar tazminat alsak, nasıl ihya olacağımızı varın siz hesaplayın!) hem de Burak Caney'in  kimliğini devlet eliyle ortaya çıkarmamıza hizmet etmiş olursunuz. Biz mahkeme konusunda sizi ne kadar kışkırtsak azdır.

Yalnız, benden günah gitsin de sonradan kendimi acımasız davranıyormuş gibi hissetmeyeyim diye, o gafilleri önceden uyarmış olayım: Mahkemede, sakın, örneğin, şu aşağıdaki yazıyı ve yazıda linklediğim göndermeleri okumamış ve senin ne mal olduğunu anlamamış gibi davranabileceklerini ummasınlar!... Bizim kanıtlarımızı sansür ederek bize kızgın olan insanları aldatmak kolaydır; ama (ben bilirkişilik yaptığım için iyi biliyorum) hakimleri aldatmak hiç kolay değil.

Gördün mü: Ben de sizi tehdit ediyorum ama, "yasayla" tehdit ediyorum. Hakimlerin  yanıltılamayacağını hatırlatarak, "hodri meydan" diyorum!

 

DEMİRKANLI'YA SON OLMASINI UMDUĞUM BİR CEVAP DAHA

 

 

Coşkun Büktel  

25 Nisan 2007

 

 

(...) "Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri. Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret." (...)

 

 

"Kim Değişti?" başlıklı yazımızla başlayan ve Demirkanlı'nın iki bölümlük cevap yazısından sonra havlu atmasıyla (Bakınız: Demirkanlı: "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)") devam eden tartışmanın, Büktel tarafından vadedilmiş ve yazılmış (umarız ki) son yazısı...

 

Bugün (28 Nisan 2007) yazının sondan üçüncü paragrafının hemen öncesine, üç paragraf daha eklemeyi uygun bulduk.

TIKLAYIN

 

GÖKTAŞ'TAN YALAZ'A CEVAP

İATP-G'li Bülent Sezgin ve Fırat Güllü'nün davetiyle İKSV tiyatro yayıncılığı paneline katılmayı kabul etmiş ama sonradan katılması engellenmiş olan Erbil Göktaş; Sezgin ve Güllü'den bu engellemenin hesabını sorunca; suspus olmayı tercih eden Sezgin ve Güllü'nün yerine A. Cüneyt Yalaz cevap vermişti.

Erbil Göktaş, Yalaz'a karşı yazdığı yazıda, Yalaz'ın yazısını okurlardan gizlemek yerine, önce "tümüyle" alıntılamayı ve sonra cümle cümle de ayrıca alıntılayarak cevaplamayı tercih etti.

 

Erbil Göktaş / 27 Nisan 2009

HAYLAZ ÖĞRENCİLERE EK GECE DERSLERİ 1

"Gece derslerine bir süre önce başlamış ancak adını koymamıştık. Yeni dersimize Cüneyt Yalaz’la başlıyoruz; Ömer Faruk Kurhan’la devam edeceğiz. Önce Cüneyt Yalaz’ın 23 Nisan’da (muhtemelen bayram münasebetiyle sembolik olarak oturtulduğu İATP-G, Mimesis vs açıklamacısı koltuğunda) benim için yazdığı “açıkla(yama)malarını”  aktarıyorum; hemen ardından da yanıtlarımı, yani ders notlarımı aktaracağım."  

TIKLAYINIZ!

 

Kısa güncelleme, aşağıdaki kutunun içinde. Bu kutudaki metni de biraz geliştirdim.

"BİLEYCİLERİN" MANTIĞI

Ben bıçak bilediğimi söyleyerek seni açıkça tehdit ederim; sen korkar da sinersen ne âlâ; ama yok korkmaz da tehdidi teşhir ederek, beni elaleme rezil edersen; bu kez de seni, telaşa (ya da vehme) kapılmakla, komik olmakla, "iç yazışmalarımızı" açıklamakla, kıldan tüyden daha bir sürü başka şeyle suçlayarak, sorulara cevap vermek yerine sorular sorarak, savcı rolüne geçer;  aslında soru sorma hakkına sahip bir savcı değil de, soruları cevaplaması gereken adi bir tehdit suçlusu olduğumu herkesin gözünden kaçırıveririm. 

Bıçaklar bilediğini söyleyerek Erbil Göktaş'ı "açıkça" tehdit edecek kadar çıldırmış ve sükûnetini kaybetmiş olan "Bileyci" Kurhan,

(dünyanın en sakin insanı olan Göktaş'ın o gayet sakin yazısına karşı)

yazdığı cevap yazısında, bıçakları bileyecek kadar kendini kaybetmiş olan kendisi olduğu halde, sakin olması gereken kişinin Göktaş olduğunu iddia ediyor.

"Sıfır sansür" ilkemiz gereğince, sansürcülerin bile sansürlenmesine karşı olduğumuz için, Kurhan'ın cevap yazısını "Kurhan'ın Çöp Kutusu" bölümünde derhal yayınladık. Uzun uzun aramak zorunda kalmayın diye ana sayfadan ve kocaman harflerle duyuru yapıp link veriyoruz.

(GÜNCELLEME 24 Nisan 2009: Bizim yukarıdaki satırları yayınlamamızdan kısa süre sonra, mesajı algılayan kurnaz Mustafa Demirkanlı, Erbil Göktaş'ın 21 Nisan tarihli yazısını iki gün gecikmeyle, nihayet ana sayfasından duyurdu. Demokrat olmayı çok yavaş öğreniyorlar ama, yavaş yavaş, yarım yamalak ve sidik zoruyla da olsa, "öğreniyorlar".)

"Bileyci" Kurhan'ın Göktaş'a cevabını okumak için, adres çubuğuna adres yapıştırmakla filan uğraşmanıza gerek yok; (kolayca görebileceğinizden emin olduğumuz) aşağıdaki başlığı tıklamanız yeterli:

"ERBİL GÖKTAŞ'A ZORUNLU BİR YANIT"

 

 

İATP-G'nin en tanınmış elemanı 

Ömer F. Kurhan'dan

Mimesis diliyle değil, "açık dille" tehdit:

"Bıçak sırtı yazılar için bıçakların bilenmeye başladığını belirtmekte fayda var..."

"Yeni Tiyatro" dergisinin genel yayın yönetmeni Erbil Göktaş, Ömer F. Kurhan ve Mustafa Demirkanlı'nın kendisine gönderdiği gizli ve açık tehdit mesajlarını sitesinde yayınladı. Erbil Göktaş'ın "hayati" önemdeki yazısını okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

"YENİ TİYATRO DERGİSİNE 'TEHDİTLER' VE KAMUOYUNA ZORUNLU BİR AÇIKLAMA" 

 

Arşivden

"BIRAKIN KENDİNİZİ KANDIRMAYI //// KAÇ GÜNDÜR ŞU DUVARA BİR ŞEY YAZMA İRFAN DİYE TUTUYORDUM KENDİMİ AMA DAYANAMADIM ERTUĞRUL ABİ GERÇEKTEN ÇOK HAKLIARKADAŞLAR BU CİĞERİ BEŞPARA ETMEZLERLE UĞRAŞILMAZ BIRAKIN UĞRAŞMAYI BUNLAR İÇİN HAYATINIZI BİR DENGESİZLİĞİN İÇİNE SÜRÜKLEMEYE BİLE DEĞMEZ ( ERTUĞRUL TİMUR DEDİĞİNİZ ADAM YERİ GELDİ EVİNDE KARISININ İKİ KELAMINI DERDİNİ ÇOCUĞUNUN SORUNLARINI DİNLEMEYİ BIRAKTI NEYMİŞTİYATROCULARIN YALTAKLIKLARINA HABER TAŞIYCAK DİYE SİTEYE HARA GÜRELE HABERLER TAŞIDI BİR DÜNYA İŞTE BULUNDU GENÇLERİ TOPLADI TİYATRO AŞKINA NE OLDU YİNE BU CİĞERİ PEŞPARA ETMEZLERDEN HAKARETLER KÜFÜRLER YEDİ 2 PİŞMİŞ KEDİ ADAMIN RUH HALİNİ BOZDU ) HADİ TOPLANIN BİRİLERİNİN KAFASINI GÖZÜNÜ PATLATALIM DESEM ?????????? GENÇLER TİYATRO YAPABİLDİĞİNİZ KADAR ŞİDDETTEDE GAZLANSANIZ YA ????? HERKEZMİ TİYATROCU OLDU???"

(Kaynak: İATPG'nin desteklediği tiyatrom.com)

"Tiyatrom", yalnızca sansür ve pornografi destekçisi değildi. Daha kötüsü de vardı: Tehditçileri de destekliyordu. Ve biz bunu yalnızca iftira gibi söyleyip geçmiyoruz; her zamanki gibi, onların yapmadığını yapıyor, "belgeliyoruz":

İşte "seviyeli sansürcü" ve "seviyeli tehditçi" Timur'un seviyeli yayıncılığına, artık  tiyatrom'dan silinip yok edilmiş küçük bir örnek (İyi ki, Bulunmaz ve Büktel, hiçbir şeyi silmiyor):

TIKLAYINIZ!

 

"ARTIK BU İHANETİN DÜRÜLÜP KENARA ATILMASI VE BU İHANETE YAŞAM HAKKI VERİLMEMESİ İÇİN SİZLERİ DE BİR KEZ DAHA DEĞERLENDİRME YAPMAYA DAVET EDİYORUZ"

İATP-G;

Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz ve Feridun Çetinkaya'ya "yaşam hakkı verilmemesi" ve "dürülüp kenara atılması" için tetikçiler arıyor! 

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME NOTU: Başlığımızdaki "tetikçiler" sözcüğünün yerinde, "Ogün Samastlar" diye  bir kavram kullanmıştık. Oysa,yayından yalnızca dakikalar sonra yaptığımız bir internet araştırmasında, adaletin Ogün Samast hakkında (bizim sandığımızın tersine olarak) henüz kesin hüküm vermediğini ve dolayısıyla Samast'ın hâlâ "zanlı" konumunda bulunduğunu fark ettik. Samast, wickipedia'da da halen "zanlı" olarak anılmakta...

İnsanların kişilik haklarına saygılı olduğumuz için, Samast'ı henüz kesinleşmemiş bir suçla suçlayarak haksızlık etmiş olmamak adına, başlığımızda gerekli düzeltmeyi yaptık. 15 Nisan 2009.

CB

 

 

 

Çetinkaya,

skandalları örtbas etme amacına kilitlenmiş yandaş çevrelerce ya mahçup bir suskunlukla gömülmeye ya da pişkinliğe vurup "sansür balonu" denilerek hafife alınmaya çalışılan "Yahya Kemal sansürü skandalı"na, gerekli önem ve ağırlığı tanımak üzere,

"bir kez daha söz alıyor"

 

 

 

 

 

 

 

 

Günbegün İtibarsızlaştırılan Türkiye Tiyatrosunun Hal-i Pürmelali: Yahya Kemal Sansürü Skandalı

Feridun Çetinkaya / 8 Nisan 2009

(...) Rıfkı Demirelli’nin örnek bir tiyatrocu tavrı sergileyerek, sansüre, yalana, iftiraya karşı tanıklığını ve elindeki somut belgeleri ortaya koymasının üzerinden yaklaşık bir ay geçti.

Gerçekleri kamuoyundan gizlemeye çalıştığı, kamuoyuna ve tiyatroseverlere doğruları söylemediği kanıtlanan İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya, sessizliğe gömüldü ve hâlâ sessizliğini koruyor...

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği (İŞTİSAN), Tiyatro Oyuncuları Derneği (TODER), Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği (OYÇED) ve bilimum tiyatro kamuoyu da bu tarihi skandal karşısında, tıpkı Alkaya gibi sessizliğe gömüldü ve hâlâ sessizliğini koruyor...

(Rıfkı Demirelli'nin
Neden Fırtına Koptu ve Neden “Kendi Gök Kubbemiz” Çatırdadı başlıklı yazısının altındaki yorum bölümüne, konuyla ilgili duygu ve düşüncelerini yazma duyarlılığını göstererek, yürekli açıklamasından dolayı Demirelli'yi kutlayan Sayın Gılman Kahyaoğlu Peremeci’nin hakkını teslim etmeliyim. “Yahya Kemal Sansürü” konusundaki tavrını ve görüşlerini Bir Sansür Balonu başlıklı yazısıyla açıkça ortaya koyan, Tiyatro Dergisi Portalı yazarı Ömer F. Kurhan’ın da sansür iddialarına karşı sessiz kalmadığını söylemeliyim.)

Toplumu aydınlatma görevi atfedilen tiyatrocular ve meslek örgütleri bu belgeli, şahitli ispatlı sansüre ve rezalete tepki göstermeyerek bir kez daha sınıfta kaldılar.

Tıpkı video kaydıyla belgelenen
Özdemir Nutku Skandalı’nda olduğu gibi, “Yahya Kemal Sansürü Skandalı”nı da görmezlikten gelip yok saymayı “uygun” gördüler.
(...)

Çetinkaya'nın yazısını, Çetinkaya'nın sitesindeki özgün mizanpajıyla okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

Mustafa Demirkanlı'yla işbirliği edenler, halkın parasından keserek Demirkanlı'yı reklamla besleyenler, Demirkanlı'yla aynı karede görünmenin dayanılmaz kirliliğini mutlu gülücüklerle poz vererek örtenler, Demirkanlı'yla aynı havayı solumaktan rahatsız olmayanlar;
acaba, örneğin, aşağıdaki yazıda belgeleriyle teşhir ettiğimiz alçaklıkları bilmiyorlar mı? Yoksa bilmezden gelmeyi mi tercih ediyorlar? Yoksa bilmezden gelmeye bile gerek duymaksızın, "N'olmuş? Biz de aynı bokun soyuyuz!" mu diyorlar?

 

DEMİRKANLI'YA SON OLMASINI UMDUĞUM BİR CEVAP DAHA

 

 

Coşkun Büktel  

25 Nisan 2007

 

 

(...) "Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri. Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret." (...)

 

 

"Kim Değişti?" başlıklı yazımızla başlayan ve Demirkanlı'nın iki bölümlük cevap yazısından sonra havlu atmasıyla (Bakınız: Demirkanlı: "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)") devam eden tartışmanın, Büktel tarafından vadedilmiş ve yazılmış (umarız ki) son yazısı...

 

Bugün (28 Nisan 2007) yazının sondan üçüncü paragrafının hemen öncesine, üç paragraf daha eklemeyi uygun bulduk.

TIKLAYIN

 

ARŞİVDEN
tiyatrom.com'un sansürlediği yazı

 

YALANI YALANLA ÖRTMEK

    

Hilmi Bulunmaz

3 Ağustos 2007

 

 

Mustafa Demirkanlı ve (Büktel'in yazılarını "feryat" olarak yorumlayan) A. Ertuğrul Timur adlı iki sansürcüye, Richter ölçeğiyle 7.4 şiddetinde bir şamar niteliğindeki bu Hilmi Bulunmaz yazısı; tiyatrom.com'un sahibi Ertuğrul Timur'un sansürü terk edip tövbekar olmaya çalıştığı dönemde bile tiyatrom.com'da yer bulamadı.

 

Vandalların hangi gerçekleri görmenizi istemediğini merak ediyorsanız...

 

KAÇIRMAYIN!

 

İFTİRACI VE SANSÜRCÜ VANDALLARIN ÖRTBAS ETMEYE VE UNUTTURMAYA ÇALIŞTIĞI AŞAĞIDAKİ ÖNEMLİ YAZI, VİCDAN VE AKIL  SAHİBİ İNSANLAR TARAFINDAN ASLA UNUTULMAMALI:

Coşkun Büktel tarafından eklenmiş

GÜNCELLEME NOTU 24 Mart 2009: metnin hemen bitiminde.

 

Çetinkaya,

demokrasiyi yalnızca iktidarlardan talep edecekleri ama kendi uygulamalarında "hiç işimiz olmaz" diyerek kenara itecekleri bir şey sanıyormuş izlenimi yaratan ve müzmin çifte standart illetine yakalanmış görünen İATP-G'yi, şefkatli bir ağabey üslubuyla ve inceliklerle dolu, bilimsel, eğlenceli ve doyurucu bir yazıyla

 "aydınlatıyor!"

 

 

 

 

 

 

 

İATP-G "BAZI" İNSAN HAKLARI İHLALLERİNE KARŞI

Feridun Çetinkaya / 19 Şubat 2009

(...) Benim anlayışıma göre kullanılabilecek hiçbir “temkinli” ifade, sansürün görmezden gelinmesini, bağışlanmasını mazur ve masum gösteremez, ortaya çıkan tutarsızlık için hafifletici bir sebep olarak kabul edilemez.

İATP-G'nin, “temkinli konuşmanın” ve tepki gelince çark etmenin çıkar yol olmadığını öğrenmeye ihtiyacı var.


Bu yazıda kanıtlarıyla ortaya koyduğum İATP-G bildirilerindeki tutarsızlıklar ve çifte standartlı tutum, İATP-G’nin gerçekte her türlü insan hakları ihlaline karşı olmadığını, sadece “bazı” insan hakları ihlallerine karşı olduğunu açıkça gösteriyor. Ve öyle anlaşılıyor ki, faşizmin en çarpıcı göstergelerinden biri olan sansür, İATP’nin yalnızca “bazen” karşı olduğu ihlallerden biridir.

(...)

Coşkun Büktel tarafından eklenmiş

GÜNCELLEME NOTU 24 Mart 2009: metnin hemen bitiminde.

TIKLAYINIZ!

 

İFTİRACI VANDALLARIN İSİMLERİ DEĞİŞEBİLİR AMA YÖNTEMLERİ DEĞİŞMEZ

Dün, Burak Caney takma adıyla bir korsan sitede bunu yapıyorlardı:

 

Eser:  Burak Caney

 

(Şimdi kapanmış bulunan tiyatrom sitesinin sahibi Ertuğrul Timur* ile Tiyatro Tiyatro dergisinin ve sitesinin sahibi Mustafa Demirkanlı tarafından desteklenmiş olan korsan sitenin sahibi) takma isimli sapık

 

*Yayıncılığı sırasında sapıkları destekleyip Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'ı sansür etmiş olan Ertuğrul Timur, bugün İATP-G tarafından akla zarar bir körlük taklidiyle sansür suçları görmezden gelinerek, aklanmaya çalışılıyor.

 

 

Bugün, Mustafa Demirkanlı, bizzat kendi sitesinde bunu yapıyor:

 

Eser: Mustafa Demirkanlı

(DT genel müdürü Lemi Bilgin ile İBŞT genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya tarafından, skandalları teşhir eden Büktel ve Bulunmaz'a saldırması ve skandalları örtbas etmesi için, dergi adı altında yayınladığı "şeye" reklam adı altında sadaka verilerek suni yemle yaşatılan) besleme sapık

 

 

İFTİRACI VANDALLARIN İSİMLERİ DEĞİŞEBİLİR AMA YÖNTEMLERİ DEĞİŞMEZ

Unutmamakta yarar var!

Coşkun Büktel / 7 Nisan 2007 (Yani 2 yıl önce)

 

(...) Gördüğünüz üzere, her zaman yaptığımı yine yapıyorum: Mustafa Demirkanlı'yı cevaplamadan önce, okurlara onun ne dediğini tek kelime kısaltmadan, aktarıyorum. Çünkü Demirkanlı'nın (ve tartıştığım tüm Demirkanlı'ların) hiçbir kanıt göstermeden sahte para sürer gibi piyasaya sürdüğü salakça yalanlardan ve iddialardan haklı olarak korkmuyorum.

 

Ama Demirkanlı, okurlarına benim yazımı (hatta yazımdan herhangi bir cümleyi bile) aktarmak, ya da hiç değilse, yazıma link vermek gereğini bile duymuyor. Niye duymuyor? Çünkü benim yazılarımda iddialar yok, somut kanıtlar ve belgeler var. Çünkü ben, onun hakaret diye nitelediği saptamalarımı okurların önüne koyabilmek için, neredeyse her cümlemi, somut kanıtlarla destekliyor, kanıtlarıma kaynak gösteriyor, kaynakların "direkt" linklerini vererek onları okurlar için kolayca ulaşılabilir ve test edilebilir kılıyor, hiçbir ayrıntıyı belirsiz ya da desteksiz bırakmıyorum. Desteksiz atmıyorum. Kısacası: Ben, Demirkanlı'nın ne dediğini okurlara duyurmaktan haklı olarak korkmuyorum, Demirkanlı ise benim ne dediğimi okurlara duyurmaktan haklı olarak "korkuyor".

 

Demek ki, belgelerle kanıtlanmış apaçık gerçek şu: Ben, dürüstlükten, ciddiyetten ve bilimsellikten asla taviz vermiyorum. Demirkanlı ise, beni sürekli olarak, yalanın ve sansürün olağan sayıldığı; kanıtlara, belgelere, kaynaklara ve araştırmaya gerek duyulmadığı; herkesin bohçacı karılar gibi ağzına geleni rasgele söyleyebildiği, bulanık bir zemine çekmeye çalışıyor. O bulanık zeminde kör döğüşü yapalım istiyor. Tiyatro sanatı, o zeminde, onun düzeyinde tartışılan bir şey olsun istiyor. Tiyatro tartışmalarına kendisinin de katılabilmesi için, belgeymiş, kanıtmış, kaynakmış gibi şeylerin şart olmamasını, bunların yalnızca Coşkun Büktel'in manyakça takıntıları sayılmasını istiyor; Coşkun Büktel'in söylediği her şeyin Theope saplantısı olarak etiketlenip okurlardan saklanmasını tercih ediyor.

(Kaynak: Coşkun Büktel, "Kim Değişti")

 

Coşkun Büktel / 24 Nisan 2007 (Yani 2 yıl önce)       

(...) Demirkanlı, umarım sözünü tutar ve bundan böyle (ismimi vererek ya da vermeden veya kendisi başka bir isim ardına gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden kurtulduğu halde aylardır bir tek yazı yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi kalmadığı için "hacklendim" numarasına yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs Burak Caney'i tekrar devreye sokarak) bana sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa, Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım var: Önce, belgelediğim tüm yalanları için ("tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi anladım, aslında şöyle demek istemiştim" tarzında önemsizleştirme gayretine girmeden) açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında herhangi bir suçlama yaparsa, o suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça iddialarla değil, Büktel'in kendi ifadeleriyle "somut" olarak, direkt kaynak göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa, bundan böyle, (Burak Caney'i asla cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da cevaplamayacağım.

Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları çürütmek için, günlerce kanıt belge toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon içinde okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak zorunda değilim. Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu hâlâ anlamayanlar kaldıysa, zaten anlamak istemiyorlar demektir.

(Kaynak: Coşkun Büktel, "DEMİRKANLI'YA, BİR KEZ DAHA, SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP")

 

 

Büktel'in "senaryo doktoru" olarak görev yaptığı "Arka Sıradakiler", geçtiğimiz Pazar günü (15 Mart 2009) en büyük kanallarda yayınlanan yarışma, spor, dizi ve komedi programlarının tümünü geçerek, yalnızca diziler arasında değil, günün "tüm" programları arasında, "BİRİNCİ" oldu.

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık İKİ ÖRNEK

(Aşağıda, geçtiğimiz Pazar günü yayınlanarak gün birincisi olan 64. Bölüm'den, tümünü Büktel'in yazdığı iki sahnenin metnini sunuyoruz.)

17 Mart 2009 Salı

1. Nazan'ı (Sılay Ünal) öldürmek üzere silaha davranmış olan İbo (Fırat Çöloğlu), yaptığı vicdan muhasebesinden sonra tetiği niçin çekemediğini açıklıyor.

 

 

 

 

 

 

 

2. Ali (Barış Büktel), arkadaşı Saffet'in (Barış Atay) Gamze'ye (Sinem Öztürk) duyduğu umutsuz aşk konusunda, Saffet'i uyarıyor

 

 

 

 

 

 

 

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

2. GÜNCELLEME

16 Mart 2009:

Timur, aşağıdaki net soruma "net olmayan bir yanıt" gönderdi. Timur'un net olmayan yanıtını yine "Timur'un çöp kutusunda" yayınlıyoruz. Timur'un bundan sonraki sataşmalarını, (artık şeref ve haysiyetten bile bahsetse) yine çöp olarak yayınlayacak, ama (Timur aşağıda açıkladığımız Trabzon iftirasıyla ilgili şartımızı yerine  getirinceye kadar) bu çöplerin duyurularıyla ana sayfamızın  gündemini bir daha işgal etmeyeceğiz.

 

GÜNCELLEME 16 Mart 2009:

Timur, bu yazımın aşağıdaki "NOT" bölümündeki açıklamalarıma karşı, "Kanıtlamazsan şerefsizsin" başlıklı bir cevap yazısını derhal yazmış ve Mustafa Demirkanlı da derhal basmış. Timur, eğer kanıtlarsam, o durumda  hangi alçağın "şerefsiz" olacağını belirtmeyi unutmuş. Kanıtlamak için, bunu belirtmesini bekliyorum. 

 

A. Ertuğrul Timur, bugün (16 Mart 2009) bana bir açık mektup göndermiş.

Coşkun Büktel

Timur'un hiçbir yazısını yok etmedik, etmiyoruz. Biz de, (tıpkı bizden ve "sıfır sansür" ilkemizden nefret ettikleri için 3. Abdülhamid lakaplı sansürcü Timur'u destekleyen sansürcü sitelerin yaptığı gibi) Timur'un "yazılarını"(!) ayrı bir bölümde yayınlıyor; ama sansürcü sitelerden farklı olarak, yayınladığımız Timur iftiraları hakkında okurları uyarmak amacıyla, o iftira bölümüne, "Timur'un Çöp Kutusu" adını veriyoruz.

Aşağıda bir kez daha alıntıladığımız şartımızı yerine getirmediği sürece (yani ona zarar vermek için "mafyatik yöntemlerle Trabzon'dan adam getirttiğimiz iftirası" için belge göstermediği veya bizi tatmin edecek ifadelerle özür dilemediği sürece) Timur'un yazılarına çöp muamelesi yapmaya ve onları yalnızca  "Timur'un Çöp Kutusu"nda yayınlamaya devam edeceğiz. Timur'un "çöpleri" arasında, okurları kandırabilme ihtimali bulunan herhangi bir iftiraya rastlarsak, cevap veririz. Ama Timur'un onlarca sayfalık hacma ulaşan "çöplerindeki" her iftirayı cevaplamak zorunda değiliz. Timur'un iftira kuyusuna attığı her taşı ille de çıkarmaya çalışmak pek akılcı bir çaba olmazdı. Azılı sansürcülerin bize yönelttiği "sinsi sansürcü" iftirasına nasıl gülüp geçiyor ve aldırmıyorsak; herkesin her şeyi görmekte olduğuna inanarak, kafatasının içinde beyin yerine pirzola bulunmadıkça herhangi bir insanın o salak iftiraya kanacağını nasıl düşünmüyorsak; şu an itibariyle Timur'un ipe sapa gelmez iddia ve iftiralarını cevaplamak için mesai harcamaya gerek olduğunu da aynen öyle düşünmüyor ve unutmuş numarası yapan Timur'a şartımızı bir kez daha anımsatmayı yeterli buluyoruz:

"Ama şimdi Timur, bu açıklamamıza da cevap vermek isterse, bu kez, mafya olduğumuza ve ona zarar vermek üzere Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirasını (öyle iki şahitle filan değil, bizim Özdemir Nutku iftirasını kanıtlayan delillerimiz kadar) inandırıcı delillerle belgelemek, ya da "bizi tatmin edecek ifadelerle", özür dilemek zorundadır."

(Kaynak: Büktel, "Hiçbir şeyden çekmedi kurduğu yanlış ittifaklardan çektiği kadar")

NOT: Bizim "yalnızlığımıza" güvenerek, bize seyirciler önünde tartışma önerisi getirmiş olan iftiracı Timur, çöpe attığımız yazılarından birinde, Hilmi Bulunmaz'ın korkup o öneriyi reddettiğini söylüyor. Yani yine iftira atıyor:

Bulunmaz, öneriyi reddetmedi. Hem kendisi hem de benim adıma, Timur'a kameradan verdiği cevapta (Bakınız: Bulunmaz, "8 Mart 2009 tarihli konuşma") bir karşı öneri getirdi: Timur'a, seyirci önünde ve tribün gürültüsü altında değil: kamera karşısında ve "teke tek" tartışalım, dedi. İster benimle, ister Büktel'le tartışabilirsin, dedi. Benimle tartışırsan orada Büktel olmaz, Büktel'le tartışırsan orada ben olmam; tartıştığımız mekanda, kamera başında durması için bile üçüncü bir kişi olmaz, dedi.

Ama İATP-G ve Mustafa Demirkanlı tarafından bugünlerde adeta bayrak yapılan, Demirkanlı tarafından "efsane yayıncı" olarak tanımlanan Timur; arkasında birileri bulunmadıkça benim ya da Hilmi'nin karşısına çıkmaya cesaret edemediği için, öneriyi asıl kendisi reddetmiş olduğu halde; "Hilmi'nin korkup öneriyi reddettiğini" açıklamayı tercih etti.

Hey gidi, İATP-G!... Hey gidi "koca" Boğaziçi Üniversitesi!...

 

 

Hâlâ anlamak istemeyen geri  zekâlılar için bir daha:

 

YAKLAŞIK BİR BUÇUK YIL ÖNCE  (9 ARALIK 2007) A. ERTUĞRUL TİMUR (sonradan silip yok ederek sansürlediği ama uluslararası archive.org'dan silip yok edemediği) ŞU SÖZLERLE, YAZARI KİM OLURSA OLSUN İÇİNDE BÜKTEL VE BULUNMAZ ADININ GEÇTİĞİ HİÇBİR YAZIYI YAYINLAMAYACAĞINI AÇIKÇA İLAN ETTİ:

(...) Eğer sizi ve bulanık beyinlerinizin öfkesini, sevgili destekçiniz Hilmi beyin küfürlerini, bayağılıklarını tiyatro dünyasından uzak tutmak sansürcülükse bir kere daha yazıyorum "Evet ben sansürcüyüm!"

(...) Ama tiyatrom'da ne Hilmi Bulunmaz'ın, Ne Coşkun Büktel'in yeri yok tiyatrom'u o seviyeye düşürmem hiç kusura bakmayın. Haa cevap hakkı mı? Siz aylardır sitenizde atmadığınız başlık bırakmadınız ben cevap hakkı falan kullanma gereği duymadım, siz yine sitenizde yazın rahatlayın ille de burada cevap hakkı diyorsanız aynen Mustafa Demirkanlı'nın geçmişte söylediği gibi gidin yasal süreçten geçin cevap hakkı alın gelin!

 (...) tiyatrom son kez bu sayfalarda Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel adlarını sayfalarında geçirdi
bundan sonra sadece onların cevaplarına sansür değil onların adının geçtiği her satıra, her habere, her olaya sansür uyguluyoruz herkesin haberi ola! Tiyatrom'un bir seviyesi var, Kediyle köpekle maymunla yazarlık-yayıncılık yapanlarla; yada arzın merkezine theope yi koyup üzerine bağdaş kurup oturanlarla oyalanamayız, tiyatrom'un seviyesini o kadar da düşüremeyiz.

 (...) Ama ben Ertuğrul Timur olarak da, Tiyatrom.com sahibi ve editörü olarak da
"Ben sıkı bir sansürcü olarak" bundan sonra asla ve asla tek bir satırla bile Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel ve Burak Caney adlarını bu sitede geçirmeyeceğim sizlerin de bu kişilere yada onlarla ilgili konulara ilişkin yazılarınıza asla link yada yer vermeyeceğim buradan kamuoyu önünde ilan ediyorum lütfen bu konuda bundan sonra teklifte bile bulunmayınız.

