Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında  İlkemiz Büktel'in Gör Dediği Arşiv İletişim

 

  Son sapıkla polemik

  Demirkanlı hilesi

  Büktel'den kısa kısa

  İATP-G/Mimesis/Taciz

  Yücel Erten küfürleri

 SABAHATTİN ALİ

  Takma isimli yüzsüzler

  FAZIL SAY

  İkinci Geliş skandalı

  Rekorlarımız

  Linççiler olsa derdi ki:

  Tanı onları

  T. Tiyatrolar Birliği

  TTB = Burak Caney


  Burak Caney budur


  Temiz Tiyatro = kirlilik


  Temiz Tiyatro(!) budur


  Küfürbaz(!) = erdemli


  Küfür aslında budur


  DETİS / Şahin Ergüney


  DT panoları skandalı


  "Belge soğukluğu"

  Hilmi'yle linç sohbeti

Linç imzacıları listesi

  Tanıdık linçbazlar

  Bu sahne lince ithaf

  Tiyatroyun

  Tiyatro Fanzini

  MUSTAFA DEMİRKANLI

  YÜCEL ERTEN


  NTV Macbeth skandalı

  İftiranın yöntembilimi

  Gammaz, resmi yazar

  Tiyatro siteleri

  Ölüleri Gömün skandal

Peter Ustinov

Büktel kitabı satın al

Büktel'in tüm yazıları

Arka Sıradakiler

"Alacakaranlık" davası

Büktel'in Günlükleri

Ö. Nutku Skandalı

Skandalın özlü rehberi

Skandalın videosu

 Burak Caney sapığı

 Demirkanlı yalanları


 Büktel biyografisi 

İlkemiz

Büktel'in Gör Dediği

Polemik

Arşiv

Şiir Sayfası

Sinema Sayfası

  Skeç Sayfası

Öykü Sayfası

Theope

"Çığ" Eleştirisi

Nâzım Hikmet

Kim Kimden Ne Çaldı?

BARIŞ BÜKTEL

İletişim

 

Sitemize Yazanlar

 

Acar Burak Bengi

 

Hilmi Bulunmaz

 

Feridun Çetinkaya

 

Coşkun Irmak

 

 

 

Coşkun Büktel'in Eserleri

 

Theope

(Tiyatro Oyunu)

 

 

Theope

( 2. Baskı)

 

 

Shakespeare'siz Herifler

(Tiyatro Oyunu)

 

 

Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları

(Eleştiri)

 

 

Eleştiren Oyunlar

(Çeviri/Telif)

 

 

Tilki / D. H. Lawrence

(Çeviri)

 

 

"Yönetmen Tiyatrosu"na Karşı Bir Shakespeare ve Nâzım Hikmet Savunması

 

(İnceleme-Eleştiri)

 

 

Fiyasko

(Roman)

 

 

 

 

 

Fiasco

(Novel)

translated by

Feyza Howell

 

 

 http://twitter.com/coskunbuktel

 

BUGÜN, 10 Ocak 2011

Gelişmeler üzerine, beşinci belgeyi de ekledik:

BEŞ BELGEDE DEMİRKANLI'NIN BÜKTEL'İ SAVCILIĞA ŞİKAYETİ VE BÜKTEL'İN SAVUNMASI

BEŞİNCİ BELGE: 10 Ocak 2011 

Sansürcü ve linççi Demirkanlı, bizzat kendisinin başlattığı yargı sürecinde de, iftiralarına devam ettiği için, savcılığa vermeyi gerekli gördüğüm ikinci ek dilekçe:

Aynı sayfada 5 belgenin beşini de okumak için, lütfen,

 TIKLAYINIZ!

 

 

BÜKTEL'İN "HAMDİ MÜMKÜN" SENARYOSUNUN NASUH MAHRUKİ'Lİ İLK VERSİYONU

8 Ocak 2011

2000 YILINDA BIGGLOOK.COM'DA YAYINLANMIŞ BU RÖPORTAJIN BAŞLANGICINI ORİJİNAL SAYFASINDA OKUMAK İÇİN, LÜTFEN TIKLAYINIZ

 

  (...) Hamdi Mümkün hayatta yazdığım en iyi şey değil. Paramı alıp hayatımdaki en iyi eseri yazmak üzere köşeme çekilebilirim.Ucuz çalışmıyorum. İstediğim parayı öderlerse bunu yapabilirim. Ama şimdilik verdiğimiz para ile idare et, gerisini daha sonra veririz. derlerse, ya da hisse ile çalışacak olursam, o zaman hissemi artırmak için, yapılan işe burnumu sokmak isterim.

Senaryoyu yazmaya başladınız mı?

Hayır. Hamdi'ye Senaryoyu yapımcı bulduktan, oyuncular belli olduktan sonra yazmam daha akıllıca olur. dedim. Filmi onunla yapıp yapmayacağım belli olmadan senaryoyu yazmak istemiyorum. Bunu biraz da tehdit anlamında söyledim ona.

Peki yazmaya başladıktan ne kadar süre sonra tamamlanır senaryo?

Aslında keşke Jigolo çekilebilseydi önce. Çünkü Jigolo, üzerinde bir ay çalıştım, 50 sayfalık uzun bir tretman yazdım. Jigolo'nun, pek çok işi hallolmuş durumda. Çok sıkışsam bir ayda bitirebilirim onu yazmayı; ama Hamdi Mümkün üzerinde henüz sadece üç gün çalıştım. En az üç ay çalışmam lazım Hamdi Mümkün senaryosunu tamamlamak için.

Nasuh Mahruki'nin oynamasını düşünüyorduk.

Hikayeyi ne zaman yazdınız? Böyle bir hikaye yazmak nereden aklınıza geldi?

Geçen sezon Hamdi için TV skeçleri yazıyordum. Bir karakter yaratayım, devamlı bir skeç olsun diye düşünürken Hamdi Mümkün ortaya çıktı. İlk taslakta Hamdi Mümkün, Enver Paşa'nın Allah-ü Ekber Dağları'nda dondurduğu 100.000 askerden biri olacaktı.

Nasuh Mahruki 90 yıl sonra o dağlara tırmanırken onu bulup şehre getirecekti. Böyle bir tip İstanbul'a gelince neler olacak diye düşünmüştüm. Herkes ona hilkat garibesi gibi davranacak, o da zamana ve zemine uyum göstermeye çalışacaktı. O ilk taslakta yalan ilacı fikri yoktu. Ama o fikri de yeni bulmuş değilim. Yalan ilacı, Hamdi'nin oynamasını düşündüğüm eski bir tiyatro projesiydi. Bir kimyager yalan ilacını bulacak, bu yüzden başı derde girecekti.

Daha sonra, dizi film değil de sinema filmi yazmaya karar verince, Allahü Ekber dağlarında donan adamın hikayesiyle yalan ilacını bulan adamın hikayesini birleştirdim ve olayı Allahü Ekber dağlarından alıp Abdülhamit dönemine, 31 Mart günlerine çektim. Hamdi Mümkün'ün Abdülhamit'in sığınağında donmasına karar verdim.

İşte böyle aşamalardan geçti hikaye. İlk aşama da enteresandı aslında. Mahruki'nin oynamasını düşünüyorduk. Hamdi projenin o halini de çok seviyordu, ama o sıralar her gün skeç çektiği için daha sonra yapılmak üzere bir köşeye ayırmıştı onu.

Sonra kriz yüzünden zora girince beni işten çıkardı, ben de işsiz kalınca boş durmamak için bari Hamdi Mümkün'ü bir sinema filmi haline getireyim dedim. Başlangıçta tek sayfalık bir hikayeydi, üzerinde yoğunlaşarak biraz çalışınca, şimdiki haline geldi. Ve tabii, bu halini Hamdi daha çok beğendi...

Yıldız Sarayı'nda hikayede adı geçen gizli sığınak var mı? Ya da film çekildikten sonra böyle bir arayışa girilebilir mi?

Sanmıyorum. Ben böyle bir şeyi düşünmenin çok da ters olmayacağını, Abdülhamit'in böyle bir sığınak yaptırmayı düşünmeye müsait bir karakteri olduğuna karar verdim. Hakkında edindiğim ayrıntılı bilgiler, Abdülhamid'in çok vesveseli bir adam olduğu konusundaki eski ezberimi doğruluyordu. (...)

2000 YILINDA BIGGLOOK.COM'DA YAYINLANMIŞ BU RÖPORTAJIN DEVAMINI OKUMAK İÇİN, LÜTFEN TIKLAYINIZ:

Konuyu facebook sayfasında izlemek ve yorum eklemek için, lütfen,

 TIKLAYINIZ!

 

 

BÜKTEL'İN FACEBOOK POLEMİKLERİ -1

6 Ocak 2011

LÜTFEN, TIKLAYINIZ!

 

 

Güncelledik:

DÖRT BELGEDE DEMİRKANLI'NIN BÜKTEL'İ SAVCILIĞA ŞİKAYETİ VE BÜKTEL'İN SAVUNMASI

22 Aralık 2010

DÖRDÜNCÜ BELGE: 22 Aralık 2010

Sansürcü ve linççi Demirkanlı, aşağıdaki üç belgeyi sitesinde yayınlayamadı. Onun yerine, sitesinde, yorum kisvesi altında, kanıtsız, belgesiz, linksiz, kaynaksız, dayanaksız olarak şu apaçık ve somut iftiraları yayınladı ve tabii, yayınladığı o iftiraların altına, bir kez daha, imza atamadı

Lütfen, TIKLAYINIZ!

 

BİRİNCİ BELGE: 22 Kasım 2010

Mustafa Şükrü Demirkanlı, Coşkun Büktel'i savcılığa şikâyet etti!

İKİNCİ BELGE:  14 Aralık 2010

Coşkun Büktel, Demirkanlı'nın şikayeti üzerine Sultanahmet adliyesine gidip basın savcısına ifade verdi; işte ifade tutanağı:

ÜÇÜNCÜ BELGE: 15 Aralık 2010

Coşkun Büktel kendi kurduğu cümlelerle yazılmış savunma metnini, "ek ifade" olarak götürüp savcıya teslim etti; işte Büktel'in kaleminden çıkmış ek metin:

Aynı sayfada hepsini okumak için, lütfen,

 TIKLAYINIZ!

 

 

KEMAL KOCATÜRK'ÜN (hakaretlerin kuru gürültüsüne getirmeye ve sansürle örtbas etmeye çalıştığı) SUÇU NEYDİ?

 

COŞKUN BÜKTEL / 12 Aralık 2010

 

Kocatürk'le on yıl kadar önce, İBBŞT'nin genel sanat yönetmeni yardımcısı ve İBBŞT'nin o dönem çıkmakta olan "Türk Tiyatrosu" dergisinin genel yayın yönetmeni olduğu sıralarda bir polemik yaşamıştım. Mesele, özetin özeti olarak şuydu ("Nâzım Hikmet Tiyatrosu ve Üç Maymun Tavrı" başlıklı, 2003 tarihli yazımın başlangıç bölümünden aktarıyorum):

Bu yazımızın asal konusu,  “Türk Tiyatrosu” dergisinin Sonbahar 2002 tarihli 449. sayısında yer alan “Dosya / Nazım Hikmet Ran” (sayfa 78-94) başlıklı bölümdür. Metnimizin içinde genellikle “Nazım Dosyası” olarak anacağımız bu bölümde, dergi yöneticileri, beş yazarın beş yazısına yer vermiş:

1. Ayşegül Yüksel, “Nazım Hikmet’in Tiyatrosu’nun Bugüne Ulaştırdığı” (Sayfa 79-80)

2. Yılmaz Onay, “Tiyatro Yazarı Nazım Hikmet” (S. 81-84)

3. Hasan Anamur, “Nazım Hikmet’in Tiyatrosu Üzerine Genel Bir Değerlendirme Denemesi” (S. 85-88)

4. Ali Taygun, “İki ‘Dev Adam’a Saygı” (S. 89-90)

5. Zühtü Bayar, “Diyalektik Dramatiğin Dramatik Sonu” (S. 91-93)

Biz, bu yazımızda, asal olarak, bu beş yazıyı değerlendirecek ve bu gayet yüzeysel yazılardaki bilgi yanlışlarını, maddi hataları ve bile bile söylenen yalanları sergileyerek, bu beş yazarın Nâzım Hikmet tiyatrosuna yaklaşımlarını eleştireceğiz.

(KAYNAK:  Büktel, "Nâzım Hikmet Tiyatrosu ve Üç Maymun Tavrı"

Yukarıda giriş bölümünden bir parça aktardığım, "Nâzım Hikmet Tiyatrosu ve Üç Maymun Tavrı" başlıklı yazımı, Nâzım Hikmet hakkında somut bilgi yanlışlarıyla dolu "Nâzım Dosyası"nı yayınlamış olan "Türk Tiyatrosu" dergisinin en sorumlu kişisine, yani bu "resmi" derginin genel yayın yönetmeni Kocatürk'e götürdüm. Kocatürk'e "Nâzım Dosyası"ndaki somut bilgi yanlışlarını anlattım. Burada bu somut bilgi yanlışlarından yalnızca bir örnek verelim, gerisini "Nâzım Hikmet Tiyatrosu ve Üç Maymun Tavrı"nı tıklayarak okuyabilirsiniz):

Nâzım’dan çok Nâzımcı Ali Taygun ise, Nâzım’ın tersine, tüm Nâzım oyunlarının yalnızca erdemlerini görüp, kusurlarını görmüyor veya görmezden geliyor. Hatta dergi okurlarının gözünde Nâzım’ı yüceltmek için, bizim Taygun, Makyavelist davranmakta, dergi okurlarını “yalanla” aldatmakta bile, sakınca görmüyor. Okuyun ve Ali Taygun olmak ne demektir görün:

Bir “Ferhad ile Şirin”de kendisinden sonra Eugene O’Neil’in (aslında “O’Neill” olacak. CB) “Garip bir Ara-oyun”da (Strange Interlude) kullanacağı ve büyük övgüler alacağı ‘iç monolog’ uslûbunu (“üslûbunu” olacak. CB) bulup kullanıyor. Kim böyle bir deneme yapmış başka? 

(Ali Taygun, “İki ‘Dev Adam’a Saygı”, “Türk Tiyatrosu”, sayı 449, Sonbahar 2002. Sayfa 90)

Ali Taygun, “iç monolog üslûbunu” ilk deneyenin Nâzım olduğunu, Amerikalı oyun yazarı Eugene O’Neill’in, “iç monolog üslûbunu” Nâzım’dan “sonra” kullandığını söylüyor. Oysa, Türkçe’de olsun, yabancı dilde olsun, dünyanın tüm tiyatro ansiklopedileri, Ali Taygun’un yukarıda aktardığımız sözlerini yalanlıyor: Konuyla ilgili yerli yabancı tüm kaynaklar, Eugene O’Neill’in, iç monolog (veya iç konuşma) tekniğini “Strange Interlude” adlı oyununda, Ali Taygun’un söylediği gibi Nâzım’dan “sonra” değil, tam tersine, Nâzım’dan 20 yıl “önce” kullandığını gösteriyor. Tüm kaynaklar, Nâzım’ın, “Ferhad ile Şirin”i, 1948’de yazdığını (yani iç monolog tekniğini ilk kez 1948’de kullandığını) belirtiyor; ama aynı kaynaklar, Eugene O’Neill’in yazdığı (1945’te Saffet Korkut çevirisi ve “Araya Giren Garip Oyun” adıyla Türkçe’si de MEB klâsikleri arasında yayınlanmış olan) “Strange Interlude” için, 1927 veya 1928 tarihini veriyor.

(KAYNAK:  Büktel, "Nâzım Hikmet Tiyatrosu ve Üç Maymun Tavrı")

Kemal Kocatürk'ten, "Nâzım Hikmet Tiyatrosu ve Üç Maymun Tavrı""Türk Tiyatrosu"nun bir sonraki sayısında yayınlamasını istedim. Kocatürk, "Nâzım Hikmet Tiyatrosu ve Üç Maymun Tavrı"nı yayınlamakla, halkın parasıyla finanse edilen o resmi dergideki "Nâzım Dosyası"nda yer alan (ve bilgi eksikliğinden kaynaklanan) tüm yanlışları düzeltmiş olacak ve baş sorumlusu olduğu resmi dergide, halkın parasıyla, halkın şairi hakkında, halkın yanıltılmasını (dezenforme edilmesini) bir ölçüde de olsa, önleyecekti.

Kocatürk, "Nâzım Hikmet Tiyatrosu ve Üç Maymun Tavrı"nı yayınlamayı reddetti. Herhalde, Nâzım'a ilişkin somut bilgi yanlışlarını, bir düzeltme metni yayınlayarak kendileri düzeltecekler diye bekledim. (Gerçi, yanlışların yanlışlığını onlar değil de ben fark ettiğime göre, yanlışları düzeltmek de bana düşerdi ama; ben, o zamanlar, Kocatürk tiyatroya egemen vandalların dümen suyundan çıkamayarak "beni aforoz, yazımı ret" etse bile, Nâzım'a ilişkin dergisinde yer alan somut yanlışları düzeltmeyerek ebediyen yanlış bırakabilemez sanıyordum; hadi bana karşı vandallık neyse de, Nâzım'a yönelik böylesine alçakça bir vandallığı Kocatürk'ten bile beklemiyor; onun, yanlışları "bir şekilde" mutlaka düzelteceğini umuyordum.) Ama insan Büktel'e karşı vandal olunca, Nâzım'a karşı da kolayca vandal oluyor. Bir kere vandal olunca, vandalizmde sınır tanımıyor. Kocatürk, yanlışları düzelten "Nâzım Hikmet Tiyatrosu ve Üç Maymun Tavrı"nı yayınlamadığı gibi, Nâzım'a ilişkin dergisinde yayınladığı yanlışları bir başka biçimde düzeltmeye de yanaşmadı. Dergisinin o günkü, bugünkü ve gelecekteki tüm okurlarının ve "Nâzım Dosyası"nı eserlerinde kaynak gösterecek tüm araştırmacıların, Nâzım hakkındaki yanlışlarla zehirlenmesini ve farkında olmaksızın başkalarını da zehirlemesini tercih etti. Ve yazımı okuduktan sonra tekrar buluşacağımıza ve yazımla ilgili tercihini benim yüzüme söyleyeceğine söz verdiği halde, bu tercihini benim yüzüme söylemeye cesaret de edemedi. 