(KAYNAK: Ertuğrul Timur, yukarıdaki  ifadeleri içeren "Kirlenen internet değil, bu o insanların kendi beyin ve söz kirliliği" başlıklı yazısını sitesinin arşivinden silip yok ederek sansür ettiği için, Hilmi Bulunmaz, söz konusu yazıyı, archive.org adlı uluslararası sitede arayıp buldu ve yayınladı. Timur'un yazısının tamamını okumak için, lütfen TIKLAYINIZ!)

Büktel ve Bulunmaz adını, sitesinde yazı yayınlamak isteyecek "tüm" yazarlara yasaklayan ve bu yasaklamasından sonra, bizden "3. Abdülhamid" lâkabını bileğinin hakkıyla kazanmış olan A. Ertuğrul Timur;    (tiyatrom'un da desteklediği korsan sitede bize hakaret kastıyla yayınlanmış pornografik fotomontajların failleri olan isimsiz sapıklara "orospu çocuğu" dememiz ve diğer bazı sert eleştirilerimiz yüzünden) bizi seviyesiz olmakla suçluyor ve bizi sansürleme gerekçesi olarak, (o pornografik fotoğraflarımızı yayınlayan hela gibi çift "oo"lu korsan siteyi desteklemiş olmasını unutarak) "Tiyatrom'un bir seviyesi var" diyor.

Oysa Tiyatrom, yalnızca sansür ve pornografi destekçisi değildi. Daha kötüsü de vardı: Tehditçileri de destekliyordu. Ve biz bunu yalnızca iftira gibi söyleyip geçmiyoruz; her zamanki gibi, onların yapmadığını yapıyor, "belgeliyoruz":

İşte "seviyeli sansürcü" ve "seviyeli tehditçi" Timur'un seviyeli yayıncılığına, artık  tiyatrom'dan silinip yok edilmiş küçük bir örnek (İyi ki, Bulunmaz ve Büktel, hiçbir şeyi silmiyor):

TIKLAYINIZ!

 

 

 

2. GÜNCELLEME 9 Mart 2009:

BÜKTEL'İN EDİTÖR NOTU:

Ertuğrul Timur,
"Hiçbir şeyden çekmedi kurduğu yanlış ittifaklardan çektiği kadar" başlıklı yazıma, önce yem olarak, gerçekten kendisinin yazdığı, kendi naif zekâsının ürünü kurnazlıklarla dolu olmasına rağmen, nispeten insani bir cevap yazısı gönderdi. Hilmi'ye dedim ki, "Bu yalnızca bir yem, bunu değerli sayıp ana sayfamızda yayınlarsak, Timur'a zarar vermek için mafyavari usullerle Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirası için kanıt göstermesi veya özür dilemesi şartını otomatikman kaldırmış olacağız. O zaman, 'sıfır sansür' ilkemizden nefret eden ekip, Timur imzasının ardında yeniden devreye girecek ve bizi laf salatasından ibaret tartışmalarla sonsuza dek oyalamak imkânını bulacak. O nedenle, cevabın ikinci bölümünü bekleyelim. Bekledik. Cevabın ikinci bölümü geldi ve haklı olduğum ortaya çıktı. Güneş gibi apaçık "Özdemir Nutku skandalı"nı örtbas etmeye çalışan ve başaramayan ekip, skandalı bu defa da kahkahalarla örtbas etmeye çalışıyor. Tek tek adları sıralanmış, 23 şahidi görmezden gelenler, okurlarımıza iki şahidin, "Nutku itirafıyla desteklenmiş ve sahihliğine asla itiraz edilememiş" video görüntülerinden daha önemli bir kanıt sayılması gerektiği mavalını umutsuzca yutturmaya çalışıyorlar.

Timur'un iki bölümlük cevabını,
"Hiçbir şeyden çekmedi kurduğu yanlış ittifaklardan çektiği kadar" başlıklı yazımda yer alan

"Ama şimdi Timur, bu açıklamamıza da cevap vermek isterse, bu kez, mafya olduğumuza ve ona zarar vermek üzere Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirasını (öyle iki şahitle filan değil, bizim Özdemir Nutku iftirasını kanıtlayan delillerimiz kadar) inandırıcı delillerle belgelemek, ya da "bizi tatmin edecek ifadelerle", özür dilemek zorundadır."

şartımıza uymadığı için,
"Timur'un Çöp Kutusu" bölümünde yayınlıyoruz. Lütfen, TIKLAYINIZ!

 

 2009:GÜNCELLEME 7 Mart 2009:

Timur, Atak'tan özür diledi ama Timur'un ardındaki "hınk deyiciler", Timur'dan çok Timurcu bir tavırla, (Atak'ın isim isim sıraladığı 20'den fazla tiyatrocunun tanıklığını kurnazca bir ahmaklıkla görmezden gelerek) Mehmet Atak'tan ve Atak'ın anekdotunu (en sıradan geri zekâlının bile kavrayabileceği nedenlerle) sansür suçlaması olarak değerlendirdiği için Hilmi Bulunmaz'dan, hesap sormaya kalkıyorlar. Laf canbazı olduklarını sanan bu kifayetsiz hokkabazlar, Atak'ın 23 tiyatrocu tanık (Aslı Öngören, Ümran İnceoğlu, Ayça Telırmak, Celile Toyon, Rozet Hubeş, Bennu Yıldırımlar, Bensu Orhunöz, Zihni Göktay, Berrin Akdeniz, Betül Kızılok, Esin Umulu, Candan Sabuncu, Eftal Gülbudak, Ayşe Emel Mesci, Murat Bavli, Fırat Tanış, Sevin Okyay, Serdar Orçin, Eray Kahya, Hale Akınlı, Mazlum Kiper, Sevinç Erbulak, Semah Tuğsel) sıraladıktan sonra kurduğu cümle ("Timur düzeltmeyi yayınlamadı ve projenin Sibel Arslan Yeşilay'ın tasarımı olduğu yönünde yanlış bir belge bırakmayı tercih etti.") sanki ciddi bir sansür suçlaması içermiyormuş gibi bir hava yaratmaya kalkışıyor; ve isimleri  verilmiş 23 tanığı görmezden gelerek, o tanıklardan hiç söz etmeyerek, (çamuru altına, iki kere ikiyi beşe, karpuzu peştemala dönüştürmeyi bile mümkün kılacağına inandıkları) mugalata (laf salatası) yöntemiyle önemli ayrıntıları görmezden gelip, zurnanın zırt dediği yeri es geçip, kıldan tüyden alakasız şeylerle dikkatleri dağıtarak, güneşi (hatta "Özdemir Nutku skandalı"nı) bile örtbas edebileceklerini sandıkları gibi; sansürcü Timur'un bu yeni sansürünü bile (hatta Timur'un özür dilemiş olmasına rağmen) örtbas edebileceklerine güveniyor; okurların zekâsına açıkça küfretmekten çekinmiyorlar. Bu hokkabazların hiçbir kanıt, belge, kaynak, alıntı içermeyen, entelektüel taklidi bir "edadan" ibaret son hilekarlıklarını, hak ettikleri yere, "Timur'un çöplüğü" bölümüne koymak yerine, ana sayfasına koyarak, okurların dezenformasyonuna katkıda bulunduğu ve beni bu satırlara mesai harcamak zorunda bıraktığı için, Hilmi Bulunmaz'ı kınıyorum.

Bakınız: www.tiyatroyun.blogspot.com

 

 

COŞKUN BÜKTEL,

 

TİMUR'UN ATAK'A, BULUNMAZ'A VE BÜKTEL'E CEVAPLARINI

DEĞERLENDİRİYOR

 

 

 

Hiçbir şeyden çekmedi kurduğu yanlış ittifaklardan çektiği kadar



Kimlerin gazına geldiği hakkında bir tahminimiz var ama kesin bilgimiz yok. Timur, bir süredir, kendisinin sansürcü olduğunu "kendisinin ağzından" belgeleyen eski yazılarını ve eski yazılarımızı yeniden yayınlamamıza çok kızgın... Bir zamanlar kendisinin bizden esirgediği cevap hakkını fazlasıyla kullanarak, eski yazılarımıza karşı çarşaf çarşaf cevaplar gönderiyor ve biz de yayınlıyorduk. Bu cevap yazılarında, asıl söylemesi gereken şey, sansürcü olmadığıydı. Ama yaptığımız kaynaklı/belgeli yayınlar bunu söyleyebilmesini imkânsız kıldığı için; Timur, savunmayı saldırı yöntemiyle yürütmeye karar verdi ve Bulunmaz ile Büktel'in mafya olduğunu ve Timur'a zarar vermek için Trabzon'dan adam getirttiğini bile söyleyebilecek kadar şuursuzlaştı. Kısa sürede farkettik ki: Timur, hangi birini düzelteceğimizi bilemediğimiz, kanıtsız / belgesiz iftiralarla dolu çarşaf çarşaf cevap(!) yazılarıyla, bizim yıllar önce yazılmış kanıtlı belgeli yazılarımızı cevaplıyormuş gibi yaparken, aslında, yalnızca sitelerimizi bloke etmeye çalışıyor ya da sırf bize duyduğu öfkenin depreşmesi nedeniyle, sitelerimizi bloke etmeye çalışanların aleti olmaya tenezzül ediyordu. Yaptığımız sansür karşıtı yayınlardan ve "sıfır sansür" (SS) sloganımızdan rahatsız olan ve yakın geçmişte takma isim ve isimlerle bize karşı iftira kampanyaları düzenlemiş olan "ilerici demokrat" çevreler, bu kez de, Timur'un adını kullanarak sitelerimizi bloke etmeye, özellikle, "Özdemir Nutku skandalı"nı, "Talât Halman skandalı"nı, "Ölüleri Gömün skandalı"nı, gündemden düşürmeye uğraşıyorlardı. Bunu anlamıştık ama bu kanıtlayabileceğimiz bir olgu olmadığı için, bunu öne sürerek, Timur'un cevap hakkı diye gönderdiği asılsız ispatsız iftiraları yayınlamaktan vazgeçemezdik.

Ben, yayınımı yalnızca benim yayınladığım yazılara cevap niteliği taşıyanlarla sınırlarken, Hilmi Bulunmaz, Timur imzasıyla gelen her şeyi yayınlıyordu. Ama Timur ve ardındakilerin amacı cevap vermek değil, bağcıyı dövmek ("Sıfır sansür" ilkesini geçersiz kılmak) olduğu için, asla tatmin olmuyorlar ve bu defa da Hilmi'nin başka yazılar girip Timur yazılarını gündemin alt sıralarına düşürdüğünü söyleyerek, Bulunmaz'ın yayın gündemini belirlemeye çalışıyorlardı. Bu amaçla, (kan ter içinde "sıfır sansür" ilkesini uygulamaya çalışan) bizleri "sinsi sansürcü" diye niteleyecek kadar işi azıtanlar da vardı. Üstelik bunlar, mecbur kalmadıkça karşı düşünceye yer verme alışkanlığı olmayan, maçı tek kale oynamaktan zerre kadar utanmayan kişilerdi; bizi "sinsi sansürcü" diye nitelemekle demek istiyorlardı ki: "Evet, biz sansürcü alçaklar olabiliriz ama siz de sansürcüsünüz!"

"Sinsi sansürcü" olarak suçlanan Bulunmaz ve Büktel, bu "açık ve mert"(!) sansürcüler tarafından sitelerinin bloke edilmesine, yaptıkları sansür karşıtı yayınların bu Burak Caneyvari yöntemlerle engellenip sansür edilmesine, elbette ki göz yumamazdı. Ama bu engelleme nasıl engellenecekti? Bulunmaz ve Büktel'in, "eski yazılarımıza zamanında cevap verseydiniz, bir buçuk yıl gecikmeli cevaplarınızı yayınlamıyoruz." diyerek kolayca işin içinden çıkmaları mümkündü. Ama bu, Büktel ve Bulunmaz tarafından Türkiye'nin entelektüel ortamına dayatılmaya çalışılan "sıfır sansür" standardını örseleyecek; "açık, mert ve azılı" sansürcülere tek kale maç yapar gibi tek yanlı, sansürlü yayın yapmanın mazeretlerinden / bahanelerinden birini yaratacaktı. Bulunmaz ve Büktel, "sıfır sansür" ilkesini örseleyecek bu yaklaşımı benimsemediler.

Sonunda, gönderdiği son cevap yazısındaki açık ve somut iftiralarından yalnızca birini cevaplayarak, Timur'un cevap yazısını, ancak, içerdiği o iftirayı belgelediğinde veya o iftira için özür dilediğinde yayınlayacağımızı ilan ettik. Tam beklediğimiz üzere, tarihleri boyunca tüm uyarılarımıza aldırmadan tek kale maç yapar gibi tek yanlı yayın yapmakta olan "açık, mert ve azılı" sansürcüler, iftira için özür istememizin "şartlı sansür" ya da "sinsi sansür" olduğunu öne sürerek, iftirayı sansür için bahane diye kullandığımızı anlatmaya çalıştılar. Gerçi bahane bile olsa, iftira sansür için "iyi bir bahaneydi" ama biz iftirayı bile yayınlamak ve teşhir etmekten yanaydık. Ne var ki, "açık, mert, azılı" sansürcüler ekip halinde çalıştıkları ve sürekli iftira ürettikleri için, Timur imzasıyla üretilen her iftirayı temizlememiz olanaksızdı. Yine de, bir yerden başlamak gerekiyordu.

Bütün bu gelişmeler yaşandığı sırada, Timur'un sansürcülüğüne tanıklık eden bir diğer mağdurun, Mehmet Atak'ın, yazısı geldi ve dün akşam yayınladık. (Bakınız: "Birkaç anekdot")Timur, bu sabah, bize değilse de, Atak'a, öfkeden uzak, gayet insani bir yazıyla cevap verdi ve Atak'tan özür diledi. (Bakınız: "Sayın Mehmet Atak'a Yanıt") Gerçi Timur'un Atak'ı mağdur eden uygulama hakkında yaptığı açıklama yine hiç tatmin edici değildi ama hiç değilse yalan kokmuyordu.

Timur'un yeniden "insana" dönüşmesi, Hilmi'yi de, beni de sevindirdi. Timur'dan gelen bu defaki cevap yazısı, sırf sitelerimizi bloke etmek için yazılmış asılsız ispatsız, deli saçması saldırılardan ibaret bir yazı değil, üzüntü ve pişmanlık ifade eden ve konu dışına sapmayan gerçek bir "cevap" yazısıydı. Üstelik, Timur, bu cevabı Atak'a ulaştırmamızı özellikle istiyordu. Bu cevabı yayınlamamız, ancak, Timur'a koyduğumuz özür şartını kaldırmamızla mümkündü ve Timur'un Atak'tan dilediği özürü yeterli bularak şimdilik özür şartını kaldırmaya ve hem Büktel ve Bulunmaz'a iftiralar içeren önceki cevabını, hem de Atak'a cevabını yayınlamaya karar verdik.

Ama şimdi Timur, bu açıklamamıza da cevap vermek isterse, bu kez, mafya olduğumuza ve ona zarar vermek üzere Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirasını (öyle iki şahitle filan değil, bizim Özdemir Nutku iftirasını kanıtlayan delillerimiz kadar) inandırıcı delillerle belgelemek, ya da "bizi tatmin edecek ifadelerle", özür dilemek zorundadır.

Timur, eğer, "ne onu, ne bunu yaparım; ben kanıtlamacılık, belgelemecilik, kaynak göstermecilik, alıntıcılık saplantısı bulunmayan, bilimsel "edayı" yeterli sayan bir entelektüelim; kanıtmış, belgeymiş gibi şeylerle uğraşamam; cevap hakkı diye sadece iftira atarım; siz iftiraları yayınlamak ve temizlemeye uğraşmak zorundasınız" mantığıyla cevap yazmaya devam ederse, yazdığı cevabın yayın gündemimizi bloke etmesine izin vermeyeceğimizi bilmek zorundadır. O tür "çöpleri", belge saydığımız için yok etmeyeceğimizi ama www.hilmibulunmaz.blogspot.com sitesindeki ilgili kutuya atacağımızı şimdiden bildiriyoruz.

Belge içeren herhangi bir suçlamayı ise, elbette ki, ana sayfalarımızda yayınlayacağız. Ve çöp kutusuna attığımız her yazı için, ana sayfamızda tek cümlelik bir link yayınlayacağız. Ama Timur'un ardında bulunduğunu varsaydığımız ekip, bu link sözümüzü bile istismar etmeye kalkıp, kısa kısa onlarca cevap yazısı göndererek, yayınımızı bir başka biçimde bloke etmeye kalkarsa, (bizi "sinsi sansürcü" diye niteleyerek kışkırtmaya çalışan "açık, mert, yani azılı" sansürcülere yayınlarımızı sansür ettirmemek adına) çöp kutusuna atacağımız çöplerin duyurularıyla ana sayfamızı işgal etmekten de vazgeçebiliriz. Özetle, azılı sansürcüler istismara kalkışmazsa, bize gönderilen en iğrenç cevap yazıları bile, ana sayfadan duyurularak bir tıkla ulaşılabilir ve okunaklı bir mizanpajla okunabilir olacak. Onlara tek cevabımız, onları yok etmek değil, çöp kutumuza atmak olacak.

Çöp muamelesi yaptığımız yazılar içinde kanıt ve belge içerenler var mı diye, bazı değerli yazıları oraya atmakla acaba haksızlık etmiş olabilir miyiz diye endişe eden okurlar, arada bir çöp kutularını kontrol ederek bizi denetleyip, bizden hesap sorabilecekler.

Timur'un Atak'a cevabına ve "çöpe attığımız" diğer cevaplarına ulaşmak için, lütfen...
 

TIKLAYINIZ!

 

 

 

RAKAMLARIMIZIN TIRMANIŞINDA YENİ BİR REKOR

Dün (6 Mart 2009 Cuma) ilk kez olarak, günlük 756 ziyaret rakamına ulaştık. Daha önce 7500'ü aşan günlük tıklanma rakamına ulaşmış olan sitemiz, dün, 7664 defa tıklandı. Sitemizin dün itibariyle aylık ortalama rakamları ise, her gün 372 ziyaret ve her gün 4599 tıklanma olarak gerçekleşti.

Sitemizin izlenme rakamlarını bizden önce görmek için, aşağıdaki adresi, her gün tıklayabilirsiniz:

www.coskunbuktel.com/webtrafik

Not: Denetime açık olmayan ve şeffaflıktan hoşlanmayan sitelerin verdiği afaki rakamlara güvenmemenizi tavsiye ederiz!

 

A. Ertuğrul Timur'un sansürcü tiyatrom.com sitesi, yaptığı dezenformatif yayınla Mehmet Atak'ın emeğine de zarar vermiş:

 

 

BİRKAÇ ANEKDOT

 

 

Mehmet Atak

7 Mart 2009

 

(...) Sibel'in projeye asıl katkısı, epey hızlı yapmak zorunda kaldığı dört oyun metni tercümesi olmuştu. Projede yardımcı yönetmen Aslı Öngören, yapım sorumlusu Ümran İnceoğlu ve oyuncu ya da çalıştırıcı olarak yer almış Ayça Telırmak (sevgili Marlene henüz merhum değildi), Celile Toyon, Rozet Hubeş, Bennu Yıldırımlar, Bensu Orhunöz, Zihni Göktay, Berrin Akdeniz, Betül Kızılok, Esin Umulu, Candan Sabuncu, Eftal Gülbudak, Ayşe Emel Mesci, Murat Bavli, Fırat Tanış, Sevin Okyay, Serdar Orçin, Eray Kahya, Hale Akınlı, Mazlum Kiper, Sevinç Erbulak, Semah Tuğsel gibi sahışların şahitliklerini belirtmeme rağmen, Timur düzeltmeyi yayınlamadı ve projenin Sibel Arslan Yeşilay'ın tasarımı olduğu yönünde yanlış bir belge bırakmayı tercih etti.

Atak'ın yazısının tamamını okumak için, lütfen... TIKLAYINIZ!

 

ARŞİVDEN  

 

TİMUR VE İATP-G NE DEMİŞ? BİZ NE DEMİŞİZ?

CUMHURİYET PORTAL VE BERNARD SHAW NE DEMİŞ?

 

GÜNCELLEME 5 Mart 2009: Metnin altında

 

 

YAKLAŞIK BİR BUÇUK YIL ÖNCE (9 ARALIK 2007) A. ERTUĞRUL TİMUR DEMİŞ Kİ:

(...) Eğer sizi ve bulanık beyinlerinizin öfkesini, sevgili destekçiniz Hilmi beyin küfürlerini, bayağılıklarını tiyatro dünyasından uzak tutmak sansürcülükse bir kere daha yazıyorum "Evet ben sansürcüyüm!"

(...). Ama tiyatrom'da ne Hilmi Bulunmaz'ın, Ne Coşkun Büktel'in yeri yok tiyatrom'u o seviyeye düşürmem hiç kusura bakmayın. Haa cevap hakkı mı? Siz aylardır sitenizde atmadığınız başlık bırakmadınız ben cevap hakkı falan kullanma gereği duymadım, siz yine sitenizde yazın rahatlayın ille de burada cevap hakkı diyorsanız aynen Mustafa Demirkanlı'nın geçmişte söylediği gibi gidin yasal süreçten geçin cevap hakkı alın gelin!

 (...) tiyatrom son kez bu sayfalarda Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel adlarını sayfalarında geçirdi bundan sonra sadece onların cevaplarına sansür değil onların adının geçtiği her satıra, her habere, her olaya sansür uyguluyoruz herkesin haberi ola! Tiyatrom'un bir seviyesi var, Kediyle köpekle maymunla yazarlık-yayıncılık yapanlarla; yada arzın merkezine theope yi koyup üzerine bağdaş kurup oturanlarla oyalanamayız, tiyatrom'un seviyesini o kadar da düşüremeyiz.

 (...) Ama ben Ertuğrul Timur olarak da, Tiyatrom.com sahibi ve editörü olarak da
"Ben sıkı bir sansürcü olarak" bundan sonra asla ve asla tek bir satırla bile Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel ve Burak Caney adlarını bu sitede geçirmeyeceğim sizlerin de bu kişilere yada onlarla ilgili konulara ilişkin yazılarınıza asla link yada yer vermeyeceğim buradan kamuoyu önünde ilan ediyorum lütfen bu konuda bundan sonra teklifte bile bulunmayınız.

(KAYNAK: Ertuğrul Timur, yukarıdaki  ifadeleri içeren "Kirlenen internet değil, bu o insanların kendi beyin ve söz kirliliği" başlıklı yazısını sitesinin arşivinden silip yok ederek sansür ettiği için, Hilmi Bulunmaz, söz konusu yazıyı, archive.org adlı uluslararası sitede arayıp buldu ve yayınladı. Timur'un yazısının tamamını okumak için, lütfen TIKLAYINIZ!)

 

YALNIZCA İKİ GÜN ÖNCE (3 MART 2009) İATP-G DEMİŞ Kİ:

(...) Ertuğrul Timur’un temelsiz ve haksız bir şekilde sansür suçlamasının muhatabı kılınmasını ve tiyatroya yapıcı katkılarının görmezden gelinmesini kabul etmiyor ve bu konuda taraf olduğumuzu açıklama gereği duyuyoruz.

(KAYNAK: Bakınız: İATP-G, "Tiyatrom ve Ertuğrul Timur’a Dönük Tarafgir / Lekeleyici Yaklaşım Yapıcı Emeğe Saygısızlıktır".)

 

YAKLAŞIK BİR BUÇUK YIL ÖNCE (10 ARALIK 2007) BİZ DEMİŞTİK Kİ:

(...) Bu ülkede, hakikati hakim kılmak için, değil yalnızca halkı, ilerici demokrat aydın ve sanatçıları bile, tiyatrocuları bile (hatta hukukçuları bile) hâlâ aydınlatmamız gerekiyor. Sansürlü ve sansürcü kafalar, ilerici demokratlar arasında bile hâlâ büyük bir çoğunluk oluşturuyor. Herkes kendi faşizmini (kendi yaptığı sansürü) kutsuyor, yalnızca karşı tarafın sansürünü lanetliyor. Beğenmediği görüşleri okurlara "teşhir ederek" eleştirmeye hiç kimse yanaşmıyor. Herkes, beğenmediği görüşleri okurlardan saklayarak (o görüşleri sansür ederek) yalnızca lanetlemekle yetiniyor. Hele bizzat kendisine (şahsına) karşı olan görüşleri okurların dikkatine sunabilecek kadar, onları tahrif etmeden aktarabilecek kadar, o görüşlere link verebilecek kadar (ama kurnazlık edip sitenin genel adresine değil, bizzat söz konusu görüşlerin yer aldığı sayfanın adresine link verebilecek kadar) kendine güvenli, demokrat insanlar, ne yazık ki, "ilerici demokratlar" arasından bile çıkmıyor. Hiç kimse tartıştığı insanı demokrasiye layık bulmuyor, herkes tartıştığı insanı "sansüre" layık buluyor. (Bakınız: "Günümüzün Abdülhamid'i") Bu, elbette, sansüre layık bulunanları değil, sansüre layık bulanları aşağılayan bir durum.

(KAYNAK: Bakınız:Büktel, "Gazeteci Mehmet Bakır, Yazdıkları Beğenilmediği İçin Hapiste")

 

İKİ GÜN ÖNCE (3 MART 2009) CUMHURİYET PORTAL'DA ÇIKAN "ENGİN ÇEBER DAVASINDA BİR SKANDAL DAHA" BAŞLIKLI BİR HABERDE DENİYOR Kİ:

Engin Çeber'in önce karakolda daha sonra ise Metris Cezaevi'nde gördüğü işkenceler sonucu ölümüyle ilgili dava dosyasına giren belgeler yeni bir skandalı daha ortaya çıkarttı. Buna göre, kamera kayıtları silinerek, deliller yok edilmiş.

(KAYNAK: Bakınız: Cumhuriyet Portal, "Engin Çeber davasında bir skandal daha")

YAKLAŞIK YÜZ YIL KADAR ÖNCE İSE BERNARD SHAW DEMİŞTİ Kİ:

"Katletme, sansürün ekstrem biçimidir." 

("Assassination is the extreme form of censorship.") 

(KAYNAK: Shaw, "The Shewing-up of Blanco Posnet" adlı oyununun Önsöz'ü.)

GÜNCELLEME 5 Mart 2009:

Ertuğrul Timur, Büktel'in sansürle ilgili eski bir yazısından bir parçayı da içeren kolaj yazısına karşı bir cevap yazısı yazmış. "Sıfır Sansür" kuralımız gereğince, sansürcülerin bile sansürlenmesine karşı olduğumuz için, "bir buçuk yıl önceki yazıya cevap vermek şimdi mi aklına geldi?" diye sormaksızın, Timur'un (Büktel'in nasılsa cevap vermediğine güvenerek yazdığı) saçma sapan kışkırtmalarla dolu cevabını da elbette yayınlayacağız. Ama önce, cevap mesajının başında yer alan şu iftira için Timur'un özür dilemesini bekleyeceğiz:

SAYIN BULUNMAZ 10 DAKİKA KADAR ÖNCE COŞKUN BÜKTEL'İN BANA İTHAFEN YAZDIĞINI SAVLADIĞINIZ BİR YAZISINI GİRDİNİZ AMA BEN YANITINI YAZANA DEK GERİ KALDIRMIŞSINIZ

HAYIRLAR OLA HİÇ BİR ŞEY SİLMEME GELENEĞİNİZİ Mİ SONA ERDİRDİNİZ YOKSA

KENDİ SEÇİP KOYDUKLARINIZI MI SANSÜRLEMEYE BAŞLADINIZ?,

HER NEYSE 10 DAKİKADA OLSA YER VERDİĞİNİZ REYTİNG AVCISI COŞKUN BÜKTEL'E YANITIM SİTENİZDE YAYINLANMALIDIR

BİLGİNİZE 

 

Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel'in Timur'a ithafen yazdığını savlayan hiçbir ifade yazmadı/yayınlamadı. Timur, bu iftirayı cevap hakkı elde etmek için uydurmuş. Oysa bu iftiraya hiç gerek yoktu. Biz cevap hakkını hiçbir bahaneyle engellemezdik.

Biz bugüne dek, kendi ismiyle yazan hiç kimsenin cevap hakkını engellemedik. Kendi ismiyle yazmayan alçak hilekarları ise, zaten adamdan saymadığımız için, muhatap almadık, görmezden geldik. İftirası için özür diler dilemez, Timur'un yazısını o özürün altına ekleyeceğiz.

Yapılmayan şeyler kanıtlanamayacağı için, biz öyle bir ithaf belirtmediğimizi kanıtlamak zorunda değiliz. Ama Timur madem ki yaptığımızı iddia ediyor, yaptığımızı kanıtlamak zorunda. Çünkü evrensel bir hukuk ilkesi diyor ki: suçu ispat yükü, iddia sahibine düşer.

HB ve CB

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık BİR ÖRNEK

 

Barış Büktel 

(Ali)  

 Tuncer Öz 

(Barış/Mavi Sakal)

Merve Erdoğan 

(Eda)

4 Mart 2009 Çarşamba

"MAVİ SAKAL" YAKALANIYOR!

(Her hafta Pazar günü 20.00'de, Fox TV tarafından yayınlanarak tüm kanallarda günün en çok izlenen dizisi olan "Arka Sıradakiler"in

8 Mart 2009 Pazar günü yayınlanması tüm izleyenlerince heyecanla beklenen 63. bölümünden, Mavi Sakal'ın yakalanışı sekansının metnini sunuyoruz. Tümü Büktel'in kaleminden çıktı.

TIKLAYINIZ!

 

ARŞİVDEN 10 Aralık 2007

(...) Bu ülkede, hakikati hakim kılmak için, değil yalnızca halkı, ilerici demokrat aydın ve sanatçıları bile, tiyatrocuları bile (hatta hukukçuları bile) hâlâ aydınlatmamız gerekiyor. Sansürlü ve sansürcü kafalar, ilerici demokratlar arasında bile hâlâ büyük bir çoğunluk oluşturuyor. Herkes kendi faşizmini (kendi yaptığı sansürü) kutsuyor, yalnızca karşı tarafın sansürünü lanetliyor. Beğenmediği görüşleri okurlara "teşhir ederek" eleştirmeye hiç kimse yanaşmıyor. Herkes, beğenmediği görüşleri okurlardan saklayarak (o görüşleri sansür ederek)yalnızca lanetlemekle yetiniyor. Hele bizzat kendisine (şahsına) karşı olan görüşleri okurların dikkatine sunabilecek kadar, onları tahrif etmeden aktarabilecek kadar, o görüşlere link verebilecek kadar (ama kurnazlık edip sitenin genel adresine değil, bizzat söz konusu görüşlerin yer aldığı sayfanın adresine link verebilecek kadar) kendine güvenli, demokrat insanlar, ne yazık ki, "ilerici demokratlar" arasından bile çıkmıyor. Hiç kimse tartıştığı insanı demokrasiye layık bulmuyor, herkes tartıştığı insanı "sansüre" layık buluyor. (Bakınız: "Günümüzün Abdülhamid'i") Bu, elbette, sansüre layık bulunanları değil, sansüre layık bulanları aşağılayan bir durum. Onların, (eğer karşı çıkıyorlarsa) karşı çıktıkları faşistlerden aslında farklı bir kafa yapısına sahip olmadıklarını (Halk deyimiyle,  "aynı bokun soyu" olduklarını) faşistlerle aynı kültürden geldiklerini, kafalarının aynı biçimde çalıştığını kanıtlayan bir durum. Çünkü yalnızca "kendine Müslüman" olmakla Müslüman olunamadığı gibi, yalnızca "kendine demokrat" olmakla da, demokrat olunamıyor. Esas olan, can düşmanın dahi olsa, karşındakine demokrat olabilmektir. Karşındakine demokrat olmak, ona ikiyüzlü bir nezaketle "sayın" diye hitap etmek demek değildir; karşındakinin eylem ve görüşlerini nefretle aşağılayıp lanetlesen bile, onun beğenmediğin görüşlerini sansür etmemek, okurlardan saklamamak, okurların doğru yargıya varabilmesi için, karşı tarafın görüşlerini de, tahrif etmeden okurlara aktarmak ve kaynak göstermek, (tam adrese) link vermek demektir. Bunun aksine davrandığında, karşı tarafın demokrasiye layık olmadığını değil, yalnızca kendinin demokrat olmadığını, demokratik olgunluğa ulaşmadığını kanıtlamış olursun.