Halkın parasıyla, halkın şairi hakkında, halkı zehirlemeyi tercih eden bu korkak "halk düşmanını"; "Allah'ından bulsun!" diyerek lanetleyip üstüne gitmemiş ve "Nâzım Hikmet Tiyatrosu ve Üç Maymun Tavrı"nı, o zamanlar çıkmakta olan "Yom Sanat" adlı bir dergide yayınlamıştım.

Ama yaklaşık üç yıl sonra, bu korkak "halk düşmanı", "KORKAKLAR, YALANCILAR, İFTİRACILAR, HAİNLER VE SANAT  BEZİRGANLARI ARASINDA TİYATRO YAPMAK"  başlıklı bir yazı yazıp da, kahraman tiyatro neferi edalarında kostaklanmaya başlayınca, nevrim döndü, çok sinirlendim ve ona kim olduğunu hatırlatan KOCATÜRK’ÜN MİDE GAZI KADAR “HAFİF” YAZISI başlıklı bir yazı yazdım. Korkak "halk düşmanı" yapabileceği tek şeyi yaptı: Nâzım konusuna hiç değinmeden (bu aşağıda okuyacağınız tartışmada da Nâzım konusuna hiç değinmiyor) bana "maydanoz, Brüksel lahanası" gibi alakasız sıfatlarla hakaret etmekle yetindi. (Bakınız: BÜKTEL/KOCATÜRK POLEMİĞİ YAZILARI)

2006'da yaşadığımız o polemikten beri (linç kampanyasına imza da atmış olmasına rağmen)  korkak ve halk düşmanı Kemal Kocatürk'e tekrar müdahale etmeyi gerekli görmemiştim. Ama linkini yukarıda verdiğim videosunda "bilge kişi" edalarında insanlara (kendisinin asla inanmadığını yıllar önce belgelediğim) basmakalıp klişelerden oluşan, hamasi nasihatlar vererek, dezenformasyona tekrar başladığını görünce, yine nevrim döndü ve yine sinirlenerek, bu linççi, korkak ve "halk düşmanına" kim olduğunu bir kez daha hatırlatayım dedim.

Aşağıda linkini verdiğimiz yeni tartışma metinlerinde de göreceğiniz gibi, Kocatürk, en sonunda, beni yine korkakça sansür etmekten başka çare bulamıyor. Ve bana karşı yine "maydanoz" ve "Brüksel lahanası" gibi aynı "laflarla" ve Şehir Tiyatrosu dergisine Şehir Tiyatrolulardan başka kimsenin yazamayacağı gibi salakça iddialarla, ve Nâzım konusuna zinhar değinmeksizin, "cevap verir gibi" yapıyor. Oysa "Nâzım Dosyası"ndaki beş yazarın bile (yalnızca Ali Taygun dışında) hiçbiri Şehir Tiyatrolu değildi. Kaldı ki, Nâzım'a ilişkin yanlışlarınızı (yani sizin fark etmekten aciz olduğunuz salaklıklarınızı) düzeltme fırsatını size lütfetmek için ayağınıza kadar gelmiş birine, o biri Mickey Mouse bile olsa, "Şehir Tiyatrolu musun?" diye kimlik sormak veya "maydanoz ya da Brüksel lahanası" diye "aklınıza" estiği gibi ahmakça hakaret etmek yerine, (Nâzım'a ilşkin somut yanlışlarınızı ahmakça hakaretlerin kuru gürültüsüyle örtbas edebileceğinizi zannetmek yerine) size sunduğu "yanlışları düzeltme fırsatı" için, o kişiye teşekkür etmeli, minnettar olmalı ve fırsatı derhal değerlendirip Nâzım hakkında yayınladığınız somut yanlışları düzeltmeliydiniz. Korkak ve salak bir "halk düşmanı" değil de, sanatçı ya da yalnızca sıradan makul bir "insan" olsaydınız, öyle yapardınız.

İşte Kocatürk ve avanesine karşı başlattığım ve sonunda beni yine sansürleyerek susturmak zorunda kaldıkları tartışmanın tam metni: Lütfen,

TIKLAYINIZ!

 

Onlar tiyatroyu işte "bu zekâlarla" yapıyor.

Ve "devlet", tiyatrocu diye, işte bu zekâlara maaş ödüyor!

COŞKUN BÜKTEL İLE KEMAL KOCATÜRK, YÜCEL ERTEN VE ONLARIN  (MUSTAFA DEMİRKANLI BORAZANI SAPIKLAR TARAFINDAN  ÇETELESİ "DÜZİNE"YLE TUTULAN, FERİDUN ÇETİNKAYA TARAFINDAN İSE "SIRTLAN SÜRÜSÜ GİBİ" DİYE ANILAN) HINK DEYİCİLERİ  ARASINDA YAŞANAN TARTIŞMA...

 

Büktel'in hesabı düzineyle tutulan vandallarla tek başına giriştiği ve (çaresiz kalan vandalların Büktel'i sansürle engelleyerek susturmak zorunda kaldığı) bu ibretlik tartışmanın tam metnini okumak için, lütfen...

 

——————————

 

Yücel Erten'in İzmir'de yarattığı "Sezuan..." rezaletine dair, Şakir Gürzumar'la facebook'ta (linççileri iştahlandıracak) sert tartışmamız

 ŞAKİR DE "YÜCELCİ" ÇIKTI! 

Coşkun BÜKTEL / 4 Aralık 2010
 
 

Şakir'le aramızda yaşanan ve tam metnini aşağıya aynen aktardığım tartışma, bu sabaha karşı (4 Aralık 2010) Şakir'in facebook sitesinde yaşandı. Şakir, tartışmanın ardından, aşağıda kopyasını aktardığımız yorumları sildi.

"Ölüleri Gömün" adlı çeviri oyunumun yönetmeni olan ve aramızdaki yazar yönetmen anlaşmazlıklarına karşın, bu sabaha değin, birbirimize karşı saygı ve muhabbetimizi koruyabildiğimiz İstanbul DT müdürü Şakir Gürzumar; bu sabaha karşı, durup dururken, anlaşamadığımız bir konuda, ilk kez olarak, bana hakaret etmeye başladı. Ben de ona, hakaret kelimeleri kullanmamaya çalışarak ama yine de, daha sert bir cevap yazdım. Çünkü Şakir, yalnızca bana hakaret etmekle kalmıyor, İzmir'li genç insanları haksızca azarlayan Yücel Erten'den yana çıkıyor, (bir idareci olarak ve bir ölçüde haklı olarak DT'de disiplini savunmaya çalışırken) kendini linççi Erten'in haksız ve zorba tutumunu savunur konuma düşürüyordu.

Aslında, Şakir'in beni arkadaş listesinden de çıkardığını, yani olayı tırmandırdığını sanarak, bu sayfaya daha sert bir sunuş yazısı hazırlamıştım. Ama yazıyı yayınlamama dakikalar kala, Şakir, beni telefonla arayıp, "Yahu akşam ne biçim eşek muhabbeti yapmışız!" diye, o bilinen neş'eli ruh haliyle lafa girince, "Beni arkadaş listenden çıkarmasaydın, 'eşek muhabbeti' deyip geçmeyi ben de deneyebilirdim." diye cevap verdim. Sonra Şakir, öyle bir şey yapmadığını, beni listesinden çıkarmadığını  söyledi. Kontrol ettim. Haklıydı. Bir şekilde yanılmıştım.

Konuyu değiştirip, beni aramasının asıl nedeni hakkında Şakir'le, bir süre konuştuk.

Daha sonra ben sunuş yazımı değiştirdim ama yazar yönetmen çatışmasının ilginç ve sert bir örneği olarak gördüğüm çatışmamızın tam metnini yayınlamak konusundaki kararımı değiştirmedim. Lütfen...

TIKLAYINIZ!

NOT: Konuyla ilgili yorumları okumak ya da yorum eklemek için, Büktel'in facebook'taki profil sayfasını TIKLAYINIZ!

 

 

GÜNCELLEME 29 Kasım 2010: Hilmi'nin Mustafa Demirkanlı'ya son cevabı için, şu başlığı tıklayınız: "Eğer Türkiye tiyatrosu bu hızla çürümeyi sürdürürse, Lemi Bilgin'le Ayşenil Şamlıoğlu'nun beslediği Mustafa'nın onursuzluğu, insanlık onurunu yenecek!"

 

 

Hilmi'nin bayram mesaisi
 

 

 

 

Hilmi Bulunmaz, dokuz günlük bayram tatilinden yararlanarak, (genellikle iş hayatının gündelik karmaşası içinde, çok derin düşünüp araştırmaksızın yazılmış; doğru, haklı, ama "yüzeysel", tepki yazılarının çok ötesinde) kalıcı ve yaratıcı, tiyatro yazıları üretti.

 

 

 

 

Aşağıda linklerini sunduğumuz bu yazıların birincisi, Hilmi'nin bir tiyatro dedektifi gibi ortaya çıkardığı bir (ç)alıntı olayını sergilemekle kalmayıp; (ç)alıntıcılar tarafından boş laflarla yüceltilen Genco Erkal hakkında, bugüne değin yapılmış en kapsamlı ve en gerçekçi portre denemesi olmak özelliğini taşıyor.

 

 

 

 

İkinci yazı, attığı linç imzasıyla tiyatro sahasını kirlettikten sonra, iftiraya bulaşmış kirli imzasının onurunu temizlemeksizin, yalnızca temiz bir sahaya iltica ederek temizlenebileceğini veya aklanabileceğini sanan (ama tanıdığımız tek proleter linççi olduğu için, Hilmi'nin özel ilgi sahasından asla kaçamayacak olan) 3. Abdülhamid lakaplı, sansürcü yayıncı Ertuğrul Timur'a Hilmi'nin verdiği yeni hayat derslerini içeriyor.

 

 

 

 

 

Üçüncü başlığı tıkladığınızda, bir yazıyla değil, bir "buluşla" karşılaşacaksınız. Soros'la ilgili, dillere pelesenk olacak bir buluşla...

 

 

 

 

Kendi gündemimizden sapmamak için, bu üç önemli yazının duyurusunu ancak bugün (27 Kasım 2010) yapıyoruz. Ancak  merak etmeyin: Hilmi'nin bu gecikmeli bayram şekerleri, asla bayatlayacak gibi değil... Ama yine de siz bir an önce saldırın ve üçünün de bir an önce "tadını çıkarın"!

 

 

 

 

 

 

1. Yeni Tiyatro Dergisi yazarlarından Başak Sakızlıoğlu, LİNÇÇİ Genco Erkal'ı göklere çıkarıp melekleştirmek için kaleme aldığı

 

 

 yazıda yanlışlar yapıyor!

 

 

 

 

 

2. Bulunmaz'ın güçsüz olduğu dumanlı havalarda LİNÇ KAMPANYASI düzenleyen Timur, Bulunmaz'ın güçlü olduğu dönemde kaçacak "TİYATROSUZ HAVA SAHASI" arıyor

 

 

 

 

 

3. Bir soru... Bir yanıt...

 

 

 

 

 

İnsandan asla umut kesmemek gerekiyor

1100 LİNÇÇİ ARASINDAN BİLE, VE  BUNCA ZAMAN SONRA BİLE, HÂLÂ "İNSAN" ÇIKABİLİYOR.

Somer Karvan

LİNÇ SAYFAMIZDA BİZ DEMİŞTİK Kİ:

GÜYA BÜKTEL VE BULUNMAZ'IN KÜFÜRLERİNE KARŞI "TEMİZ TİYATRO" ADIYLA LANSE EDİLEN BU LİNÇ KAMPANYASINA, BU İFTİRA ALÇAKLIĞINA İMZA VERENLER, BİZİM KÜFÜRBAZ OLDUĞUMUZU DEĞİL, KENDİLERİNİN (EĞER "MAĞDUR" YA DA AKINTIYA KAPILMIŞ BİRER "ZAVALLI" DEĞİLLERSE) "AHMAK YA DA ALÇAK" OLDUKLARINI KANITLIYORLAR!

YUKARIDA ALINTILADIĞIMIZ İFADEMİZİ LİNÇ İMZACILARI SAYFAMIZDA ANCAK BUGÜN OKUDUĞUNU ÖĞRENDİĞİMİZ LİNÇ İMZACISI(?) SOMER KARVAN, TÜRK TİYATROSUNDA (HATTA TÜM TÜRKİYE'DE, BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ ÖLÇÜDE, OLGUN, ADİL, İNSANİ VE SOYLU BİR TEPKİ VERDİ; KARVAN, TÜM LİNÇÇİLERİN TERSİNE, BİZE KIZMAK YERİNE, KENDİNE KIZDI VE BUGÜN (22 Kasım 2010) BİZE (İZNİYLE YAYINLADIĞIMIZ) ŞU MESAJI GÖNDERDİ:

"ÖZÜR

Sayın Büktel,

Sitenizi, dolayısıyla vermekte olduğunuz onur mücadelenizi şu gün ve şu saatte gördüm, maalesef. Linç imzacıları listesinde adımı görünce de çok utandım. Sizden özür diliyorum. Anlamadan, araştırmadan, sırf hocaya destek olsun diye atılmış bir ahmağın imzasıdır.

Saygılarımla...

Somer Karvan"

SAYIN KARVAN'A "ESTAĞFURULLAH!" DİYOR; LİNÇ İMZACILARI ARASINDAKİ "İNSANLARDAN" UMUT KESMEMEK YÖNÜNDE BİZE VERDİĞİ MORAL NEDENİYLE KENDİSİNE TEŞEKKÜR EDİYOR VE LİNÇÇİLERCE YANILTILMIŞ DİĞER İMZACI "MAĞDURLARA" HAKİKATİ ULAŞTIRABİLMEK İÇİN, DAHA DA ÇOK ÇABA HARCAMAYA SÖZ VERİYORUZ!

Coşkun Büktel / 22 Kasım 2010

facebook sayfamda konuyla ilgili yorumları görmek veya yorum eklemek için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

GÜNCELLEME 15 Kasım 2010

Büktel, Melih Anık'ın cevabına cevabını yayınladı!

"Linççilere karşı çıkamadığınız, yalnızlığı göze alamadığınız sürece, bugün Türk tiyatrosunda, gerçekten 'samimiyet' içeren iki paragraf bile yazabilme şansınız yok."

Tamamını okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ! 

BİR MELİH ANIK YAKLAŞIMI:

DÜN AKŞAM, VAKİT VE HEVES YARATARAK, SAYIN ANIK'IN CEVABINA CEVABIMIZI YAZIP BİTİRDİK. BUGÜN İÇİNDE DÜZELTMELERİMİZİ VE MİZANPAJIMIZI BİTİRİP, EPEYDİR GECİKTİRDİĞİMİZ YAZIMIZI YAYINLAMIŞ OLACAĞIZ. GECİKME İÇİN OKURLARDAN VE SAYIN ANIK'TAN ÖZÜR DİLERİZ! CB

——————————

(14 Kasım 2010'da Coşkun Büktel tarafından eklendi)

İLERİYİ GÖRÜP DOĞRU BİR ROTA SAPTAYABİLMEK İÇİN BAZEN DÖNÜP GERİYE DE BAKMAK GEREKİR

ARŞİV 14 Nisan 2007

(Bugün DT ve İBBŞT yöneticileri Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'nun reklamla besleyerek üstümüze saldığı)

MUSTAFA DEMİRKANLI HAKKINDA (HENÜZ TAKMA İSİMLİ SAPIKLAR KULLANMASINDAN VE BULUNMAZ İLE BÜKTEL'E KARŞI LİNÇ KAMPANYASI BAŞLATMASINDAN ÖNCEKİ "MASUM" DÖNEMİNDE) YAPTIĞIM BAZI SAPTAMALAR

Lütfen, TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME 10 Kasım 2010

Melih Anık, Büktel'e bir cevap gönderdi. Anık'ın cevabını okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ!

BİR MELİH ANIK YAKLAŞIMI:

"Linççilere laf söyletmem, arkadaş!"

COŞKUN BÜKTEL / 10 Kasım 2010

HİÇBİR SANSÜRCÜ KENDİNE SANSÜRCÜ DEMEZ, ÇÜNKÜ HER SANSÜRCÜNÜN KENDİNCE GEÇERLİ BİR BAHANESİ VARDIR. AMA "SANSÜR SÖZ KONUSU DEĞİL" DİYEBİLME HAKKINA ANCAK GERÇEK SANSÜR KARŞITLARI SAHİPTİR Kİ, ONLAR SANSÜR İÇİN HİÇBİR BAHANEYİ KABUL ETMEZLER, DEĞİL YALNIZCA "ONAYLAMADIKLARI" HATTA TAKMA İSİMLİ SAPIKLARI BİLE SANSÜR ETMEZLER.

MELİH ANIK, KENDİ BLOGUNDAKİ ARİF AKKAYA/MELİH ANIK POLEMİĞİ SAYFASINA  EKLEDİĞİM YORUMU, OLDUĞU GİBİ, SANSÜRSÜZ YAYINLAMAK YERİNE "Sansür söz konusu değil. Ancak tiyatro dünyamız içinde herkesin malûmu olan olayları ve hangi taraftan gelirse gelsin yapılanları onaylamadığım için onların yansıması olan ekleri mesajın anlamını bozmamaya dikkat ederek kaldırdım." DİYEREK, ŞU HALE GETİRMİŞ (BAKIN BAKALIM BİR ŞEY ANLAYABİLECEK MİSİNİZ! BAKIN BAKALIM SANSÜR SÖZ KONUSU MU, DEĞİL Mİ):

Sayın Anık! Size kolaycı, kestirmeci, genellemeci gelebilir ama ben "……….."den (BURADA, SAYIN ANIK TARAFINDAN AKTARILIRKEN BAZI KELİMELER EKLENEREK BENİM OLMAKTAN ÇIKARILMIŞ, UZUN BİR LİNK VAR. BU YAZININ FACEBOOK SAYFAMDAKİ VERSİYONUNDA GÖREBİLECEĞİNİZ O UZUN LİNK, NE YAZIK Kİ, BU SAYFANIN MİZANPAJINA SIĞMIYOR.  SAYIN ANIK'IN SAYFASINDA ZATEN ÇALIŞMAYAN O LİNK, BENİM FACEBOOK SAYFAMDA İSE ÇALIŞIYOR AMA HİÇBİR YERE GÖTÜRMÜYOR. O NEDENLE BURAYA, SÖZ KONUSU LİNKİN BENİM KALEMİMDEN ÇIKMIŞ ASLINI KOYUYORUM:  http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm CB) bırakın sanatçıyı, sıradan zeki bir insanın bile çıkamayacağına çoktan karar verdim. Biliyorum tüm genellemeler tehlikelidir, istisnaların ortaya çıkıp sizi yanıltma ihtimali her zaman vardır. Ama ben Arif Akkaya'nın bir istisna olduğunu hiç sanmıyorum. Onun feriştahı olan Yücel Erten'in bile (…….. arasındaki en yetkin "teknisyen" olmasına karşın) zekâca bir istisna olmadığını (eleştiri kitaplarımla) ben kanıtladığım gibi, kendisi de, facebook sayfasındaki küfürleriyle (benden bile daha inandırıcı biçimde) kanıtladı. Arif Akkaya'ya harcadığınız vakte yazık, diyemem; çünkü aranızdaki polemik, okurlar için ya çok aydınlatıcı ya da (bu konularda yeterince aydınlıksalar) çok netleştirici. Örneğin, ben, bir ………. bırakın sanatçı olmayı, zeki bile olamayacağı konusunda biraz daha netleştim. Size naçizane tavsiyem: Diyalog kurduğunuz kişinin, cinsiyetini, ülkesini, tahsilini, özgeçmişini, vb. nasıl hesaba katıyorsanız; onlardan bile daha önemli olarak, …….. olup olmadığını da hesaba katın! ………. ayrı bir ırktır.” COŞKUN BÜKTEL

 

ŞİMDİ YUKARIDAKİ YORUMUMUZUN SANSÜRSÜZ VERSİYONUNU BURADA BİR KEZ DAHA YAYINLAYALIM:

Sayın Anık! Size kolaycı, kestirmeci, genellemeci gelebilir ama ben "linççiler"den (http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm) bırakın sanatçıyı, sıradan zeki bir insanın bile çıkamayacağına çoktan karar verdim. Biliyorum tüm genellemeler tehlikelidir, istisnaların ortaya çıkıp sizi yanıltma ihtimali her zaman vardır. Ama ben linççi Arif Akkaya'nın bir istisna olduğunu hiç sanmıyorum. Onun feriştahı olan linççi Yücel Erten'in bile (linççiler arasındaki en yetkin"teknisyen" olmasına karşın) zekâca bir istisna olmadığını (eleştiri kitaplarımla) ben kanıtladığım gibi, kendisi de, facebook sayfasındaki küfürleriyle (benden bile daha inandırıcı biçimde) kanıtladı. Linççi Arif Akkaya'ya harcadığınız vakte yazık, diyemem; çünkü aranızdaki polemik, okurlar için ya çok aydınlatıcı ya da (bu konularda yeterince aydınlıksalar) çok netleştirici. Örneğin, ben, bir linççinin bırakın sanatçı olmayı, zeki bile olamayacağı konusunda biraz daha netleştim. Size naçizane tavsiyem: Diyalog kurduğunuz kişinin, cinsiyetini, ülkesini, tahsilini, özgeçmişini, vb. nasıl hesaba katıyorsanız; onlardan bile daha önemli olarak, linççi olup olmadığını da hesaba katın! Linççiler ayrı bir ırktır. COŞKUN BÜKTEL

 

LİNÇÇİLERLE LİNÇ MAĞDURLARINI AYNI KEFEYE KOYARAK "hangi taraftan gelirse gelsin yapılanları onaylamıyorum" DİYEN MELİH ANIK'IN, SONUÇTA, "LİNÇÇİLERE LAF SÖYLETMEM, ARKADAŞ!" ANLAMINA GELEN BU "SANSÜRCÜ" TAVRINI KINIYORUM!

facebook sayfamda konuyla ilgili yorumları görmek veya yorum eklemek için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

"TEMİZLEYİCİ"

Harvey Keitel:"Pulp Fiction" filminin "Temizleyici"si... İçinde cinayet işlenen ve tüm koltukları kanla ve kemik kırıntılarıyla kaplanan otomobildeki suç kanıtlarını silip yok etmek onun uzmanlığıydı. Özel olarak çağrılıp gelmiş ve "Kış ortasında yaptığı Bahar Temizliğiyle" arabayı kısa sürede "masum" hale getirivermiş, suçtan geriye en küçük bir iz bırakmamıştı.

 

Demirkanlı'nın, Büktel ve Bulunmaz'a yönelik çirkin iftiralarını sitesinde önce yayınlayıp (zehir yeterince yayıldıktan sonra) suçunu örtbas etmek amacıyla sinsice silip yok ederek "temizlediği", temizlik öncesinde Hilmi Bulunmaz'ın "notere onaylattığı" yüzlerce belgeyle sabit

HEM SUÇLU HEM GÜÇLÜ BİR SERİ KATİLİN KURBANLARINI MAHKEMEYE VERMESİ KADAR ABUK BİR HUKUK BAŞVURUSU

07 Kasım 2010 Pazar, 17:58 tarihinde Coşkun Büktel tarafından eklendi

 
 

(Hak, hukuk, onur, adalet gibi kavramlara hayatı boyunca bir saniye bile inanmamış olduğu halde) kış ortasında yaptığı "Bahar temizliklerine" (http://www.tiyatrofanzini.com/2009/12/iftirac-lincci-ve-sansurcu-tiyatro.html) aşırı güvenip  tüm pisliklerini kedi gibi örtbas edebildiğini sanarak,  Hilmi Bulunmaz'ı savcılığa şikayet eden

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN:

 

önce iftira atıp sonra gizlediği "noter onaylı" belgeler / 1

http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/demirkanlnn-gizledigi-belgeleri.html

 

önce iftira atıp sonra gizlediği "noter onaylı" belgeler / 2 

http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/yazarmz-lincci-mustafa-demirkanl-yazyor.html

 

önce iftira atıp sonra gizlediği "noter onaylı" belgeler/3  

http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/mustafa-demirkanl-18-subat-2008-coskun.html

Önce iftira atıp sonra gizlediği noter onaylı belgeler / 4


 

Önce iftira atıp sonra gizlediği noter onaylı belgeler / 5

 

BU KONUYLA İLGİLİ FACEBOOK YORUMLARINI OKUMAK YA DA YORUM EKLEMEK İÇİN, LÜTFEN, TIKLAYINIZ!

BONUS:

DEMİRKANLI'NIN HALTLARI (36 KISIM TEKMİLİ BİRDEN): http://coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm

***

HAKKA, HUKUKA, ONURA VE ADALETE HAYATINDA BİR SANİYE BİLE İNANMAMIŞ, BURAK CANEY DESTEKÇİSİ MUSTAFA DEMİRKANLI, HİLMİ BULUNMAZ'I ADLİYEYE ŞİKAYET ETTİ

Coşkun Büktel

6 Kasım 2010

 

 

"Theope, Türkiye tiyatrosunun Everest'idir" diyen Hilmi Bulunmaz'ı internet sapığı Burak Caney, yukarıdaki karikatürle "eleştirmişti". (Burak Caney'in, Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'a karşı "ürettiği" diğer görsel "sanat şaheserlerini" görmek için, lütfen tıklayınız

Özdemir Nutku'nun Theope'ye attığı (DT'nin video kaydıyla belgelenmiş) somut iftiraya  Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz dışında pek az kişi (bir parmağı kopuk bir elin parmak sayısından bile az kişi) karşı çıktı. Ama Nutku'nun iftirasını örtbas etme çabasına pek çok kişi, (tiyatro piyasasına egemen bir iftiracı olan Nutku'ya sadakatini ispat ederek tiyatro piyasasına adım atmaya veya piyasada kalmaya çalışan pek çok yalaka) katıldı. Bu yalakalar, "Ben de olsam Nutku'nun yaptığını yapardım" diye özetlenecek bir anlayışla—

YAZININ TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN LÜTFEN,

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

Coşkun Büktel'in Irwin Shaw'dan çevirdiği (Bugünlerde -Kasım, 2010- İstanbul DT'de kapalı gişe oynanmakta olan) "Ölüleri Gömün"

kimler sayesinde sonunda sahnelenebildi / 2

CEVAT ÇAPAN

Irwin Shaw'un "Bury The Dead" adlı oyunu, dünya tiyatro edebiyatında yerini sağlam biçimde almış, bizim savunmamıza hiç ihtiyacı olmayan çağdaş bir klasiktir. Coşkun Büktel'in "Ölüleri Gömün" adlı çevirisi ise, Shaw'un oyunundaki heyecan verici tüm özellikleri, Shaw'a layık bir başarıyla Türkçe'de canlandırıyor.

(CEVAT ÇAPAN  Şair/Çevirmen / İngiliz Edebiyatı ve Amerikan Tiyatrosu Profesörü)

TÜM DESTEKLEYENLERİ (VE TÜM KÖSTEKLEYENLERİ) AYNI SAYFADA GÖRMEK İÇİN

lütfen, TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

GÜNCELLEME  3  Kasım 2010 / 12.30 :  ÖZGÜR BAŞKAN TAKMA İSİMLİ SAPIK OROSPU ÇOCUĞUNUN AZ ÖNCE MAİL KUTUMDA BULDUĞUM YENİ MESAJINI AŞAĞIDAKİ HABERİN SAYFASINA EKLEDİM CB

 

Özgür Başkan takma isimli sapığın "veda" mesajı

 

ve Büktel'in cevapları

 

 

Lütfen, TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

GÜNCELLEME 1 KASIM 2010:

Niye üç "lanetli"den (Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel, Feridun Çetinkaya) başka bir tek tiyatro yayıncısı (hatta sanatçısı) ilgilenmiyor halkın malı olan DT kulelerinin, DT kulesi olmaktan çıkarılmasıyla?

Şehrin en işlek meydanlarında yolun ortasına reklam kulesi yapacağım diye gitseniz, hangi belediye izin vermeye cesaret edebilir size?... Ama Devlet Tiyatrosu bu izni alabilir ve sonra da kulelerden DT ibaresini silerek, kuleleri size devredebilir. Acaba ne karşılığında?

Diğerlerini saymaya bile gerek duymuyoruz. Ama DETİS başkanı Şahin Ergüney'in, DT genel müdürü Lemi Bilgin'in, Kültür bakanı Ertuğrul Günay'ın mutlaka bir açıklama yapıp, bu uygulamanın sorumlularını halkın vicdanına teslim etmesi gerekiyor. 1100 linççinin cirit attığı Türk tiyatrosunda, kendine sanatçı diyen her tiyatrocunun bu kepazeliği görmezden gelmek yerine, sorumlulardan hesap sorması gerekiyor.

Hayır, 1100 linççinin cirit attığı Türk tiyatrosunda, ne yazık ki, ancak Coşkun Büktel'den, Hilmi Bulunmaz'dan, Feridun Çetinkaya'dan hesap soruluyor, bir tek onlara saldırılıyor (Çoğu zaman takma isimle...)

Cesaretini kutlarım, Toros! Halkın yararına apaçık biçimde karşı olan bu uygulama hakkında madem ki hiçbir tiyatrocu konuşamıyor, senin tiyatro dışından yaptığın bu müdahale önem taşıyor. Yüreğin en az 1100 tiyatrocunun yüreğine bedelmiş... CB

KAYNAK: Facebook'ta konu ile ilgili Toros Öztürk'ün eklediği yoruma, Büktel'in eklediği cevap... Facebook'ta konu ile ilgili yorumları görmek ve yorum eklemek için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

 

İSTANBUL'DA DT REKLAM KULELERİ UZUN SÜREDİR DT TEMSİLLERİNİN AFİŞLERİ YERİNE, TİCARİ FİRMALARIN TİCARİ ÜRÜNLERİNİN AFİŞLERİYLE İŞGAL EDİLİYOR VE PİTBULL ISRARIYLA HİLMİ BULUNMAZ'IN DIŞINDA, YALNIZCA COŞKUN BÜKTEL VE FERİDUN ÇETİNKAYA'NIN İTİRAZ ETTİĞİ BU DURUMA; ADI GEÇEN ÜÇ "LANETLİDEN" BAŞKA BİR TEK (BİR TEK!!!) TİYATRO YAYINCISI BİLE İTİRAZ ETMİYORDU...

DT kuleleri skandalında son perde:

Kulelerdeki "Devlet Tiyatrosu" ve "DT" ibareleri silinerek, kuleler DT'nin (ya da halkın) malı olmaktan çıkarıldı.

Görüldüğü üzere, Özdemir Nutku'nun Theope iftirasına sessiz kalan tiyatrocular; yalnızca "iftira"ya karşı değil, halka ve tiyatro sanatına zarar veren yolsuzluklara karşı da duyarsızlar.

Özdemir Nutku'nun Theope iftirasına karşı çıkan üç "lanetli" ise; yalnızca "iftira"ya karşı değil, halka ve tiyatro sanatına zarar veren yolsuzluklara da karşı çıkıyorlar. Bütün bunlar tesadüf değil... İftiraya ve yolsuzluğa karşı çıkmayan linççilerin, iftiraya ve yolsuzluğa karşı çıkan "lanetlilere" karşı linç kampanyası düzenlemiş olması da tesadüf değil...

Hilmi Bulunmaz'ın (üç "lanetli" dışında muhtemelen yine hiçbir tiyatrocu tarafından umursanmayacak) fotoğraf belgeli, "şok" haberini okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

Hilmi Bulunmaz, (sureti haktan -çevirmen haklarını savunmaktan- yana görünerek, insanlar arasına nifak sokmaya çalışan Mustafa Demirkanlı'nın tuzağına düşmekten özenle sakınarak) "Ölüleri Gömün" galasını sorguluyor ve Şakir Gürzumar'ın sözünü ettiği gayrı insani ve gayrı ahlaki "teamüle" karşı çıkarak, sözde değil özde, "gerçekten", çevirmen (insan) haklarını savunuyor ve çevirmen (insan) emeğini yüceltiyor.
 

 

 

 



 

(...)

 

 

 

 

"Mustafa Demirkanlı, benim Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatroları'na değil, Coşkun Büktel'e hesap sormamı istiyor. Kendisi öyle istiyor diye, öyle davranacak hâlim yok. Benim karşımda, bu konuda, esas itibariyle, muhatap olarak İstanbul Devlet Tiyatrosu var!"

 

 

 

 

(...)

 

 

 

 

 

Hilmi Bulunmaz'ın nihayet tamamladığı gala yazısını okumak için, lütfen, tıklayınız:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Ölüleri Gömün" oyununa "gala" yapıldığı gün, oyuna emeği geçenler sahneye çağrılmışken, oyunun çevirmeni Coşkun Büktel neden sahneye çağrılmadı ki?!!

 

 

 

 

 

EVRENSEL GAZETESİNDEN METİN BORAN, COŞKUN BÜKTEL'İN IRWIN SHAW'DAN ÇEVİRDİĞİ "ÖLÜLERİ GÖMÜN" OYUNUNUN DT SAHNELEMESİ HAKKINDA YAZDI:

TIKLAYINIZ!

 

TARAF GAZETESİNDEN FERHAT ULUDERE, COŞKUN BÜKTEL'İN IRWIN SHAW'DAN ÇEVİRDİĞİ "ÖLÜLERİ GÖMÜN" OYUNUNUN DT SAHNELEMESİ HAKKINDA YAZDI:

TIKLAYINIZ!

 

ÖZKAN ULUKÖK, COŞKUN BÜKTEL'İN IRWIN SHAW'DAN ÇEVİRDİĞİ "ÖLÜLERİ GÖMÜN" OYUNUNUN DT SAHNELEMESİ HAKKINDA YAZDI:

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

 

Linççi vandalların kalleş saldırıları sürerken, İstanbul DT müdürü Şakir Gürzumar'dan Coşkun Büktel'e gelen destek mesajı

 

Dün gece 23.30 civarında, Şakir Gürzumar aradı. “Sana bir mail göndermeye çalışıyorum ama başaramıyorum” dedi, “senin mail adresin www.coskunbuktel.com değil mi?”

Hayır” dedim Şakir’e, “o internet sitemin adresi. Mail adresim, buktel@yahoo.com.”

Tamam, telefonu şimdi kapatıyorum. Şu mail'i göndermeyi bir daha deniycem. İnternet özürlü olduğum için başaracağımdan emin değilim. Gönderdikten sonra seni tekrar ararım.”

Tamam.”

Birkaç dakika sonra Şakir tekrar aradı. Mail kutuma baktım. Mesajın geldiğini söyledim. Mesaj aynen şuydu:

 

THEOPE

Tuesday, October 19, 2010 11:34 PM

From:

This sender is DomainKeys verified

"şakir gürzumar" <sgurzumar@gmail.com>

Add sender to Contacts

To:

buktel@yahoo.com

COŞKUN BÜKTEL,BU GÜN İÇİN EN İYİ OYUNU YAZMIŞ BİR TÜRK YAZARIDIR,ÖYLEKİ YAZDIĞI ESER AYNI ZAMANDA EVRENSELDİR......BU KÜFÜR KIYAMET SİLSİLESİNE KATILMAK İSTEMEZDİM AMA,GERÇEK BUDUR....THEOPE TÜRK DİLİNDE YAZILMIŞ EN İYİ TİYATRO ESERİDİR.

Şakir Gürzumar

 yönetmen.

 

Şakir’e, bu mesajı göndermek gereğini neden hissettiğini sordum. Çoktan beri provalar nedeniyle benim siteme giremediğini söyledi. Bu akşam (yani dün akşam) siteme girip de biraz gezinince, gördüğü yeni haberlerden, bana yapılan yeni ve daha kalleş saldırılardan etkilenmiş ve bütün bu iğrençlikler karşısında, tarafsız kalmaktan rahatsızlık duyarak, tarafını belirtmek gereğini hissetmiş.

BU KÜFÜR KIYAMET SİLSİLESİNE KATILMAK İSTEMEZDİM” derken neyi kastettiğini sordum. Özellikle, Yücel Erten gibi eski bir DT genel müdürünün Dalyarak, sike sike usandık, dörtveren, Çüktel” gibi küfürleri açıkça kullanmasından çok rahatsız olduğunu söyledi. Şakir’e, o küfürbaz genel müdürün bana karşı küfürbaz olduğum gerekçesiyle açılan linç kampanyasına imza vermiş olduğunu hatırlatarak, bu tutarsızlık, vandallık ve samimiyetsizliğin küfürlerden çok daha vahim olduğunu söyledim.