Türk tiyatrosunun sanatsal ruhunu kaybettiğini kanıtlayan en çarpıcı olguları ("Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı", "Çığ skandalı", "Omurgasızlar skandalı", "Ölüleri Gömün skandalı", vb) görmezden gelmeyi tercih etmiş olan...

Yazının devamını / tamamını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

ARŞİVDEN 4 Aralık 2007

 

Sansürcü tiyatro yayıncılarının ortak sesi

 

GÜNCELLEME 2 Mart 2009:

"TİMUR"UN CEVABI

Aşağıda sunduğumuz iki yıllık arşiv yazımıza, "Timur"un iki yıl gecikmeyle "bugün" gönderdiği ve bundan sonra gönderebileceği cevapları okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

Alıntılanan metinlerin kaynağını görmek için,                                                      sansürcülerin mavi harfli isimlerini tıklayabilirsiniz.

A. ERTUĞRUL TİMUR (tiyatrom.com)

"Ama tiyatrom'da ne Hilmi Bulunmaz'ın, Ne Coşkun Büktel'in yeri yok tiyatrom'u o seviyeye düşürmem hiç kusura bakmayın. Haa cevap hakkı mı? Siz aylardır sitenizde atmadığınız başlık bırakmadınız ben cevap hakkı falan kullanma gereği duymadım, siz yine sitenizde yazın rahatlayın ille de burada cevap hakkı diyorsanız gidin yasal süreçten geçin cevap hakkı alın gelin!"

MUSTAFA DEMİRKANLI (tiyatrodergisi.com.tr)

"Feridun Çetinkaya ve Coşkun Büktel yanıt haklarını kullanmak isterlerse, şunu bilmeliler ki başvuracakları yer İstanbul Mahkemeleri’dir. Tekzip kararını getirirler ve yanıt hakları sayfalarımızda  yer alır. Biz, Tiyatro Dergisi olarak, ilkel ve iğrenç olmaya devam ediyoruz."

YAŞAM KAYA (tiyatronline.com)

"tiyatro tarihimiz açsından bir çok hamle Tiyatronline sayesinde hayata geçmiştir. Mesela 'ikili polemiklere sayfalarında yer vermemek' tiyatro yayıncılığı adına yapılmış en büyük hamledir." 

 

BERNARD SHAW

"Katletme, sansürün ekstrem biçimidir." 

("Assassination is the extreme form of censorship.") 

(Kaynak: "The Shewing-up of Blanco Posnet" adlı oyununun Önsöz'ünden.)

Bonus:

A. ERTUĞRUL TİMUR'UN SANSÜR SUÇLARI

 

YAYINLAMAMIZ İÇİN GÖNDERDİĞİ SON YAZISINA A. ERTUĞRUL TİMUR TARAFINDAN  İLİŞTİRİLMİŞ MESAJ

Merhaba,

Son günlerde tiyatrom internet sitesi ve ismim İATP-G, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya yazışmalarında ve

yayınlarında anılmaktadır.

Zaman zaman kısa yanıtlar vermekle birlikte bu kez adı geçen tüm taraf ve yazılanları

topluca değerlendirdiğim bir yazım tüm taraflara ve yazılanlarda adı geçen sayın M.Demirkanlı'ya ekte iletilmiştir.

Yazılanlara ve yayınlananlara karşılık cevaben sitelerinizde yer almasını rica eder, saygılar sunarım

 

Bazı yayıncılara Özel Not: Lütfen diğer kesimlerce yazılan yazıların vurgusunda ve süresinde yer verme nezaketini esirgemeyiniz, yayınladıktan kısa bir süre sonra üzerine aceleyle yeni haberler girerek yeterince okunmadan geri planda kaybolması gibi bir yola tenezül etmeyiniz. Teşekkür ederim.

 Ertuğrul Timur

 

 

 

  

 A. Ertuğrul Timur 

1 Mart 2009

 

Timur'un yazısından bir spot:

 

(...)

FERİDUN ÇETİNKAYA (VE DOLAYSIYLA DİĞERLERİ) TARAFINDAN DİLE GETİRİLMEYEN BİR DİĞER GERÇEK: SANSÜRLENDİĞİ SÖYLENEN COŞKUN BÜKTEL, YAZISI TİYATROM'DA YAYINLANDI! ÜSTELİK DE YAZILDIĞININ HEMEN AYNI GÜNÜ!

(...)

 

Timur'un yazısını okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

 

GÜNCELLEME 27 Şubat 2009

Aşağıda linkini sunduğumuz 13 maddelik rehbere, "daha bile anlaşılır" olması için bazı ifadeler ve ayrı bir madde ekledik.

 

Artık anlamayan kalmayacak!

 

 

GERİ ZEKÂLILAR İÇİN ALFABE DÜZEYİNDE ÖZDEMİR NUTKU SKANDALI REHBERİ

Coşkun Büktel / 20 Şubat 2009

 

TIKLAYINIZ!

 

ARŞİVDEN

"Yaşasın Sansür" skandalı

Büktel'in eserleri için, repertuar kurulunda değilse de, "bir başka aşamada takılmıştır" diyerek, "Theope'yi sınavda "takılan" başarısız öğrencilere benzeten "kurnaz" Timur; "Theope"nin, Türkiye'de mümkün en geniş konsensüsle onaylanmış, en çarpıcı övgülerle karşılanmış bir oyun olduğunu görmezden gelerek, o "naif" zekasıyla, "Theope"nin "şaibeli" bir oyun olduğu propagandasını yapıyor. Yani yalanını (yanlışını) teşhir etmemizden sonra (üç hafta gecikmeli olarak) "güya" özür dilerken ve "güya" düzeltme yaparken bile; gerçeği bildiği halde, kasıtlı olarak, açıkça yalan söyleyip, okurlarını dezenforme ediyor, zehirliyor. Ve bütün bunlara rağmen, kendisine "sansürcü" dememize kızıyor. Bütün bunlara rağmen sansürcü olmadığını, "Yaşasın Sansür" diye başlık atarken ironi yaptığını sanıyor.

(Kaynak: Coşkun Büktel, "Yaşasın Sansür" skandalı 2.)

 

 

Coşkun Büktel / 13 Ağustos 2007

 

"Yaşasın Sansür" skandalı 1

 

tiyatrom.com okurları mı gerçekten ahmak, yoksa

Timur mu onları ahmak sanıyor?

 

***

 

Coşkun Büktel / 7 Eylül 2007

 

  "Yaşasın Sansür" skandalı 2   

 

"Yaşasın Sansür" diye başlık atan sansürcü Timur'un özürü de suçu kadar vahim.

"KURNAZ" KAMİKAZE

"Yaşasın Sansür" diyenlere karşı Büktel ve Bulunmaz'ın yazdığı "tüm" yazıların linklerini içeren sayfaya ulaşmak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 GÜNCELLEME 25 Şubat 2009:

Timur'un "Çok Önemli Bir Rica" başlıklı özür yazısının linkini ve Çetinkaya'nın bu özüre cevabi "Not"unu, aşağıdaki listeye ekledik.

FERİDUN ÇETİNKAYA İLE

A. ERTUĞRUL TİMUR'UN

SANSÜR TARTIŞMASI

 

Feridun Çetinkaya / A. Ertuğrul Timur

ÇETİNKAYA (19 Şubat 2009): İATP-G "Bazı" İnsan Hakları İhlallerine Karşı

TİMUR (19 Şubat 2009): Sansürcü Suçlamasına Karşı Ertuğrul Timur’dan Açıklama

TİMUR (20 Şubat 2009): TİYATROM Sadece Küfüre, Sövgüye, Hakarete Özgürlük Tanımadı

ÇETİNKAYA (24 Şubat 2009): “İATP-G ‘Bazı’ İnsan Hakları İhlallerine Karşı” Başlıklı Yazımı Çarpıtma Girişimlerine Karşı Zorunlu Bir Açıklama

TİMUR (25 Şubat 2009): Çok Önemli Bir Rica

ÇETİNKAYA (24 Şubat 2009) NOT:

Eski Tiyatrom.com sitesi editörü A. Ertuğrul Timur, bu yazım üzerine hemen bir açıklama yaptı. A. Ertuğrul Timur, eleştirdiğim açıklamasında kullandığı “Feridun Çetinkaya penis büyütücü satıyor” ifadesine yazısında empati kurmam için, örnek vermek amacıyla yer verdiğini söylüyor ve maksadını aştığını kendisinin de kabul ettiği bu ifadeyi kullandığı için benden özür diliyor. Timur ayrıca, söz konusu ifadeyi içeren açıklamasını yayımlayan internet sitesi yetkililerinden de yazısındaki bu ifadeyi çıkarmalarını rica ediyor. Sonuçta, Timur’un hatasını kabul edip bu ifadesinin yol açabileceği yanlış anlamaları önemseyerek böyle bir düzeltme yapmış olmasını çok değerli ve önemli buluyorum.

A. Ertuğrul Timur’un söz konusu açıklamasını okumak için bkz. Çok önemli bir rica

(Feridun Çetinkaya / 25.02.2009)

 

 

GÜNCELLEME 24 Şubat 2009

Aşağıda linkini sunduğumuz 12 maddelik rehbere, "daha bile anlaşılır" olması için bazı ifadeler ve ayrı bir madde ekledik.

 

Artık anlamayan kalmayacak!

 

 

GERİ ZEKÂLILAR İÇİN ALFABE DÜZEYİNDE ÖZDEMİR NUTKU SKANDALI REHBERİ

Coşkun Büktel / 20 Şubat 2009

 

TIKLAYINIZ!

 

Çetinkaya,

demokrasiyi yalnızca iktidarlardan talep edecekleri ama kendi uygulamalarında "hiç işimiz olmaz" diyerek kenara itecekleri bir şey sanıyormuş izlenimi yaratan ve müzmin çifte standart illetine yakalanmış görünen İATP-G'yi, şefkatli bir ağabey üslubuyla ve inceliklerle dolu, bilimsel, eğlenceli ve doyurucu bir yazıyla

 "aydınlatıyor!"

 

 

 

 

 

 

 

İATP-G "BAZI" İNSAN HAKLARI İHLALLERİNE KARŞI

Feridun Çetinkaya / 19 Şubat 2009

(...) Benim anlayışıma göre kullanılabilecek hiçbir “temkinli” ifade, sansürün görmezden gelinmesini, bağışlanmasını mazur ve masum gösteremez, ortaya çıkan tutarsızlık için hafifletici bir sebep olarak kabul edilemez.

İATP-G'nin, “temkinli konuşmanın” ve tepki gelince çark etmenin çıkar yol olmadığını öğrenmeye ihtiyacı var.


Bu yazıda kanıtlarıyla ortaya koyduğum İATP-G bildirilerindeki tutarsızlıklar ve çifte standartlı tutum, İATP-G’nin gerçekte her türlü insan hakları ihlaline karşı olmadığını, sadece “bazı” insan hakları ihlallerine karşı olduğunu açıkça gösteriyor. Ve öyle anlaşılıyor ki, faşizmin en çarpıcı göstergelerinden biri olan sansür, İATP’nin yalnızca “bazen” karşı olduğu ihlallerden biridir.

(...)

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME 18 Şubat 2009:

Orçun Masatçı da

isminin iftiracı ve isimsiz sapıkları destekleyen alçaklar  listesinden çıkarılmasını istedi Masatçı'nın konuyla ilgili mesajını ve Büktel'in cevabını okumak için

TIKLAYINIZ!

 
A. ERTUĞRUL TİMUR ÖZELEŞTİRİ YAPTI VE BÜKTEL İLE BULUNMAZ'A İFTİRA EDEN İSİMSİZ SAPIKLARIN FACEBOOK LİSTESİNDEN İMZASINI ÇEKTİ

NOT: facebook bataklığını veri saymadığımızdan, sözünü ettiğimiz Listeyi, iftiracı isimsiz sapıkların, şimdi rahmetli olmuş, hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı korsan sitesinden aktarmıştık. O siteyi de, sırf, Timur gibi bir yayıncıyı bile kandırabildikleri için veri saymıştık. Neyse ki artık, "kanmaya dünden hazır" alçakların dışında kimseyi kandıramıyorlar.

 

 

  

 A. Ertuğrul Timur 

17 Şubat 2009

 

Kendi isimlerini gizleyerek Büktel ile Bulunmaz'a karşı iftira kampanyası başlatmış olan birtakım sapıklar; hem facebook'ta, hem de (sonradan kapatmak zorunda kaldıkları hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı sitelerinde) attıkları iftirayı imza vererek destekleyen birtakım isimler yayınlamışlardı. Kendi isimlerini saklamış birtakım sapıklara alet olup onların iftiralarını isim vererek açık imzalarıyla destekleyen alçakların listesinden, birkaç gün önce (14 Şubat 2009) Hazal Akkerman, iradesi dışında konduğunu söyleyerek, ismini çekmişti. Bugün de A. Ertuğrul Timur, daha önce bu konuda özeleştiri yaptığını belirterek ismini çekti. Sayın Timur'un bu konuda bize gönderdiği mesajı okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

İşte Büktel ile Bulunmaz'ın onuruyla oynamaya kalkışan iftiracı sapıkları imzalarıyla desteklemiş alçakların listesinde yer almaktan, bugün hâlâ rahatsız olmayan bazı tanıdık isimler:

• Zafer Gecegörür
• Mustafa Demirkanlı
• Tuncer Cucenoglu

 

• Orçun Masatçı

İsminin  listeden çıkarılmasını istedi. Masatçı'nın konuyla ilgili mesajı için TIKLAYINIZ!
 

• Yıldırım Fikret Urağ
• Mehmet Tekkanat
• Deniz Atam
•
Zafer Algöz

• Ozdemir Nutku
•
Tuncay Özinel
• Genco Demirer
•
Kemal Kocatürk
• Ali Riza Soydan  

Ve başkaları...

 

İftiranın ayrıntılarını ve alçakların tam listesini görmek için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

NOT: Alçaklar listesine sayın Akkerman gibi kendi iradesi dışında dahil edilmiş olan başka saygın kişiler varsa, lütfen bizi ve kamuoyunu uyarsınlar!

 

 

 

Nihayet birileri çıkıp, Simon Perez'in "İstanbul'a füze atılsa siz ne yapardınız?" sorusu karşısında külhanbeyi tavırla "siz öldürmeyi iyi bilirsiniz" gibi çok doğru ama alakasız bir cevap vererek yan çizmek, zemin kaydırmak yerine; soruyla yüzleşmeyi göze alarak, Perez'in hak ettiği karşılığı, hiç değilse, İsrail Başkonsolosu'na verebilecek...umarım.

dan gelen mesajı aynen yayınlıyoruz:

 

On Mon, 2/16/09, mazlumder kocaeli <mazlumderkocaeli6@gmail.com> wrote:
 
From: mazlumder kocaeli <mazlumderkocaeli6@gmail.com>
Subject: İSRAİL BAŞKONSOLOSU İLE AÇIK OTURUM
To:
Date: Monday, February 16, 2009, 12:32 PM

 
İSRAİL BAŞKONSOLOSU İLE AÇIK OTURUM
 

Kanal T Televizyonunda "Necati Özdemir'le Terazi" programına İsrail Başkonsolosu, İstanbul Barosu eski başkanı Yücel Sayman, MAZLUMDER Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu katılacaktır. MAZLUMDER'in  İsrail'li  yetkililer  hakkındaki  suç  duyurusu  dolayısıyla  "Gazze işgal mi, meşru savunma mı?", konusu işlenecektir. D-smart, Digitürk, ve uydudan 16 şubat pazartesi saat 21.00 - 22.30  saatleri arasında yayınlanacaktır.

 

 

 

HİLMİ BULUNMAZ, EMRAH ÖZLEK  HAKKINDA OKURLARI UYARIYOR

  Güncelleme:

14 Şubat 2009 Saat: 23.00

 

Okurlarımızın dikkatine

Aşağıda yazılarını yayınladığımız Emrah Özlek imzasının gerçek bir kişiye ait olmama ihtimali gitgide ağır basıyor.

Çünkü…

Emrah Özlek imzasıyla bize yazı gönderen kişiden ısrarla fotoğraf ve telefon numarasını istememize karşın, sonunda bir fotoğraf gönderdiği halde, şimdiye dek, bize telefon numarasını göndermeye yanaşmadı. (Fotoğrafı da şüpheli kılan bir durum.)

Emrah Özlek’le kurduğumuz internet iletişimi sırasında, kendisine gönderdiğimiz 14 Şubat 2009 Cumartesi 00:08 tarihli e-postanın telefon numarası talebimizle ilgili bölümü şöyle:

“Seni tanımamız gerekiyor. Tanımadığımız bir kişinin fikirleri çok yaşamsal olsa bile, bizde kuşku oluşturuyor. Fotoğraf istedim, gelmedi. Bir telefon numarası rica ediyorum. Tiyatro camiasından seni tanıyan birinin telefonunu rica ediyorum. Ben, tiyatro camiasındaki hemen hemen herkesi tanırım. Ortak tanıdığımız biriyle telefonlaşıp görüşme sağlayabilirsem, senin düşüncelerini çok daha rahatça gündeme getirebilirim. Gerçek ad değil de, mahlas kullanıyorsan, bu bizim işimize gelmez. Bizim, takma adla yazı yazanlara karşı tavrımız olumsuz. Dünyanın en doğru fikirlerini de yazsa, gerçek adla ortaya çıkmayanlara olanak tanımayız.

Hilmi Bulunmaz”

Telefon numarasını göndermesi için verdiğimiz mühlet sona ermesine karşın, Emrah Özlek, istediğimiz telefon numarasını bize göndermedi.

Emrah Özlek adlı kişinin gerçek olduğuna inanmak artık oldukça güçleştiği için, okurlarımızdan; Özlek’e ait yazıları, yukarıda açıkladığımız gerçeklerin ışığında okumasını, ve yazılarda adı geçen kişi ve kurumlara yönelik suçlamalara, başka kaynaklarca belgelenmiş olanlar dışında, itibar etmemelerini diliyoruz

 

Hilmi Bulunmaz / 14 Şubat 2009

 

Bir zamanlar, Orhan Alkaya'nın bile, köşe yazısına başlık yaptığı bir slogan vardı:

 

TİYATROLAR SADECE ALKIŞTAN YIKILSIN

Orhan Alkaya / 18 EKİM 2007

Bir zamanların köşe yazarı Alkaya'nın, İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (İŞTİSAN) ile birlikte imza attığı "Tiyatrolar Sadece Alkıştan Yıkılsın" başlıklı köşe yazısından bazı inciler:

(...) Şehir Tiyatrolarının kalbi ve beyni tehlike altında. Prova salonlarının, eşsiz bir kütüphanenin, gelişmiş olanaklara sahip bir ses kayıt stüdyosunu da kapsayan Efekt Şefliği dahil olmak üzere bütün birim şefliklerinin, sahneler arası koordinasyonu sağlayan Sahne Direktörlüğü'nün, Şehir Tiyatrolarının en üst organı olan Yönetim Kurulu ve Genel Sanat Yönetmenliği'nin, Müdürlük ve tüm idari birimlerin yanı sıra Türkiye'deki en gelişkin teknik olanaklara ve fiziki koşullara sahip tiyatro yapılarının başında yer alan Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin ve Cep Tiyatrosu'nun, içinde bulunduğu  merkez binamız, artık bağımsız bir tiyatro binası olmamak üzere yıkılmak isteniyor. Daha acısı, 93 yıllık tarihinde ilk kez, merkez binasında yeni tiyatro sezonunu açamayan Şehir Tiyatroları, tiyatro mesleğinin evrensel ilkesini, 'perde kapanmaz' düsturunu ihlal etmiş olmanın büyük acısını yaşıyor.

(...) Biz, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde, bir an önce 2007-2008 tiyatro sezonunu başlatmak, perdemizi seyircimize açmak istiyoruz. Biz, tiyatromuzun yıkılmasını da istemiyoruz. Biz, seksen altı bin üç yüz metrekarelik Kongre Vadisi inşaatının yüzeyinde üç bin beş yüz metrekareye ilişmiş bir tiyatro sahnesini, bağımsız bir tiyatro binası ile değiş tokuş etme fikrine hiçbir zaman ısınamadık. Kanaatimizce, böyle devasa bir yapılanma, şehrin nüfus yoğunluğu daha az olan bir bölgesinde olmalıdır. Habitat deneyimini henüz unutmadık. Biz Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin sadece alkıştan yıkılmasını istiyoruz

(...) Sahnemizi en uygun koşullarda yeniden inşa etseniz bile, içine dahil edileceğimiz devasa Kongre Merkezi'nin tiyatro yapmamızı nasıl güçleştireceğini, hatta zaman zaman engelleyeceğini öngörebiliyoruz. Geçtiğimiz sezon, tiyatro ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir toplantı için oyun iptal edilişinin acısını hiç unutmadık ve yeni acılara hazır değiliz.

Alkaya ve İŞTİSAN imzalı köşe yazısının tamamını ve Büktel'in o yazıyla ilgili sunuş yazısını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME 14 Şubat 2009:

Büktel ile Bulunmaz'a açıkça iftira ettiklerini belgelediğimiz isimsiz sapıklara imzalarıyla destek veren alçakların listesinde kimler yok ki...

İşte Büktel ile Bulunmaz'ın onuruyla oynamaya kalkışan iftiracı sapıkları imzalarıyla desteklemiş alçakların listesinde yer almaktan, bugün hâlâ utanmayan bazı tanıdık isimler:

• Zafer Gecegörür
• Mustafa Demirkanlı
• Tuncer Cucenoglu

 

• Orçun Masatçı

İsminin  listeden çıkarılmasını istedi. Masatçı'nın konuyla ilgili mesajı için

TIKLAYINIZ!


• Yıldırım Fikret Urağ
• Mehmet Tekkanat
• Deniz Atam
•
Zafer Algöz
• Ertuğrul Timur 

Sayın Timur bize bir mesaj göndererek özeleştiri yaptı ve listeden imzasını çektiğini bildirdi. Bakınız: "Timur'un mesajı"

• Ozdemir Nutku
•
Tuncay Özinel
• Genco Demirer
•
Kemal Kocatürk
• Ali Riza Soydan  
•
Ertuğrul Timur

Ve başkaları...

 

İftiranın ayrıntılarını ve alçakların tam listesini görmek için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

NOT: Alçaklar listesine sayın Akkerman gibi kendi iradesi dışında dahil edilmiş olan başka saygın kişiler varsa, lütfen bizi ve kamuoyunu uyarsınlar!

 

Büktel ve Bulunmaz'a iftira eden alçakların facebook'taki utanç listesinden kaçan kurtuluyor!

 

Hazal Akkerman, facebook'ta Büktel ve Bulunmaz'ı suçlayan imza listesine, adının iradesi dışında eklendiğini söylüyor

 

12 Şubat 2009'da Sayın Hazal Akkerman'dan bir mesaj aldık. Akkerman, facebook'ta Büktel ve Bulunmaz'a karşı imza verenler listesine adının kendi iradesi dışında eklendiğini söylüyor ve silmemizi rica ediyor. Biz listeyi, facebook'tan aynen aktardık. Listeyi biz yapmadığımız ve yayınladığımız metinleri silmeme ve değiştirmeme ilkemizi yıllardır özenle koruduğumuz için, sayın Akkerman'ın adını listeden çıkarmamız mümkün değildir. Ama Hazal Akkerman'ın açıklamasını, hem ana sayfamızda hem de liste sayfamızda, okurlarımıza aktararak düzeltme yapmayı, sayın Akkerman'ı o utanç listesinden aklamayı, elbette görev sayıyoruz.

 

İşte sayın Akkerman'dan bugün (12 Şubat 2009) aldığımız mesajın metni:

 

İyi günler.

Dİrek olarak konuya giriş yapacağım.

http://www.coskunbuktel.com/buktelbulunmazbeyazcephe.htm

linke ait sayfada bulunan facebook listesinde benim de adım geçmektedir. Benim herhangi bir gruba bir üyeliğim yoktur. Adımın bu şekilde ifşa edilmesinden hoşnut değilim. Google da arama yaptığımda haberim olmadan bir gruba üye olduğumu ve de bir sürü web sitesinde ismimin geçtiğini gördüm. Bu durumdan rahatsızım. En kısa zamanda ismimin sizin sitenizden silinmesini rica ediyorum. İnisiyatifim dışında gelişen bir durum söz konusu.  Silindiğine dair sizden haber bekliyorum. İyi çalışmalar.

Hazal Akkerman

 

Sayın Akkerman'ın adını içinde görmekten haklı olarak rahatsız olduğu alçaklar listesini görmek için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

NOT: Alçaklar listesine sayın Akkerman gibi kendi iradesi dışında dahil edilmiş olan başka saygın kişiler varsa, lütfen bizi ve kamuoyunu uyarsınlar!    

 

 

Coşkun Büktel, 1985'te yayınlanmış bir şiirinde, "doğmamış çocuklarına", gayet anlamlı biçimde  seslenerek, "sizi anneniz intihar etti" diyor.

Orhan Alkaya ise, 9 yıl sonra, 1994'te yayınladığı bir şiirinde, "beni kim intihar etti" diye, derin gibi görünen gayet anlamsız bir cümle kurarak, Büktel'in buluşunu geliştirmek yerine piçleştiriyor.

Üstelik rastlantıya bakın ki, söz konusu şiirlerin ikisinde de, gayet ender rastlanan "tedavülden kalkmak/kaldırmak" fiili mevcut ve aynı fiil, her iki şiirde de, olağan bağlamı dışında kullanılmış.

 

BEN ORHAN ALKAYA'YI "ÇAKMA HİLMİ YAVUZ" SANIRDIM; MEĞER O BİRAZ DA "ÇAKMA COŞKUN BÜKTEL"MİŞ

Coşkun Büktel

Büktel ve Alkaya'nın söz konusu şiirlerini kıyaslamak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

Kazmacıbaşı'nın

"Yanardöner" Karakteri

 

İstanbul şehrinin baş yöneticisi Kadir Topbaş tarafından "Muhsin Ertuğrul sahnesine vurulan ilk kazma" olarak İBŞT'nin genel sanat yönetmenliği makamına paraşütle indirilmesinden (Bkz) çok, ama çok kısa süre önce, "Kazmacıbaşı" (Orhan Alkaya); "Muhsin Ertuğrul sahnesi, Başaran Ulusoy şirketine ihale edilerek yıkılıp yerine, daha çok para getiren bir kongre binası yapılacak" yolundaki haberler üzerine kapıldığı, saman alevi gibi gelip geçici "Samimiyet Buhranı" nöbetlerinden biri esnasında demişti ki:

 

"İstanbul şehrinin yöneticileri umarım Ulusoy gibi sadece paraya önem veren kimseler değillerdir. Başaran, inşallah başarısız olur. Tiyatronun yerine yapılacak kongre merkezindeki ilk toplantıyı IMF'nin yapması planlanıyor. Mesleğimize ve Muhsin Ertuğrul ustamıza bundan daha büyük bir hakaret yapılamazdı." *

 

Alkaya, "her zaman olduğu gibi" yanılıyordu: "Mesleğimize ve Muhsin Ertuğrul ustamıza bundan daha büyük bir hakaret" yapılabilirdi ve yapıldı. Daha büyük hakareti yapan da, "ustamız" diye nitelediği Muhsin Ertuğrul'a ve onun adını taşıyan sahneye övgüler düzmüş olan yanardöner karakterli Alkaya'nın kendisinden başkası olmayacaktı.

Yukarıdakilere benzer bir çuval "laf" ettikten ve "Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmasını kesinlikle istemediğimizi bir kez daha söylüyorum. Burası Muhsin Ertuğrul'un hayaliyle tiyatroya dönüştürüldüğü, yanan Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nu sürdürdüğü için çok önemli." gibi bir an bile inanmadığı bir sürü "maval" okuduktan çok, ama çok kısa bir süre sonra..

(Kadir Topbaş'ın yıkım projesini hayata geçirmek üzere Kadir Topbaş tarafından)  İBŞT'ye "Kazmacıbaşı" olarak atanan Alkaya'nın, bizzat kendi imzasıyla, Muhsin Ertuğrul sahnesine ilk kazmayı vurması;  makul ve dürüst, "makul ve dürüst" her insan için, "Muhsin Ertuğrul ustamıza" yapılmış çok, ama çok daha büyük bir hakarettir.

Alkaya gibi "yanardönerlerin", Kadir Topbaş'ın ve AKP'nin, tiyatromuza karşı en büyük kozu odur ki; tiyatromuzda "makul ve dürüst" insan sayısı, bir parmağı kopuk bir elin parmak sayısını bile geçmemektedir. (CB)

 

*Alkaya'dan yapılan alıntılar için Kaynak: tiyatrodergisi.com.tr: "Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılmak isteniyor, tiyatronun haberi yok"

Kazmacıbaşı'nın kankası Mustafa Demirkanlı'ya ait tiyatrodergisi.com.tr sitesinden Mart 2007'de aktardığımız Alkaya ifadelerini, sitenin sahibi Demirkanlı, bizim aktarmamızdan bir süre sonra, kedi pisliğini örter gibi, gizlice silip yok etti. Demirkanlı'nın silip yok ettiği sayfayı internette yine de bulmaya çalışacağız.

Kazmacıbaşı'nın yukarıdaki "tüm" ifadelerinin yer aldığı haberin tamamını, "Orhan Alkaya Bu Yıkımla Hatırlanacak" başlıklı sayfamızda bulabilirsiniz.)

 

***

Genel sanat yönetmeni olup da Muhsin Ertuğrul sahnesinin yıkılması için ilk kazmanın vurulmasına imza atan Orhan Alkaya ("Kazmacıbaşı") genel sanat yönetmeni olmasından çok kısa bir süre önce kapıldığı o  saman alevi gibi gelip geçici "Samimiyet Buhranı" anlarından birinde diyordu ki:

 

"Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmasını kesinlikle istemediğimizi bir kez daha söylüyorum. Burası Muhsin Ertuğrul'un hayaliyle tiyatroya dönüştürüldüğü, yanan Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nu sürdürdüğü için çok önemli. Kaldı ki biz bu sahnelerde, bu kulislerde büyüdük, yetiştik"

 

ORHAN ALKAYA (21 Mart 2007, Genel Sanat Yönetmeni yapılmasından az  önce)  

(Kaynak: arkitera.com, "Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmasını istemiyoruz")

***

Kazmacıbaşı (Kazmacıbaşı olmasından kısa süre önce) Ataseven'in ölümü ardından kapıldığı "Samimiyet Buhranı" sırasında diyordu ki:

 

(...) Halûk Şevket Ataseven, canımın ta içi Hocam, siz buraya fazla geldiniz. O kadar ki, tenha gittiniz.

Beni, sonradan erbabı kesildiğim Haldun Taner ile siz tanıştırmış ve arkasından da pişman olmuştunuz. Ben ergen, küstah ve ukalâ, o bereli çelebi adamı çileden çıkartmış, öfkeden yanaklarını filan kızartmıştım. Bir de Muhsin Ertuğrul var tabii. Saye-i âlinizde ilk kez el sıkıştığım büyük ustam...
Şimdi Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nu da yıkacaklar ya, iyi ki zamanında gittiniz Hocam. Sizi kıskanıyorum. Sümerbank paviyonunu İstanbul'un en donanımlı bağımsız tiyatro binasına çevirip, ta öldükten pek pek sonra ismiyle de onurlandıran büyük ustamızın kınayan hissine maruz kalmadınız. Halûk Şevket Ataseven; siz şiir yazdınız, makale yazdınız, Yakup'u yazdınız, bizim alnımızı yazdınız. Sizin için ise, esasen, bunlardan yalnız birisi yazılabilir. Sizin için yalnız şiir yazılabilir, canım! Sizi yalnız şiir anlatabilir. Güle güle Hocam. Bu uğursuz günden, iyi ki kurtuldunuz.