Yarım saat kadar bu minval üzere sohbet ettikten sonra, yarın akşam (yani bu akşam) “Ölüleri Gömün”ün galasında buluşmak üzere telefonu kapattık.

 

COŞKUN BÜKTEL / 20 Ekim 2010. 00.45.

 

 

 

 

 

HABER TÜRK GAZETESİ, HALUK BİLGİNER'İN İHTARNAMESİNE İSİM TAKTI:

"YAVŞAK" ihtarnamesi

Magazin basını, Haluk Bilginer'in attığı her adımı izlemeye devam ediyor. Haber Türk gazetesi, bugün (19 Ekim 2010) Magazin ekinin baş sayfasında, ihtarname olayını yukarıda aktardığımız "YAVŞAK" ihtarnamesi başlığıyla ve şu ifadelerle verdi:

Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle" sözleriyle meslektaşlarının tepkisini çeken, ardından "Yavşak da ne kadar güzel bir sözcüktür" diyerek polemiği devam ettiren Haluk Bilginer, bu kez "yavşak" sözünden mağdur oldu. Bilginer, internet sitesinde kendisi hakkında "yavşak" diye yazan tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'a "kişilik haklarım ihlal edildi" diyerek ihtarname gönderdi. (Haberi, sayfa 4'te.)

Gazetenin  4. sayfasına baktığımızda ise, şu yanıltıcı başlığı görüyoruz:

Kendine "Yavşak" DEDİRTMEDİ

Zafer Akbaş imzalı haberde, olay kısaca özetlendikten sonra yukarıda aktardığımız yanıltıcı başlığı pekiştirmek üzere, yine aynen aktardığımız şu yalan ifadeye yer veriliyor:

Site yöneticileri ihtarname üzerine yazıyı siteden kaldırdı.

Oysa olayı coskunbuktel.com'dan ve coskunbuktel.com'un verdiği linklerden izleyen okurlarımız, gayet iyi biliyor ki, Hilmi Bulunmaz, "yazıyı siteden kaldırmaktansa" 500 milyar TL tazminat ödemeyi veya 500 yıl hapse mahkum edilmeyi tercih edeceğini ifade etti. Bulunmaz aynen şunları söyledi:

LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Nihat Haluk Bilginer, sahnedeki sözlerin bir benzeri, bir izdüşümü olan "yavşak, yalancı, ruh hastası, k.çımı ye..." sözlerini sahne dışında kullanmaya yeltendiğinde, ona birinin ve/ya birilerinin "dur" demesi gerekiyordu. Ben, "yavşak" olmadığım için, kendisine "dur" demenin bir yolu olarak (Ali Poyrazoğlu'nun çok yerinde bir tespitte bulunduğu gibi), ona ayna tutarak "yavşak" dedim ve bu söylemim nedeniyle, 500.000 TL tazminat ödemeye ve/ya 500 yıl hapis yatmaya mahkûm olsam da, bu sözümü, ölünceye dek yineleyecek, bu sözümden asla geri adım atmayacak ve bu sözümü, kendi irademle asla silmeyeceğim.

Bilginer'in ihtarname metnini ve Hilmi Bulunmaz'ın cevabınının tümünü okumak için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

 

NOT: İnternetteki gazete siteleri, "körlerin körleri izlediği" gibi (http://www.coskunbuktel.com/buktelkorlarkorlariizliyor.htm) Haber Türk'ün dezenformatif haberini veba gibi yaymışlar/yaymaktalar.

 

 

 

 

 

 

HALUK BİLGİNER (Dün): "ama .....'yavşak' da ne kadar güzel bir sözcüktür, değil mi? yav- diye alt perdeden başlayıp. ş harfinden aldığı güçle surata tokat gibi patlar... gözünü sevdiğimin türkçesi..."

HALUK BİLGİNER (Bugün):

"Oyuncuların çoğu yavşaktır" ifadesiyle binlerce tiyatrocuya isim vermeksizin "yavşak" demiş olan

HALUK BİLGİNER, KENDİSİNE İSİM VEREREK "YAVŞAK" DİYEN HİLMİ BULUNMAZ'A NOTERDEN İHTAR ÇEKTİ...

Bilginer'in ihtarname metnini okumak için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

NOT: Konuyla ilgili yorumları okumak ya da yorum eklemek için, Büktel'in facebook'taki profil sayfasını TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

 

GÜNCELLEME/9 Ekim 2010: Metnin finalini geliştirdik.

OĞUZ ATAY'IN 35 YIL ÖNCE "KÜLTÜR GANGSTERLERİ" DİYE TANIMLADIĞI KİTLE, BUGÜN BİZİM "LİNÇÇİ VANDALLAR" DEDİĞİMİZ KİTLEYLE ÖZDEŞ

 

Coşkun Büktel'den nefret eden ve Büktel'i linç etmek isteyen "kültür mafyası", (kendilerine yönelik algılanabilecek tüm eleştirilerine rağmen) Oğuz Atay'a bayılıyor! Acaba neden?

 

 

 

Bizce iki nedeni var: 1) Oğuz Atay ölmüş ve "zararsız" hale gelmiştir. Büktel ise hâlâ sağdır, her an her şeyi yapabilir. 2) Oğuz Atay bütün o sert eleştirilerini isim vermeden, somut örnek ve kaynak göstermeden yapmıştır. Büktel ise, "İnsanları ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim" biçiminde "tehlikeli denecek kadar demokratik" bir slogan yaratmıştır.

 

 

 

 

 

 

Aşağıda, Oğuz Atay'ın en sert eleştirilerinden küçük bir örnek sunuyoruz. Atay, sanki bugünün linççi vandallarını anlatıyor ve onları teşhir etme vaktinin geldiğini söyleyerek, sanki bu görevi Büktel'e bırakıyor:

İlerici, gerici her türlü akımların tekelini ellerinde tutan bir küçük yarı-aydın çetesi, yıllardır kendini yenileme gereğini duymadığı için bugün artık yerini kaybetmemek için ancak bezirgân oyunlarıyla ayakta durmaya çalışmaktadır. Yıllardır halkı ve aydın potansiyelini hor gördüğü için kendini geliştirmek için parmağını oynatmamıştır. Bugün haksız olarak gaspettikleri yerler gerçek sahiplerini beklemektedir. Halkın evrensel ruhuna inanan, onu derinliğine tanımaya çalışan gerçek bir aydın topluluğu bu kültür gangsterlerinin yerini almazsa toplumun, çağın çok gerisinde kalacaktır Türk edebiyatı. Birbirlerine ödül dağıtan, oyunun kurallarını bozmaya cesaret edemeyen bu kuru kalabalık aslında tek bir kütledir; ilericilik-gericilik kavgası görünüşte bir çekişmedir. İlericiler, yerlerinde kalmak için değil namuslu bir sosyalistin, sahtekâr bir bezirgânın yapmayacağı oyunlarla uğraşırlar, kendilerini övenlere pay verirler. Ne yazık ki halkın değerlerine sahip çıkmaya çalışanlar da -kendilerine bir isim vermedikleri halde- gerici ya da sağcı denilen ve orta çağın karanlığında yaşayan zavallılardır. Sanat sanat içindir- sanat toplum içindir kısır çekişmesine karşı sanat insan içindir parolasıyla çıktıkları halde insanın, gerçek insanın farkında değillerdir. Gerçekten 'korkak bir karanlık içinde'dirler. Yaşamaktan, eğlenmekten korkarlar. İnsanı, özellikle kadını tanımaktan korkarlar. Dünya nimetlerini çağ dışı boş inançlar yüzünden teperler. Aslında bir ruh hastasının tepkisidir bu; daha doğrusu reddettikleri nimetlere kapılmaktan korkan bozuk ruhların tepkisidir bu. Bu yüzden sosyalizmi ahlâksızlık sanırlar, bu yüzden emperyalizm ile sosyalizmi birbirine karıştırırlar. Allah için bazı sosyalistlerimiz de özel yaşantılarıyla onlara hak verdirecek durumdadırlar. Bir sosyalist eleştirmenimizin dediği gibi 'Türk solu geç kalkar, çünkü bir gece önce sabaha kadar içmiştir.' Bu insanlardan Türk halkı artık bir şey beklememeli. Üç kağıtçılıkla ne devrim olur, ne de ümmeti islâm kurtulur. Bunlar 'çürüyen et, dökülen diş' gibidirler. Bayrak yaptıkları inançlarına rağmen, aslında inançsızdırlar. Kim hangi kapıdan ekmek yiyorsa, o kapının kulluğunu etmektedir. Bunlar Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasının kötü bölümü olan kapıkulu kurumunun temsilcileridir. Kendilerine karşı çıkılmasını, haksız yere işgal ettikleri görüşlere karşı hakaret sayarlar. Kendini sosyalist sayan biri, suçunu ortaya dökeni halk düşmanı olarak suçlayarak yavuz hırsızlık oynar. Kendini kapitalist olarak ilân eden birinin serveti, fabrikası yoksa böyle birine herkes güler; haydi ordan çulsuz derler, züğürt kapitalist olur mu? Nedense kendisini sosyalist sayanlardan kimse ehliyet sormamaktadır. Olsa olsa 'sosyalizme sempati duyan' yani özel deyimiyle 'sempatizan' sayılması gerekenler ortalığı kasıp kavurmaktadırlar. Sonra solda ve sağda hayli kalabalık olan bu çıkarcı zümre, bütün gösterişine rağmen kim parayı bastırırsa ona hizmet etmektedir. Ele güne karşı, hele sağcılara karşı ayıp olmasın diye de kabahatlar örtbas ediliyor. Kol kırılır yen içinde.'

Artık her yerde, hangi kampın adamı olurlarsa olsunlar bunları teşhir etmenin, önce halka örnek olabilmek için aydının kendisiyle hesaplaşma vakti gelmiştir. Yazarlar da romanında hikâyesinde şiirinde bu hesaplaşmaya girişmelidir. Kendinden korkanlara bir diyeceğimiz yok tabii.

(Kaynak: Oğuz Atay, Günlük, İletişim Yayınları, 2. Baskı, S. 134)

Coşkun Büktel, Oğuz Atay'ın bu "teşhir" vasiyetini uygulamaya koyduğu görünen biricik yazardır. Ee, ne demişler? Toprak işleyenin, su kullananın, vasiyet uygulayanın.

NOT: Bu konudaki yorumları okumak veya yorumlarınızı eklemek için, Büktel'in ilgili facebook sayfasını, lütfen,

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖNEMLİ GÜNCELLEME 6 Ekim 2010

 

 

 

 

 

 

Aşağıdaki notumuzla ilgili olarak, Mustafa Demirkanlı'nın bu gece (bana ve benden başkalarına da) gönderdiği "Faturanı ödeyebilirim" başlıklı, yine yalan ve iftira dolu mesajı ve Demirkanlı'ya ağzının payını (bininci kez) veren karşı mesajımı okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖNEMLİ NOT: Yayınımız her an kesilebilir!

 

 

 

 

 

 

 

Türk Ticaret adlı hosting şirketinin (daha önce de sık sık olduğu üzere, geçen ay üç gün boyunca kendi arızaları yüzünden yayın yapamadığımız, yani 0 trafik yaptığımız halde) aylık trafik aşım bedeli olarak haksız biçimde ve hiçbir belgeye dayanmaksızın belirlediği 90 TL ceza bedelini ödemek niyetinde olmadığımız için, yayınımız her an kesilebilir.

 

 

 

 

 

Onlar yayınımızı kesmeden önce başka bir hosting sitesiyle anlaşma sağlayabilirsek, bize aynı adresten ulaşabileceksiniz. Olmazsa, gelişmeleri, size (bugüne dek fazlasıyla ihmal ettiğimiz) blogspot adresimizden aktarmaya çalışacağız. Lütfen not alın:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

www.coskunbuktel.blogspot.com.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

29 Eylül 2010

Aşağıdaki yazının facebook sayfasına Mustafa Demirkanlı'nın yaptığı yorumları ve Büktel'den aldığı nihai cevabı okumak için, TIKLAYINIZ!

 

27 Eylül 2010

(Mustafa Demirkanlı'nın mahkemeye verme tehdidine rağmen...) ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜ DE YAYINLADIK:

LEMİ, AYŞENİL VE MUSTAFA ARASINDA (TİYATROMUZUN SOMUT GERÇEKLERİNE DAYANAN) HAYALİ BİR KONUŞMA

COŞKUN BÜKTEL / 27 Eylül 2010

 

Metnin her ÜÇ bölümünü bir arada okumak için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

Haluk Bilginer'in "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." iddiası üzerine Ekşi Sözlük'te yazdığım yorumlar

(Aşağıdaki yorumlar "mutebaki" nick'ini kullanan Ekşi Sözlük yazarı Feridun Çetinkaya'ya aittir.
 

Haluk Bilginer'in hakkındaki eleştirilere cevaben yayımladığı "Kutsala mı Dokundum?" başlıklı basın açıklamasını ilgili yorumların altında okuyabilirsiniz.

BÜKTEL DİYOR Kİ:

Ortada DT'nin çektiği CD görüntüleriyle (http://coskunbuktel.com/buktelnihayet.htm)
belgelenmiş apaçık bir iftira var. İftiraya uğrayan tiyatro yazarına karşı açılmış ve meşhur bir profesör olan iftiracıyı mağdur, mağdur yazarı ise iftiracı olarak nitelemeyi menfaatlerine daha uygun bulanların başlattığı (Genco Erkal,
Kenan Işık, Özdemir Nutku, Tamer Levent, Yücel Erten gibilerin katılmasıyla 1100 imzaya ulaşmış) apaçık bir iftira ve linç kampanyası var: (http://www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm).

"Hakikati somut belge ve kanıtlar değil, kelle sayısı belirler; madem ki 1100 kişi mağdura iftiracı diyor ve somut belgelere üç kişiden başka hiç kimse kulak asmıyor, öyleyse mağdur iftiracıdır" iddiasını tiyatro camiamıza dayatan bu 1100 iftiracı vandala karşı, tiyatro camiamızda bir "büyük sessizlik" var: (http://coskunbuktel.com/buktelgerizekarehberi.htm)

Tiyatromuzdaki bu büyük "kuzuların sessizliği"; şimdi birinin kuyuya bir "yavşak" taşı atması ve "kuzuların sessizliği korosunun" bu taşı çıkarma telaşına kapılarak (sürü kompleksi ve refleksiyle birbiri ardından uçuruma atlar gibi) kuyuya atlamasıyla, nihayet bozulmuş sayılabilir mi sizce?

Sessizlik korosunun "bana ne"ci, sorumsuz "kuzuları için küçük bir kulak küpesi: "Kendimizi değil, sorumluluklarımızı önemsemeliyiz." ("It is our responsibilities, not ourselves, that we should take seriously.") PETER USTINOV

Bence, Bilginer'in kuyuya attığı "yavşak" taşının, yarına kalmaya değer, tek yararlı hasılatı (sessiz kuzuların yarattığı toz duman içinde şu an ancak seçkin zekâlı bir "mutsuz azınlık" tarafından farkediliyor olsa da) Feridun Çetinkaya'nın yukarıda başlığını sunduğumuz yazılarıdır.

"Yavşak" tartışmasına zekâ ve sağduyu katan Çetinkaya yazılarını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

NOT: Bu konudaki yorumlarınızı Büktel'in Facebook sayfasına ekleyebilirsiniz.

 

 

 

 

 

Linççilerin "erdem" anlayışı (YORUMSUZ):

 

LİNÇÇİ ÇİĞDEM ERKEN: bu sayfa bu ülkedeki en önemli, en erdemli tiyatro adamının sayfasıdır....

(KAYNAK: Yücel Erten'in Facebook sayfası.)

 

LİNÇÇİ YÜCEL ERTEN: Aaa, arkadaşlar şimdi gördüm bu Adem Dinç denen dalyarağı. Bu dörtvereni engelliyorum. Siz de zaten yeteri kadar "ortadaki sandık sike sike usandık" yapmışsınız.

(KAYNAK: Yücel Erten'in Facebook sayfası.)

 

GÜVENÇ DAĞÜSTÜN: yücel gelecek ananı sikecek yazacaktım tam ben de :)

(KAYNAK: Yücel Erten'in Facebook sayfası.)

 

NOT: Silme, kazıma, "engelleme" gibi sansürcü ve linççi  yöntemlere karşı, üstte linkini verdiğimiz, söz konusu Yücel Erten sayfasını tümüyle aynen kopyalayıp kendi sitemizde yayınladık.

Yücel Erten denen bu devlet beslemesi, şımarık ve ağzı bozuk, küstah herif, bir zamanlar DT genel müdürüydü ve Büktel'in eleştirileri yüzünden Theope'yi engellemek, bu linççi alçağın, en akılda "kalıcı" marifetiydi.

YENİDEN DÜZENLEDİK!

Tüm "haltlarıyla"

Yücel Erten sayfası

 

 

 

 

 

19 Eylül 2010
İKİNCİ BÖLÜMÜ YAYINLADIK! (Ve Mustafa Demirkanlı bu akşam telefon açıp bizi mahkemeye vereceğini söyledi...)

LEMİ, AYŞENİL VE MUSTAFA ARASINDA (TİYATROMUZUN SOMUT GERÇEKLERİNE DAYANAN) HAYALİ BİR KONUŞMA

COŞKUN BÜKTEL / 19 Eylül 2010

 

Metnin her iki bölümünü bir arada okumak için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

 

 

YENİDEN DÜZENLEDİK! Tüm "haltlarıyla" Yücel Erten sayfası

 

Yücel Erten, kendisine "edep yahu!" diyen Kâzım Şimşek'e karşı da sansürden (engelleme) başka çare bulamadı.

 

 

COŞKUN BÜKTEL: AKP'ye karşı somut kanıt ve belgeler yerine kendi ilkelliğimizi sergilemekten başka işe yaramayan bu ahmakçasına alakasız ve iğrenç fıkralarla mücadele vermek zorunda kalıyorsak, AKP'nin önü açık demektir. Boku yedik demektir. Umarım bu fıkra tüm "hayırcıların" değil, yalnızca Yücel'in ve yandaşlarının seviyesizliğini temsil ediyordur.

YÜCEL ERTEN: ‎Çüktel, bu yorumun da ancak senin düğünde damat vuran bir dalkürek olduğunu gösterir... Şu yazdığımı herkes bir görsün de sonra engelleyeceğim seni hıyar aleyhisselam!...

(...)

KÂZIM ŞİMŞEK: Yücel Erten'i Coşkun Büktel'e söyledikleri nedeniyle şiddetle kınıyorum ve kendisinden Coşkun Büktel'den özür dilemesini bekliyorum.

YÜCEL ERTEN: Kazım, sen kimsin lo? "Bulunmaz" Hint kumaşlarından mısın?

(...)

YÜCEL ERTEN: Yorulmayın arkadaşlar, ben bu tencere kapaklarından sıkıldım. Sayfamdan siliyorum bunları. Bu sataşmalarla sırnaşmaların varolabilme savaşı olduğunu sanıyorlarsa, allah versin, başka kapıya...

(...)

COŞKUN BÜKTEL: 5 Eylül 2010, 16:05  İktidarsızlık kompleksi içinde yaşadıkları anlaşılan bu zavallılar, sahip oldukları en küçük bir iktidar alanında (üç-beş kişinin izlediği bir facebook sayfasında) bile, derhal birilerini yasaklayarak, birilerine sansür koyarak kendilerini muktedir hissetmeye çalışıyorlar. Birilerini “engellemek, birilerini sansür etmek, onlara utanç yerine gurur veriyor. Kendilerini ancak bu biçimde var edebiliyor, komplekslerini ancak bu biçimde tatmin edebiliyor, yaşadıklarını ancak bu biçimde hissedebiliyorlar. Bir an için, bunların küçücük bir facebook sayfasında değil de, tüm Türkiye’de iktidar olduklarını düşünün! Ülkenin nasıl bir batağa saplanacağını hayal edebiliyor musunuz? Biz 1992′den beri yazdığımız yazılarla, o yazılardan oluşturduğumuz kitaplarla (“Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları”, “Yönetmen Tiyatrosuna Karşı”) ve bugün de internet yazılarımızla bunlara karşı “sırf iş olsun diye”, “boşu boşuna” mücadele ediyor değildik/değiliz.

 

Kâzım Şimşek, engellenmesinden önce atik davranıp, Yücel Erten'in sonradan engelleyeceği tüm yorumları kopyaladı ve kendi sitesinde yayınladı. Yücel'in budayıp kuşa çevirerek (emekli olmasından önce DT'de sahnelediği oyunlar kadar abuk hale getirdiği) sayfanın "son abuk hali" de;

yorumların budanmasından önceki "ilk orijinal hali" de;

şimdi, "Hayatımın Renkleri" başlıklı Kâzım Şimşek blogunun yorumculara açık ilgili sayfasında görülebilir. Kâzım'ın ilgili sayfasına (yukarıya da aktardığım)5 Eylül 2010, 16:05 tarihli ilk yorumu ben yaptım.

Tartışmayı tüm katılanların tüm yorumlarıyla eksiksiz izlemek ve yorumlarınızı "özgürce" eklemek için, "Hayatımın Renkleri" başlıklı Kâzım Şimşek blogunun ilgili sayfasını, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

 

Linççilerin "sıvaları" dökülüyor:

 

COŞKUN BÜKTEL'İ "KÜFÜRBAZ" DİYE NİTELEYEREK BÜKTEL'E KARŞI GÜYA "TEMİZ TİYATRO" ADLI BİR LİNÇ KAMPANYASINA KATILMIŞ OLAN LİNÇÇİ YÜCEL ERTEN DİYOR Kİ:

 

Aaa, arkadaşlar şimdi gördüm bu Adem Dinç denen dalyarağı. Bu dörtvereni engelliyorum. Siz de zaten yeteri kadar "ortadaki sandık sike sike usandık" yapmışsınız.

Bozmayın asabınızı bu apdestsizlere :)

 

(KAYNAK: Yücel Erten'in kendi facebook sayfası.)

NOT: Silme, kazıma, "engelleme" gibi sansürcü ve linççi  yöntemlere karşı, üstte linkini verdiğimiz, söz konusu Yücel Erten sayfasını tümüyle aynen kopyalayıp kendi sitemizde yayınladık.

 

Yücel Erten denen bu devlet beslemesi, şımarık ve ağzı bozuk, küstah herif, bir zamanlar DT genel müdürüydü ve Büktel'in eleştirileri yüzünden Theope'yi engellemek, en akılda "kalıcı" marifetiydi.

 

Aşağıda, Yücel Erten'le bugün facebook'ta yaşadığım macerayı aynen aktarıyorum:

 

 

 

Coşkun Büktel: Yücel
Erten'den, tüm "hayırcıların" değil, yalnızca Yücel Erten ve
yağcılarının seviyesizliğini temsil ettiğini umduğum bir fıkra:

 

Coşkun Büktel

Yücel Erten, paylaştığım için, az öncesine kadar, bu sayfada, tam bu yazının yerinde, durmakta olan fıkrayı ve o fıkranın altına yaptığım yorumu sildiği gibi; sansürcü bir linççiye en yakışan şeyi de yapmayı ihmal etmedi: Facebook sayfasını bana yasakladı. Yücel'in sildiği ahmakçasına iğrenç fıkrayı kaydetmemiştim ama neyse ki, yorumumu kaydetmiştim. İşte (garibanları görünce "ortada sıçan" yapmayı seven ama Coşkun Büktel'i görünce çil yavruları gibi dağılıp bütün kapıları sımsıkı kapayarak başını kuma gömmekten ve "Büktel yoktur" hayaline sığınmaktan başka çare bulamayan) Yücel ve linççi hınk deyicilerinin, kimse görmesin diye sildikleri Coşkun Büktel yorumu:

AKP'ye karşı somut kanıt ve belgeler yerine kendi ilkelliğimizi sergilemekten başka işe yaramayan bu ahmakçasına alakasız ve iğrenç fıkralarla mücadele vermek zorunda kalıyorsak, AKP'nin önü açık demektir. Boku yedik demektir. Umarım bu fıkra tüm "hayırcıların" değil, yalnızca Yücel'in ve yandaşlarının seviyesizliğini temsil ediyordur.

Zavallı Yücel!... Senin neyine be yavrucuğum, herkesin denetimine açık, şeffaf ve demokrat facebook sayfası?!!... Sen kendini Coşkun Büktel mi sandın?!! Kapa kapılarını daha sıkı kapa!

Ama yazık ki kapıları kapamakta geç kaldın! Pek çok şeyi kaydettim. Göreceksin... Herkes görecek. Zavallı şapşal!
Devamını Gör

3 saat önce

 

Coşkun Büktel ‎"Çüktel, bu yorumun da ancak senin düğünde damat vuran bir dalkürek olduğunu gösterir... Şu yazdığımı herkes bir görsün de sonra engelleyeceğim seni hıyar aleyhisselam!..." diye bir yorum yazmış Yücel Erten bana yanıt olarak..

3 saat önce 

 

Coşkun Büktel

Beni sonra değil anında engelledin. Beni engellemeniz bir şey değil, Theope'yi ve Türk tiyatrosunu da engellediniz ve memleketi engellemeye de talipsiniz. O kötü.

Eğer hâlâ silmemişse Yücel'in yukarıdaki cevabının kaynağı:
http://www.faceboo...k.com/#!/profile.php?id=100000683649577&v=wall&ref=tsDevamını Gör

3 saat önce

 

Birsel Harputlu bencede yazık yaptığı yorum gerçekten seviyesizliğini gösteriyor.bencede kapılarını sıkı sıkı kapatsın.çoşkun bey ben sizi arka sıradakiler dizisi vesilesiyle tanıdım ama yazılarınızı zevkle okuyorum.

2 saat önce

 

Coşkun Büktel Sevgili Yücel, bana cevap yetiştirmeyi bırak da, sevgili linççi arkadaşın Mustafa Demirkanlı gibi, mevsime filan aldırmayıp bir an önce facebook sayfalarında bahar temizliğine (http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/12/iftirac-lincci-ve-sansurcu-tiyatro.html) başla! Öyle bana kapıları kapamak filan gibi palyatif tedbirlerle paçayı kurtaramazsın.

2 saat önce

 

NOT: KONUYLA İLGİLİ YORUM YAPMAK İSTEYENLER, COŞKUN BÜKTEL'İN FACEBOOK SAYFASINA GİRİP YORUM YAPABİLİRLER. BÜKTEL'İN FACEBOOK SAYFALARININ TÜMÜ (HER MİLİMETRE KARESİ) İLK GÜNDEN BERİ BÜKTEL'İ ARKADAŞ OLARAK EKLEMİŞ OLSUN VEYA OLMASIN "HERKESE" AÇIKTIR VE BÜKTEL, İŞİNE GELMEYİNCE KİMSEYİ AMA HİÇ KİMSEYİ SİLMEYE VEYA "ENGELLEMEYE" KALKIŞMAZ.

 

 

 

 

 

 

 

DÖRT YIL ÖNCE (6 MAYIS 2006) BEN DEMİŞİM Kİ:

 

 

 

 

 

(...)

 

Demirkanlı, “sunuşunun” ikinci paragrafına şu yalanla başlıyor

 

Efendim, Büktel, vakti zamanında  —Rahmi Dilligil zamanında—Devlet Tiyatroları’na sanatçı kadrosundan girmek istemiş, oyunculuk yapmayacağına göre sanatçı kadrosuna giremeyeceği iletildiğinde de: “Öyleyse ben de onlardan yönetmen kadrosu isterim!” demiş.  

 

Peki bunu kime demişim? İstanbul DT müdürü Nesrin Kazankaya’ya... Peki Kazankaya’ya bunu söylediğimde, Kazankaya’nın genel müdürü Rahmi Dilligil miydi, yoksa Lemi Bilgin miydi? Lemi Bilgin’di... Oysa Demirkanlı, olayın Rahmi Dilligil zamanında geçtiğini özellikle vurguluyor. Dönem belirtmek zorunda olmadığı halde, cümlenin içine iki tire koyarak parantez açıyor ve cümlenin akışını bozarak, anlattığı olayın -Rahmi Dilligil zamanında- yaşandığını özellikle belirtiyor. Peki Demirkanlı bu adi yalana niçin başvuruyor?  

 

Bu apaçık adi yalanın, yalandan çok daha öte, çok daha iğrenç ve sinsi bir yönü var. Demirkanlı, bu yalanla, beni, (şu günlerde zimmet suçundan mahkûm olmasıyla yeniden gündeme gelen) Rahmi Dilligil ile ilişkilendirmeye çalışıyor. Oysa “sunuşunu” yaptığı  yazımda Rahmi Dilligil’in adı yalnızca bir tek cümle içinde geçmektedir. O cümle de şundan ibaret (anlaşılır olması için, önündeki ve ardındaki cümleyle birlikte aktarıyorum):

 

“Dramaturg olarak girmek istesem, çok daha önce girerdim. Genel müdürken Rahmi Dilligil, eski eşim DT oyuncusu Nalan Örgüt ve DT yönetmeni Şakir Gürzumar aracılığıyla bana dramaturg kadrosunu teklif etmişti. Reddetmiştim.”

 

Yani, Demirkanlı’nın iddia ettiğinin tersine, ben, Rahmi Dilligil zamanında herhangi bir kadroya girmek için başvuru yapmadığım gibi, bana gelen teklifi de reddetmişim. Yani, Demirkanlı’nınki yalan değil, katmerli yalan. Dilligil zamanında benim öyle bir başvurum varsa, Demirkanlı belgelemek zorundaydı.

 

(KAYNAK: Büktel, "MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR" 6 MAYIS 2006)

 

Peki demirkanlı yukarıda belgesini bir kez daha sergilediğim dört yıl önceki o "katmerli" yalanından (iftirasından) utanmış, pişman olmuş ya da ders almış mı? Ne gezer!...

 

 

BUGÜN (24 AĞUSTOS 2010) LEMİ BİLGİN VE AYŞENİL ŞAMLIOĞLU'NUN REKLAM ADI ALTINDA SADAKA VEREREK DEVLET BÜTÇESİNDEN BESLEDİĞİ, ON PARMAĞINDA ON İFTİRA KARASIYLA, LİNÇÇİ MUSTAFA  DEMİRKANLI, HÂLÂ KALKMIŞ, TABİİ Kİ HİÇBİR BELGE YA DA TANIK GÖSTERMEDEN, COŞKUN BÜKTEL'İN, DT'YE GİREBİLMEK İÇİN ESKİ EŞİNİ KULLANDIĞINI ÜSTELİK BİR DE BUNU GİZLEDİĞİNİ YAZABİLECEK KADAR ŞEREFSİZLEŞEBİLİYOR:

 

 

 

 

(...)

 

Coşkun Abin açıklamamış ama ben açıklayayım, eski eşinin katkısı, ricasıyla Devlet Tiyatroları'na girecekti,

 

(KAYNAK: Demirkanlı, “Lütfen benim Aşil topuğum(*) olma" ve "yakinda pembe dizi yazmaya baslarsan valla sasirmam:)” 24 Ağustos 2010) (Sansürcü Demirkanlı, yukarıda aktardığımız ifadesini, daha önce pek çok kez yaptığı gibi, metinden silip çıkarabilir veya metni toptan yok edebilir ya da linkini değiştirebilir. Garantili olması için, Demirkanlı'nın yazısını yayınlamış olan Hilmi Bulunmaz'ın ilgili sayfasına da link verelim: tiyatroyun.blogspot.com)

 

 

NOT: Devlet bütçesiyle bu şerefsiz iftiraları besleyen Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'nun tarih taksiratlarını affeder mi bilmem ama ben, kendi payıma affetmeyeceğim, çünkü:

 

Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle, iğreniyorum.

 

CB / 30 Ağustos 2010

 

 

 

 

 

 

ARŞİV 24 Nisan 2007:

 

 
 
 
Beni bu defa da Hilmi Bulunmaz üzerinden

suçlamaya kalkan

 

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP

 

 

(...)

Mustafa Demirkanlı, umarım sözünü tutar ve bundan böyle (ismimi vererek ya da vermeden veya kendisi başka bir isim ardına gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden kurtulduğu halde aylardır bir tek yazı yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi kalmadığı için "hacklendim" numarasına yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs Burak Caney sapığını tekrar devreye sokarak) bana sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa, Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım var: Önce, belgelediğim tüm yalanları için ("tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi anladım, aslında şöyle demek istemiştim" tarzında önemsizleştirme gayretine girmeden) açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında herhangi bir suçlama yaparsa, o suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça iddialarla değil, Büktel'in kendi ifadeleriyle "somut" olarak, direkt kaynak göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa, bundan böyle, (Burak Caney sapığını asla cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da cevaplamayacağım.

Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları çürütmek için, günlerce kanıt belge toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon içinde okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak zorunda değilim. Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu hâlâ anlamayanlar kaldıysa, zaten anlamak istemiyorlar demektir.

Coşkun Büktel / 24 Nisan 2007

 

Yukarıdaki yazının tamamını okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA)SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP

 

NOT: Benim, onca yazıdan sonra, artık  iftira makinası, linççi sapık Demirkanlı için söylenecek yeni bir şeyim yok. Ama o sapığı bir iftira enstrümanı olarak kullanmak üzere, reklam adı altında sadaka vererek, devlet bütçesinden besleyenlere (Lemi Bilgin, Ertuğrul Günay, Ayşenil Şamlıoğlu, vb.) daha söyleyecek pek çok şeyim var. İnadına besleyin siz bu apaçık iğrenç iftiraları!... Umarım, Tarih taksiratınızı affeder.

Ben, artık, Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle, iğreniyorum!

 

DEMİRKANLI'NIN, (önceki yazılarımla belgelenerek mahkum edilmiş iftiralarını, okurların balık hafızasına güvenerek bir kez daha piyasaya sürmek amacıyla)   yazdığı son "yazıyı"(!) okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

 

Son sözü o söyledi ve... Hepsi susmak zorunda kaldı


 

IRKÇILIK BAHSİNDE, OLAN BİTENİ TÜM LİNKLERİYLE BİR ARAYA TOPLAYIP, HEPSİ DEFOLU "TARAFLARIN" KUSTURUCU İĞRENÇLİKLERİNİ BELGELEYEN EN SON "TARİHİ" YAZISIYLA, FERİDUN ÇETİNKAYA;

YALNIZCA BİR YAZAR OLARAK İFADE GÜCÜNÜN VE USTALIĞININ ZİRVESİNDE OLDUĞUNU KANITLAMAKLA KALMIYOR; TÜRK TİYATRO TARİHİNE BIRAKTIĞI TANIKLIKLA, BİR KEZ DAHA, TİYATROMUZA EN YARARLI KATKILARDAN BİRİNİ GERÇEKLEŞTİRİYOR.

BU YAZIDAN SONRA, ÇETİNKAYA'NIN İFADESİYLE, "kırdığı vazonun suçluluk duygusuyla divanın altına saklanan çocuk gibi, sanki susunca yediği 'ırkçılık cadı kazanı', 'iftira' ve 'sansür' haltları unutulacakmış gibi, bu meselenin bu şekilde örtbas edilip bir an önce unutulmasını bekliyor" OLAN BİLEYCİ KURHAN'IN, YİNE ÇETİNKAYA'NIN İFADESİYLE, "kuyruğunu kıstırıp susmayı tercih ettiğine" BAKILIRSA;

FERİDUN'UN YAZISI, (ON PARMAĞINDA ON İFTİRA KARASIYLA TÜRK TİYATROSUNUN "İKTİDAR YALAKALIĞINA MUHALİF" DEĞERLERİNE SALDIRMAKLA YETİNMEYİP, MENFAATLERİ ÇELİŞTİĞİNDE, KENDİLERİ GİBİ LİNÇÇİ TUNCAY ÖZİNEL'E BİLE İFTİRA ETMEKTEN ÇEKİNMEYECEK KADAR GÖZÜ DÖNMÜŞ) İFTİRACI LİNÇÇİLERE KARŞI, BUGÜNE DEK YAZILMIŞ EN ETKİLİ YAZIDIR.
 