Orhan Alkaya

(nam-ı diğer "Kazmacıbaşı" ya da Feridun Çetinkaya'nın tanımıyla: "Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'na fiili olarak vurulan ilk kazma")
 

Kaynak: Birgün  20/09/07

 

GÜNCELLEME: Denetime açık olmayan ve şeffaflıktan hoşlanmayan sitelerin verdiği afaki rakamlara güvenmeyin! Hele kirli faaliyetlerini ismini gizleyerek veya takma isimle yürüten meçhul şahısların açıklamalarını hiç kaale almayın!

DİKKAT: Sanal mezarlığa gömdüğümüz Burak Caney gelişmeler üzerine hortlama belirtileri göstermeye başladı.

 

GÜNCELLEME: RAKAMLARIMIZ TIRMANMAYA DEVAM EDİYOR

Sitemiz önceki gün ulaştığı rekor rakamlarını dün yeniden yükseltti.

Dün (29 Ocak 2009 Perşembe) ilk kez olarak, günlük 435 ziyaret rakamına ulaştık. Daha önce 7500'ü aşan günlük tıklanma rakamına ulaşmış olan sitemiz, dün, 4508 defa tıklandı. Sitemizin dün itibariyle aylık ortalama rakamları ise, her gün 281 ziyaret ve her gün 3814 tıklanma olarak gerçekleşti.

Sitemizin izlenme rakamlarını bizden önce görmek için, aşağıdaki adresi, her gün tıklayabilirsiniz:

www.coskunbuktel.com/webtrafik

Not: Denetime açık olmayan ve şeffaflıktan hoşlanmayan sitelerin verdiği afaki rakamlara güvenmeyin!

***

Sitemizin izlenme rakamları

Dün (28 Ocak 2009 Çarşamba) ilk kez olarak, günlük 418 ziyaret rakamına ulaştık. Daha önce 7500'ü aşan günlük tıklanma rakamına ulaşmış olan sitemiz, dün, 3711 defa tıklandı. Sitemizin dün itibariyle aylık ortalama rakamları ise, her gün 276 ziyaret ve her gün 3789 tıklanma olarak gerçekleşti.

Sitemizin izlenme rakamlarını bizden önce görmek için, aşağıdaki adresi, her gün tıklayabilirsiniz:

www.coskunbuktel.com/webtrafik

Not: Denetime açık olmayan ve şeffaflıktan hoşlanmayan sitelerin verdiği afaki rakamlara güvenmemenizi tavsiye ederiz!

 

İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi

sansür kararlarını destekleyen "site ağası" veya "3. Abdülhamid" lakaplı, sansürcü editörler Can Törtop ile Yaşam Kaya'ya kısa bir bildiriyle tepki gösterdi:

 

TİYATRO HABER-YORUM SİTELERİNDEN TACİZE VE SANSÜRE DESTEK

 

Tiyatro Dünyası editörü İsmail Can Törtop tiyatro eğitiminde cinsel tacize karşı kampanyayı faşizmle suçlayıp taciz karşıtı tavrı içeren yazıları sansürlerken, Tiyatronline editörü Yaşam Kaya İstanbul Şehir Tiyatroları yönetimi tarafından gösterimden kaldırılan “Yedi Tepeli Aşk” oyununu ırkçı olmakla suçlayarak sansürlenmesini destekliyor.

Tiyatro alanında merkezi bir öneme sahip internet yayıncılığının kirletilmesinin, üç maymunu oynamanın da ötesine taşınıp her türlü insani değerin altını oyma düzeyine sıçradığını gözlemliyoruz. Kendilerine göre site ağalığı taslayan editörlerin söylem bulanıklığı yaratması bazıları için kafa karıştırıcı olabilir. Fakat biz, Türkiye’de uzun zamandır faşizmin sağı solu belirsiz ve her çeşit kaypaklığı bünyesine katmaya hazır biçimler edindiğini çok iyi biliyoruz.

12 Eylül’den beri ağır bir faşist müdahaleyi ve kuşatmayı yaşayan Türkiye tiyatrosunda sıradanlaşan bu jestler karşısında vicdani bir duruşun örgütlenmesi acil ve sürekli bir gereksinime dönüşmüştür. İnternet ortamında tiyatro yayıncılığını site ağalığı ile karıştıran zihniyetin teşhiri ve okurların uyarılması önemlidir diyerek bu bildiriyi yayımlıyoruz.

İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi / 25 Ocak 2009

 

 

Çetinkaya,

(Kazmacıbaşı Orhan Alkaya başkanlığındaki İBŞT yönetimini eleştirdiği için Aykut Işıklar'ın ırkçı ve sansürcü saldırısına hedef olan) Nedim Saban'ı ve onun ifade özgürlüğünü desteklerken; aynı desteği Kazmacıbaşı ve Kenan Işık'tan da talep ediyor ve (özellikle  İBŞT'liler başta olmak üzere) tüm gerçek sanatçılardan, Aykut Işıklar'ın ırkçı ve sansürcü saldırısına karşı

 "tepki bekliyor!"

 

 

 

 

 

 

 

Tiyatrocu Nedim Saban’ı hedef alan ırkçı saldırıyı kınıyorum

Feridun Çetinkaya / 22 Ocak 2009

(...) Şehir Tiyatroları’nda olup bitenlerle ilgilenmesi gerekçe gösterilerek Nedim Saban’a yapılan bu ırkçı saldırı karşısında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile onun sanat danışmanı Kenan Işık ve Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya’nın takınacakları tutum büyük önem arz etmektedir.

En azından İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nı temsil makamında bulunan Kenan Işık ile Orhan Alkaya’nın ve Şehir Tiyatroları sanatçılarının çıkıp bir açıklama yaparak Nedim Saban’ın Şehir Tiyatroları’nda olup bitenlerle yakından ilgilenmesinin ve bu konularla ilgili eleştiride bulunmasının en doğal vatandaşlık hakkı ve görevi olduğunu beyan etmeleri, kuşkusuz tiyatrocuların bu ırkçı saldırıya verebileceği en güzel ve en anlamlı yanıtlardan biri olacaktır.

TIKLAYINIZ!

 

Kurhan'dan Başkaya'ya  ifade özgürlüğü hakkında nefis bir ahlak dersi

Özgür Başkaya’nın Sansür İddiasına Yanıtı: Biz Yaptık Oldu! 

Ömer F. Kurhan / 21 Ocak 2009

 

Aydın Tiyatro Şenliği'nde sansür edilen Yenikapı Tiyatrosu yöneticisi Orçun Masatçı'nın "açıklama ve öneri"sini,

"Aydın Tiyatro Festivali sürecindeki arkadaşlar, bu konuyla artık ilgilenmeyi uygun görmemektedir. Kaldı ki ben de bu fikirdeyim. Denileceği, dediğimiz düşüncesindeyiz."

gibi kestirip atıcı ve mağdur ettiği tarafa aldırmaz (ya da burnundan kıl aldırmaz) ifadelerle (Bkz) karşılayan Özgür Başkaya'ya karşı;

Ömer F. Kurhan, her zamanki Mimesis dilini bir yana bırakarak, "açıkça, mertçe, Türkçe" konuşarak, hatta (bizim zaman zaman  yaptığımız gibi) Türkçe'den Türkçe'ye çeviri bile yaparak, ifade özgürlüğü konusunda nefis bir ahlak dersi veriyor.

(NOT: "Mimesis dili" dediğimiz garabetin bu tarihe değin en tipik temsilcisi olarak gördüğümüz Kurhan'ı, "Özdemir Nutku iftirası" hakkında yazdıkları (bkz) nedeniyle eleştirirken, Türkçe'den Türkçe'ye çeviri yöntemini, biz de bu kez Kurhan'a karşı kullanmak zorunda kaldık. Yeri gelmişken, Kurhan'a karşı söz konusu cevap yazımızı araya giren başka uğraşlar nedeniyle hâlâ tamamlayamadığımız için, sayın Kurhan'dan ve ilgili okurlardan özür diliyoruz.)

Kurhan'ın Başkaya'ya nefis cevabını okumak için...

 

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Rakel Dink, Ahmet Altan, Alev Alatlı, Ali Bayramoğlu, Ali Bulaç, Ayşe Böhürler, Ayşe Önal, Baskın Oran, Cengiz Çandar, Ece Temelkuran, Ertuğrul Kürkçü, Etyen Mahcupyan, Fikret Başkaya, Gülay Göktürk, Gündüz Vassaf, Hadi Uluengin, Haluk Gerger, Haydar Ergülen, Hüseyin Hatemi, İsmail Beşikçi, Kürşat Bumin, Latife Tekin, Leyla İpekçi, Mahmut Alınak, Markar Eseyan, Mehmet Altan, Mıgırdıç Margosyan, Mihail Vasiliadis, Murat Belge, Oral Çalışlar, Oruç Aruoba, Ömer Laçiner, Perihan Mağden, Sadık Yalsızuçanlar, Sevin Okyay, Sibel Ozbudun – Temel Demirer, Şahin Alpay, Tanıl Bora, Taner Akçam, Yağmur Atsız, Yıldırım Türker, Yiğit Bener

ve diğerleri yazdılar...            

 

 

Hrant (Fırat) Dink (1954-2007)

HRANT DİNK'İN ARDINDAN YAZILANLAR


 

TIKLAYINIZ!

 

Çetinkaya'nın, beklenen cevap yazısı!

Feridun Çetinkaya

Hülya Karakaş'ın kazık soruları karşısında suspus olmuş Kazmacıbaşı Orhan Alkaya'nın yönetimini eleştirmekle kalmıyor; Kazmacıbaşı'yı ve onun despot yönetimini savunmayı üstüne vazife bilen ve yalaka olduğunu kendisi söylemiş olduğu halde kendinde Çetinkaya'ya cevap verme cüretini bulabilen Can Doğan'ı  da, bir kez daha

 "cezalandırıyor"

 

 

 

 

 

 

ŞEHİR TİYATROLARI BİR AİLEDİR EDEBİYATI

Feridun Çetinkaya / 11 Ocak 2009

(...) Okuduğunu bile doğru dürüst anlamadan, Can Doğan bu sefer, kendisini “utanmaz” ve “sıkılmaz” biri olarak nitelemekle “suçluyor” beni!

Benim yazdığım ortada: Evet, ben Alkaya bile kamuoyunun önüne çıkıp kendisine yönelik eleştirilere ve uygulamaları hakkındaki sorulara yanıt veremezken, Can Doğan hiç utanıp sıkılmadan Alkaya’nın “dosdoğru bir adam olduğuna şehadet edebileceği”ni ilan edebiliyor, diyorum. Ne var bunda?

Eğer Can Doğan çıkıp, “Sen nereden biliyorsun ‘kardeşim’ Orhan Alkaya’ya utanıp sıkılmadan şehadet ettiğimi? Belki utanıp sıkılarak şehadet ettim.” diyerek benim ifademi tekzip ederse, orasını bilmem. Tabii ki, böyle yaparsa yazımdaki “utanıp sıkılmadan” ifadesini büyük bir mutlulukla hemen, “utanıp sıkılarak” diye düzeltir, hemen, seve seve, bu konuda haksızlık ettiğim için canıgönülden özür dilerim kendisinden. (...)
 

TIKLAYINIZ!

 

YILMAZ ONAY'I TEBRİK EDİYORUM!

İŞTE İHTİYACIMIZ BU!

 

 

Yılmaz Onay, torunu yaşındaki Kemal Oruç'un eleştirilerini (Bakınız: "ARİSTOSAL SUNUMLA" BERTOLT BRECHT GECESİ), pişkinliğe (arsızlığa) vurarak kolayca görmezden gelmek yerine; sanat  tarihimizde benzeri çok sık görülmeyen bir olgunlukla, "özeleştiri yaparak" cevapladı:

 

 

ONAY'IN

ORUÇ'A CEVABI

 

 

 

 

 

 

Sevgili dostlar, Kadıköy'deki Brecht akşamında, Brecht (ağırlıkla da "Brecht ve Gerçekçilik") gibi, kendi seçtiğim ve kanımca çok önemli olan bir konu bana verilmişken, yaptığım konuşmada sözlerin hemen hiç anlaşılmamış olduğu saptamasını açık yüreklilikle dile getirmeniz, benim için çok uyarıcı bir eleştiri oldu. Size teşekkür borçluyum. Çünkü bence böylesine sorumluluk taşıyan bir işlevi gereği gibi yerine getirememiş olmayı her şeyden önce ben kendim bağışlamam. Bundan böyle, ya kendim konuşarak sunuş yapmamalıyım, ya da anlaşılmama tehlikesini bilerek ona göre mutlaka daha açık seçik konuşmayı başarmalıyım (eskiden böyle bir sorunum yoktu, yaşlanma ve bazı hastalık başlangıçları neden oluyor, ama bunlar mazeret olamaz kuşkusuz). Sizlerden ve gerçeği dile getirmiş olan sizlerin şahsınızda tüm dinleyicilerden özür dilerim. Ama öncelikle de "gerçekçilik" davasının yeniden gündeme getirilmesine bu kadar önem veren kendimden özür dilemem gerekir. Tekrar teşekkür ederim; gelmekte olan şu berbat yeni yılı yaratıcı bir mücadele ile geçirme umuduyla...

 

 

Kemal Oruç'un

"ARİSTOSAL SUNUMLA" BERTOLT BRECHT GECESİ

başlıklı yazısına gelen tepkiler hakkında yazdığı yazıyı okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

Büktel'in senaryo doktoru olarak görev yaptığı "Arka Sıradakiler", geçtiğimiz Pazar günü (11 Ocak 2009) yalnızca diziler arasında değil, günün "tüm" programları arasında, "BİRİNCİ" oldu.

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık BİR ÖRNEK

(Aşağıda, geçtiğimiz Pazar günü yayınlanarak gün birincisi olan 57. Bölüm'den, tümünü Büktel'in yazdığı bir sahnenin metnini sunuyoruz.)

12 Ocak 2009 Pazartesi

Kemal hoca (Bülent Yarar) öğrencilere Oğuz Atay'ın niçin ekonomik krizden daha önemli olduğunu anlatıyor

Bülent Yarar (KEMAL HOCA)

 

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME:

SORUN ÇÖZÜLDÜ

Bu sabah (12 Ocak 2009) saat 10.00 itibariyle Hamdi Alkan, Büktel'i aradı ve anlaşmazlık giderildi. Büktel, dizideki senaryo doktorluğu görevini sürdürecek.

***

COŞKUN BÜKTEL,

"ARKA SIRADAKİLER"DEN

 AYRILDI!

FOX TV'NİN "ARKA SIRADAKİLER" ADLI  DİZİSİNDE TAM 60 BÖLÜM BOYUNCA SENARYO DOKTORU OLARAK ÇALIŞMIŞ OLAN BÜKTEL, DİZİNİN YÖNETMENİ HAMDİ ALKAN'LA ANLAŞMAZLIĞA DÜŞTÜĞÜ İÇİN DİZİDEN AYRILDI

BÜKTEL'İN OĞLU BARIŞ BÜKTEL, (HER HAFTA PAZAR GÜNÜ BİRİNCİSİ OLAN) DİZİDEKİ "ALİ" ROLÜNÜ SÜRDÜRÜYOR

DÜN AKŞAM (11 Ocak 2008) 57. BÖLÜMÜ YAYINLANMIŞ OLAN DİZİDE, SEYİRCİLER COŞKUN BÜKTEL'İN SENARYOYA KATKILARINI ÜÇ BÖLÜM DAHA İZLEYEBİLECEKLER

 

(Aşağıda, tadımlık olarak, Büktel'in "Arka Sıradakiler" için yarattığı Mavi Sakal tema'sıyla ilgili iki yeni sahnenin, Büktel kaleminden çıkmış metnine link veriyoruz.)

12 Ocak 2009

 

BÖLÜM 55:
Barış Büktel'in canlandırdığı kaçak durumdaki Ali,
 
arkadaşları Memo (Caner Erdem), Saffet (Barış Atay) ve hocası Kemal (Bülent Yarar) ile buluştuğunda polis baskınına uğruyorlar

 

           BÖLÜM 58:           (18 Ocak 2009'da yayınlanacak)
Barış Büktel'in canlandırdığı kaçak öğrenci Ali,
 
Merve Erdoğan'ın canlandırdığı öğrenci Eda'yı uyarmak için ona zor kullanarak kendisini dinlemeye mecbur ediyor.

 

 

Büktel'in yazdığı iki sahneyi aynı sayfada okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

 Türk tiyatrosu ve Cumhuriyet gazetesi, emek hırsızı iftiracı ve yalancıları, sırf kıdemleri ve "ilişkileri" nedeniyle, savunmaktan ve bu suçlulara itibar etmekten vazgeçmelidir.

Ve

Cumhuriyet'in sanat sayfası editörü Egemen Berköz, "halkın gazetesinde" halkın haber alma hakkını engellemekten vazgeçmeli ve Hayati Asılyazıcı'nın yalanına Cumhuriyet sayfalarında nasıl yer verdiyse, Asılyazıcı'nın yalanını belgeleyen Erbil Göktaş'ın (aşağıda linkini sunduğumuz) tekzip yazısına da aynen öyle yer vermelidir.

 

 

 

 

 

HAYATİ ASILYAZICI, EMEK HIRSIZLIĞI, CUMHURİYET GAZETESİ, DEZENFORMASYON VE BİR TEKZİP…

Erbil Göktaş / 11 Ocak 2009

(...) Ayrıca Cumhuriyet Gazetesi’nin tavrı da hiç doğru değildir; Asılyazıcı’nın orada “arkadaşları” var diye bu olayı “dezenforme” etmeye çalışmaları son derece çirkindir. 31.12.2008 tarihinde gönderdiğim “Tekzip”imi yayınlamamaları ise ondan da öte bir “suç”tur. (...)

Göktaş'ın Cumhuriyet ve Egemen Berköz tarafından sansür edilen "tekzip" yazısını, emek hırsızlarına ve hırsızların destekçilerine inat, mutlaka okuyunuz, okutunuz, olanağınız varsa yayınlayınız! (CB)

TIKLAYINIZ!

 

 

Feridun Çetinkaya'nın, kendisini "muhtemelen" dava edecek olan Can Doğan'a cevabı...

ÇOK YAKINDA!

 

"Theope maalesef 'sahne eseri' olma özelliklerinin önemli bölümünü taşımamaktadır..." gibi gülünç bir cümle kurabilen tek tiyatro cahilimiz olduğu halde kendini ciddi ciddi yönetmen zanneden, buna rağmen (ya da bu yüzden) meslektaşı Hülya Karakaş'ı sırf Küçük Kemal'i bilmiyor diye aşağılayabilen, haklı talepleri ve eleştirileri nedeniyle meslektaşı Karakaş'ın Orhan Alkaya (Kazmacıbaşı) yönetimince disiplin kuruluna verilmesinden asla elem ya da utanç duymadığı gibi, Küçük Kemal'i bilmemesi dışında hiçbir somut gerekçeye dayanmaksızın, meslektaşı Karakaş'a (mağdura) karşı cephe alıp iktidarı desteklemeyi üstüne vazife bilen

Can Doğan

Feridun Çetinkaya'nın sitemizde de yayınlanan ve içinde "yalaka" sözcüğü de geçen 5 Ocak 2009 tarihli yazısı nedeniyle, Çetinkaya'yı 

 "muhtemelen" dava edeceğini söylüyor!

 

CAN DOĞAN'DAN, FERİDUN ÇETİNKAYA'YA CEVAP YAZISI

Can Doğan / 7 Ocak 2009

 

Can Doğan'ın "Sevgili www.tiyatrodunyasi.com okuyucularının affına sığınarak" biçiminde vıcık vıcık ve gereksiz bir ifadeyle okurları "okşayarak" başladığı ve yalaka olmadığını savunduğu yazısını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

Nedim Saban

Kazmacıbaşı Orhan Alkaya'nın despot yönetimince yaratılan ve henüz tüm boyutlarıyla aydınlatılamamış "Yedi Tepeli Aşk'a sansür" skandalını, ulaşabildiği bilgilerin elverdiğince aydınlatmaya çalışırken; bugün önemsiz görüp tepki  vermeyeceğimiz bir sansür kararının, yarın hangi ölçüde genişleyebileceği ve hangi bölgeleri kapsayabileceği konusunda somut örnekler verip, gayet inandırıcı biçimde akıl yürüterek, tüm tiyatro kamuoyunu

 "uyarıyor"

 

" BUGÜN YEDİTEPELİ AŞK, YARIN..."

Nedim Saban / 6 Ocak 2009

 

(...) Milliyet Gazetesine "Alevi baskısı" diye taşınan olay, belediyenin seçimlerden önce, tiyatro nedeniyle, yandaşlarını kaybetme korkusundan ibarettir. Bugüne kadar tiyatro yakmayı aklından bile geçirmeyen bir kesim, sahnede söylenen sözlerle değil, asıl bu demeçle, aşağılanmıştır. Türkiye'de yakılan, bombalanan, yıkılan tiyatroların çoğu, arazi mafyalarının işidir. Genel Sanat Yön. daha geçen yıl yıkılan Muhsin Ertuğrul tiyatrosunun arkasında durmazken, birdenbire neden binalara sahiplenme gereği duymuştur. Doğrusu, anlamak çok zor!

TIKLAYINIZ!

 

NOT:

"Yedi Tepeli Aşk'a sansür" skandalı hakkında diğer yazıları okumak  için aşağıdaki başlıkları tıklayabilirsiniz:

Cengiz Semercioğlu: "Aleviler Tiyatro Yakar mı?"

Olkan Özyurt: "Yedi Tepeli Aşk'ın ilginç öyküsü"

Ömer Erbil: "Şehir Tiyatroları’nda ‘Alevi’ tartışması"

NTV-MSNBC: ‘Yedi Tepeli Aşk’ı bitiren tepki mi, sansür mü?

 

 

Çetinkaya

Kazmacıbaşı Orhan Alkaya'nın yönetimini eleştirdiği için disiplin kuruluna verilmiş olan Hülya Karakaş'ın onurlu mücadelesini desteklerken; aynı zamanda Kazmacıbaşı'nı ve onun despot yönetimini vıcık vıcık yağa bulayan Üstün Akmen ile Can Doğan'ı da

 "cezalandırıyor"

 

 

 

 

 

 

HÜLYA KARAKAŞ'IN DİSİPLİNE VERİLDİĞİ ŞEHİR TİYATROLARINDA DESPOT ZİHNİYETİ "ALTIN DÖNEMİNİ" YAŞIYOR

Feridun Çetinkaya / 5 Ocak 2009

(...) Tüm bu gerçekler ve Hülya Karakaş’ın cevap bekleyen “kazık soruları” ortada öylece dururken, TEB Başkanı Üstün Akmen’in, kamuoyunun gözünün içine baka baka, daha bir tiyatro sezonunu bile tamamlamamış Orhan Alkaya dönemini, hiçbir nesnel dayanak göstermeden, 100 yıla yaklaşan köklü bir tarihe sahip İBŞT’nin “altın dönemi” olarak kutsamasına ne demeli acaba? (Bu mesnetsiz övgüye, “hakikati manipule ederek, tarihsel gerçekleri çarpıtarak tiyatromuzu mahveden ahbap çavuş dayanışmasının, sen ben bizim oğlancılığın ulaştığı arsızlık boyutunun en çarpıcı göstergelerinden biri” demek haksızlık mı olur acaba?)

TIKLAYINIZ!

 

Hilmi Bulunmaz'a cevabında

ÖMER F. KURHAN DİYOR Kİ:

(...) protesto etmeyenler açısından bir tavır alma sorunu yok. Örneğin, Halman’a verilen ödül konusunda nasıl bir tavır alınması gerektiği meselesi İATP-G’ye taşınmış ve orada yer alan topluluklarda protesto yönünde bir eğilim şekillenmemişti. Festivale katılan İATP-G temsilcisi de, gerek festival gerekse TAKSAV’a dönük olarak eleştiriyi aşan protesto tavrının benimsenmediğini ifade etmişti.

Talat S. Halman’a Verilen Emek Ödülü Ve TAKSAV Tartışmaları – 2 

Ömer F. Kurhan / 4 Ocak 2009

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Ömer. F. Kurhan'a cevabında

HİLMİ BULUNMAZ DİYOR Kİ:

Biz, sadece ve sadece "Halman aslında çok bildik ve tiyatro camiasının yakından tanıdığı popüler bir isim değil." anlayışına sığınılmasına karşıyız. 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman'ın, "tiyatro camiasının yakından tanıdığı popüler bir isim" olmasını arzu ediyoruz. Ahmed Arif'in dediği gibi "tanı bunları tanı da büyü" diyoruz.

TAKSAV'ın 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman'a verdiği "emek ödülü" nedeniyle kafa karışıklığı yaşayan Ömer F. Kurhan'a yanıt! 

Hilmi Bulunmaz / 3 Ocak 2009

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

 

Tiyatro sitelerimizin değerli sahipleri!...      Değerli eleştirmen ve akademisyenlerimiz!...

Lütfen, gözlerinizi daha sıkı yumunuz!     Lütfen, kulaklarınızı daha sıkı tıkayınız!

 

 

 

COSKUNBUKTEL.COM ARŞİVİ

 

 


 

COSKUNBUKTEL.COM 2009/2
 

COSKUNBUKTEL.COM 2009/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2008/2

 

COSKUNBUKTEL.COM 2008/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2007/2

 

COSKUNBUKTEL.COM 2007/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2006

 

 

 

 

Büktel ve Bulunmaz'a karşı Linç kampanyası düzenleyenler, imzaları nasıl topladı?

Kampanyada imzası bulunan İhsan Ustaoğlu'dan Hilmi Bulunmaz'a mesaj: "Önce sana ve Büktel'e karşı açılan imza kampanyasıyla bir ilgim olmadığını belirteyim." 
 

Nedim Saban'ın kampanyadaki imzasını çekmesinden (ve imzasını sessizce çeken başkalarından) sonra; OYÇED üyesi İhsan Ustaoğlu da, üç gün önce Hilmi Bulunmaz'a aşağıdaki mesajı gönderdi:

24 Haziran 2009


"Usta,

Sana 'Usta' diyorum; bilirsin birbirimize böyle hitap ederiz. Önce sana ve Büktel'e karşı açılan imza kampanyasıyla bir ilgim olmadığını belirteyim. Büyük bir ihtimalle bunu benim adıma bir arkadaşım yapmış. Bu imza değil; sadece oraya isimler geçmiş. İmza başka bir şey. Aynı davranış biçimi, Ulvi Alacakaptan'a yapıldı ve ben, o isimlerin altında yoktum. Nedeni; ilgili, ilgisiz insanların yazıp, karalama yöntemini seçmeleri.

Ben direkt gidip muhatabıyla konuşur, çözerim.

Bu arada, ben de OYÇED üyesiyim; yazdığım 3 oyundan ötürü üye yaptılar. Ama tabii tüm görüşlerine katılmak zorunda değilim; bilirsin öyle bir yapım vardır. Çalışmalarında başarılar diler, sevgilerimi sunarım.

İhsan Ustaoğlu."

————————————
 

Geçtiğimiz Pazar günü (21 Haziran 2009) yayınlanmış  olan, sezon finali öncesi bölümüyle

"ARKA SIRADAKİLER" YİNE BİRİNCİ

Coşkun Büktel'in "senaryo doktoru" ("script doctor") olarak görev yaptığı "Arka Sıradakiler" adlı TV dizisi, geçtiğimiz Pazar günü (21 Haziran 2009) tüm kanalların tüm programlarını geride bırakarak, bir kez daha, günün en çok izlenen programı oldu.

"Arka Sıradakiler"e Büktel katkısından iki yeni örnek okumak için, lütfen, aşağıdaki başlıkları tıklayınız:

Gamze (Sinem Öztürk), Oktay'a (Bülent Çetinarslan), nasıl olup da, Buket'in (Esin Civangil) hamilelik yalanını öğrenmiş olduğu halde, o nikah defterine yine de imza atabildiğini sorar.
 
 
Memo (Caner Erdem), Ece'ye (Enise Ütük)entelektüel adam havası atmaya çalışırken, Ali (Barış Büktel) arkadaşı Memo'nun potlarını umutsuzca örtbas etmeye çalışmakta...

 

————————————

 

Coşkun Büktel, "Arka Sıradakiler" ekibiyle birlikte çıktığı 6 günlük Kemer tatilinden döndü.

20 Haziran 2009.

 

————————————

 

 

 

 

————————————

 

 

 

"LİNÇ İMZACILARI LİSTESİ"

 

 

SAYFAMIZI (KONUNUN TÜM YÖNLERİNİ DAHİL EDEREK) NEREDEYSE EKSİKSİZ BİÇİMDE GELİŞTİRDİK

 

 

Lütfen, TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

Büktel'den, 2007 yılında yazılmaya başlanmış ama iftira saldırılarına cevap vermek zorunluğu nedeniyle  bitirilemeden bırakılmış bir yazı:

 

 

 

HAL VE GİDİŞ

"2008 yılına yaklaşırken tiyatromuzun gidişatını özetleyen karakteristik bazı olayların ve durumların özet halinde bir dökümünü yapmaya çalışalım:

Tiyatro oyunlarına pek gitmiyorum. İçimden gelmiyor. Epey uzun bir zamandır, 'Inishmaan'ın Sakatı' dışında, alkışladığım tek oyun 'Savaş İkinci Perdede Çıkacak' oldu."

 

(...)

 

 

Coşkun Büktel'in, yarım kalmış yazısını okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

 

"Çocuklar için adalet çağrıcıları" gönderdi:

 

TÜRK TABİBLER BİRLİĞİ - DİYARBAKIR TMK MAĞDURU ÇOCUKLAR RAPORU

 

Aynen yayınlıyoruz. Lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

Feridun Çetinkaya'dan, sansürcü sitelerin asla yayınlamayacağı, zekâ, yaratıcılık, birikim ve sorumluluk ürünü, muhteşem bir yazı daha:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İstanbul Şehir Tiyatroları, Kadir Topbaş ve Kenan Işık gibi belediye zabıtalarının şamaroğlanı olmaktan ne zaman kurtulacak?

 

(...)

 

Tiyatrocular, gelen ağam giden paşam zihniyetini terk etmedikçe, ilkeli ve tutarlı bir duruş sergileyip, kişiliklerini ve kimliklerini savunarak gerçek karakterlerini, tiyatrodan, tiyatrocu olmaktan gelen güçlerini açıkça ortaya koymadıkça; merkezi ve yerel yönetimlerin tiyatro sanatı ve sanat kurumları üzerindeki antidemokratik vesayetlerini ve yetkilerini, bu iktidar odaklarının tahakküm ve dayatmalarını ciddi ve kararlı bir şekilde sorgulamadıkça, bunlara karşı açıkça tavır alıp mücadele etmedikçe; koltuk sevdasına, iktidar uğruna, ancak siyasal iktidarlardan aldıkları icazetle ve ancak onların uygun gördüğü, izin verdiği sınırlar içinde kalarak var olmayı doğal saydıkları sürece, ülkenin kültür sanat yaşamına da, ülke tiyatrosuna da herhangi bir şekilde değerli ve anlamlı bir katkıda bulunamayacaklardır.

 

Çetinkaya'nın yazısını mutlaka okuyun/okutun!

Yazının tamamına ulaşmak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

 

 

TMK MAĞDURU ÇOCUKLAR İÇİN, PEN TERASINDA ETKİNLİK

 

(...) 8 Haziran’da 15-17 yaş arası Batmanlı 8 çocuğun Diyarbakır’da duruşması var.