 

OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ:

Tiyatronun
Dolmabahçe Mutabakatı


Feridun Çetinkaya / 24 Ağustos 2010

 



***

NOT 1:

DAHA ÖNCE NELER OLMUŞTU? DAHA ÖNCE OLANLAR SİTEMİZDE NASIL YANSIMIŞTI?

"EFENDİCE" YAZMAYA ÖZEN GÖSTEREN ÇETİNKAYA'NIN LİNK VERMEYE GEREK GÖRMEDİĞİ


Bileyci Kurhan'ın iftirada sınır tanımayacak kadar çılgınlaşması, onu linççi dostları dahil tüm tiyatro insanlarımız için, domuz gribinden bile daha tehlikeli kılıyor

BAŞLIKLI YAZISINDA
COŞKUN BÜKTEL, BU IRKÇILIK İFTİRASINDA DA "ÇIBAN BAŞI" OLAN, (LİNÇÇİ, TEHDİTÇİ, SANSÜRCÜ, FECİ FELSEFECİ*, "BİLEYCİ KURHAN" YA DA ÇETİNKAYA'NIN TERCİH ETTİĞİ BİR BAŞKA DEYİŞLE: "ÖMER F. KURHAN") HAKKINDA NELER DEMİŞTİ?

*"Feci felsefeci" Bileyci Kurhan'ı felsefeci sanıp da "bir felsefeci nasıl olur da sansürü destekleyebilir veya sansürcü iftiracı Mustafa Demirkanlı'nın sansür kararını övebilir?" diye sakın şaşırmayın! Bileyci Kurhan, her şeyden önce bir tehditçidir ve tehdit, sansürün en tehlikeli biçimlerinden biridir. Bileyci Kurhan ayrıca linç kampanyacısıdır ve bütün linççiler sansürcüdür.

(KAYNAK:Büktel, ÇETİNKAYA'NIN "Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin istifa etmelidir" BAŞLIKLI YAZISINA SUNUŞ.)

***

NOT 2:

İŞTE IRKÇILIK İFTİRASI SKANDALIYLA İLGİLİ coskunbuktel.com ARŞİVİ


BİR IRKÇILIK PROTESTOSU,
BİR IRKÇILIK İFTİRASI VE
BİR İFTİRACI LANETLEMESİ:


 


Feridun Çetinkaya'dan bir arşiv yazısı / 22 Ocak 2009:

Tiyatrocu Nedim Saban’ı hedef alan ırkçı saldırıyı kınıyorum

 


Bileyci Kurhan'dan dün yayınlanmış bir yazı /19 Kasım 2009:

Feridun Çetinkaya’nın Irkçılığın Avukatlığına Soyunması Neyi İma Ediyor?

 


...Ve Coşkun Büktel bugün iftirayı lanetliyor / 20 Kasım 2009:

Bileyci Kurhan'ın iftirada sınır tanımayacak kadar çılgınlaşması, onu linççi dostları dahil tüm tiyatro insanlarımız için, domuz gribinden bile daha tehlikeli kılıyor

 

 


FERİDUN ÇETİNKAYA, KENDİSİNİ NEDİM SABAN'A YÖNELİK BİR IRKÇI SALDIRININ "AVUKATI" VE BİZZAT BİR "IRKÇI" OLMAKLA SUÇLAYAN

"FECİ FELSEFECİ" BİLEYCİ KURHAN'IN İDDİALARINI BİZZAT NEDİM SABAN'IN TANIKLIĞIYLA YALANLIYOR;

NEDİM SABAN'IN TANIKLIĞI DAHİL TÜM SOMUT KANITLARI HİÇ İPİNE TAKMAYAN "FECİ FELSEFECİ" KURHAN İSE, ÇETİNKAYA'NIN CEVAP YAZISININ SANSÜRLENMESİNDEN YANA ÇIKARAK, ÇETİNKAYA'NIN 10 AY ÖNCE IRKÇILIĞA KARŞI YAZI YAZMIŞ OLMASI VE BUGÜN DE IRKÇILIĞA KARŞI OLDUĞUNU İFADE ETMESİ, ONUN IRKÇI OLMADIĞINI GÖSTERMEZ, DİYOR:
 


 


Feridun Çetinkaya / 20 Kasım 2009:

Büktel'in editör notuyla

Ömer F. Kurhan’ın Nedim Saban’ı bahane ederek Feridun Çetinkaya’ya yönelttiği ırkçılık iftirasını bizzat Nedim Saban yalanlıyor
 


Bileyci Kurhan /20 Kasım 2009:

Büktel'in editör notuyla

“Irkçılığın Avukatlığına Soyunan Feridun Çetinkaya’nın Kullanım Ömrü Çabuk Bitti”

 


YAZILARI OKUMAK İÇİN,

LÜTFEN ALTI ÇİZİLİ BAŞLIKLARI TIKLAYINIZ!
 

 

   

 

 

 

 

 

 

 

Hem altın değerinde
hem de bedava
 

 

 

 



 

HİLMİ BULUNMAZ, "CANIM KARDEŞİM" DEDİĞİ TUĞRUL TÜLEK'İ SERT ELEŞTİRMESİNE RAĞMEN; ONA (HAYAL YA DA SANAL DÜNYASINDAN YERYÜZÜNE İNİP YERE SAĞLAM BASMASINI SAĞLAYACAK) ALTIN DEĞERİNDE VE TÜLEK'İN BİLDİĞİ KLİŞELERDEN TAMAMEN FARKLI BİRTAKIM HAYAT DERSLERİ VERİYOR. (UMARIM TÜLEK ÖFKEYE VEYA KOMPLEKSE KAPILMAKSIZIN YARARLANMAYI BAŞARIR.)

 

 

 

NEYSE, TÜLEK YARARLANMASA BİLE OKURLARIMIZ MUTLAKA YARARLANACAKTIR. İŞTE TADIMLIK OLARAK KÜÇÜK BİR SEÇME:

 

 

 

 

 

 

(...)

 

 

 

 

 

Tuğrul Tülek diyor ki:

 

 

 

 

"Politikanın insanları birbirine yabancılaştıran bir şey olduğunu düşünüyorum."

Beni şaşırtıyorsun, Tuğrul! Sen bu kıt aklınla, nasıl oluyor da tiyatro sanatıyla uğraşabiliyorsun; inanılır gibi değil. 12 Eylül Faşizmi ve bu faşizmin günümüzdeki gölgesi, senin gibi tiyatroyla uğraşan birini bile bu denli "nihilist", bu denli "pasifist", bu denli "goşist", bu denli "pragmatist", bu denli "makyavelist", bu denli "ben işime bakarım abicimci", bu denli "gözlerimi kaparım, vazifemi yaparımcı", bu denli "hap yap, para kapçı" yaptıysa vay memleketin hâline!!!

Canım kardeşim, politika, insanları birbirine yabancılaştırmaz; tam tersine insanları birbirine yakınlaştırır. Örnekse, AKP'ye üye olanlar ve bu partide politika yapanlar "ticaret burjuvazisi" ideolojisiyle birbirine sıkı sıkıya yakınlaşırlar. Yine örnekse, sahtesine üye olmamak koşuluyla, bir komünist partisine üye olanlar, "sınıfsız bir toplum" ideolojisiyle hem partili olarak birbirine yakınlaşırlar ve hem de bu partinin politikası gereği, işçi sınıfıyla yakınlaşarak, bu sınıfın bir bireyi olarak yoldaşlık anlayışını sürdürürler.

Tuğrulcuğum, televizyon dizilerinden birazcık sıyrılıp kendine kitap okuyabilecek bir ortam oluşturursan, (hiç sanmıyorum ya) belki sen de politikanın insanları birbirlerine yakınlaştıran bir iş, bir eylemlilik olduğunu anlarsın.

Tuğrul Tülek diyor ki:

"Benim kendime ait bazı değerlerim var ve bu değerler benim açımdan bir dünya oluşturuyor."

Nedir onlar? Ben, seninle yapılan ve tam dört sayfa süren röportajı okudum ve bu dört sayfalık röportajda "senin kendine ait herhangi bir değerin olduğunu" asla görmedim. Canım kardeşim, tam dört sayfa boyunca, osuruktan lâflar etmişsin. Seninle bu dört sayfalık röportajı gerçekleştiren Rengin Arslan, osuruktan sorular sormuş. Seninle yapılan bu dört sayfalık sade suya tirit röportajı basanlar, başta LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı olmak üzere, bütün LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi ailesi osuruktan lâflarla hayatlarını tüketiyorlar. Sen, Rengin ablan ve seni gaza getiren herkes, Türkiye tiyatrosunun hızla, hem de şimşek hızıyla çürümesi, küflenmesi ve ceset hâline gelmesi için saf rolüne girerek, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için saf tutup secdeye varıyorsunuz.

Kendini hiç zorlama Tuğrulcuğum; dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir palavrayı önümüze sürüyorsun. Nev-i şahsına münhasır değerler silsilesi olmaz. Her türlü insanî değer, mutlaka gelir politika "duvarına toslar". Tuğrulcuğum, niye kendini kuvözdeki bebek gibi görmeye çalışıyorsun. Senin olduğunu sandığın değerlerin tümü, daha sen dünyaya gelmeden çok önceleri, kanıksanmış ilişkilerin sana şimdi ezberlettiği melankolik yalnızlıklardan başka bir şey değil.

 

 

 

 

 

HİLMİ'NİN TÜLEK'E BEVAVA VERDİĞİ ALTIN DEĞERİNDEKİ HAYAT DERSLERİNİN TÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN, AŞAĞIDAKİ ACAİP BAŞLIĞI TIKLAYINIZ:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-/*^"_'//=)(X%$&?!!!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Sevgili Coşkun abi;

Eğer ki sanatçılar için talep beklemek önemli değilse reyting raporları da önemli olmamalıdır.
Madem öyle sanatçı reyting raporunu internet sitesinde yayınlamaz.
Çok severek ve emek vererek dahi üretse bir ürününü.
...O reyting raporları satış garantisini sağlayan yegane ögedir.
Reyting raporları sanatçıyı söz konusu raporu rakamsal olarak yükseltmek için tedbir almaya yöneltmektedir.
Reyting raporları;
Kazanç ya da kayıp hesaplaması ve piyasayının kollanmasının ta kedisidir."

ÖZGÜR SÜLEN 12 Temmuz 2010 (Ekonomist, Yıldız Üniversitesi Oyuncuları eski elemanı.)

 

Çok haklısın, Özgür!

İşte o nedenle televizyonda sanat yapılamaz. Çünkü televizyona yapılan işlerin tek başarı kriteri vardır. Reyting.

Ben, bir sanatçı olarak değil, daha çok, bir taktisyen, bir danışman olarak çalışıyorum televizyonda... Ha, bu arada yaptığım işin içine, milyonlarla ifade edilen bir seyirci kitlesi için anlaşılır ve yararlı olacak bir şeyler koymaya çalışıyorum. Ama bu, yaptığım işi sanat kılmaya yetmez. Ben televizyonda sanat yapmıyorum. Yaptığım şeyin sürdürülebilirliğini sağlayan tek başarı kriteri reyting. O nedenle, yapılan işin başarısını okurlara reyting rakamlarıyla anlatıyor, başarıdaki Coşkun Büktel payını değerlendirebilmeleri için de, yazdığım sahnelerden örnekler aktarıyorum.

Yani benim sanatçılığımı lütfen kimse yazdığım diziyle değerlendirmeye kalkmasın! Oradaki başarı, sanatsal bir başarı değildir.

COŞKUN BÜKTEL 13 Temmuz 2010

 

"Biz nasil bir ulkede yasiyoruz :)))))
herkes degisim icinde herkes ama
Sen Coskun abi;
yakinda pembe dizi yazmaya baslarsan valla sasirmam:)
Fazil Say danda 2020 ylinda arabesk album bekliyorum"

ÖZGÜR SÜLEN 16 Ağustos 2010 (Ekonomist, Yıldız Üniversitesi Oyuncuları eski elemanı.)

KAYNAK: Facebook.

 

THEOPE YAZARINA ANCAK SEFALET Mİ YARAŞIR?

Coşkun Büktel

Dizileri yazmayı ve dizilerde oynamayı reddettiğim dönemde, eleştiri yazılarım yüzünden aforoz edildiğim ve tiyatrolara yaptığım başvurular da kabul edilmediği için, yıllarca, AKM'nin karşısında kitap tezgâhı açarak, herkesin gözü önünde, seyyar satıcılık yapmış ve oğlumla birlikte yarı aç, yarı tok yaşamakla yetinmiştim. O dönemde bir tek kişi çıkıp da iki satır yazarak, Theope gibi bir oyunu aforoz etmenin ve yazarını süründürmenin insanlık dışı bir vandalizm olduğunu kamuoyuna duyurmaya kalkışmadı. Herkes, "bana ne", dedi. Ama bir gün gelip kitap tezgahı açmama belediye ve polis izin vermeyince, hiçbir gelirim kalmadı. Bu durumda oğlumla birlikte açlıktan ölmeyi tercih etseydim, kimsenin itirazı olmayacak, kılı kıpırdamayacak ve herkes, "ölmeyi kendi seçti, bana ne", diyecekti.

Ne var ki, ben ölmek yerine, oğlumun da oyunculuk yaptığı, dördüncü yılına girecek başarılı dizi "Arka Sıradakiler"de, idealist bir öğretmenin öyküsünü anlatarak, dört yıldır, hayatımda ilk kez iyi para kazanıp oldukça rahat bir hayata kavuştuğum için, şimdi bana kızıyor, beni pembe dizi yazarı olmakla suçluyorlar. Sanki ölmediğim için ayıp ettiğimi düşünüyorlarmış gibi, artık, "bana ne" demiyor, benden hesap soruyorlar. Hem de sırf linççi alçaklar değil, beni seven "dostlarım" da...

CB / 17 Ağustos 2010


 

 

 

 

 

 

BÜKTEL'İN NOTU 15 Ağustos 2010:

Mustafa Demirkanlı adlı sahtekâr, sitemizin tabelasındaki yeni ve bu dönem için çok daha gerekli şiarımızın (sloganımızın) sonunda (bir yıldan fazla süredir) yer almakta olan mavi asteriks (*) linkini tıklayarak, önceki "tabela şiarımıza" (tabela sloganımıza) ulaşabileceğini bilmiyor. Önceki şiarımızın "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" adlı kitabımızda defalarca tekrarlandığını dolayısıyla onu ortadan kaldırmayı asla düşünemeyeceğimizi ve günün birinde kafamıza saksı düşüp de onu kaldırmayı düşünsek bile o şiarımızı sonsuza dek ortadan kaldıramayacağımızı bilmiyor. Sahtekâr Mustafa, sözünü ettiği önceki şiarımızın tam ifadesinin ne olduğunu bile bilmiyor. (Ya da aslında domuz gibi biliyor ama, okurlar Google'da bulamasınlar diye tam ifadeyi yazmak yerine başka bir şey yazıyor.) Önceki şiarımızın tam ifadesi şudur: "İnsanları ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim."

Yazdığı konuda hiçbir şey bilmeyen, araştırıp öğrenmeye gerek görmeyen, on parmağında on karayla kasten, alçakça, psikopatça iftira atarak, aşağıda aktardığımız yazısında Büktel'in önceki şiarını "sitesinden yok ettiği"ni söyleyen (yani Kış ortasında "Bahar Temizliği" yaptığını iddia ederek Büktel'e iftira eden); bu apaçık iftirayı telaffuz ederken kösele suratında en küçük bir utanç belirtisi görülmeyen; okurları Büktel hakkında dezenforme etmek uğruna her türlü iğrençliği göze aldığı fark edilen; zavallı sahtekâr Demirkanlı'yı eleştirmenin bir anlamı ve yararı bulunmadığını biliyoruz. O nedenle biz bu yazıları, bir sahtekar psikopatı rehabilite etmek amacıyla değil; onu reklam adı altında sadaka vererek besleyip büyüten ve üstümüze salıp bize musallat eden iktidar temsilcisi "bürokratları" (Ertuğrul Günay, Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya, vb gibi) eleştirmek ve okurları aydınlatmak amacıyla yayınlıyoruz.  

 

GÜNCELLEME (14 Ağustos 2010)

Bir alt kutudaki (henüz bir hafta önce yayınladığımız)

"MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN SON SAHTEKÂRLIĞINI FOTOĞRAFLA BELGELEDİK

başlıklı belgeli habere karşı dilini kedi yutmuş gibi susmaktan başka çare bulamayan, onlarca kez belgelenmiş sahtekârlığını bir kez daha belgelemiş olmamızdan zerre kadar utanmayan "yüzsüz" Demirkanlı; kendisiyle ilgili yazdıklarımıza cevap veremeyince, bu kutuda anlattığımız fıkraya cevap vermiş.

"HİPNOZLA 7 GÜNDE İNGİLİZCE ÖĞRENMİŞ" BİRİYLE KISA SOHBETİM başlıklı fıkramızı, −iğrenç bir mizanpaj ve fıkra metnimizde bulunmayan onlarca anlamsız ve gereksiz ve dikkat çelici bölme çizgisi (/) ekleyip tahrif ederek− yayınlayan, linççi sansürcü Demirkanlı; sansürcüler için gayet doğal olarak, metnin aslına link vermeye elbette ki kalkışmamış.

Ama zavallı sahtekârımızın asıl niyeti bizim fıkramızı yayınlamak olmadığı için, (linççilerin kirli yöntemlerini kullanmaya asla tenezzül etmeyeceğimizi artık herkes öğrendiği halde, belki buna inanacak birkaç dangalak hâlâ bulunur umuduyla) söz konusu fıkramızın başına (orta zekâlı hiçbir okuru kandırması mümkün olmayan) şu ahmakça yalanları ekleyerek, "ben sahtekâr olabilirim ama sen de benim kadar yalancısın" mesajını vermeye çalışmış:

C.B.: Adımı vermeden ve adını vermeden eleştirecek kadar alçak değilim.

“Adımı vermeden ve adını vermeden eleştirecek kadar alçak değilim.” mealinde bir şiarı vardı Sayın Büktel’in, bu cümleyi sitesinden yok ettiği için aklımda kaldığı kadar nakşettim. Sayın Büktel, “Bu yalan, aynen bu cümleyi ispat etsin, bir jeep” demeden önce “Orijinal kaynağı” görünür kılar tabii ki, sitesi 2 gündür sorun yaşıyor, soldaki linkler kullanılmaz durumda, kayıtlar tabii ki elimizde, ama bunlar önemli değil, suç unsurlarını yok etmeye çalışıyor şu sıralar, devam etsin. Önemli olan, “adını vermeden” eleştirmeyen Büktel’in kimi eleştirdiğini anlayanlara bir yarışma sorusu; Aşağıdaki metinde Büktel’in kimi eleştirdiğini anlayan ilk 3 kişiye -Televizyona iş yapmadığımız, altın ticaretiyle uğraşmadığımız için- ancak Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’nin 5 yıllık aboneliğini veriyoruz. Jeep’ler filan bizim rüyamıza bile giremiyor, okurlarımız da hayal etmesin. MUSTAFA DEMİRKANLI

(KAYNAK: http://tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=205)

 

"HİPNETOR"

Bir Büktel fıkrası

 

 

 

Bir tiyatro kokteylinde, "İngilizce'yi Hipnozla 7 Günde Öğrenin" programına katılmış ve 7 günde İngilizce öğrenmiş biriyle tanıştım.

"What is your name?" diye sordum adama.

Bön bön yüzüme baktı.

"Soruyu anlamadınız mı?" diye sordum.

"Galiba İngilizce bir şey sordunuz, di mi?" diye karşılık verdi.

"Evet," dedim, "İngilizce konuşalım diye basit bir şey sordum."

"Maalesef, burada İngilizce konuşamam, Coşkun Bey!" dedi.

"Nasıl yani? Burası kalabalık diye utanıyor musunuz?"

"Yok canım ben çok sosyal bir insanımdır Coşkun Bey, kalabalığı severim."

"E, öyleyse niye burda İngilizce konuşamıyorsunuz?"

"Şey! İngilizce'yi hipnozla öğrendiğimden, İngilizce konuşabilmek için hipnoza girmem gerek. Ama hipnetorum burda değil."

"Hipnetor mu? O kim?"

"Kurs hocamız. Bizi hipnoza sokan... Kendine 'hipnetor' diyor."

"Anlıyorum... Hocanız kendine gerçekten zengin çağrışımları olan bir isim seçmiş." dedim ve daha fazla samimi olma tehlikesini bertaraf etmek için, kalabalık arasında bir tanıdığımı görmüş gibi yaparak adamın yanından hızla uzaklaştım.

CB / 11 Ağustos 2010

 

 

 

 

 

 

 

GÜNCELLEME 3:  7 Ağustos 2010

 

Mustafa Demirkanlı, bizim yayınımızdan sonra, sitesinde bir yıldır yüzsüz ve imzasız olarak yayınladığı “Hiç Çıldırma Bre Büktel!” başlıklı yazıdaki orostopolca iftiraların altına iki gün önce kendi imzasını atmak, yazının (bir yıldır boş duran) yazar çerçevesinin içine kendi fotoğrafını koymak zorunda kalmıştı.

 

Ama her sıradan okurun bile kalleşçe, orostopolca yazılmış somut iftiralardan ibaret olduğunu kolayca görebileceği nitelikte olduğu için, bizim ibret verici bir belge olarak ana sayfamızda virgülüne dokunmadan yayınlamaktan çekinmediğimiz “Hiç Çıldırma Bre Büktel!” başlıklı yazının altındaki imzasını, sahtekâr Demirkanlı ancak 24 saat tutabildi. Dünkü güncelleme yazımızdan sonra sahtekâr Demirkanlı, tekrar zikzak yaparak, yazıyı yeniden imzasız ve sahipsiz bıraktı. Yazar çerçevesinden çıkardığı kendi fotoğrafının yerine ise "yüzsüz" bir siluet koydu.

 

Demirkanlı psikopata bağladığı için, bu güncellememizden sonra ne yapacağını kestirmemizin olanağı yok. Yazıyı, daha önce pek çok kez yaptığı gibi tamamen silip sansür edebilir. Yazının altına bir başkasının imzasını atabilir. Yazar çerçevesinin içine, bir dansöz, bir penis, bir ördek, bir çömlek ya da ne bileyim bir gergedan koyabilir. Ya da bir zikzak daha yapıp ismini ve resmini yeniden koyarak yazıyı yeniden sahiplenmeye karar verebilir. Yazıyı silip yerine, "espri" olsun diye "Ufo'lar Coşkun Büktel'i Kaçırdı" biçiminde bir manyak haber veya ne bileyim, örneğin, "Mustafa Demirkanlı onurundan kalan son kırıntıları satıyor! Yok mu arttıran?" diye yeni bir "çığlık" ilanı koyabilir. Bir psikopatın ne yapacağını önceden tahmin etmek mümkün de değil, gerekli de değil. Merak eden okurlar sahtekâr psikopatın bundan sonra neler yapacağını haberimizin ilk bölümünde verdiğimiz linkten takip edebilirler.

 

Peki, biz bu yazıyı neden yazıyoruz? "Yüzsüz" iftiracıların imzasız yazılarına yer verdiği ve bu vahim sahtekârlığı sulandırmak gayretiyle olmadık taklalar attığı sırf bu haberimizdeki belgelerle bile apaçık kanıtlanabilen; bir yalan makinasından daha üretken bir yalancı ve iftiracı olduğu, "Demirkanlı Yalanları" başlıklı sayfamızda onlarca belgesiyle görülebilen; Türk tiyatrosunun yakasına (Hilmi Bulunmaz'ın çok isabetli ifadesiyle) "Kırım Kongo kenesi gibi yapışmış" bu sahtekâr linççiyi, reklam adı altında sadaka vererek, iktidar, neden 20 yıldır besliyor? 20 yıldır Türk tiyatrosunun kanını emip damarlarına sahtekârlık zehri zerkeden bu zavallı psikopata klinik yardım yerine, neden nakdi yardım yapılıyor?

 

Tiyatral medyamız iktidardan beslenmek amacıyla yayın yaptığı için, bizim somut kanıt ve belgelerimizi ortaya koyarak, iktidara bu soruları soramıyor. Aslında tiyatro medyasının linççi yöneticileri, iktidara bizim somut kanıtlı haklı sorularımızı sormak yerine, 20 yıldır iktidardan beslenmeyi başarmış bu sahtekâr psikopatın dümen suyuna girmeyi ve onun (kendilerini de eleştiren Büktel ve Bulunmaz'a karşı) tezgâhladığı iftira ve linç kampanyasına bile katılmayı tercih ediyorlar. Yani tiyatral yayın yapanların genel linççi karakteri göz önüne alınıp onların merceğinden bakıldığında, aykırı görünen şey, "yalan makinasından daha seri yalan üreten bu sahtekâr psikopat" olmuyor; tam tersine, linççi yayıncıların merceğinden bakıldıkta, belgeli, kaynaklı, linkli, bilimsel yayın yapan dürüst insanlar (Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya) "aykırı" görünüyor. Örneğin azılı ve tehditbaz linççilerden Ömer Faruk Kurhan (daha yaygın adlarıyla "Feci Felsefeci Kurhan" ya da "Bileyci Kurhan") bu aykırılık nedeniyle çok kızdığı (aslında ırkçılığın baş düşmanı olan) Feridun Çetinkaya'yı ırkçılıkla suçlayabiliyor (Bkz). Mantık ya da ahlakın pabucunu böylesine çirkefçe dama atmış bu iftiracı linççi Kurhan tayfası (ya da suçlarıyla birlikte tarihe gömmeye ve kirli yüzlerinin belgeleriyle dolu arşivlerini yok ederek unutturmaya  çalıştıkları İATP-G çetesi) on yıl boyunca "tacizci" diye damgalayıp aleyhinde kampanya açarak binlerce imza topladıkları (Bkz) (Bkz) (Bkz) (Bkz) (Bkz) (Bkz) Mehmet Esatoğlu'yla bir gün içinde barışıp kucak kucağa gelebiliyorlar.  Esatoğlu kimseden özür dilemediğini, tacizci olduğunu kabul etmediğini bize söylediğine göre, Feci Felsefeci Bileyci Kurhan'ın İATP-G çetesi üyelerinin ve tacize uğradığını yazmış bütün o kızların, on yıllık iftira kampanyası için Esatoğlu'ndan özür diledikleri anlaşılıyor; ama "taciz diye, taciz diye" on yıldır başlarının etini yedikleri insanlar en küçük bir açıklama yapılmaya veya özür dilenmeye lâyık görülmüyorlar.

 

Oysa, Esatoğlu'na karşı taciz kampanyasına imza vermedikleri için BGST sitesinde yayınlanan ilgili yazısında Esra Aşan, Büktel ve Bulunmaz'ı bile suçlamıştı:

 

"Tavır almakta zorlanılmasının nedenlerinden biri Esatoğlu’na tacizci diyebilmek için ortada ‘yeterli' kanıtın olmamasıymış. Mesela, tiyatrocu Hilmi Bulunmaz bu nedenle net bir tavır almakta zorlandığını dile getirirken; Coşkun Büktel’in vicdanı Esatoğlu’nun tacizci olduğunu söylese de yeterli kanıtları olmadığı için net bir tutum alamıyor. Mağdurların yaptığı açıklamalar yeterli bulunmuyor; çünkü Esatoğlu’nu taciz pratiklerini gerçekleştirirken belgeleyen bir kanıt yok. Taciz karşısında taraf olmak ve Esatoğlu’nu daha fazla onore etmemek için nasıl bir kanıt arandığını bilemiyorum."

 

İyi de o zamanlar Barış Manço Kültür Merkezi'nde sunuculuk yapmasına bile tahammül edemediğiniz Esatoğlu'yla şimdi kucak kucağasınız, yan yanasınız, aynı masadasınız! (Bakınız: Esatoğlu'yla, Esatoğlu'na karşı taciz kampanyası açmış iftiracı linççilerin aynı masadaki "işbirliği" fotoğrafı.) Ne oldu bütün o suçlamalar? Ne oldu bütün o on yıllık kampanya? Siz kucaklaştınız ve konuyu kapattınız, öyle mi? Utanmaz Herifler!... Madem ki, siz karşılıklı anlaştınız, halka bok yemek düşer, di mi? On yıl boyunca tacize karşı imza kampanyalarıyla, taciz suçlaması yazılarıyla meşgul  ettiğiniz,  BarışaRock'u sabote edip ocağına incir dikmek pahasına (Bkz) kan davasına yönelttiğiniz, taciz gibi son derece ciddi bir konudaki duyarlıklarını sömürüp aldatarak imzasını aldığınız insanlara (kamuoyuna) bok yemek düşer, di mi? Onlara bir paragraflık "açık, sarih, belirgin ve net" bir açıklama bile borçlu değilsiniz, di mi? Halka hesap verilmez, halktan "biçimine getirip" oy (imza) alınması yeterlidir, di mi?   

 

Bir de kalkmış bizi küfürbaz olmakla suçluyor, linççi orospu çocukları!...

 

Sizin iftiracı, linççi, tehditçi ve iktidar destekli bir "örgütlü melanet" olmanız sorun değil, bizim belgeli iftiracılara, sahtekârlara "orospu çocuğu" dememiz sorun, öyle mi? Ulan sizin sıfat beğenmemeye ne hakkınız var, dangalak herifler?!... Geri zekâlı, psikopat vandallar!... Bize ancak Rahibe Teresa "küfürbaz" derse ciddiye alıp saygı duyarız. Siz kendinizi Teresa mı sanıyorsunuz, linççi teresler?!...

 

Evet, tiyatro dediğimiz mafyanın yuvası olmuş bu iğrenç bataklığın sivrisinekleri, halka, tiyatro sanatına ve "gerçek" sanatçılara zarar verdikleri halde; sayıca kalabalık oldukları için, iktidar temsilcileri tarafından (Ertuğrul Günay, Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya gibi "bürokratlar" tarafından) destekleniyor ve besleniyorlar. Beslenemeyenler de, boynunu kırıp beslenme fırsatının (veya sırasının) gelmesini bekliyor; bu arada, "kemiği" hak etmek için, bu eleştirileri yapabilecek vicdan ve cesarete sahip birkaç adama karşı linç ve iftira kampanyaları düzenliyor; kanıtsız, belgesiz, kaynaksız, linksiz ve çoğu zaman da imzasız, kalleş yazılarla, hakikat yanlısı bu birkaç istisnai insana karşı iftiralarla dolu yazılar yayınlıyor; ve en acısı, bu iftira yazılarını yayınlayan site sahibi psikopata, Ertuğrul Günay, Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya gibi "bürokratların" reklam adı altında sadaka vermesini sağlıyorlar.

 

Biz yayınlanan yazılardaki iftiraları ibret verici birer belge olarak teşhir edince ne oluyor? O iftiralardan korkmadığımızı gören sahtekâr psikopat, bu sefer, internete kendi elleriyle koyduğu o iftira yazılarını, silmeye, değiştirmeye, tahrif etmeye, (Feridun Çetinkaya'nın nefis yazısının, en az yazı kadar nefis başlığında dendiği gibi) Kış ortasında "Bahar Temizliği" yapmaya koyuluyor.

 

Keşke küfürbaz olsaydım da gerçekten küfredebilseydim (küfür neymiş gösterebilseydim) bu sahtekâr orospu çocuklarına... Bana karşı imzasız yazılarla belgelenmiş iftiralar yayan sahtekârlara orospu çocuğu derken, onlara torpil yapıyor, iltimas geçiyormuşum gibi bir duyguya kapılıyor kendimi kötü  hissediyorum.    

 

 

 

GÜNCELLEME 2 6 Ağustos 2010:

 

(Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya, vb gibi "bürokratlar" tarafından reklam adı altında sadaka verilerek suni yemle beslenen) sahtekar Mustafa Demirkanlı'nın, aşağıdaki GÜNCELLEME yazımızda sözü edilen sahtekârlıklarını, yayınladığımız suçüstü fotoğraflarına bakarak okurların kendileri bulabilirler diye düşünmüş, yorgunluk nedeniyle ayrı bir açıklama yazmaya üşenmiştik.

 

Bugün metnin içine bir GÜNCELLEME bölümü ekleyerek, sahtekâr Mustafa'nın sayfada yaptığı sinsi tahrifatı, kolay algılanır bir liste halinde tek tek sıralayarak, daha önce savsakladığımız sorumluluğumuzu yerine getirdik. Eklediğimiz sahtekârlık listesini okumak için, lütfen... TIKLAYIN!

 

 

GÜNCELLEME: Aşağıdaki yayınımızdan "sonra", Mustafa Demirkanlı, iftiracı "Yüzsüz"ün bir yıldır imzasız duran yazısını,  okurlarını "uyarmaksızın", sessizce, gizlice, kendi ismini koyarak imzaladı. Link verdiğimiz sayfada daha bir sürü suç unsurunu aklınca örtbas ettiğini sanan sahtekâr Mustafa'nın bu son alçaklığını, bu kez fotoğrafla belgeledik: KAÇIRMAYIN!

 

 

 

BİR "YÜZSÜZ"DEN, BÜKTEL'E "HODRİ MEYDAN!"

 

 

Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'nun reklam adı altında sadaka vererek suni yemle beslediği Mustafa Demirkanlı'nın internet sitesinde...

 

Theope yazarı Coşkun Büktel'e "imzasız" yazılarla, kanıtsız, belgesiz, kaynaksız, linksiz biçimde, aklına estiği gibi iftira eden "yüzsüzler", hâlâ cirit atıyor.

 

Herif hem imzasını saklayacak kadar "yüzsüz" korkağın teki, hem de yazısının sonunda "Hodri meydan el mi yaman bey mi yaman görelim Coşkun Efendi!" diye meydan okuyor.

 

Gündemin sıkışık olmadığı bu sıcak yaz günlerinde, "iftiracı yüzsüz"ün “Hiç Çıldırma Bre Büktel!” başlıklı yazısını, ibret verici bir "belge" olarak, ana sayfadan ve virgülüne dokunmaksızın, tam metin olarak yayınlamayı; "kimlerle karşı karşıya" olduğumuzun bir kez daha "belgelenerek" (her zamanki gibi: Mutlaka karşı tarafa linkle "belgelenerek") bir kıl daha netleşmesi bakımından yararlı gördük:

 

iFTİRACI "YÜZSÜZ"ÜN METNİNİN SONUNDA "BÜKTEL'İN NOTU" BAŞLIKLI BİR BÖLÜM BULACAKSINIZ!

 

 

Yazan: "YÜZSÜZ"

Kaynak:

Mustafa Demirkanlı'nın internet sitesi

 

 
“Hiç Çıldırma Bre Büktel!”
 