 

Bu duruşma için “YAZARLAR TMK MAGDURU ÇOCUKLAR için ÇOCUKLARA DAİR YAZDIKLARINI OKUYORLAR” başlıklı bir etkinlik planlıyoruz.

 

Bu etkinliği Tarık Günersel’in koordinatörlüğünde, 8 Haziran saat 14:30’da PEN’in terasında gerçekleştireceğiz.

 

Ayrıntıları okumak ve ÇOCUKLAR İÇİN ADALET ÇAĞRICILARI'nın  2044'e ulaşan imzacı listesini incelemek için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

 

 

COŞKUN BÜKTEL

 

Timur'un "Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor" cümlesi bir iftiradır

 

 

Bu cümle gerçekten bir iftiradır. Ama bu iftira, öyle Timur'un iddia ettiği gibi Hilmi Bulunmaz'ın iftirası değil; bu cümleyi kendisi imal ederek onu Hilmi Bulunmaz'a, (hatta, yazısı boyunca "lar" diye biten çoğul yüklemler kullanarak Coşkun Büktel'e de) yamamaya kalkan Ertuğrul Timur'un bizzat kendi iftirasıdır. Timur, iftiraya uğradığını söyleyerek bu cümleyi pek çok kez kullanmış, ama bu cümlenin orijinal kaynağına link vermeye asla yanaşmamıştır. (İddialarını orijinal kaynağa link vererek belgelemeyi, sırf Timur değil, tüm linççiler, tüm vandallar, ve sırf bugün değil, her daim, reddetmişlerdir.) Timur, orijinal kaynağa link vererek bu iddiasını (ya da tüm diğer iddialarını) belgelemeye yanaşmamıştır, çünkü Hilmi Bulunmaz (ve tabii, Coşkun Büktel) "Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor" biçiminde bir cümleyi asla kurmamış, böyle bir iddiada asla bulunmamışlardır.

 

Ertuğrul Timur, bu  yazımıza cevap verir de, aşağıda tümünü aktardığımız yazısında Büktel ya da Bulunmaz'a mal ederek "tırnak içinde aktardığı" o iğrenç cümlenin (iftiranın) orijinal kaynağına link vererek, o cümlenin gerçekten de Büktel ya da Bulunmaz'a ait olduğunu kanıtlarsa; cevabını önemli bir belge sayarak, ana sayfamızda yayınlarız. Ama  bunu yapmaz da, her zaman yaptığı gibi, orijinal kaynağa link veremeden, desteksiz atıp tutarsa, cevabını yine belge sayar ama  ana sayfamızda değil, tüm diğer çöplerini yayınladığımız yerde, "Timur'un Çöp Kutusu"nda yayınlarız.

 

(Biliyorsunuz, yazılarının pek çoğunu zaten Timur da çöp sayıyor ve son iki ayda  ishal olmuş gibi yazıp durduğu yüze yakın yazısının pek çoğunu yayınladıktan kısa süre sonra silip yok etmek zorunda kalıyor.)

 

Büktel'in "Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor" başlıklı dosyasını okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

 

FERİDUN ÇETİNKAYA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nedim Saban'ın "Temiz Tiyatro" Başlıklı Yazısına Katkı

 

Tiyatro Kare'nin kurucusu, sahibi ve sanat yönetmeni Nedim Saban, 21 Mayıs 2009 günü "Temiz Tiyatro" başlıklı bir yazı yayımladı.

Bir yönüyle Saban'ın bu yazıyı kaleme almasına vesile olduğunu söyleyebileceğim, bir yönüyle bu yazının arka planı niteliğindeki, Nedim Saban'la yaptığımız yazışmayı (Sayın Saban'ın iznini de alarak) yayımlamanın yararlı olacağını düşündüm.

Çünkü bu yazışma aynı zamanda, "Temiz Tiyatro", "Temiz Tiyatro Yayıncılığı" kisvesi altında tertiplenen, ancak gerçekte, sadece ve doğrudan doğruya tiyatro yazarı Coşkun Büktel ile tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'ı hedef göstermekten, karalamaktan başka hiçbir amaca hizmet etmediği son derece açık olan, "Kınıyoruz" başlıklı düzmece ve "şaibeli" linç kampanyasıyla ilgili bir belge niteliği taşıyor (Hem konuyla ilgili üçüncü kişiler hem de konunun kamuoyuna yansımış bölümüyle ilgisi bakımından).

Nedim Saban'la yaptığımız bu yazışmayı, yukarıdan aşağıya tarih sırasıyla, Tiyatro Fanzini ziyaretçilerinin dikkatine sunuyorum:

 

Linç kampanyası üzerine ibret verici Çetinkaya-Saban yazışmasını okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ’NİN 11. SAYISI KİTAPÇILARDA VE BAYİLERDE!..

Derginin basın bildirisini okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————

2. GÜNCELLEME(20 Mayıs 2009)

Linççilerden A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer "3. Abdülhamid") aşağıdaki yazım üzerine bir cevap(!) yazısı yazmış. Bilindiği üzere, Timur, linç kampanyasına giden son iki aylık süreçte, ishal olmuş gibi durmadan yazıyor. Bulunmaz ve Büktel'e karşı (tıpkı zamanında Burak Caney'in de yaptığı gibi) bir sürü site açıp kapatmış (Faşistler blogspot.com, Unutmamakta yarar var blogspot.com, Kanal İzasyon blogspot.com) ve "tek başına" sekseni (80'i) aşkın yazı yayınlamış olan Timur; yazdıklarını kendisi de çöp olarak değerlendirip ishal ürünü o yazılarının üçte birinden fazlasını  "çöp" sayarak sildiği halde; biz o yazıları sitelerimizin ana sayfasında değil de, "Timur'un Çöp Kutusu" adlı özel bölümümüzde, hem de hiçbirini, hiçbir zaman silmemek üzere  yayınladığımız için bizi "sansürcüler padişahı" olmakla suçluyor. Oysa Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattı, diğer sansürcü vandalların yazılarını olduğu gibi, Timur'un yazılarını da, eksiksiz olarak korumaya alıyor; Timur'un yazılarını değil sansür etmek, Timur'un sansüründen bile koruyor. Timur'un yazılarının "tümünü", eksiksiz olarak, Timur'un ya da diğer sansürcü vandalların sitelerinde değil; ancak ("sıfır sansür" ilkesini tüm vandal iftira ve tehditlere rağmen inatla savunan ve sitelerinden bir tek cümle silmeyi bile şerefsizlik sayan) Büktel-Bulunmaz yayıncılık hattında bulabilirsiniz.

Yarın silip yok etmeyeceğinden veya değiştirmeyeceğinden  emin olmadığımız için, Timur'un 85 numaralı son cevap yazısının orijinal sayfasına buradan direkt link vererek okurlarımızı dezenforme etmek istemiyoruz. O nedenle, yazının, önce, "Timur'un Çöp Kutusu"ndaki sayfasına link veriyoruz; orada, yazının orijinal sayfasına verilmiş linki de bulacaksınız.

3. Abdülhamid lakabını bileğinin hakkıyla kazanmış olan Timur'un 85 nolu cevap yazısı orijinal sayfasında kaç gün ya da kaç saat kalır orasını bilemeyiz. Biz yazının yalnızca, buradan link verdiğimiz "Timur'un Çöp Kutusu" adlı bölümümüzdeki sayfasında "kalıcı" olabileceğini garanti edebiliyor ve ancak garanti edebildiğimiz sayfaya link veriyoruz. Orijinal sayfanın linki de orada...

Timur'un ishal ürünlerininin sonuncusu olan 85 no'lu yazıyı okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayın:

SANSÜRCÜBAŞI DEZENFORMASYONCU UTANMAZ KÜFÜRBAZ COŞKUN BÜKTEL HALA KENDİNİ SAVUNABİLECEĞİNİ ZANNEDİYOR !

GÜNCELLEME(20 Mayıs 2009)

HABERİN BEYAZ HARFLİ ALTBAŞLIĞINI GENİŞLETTİK:

BÜKTEL VE BULUNMAZ'A YÖNELİK LİNÇ ÇAĞRISINA İMZA VERENLERİN SAYISI 1006 KİŞİYE YÜKSELDİ

BİZ HÂLÂ İKİ KİŞİYİZ!

...Ve hâlâ hiç kimseden destek talep etmedik; hiç kimseyi imzasından caydırmak niyetinde olmadığımız için, bize karşı imza veren hiç kimseyle hiçbir biçimde temas kurmadık, başkasına kurdurmadık;  (selülozik basından cevap hakkımızı talep etmenin dışında) linç kampanyasına hiçbir biçimde müdahil olmadık,    olmuyoruz!

Tersini söyleyenler veya ima edenler veya edecek olanlar, "açık, somut ve net" belgelerle söylediklerini kanıtlamak zorundalar; kanıtlamadıkları takdirde, "ne" olduklarına kendileri ve okurlar karar versin!

Yalana, iftiraya, tehdite, yeteneğin aforoz edilmesine, yeteneksizliğin yüceltilmesine, onursuzluktan onur duyulmasına, cehaletin kibrine,  yalan ve iftiranın bayrak yapılıp kitlelerin bu bayrak altına çağrılmasına, "Yaşasın Sansür" naralarına, İBŞT tiyatro emekçilerinin maaş güvencesinin Mustafa Demirkanlı tarafından  "hantallık oluşturmuyor mu?" diye sorgulanmasına, "rezaletin son sahnesi"ne, eleştiride "üç maymun" kriterlerinin egemen olmasına, konuşan Türkiye'nin susan eleştirmenlerine, ibret verici omurgasızlık örneklerine, tiyatro sanatının çirkeflikle barış içinde bir arada olmasına, yönetmen tiyatrosunun salaklıklarına, Nâzım'ın budanıp "diyet Nâzım" yapılmasına ve küfür niteliğinde  daha yüzlerce tiyatral kepazeliğe itiraz etmemiş, hayatları boyunca suskun kalmış, o kepazelikleri sorun saymamış olan "linç çağrıcısı vandallar";

Türk tiyatrosunda, neyi sorun sayıyor, neye itiraz ediyor  dersiniz? "Linç çağrıcısı vandallar", link vererek sıraladığımız bütün o  kepazelikleri  sorun sayan ve eleştiren yegâne iki insanın (Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın) uslûbunu sorun sayıyorlar. Tiyatromuzda Büktel ve Bulunmaz'ın uslûbundan daha önemli bir sorun görmüyor, Büktel ve Bulunmaz'ın "açıkça, mertçe, Türkçe" netçe üslubuna karşı kampanya düzenliyorlar.

Tiyatromuzdaki somut ve eylemli küfürlere inatla gözlerini yumdukları halde "Linç çağrıcısı vandallar; gözlerini yummayı inatla reddeden Büktel ile Bulunmaz'ı, (sırf kepazeliklerin üstüne gittikleri ve kepazelerin takma isimle yapılmış sapıklıklarını teşhir ettikleri ve takma isimli sapıkların gerçek isimli destekçilerini sert bir dille eleştirdikleri için)"küfürbaz" diye yaftalıyor ve bu iki muhalif tiyatrocuyu  "hakaret ve küfürlerinden dolayı kınıyor, ahlâki bir tutum geliştirmeye davet" ediyorlar.

"Yalan makinası ve 'sicilli' küfürbaz" Mustafa Demirkanlı, 3. Abdülhamid lâkabını bileğinin hakkıyla kazanmış "Yaşasın sansür"cü Ertuğrul Timur ve "tehditkâr bileyci" Ömer F. Kurhan tarafından başı çekilen linç  çağrıcıları, beni ve Bulunmaz'ı "ahlaki bir tutum geliştirmeye" davet etmekle, Hilmi'yi bilmem ama,  bana şunu demiş oluyorlar:

"Büktel'e dansöz elbisesi giydiren, Büktel'in fotoğrafını penis üstüne yapıştıran takma isimli sapık Burak Caney'e, 'orospu çocuğu' demekten vazgeç. Burak Caney 'i unut! Size yönelttiği kalleş saldırılara rağmen ya da o saldırılar yüzünden Burak Caney 'e teşekkür sunan,

"Sırça köşke çıkıp, elle tutulur –doğru veya yanlış- hiçbir şey üretememiş, kendi hayal dünyalarında önüne gelen herkese küfreden Coşkun Büktel ve onun kuyumcu arkadaşını, hiçbirimizin yapamadığı bir kararlılıkla gözler önüne seren Burak Caney'in çabalarına teşekkür için sunuyorum."

diyen Demirkanlı'nın; Burak Caney'in korsan sitesinde köşe yazarlığı yaparak BC'yi desteklediğini unut! Timur'un BC'ye verdiği destek yüzünden özeleştiri yapmış olmasına rağmen bugün yine aynı tas aynı hamama dönüp Burak Caney'in yaptıklarını bu kez açık adıyla aynen tekrarlamakta olmasını unut! Bileyci Kurhan'ın bütün bu alçaklıklara aktif destek veriyor olmasını unut! Özdemir Nutku iftirasına bizim yaptığımız gibi sen de gözlerini yum! Bizim gibi sen de skandalları görme! O zaman sen de bizim gibi 'ahlaklı bir tutum' geliştirmiş olursun

"Ha, bizim ahlakımıza, bizim uslubumuza uymazsan, ne mi olur? Geniş bir ekiple binlerce imza toplar, seni 'halk düşmanı' ilan ederiz. Eh, 'halk düşmanı' olduğuna göre, eninde sonunda, halk kahramanı olmak arzusuyla kıvranan nice babayiğit vatan evlatlarından biri, durumdan vazife çıkararak, Timur'un sitesinde yayınladığı İrfan Aslanhan mesajında dendiği gibi, 'şiddette gazlanır' ve kafanı gözünü patlatıverir."

Durumun vahametini kavrıyor olmama rağmen,"Linç çağrıcısı vandalların önerdiği üç maymun uslûbu ile "ahlaki tutum"u çok daha vahim bir ahlaksızlık ve bu ülkenin tiyatro sanatına "küfür" saydığım için, "Bileyci"nin bilediği bıçaklara rağmen, "Adanalı"nın "gerekeni yaparım veya yaptırırım" tehditlerine rağmen, Timur'un "hayat hakkı tanımayalım", "dürüp kenara atalım" söylemlerine rağmen,  toplayabilecekleri en fazla beş-on milyon imzaya rağmen, "Linç çağrıcısı vandalların davetini reddediyorum.

Bizim yazılarımızı, yani bizim görüşlerimizi gizledikleri insanlardan, bize karşı imza toplamayı ahlaklarıyla bağdaştırabilen linç çağrıcıları, (Türk tiyatrosundaki ortalama zekânın, aleyhlerine imza verdiği iki kişinin ne söylediğini merak etmeye yetmemesinden yararlanarak) şimdilik, 1006 rakamına ulaşmış.  Linç çağrısına imza veren "nezih" insanların ulaştığı son rakamı görmek veya linç çağrısına imza vermek için, lütfen, linççilerin "Temiz Tiyatro" adını verdiği kirli siteyi...

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME 3 MAYIS 2009:

Demirkanlı aşağıdaki link yazıma cevap yazmış. "Siz mahkumiyet almadığım bir davayı, temyiz aşamasını bilmediğiniz için mahkumiyet almışım gibi göstermişsiniz" diyor.

Oysa biz, hiçbir şeyi "gibi göstermiş" olamayız. Çünkü "Gibi göstermek" gibi bir çabamız olsaydı, Mustafa Demirkanlı'nın kirli yöntemlerini uygular, iddialarımızla ilgili haberin orijinal kaynağını okurlar görüp de haberi nasıl "gibi gösterdiğimizi" yani  çarpıttığımızı anlamasınlar diye, orijinal kaynağı (Demirkanlıgillerin her zaman yaptığı üzere) okurlardan saklardık. Oysa biz, her zaman yaptığımız gibi, bu kez de, iddialarımızın kaynağı olan haberin orijinal sayfasına link vermiş, gerçekleri okurlar için bir tıkla ulaşılabilir kılmıştık.

Kısacası, Demirkanlı'nın "mahkumiyet almadığı bir davayı, temyiz aşamasını bilmediği için mahkumiyet almış gibi göstermiş" olma iddiası gerçek bile olsaydı, "mahkumiyet almış gibi gösterme" suçu, bize değil, haberin kaynağına (yani "4. Kuvvet" başlıklı siteye) ait olacaktı. "4. Kuvvet"teki  2005  tarihli haber, 2009'da hâlâ tekzip edilmediğine ve temyizden bahseden Demirkanlı açık, seçik ve net olarak "temyiz mahkemesi, mahkumiyet kararını bozdu" diyemediğine göre, "yalan makinası" Demirkanlı'nın söylediği her şeyin, belirsizlik yaratma amacına yönelik yalan, iftira ve çarpıtma olduğunu, okurlar, artık benim yardımım olmaksızın da anlayabilmeliler.

Sansürcü Demirkanlı'nın yalan, iftira ve çarpıtma yöntemleri hakkında aydınlanmak için, bugün hâlâ, profesyonel yardıma ihtiyacı olanlar kalmışsa, Demirkanlı yalanlarını ince ince deşifre ettiğimiz yıllar önceki yazılarımıza bakabilir ve incelemelerini "Demirkanlı'ya bir kez daha son olmasını umduğum cevap" başlıklı yazıyla başlatıp, o yazıdaki linkleri geriye doğru izleyebilirler.

Utanma yeteneği ve ilkeleri bulunmayan arsız insanlarla tartışmanın ne anlamı ne de sonu olabilir. Adamın beni suçladığı suçtan kendisinin ceza aldığını belgeliyorum, utanmak yerine, ona çamur attığımı söylüyor. O da yetmiyor hakaretten (bir başka deyişle küfürden) aldığı cezayı önemsiz göstermek için, o cezayla gurur duyduğunu açıklıyor. Yavuz hırsız misali sanık sandalyesinden kalkıp savcı koltuğuna çörekleniveriyor ve beni küfürbaz olmakla ve onu da kendimle eşitlemeye çalışmakla suçluyor. Yahu küfürden sabıkalı olan biriyle, hayatta hiçbir sabıkası olmayan tertemiz biri nasıl eşit olabilir? Ya okurların bu kadar basit mantık çarpıtmalarına kanacak ve bu arsız iftiracının arkasına takılacak kadar moron olması nasıl mümkün olabilir?! Ne yazık ki, oluyor. Burası Türkiye!... Burda her melanet mümkün.

Sanki konu benmişim, küfürden makkumiyeti ben almışım gibi, kalkmış bana "ben küfür etmedim" diyemiyorsun, diyor. Niye diyeyim ki, salak? Küfürden ceza alan ben değilim ki, neden savunma yapmak zorunda olayım? Yapmadığım her şeyi sayıp dökmek, "hacca gitmedim, küfür etmedim, rüşvet yemedim, terli terli su içmedim" gibi açıklamalar yapmak gibi bir zorunluğum yok ki benim!..

Utanması ve ilkesi olmayan adamlarla girişilecek bir tartışma sonsuza dek sürebilir. Arsız bir insanı hiçbir kanıtla, hiçbir belgeyle susturamazsınız. Arsız ve ilkesiz bir insanın her durumda söyleyecek bir şeyi vardır. "Ben küfür etmedim" derseniz, cevap hazırdır: "Coşkun Büktel hemen savunmaya geçti"... Söylemez ve savunmaya geçmezseniz cevap yine hazırdır: "Ben küfür etmedim diyemiyorsun"... Arsız insan için, her yol, her yöntem mübahtır, çünkü arsızların  ilkeleri olmaz.

Demirkanlı'nın cevabını okumanız için, (sitesinde bizimle ilgili pek çok yazıyı silip yok ettiğinden) söz konusu cevap yazısının önce Hilmi Bulunmaz'daki sayfasına link veriyoruz. Orada, yazının orijinal sayfasına sizi bir tıkla ulaştıracak linki de bulacaksınız.

Lütfen...

TIKLAYINIZ!

MUSTAFA DEMİRKANLI, KÜFÜR (HAKARET) YÜZÜNDEN  MAHKEMECE TAZMİNATA MAHKUM EDİLMİŞ, "TESCİLLİ VE SİCİLLİ" BİR KÜFÜRBAZDIR!

Güya küfre karşı düzenlenmiş linç kampanyasının bir numaralı faili "Yalan makinası" ve "küfürbaz" Mustafa Demirkanlı; küfür (bir başka deyişle "hakaret") yüzünden mahkemeye verilmiş, bu yüzden mahkemece  tazminata mahkum edilmiş, "tescilli ve sicilli" bir küfürbazdır.

Demirkanlı'nın güya  küfür karşıtı linç kampanyasına  imza atan alçaklar, eminiz ki, Demirkanlı'nın kirli sicilini gayet iyi biliyor. Peki Demirkanlı kime küfür (ya da hakaret) etmiş? Kendisinin dansöz kıyafetli fotomontaj görüntüsünü yayınlayan ya da kendisinin fotoğrafını bir penisin üstüne yapıştıran takma isimli bir sapıka mı küfür (hakaret) etmiş? Yoksa kendisine iki kere iki dört gibi belgeli bir iftira yönelten adi bir suçluya mı?  Hayır, Demirkanlı, yeryüzünde Mustafa Demirkanlı diye birinin yaşadığından bile haberi olmayan, Demirkanlı'yı hiç tanımayan, bir belediye başkanına küfür (bir başka deyişle "hakaret") etmiş.

İmzacı alçaklar Demirkanlı'nın kirli sicilini bal gibi biliyor, dedik. Ama imzacı mağdurlar ve imzacı gafiller, elbette ki, kimin peşine takıldıklarını bilmiyor.  Aralarında Demirkanlı'nın düzenlediği linç kampanyasına imzasının atıldığından haberi bile olmayan mağdurların ve Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz adlarını bile duymamış insanların da bulunduğu imzacılardan acaba kaç tanesi, güya küfür karşıtı bu kampanyanın "tescilli ve sicilli" bir küfürbaz tarafından düzenlendiğini biliyor, dersiniz?

İşte Demirkanlı'nın kirli sicilinin mahkumiyet belgesi:

Önce haberi aktaran Hilmi Bulunmaz'ın sitesine, oradan da haberin "orijinal" kaynağına ulaşmak için, lütfen... 

TIKLAYINIZ!

 

"Köhnemiş yapılar gibi dayanırız birbirimize"

LİNÇ ÇAĞRISI

"Yalan makinası" ve "küfürbaz" Mustafa Demirkanlı'nın (aslında  kendisi iğrenç bir küfür olan) sözde "küfür karşıtı" kampanyasına (bir başka deyişle, "linç çağrısına") imza vererek...

 

(aslında  "küfürlerinden" değil, tiyatral rezaletleri korkusuzca teşhir etmesinden; putları devirmesinden hoşlanmadıkları; ve tiyatromuza egemen olan "söylenti geleneğinin"  yerine, kaynak göstermeye, belgelere link vermeye, eleştirdiğiniz insanları ancak kaynağına link verdiğiniz "kendi" sözleriyle mahkum etmeye  dayanan −yalan, iftira ve sansür karşıtı− bilimsel ve onurlu bir geleneği dayattığı için; evet, asıl bunun için, "bu günahı nedeniyle", varlığından rahatsız oldukları)

 

...Theope yazarına, yani Coşkun Büktel'e nasıl yazacağını öğretmeye kalkan (çoğu suçlu, birazı da gafil) utanmazları teşhir ediyor; "gafilleri" bir an önce gaflet uykusundan ayılıp, yayınladığımız "belgeli" yazıları incelemeye; söylenti, yalan, tahrif ve iftiradan ibaret o metni onaylamakla ne kadar vahim bir orostopolluğa imza attıklarını ve ne kadar iğrenç kişilere alet olduklarını fark etmeye davet ediyoruz!

Sizler kelle sayısıyla hakikati değiştiremeyeceğinizi, 70 milyon kişi bile olsanız, iki kere ikiyi beş ettiremeyeceğinizi, örneğin, video kaydıyla ve iftiracının itirafıyla belgelenmiş bir iftirayı olmamış kılamayacağınızı anlamayı reddediyor ya da gaflet nedeniyle veya çıkar beklentisiyle,  anlamayı reddeden iktidar sahiplerinin piyonluğuna soyunuyorsunuz.

Bana göre hepiniz insanlık onurunuzu, sağduyunuzu, sanatçı olmak iddianızı ve sanatçı kişiliğinizi çöpe atıp yok ediyorsunuz.

Tarih, taksiratınızı affetsin!

Vandalların imzaladığı "linç çağrısının" metnini ve öyle bir metni utanmadan imzalayan alçaklarla gafillerin listesini okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

NOT:: Biz yalnızca iki kişiyiz ve nasıl yazacağımızı hele de "sizlerden" öğrenmeyi şiddetle ve nefretle reddediyoruz. Sizin gibi hissetsek ve yazsaydık, kendimize asla sanatçı diyemez ve asla bir "Theope" yaratamazdık.

Bu yüzden, defalarca tehdit ettiğiniz üzere, ya bizim "kafamızı kırmak" ya da bizi mahkemeye vermek zorundasınız.

Kafamızı kırmazsanız, göreceğiz bakalım, hakimler kelle sayısına mı bakacak, yoksa (çoğunuzun incelemeye gerek duymadığı) belgelere mi?

Ha, eğer o belgeleri internetten silip yok ettiğinize güvenerek maceraya atılırsanız, "benden günah gitsin diye", uyarmış olayım: Çok acı bir sürprizle karşılaşacaksınız. Coşkun Büktel sözü... (Benden nefret edenlerinizin bile bu söze, kendi sözlerinden fazla  güveneceğinden eminim.)

————————————

 

 

 

 

 

 

 

İzmir, dikkat!

Yenikapı Tiyatrosu, Vasıf Öngören'i anıyor!

Ayrıntılar için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————

İzlenme listesinde "ön sıradalar"

"ARKA SIRADAKİLER" YİNE BİRİNCİ

Coşkun Büktel'in "senaryo doktoru" ("script doctor") olarak görev yaptığı "Arka Sıradakiler" adlı TV dizisi, geçtiğimiz Pazar günü (10 Mayıs 2009), tüm kanalların tüm programlarını, hatta ekranlarda ilk kez gösterime giren, iddialı ve pahalı sinema filmi "Beyaz Melek"i bile geride bırakarak, bir kez daha, Pazar gününün en çok izlenen programı oldu.

"Arka Sıradakiler"e Büktel katkısından iki yeni örnek okumak için, aşağıdaki başlıkları  tıklayınız:

Ali ile Eda, tımarhaneye atılmış olan Barış'ı (Mavi Sakal) ziyarete gidiyor.
 
 
Kemal hoca öğrencilerle birlikte "mutlak iyiyi" ve "mutlak kötüyü" arıyor.

————————————

TMK MAĞDURU ÇOCUKLAR İÇİN PANEL:

"Çocuk ve resmi şiddet"

Tarih: 12 Mayıs 2009

Saat: 18: 30

Yer: Bilgi Üniversitesi. Dolapdere Kampüsü. BS2 Salonu.

Adres: Kurtuluş Deresi Cad. No: 47 34060 Dolapdere/ISTANBUL

Tel: (0212) 311 50 00

Panelistler

Aynur Tuncel

Fatma Karakaş Doğan

Hülya Tanrıöver Uğur

Kasım Yağmur

Neslihan Akbulut

Serdar Değirmencioğlu

Şebnem Korur Fincancı

Yaşar Adıgüzel

Zübeyde Kılıç

Ayrıntılar için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————

DÜZELTME VE ÖZÜR:

 

Aşağıdaki haberde yirmi yıldır adını duymadığımız Maral Üner'in adını yanlış hatırladığımız için Meral olarak yazmıştık. Sevgili Mehmet Atak, bizi bir mesajla uyardı. Sayın Atak'a teşekkür ediyor, sayın Üner'den ve  yanılttığımız okurlardan özür diliyoruz. 

 

MARAL ÜNER,  "TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ"Nİ (TEB) "ÖDÜLLENDİRİYOR"

 

Maral Üner, yaklaşık 20 yıl önce hayranlıkla seyrettiğimiz tek kişilik Güner Sümer oyunu "Hüzzam"ı yeniden yorumladı. TEB, Üner'in yorumunu Gülşen Karakadıoğlu eliyle ödüllendirmeye karar vermiş. Karakadıoğlu'nun Üner'e ödül vermeye layık bir kişilik olduğunu düşünmüyor, Üner'in bu ödülü kabul etmesini onun mütevazı kişiliğine yoruyor, TEB'den gelen haber bildiriyi Üner'e duyduğumuz hayranlık ve saygıyı tekrarlayarak aynen yayınlıyoruz:

TEB ANKARA TEMSİLCİLİĞİNİN ÖDÜLÜ SAHİBİNİ BULUYOR

UNESCO’nun itibarlı sivil toplum kuruluşlarından Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (IATC) Türkiye Merkezi (TEB) Ankara Temsilciliği’nin 2008–2009 Sezonu Geleneksel Yılın Tiyatro Ödülüne değer gördüğü Maral Üner’e ödülü 1 Mayıs Cuma akşamı Akün Sahnesi’ndeki “Hüzzam” oyunundan önce, Birliğin Ankara Temsilcisi Gülşen Karakadıoğlu tarafından sunulacak. 

Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi, bu ödül kararını Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı olan, Güner Sümer’in tek kişilik oyunu “Hüzzam”daki incelikli yorumu, yanı sıra soluklu oyunculuğunun ‘tiyatro dersi’ niteliği taşıması ve sanatçının “emeklisinin” olamayacağının somut kanıtı olması gerekçeleriyle Birliğin Ankara Temsilciliğini oluşturan üyelerce oybirliğiyle alındığını 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde açıklamıştı.

Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi’nin 2008–2009 sezonuna ait diğer ödülü”, “Vur/Yağmala/Yeniden” projesiyle Tiyatro DOT’a verilmiş, Yılın Yeteneği Ödülüneyse Okan Yalabık değer görülmüştü.

———————————— 

Emin Türk Eliçin'in eşi Asiye Özdemir Eliçin vefat etti

Konuyla ilgili olarak Evrensel Basım'dan gelen mesajı aynen yayınlıyoruz:

Asiye Özdemir Eliçin'i kaybettik...

 

Monday, April 27, 2009 2:18 PM

From:

Add sender to Contacts

To:

Undisclosed-Recipient@yahoo.com

Message contains attachments


 

Basına;

Vakfımızın kurucusu ve başkanı Asiye Özdemir Eliçin’i kaybettik…

Asiye Özdemir Eliçin kimdir?

1922’de Nevşehir’in Avanos ilçesine bağlı Genezin köyünde dünyaya geldi. İlkokulu doğduğu köyünde okudu.

Tarih felsefesi uzmanı, çevirmen Emin Türk Eliçin’nin gözetiminde eğitimini tamamladı.

1944 yılında kendisine yol gösteren hocası Emin Türk ile evlendi. Yaşamları boyunca türlü zorluklara göğüs gerdiler, yoklukları, ayrılıkları, sürgünleri ve hapislikleri birlikte yaşadılar.

1966 yılında Emin Türk Eliçin’nin ölümünden sonra bütün uğraşı, onun eserlerini ve felsefesini genç kuşaklarla buluşturmak oldu.

1995 yılında Emin Türk Eliçin Kültür ve Sanat Vakfı’nı (ETEV) kurdu. Kuruluşunda pek çok aydın, yazar ve bilim insanının yer aldığı vakfımızı bugüne kadar yönetti.

Emin Türk’ün, eserlerini ve birikmiş belgelerini bir araya getirmek için uzun yıllar çalıştı. Bunlardan ilkini “Bir Dönemin Belge Mektupları” adlı kitapta topladı. Uzun zamandır önemseyip üzerinde yoğunlaştığı kendi özgün çalışmasını (Celal Bayar dönemine ilişkin) tamamlayamadan aramızdan ayrıldı…

Cumhuriyet döneminin “aykırı”, dik duruşlu ve onurlu insanı, vakfımızın kurucu başkanı Asiye Özdemir Eliçin’i her zaman saygı ve sevgiyle hatırlayacağız.

Asiye Eliçin, 28 Nisan Salı günü Kadıköy Söğütlüçeşme Camisinden öğle namazını müteakip Karacaahmet mezarlığında defnedilecektir.

Emin Türk Eliçin Kültür ve Sanat Vakfı yönetimi adına,

Ziya Çelik

Murat Birdal

Cavit Nacitarhan

————————————

 

GÜNCELLEME

26 Nisan 2009

 

"Çocuklar için Adalet Çağrıcıları" adına Mehmet Atak'ın gönderdiği bir mesaj, TMK  mağduru çocuklar hakkında yazılmış (sanırım) "tüm" yazıların direkt linklerini içeriyor. Bu yazıların bir tıkla erişilebilir olmasını okurlarımız için önemli saydığımızdan, yazıların yazarlarını, başlıklarını, yayınlandıkları mecraları ve tarihleri içeren o linkler listesini ayrı bir sayfada yayınlıyoruz.

Lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

TMK Mağduru Çocuklar için Millet Vekillerine Gönderilen Mektup

 

————————————

 

Hem suçlu hem güçlü tehditbazlar; "elit bileycilikten", "feodal mahalle kabadayılığına" dek, her yöntem ve her üslupla açık tehdide devam ediyorlar.

Taraf gazetesi yazarı olmanın kriterleri nerelere kadar düşmüş, görmelisiniz!... Adam resmen, adam tutup Hilmi Bulunmaz'ı cezalandıracağını söylüyor; yani kendi kalleşliğini açıkça teşhir etmekten korkmuyor. Tam tersine, "biz sizin kızınıza tasallut edenin siz olduğunuzu bile 'ispatladık' diyerek kesin biçimde yazarız ama siz bize 'bunu ispatlayamazsan orospu çocuğusun' diyemezsiniz" diyor.

(Ki Hilmi o kadarını bile söylemedi. "Burak Caney'in ben olduğumu ispatlarsan, ben orospu çocuğuyum, ispatlayamazsan ne olduğuna kendin karar ver" dedi. Ama zeka düzeyini daha önce kanıtladığımız adam, olayı saptırıp işi horoz döğüşüne çevirmek niyetinde olduğu için, biz daha ilk günden, "daha ilk günden", değil kadınları ve anaları, "gerçek orospuları ve çocuklarını" bile tenzih ederek konuştuğumuzu  ve "orospu  çocuğu" kavramını yalnızca Türk Dil Kurumu  sözlüğündeki anlamıyla kullandığımızı belirttiğimiz halde −Bakınız: "Burak Caney sayfası"− konuyu utanmazca saptırıp iftirasını örtbas etmek için feodal naralar atmaya kalkıyor. Hem bize iftira atıyor, hem de iftiraya hangi üslûpla cevap vereceğimizi kendisi belirlemeye kalkıyor.) 

Kısacası bize "ispatladık" diye hiç korkmadan kesin dille iftira atan alçaklar, bizim ispat talep etmekten bile korkmamızı bekliyor. Suçlular hiç bir dönemde bu kadar güçlü, pervasız ve aleni biçimde yüzsüz olmamışlardı. İbretle okumak için, lütfen...

 TIKLAYINIZ!

————————————

 

Hilmi Bulunmaz'ın, konuşmacılardan biri olarak ("bir aksilik çıksa bile") mutlaka katılacağı panel:

SANATA SOLDAN BAKMAK

KONUŞMACILAR:

B. Sadık Albayrak

Orhan Aydın

Hilmi Bulunmaz

Semih Çelenk

Erbil Göktaş

Orhan Kazbek

Mehmet Sarıoğlu

Özgür Başkaya     (Panel yöneticisi)

 

TARİH: 25 Nisan 2009 Cumartesi

SAAT: 15.30 - 18.30

YER: Ekin Tiyatro

ADRES: Menekşe Sokak 8/A Kızılay/ANKARA

TEL: 0 505 586 32 49

 

Etkinlik afişini incelemek için

TIKLAYINIZ!

NOT: "Bir aksilik çıksa bile", ben de orada olacağım. (CB)

————————————

 

17 yaşında suç işleyen İranlı Dilara, üç gün sonra idam edilecek

Milliyet'in haberini okumak için,

TIKLAYINIZ!

————————————

 

ANKARA DİKKAT!

Özgür Tiyatro'nun  15. yıl etkinlikleri sürüyor

İşte program!...

Lütfen, TIKLAYINIZ!

————————————

 

ACABA UTANMAK İÇİN DAHA NE OLMASINI BEKLİYORLAR?

HABERİN İLLE DE HÜRRİYET'İN ANA SAYFASINDA ÇIKMASINI MI?

 

TIKLAYINIZ!

————————————

 

Sıranın kendine gelmeyeceğinden emin olduğu zaman, iki kere iki dört gibi belgeli "Özdemir Nutku skandalı"nda bile susmuş olan TEB, bize haber formatlı yeni bir bildiri daha göndermiş. Hamasetin her türlü tutarsızlığı örtbas edebileceğine inandığı anlaşılan TEB'e samimiyet  dileyerek, söz konusu bildiriyi "aynen" yayınlıyoruz:

 

“SUSMA, SUSTUKÇA SIRA SANA DA GELECEK” DİYEN ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ TÜRKİYE MERKEZİ’NİN RESMİ AÇIKLAMASIDIR.

 

UNESCO’nun sivil toplum örgütlerinden Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (IATC)’nin Türkiye Merkezi (TEB) Başkanı Üstün Akmen’in tiyatro yasaklamaya karşı bir günlük gazeteye verdiği eleştirel beyanat nedeniyle savcılığa çağırılmasını şiddetle kınıyoruz.

Gücü ellerinde tutanları öncelikle “eleştiri” sözcüğünün rahatsız ettiğinin farkındayız, dahası eleştiri mesleğinin mesleksizleri tedirgin ettiğini de biliyoruz.

Ne var ki, bu bizim mesleğimiz ve şimdiye kadar sahnede izlediğimiz “Geceyarısı Trampet Sesleri”, “Hitler Rejiminin Korku ve Sefaleti”, “Arturo Ui’nin Yükselişi, “Galileo Galilei”, “Evet Diyenlerle Hayır Diyenler” oyunlarını nasıl eleştirmişsek, günlük hayatımızda sahnelenmek istenilen oyunları eleştirmek de hem mesleğimizin, hem de vatandaşlık bilincimizin gereğidir.

Tiyatroyu uğraş edinmiş insanlar olarak, Bertolt Brecht’in “Susma, sustukça sıra sana da gelecek” sözünü şiar edindiğimizi açıklıyoruz.

 

————————————

 

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ

                       TÜRKİYE MERKEZİ

Son olarak video görüntüleriyle de kanıtlanmış olan Yahya Kemal Sansürü Skandalı TEB tarafından, bilmediğimiz (ama temiz olduğunu da sanmadığımız) gerekçelerle görmezden gelinirken; bir başka skandaldan ise, bizzat TEB'in gönderdiği bir  "haber bildiriyle" haberdar edildik.

 

Anlaşılan, Melih Gökçek de tıpkı

 

(hangi skandalın üstüne gidip hangisinin üstüne gitmeyeceğine, belirli bir ahlak ilkesi çerçevesinde değil de, kurumsal çıkarları çerçevesinde karar vermekte olan)

 

TEB gibi davranıyor:

 

Hangi yangının üstüne gidip, hangisinin üstüne gitmeyeceğine, belirli bir ahlak ilkesi çerçevesinde değil de, kendi partisinin çıkarları çerçevesinde karar veriyor.

 

Melih Gökçek, aşağıya aktardığımız "haber bildiri"deki TEB eleştirilerine, "dinime söven bari Müslüman olsa" diye pişkin bir cevap verse; TEB (ya da tüm tiyatro kurum ve kişilerimiz) söyleyecek bir tek haklı cümle bulamaz.

 

Neyse ki tiyatromuzda, dürüstlük, tutarlılık, akıl ve sağduyuyu temsil eden üç  yalnız insan (Büktel, Bulunmaz, Çetinkaya) var da; Türk tiyatrosunun  vicdanı ve haklılığı tamamen yok edilemiyor, Türk tiyatrosunun üstüne ölü toprağı tamamen serpilemiyor ve Türk tiyatrosu diye bir kavramdan söz etmek bugün bile hâlâ mümkün olabiliyor.

 

Aşağıda TEB'in gönderdiği "haber bildiri"yi aynen yayınlar ve müdahalesi için TEB'e teşekkür ederken; olayın aslı açıklık kazanıncaya dek, konuyu gündemden düşürmeyeceğimize, kendim ve iki arkadaşım (Bulunmaz, Çetinkaya) adına söz veriyorum. (CB)

 

TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ MELİH GÖKÇEK’TEN HESAP SORUYOR

 

Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin Türkiye Merkezi, “Ankara Sanat Kurumu” sahnesinde önceki akşam çıkan “sebebi meçhul” yangının araştırılıp araştırılmadığını, araştırma başlatıldıysa hangi aşamada olduğunu Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’ten sordu.

 

“Melih Gökçek, bir yıl önce Gençlik Parkı'nı tümüyle boşaltıp, kimse tarafından tam anlamıyla anlaşılamayan bir plan çerçevesinde restorasyon yapmak niyetini açıklamıştı. Bu açıklamadan hemen sonra, Gençlik Parkı içinde yerleşik kurumlara ciddi baskı uygulandığını biliyoruz. Gerçi “Ankara Sanat Kurumu”nun o tarihi sayılabilecek binası boşaltılmadı, ama her nedense gerekçesiz olarak elektriği ve suyu kesildi. Ve her nasılsa alınan tüm önlemlere rağmen tam altı kez hırsız girdi binaya. Önceki akşam da tam sahnenin ortasında yangın çıktı. Yangından ve çıkış nedeninden ciddi anlamda kuşkuluyuz,” denilen tiyatro eleştirmenlerinin açıklamasında “Ankara Sanat Kurumu”nun başta tiyatro ve plastik sanatlar olmak üzere sanata, kültüre son derece ciddi destek vermiş, katkı sağlamış saygın bir kurum olduğundan söz edildi. “Çoğunluğu birliğimize üye olan Sevda Şener, Attila Sav, Ayşegül Yüksel, Gülşen Karakadıoğlu, Türel Ezici, Şenol Tiryaki, Nurkut İlhan ve Kurum Başkanı İlker Çetin gibi önemli adların seçici kurulunu oluşturduğu tiyatro ödülleri, tiyatro dünyasında altmış yıldır ciddiyetini korumakta. Bunu dünya âlem biliyor. Böyle bir kurumun yok edilmesine asla göz yumamayız ve yummayacağız. Bütün tiyatrocuları göreve çağırıyoruz ve Melih Gökçek’ten şüphe kokan yangının hesabını alenen soruyoruz” denildi.

 

————————————

 

 

Bulunmaz'ı aforoz eden sansürcü alçaklar, bazı yayınların Bulunmaz'ı aforoz etmeyişine çok sinirleniyor ve (kendini kendi içine hapsetmek yerine, bulduğu her kanaldan, okurlara ulaşmaya çalıştığı için) Bulunmaz'a diş biliyorlar!

 

Aforoz edenlere inat:

 

Bulunmaz Tiyatro, "Zaman"a bile adını kazıyor!

 

 

(...) 27 Mart “Dünya Tiyatrolar Günü”nde de Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” adlı eseri, "Bulunmaz Tiyatro" tarafından ücretsiz oynanacak. (...)

(Kaynak: 22.03.2002,
Zaman)

 

***

 

HİLMİ İLE SANSÜRCÜ VANDALLAR ARASINDA HAYALİ BİR KISA DİYALOG

Yazan:

Coşkun Büktel

 

- Niye Zaman'da çıktın?

 

- Sizde çıkamadığım için... Aforoz ediyorsunuz.

 

- Zaman'da çıktığına göre, bu açıkça demektir ki, sen sosyalist filan değil, Fethullahçısın!

 

- Hayır, bir sosyalist sizler tarafından aforoz edilip de Zaman'da çıkmak zorunda kaldığına göre, bu açıkça demektir ki; sizler Zaman'dan bile daha gericisiniz. Bu açıkça demektir ki, sizler, sosyalizme Zaman'dan bile daha karşısınız.

 

- Demagoji yapma! Bal gibi belgeledik, Fettullahçısın işte!

 

- Aforoz ettiğiniz sosyaliste sırf Zaman'da çıktığı için "Fethullahçı" diye iftira atmakla siz ancak şunu belgelemiş olabilirsiniz: Sizler, insan bile sayılamayacak iğrenç yaratıklarsınız! Ne yazık ki, insan suretiniz ve gömlek, kravat gibi aksesuarlarınız yüzünden sizi insan, hatta tiyatrocu sananlar bile var.

 

- Bırak bu lafları da, azıcık şerefin varsa, Fethullah'la ilişkini açıkla!

 

- Fikirlerimi savunmam ve sizin iç yüzünüzü özgürce deşifre etmem için Voltaire gibi hayatınızı feda etmeye hazır olmadığınıza göre, hangi hakla şereften bahsediyor ve benim Zaman'da çıkmama hangi hakla itiraz ediyorsunuz? Benim şerefimi sorgulamak  sansürcü orrospu çocuklarına mı kaldı?

 

- Senin küfürlerini yayınlamak zorunda değiliz.

 

- Zaman, benim küfürlerimi yayınlamıyor ki...

 

- Canım senden korkumuz yok: Son zamanlarda bazı yazılarını biz de yayınladık.

 

- Evet, bunu söyleyebilmek için, son bir-iki yılda birkaç yazımı yayınladınız. Ama bu, yıllardır yayınlamanız gereken pek çok yazımı yayınlamadığınız gerçeğini değiştirmez. Ben iki yıldır değil, 22 yıldır tiyatro yapıyorum ve son bir iki yıla kadar sizlere göre yoktum. Siz yirmi yıldır yok saydığınız bir tiyatrocudan şimdi kalkıp hangi hakla Zaman'ın hesabını soruyorsunuz? Hastirin, ordan, insanımsı yaratıklar sizi!...

 

————————————

 

 

Ozan Akgül'ün "Doğum" adlı oyunu  kitap olarak basılıyor.

 

"Doğum", Yeni Tiyatro Dergisi'nin parasız eki olarak, çok yakında elinizde olacak.

 

Haberin ayrıntılarını ve arka kapak yazısını okumak için lütfen, aşağıdaki kapağı tıklayınız!

 

 

 

————————————

 

 

ACABA UTANMAK İÇİN DAHA NE BEKLİYORLAR?

 

Bu skandala son nokta, ancak, skandalı örtbas etmek amacıyla halka zerkettikleri yalanlar için, utanma eşiği özürlü Orhan Alkaya eşiğini aşıp özür dilediğinde konmuş olacak.

 

İşte Toron Karacaoğlu'nun, skandalı örtbas etmek için, yaşına başına bakmadan yalan söylemeyi göze alarak, "hiç okumadım" dediği Yahya Kemal dörtlüğünü okurken çekilmiş video görüntüsü

 

Lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

NOT: Konuyla ilgili daha önce yayınladığımız iki yazımızı  aşağıda bir kez daha ve bu kez peş peşe  sunuyoruz:

 

 

Feridun Çetinkaya

("Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya'nın ve yalancı tanıklarının yalan ve iftiralarını, "Özdemir Nutku iftirası" kadar "net" biçimde belgelenmiş hale getirip; değil yalnızca Alkaya ve yalancı tanıklarını, Alkaya'nın o çok şirret milli yalakasını bile suspus etmiş olan)

İBŞT mensubu Rıfkı Demirelli'nin içeriden yaptığı "eleştirel çıkışı" değerlendiriyor:

 

"Türkiye tiyatrosunun insan malzemesindeki bayağılık ve çiğliğin ulaştığı vahim boyuta dair tarihi bir tanıklık daha"

 

"Kendi Gök Kubbemiz" oyununda çalışmış bir  İBŞT mensubu olan Rıfkı Demirelli, "Kendi Gök Kubbemiz" skandalında, "Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya ve "tanıkları" tarafından söylenen yalanları, gözle görülür, açık, somut, net ve kuşkusuz olarak belgeledi. Rıfkı Demirelli'nin ender bir dürüstlük ve (bu ülkede dürüstlük cesaret gerektirdiğine göre) aynı zamanda ender bir cesaret örneği göstererek açıkladığı belgeler kesinlikle kanıtlıyor ki:

Skandalı ilk ortaya çıkaran Nedim Saban'a karşı yazdığı cevap yazısında "Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya'nın kurduğu şu ilk cümle, "külliyen" yalandır:

"Nedim Saban, 'Şehir Tiyatroları’nda Yeni Bir Sansür Hikayesi' başlıklı yazısında, başlıktan başlayarak, külliyen yalan söylemektedir."

Gelin görün ki, Nedim Saban'ın yalan söylemediği, asıl yalanı "Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya'nın söylediği ve Alkaya'nın Saban'a iftira ettiği belgelendiği halde; Orhan Alkaya da, tıpkı iftiracı Nutku gibi rezil olmuyor; iftiracı Nutku'nun da üye yapıldığı ödül jürisine üye yapılıyor.

Daha da iğrenci, böyle bir jüriye hiç kimse itiraz etmiyor; bu jürinin verdiği ödülü Genco Erkal bile kabul ediyor, iftiracıların elinden ödül almayı Genco Erkal'ın bile midesi kaldırabiliyor.

Murathan Mungan'ın her zaman tekrarladığım sözüne uygun olarak, "Türkiye'de her şey olunuyor, rezil olunmuyor."

Rıfkı Demirelli'nin "Neden Fırtına Koptu ve Neden -Kendi Gök Kubbemiz- Çatırdadı?" başlıklı yazısını, Feridun Çetinkaya'nın sunumu ve özenli mizanpajıyla okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

Türkiye'de her şey olunur, rezil olunmaz."   Murathan Mungan               

GÜNAHLARI NEDENİYLE TANRI TARAFINDAN YERLE YEKSAN EDİLEN SODOM VE GOMORA BİLE TÜRK TİYATROSU'NUN BATTIĞI KADAR İĞRENÇ BİR REZİLLİLİĞE BATMIŞ OLAMAZ

 

Türkiye'nin en meşhur tiyatro profesörünün (Özdemir Nutku), önünü kesmek için bir yazara (Coşkun Büktel) çeşitli yalanlarla iftira attığı; profesörün savunma yazısındaki yalanlarla ve CD kaydıyla güneş gibi apaçık belgeleniyor; Türk tiyatrosunda "tık" yok.

Hiç kimse iftiracı profesöre "gık" diyemiyor ama; iftiraya uğrayan yazara karşı, saldırının, hakaretin, iftiranın bini bir para... Hiç kimse iftiracı profesöre gık diyemiyor ama, iftiraya uğrayan yazarı aforoz etmek için, çeşitli anketler ve imza kampanyaları bile düzenleniyor. Alternatif olmak iddiasındaki gruplar ve yayıncılar bile, iktidarca beslenen iftiracı profesöre karşı süt dökmüş kedi kadar tepkisizken, hatta iftirayı örtbas çabasına bile yeltenip, iftira mağdurunu her alanda sansür etmişken; iftira mağduru yazarı, sırf, alçaklık saydığı bu sansür ve tepkisizliğe karşı sessiz kalamadığı, tepki verdiği ve tepkisiz kalanları ahlaksızlıkla, sanatsızlıkla suçladığı için; yepyeni ve daha da alçakça bir saldırı ve iftira bombardımanına tutuyorlar.

Öte yandan, Muhsin Ertuğrul sahnesini yıktırmamak için "termosunu alıp" gece nöbeti tutacağını açıklamış olan sosyalist(!) ve şair(!)bir tiyatrocu(!) ise, kendisine lütfedilen genel sanat yönetmenliği koltuğu karşılığında, hayatı boyunca savunduğu tüm değerlere tekmeyi basıp, kendini ve değerlerini paçavra durumuna düşürmeye, müstakil Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin ise, kat karşılığında, arazi rantçılarına peşkeş çekilmesine razı oluyor.

Sosyalist(!) şair(!) tiyatrocu(!) yani bizim "Kazmacıbaşı" dediğimiz Orhan Alkaya, zor da olsa, pişkinlikle de olsa, utanmazca da olsa, savunma yapabilecek, bir şeyler söyleyebilecek  durumda... "Fikrimi değiştirdim. Artık AKP'ye inanıyor, Kadir Topbaş'a güveniyor, müstakil Muhsin Ertuğrul sahnesinin matah bir değer olduğunu söylerken yanıldığımı itiraf ediyorum" diyebilir. Türkçe'nin, bizim tarafımızdan "Mimesis dili" olarak tanımlanan, kıvırmaya müsait, kaypak ve muğlak bir lehçesiyle, bu anlama da gelecek bazı açıklamalar yaptı zaten.

Ama Özdemir Nutku, belgelenen iftirası için hiçbir savunma yapamaz. İftiranın CD'si ortaya çıkmadan önce Nutku, "Coşkun Büktel'e Yanıt" başlıklı bir yazıyla, kendini savunmaya ve Büktel'in gönlünü almaya çalıştı. Ama o yazıda kendini savunmak için "yaptığını" söylediği şeyleri yapmadığı,  "dediğini" söylediği şeyleri demediği, daha sonra ortaya çıkan CD kaydıyla belgelenince, Nutku suspus oldu ve üç yıldır ne iftirasını  kanıtlayabiliyor ne de  iftirası için özür dileyebiliyor.

Alkaya savunma yapabilir. Utanmazlığa vurup "fikir değiştirdim, o yüzden yıkıyorum", diyebilir. Zaten Mimesis lehçesiyle "kıvırma payı" bırakarak, buna yakın şeyler söylüyor. Mimesis dili bu tür utanmazlıklar için biçilmiş kaftan... Bir şeyi "temkinli" söylüyorsunuz, tepki gelince, ben öyle demek istememiştim diyerek kıvırıveriyorsunuz.

Ama Özdemir Nutku, "fikir değiştirdim, o yüzden iftira atıp yalan söylüyorum. Dürüstlüğün matah bir değer olduğuna artık inanmıyorum. Bu konuda tutucu olmayı bıraktım. Artık gerektiğinde iftira da atarım, yalan da söylerim" diyemez. Bu kadar utanmazca bir mesajı Mimesis diliyle bile vermeye cesaret edemez. Utanmaz olmak başka, utanmazlığını ilan etmek başka...

Özdemir Nutku'nun suçu çok daha vahim, sabit ve "inkâr edilemez" nitelikte olduğu halde, kimse Özdemir Nutku iftirasını kınayamıyor. Ama Orhan Alkaya,  hakikat mücadelesi veren Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz  tarafından kınandığı gibi, onun fikir değiştirip AKP dümen suyuna girmiş olmasına daha çok kızan AKP karşıtı geniş bir çevre tarafından da kınanabiliyor.

Yani hakikat kimselerin umurunda değil. Herkes birbirini herhangi bir camianın "adamı" olması nedeniyle övüyor veya kınıyor. Hakikat önemli olsaydı, herkesin, Orhan Alkaya'dan önce, suçu çok daha "açık", "sabit" ve "inkâr edilemez" nitelikte olan Özdemir Nutku'yu kınaması gerekirdi. Ama "suçun niteliği" kimseyi ilgilendirmiyor. Nitelik değil nicelik belirleyici oluyor. Sanat gibi bir alanda niteliğin önemsenmesi gerekirken, herkes niceliği asıl kriter sayıyor.

Kısacası, Türk tiyatrosunda, aslında, hiç kimse Orhan Alkaya'dan daha tutarlı veya daha masum değil... Alkaya'nın suçu, sahnelerin yıkılması gibi daha geniş "nicel" sonuçlar yarattığı için, Alkaya kınanabiliyor; ama Nutku'nun çok daha gayrıahlaki nitelikteki suçu, Büktel'den başkasına zarar vermediği için, "sanatçılar"(! ) tarafından, üstelik de bir sanat camiasınının "tümü" tarafından bile, görmezden gelinebiliyor.

Sodom ve Gomora'da bile, tanrı tarafından afet dışına çıkması ve kurtulması istenen bazı iyi insanlar vardı; Türk tiyatrosunda ise, ilaç için bile adam yok.

Orhan Alkaya'nın eski suçlarından daha vahim olmayan, ama yenilik olarak, Alkaya'yla birlikte çevresindekilerin ve nemalandırdıklarının da ne kadar çürüdüğünü kanıtlayan son sansür skandalını Nedim Saban ortaya çıkarmış ve Alkaya, yaptığı sansürden utanmak yerine, utanmazlığı ele alıp, skandalı ortaya çıkaran Saban'ı yalancılıkla suçlamıştı. Saban şimdi sansürün belgelerini ortaya koyuyor ve Alkaya bu  kez ne yapıyor sizce? Utanıyor mu? Saban'a yalancı demekle iftiracı durumuna düştüğü için üzülüyor mu? Rezil olduğuna yanıyor mu? Ne gezer! Alkaya, sansür meselesi önemli değilmiş de, üzerinde durulması gereken asıl mesele, Saban'ın, sansür belgesini nereden ele geçirdiğiymiş gibi bir hava yaratıyor. Sızıntının kaynağını araştıracağını söylüyor. Peki ya sansür? Peki ya Saban'a attığın iftira? Aman canım ne önemi var? İftira'yı pirimiz Özdemir Nutku bile atıyor. İftira tiyatral inancımızın vecibelerinden biri olmuş durumda. Camiamız yalan ve iftira konusunda tutucu davranmayı bıraktı. İftira konusunda, geniş, esnek ve yapıcı bir tutum içindeyiz. Saban'ın da bizden farklı bir konumda olduğunu düşünmüyoruz. Nutku Büktel'e iftira atınca Saban'ın bir itirazı oldu mu? Şimdi ne yüzle bizim iftiramıza karşı çıkabilir ki?

Ama Saban, çok sert çıkamasa da, karşı "çıkıyor". Saban'ın yazısını, Hilmi Bulunmaz'ın sunuşuyla okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

 

Bir oyun yazarı, tanıdığı diğer iki oyun yazarını, (kendi yazarlığını açığa vuran) çarpıcı imgelerle anlatıyor

 

Leman Panya Koç'tan, Toprak Karaoğlu ve Ozan Akgül'ün sanatını değerlendiren profesyonel saptamalar

 

Lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

 

Coşkun Büktel ile bugüne dek yapılmış en uzun soluklu, en geniş ve en derin ekran röportajı

 

Çanak soru yok!

 

Hilmi Bulunmaz,  Ozan Akgül, Kâzım Şimşek, Feridun Çetinkaya ve (soyunduğu şeytanın avukatı rolünü sık sık, Büktel'i konuşturmamak derecesine vardırmasıyla ve Büktel'e sorduğu soruların cevaplarıyla ilgilenmiyormuş gibi bir izlenim bırakmasıyla,  seyircilerileri bazen isyan etme noktasına getireceğine inandığımız) Toprak Karaoğlu; ekran karşısındaki Büktel'i, ekran ardından, tam dört saat sorguladılar.

 

Theope'nin teknik ayrıntılarına dair Karaoğlu'nun ilginç gözlemleri ve Büktel'in yeni açıklamalarıyla değerli bir tiyatral belge haline gelen heyecanlı söyleşi, 29 Mart 2009'da,  Bulunmaz Tiyatro'nun Galatasaray'daki, Nâzım Hikmet Sahnesi'nde gerçekleştirildi.

 

Bu gayet besleyici ve eğlenceli  söyleşiyi izlemek için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

 

 

Özgür Başkaya, bugün (1 Nisan 2009 -21.15) radyoda canlı yayında

 

özgür tiyatro genel yönetmeni özgür başkaya meteorolojinin sesi radyosunda bu gün canlı yayında.. 92.4 (ankara izmir malatya samsun) 103.0 (istanbul kocaeli bursa) eskişehir 90.7 bodrum 91.8 alanya 91.9 diğer illerden izlemek için bakınız    http://www.meteor.gov.tr

/msr/frekanslar.aspx.

01.04.2009 saat:21:15

 

————————————

 

 

Ahmed Arif'i iğrenç maksatları ve ticari amaçları için kullananlar bilmez ama, tanıyanlar iyi  bilir: Ahmed Arif'in adı,

 

(Burak Caney'in ve Mustafa Demirkanlı'nın   yazdığı gibi)  "Ahmet" biçiminde yazılmaz. 

 

Ahmed Arif'in adı "Ahmet" değil, "Ahmed"dir.

 

 

HİLMİ BULUNMAZ, MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İĞRENÇ MAKSATLARINI VE CEHALETİNİ BİR KEZ DAHA TEŞHİR EDİP, ONU BİR KEZ DAHA KEPAZE EDEREK, DEMİRKANLI'NIN "TİCARİ" DERGİSİ HAKKINDA OKURLARI VE REKLAM VERENLERİ UYARIYOR

 

 

"Tanı bunları" temasına yönelik Ahmed Arif dizelerini onurlu insanlara iftira atmak amacıyla "kullanmaya" kalkışan Mustafa Demirkanlı'nın, Ahmed Arif'i gerçekte adını bilecek kadar bile tanımadığı Hilmi Bulunmaz tarafından  belgelendi. (Kaynak: Bulunmaz, "Tanı bu dergiyi, tanı da oku!") "Demirkanlı, doğru dürüst tanımaya gerek duymadan iftira maksadıyla "kullanmaya" kalktığı Ahmed Arif'in adını bile yanlış yazmıştı. Demirkanlı'ya göre Ahmed Arif'in adı, "Ahmet"ti.

 

Bulunmaz, Ahmed Arif'i "kullanmaya" kalkışan  Demirkanlı'nın, Ahmed Arif'i "tanımadığını" saptadı. Bulunmaz'ın bu saptamasına katkı olarak, ben, Burak Caney'in de Ahmed Arif'i tanımadığını, Burak Caney'in de, tıpkı Demirkanlı gibi, Ahmed Arif'i  "Ahmet" Arif sandığını belgeliyorum. 

 

Burak Caney takma adlı korkak sapığın, bugün kedi pisliğini örtbas eder gibi silip yok ettiği hela gibi çift "oo"lu korsan sitesinde, (ki hatırlanacaktır, o site,  Demirkanlı tarafından destekleniyordu, hatta bir ara Demirkanlı, o korsan sitede kendi imzasıyla köşe yazısı bile yazıyordu) evet, işte o korsan sitede, Burak Caney takma adlı sapık, pek çok takma isimle, Bulunmaz ve Büktel'e yönelik pek çok iftira yayınlamıştı. Takma adlı sapığın kullandığı adlardan biri de Melih Tepeli'ydi. Melih Tepeli, güya bir doçentti ve sahtekar bir sapık olduğu ve açıkça iftira etmenin bedelini teşhir edilerek ödemek istemediği için değil de, güya Bulunmaz ile Büktel'in kendisine saldırmasından korktuğu için takma ad kullanıyordu. İşte bu "sanal doçent" Melih Tepeli, hela gibi çift "oo"lu korsan sitede, Coşkun Büktel üzerine, haftalar ve sayfalar süren bir yazı dizisi  (diğer bir deyişle, bir "iftira dizisi") kaleme almıştı. Onlar o diziyi, hatta o "siteyi" sildiler, ama suç kanıtları kaybolmadı.

 

Hilmi Bulunmaz, daha çok bu işlere ayırdığı hilmibulunmaz adlı kişisel sitesinde, her şeyi günü gününe yayınlıyordu. Ve Hilmi Bulunmaz, sansürcü olmadığı için, tıpkı Coşkun Büktel gibi, hiçbir şeyi silmiyordu. O sayede, google aramasıyla kolayca tespit ettim: Melih Tepeli de, tıpkı Mustafa Demirkanlı gibi, Ahmed Arif'in adını (hem de birkaç kez) "Ahmet" olarak yazmıştı. (Kaynak: Melih Tepeli, "Coşkun Büktel Yazı Dizisi".)

 

"Takma adlı sapık" ile "besleme sapık", Ahmed Arif'i hem iftira maksadıyla kullanmaya kalkışmakta, hem de adını bile doğru dürüst öğrenmeye tenezzül etmemekte birleşiyorlardı.

 

Mustafa Demirkanlı ile Burak Caney'in (bir başka takma adıyla Melih Tepeli'nin) "Ahmet Arif fiyaskosu" hakkında yazmam için bana esin vermiş olan "Hilmi Bulunmaz yazısını", aşağıdaki başlığı tıklayarak okuyabilirsiniz:

 

TANI BU DERGİYİ, TANI DA OKU!  

 

————————————

 

 

İZMİR, DİKKAT!...

27 Mart'ta Yenikapı Tiyatrosu'ndan ücretsiz etkinlik

 

 

 

Amatör Tiyatrolar Birliği'nden Özgür Başkaya'nın kaleme aldığı 27 Mart bildirisini okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

 

Belgelenmiş bazı sansürleri yıllarca ve bugün bile özenle görmezden gelen Kemal Oruç; kendisine sansür yapıldığını iddia ederek, 2009 yılını "sansür yılı" ilan etmeye kalkıyor.

 

BÖYLE SANSÜR GÖRÜLMEDİ! -2009 Sansür Yılı-

 

Kemal Oruç, kaymakamların, belediye başkanlarının, maliye bakanlığının (yani tiyatro dışı kişi ve kurumların) yaptığı sansüre çok karşı... Oruç, tiyatro dışı çevrelerin sansür yapmaya hakkı olmadığını düşünüyor olmalı ki, onların sansürüne karşı çıkıyor, onlarla papaz olmakta sakınca görmüyor.

 

Ama aynı Kemal Oruç, tiyatrocu sayılan kişi ve kurumların iki kere iki dört gibi  belgelenmiş  sansürlerine karşı çıkmak ya da o sansürlere değinmek veya tiyatrocu sansürcülerle papaz olmak gereğini duymuyor. Anlaşılan Kemal Oruç, "sansür yapmak yalnızca tiyatrocuların hakkıdır, tiyatroculardan başkaları demokrat olmak zorundadır. Tiyatroculardan başkası sansür yaparsa, hele o sansür Kemal Oruç'a yapılırsa, o yıl, sansür yılı olarak anılmalıdır" diye düşünüyor.

 

Sansür karşıtı(!) Kemal Oruç'un başlığını yukarıda gördüğünüz son yazısını, Hilmi Bulunmaz'ın sunumuyla okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!  

————————————

 

 

Bengi Yayınları yakın tarihimize tanıklık etmeye devam ediyor

KİTAPLARIN ARKA KAPAK YAZILARINI OKUMAK İÇİN AŞAĞIDAKİ KAPAKLARI TIKLAYINIZ:

 

 

————————————

 

TEB başkanı Üstün Akmen'i sansüre karşı çıkışı nedeniyle bir kez daha sevinçle alkışlarken; "Akmen'in tiyatromuzdaki "bazı" sansürlere değil, belgelenmiş "her" sansüre karşı çıkacağı ve sansür karşıtlığının TEB'in "karakteri" olacağı günleri özlemle bekliyor; sayın Akmen'in haber formatında gönderdiği bildiriyi (olayın içeriğinde sonradan bir çapanoğlu çıkmamasını umarak) "aynen" yayınlıyoruz:

 

TEB BAŞKANI ÜSTÜN AKMEN: “KEŞAN OLAYI GELECEĞİMİZİN ÖNYÜZÜDÜR”

 

Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi Başkanı Üstün Akmen, Tuncel Özinel Tiyatrosu yapımı “Hırsızname” başlıklı oyunun bugün (15 Mart 2009) Keşan’da perde açmasının ilçe kaymakamı tarafından engellemesini protesto ederek: “Kimdir bu kaymakam, nerede yetişmiştir, hangi zihniyete hizmet etmektedir, Taş Devri’nin mi kaymakamıdır” diye sordu. “Düşünebiliyor musunuz, bir ilçemizin Belediye Başkanlığı kültür etkinliği düzenliyor, bir tiyatroyu ilçesine davet ediyor, derken o ilçenin Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Keşan Belediye Başkanlığı’na bir yazı gönderiliyor. Ve deniliyor ki salon uygun değil. Neden? Aynı gün okul provası varmış da ondan o salonda tiyatro oynanamazmış. Sevsinler böyle mazereti. Bir kaymakamın tiyatro sanatına karşı böylesine hoyrat davranışı, bir anlamda geleceğimizin önyüzü gibidir,” diye konuştu. “Vallahi işimiz iş, şimdide devletin koskocaman kaymakamına tiyatronun işlevini, görevini, ‘ayna’ olmasındaki özelliklerini falan anlatacağız. Yandık,” ifadesini kullanan Üstün Akmen: “Kaymakam derhal bir açıklama yapmalı, kamuoyu karşısında gerekçelerini sıralamalı, bu yirmi birinci yüzyıl utancına daha fazla bulanmamalı, bulaşmamalıdır. Yoksa tiyatronun tanrıları onu çarpar,” dedi.

 

—————————————

 

Taş atan çocuklara adalet’ için CHP ve AKP söz verdi

19/02/2009

 

ANKARA - ‘Çocuklar İçin Adalet Girişimi’ üyeleri, izinsiz gösterilere katıldığı gerekçesiyle Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında yargılanan çocuklar için Meclis’te destek arayışına çıktı.
Diyarbakır Barosu, İHD, Mazlum Der, Tabip Odası Diyarbakır şubelerinden temsilcilerin yer aldığı ‘Çocuklar İçin Adalet Girişimi’ TBMM’de AKP Grup Başkanvekili Nihat Ergün, CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay ve DTP Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ile Meclis Çocuk Haklarını İzleme Komisyonu Başkanı AKP’li Cevdet Erdöl’ü ziyaret etti. İzinsiz gösterilerde yakalanarak tutuklanan ve haklarında ağır ceza istenen çocuklarla ilgili siyasilerden destek isteyen heyet, bu çocukların TMK kapsamında yargılanmaması gerektiğini dile getirdi. MHP, programın yoğun olduğu gerekçesiyle gruba randevu vermedi. 
Ergün, Erdöl ve Okay, çocukların TMK kapsamında yargılanmasının kamu vicdanını incittiğini belirterek, konuyu Meclis gündemine getireceklerini kaydetti. DTP’li Gülten Kışanak ise, heyeti kabulünde, gösterilerde çocukların yer almaması için kendilerinin de mücadele ettiğini anlattı. Diyarbakır İnsan Hakları Derneği Şube Başkanı Muammer Erbey, bir basın açıklaması yaparak, toplumsal olaylarda çocuklara müdahale edecek polislerin çocuk şube müdürlüğüne bağlı birimlerden seçilmesini istedi ve “Çocukların ağır ceza istemiyle yargılanmasının önüne geçilecek yasal düzenlemeler yapılmalı” dedi.

 (Kaynak: Radikal)

 

————————————

 

Yahya Kemal sansürleyen Şehir Tiyatrosu

BAYRAM DEĞİL SEYRAN DEĞİL....
ŞEHİR TİYATROSU YAHYA KEMAL'İ NİÇİN ÖPTÜ?

Nedim Saban'ın yazısını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————
 

Aykut Işıklar (ya da Hilmi Bulunmaz'ın koyduğu adla: "Aykut Dokuzışıklar") ırkçılığına karşı gösterdiği samimi demokratik tepkiyi, Üstün Akmen,  nedense, kendi kendine ödül veren Tuncer Cücenoğlu'na karşı gösteremiyor.

 

AKMEN, BİN DEREDEN SU GETİREREK,  CÜCENOĞLU'NU VE KENDİ KENDİNE ÖDÜL VEREN DİĞER JÜRİ ÜYELERİNİ UMUTSUZCA AKLAMAYA ÇALIŞIYOR!

 

Sayın Akmen, sağolsun, bir süredir, (tam olarak, onun Aykut Işıklar ırkçılığına karşı çıkışını yorumlarımızla desteklediğimiz tarihten bu yana)  kendi özel yazılarını ve başkanı olduğu Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin (TEB) bildirilerini bize de gönderiyor. Akmen'i eleştirmek yerine takdirle alkışlamak bize daha çok zevk vermişti. Ama ne yazık ki, Akmen'i (ya da herhangi bir skandal karşısında cesur bir duruş sergileyebilmiş herhangi bir tiyatrocuyu) alkışlama fırsatını ancak yüzyılda bir bulacağımız anlaşılıyor.

Muhsin Ertuğrul tiyatro ödülleri skandalıyla ilgili olarak TEB'in yayınladığı bildiriyi, aşağıda, bir önceki kısa sunuş yazımızda, "çifte standart" belirlemesi yaparak eleştirmiştik. Akmen'in aynı konuda, bu kez kendi imzasıyla yayınladığı yazıyı ise, başlıkta belirttiğimiz üzere, "kendi kendine ödül veren jüri üyelerini eleştirirmiş gibi yaparken aslında kurnazca(!) aklamaya çalışmakla" eleştiriyoruz. Akmen, kendi kendine ödül vermiş duruma düşen, örneğin, Tuncer Cücenoğlu" için, yazısında diyor ki:

Sevgili Tuncer Cücenoğlu, aynı kategoride kendi oyununu oynayan ve okutmanlarından olduğu Müjdat Gezen Tiyatrosuna ve oyununun oyuncu kadrosuna; Dilek Tekintaş, bağlı olduğu kurumdan Mehmet Gürkan’a, Macit Koper’e, Barış Dinçel’e, Duygu Türkekul’a, Çağlar Çorumlu’ya, “Maskeliler” oyununa, “İnek” oyunundaki oyuncu kadrosuna oy verdi mi, vermedi mi diye sorgulama açtım.

Sayın Akmen, demek istiyor ki, Cücenoğlu kendi oyununa oy vermediyse sorun yoktur. Cücenoğlu'nun da üyesi bulunduğu jürinin Cücenoğlu'nu "en iyi yazar" seçmesi, eğer Cücenoğlu kendine oy vermediyse gayet normaldir. Sayın Akmen'in "bu kafayla" Evrensel gazetesi yazarı olması, Evrenselcilerin ve okurlarının bileceği iştir. "Bu kafayı" tercih ediyor olabilirler. Ama Akmen'in "bu kafayla" TEB'i yani tiyatro eleştirmenlerini yönetiyor olması, tiyatromuzda eleştiri diye bir şey bulunmayışının kökeninde ne tür olguların bulunduğunu çarpıcı biçimde belgeliyor. Eleştirmenlerimizin başkan seçtiği zihniyet, tiyatro dışından gariban bir gazeteci suç işlediğinde, tepki verebiliyor; ama tiyatromuzun su başlarını tutanlar suç işlediğinde, yalnızca "örtbas" etme yönünde tepki veriyor. Tıpkı, amatör ve profesyonel tüm Türk tiyatrosunun yaptığı gibi...

Akmen'in yazısını okuduktan sonra, Hilmi Bulunmaz'a demiştim ki: "Akmen, Cücenoğlu ve diğer jüri üyelerine deterjan öneriyor. 'Çıkın, kendi eserinize ya da kadronuza oy vermediğinizi söyleyin, biz de sizi aklanmış sayalım', diyor. Yarın görürsün, Cücenoğlu bu deterjana hemen atlayacaktır. Ama tabii Akmen onları aklanmış saydı diye halkın da sayacağını hiç sanmıyorum." demiştim. Bir konuda yanıldım: Cücenoğlu yarını beklemedi. Hilmi'ye bunu dememden yalnızca saatler sonra, Cücenoğlu, Akmen'in uzattığı deterjanı kapıp kendini Akmen formülüyle aklamaya kalkıştı. (Bakınız: "Cücenoğlu kurban rolünde")

Akmen'i, ya da skandalları "örtbas" işlevini kendine yakıştırabilen tüm tiyatrocuları, bir kez daha kınarken, Akmen'in yazısını okurlarımızın dikkatine sunuyoruz:

TİYATROMUZDA “MUSTABEY ÖDÜLLERİ” VE AÇTIĞI KÖR KUYU

 

NOT: Bu arada ödülü reddetmiş olan Cihan Ünal ile Müjdat Gezen'i tebrik ediyoruz.

————————————
 

 

Öfkeliler ama, yarışmanın hem jüri üyesi hem de en iyi yazar ödülünün sahibi olmak gibi bir kurnazlığa tenezzül edebilen Tuncer Cücenoğlu'nu kınayacak kadar da öfkeli değiller; örneğin, kendilerini kaybedip de Cücenoğlu'nun adını deşifre etmeye kalkışacak kadar öfke krizine kapılmış değiller

 ELEŞTİRMENLER ÖFKELİ: "TİYATRO SANATI SİYASAL TEZGÂHA ALET OLMAMALI"

 

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), "2009-Şişli Belediyesi Muhsin Ertuğrul Tiyatro Ödülleri"nde yaşanan usulsüzlükleri, haber biçiminde hazırlanmış oldukça çifte standartlı bir bildiriyle güya kınadı. Bildiride, bazı suçlular (örneğin kendi organizasyonu eliyle kendine ödül vermiş gibi görünen Şişli Belediye Başkanı  Mustafa Sarıgül) isim vermeden de olsa deşifre edildiği halde, bizzat kendi kendine ödül vermiş olan Tuncer Cücenoğlu'nun suçuna ima biçiminde bile olsa değinilmedi.

Kısacası, seçici kurulu, "etik değerleri hiçe sayan bir tutum sergilemesi" nedeniyle eleştiren TEB'in; kendisinin de etik değerlerle fazla tanış olmadığı, bizzat, etik değerlere özen talep eden o gayrı etik bildiriden bile anlaşılıyor.

TEB'in eleştirel(!) bildirisini, Hilmi Bulunmaz tarafından yazılmış sunuş yazısıyla birlikte okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————


From:

This sender is DomainKeys verified

KAYIPLARIMIZI  İSTİYORUZ  !

( 205. kez Galatasaray’dayız)

 

Bu topraklarda yüzlerce insanı  gözaltına alarak kaybettiler.

Kayıp ailelerini, yakınlarının akıbetini öğrenememenin sonsuz işkencesine mahkum ettiler.

Failleri, yargılama ve cezadan muaf tuttular.

Bizden bunları unutmamızı istiyorlar…

Bizler, İnsan hakları savunucuları, kayıp yakınları ve cumartesi anneleri olarak unutmayacağız. Galatasaray’dan 205. kez, GÖZALTINDA KAYIPLARIN AKİBETLERİ AÇIKLANSIN, FAİLLERİ YARGILANSIN diyeceğiz.

Tüm basın ve kamuoyunu duyarlı olmaya, Cumartesi eylemini desteklemeye çağırıyoruz.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon
 
Tarih : 28 Şubat 2009        (Cumartesi)
Saat  : 12.00
Yer    : Galatasaray Meydanı

 

————————————

 

TEB (Tiyatro Eleştirmenleri Birliği) başkanı Üstün Akmen'in başvurusu üzerine

 

Basın Konseyi, (Hilmi Bulunmaz'ın "Aykut Dokuzışıklar" adını taktığı) ırkçı gazeteci Aykut Işıklar'ı kınama kararı aldı.

 

Irkçı saldırının mağduru Nedim Saban'a geçmiş olsun diyor; demokratik başarısından ötürü sayın Akmen'i kutluyoruz. Haberi, Basın Konseyi'nin ilgili sayfasından okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

Hilmi Bulunmaz, "Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya'nın adını niçin "Örhan Alkaya" olarak değiştirdi?

 

Bulunmaz, son derece haklı gerekçesini, kamera karşısında, eğlenceli bir gösteriyle doğaçlama anlatıyor. Lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

5. GÜNCELLEME

17 Şubat 2009:

 

Benim "tanıtım spotlarımı" önemsemez görünmeye özenmesine karşın; her zaman aşırı önemseyerek "destan gibi" yazılarla cömertçe cevaplamak zorunluluğunu hissetmiş olan Kurhan'a, şimdilik, (spot olmalarına rağmen Kurhan'ın "destanlarının" tersine, afaki konuşmak yerine, bilimsel yöntemleri gözeten, kaynak, belge, link ya da alıntı sunan, içi "dolu") spotlarla cevap vermekte sakınca görmüyorum.

Bir önceki  yazısında, "Yine de, eğer olur da örneğin Büktel’in yazar olarak haklarının çiğnenmesini seyirlik olmanın ötesine taşımayı başarır ve kamusal bir hak arayışına dönüştürürlerse, mütevazılığın sınırlarını zorlamaya çalışan bir destek sunacağımdan emin olabilirler." diyerek şartlı destek önerisi yaparken bile, Büktel'in "ibretlik" mücadelesini kaypak ve kaçamak Mimesis diliyle, "seyirlik" olarak niteleyip sinsice aşağılamaya kalkıştığı için; dünkü yazımda, kendisiyle ittifak kurmayı önemsemediğimi söylemiş, "Siz bana destek olmayı boşverin de kendinizi kurtarın!" demiş ve  Cyrano gibi, "İstemem, eksik olsun!" diye bar bar bağırmış olmama rağmen; bugünkü yazısında Kurhan,  benim ne dediğime hiç kulak asmadan, "akıl ve mantık işleyişine" hiç aldırmadan, kalkıp Büktel'in Fan Kulübüne girmeyeceğini ilan ediyor; "Ne yazık ki benim derdim Büktel’in fanları kulübüne üye olup öz pohpohlama korosuna katılmak değil." diyor. Ben, onun (tıpkı bizi "ihtiyar" diye aşağılamaya kalkıp da bugün kıvırdığı gibi) "gerektiğinde kıvırabileceği biçimde" yaptığı  şartlı öneriyi, "açıkça, mertçe, Türkçe" bir lisanla, "İstemem, eksik olsun!" diye bağırarak reddettiğim halde; konuyu kapatmayı kabul etmeyen Kurhan'ın, fan kulübüme girmeyeceğini söylemesi, bir başka deyişle,  "akıl ve mantık işleyişine" takla attırması; ve bu yeterince komik  değilmiş gibi, bir de kalkıp "Büktel’in o pek rahatsızlık duyduğu 'Mimesis dili' ne yazık ki akıl ve mantık işleyişine dikkat edilmesini buyurmaktadır." diyerek, bu "spotun" kahkaha kreşendosuna yeni bir halka eklemesi, acıklı, çok acıklı...
 
Kurhan'a karşı, boyut kısıtlaması uygulamaksızın rahatça yazmakta olduğum asıl cevabım, çok daha "hisseli ve eğlenceli" olacak. Reklam diliyle söylersek: Bekleyin, çok yakında!

Kurhan'ın, yine hiçbir bilimsellik kaygısı taşımadan, Dede Korkut gibi anlat babam anlattığı, "yorumdan uzak yalana yakın" afaki  "lafların" son ve en eğlenceli versiyonunu okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

Büktel Tanıtım Spotlarıyla İş Görmeyi Bırakıp Sonunda Bir Şeyler Söylemeyi Başardı (mı?)

NOT:

Feridun Çetinkaya'nın, İATP-G'ye ve Ömer F. Kurhan'a karşı yazdığı, müthiş bir okuma lezzeti sunan, "doyurucu" yazıyı okumak için de, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayın:

İATP-G “Bazı” İnsan Hakları İhlallerine Karşı

***
 

4. GÜNCELLEME

16 Şubat 2009:

 

Kurhan gündelik alışkanlık haline getirdiği, kolay yazılmış, kanıtsız, kaynaksız, linksiz, belgesiz cevap yazılarının sonuncusunda, sırf gerçek sandığımız bir şahsın gerçek çıkmaması nedeniyle (iki gün sonra düzeltme yapıp okurları uyarmamıza rağmen) bizi "magazinci", "dedikodu yazarı", "ihtiyar", "sıradan" gibi (geniş bir yazıyla hepsini cevaplayacağımız) sıfatlarla aşağılamaya devam etmesinin yanında; nihayet zurnanın zırt dediği noktalara (TAKSAV skandalı ile Özdemir Nutku skandalına ) değinmek cesaretini(!) de gösteriyor. Tabii ki, aslında görmek istemediği bu skandallara değinirken, Kurhan, bir süredir kullanmakta olduğu, nispeten açık, berrak ve net iletişim dilini terk etmek ve yine, yıllardır karakterinin bir parçası haline getirdiği, (hani şu açıklamaktan çok örtbas etmeye, anlaşılmaktan çok derin ve anlaşılmaz görünmeye yarayan)  takur tukur, bulanık, gayritabii, kaypak, kaçamak, akademik taklidi (çakma akademik) Mimesis diline ricat etmek zorunda kalıyor ve Hilmi'nin dikkat çektiği TAKSAV skandalı iddiasına, (karmaşık yazmayı ve kulağını mümkün olan en ters yönden göstermeyi erdem sanan bir heveslinin) aşağıya aktardığımız şu grameri gayet bozuk cümlesiyle) cevap verirmiş gibi yapıyor:

 

"ne Halman’ın faşist bir entelektüel ne de TAKSAV’ın faşizmin taşıyıcı öznesi bir kurum olduğunu gösterme yolunda tek bir adımın dahi atılamadığını görüyorum."

 

Peki, sayın Kurhan, Halman'ın "12 Mart faşizminin bakanı" olduğunu görüyor musun? Elbette, görüyorsun. Ama yazında bunu telaffuz etmeye, durup dururken okurlara bir kez daha hatırlatmaya yanaşmıyorsun. Oysa, Hilmi, bu konuda onlarca yazı yazdı ve her yazısında "12 Mart faşizminin bakanı" diye bar bar bağırdı. Ama sen, Hilmi'ye sağır kulağı verdiğini belli edercesine, yazının içinde ne "12 Mart faşizminin bakanı" ibaresini, hatta ne de "12 Mart" kavramını, bir kez dahi telaffuz etmiyor, 12 Mart'ı açıkça görmezden geliyor; tartışma zeminini kaydırarak, konuyu saptırarak,  Hilmi'nin iddiaları hakkında okurları yalnızca yanıltmaya çalışıyorsun. "Dedikodu yazarı" diye nitelediğin Büktel, şu kısacık yazılarında bile, kanıtsız, kaynaksız, belgesiz konuşmazken; sen, hayatın boyunca yaptığın gibi, kanıtsız, kaynaksız, belgesiz, desteksiz atıyor; ancak çevrendeki toy gençleri tavlayabilecek, o "çakma akademik" ifade kabızlığınla, yalnızca afaki biçimde ahkam kesiyorsun.

 

Sonra da kalkmış bana, yine o ifade kabızı, o eşek arısı sokasıca Mimesis diliyle "Yine de, eğer olur da örneğin Büktel’in yazar olarak haklarının çiğnenmesini seyirlik olmanın ötesine taşımayı başarır ve kamusal bir hak arayışına dönüştürürlerse, mütevazılığın sınırlarını zorlamaya çalışan bir destek sunacağımdan emin olabilirler." diyerek, o çarıklı erkânıharp kurnazlığınla, gerektiğinde kıvırabileceğin biçimde, Özdemir Nutku iftirası konusunda bana destek sunmak üzere, ne idiği belirsiz, anlamsız, karşılığı yalnızca senin bulanık zihninde mevcut, trıçkadan bazı şartlar ileri sürüyor, benimle pazarlığa girmeye kalkıyorsun. İftirayı görmeyi kabul ederim ama şartlarım var, diyorsun. Eğer (ne olduğunu açıkça, mertçe, Türkçe telaffuz etmeye yanaşmadığın ama sana karşı yazmakta olduğum cevap yazımdan vazgeçmemi de gerektireceğini tahmin ettiğim, o her türlü "yoruma açık") şartlarını kabul edersem; iftirayı "göreceğini" ve iftiraya  karşı bana "âdeta'yı aşmayacak ölçüde" bir destek (Mimesis diliyle söylersek, "mütevazılığın sınırlarını zorlamaya çalışan bir destek")vereceğini söylüyorsun!

 

Sence ben bugünkü Türk tiyatrosu kadrolarıyla ittifak kurmayı amaçlayan birine benziyor muyum? Daha birkaç gün önce "Kazmacıbaşı'nın yanardöner karakteri" başlıklı bir yazıda "...tiyatromuzda 'makul ve dürüst' insan sayısı, bir parmağı kopuk bir elin parmak sayısını bile geçmemektedir." demiş olan ben, ittifak arayan, imza toplayan biri  olabilir miyim? Hele iftirayı kayıtsız şartsız kınamak yerine; kınamak için şartlar (hem de ne idiği belirsiz şartlar) öne süren birini kazanmayı önemseyebilir miyim? Sizler, sanatçı adayları olarak, iftiraya doğuştan karşı olmalıydınız. İftira karşıtlığını genlerinizde taşımalıydınız.

 

Siz bana destek olmayı boşverin de kendinizi kurtarın! Çünkü önünüzde iki seçenek var: Ya iftirayı görecek ve gördüğünüzü "adeta'yı aşmayacak ölçüde" değil, "açıkça, mertçe, Türkçe" belli edeceksiniz; ya da iftirayı görmezden gelecek ve tombaladan çektiğiniz sıfatları art arda dizerek, "Coşkun Büktel, dedikodu yazarı, ihtiyar, magazinci, sıradan, üşütük, kel kafalı, ciddiyetsiz, terbiyesiz, ehliyetsiz, kıskanç, cahil, yeteneksiz, bir ayağı çukurda, seri katil, sübyancı bir yazar müsveddesidir. İftirayı o yüzden görmüyoruz. Coşkun Büktel'i Coşkun Büktel'e rağmen savunmak mümkün değil ki!..." diyecek; bu bahanelerle, kendinizi ve çevrenizdeki üç-beş toy genci kandırmayı başarsanız bile, üç yıldır kör taklidi yaparak iftirayı görmezden gelmenin dayanılmaz hafifliğinden kurtulamayacaksınız.

 

Siz bana rağmen beni savunmak gibi problemlere kafa yormak yerine, entelektüel  tutarsızlığınızı örtbas etmenin daha olgun ve inandırıcı yöntemlerini bulmaya bakın!

Ama Can Yücel şiirinde dendiği gibi, "Ne kadar rezil olursak o kadar iyi" diyorsanız, o başka...

 

Ben, iftirayı görmek için önerdiğiniz o rezil pazarlığa, Cyrano'nun cevabını veriyorum:

 

"İstemem, eksik olsun!"

 

Kurhan'ın yeni cevap yazısını okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

Habercilik Adına Yola Çıkıp Dedikodu Enkazı Altında Kalmak İstemeyenlerin İlgisini Çekebilecek Bir Değerlendirme

 

***

 

3. GÜNCELLEME

14 Şubat 2009:

 

Ömer F. Kurhan, birkaç cümlelik sunuş yazılarımızı bile, cömertçe cevaplamaya devam ediyor; Bulunmaz ve Büktel'in sitelerinde Esatoğlu tacizine karşı çıkan onlarca yazı varken (bkz ve bkz) bar bar bağıran karşı kanıtlara kulak asmaksızın, "Bulunmaz ve Büktel şu taciz karşıtı kampanyayı didikleyip yıpratma isteğiyle yanıp tutuşmuşlar" gibi "yorumdan çok, yalana yakın duran" ifadelerle, niyetimizi kasıtlı ve amaçlı olarak yanlış okumaya ve bu yanlış okumalara dayanarak, (kanıt, belge, kaynak göstermek, link vermek gibi bilimsel yöntemlere pabuç bırakmadan; bu bilimsel yöntemlerin fanatiği olan Büktel'i "magazinci" diye nitelemek gibi hafifliklerden de hiç   sakınmadan) bizi, kendince yakıştırdığı birtakım sıfatlarla aşağılamaya çabalıyor. Olsun! Biz, bu çabaları da okurların dikkatine sunmakta yarar görüyoruz.

 

Kötü niyetli yazıları, hatta (son günlerde gönderdikleri özel mesajlarda tıpkı Kurhan gibi bizi "ihtiyar" diye aşağılamakta olan) isimsiz sapıkların yalan ve iftiralarını bile; hatta hatta, bizi dansöz kıyafeti giymiş gösteren fotomontaj iğrençliklerini bile, "sıfır sansür" inancımız gereği, geçmişte, hem de ana sayfadan, nasıl yayınladıysak (Bkz); bu yayınlarla Türk tiyatrosunda saatin kaç olduğunu veya tiyatromuzun hangi vahim ölçüde çürümüş bulunduğunu kavramak açısından okurlarda bilinç oluşturduğumuza nasıl inandıysak; Kurhan'ın beğenmediğimiz ve hak ettiği çaptaki cevabı mutlaka vereceğimiz, son yazısını da aynı "sıfır sansür" anlayışıyla okurlara sunuyor; yayınlarımızda, "sıfır sansür" nedeniyle dezenforme olmayacak ve "sıfır sansür" talep edecek "yetişkin" bir okur kitlesi hedeflediğimizi, kamusal yararı "sıfır sansür" anlayışında gördüğümüzü  belirtiyoruz.  Hedef kitlemizin, "sıfır sansür" anlayışımızı yıpratmak amacıyla, "öyleyse porno da yayınlayacak mısınız?!" gibi dangalakça sorularla bizi taciz etmeye kalkışmayacaklarına güveniyoruz.

 

Bu güvenle dikkatinize sunduğumuz Kurhan'ın son yazısına, ileride şu ya da bu biçimde sansür edilmesi/değiştirilmesi endişesinden tümüyle uzak kalmak için, en güvenilir ve sürprizlere kapalı siteden link veriyoruz. Kurhan'ın son yazısını okumak için lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

Nihayet Mesele Anlaşıldı
 

***

 

2. GÜNCELLEME

13 Şubat 2009:

 

Ömer F. Kurhan, aşağıdaki kısacık sunuş yazımızı, yeni bir yazıyla cömertçe cevaplamış. Şu an, Kurhan'ı ilk fırsatta ayrıntılı cevaplayacağımızı tekrar etmekten ve Kurhan'ın yazısını bir an önce okurların dikkatine sunmaktan başka bir şey yapamıyoruz.

Kurhan'ın, (Emrah Özlek yazısındaki tek bir maddeye karşı çıkarak, yazıdaki diğer bütün iddiaların doğru olabileceği hakkında, en azından bizde, kanaat uyandıran) yazısını okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız: 

 

Dedikodu Enkazı Altında Dezenformasyon Hizmeti Vermek

 

NOT: Konuyla ilgili Emrah Özlek'in Hilmi Bulunmaz'a gönderdiği ikinci yazıyı okumak için ise, lütfen şu başlığı tıklayınız:

Cevap alamadığım cevaba cevabımdır!
 

 

***

 

GÜNCELLEME

12 Şubat 2009:

Emrah Özlek'in aşağıda sunuşunu yaptığımız yazısıyla ilgili olarak; Ömer F. Kurhan'ın (Büktel ve Bulunmaz yayıncılığını eleştirerek, Büktel ve Bulunmaz'ı "bireysel" ya da "sorumsuz" olmakla suçlayan ve Emrah Özlek'i sansür etmeyişleri yüzünden Büktel ve Bulunmaz'ı kınayan) yazısını okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

Açıklığa Kavuşturulması Gereken Bir Nokta: Bulunmaz ve Büktel Haber ve/veya Yorumdan Neyi Anlıyorlar?
 

 

NOT: Bu yazımız, bir cevap değil, yalnızca bir sunuş yazısıdır. Kurhan'a ve okurlara vadettiğimiz cevabımıza bu konuları da elbette dahil edeceğiz; ama ne yazık ki, bugünlerde vaktimiz kendini yoğun biçimde dayatan pek çok konunun ancak bazılarına ve ancak bu çapta tepki vermeye yetiyor. CB.

 

***

 

İnsanlar konuşuyor

Tiyatro ÖKM eski üyesi Emrah Özlek'ten, İATP-G, TAKSAV, Esatoğlu tacizi ve Ömer F. Kurhan hakkında, "bir kısmı yeni ve ilginç" suçlama, savunma ve açıklamalar...

 

Tiyatro ÖKM (İstanbul Üniversitesi, Öğrenci Kültür Merkezi Tiyatrosu) eski üyelerinden Emrah Özlek'in, Hilmi Bulunmaz'a gönderdiği yazıyı, makul ve mantıklı bulduk ama yeterince ikna edici bulmadık. Özlek de, tıpkı suçladığı Kurhan gibi, suçlarken gayet inandırıcı olabildiği halde; savunma yaparken, inandırıcı olamıyor.

Özlek, örneğin, Kurhan'ı ve İATP-G'yi TAKSAV skandalına kör bakmakla suçlarken gayet inandırıcı olabilirken; Esatoğlu tacizini savunmaya kalkıştığında, tacize uğramış ve sayıları birden çok fazla mağdurun tanıklıklarına karşı ikna edici somut bir şeyler söylemek yerine, Esatoğlu'nun zamanında yaptığı "Clinton talimatı" biçiminde özetlenebilecek açıklamayı (ki konuyla ilgisiz bulduğumuz için  zamanında  eleştirmiştik −bkz: "Tacizlerin mağdurları ve tanıkları konuşmaya devam ediyor."−) Esatoğlu ağzından tekrarlamakla yetiniyor ve bu da Özlek'i doğal olarak, savunmada gayet yetersiz kılıyor.

Aynı biçimde, Kurhan da, örneğin, sansüre karşı bir tutumla Özgür Başkaya'ya karşı çıkarken gayet net ve  açık bir dil kullanmaktan kaçınmadığı için gayet ikna edici olabildiği halde (Bkz: "Özgür Başkaya’nın Sansür İddiasına Yanıtı: Biz Yaptık Oldu!"); TAKSAV'ın Talat Halman skandalını (Bkz) savunmaya kalkıştığında, o bilinen kaypak ve kaçamak Mimesis diline başvurmak zorunda kalmış ve asla ikna edici olamadığı gibi, kendi entelektüel kimliğine ilişkin de acıklı bir görünüm  yaratmıştı. (Bkz, bkz, bkz ve bkz) Hele Özdemir Nutku skandalına sözde müdahale ediyormuş gibi yapmaya kalkıştığında, Kurhan'ın o acıklı görünümü daha da vahim bir hal almıştı (Bkz). (Bu konuda Kurhan'ı ayrıntılı cevaplayacak yazımız hâlâ tamamlanmadığı için, Kurhan'dan ve ilgili okurlardan bir kez daha özür diliyoruz.)

Emrah Özlek'in, söz konusu skandallara bir nebze daha aydınlık getiren suçlama, açıklama ve savunmalarını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

"Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya"

Gülten Akın

 

Hilmi Bulunmaz'ın  "Yeni 3. Abdülhamid" lakabıyla tanımladığı, benim ise "4. Abdülhamid" lakabını daha uygun  bulduğum Can Törtop, tüm eleştirilere rağmen, sansürcü alışkanlıklarını inatla koruyarak, lakabına sahip çıkıyor.

 

tiyatrodunyasi.com adlı sitesinde "Van Gogh" adlı oyunu tanıtırken, tanıtma yazısının hem de başlığında yanlışlık yapan; üstelik yanlışı  başlıktaki en kritik  sözcükte, tanıtılan oyunun ve dünyanın  en ünlü ressamının adında yaparak,Van Gogh yerine Van Gogn yazan Can Törtop; Hilmi Bulunmaz'ın uyarı yazısından tam 5 gün sonra, düzeltme yaptı. Ama ne yazık ki, 4. Abdülhamid zihniyeti,  düzeltme yaparken Törtop'un uygar ve demokratik kurallara uymasına izin vermedi. Törtop, 4. Abdülhamid lakabının hakkını vermeye kim bilir ne kadar kararlı olmalı ki; uyarısı için Bulunmaz'a teşekkür etmeyi aklından bile geçirmediği gibi, söz konusu metinde düzeltme yaptığını belirtmek gereğini de duymadı. 4. Abdülhamid (ya da Törtop) düzeltmesini, "kimselere çaktırmadan", "sessizce" ve "gizleyerek" yaptığı için, hem okurlarını eşşek yerine koymuş oldu, hem de (kendisini uyararak düzeltme yapmasını sağlayan) Bulunmaz'ı, yalan yayın yapmış gibi bir duruma düşürdü. Törtop'un, bu tür inceliklere kafayı taktığını, kulak astığını, Bulunmaz'a yaptığı haksızlık yüzünden herhangi bir rahatsızlık yaşadığını hiç sanmıyoruz. Bizce Törtop'un vicdanı da, şu an, herhalde, Midhat Paşa'yı Taif'te boğduran 2. Abdülhamid'in vicdanı kadar rahattır.

Haberin ayrıntıları için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

Fevzi Günenç, (1975'te, Emmanuel Robles'in "Montserrat" adlı ünlü oyununu "Özgürlüğün Bedeli" adıyla Türkçe'ye çevirmiş olan) şair Kaya Öztaş'la, bir zamanlar Gaziantep'te giriştiği bir tiyatro macerasını, tatlı tatlı anlatıyor.

 

Günenç ve Öztaş'ın, gayet hüzünlü ve nostaljik Gaziantep Cep Tiyatrosu macerasını okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

Bir zamanlar Gaziantep'te bir Cep Tiyatrosu vardı  

 

————————————

 

Hilmi yine döktürüyor!

Bulunmaz, Aykut Işıklar'ın adını değiştirdi:

"Aykut Dokuzışıklar"

 

Kâzım Şimşek'le birlikte her Pazar günü yapmakta olduğu video konuşmalarının, dünkü bölümünde, Hilmi Bulunmaz, meddahlık ve hitabet yeteneğinin bir kez daha doruklarındaydı.

Konuşmasında, son günlerin art arda patlayan tiyatro skandallarına, tamamen doğaçlama olarak, doğru, haklı, samimi ve oldukça da "seyirlik" tepkiler veren Bulunmaz'ın dünkü konuşmasını, mutlaka izlemenizi öneriyoruz.

Hilmi'nin, tamamen doğaçlama konuşmasında, Aykut Işıklar tarafından Nedim Saban'a yöneltilen ırkçı saldırıyı "Aykut Dokuzışıklar" esprisiyle unutulmaz kılarak protesto ettiği o yaratıcı dakikalara tanık olmak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!   

 

————————————

 

Artık "tabela kurum" olmaktan sıkılmış görünüyorlar:

 

TEB SUÇLUYOR!

 

Türkiye Eleştirmenler Birliği (TEB), Aykut Işıklar ve Atilla Olgaç skandalları hakkında, (bu kez "kendi kurum imzalarıyla") yeni bir bildiri yayınlayarak, konuya duyarsız kalan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi’ni suçladı. TEB'den gelen bildiri metnini okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ!

 

NOT:

Aykut Işıklar skandalı hakkında Orhan Aydın'ın yazısını okumak için ise, aşağıdaki başlığı tıklayabilirsiniz:

HARAMİLER SOFRASI

 

————————————

 

 

Güncelleme:

AKMEN'İN AÇIKLAMASI

Aşağıdaki yazımızla ilgili olarak, sayın Akmen'in gönderdiği açıklama notu üzerine aramızda gerçekleşen yazışmayı okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ!

 

***

 

Bir devr-i şeâmet: yine çiğnendi yeminler;

 

 

Çiğnendi, yazık, milletin ümmîd-i bülendi!
 

 

Kaanun diye topraklara sürtüldü cebinler;

Kaanun diye, kaanun diye, kaanun tepelendi...
 

       (Tevfik Fikret,     "Doksan Beşe Doğru" başlıklı şiirinden)

 

Aykut Işıklar,  "Sakın ırkçılık yapıyorum sanmayın", "Sakın ırkçılık yapıyorum sanmayın" diye diye, ırkçılığın dik âlâsını yapıyor!

 

Sırf Musevi olması ve tatlıcı dükkanları da işletmesi nedeniyle, tiyatrocu Nedim Saban'ı tiyatrocu saymama küstahlığında  bulunarak ve küstahlığını Saban'a "Gazze görevleri" verme boyutuna ulaştırarak, en temel insan haklarını "tepeleyen" Aykut  Işıklar; (eğer rivayet değilse) Üstün Akmen'in başkanı olduğu TEB (Tiyatro Eleştirmenleri Birliği) adlı (etliye sütlüye karışmamakla maruf) tabela kurum tarafından bile şiddetle protesto edilmiş.

(Ama nedense, var olduğu rivayet edilen o TEB protestosunun tam ve asıl metnini TEB'in sitesinde bile görebilmiş değiliz.)

Haberi, tüm detayları ve linkleriyle  okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————

 

2. GÜNCELLEME

24 Ocak 2009:

 

Mustafa Demirkanlı'nın uyarısı üzerine aşağıdaki ilk güncelleme yazımızda yer alan şu ifadeye açıklık getirmeyi uygun bulduk:

Mustafa Demirkanlı'nın, (benim yazımdaki yalnızca ana fikri değil, yer yer "bazı cümleleri de", ismimi vermeksizin aynen aşırarak)

Demirkanlı, benim yazımdaki ana fikri "aynen" aşırmış ama aynı ifadeleri kullanmış olsa bile, cümlelerinde değişiklikler yapmayı ihmal etmemiştir.

Ne de olsa, ben "sansür" de "idari bir karar"dır demişim, Demirkanlı ise, "tam tersine"(!) Her "sansür" bir “idari karardır” demiş. 

Fikirlerimizi aşıran Demirkanlı'dan değilse bile, yanıltmış olabileceğimiz okurlardan özür dileriz.

Demirkanlı'nın aşırma suçunun kanıtlarını görmek için, lütfen... TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME

12 Ocak 2009:

Aşağıdaki yazımızın konusuyla ilgili olarak, Mustafa Demirkanlı'nın, (benim yazımdaki yalnızca ana fikri değil, yer yer "bazı cümleleri de", ismimi vermeksizin aynen aşırarak) güya yazdığı,  "SANSÜR MÜ? İDARİ KARAR MI?" başlıklı (bir sürü imla bilgisizliğiyle −hatasıyla değil− malul) yazıyı okumak için, lütfen... TIKLAYINIZ!

***

Kenan Işık'ın, Orhan Alkaya'yı yıpratmaktan çekinmeksizin, "Yedi Tepeli Aşk"ı "faşizan ve incitici" bulduğunu açıkça söyleyebilmesine rağmen; (Can Doğan'ın "hiç utanıp sıkılmadan", "dosdoğru bir adam" olduğuna "şehadet" ettiği) Kazmacıbaşı Orhan Alkaya, peyniri ağzından bırakmaya bir kez daha cesaret edemiyor":

Bana, "Kenan Işık oyunumuzu faşizan buldu", dedirtemezsiniz! Bana, bir oyunu süresiz kaldırmamın "sansür" olduğunu söyletemezsiniz!Ben sansüre sansür demem, "idari bir karar" derim.

"Yedi Tepeli Aşk" adlı oyuna yönelik mahalle baskısına boyun eğen Kazmacıbaşı Orhan Alkaya, baskılar karşısında, kurum çalışanlarının emeği ve halkın parası harcanarak ortaya çıkarılmış sahne eserini sansür etmekten başka "önlem" düşünemediği için, oyunu süresiz olarak gösterimden kaldırdı. Milliyet'ten Miraç Zeynep Özkartal'a verdiği röportajda Kazmacıbaşı, süresini belirtmediği bu kaldırmanın bir sansür ya da iptal değil, bir "ara verme" olduğunu söylüyor ve bu "ara verme"yi sansür değil, "idari bir karar" biçiminde tanımlıyor. 

Bilindiği üzere, "sansür" de "idari bir karar"dır ve sevimsiz çağrışımlardan sakınmak için "idareciler" sansür kararlarını sansür olarak nitelemeye asla yanaşmazlar. Örneğin, on yılı aşkın süre önce, Erol Keskin'in İstanbul DT'de konuk yönetmen olarak yönetmekte olduğu "Cem Sultan" adlı oyun da, DT yönetimi tarafından iptal edilmiş, ama bu iptal kararı kamuoyuna iptal olarak değil, "erteleme" olarak duyurulmuş, yine süre verilmemişti. O süresiz ertelemenin süresi, on yılı aşkın zamandır hâlâ daha dolmuş değil. Sizce Erol Keskin o ertelemenin sona ermesini beklemekten kaç gün sonra  vazgeçmiştir? (Bu konuya on yıl önce de değinmiştim. Bakınız: Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar, 1998, sayfa 349.) 

Özkartal'ın soruları karşısında, Süleyman Demirel'den öğrendiği taktikle, "peyniri ağzından bırakmamak" ya da hakikati ağzından kaçırmamak dışında hiçbir şey yapmayan Kazmacıbaşı Orhan Alkaya, belli ki, genel sanat yönetmenliği koltuğunda kendini bir rodeocu gibi hissediyor ve koltuğun üstünde birkaç saniye daha kalabilmek için, her türlü "kıvraklığa" tenezzül etmeyi "idarecilik" sanıyor.

Alkaya'ya hayat dersi: Siz sansüre ister "idari bir karar" deyin, ister "karpuz" ya da "peştemal" deyin; sansür, sansür olmaktan çıkmaz.

Özkartal'ın Kazmacıbaşı'yla yaptığı "Sansür yok sadece önlem" başlıklı röportajını tiyatroyun sitesinde gördük. Gördüğümüz sayfaya link veriyoruz:

Sansür yok sadece önlem

————————————

 

"Kurtlar Vadisi"nin Kılıç'ı, 45 yıllık tiyatro sanatçısı Atilla Olgaç, Kıbrıs'taki askerliği sırasında işlediği savaş suçlarını itiraf etti:

 

"İlk öldürdüğüm çocuk 19 yaşında, esir düşmüş bir askerdi. Elleri arkadan bağlıydı. Silahı yüzüne doğrulttuğumda yüzüme tükürdü. Alnından vurdum, öldü. Sonra 9 kişiyi daha öldürdüm."

 

Yukarıdaki itiraf ne denli vahim olursa olsun, itirafın Milliyet'te çıkan haberi altına yazılmış bazı okur yorumları Olgaç'ın itirafından çok daha tüyler ürpertici, çok daha vahim... O yorumları okuduğunuzda, Türkiye'deki insan malzemesinin kalitesi hakkında umutsuzluğa düşmemek hiç kolay değil. İnsanın yüreğine su serpen normal ve insancıl yorumlar da var ama, çoğu yorumlar, ne yazık ki, aşağıda örneklerini sunduğumuz kafa yapısını yansıtıyorlar:

 

"...bende olsam bende sıkardım."

"...Bence en dogrusunu yapmış emir emirdir. (...) Vatan için herşey mübahtır. Aynısı benim başıma gelse hiç affetmem."

"...iyi yapmış az yapmış..."

"Yahu Şunu anlamıyorum, Şavaşın Kuralımı olur. Kural Hayatta Kalmaktır...."

" Gelir diye yolu gözlenen, öldürse de çok sevilen, bizden biri Atilla Olgaç. Üstada selam olsun."

"Filistin de öldürülen çocukların resimlerini gazetelerde görmüşsünüzdür. Onları bu şekilde öldürenle karşılaşsanız ne yapardınız?"

"...herkesi bi odaya toplayıp yakan rumlara bu müstahak"

"...bence dogru yapmıs az bıle oldurmus"

"itiraf edecek birşey yok. gerekiyorsa 10 değil ne kadar vatan düşmanı varsa öldürülür. ister alnından ister karnından. sanatcımız gerekeni yapmış. helal olsun."

"o zaman savaştan korkanlar, nasılsa bunlar bizi öldürmez deyip gelsin esir olsunlar. ekmek elden su gölden yaşarlar işte. bundan daha saçma bişey yok."

"Mevzu bahis vatansa gerisi teferruattır. Yapacak bir şey yok."

"Gerektiğin de vatan uğruna öleceğiz de öldüreceğizde. Aksi durumda yok oluruz."

"ne var bunda savaş bu. ya ölürsün ya öldürürsün. takmayın kafanıza atilla bey. siz bir kahramansınız."

"Şimdi bir de
bunu için özür dilemeyelim"

 

"Sol memenin altındaki cevahir"i tamamen karartmamak için, şimdi birkaç örnek de, karşı fikirlerden verelim:

 

"Eğer hala bu durumu savunup savaştır, vatan içindir diyenler çıkıyorsa insanlığından şüphe duysun. adam esir öldürdüm diyor. hem bunları söyleyip sonrada biz soykırım yapmayız diyemezsiniz."

"Bana öyle emir verecek olsalar ben gider kendi kafama sıkarım!"

"...Esir duşmuş bir duşamana nasıl kurşun sıkarsın. Türkün karakterinde ve örfünde varmıdır."

"Bu adamın yargılanması gerekir hemen. Savaş suçunu itiraf ediyor. Bunun zaman aşımı yok. Savcıların bunu işleme koyması gerek. Göreceğiz bakalım ne olacak"

"savaş olması bir şey değiştirmez, cinayet cinayettir."

"Esir birini öldürmek korkaklıktır.
üzerine hiçbir bahane yazılamaz, söylenemez."

"Elleri kolları bağlı birini
öldürmek düşülebilecek en aşağılık durumdur. olgaçın söylediklerinden bunun bir istisna olmadığı anlaşılıyor."

"Gerçekten elleri bağlı bir insan yüzüne tükürdü diye öldürüldüyse yazıklar olsun diyorum bu ne müslümanlıkla ne türklükle ne de insanlıkla bağdaşır. . . "

 

Haberi ve yorumların "tümünü" okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————

 
 

Bir devr-i şeâmet: yine çiğnendi yeminler;

 

 

Çiğnendi, yazık, milletin ümmîd-i bülendi!
 

 

Kaanun diye topraklara sürtüldü cebinler;

Kaanun diye, kaanun diye, kaanun tepelendi...
 

       (Tevfik Fikret,     "Doksan Beşe Doğru" başlıklı şiirinden)

 

Aykut Işıklar,  "Sakın ırkçılık yapıyorum sanmayın", "Sakın ırkçılık yapıyorum sanmayın" diye diye, ırkçılığın dik âlâsını yapıyor!

 

Sırf Musevi olması ve tatlıcı dükkanları da işletmesi nedeniyle, tiyatrocu Nedim Saban'ı tiyatrocu saymama küstahlığında  bulunarak ve küstahlığını Saban'a "Gazze görevleri" verme boyutuna ulaştırarak, en temel insan haklarını "tepeleyen" Aykut  Işıklar; (eğer rivayet değilse) Üstün Akmen'in başkanı olduğu TEB (Tiyatro Eleştirmenleri Birliği) adlı (etliye sütlüye karışmamakla maruf) tabela kurum tarafından bile şiddetle protesto edilmiş.

(Ama nedense, var olduğu rivayet edilen o TEB protestosunun tam ve asıl metnini TEB'in sitesinde bile görebilmiş değiliz.)

Haberi, tüm detayları ve linkleriyle  okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

————————————

 

Ömer F. Kurhan, "Özdemir Nutku skandalı"nı görmezden gelenler kulubünde kalmayı kendine yediremiyor; bu yüzden, hatta Nutku'yu eleştirmeye bile cesaret ediyor, ama skandalın özünü oluşturan iftirayı net olarak görmeye ve göstermeye, ilginç biçimde, hâlâ daha yanaşmıyor

Kurhan'ın Bulunmaz'a yanıtının başat unsuru: "Özdemir Nutku skandalı"

Kurhan tarafından, Hilmi'ye yanıt olarak yazılan yazı, (Büktel'in yanıtını gerektiren) yanılgılar ya da yanıltmalarla dolu. Kurhan'ın (ilk fırsatta yanıtlayacağımız) yazısını okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

Hilmi Bulunmaz’a Yanıt: Tiyatro Alanında Hak ve Özgürlükler Mücadelesi

————————————  

Kanıt ve belge göstermeksizin, karşı kanıt ve belgelere aldırmaksızın, keyfi (karakuşi) yargılarla tiyatro yazısı yazılamayacağını, ilkokul mezunu Hilmi Bulunmaz gayet iyi biliyor, ama "koskoca" profesör(!) Ayşegül Yüksel nedense hâlâ öğrenememiş görünüyor.

HİLMİ BULUNMAZ, (TAKUR TUKUR BİR TÜRKÇE'YLE SHAKESPEARE ÇEVİREN) TALAT HALMAN'LA  "KIVANDIĞI" İÇİN, AYŞEGÜL YÜKSEL'İ BAĞIŞLAMIYOR

Bir profesör, bilimsel ya da sanatsal (tiyatral) bir konuda somut verileri bir yana bırakarak, sosyal ilişkilerini, sosyal çıkarlarını gözeterek yargıya varmakta sakınca bulmaz hale gelmişse; artık, örneğin, Talat Halman'ı değerlendirirken, onun yaratıcı bir yazar  olmadığına, onun Shakespeare çevirilerinin şiirsellikten yoksun olduğuna ilişkin somut kanıtları görmezden gelir. Artık, Halman'ın yalnızca (bir amiral oğlu olmak sayesinde) neredeyse "doğuştan" kazandığı sosyal statüsüyle ilgilenir,  yalnızca o statüye önem atfeder ve sonuçta Halman'a dair yazdığı her cümle hakikatin ışığıyla okurları bilinçlendirmeye yönelmekten çok, özendiği o statünün sahibiyle iyi ilişkiler geliştirmeye yönelir.

Hakikati böylesine umursamaz hale gelmiş, ideallerini böylesine kaybetmiş bir profesörün (ya da yazarın) artık hakikatle tek ilişkisi, onu örtbas çabasından ibarettir. Bu hale düşmüş bir "kültür insanı"(!)kalemini artık aydınlatmak için değil, karartmak için kullanır. Artık yazmaktaki asıl amacı halkı hakikatle   bilinçlendirmek değil; tam tersine, hakikati örtbas ederek, halkın bilincini köreltmek, halkı dezenforme etmektir.

Ben, Talat Halman'ın Shakespeare'i kötü çevirdiğini, dolayısıyla Halman'ın beni "kıvandırmadığını" söylerken, yalnızca "lafla" yetinmedim; söylediklerimi somut verilerle kanıtlamayı gereksindim. (Bakınız: "Shakespeare'in tüm sonelerini Türkçe'ye çevirmesiyle tanınan 12 Mart'ın kültür bakanı Talat Sait Halman, sone çevirilerinde, TAKSAV emek ödülünü hak edecek kadar başarılı mıydı?")

Oysa Prof. Ayşegül Yüksel, bilimselliği hiç umursamaksızın, bizim ortaya koyduğumuz somut kanıtları hiç takmaksızın, Talat Halman'ın sosyal statüsüne gönderilmiş bir selam (rüşvet) olmaktan başka hiçbir anlam veremediğim gayet karakuşi bir yargıyla diyor ki: 

"Bu yılın festival ödülleri Türk tiyatrosunu kıvandıran iki sanat insanına gitti. Onur Ödülü Haluk Bilginer'in, Emek Ödülü de Talat Sait Halman'ın oldu."

Haluk Bilginer'e kimsenin bir itirazı bulunduğunu sanmıyorum. Ama Talat Sait Halman'a yönelik itirazları artık sağır sultan bile duydu. Buna rağmen sayın Yüksel diyebilir ki:

"Halman'a yönelik itirazlar, onun siyasal kişiliğine ilişkin... Halman'a soldan yöneltilen bu siyasi itirazlar beni ilgilendirmiyor. Ben solcu değilim. Ya da solcu olsam bile, Halman'ı siyasal kimliğiyle değil, sanatsal kimliğiyle değerlendiriyorum."

Sayın Yüksel, böyle bir savunma yapsa bile, bilimdışılıktan kurtulamıyor. Çünkü, Hilmi Bulunmaz her ne kadar Halman'a karşı siyasi bir itiraz başlatmış olursa olsun (Bakınız: "Bulunmaz, "12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat S. Halman") benim Halman'a itirazım, siyasi olmaktan çok, sanatsaldı ve sanatsal verilerle kanıtlanmıştı.

Ama Prof. Ayşegül Yüksel, ne siyasal ne de sanatsal verileri umursuyor. Hepsini görmezden gelerek, karakuşi yargıyı basıyor ve ne yargısını kanıtlamak ne de karşı kanıtlarla hesaplaşmak zahmetine katlanıyor.

Bu kadar hatalı bir şoföre, "ehliyeti" nerden aldığı sorularak zılgıt çekilir; ama kimsenin aklına, sayın Yüksel'in diplomayı nerden aldığını sormak gelmiyor. Çünkü onun yüksek yerlerde dostları var.

Sayın Ayşegül Yüksel'in ve Yüksel gibilerin, "ağzında gümüş kaşıkla doğmuş" o "yüksek", "erguvani" dostları, ne pahasına kazandığını artık biliyorsunuz.

Sayın Yüksel'in sade suya tirit yazısını ve Bulunmaz'ın o yazıyı değerlendiren (çok daha önemli) sunuş yazısını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

NOT: Bu, sayın Yüksel'in bilimdışılık sicilindeki ilk vukuat değil. Ayşegül Yüksel'i ben ve Feridun Çetinkaya, bilim dışı davranmakla daha önce de suçlamıştık. Bakınız:

Feridun Çetinkaya:

"Coşkun Büktel 'Tiyatro Oligarşisi'ne Karşı"

Coşkun Büktel:

"Nâzım Hikmet Tiyatrosu ve Üç Maymun Tavrı"

————————————

Melih Anık'ı gözlerine kestiren

"kuzuların sessizliği korosu" coştu!

 

Özdemir Nutku iftirası, Talat Halman skandalı, "Çığ" rezaleti, "Ölüleri Gömün" pespayeliği hakkında Büktel ve Bulunmaz'ın ortaya  koyduğu, iki kere iki dört gibi kesin, somut, belirli, belgeli, kaynaklı kanıtları, tam bir akort (konsensüs)  halinde susarak karşılayanlar; seslerini yükseltmek için "dişlerine göre" bir tartışma konusu buldular ve koro (sürü) halinde, "Testosteron" oyununu beğenmemiş olmaktan başka "suçu" bulunmayan, eleştirmen Melih Anık'ın üstüne çullanmaya başladılar.

İddialarını çok sağlam biçimde belgelemiş olmasa da, Anık'ın "gayet masum ve gayet efendice" bir dille  yazılmış "Testosteron" eleştirisini ve o masum eleştiriye karşı yağmur gibi yağan tepki yazılarını okumak için, lütfen , aşağıdaki mavi başlığı tıklayınız!

(Devlet yardımıyla ilişkisi olmayan bir konuda tartışmaya girdikleri pek görülmeyen "Kuzuların Sessizliği Korosu"na bu ani tartışma hevesi acaba nereden arız oldu dersiniz? Meğer koromuzun "ses atmaya" ne kadar çok ihtiyacı varmış! Ne diyelim: Allah devamını nasip etsin!)

Oyun Atölyesi - Testosteron: Soytarılar Panayırı

————————————

 

BÜLENT SEZGİN'İN "BERTOLT BRECHT GECESİ" ELEŞTİRİSİ

Hilmi Bulunmaz, Bülent Sezgin'in yazısını "Bertolt Brecht her niyete yenen bir muz değildir" başlıklı bir sunuş yazısıyla yayınlamış. Bulunmaz'ın görüşlerine katılıyor, anlattığı anekdotları önemli buluyoruz.

Sezgin'in, bize de gönderdiği, "Bertolt Brecht Gecesinden İzlenimler" başlıklı yazısı hakkında bizim ne dediğimize gelince; söz konusu yazı hakkındaki izlenimlerimizi sayın Sezgin'e, iki gün önce, şöyle bir mail'le iletmiştik:

Sayın Sezgin, merhaba!

İlginç bir rastlantı: Ben de, az önce sitenize girmiş ve yazınızı okumuştum. Yazınızı sitesinde yayınlaması için Hilmi Bulunmaz'ı aramış, Bulunmaz o sırada diğer telefonla görüştüğü için konuyu kısaca Cemal Bulunmaz'a anlatmıştım.

Yazınızdaki görüşler okurların ilgisini çekebilir ama sonunda özneldirler. Aynı geceye katılmış başka biri, sizin söylediklerinizin tam tersi değerlendirmeler yapabilir. Tıpkı, birtakım insanların sizin görüşlerinizin tam tersine, Mehmet Esatoğlu'nun tacizci olmadığı yolunda yaptıkları değerlendirmeler gibi...

Esatoğlu'nun tacizci olduğuna dair benim de bir vicdani kanaatim var. Ama somut tanıklıklarla ne denli güçlü biçimde besleniyor olsa da, Esatoğlu'nun tacizci olduğuna dair vicdani kanaatim sonuçta yine de "öznel"dir ve ben öznel kanaatime dayanarak Esatoğlu aleyhindeki kanıtları sergilesem bile, onu "tacizci yönetmen" gibi kesin bir tanımlamayla mahkum etmem. Siz yazınızda bu hataya düştüğünüz için, Brecht gecesine ilişkin değerlendirmelerinizin sağlığı hakkında kuşku yaratmış oluyorsunuz.

Yazınızı bu bakımdan hatalı bulsam ve yazınıza hakim olan (ve bugünlerde özel bir yazıyla eleştirmeyi düşündüğüm) o gayrıtabii "Mimesis dili"nden rahatsız olsam bile, okurların yazınızdan haberdar edilmesi gerektiğini elbette düşünüyorum. Sanırım Hilmi yazınızı yayınlar ve ben de link vererek okurlarımızı yazınızdan haberdar ederim.

Yazılarınızı yayınlamamız için bize göndermeniz gibi bir şartımız yok. Bize göndermeniz yalnızca bazı durumlarda yazınızı erken fark etmemizi sağlar. Yayınlamaya değer bulduğumuz her yazıyı zaten ya yayınlıyor ya da o yazıya link vererek dikkat çekiyoruz.

Not: Tacizci olduğuna inandığımız halde Esatoğlu'na "tacizci" diyemeyişimiz ile Özdemir Nutku'ya hiç sakınmadan "iftiracı" diyebilmemiz arasında bir çelişki bulunduğunu umarım düşünmezsiniz. Çünkü Nutku'nun iftirası, CD kaydıyla yüzde yüz olarak somut biçimde saptanmıştır. CD ortaya çıkmadan önce Nutku'ya da "iftiracı" diyemiyorduk.

CB / 27 Aralık 2008

Sezgin'in yazısını ve Bulunmaz'ın sunuş yazısını okumak için, lütfen

TIKLAYINIZ!

Ayrıca, aynı Brecht gecesi hakkında Kemal Oruç'un değerlendirmesi için, bakınız:

"Aristo'sal sunum"la Bertolt Brecht gecesi
 

————————————

 

İSRAİLLİ KATLİAMCILARI PROTESTO

(Bize gelen mesajı, imlasına dokunmadan aynen aktarıyoruz)

28 ARALIK PAZAR GÜNÜ,
SAAT 13.00'DE,
TAKSİM TRANVAY DURAĞINDA,
FİLİSTİN HALKIYLA DAYANIŞMA DERNEĞİ TARAFINDAN,
İSRAİL'İN GAZZE'DE GİRİŞTİĞİ KATLİAMIN PROTESTO EDİLECEĞİ BİR AÇIKLAMA
YAPILACAKTIR.

DESTEKLERİNİZ BEKLENMEKTEDİR.

DOSTLUKLA

 

————————————
 

 

KOÇUM BENİM!...

 

Sitemiz, Türk tiyatrosundaki "kuzuların sessizliği korosu" üyelerini fena halde utandıracak, 36 saniyelik nefis bir belge film sunuyor:

 

Egemenlerin alçaklığına sessizce boyun eğmek yerine, egemenlerin canına okumayı tercih eden onurlu ve kişilikli kuzu

 

Şu kuzu kadar olamayan herkese ithaf ediyoruz!

 

TIKLAYIN!

————————————  

 

 

 

 

© coskunbuktel.com