Coşkun Büktel çıldırmış durumda. Ruhunun kirliliğini yansıtan kirli gri sitesinde sarı beyaz kırmızı Çingene çadırı gibi kocaman upuzun cümlelerle haykırıyor, kükrüyor, tehditler savuruyor ne yapacağını şaşırmış gibi dolaşıyor.
    Mustafa Demirkanlı'nın sitesinde daha önce kullanılan ve tam da yerini bulan gamalı haçlı kolajını sanki bir suç unsuruymuş, bir hakaretmiş gibi veriyor.
    Yahu Büktel dur bir sakin ol.
    Ne var şimdi bunda neden yadırgıyorsun? Neden bu küplere binmelerin?
    Ne ektinse onu biçiyorsun, mahsulün hayırlı olsun!
    Sen kimsenin ehemmiyet vermediği bir iftira ile bir hocayı senelerce suçlamadın mı?
    Sana hak vermediğini söyleyenlere faşizanca baskı kurmaya çalışmadın mı?
    Hem delil var deyip hem yasal yollara başvurmak yerine çamur at izi kalsın yöntemini denemedin mi?
    10 yıllık çabana rağmen insanların senin deli saçması iddianı çok da mantıklı bulmaması ile çıldırıp etrafa baskı yapmadın mı?
    Senelerce sözde delil diye giyotin gibi kullandığın video kaydını kendi adınla yayınlamaya çekinip sonra Burak Caney adıyla yayınlatmadın mı?
    Ya da her kim ise bu Burak Caney, o bulup yayınladıktan sonra ancak yayınlamadın mı? Ve pek bir sarıldığın delilin olan videonu da yayınlamana karşın hala sana hak verenlerin sayısı bir elin beş parmağını bile bulabildi mi?
    Sen değil misin bir hocaya attığın iftira ile ve koparmaya çalıştığın fırtına ile baskıcı, despot faşist kimlik sergileyen?
    Sen değil misin belden aşağı iftiralarla bana türlü iftiralar atıp bunu da pişkinlik örneği göstererek mutlu mesut kamera karşısında anlatan?
    Sen değil misin Hilmi Bulunmaz'ı kışkırtıp, tetikçi gibi insanların üstüne salan?
    Sen değil misin yalan haberlerin üstüne atlayıp, yalan olduğu belgelense de pişkince görmezden gelen?
    Cevap hakkını hiçe sayıp "Hilmi'ye yayınlama" dedim diye verdiğin talimatla faşizan despot anti-demokrat kimliğinle övünen?
    Sen değil misin insanların cevap hakkını engelleyip, çöp kutularına attık diye alçakça, faşistçe, despotça davranan?
    Sen değil misin küfürlerle, sövgülerle O...Ç.... ları hakaretleriyle gri ruh sıkıcı sitenin manşetlerini dolduran?
    Sen değil misin sırf sana hak vermiyorlar diye tiyatro örgütlerine kara çalan, lakap takan?
    Sen değil misin emitasyon (çünkü antik yunan çağında yaşamadın günümüzde Antik Yunan yazmak olsa olsa emitasyon olur) Theope'nle kendi kutsal kitabını yaratan ve bu kutsal kitabına tapınmayanları topa tutmaya kalkan?
    Sen değil misin üç kuruşluk bilginle hiç anlamadığın anlayamadığın sosyalizme, 60 gençliğine, 70 gençliğine hakaretvari burun kıvıran?
    Sen değil misin bütün bu ruh halinle faşizmi ruhunun derinliklerinden kusan?
    Neden şimdi bu gocunma?
    Neden despot, baskıcı, ben merkeziyetçi, faşist, sansürcü, dezenformasyoncu, iftiracı ve küfürbaz kimliklerinden söz edilince rahatsız olman? Yarattığın, yaratmaya çalıştığın bu değil miydi? İçindeki canavarı sen besleyip büyütmedin mi? Bu canavar sana sevgili, jeep, şöhret olarak değil de finalde kötü bir dizide senaristlik ve binlerce insanın nefreti ve sadece 3-5 dosttan ibaret bir yaşam getirdiyse bize ne?
    Bütün bunlar sensin! Yüzleşmek istesen de istemesen de sen! Var git şimdi ister aynaya bak, istersen gri sitende biraz daha nefret kus daha da çirkinleş!
    Kimseyi de tehdidinle korkutamıyorsun bilmiş ol!
    Coşkun Büktel, küfür, sövgü, tehditle insanları yıldıramayınca şimdi de mahkemeye vereceğim imasıyla insanları katılmaktan alıkoymaya çalışıyor. Bir despota da ancak böyle yeni bir tehdit yakışırdı. Ver bakalım mahkemeye Coşkun Efendi, bakalım hakimler somut, açık, aleni küfür ve iftiralara, somut o...ç...’na mı değer verecek yoksa 11 yıl öncesinin sözlüğünden atılmış mecazi anlamlı zorlama küfürleştirme çabana mı?
    
    Hodri meydan el mi yaman bey mi yaman görelim Coşkun Efendi!

 

İftiracı bay "Yüzsüz"ün yazısını Demirkanlı sitesindeki orijinal sayfasında okumak için, lütfen aşağıdaki linki tıklayınız:

Mustafa Demirkanlı'nın internet sitesi

 

BÜKTEL'İN NOTU:

İftira yandaşlarının 1100 imzaya ulaşmasına rağmen, iftiraya karşı çıkanların "bir elin beş parmağını bile" bulamadığı konusunda, iftiracı bay "Yüzsüz" haklıdır. Ama bu gerçek, (kelle sayısı çokluğu somut kanıtları örtbas edemeyeceğinden) iftiranın "iftira" olduğu gerçeğini değiştirmediği için; iftiraya karşı çıkabilenlerin "bir elin beş parmağını bile" bulamamış olması ancak şu anlama gelmektedir:

Türk tiyatrosunda "yüzsüzlerin" iftirayı da içeren iğrenç etkinliklerine karşı çıkabilecek kadar vicdan sahibi olan, "insan gibi" insanların sayısı ancak "bir elin beş parmağı" kadardır. Ben, Coşkun Büktel, o beş parmaktan biri olmakla, Theope'yle gurur duyduğum kadar gurur duyuyorum. Utanması gereken yüzlerce kişinin utanmayacak kadar "yüzsüz" olmasıyla ise ilgilenmiyorum.

İftiraya karşı çıkmayarak "yüzsüzlere" bana karşı koz vermiş olan dostlarımdan biri gelip de, hiç utanmadan, "Coşkun niye aleyhinde 1100 imza toplandı?" diye beni suçlamaya cesaret edebilmiş olsaydı; ona yalnızca, Henry David Thoreau'nun Ralph Waldo Emerson'a verdiği ünlü cevaba benzer bir cevap vermekle yetinirdim: "Ahmet, üç beş imza da niye senin aleyhinde toplanmadı?"

Neyse ki, dostlarım, ürkek olsalar bile, dangalak olmadıkları için, yüzsüzlerin yaptığı gibi, o imzalar yüzünden beni suçlamaya kalkışmıyorlar.

Aslında, çevreye pek fazla renk veremeseler bile, o imzayı atan 1100 kişinin en azından 1090 tanesi de, en azından bugün itibariyle, "Biz ne halt ettik de, elin iftiracı linççilerinin ipiyle bu bok kuyusuna indik" diye dövünerek, başını hangi taşa vuracağını belirlemeye çalışıyor.

CB / 4 Ağustos 2010
  

 

 

 

 

Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ebeliği, o müthiş imgeleri Oğuzcan Önver'e nasıl doğurttu...

Lütfen, TIKLAYINIZ! 

 

 

 

 

Fazıl Say, twitter'da, "Türk halkının Arabesk yavşaklığından utanıyorum" demiş. Tepkiler gelince, "yavşak" sözcüğünün "bit yavrusu" anlamına geldiğini söylemiş ve twitter hesabını kapatmış. Yani Fazıl Say'ın asıl demek istediği şuymuş: "Türk halkının Arabesk bit yavruluğundan utanıyorum."

 

FAZIL SAY'IN (EĞER VARSA) DEHASININ, ELLERİNDE BAŞLAYIP ELLERİNDE BİTTİĞİNE İNANIYORUM.

 

 

Fazıl Say'ın arabeske karşı olması ve halk dalkavukluğu yapmayışı hoşuma gidiyor ama aynı Say'ın tepkiler gelince geri adım atmasından ve çifte standartlı, oryantal kafa yapısından nefret ediyorum. Kendisi Nâzım'a yapınca sansürden yana olup, başkaları kendisine yapınca sansüre karşı olma kıvraklığından (yavşaklığından) iğreniyorum:

 

Bakınız:

 

http://www.coskunbuktel.com/cb2007_2.htm

 

 

 

 

 

BİR İDDİA: Aslında o dönemde çok yaygın olan bu söylentiyi Sartre'ın da desteklediğini okumak beni şaşırttı. Ne var ki şuna dikkat etmek gerekiyor. Sartre biyografisini yazan Denis Bertholet, Sartre'ın tırnak içindeki ifadelerini, (İsrailli bir tarihçi profesör olduğunu öğrendiğim) Ely Ben-Gal'in 1992'de (yani Sartre'ın ölümünden 12 yıl sonra) yayınlanmış bir kitabından aktarıyor. Yani iddia Sartre'a yaşarken değil, ölümünden sonra mal edilmiş. CB

 

 

SARTRE, O CESEDİN CHE OLMADIĞINI SÖYLÜYOR: "NE ÇEHRE NE VÜCUT CHE'NİNDİ. EMİNİM, CASTRO DİKTATÖRLÜĞÜNÜ ELEŞTİRMESİNDEN SONRA, HAVANA'DA  ORTADAN KALDIRILMIŞTIR."

 

 

Denis Bertholet'in (İthaki Yayınları tarafından 2009'da Türkçe'si yayınlanmış) "SARTRE" adlı, büyük boy 640 sayfalık biyografisinin 538. sayfasından Zühre İlkgelen çevirisiyle, aktarıyoruz: 

(Sartre'ın CB) Küba'ya yolculuğunu iptal etmesinin asıl nedeninin Castro ve rejiminin onu düş kırıklığına uğratmış olmasını ileri sürenler olmuştur. Bu sorun karşısındaki tutumu açık değildir. Özel çevresinde Castro'yu bir gangster gibi anlatır. Che Guevara birkaç ay önce öldürülmüştür. Sartre Bolivya'da teşhir edilen ceset olayının bir aldatmaca olduğuna inandığını söyler. "Ne çehre ne vücut Che'nindi. Eminim, Castro diktatörlüğünü eleştirmesinden sonra, Havana'da ortadan kaldırılmıştır."* (Sartre'ın sözlerini vurgulayan benim. CB)

* Ely BEN-GAL, "Mardi, chez Sartre. Un Hebreu a Paris (1967-1980)" Paris, Flammarion, 1992. Sayfa 138.)

 

 

 

 

 

 

 

"Bu ezik Coşkun Büktel"

"TAKMA İSİMLİ"  MEÇHUL VE KALLEŞ  VANDALLARIN COŞKUN BÜKTEL'E (VE HİLMİ BULUNMAZ'A) YÖNELİK KARALAMA FAALİYETLERİ

 

Uludağ Sözlük'ün "coşkun büktel" sayfasında (system error) yazıyor:

kendini bir halt sanan, sanki millet onun sorunlarıyla çok ilgileniyormuş gibi sitesini silme yaptığı polemiklerle dolduran, eserleri kısmında theope dışında bir bok gösteremeyen herifcik. arka sıradakiler de oğlu oynuyor diye kasım kasım kasılır, senaryo doktorluğu gibi dünyada eşi benzeri görülmemiş bir iş yapar.

bizim bildiğimiz senaryo danışmanlığı vardır, o da böyle sitelerde ''aha ben yaptım'' gibi inanılmaz pespaye, inanılmaz derecede görmemişlik kokan bir şekilde deşifre edilmez.

yandaşı olan diğer küfürbazla, özdemir nutku gibi türk tiyatrosunun önemli isimlerine ''orospuçocuğu'' demekten zerre gocunmamaktadırlar.

haklarındaki tüm kınama kampanyalarına katıldığım için sitesinde birkaç defa adım geçer bu zevatın.

burada söylüyorum, küfürbazın tekisin büktel. saygı verilmez, hakedilir unutma.

#8422453 (system error, 20.06.2010 02:44 ~ 02:45)

"Takma isimli" diğer meçhul ve  kalleş vandalların yazdıklarını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

 

KÖRLER KÖRLERİ İZLİYOR-2

 

"Körler Körleri İzliyor-1"i okumak için TIKLAYINIZ!

 

Çevirmen Sevgi Sanlı'ya ve onu "izleyen" Adam Yayınları ve İş Bankası Yayınları editörlerine (Ruken Kızıler ve Alkan İnal) göre:

Bernard Shaw, "2 Kasım 1954'te aramızdan ayrıldı."

Dünyanın tüm "ciddi" kaynaklarına göre ise:

Bernard Shaw, "1954'te" değil, 1950'de aramızdan ayrıldı.

 

1) Sevgi Sanlı,  Bernard Shaw'dan çevirdiği üç oyunu, 1982'de, "Seçilmiş Oyunlar 1" başlığıyla Adam Yayınları'nda yayımladı.

2) Adam Yayınları, 1992'de, "Seçilmiş Oyunlar 1"in 2. baskısını yaptı.

3) Sevgi Sanlı, 2004'te, söz konusu üç oyuna bir oyun daha ekleyerek, "Dört Oyun" adıyla, kitabın üçüncü baskısını, bu kez İş Bankası Kültür Yayınları arasında yayımladı.

4) İş Bankası Yayınları, 2010'da, "Dört Oyun"u bir kez daha yayınlayarak, kitabın dördüncü baskısını gerçekleştirmiş oldu.

Kitabın yukarıda belirttiğimiz tüm baskılarında Sevgi Sanlı'nın 1982'de ilk baskı için yazdığı "önsöz" kullanıldı ve 1982'den beri otuz yıl boyunca, tüm editör ve düzeltmenler o "önsözün" somut yanlışlarına bile "sadık kaldılar" ki Bernard Shaw'un ölüm tarihiyle ilgili yukarıda belirttiğimiz somut yanlışlık da bunlardan biriydi.

Ne dersiniz? "Dört Oyun" adlı kitabın 2010 baskısının künyesinde adları "editör" olarak geçen (yani "yanlışları düzeltmek" için İş Bankası'ndan yıllardır maaş almakta olan) Ruken Kızıler ve Alkan İnal, otuz yıldır sürmekte olup tüm internet ortamını da dezenforme eden (Shaw'un ölüm tarihiyle ilgili) bu fahiş hataya dikkat çektiğim için, sizce, bana teşekkür edecekler mi?

Hiç sanmıyorum. Neden mi? Çünkü tecrübelerim bana, kültür "işlerinden" ekmek yiyen insanlarımızın, "hata düzeltenlerden" hiç hoşlanmadığını, hatta "hata düzeltenlerden" nefret ettiklerini öğretti. "Körler Körleri İzliyor" serimizin 30 Mart 2007 tarihli ilk yazısında, bir başka  fahiş hatayı düzelttiğimiz zaman, o hatanın failleri Tuncer Cücenoğlu, Üstün Akmen ve Mitos Boyut Yayınları, hatırlanacağı üzere, bize teşekkür etmek yerine, bizim hakkımızda bir linç kampanyası düzenlemeyi uygun bulmuşlardı. Yine hatırlanacağı üzere, akademisyen olduğuna bin şahit gereken linççi profesör(!) Nurhan Tekerek de, kendisine somut yanlışlarını gösteren, hatta parmak hesabı öğreten Hilmi Bulunmaz'a teşekkür etmek yerine, Bulunmaz'ı mahkemeye vereceğini söylemişti (Bkz). Yine azılı linççilerimizden Üstün Akmen'in, somut bir yanlışını düzeltmiş olan Feridun Çetinkaya'ya "Teşekkür ederim!" demek yerine, "Mal bulmuş mağribi!" dediği, belgeli bir hakikattir (Bkz).

Bir tür linççiler karargahı olarak işlev gören (ve lince imza atmayanların iyi kabul görmediği, yazarlar listesine şöyle bir göz atmakla bile anlaşılan) linççi Cüneyt Yalaz yönetimindeki linççi Mimesis dergisinin internet sitesinde de, Bernard Shaw'un Sevgi Sanlı çevirisi "Dört Oyun"unu tanıtan bir  sayfa yapılmış (Bkz). Tabii ki, (zaten öteden beri Boğaziçi Üniversitesi'nin, tiyatro sanatının ve gençliğin yüz karası olarak tanıdığımız) konjonktüre bağlı olarak bazen  taciz(!), bazen küfür(!) karşıtı olmakla iştigal eden Mimesis'çi vandal linççiler; insanlarımızın, "hata düzeltenlerden" hiç hoşlanmadığını, hatta "hata düzeltenlerden" nefret ettiklerini bildikleri için olsa gerek, kör taklidi yapıp körleri izleyerek, "Dört Oyun" kitabındaki apaçık ve somut editör hatasını görmezden gelmeyi, yani (tiyatro "piyasasında" kötü kişiler olarak tanınmaktansa) bu kez de Bernard Shaw hakkındaki otuz yıllık dezenformasyonla, okurlarını bir kez daha "zehirlemeyi" tercih etmişler. E, herhalde Mimesis'çilerin yayıncılık ilkeleri, "küfürbaz" dedikleri Büktel'in yayıncılık ilkeleriyle aynı olamazdı, değil mi?

COŞKUN BÜKTEL / 17 Temmuz 2010 

   

 

 

 

 

 

Sovyet protokol görevlileri Rusya'yı ziyaret eden Jean-Paul Sartre'ı nasıl enayi yerine koydu?

 

Sartre ile Beauvoir’ın Sovyetler’e yaptığı 1962 gezisinden Coşkun Büktel'in seçtiği bazı enteresan notlar

(...) Sartre, Yazarlar Birliği’nin birinci sekreteri ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi merkez komitesinin ve Dünya Barış Hareketi Konseyi’nin üyesi olan şair Aleksis Surkov ile tanışıp yakınlaşır. Köy kökenli bir romancıyla tanışmak ister. (...) Simonov kolhozları eleştirel sözlerle anlatmış olan E. Doroh’la tanıştırır onu; Doroh Sartre’ı Rostov’a götürür. Fakat yerel makamlar öyle her şeye burnunu sokanlardan hoşlanmadıkları için önce bu ziyareti reddederler, sonra da her dakika peşlerinde dolaşan “resmi” görevliler tüm sorulara politikacı ağzıyla yanıt verirler, Doroh ve köylü dostlarıyla herhangi bir diyalog kurulmasını özenle engellerler. Sartre çok öfkelenir. Bu koşullarda gezilemez. Moskova’ya dönmek ister. Yetenekli bir genç şair olan Voznesenski ile tanışmak ister. “Onunla bir rastlantı sonucu gar peronunda karşılaştık” (Simone De Beauvoir, La Forse des Choses, cilt II, s.464) Sartre’a heykeltraş Neyzvestniy’den söz ederler; sanatçının atölyesine davet edilir. Tass Ajansı’na verdiği demeçte eski temcit pilavını ısıtıp Batı üzerinde faşist tehdidin yükselişini dile getirmekte tereddüd etmez. Tartışma ve buluşmalara biraz da turizm ekleyip Leningrad ve Kiev’i ziyaret ederler.
(...)
Sovyetler Birliği’ne gidişi abartılı bir şaka gibi olmuştur. Eskiden kolaydı. Sartre’ın önüne o genelgeçer törensel kabuller, söylevler, düzenlenmiş ziyaret ve buluşmalar numarası sürülüyordu. Sartre artık bunlara alışık olduğu için birtakım istekler dile getirmektedir. Şimdi durum çok daha naziktir. Bir yabancı, kim olursa olsun, ülkeye girdiği andan çıktığı ana kadar sürekli izlenmekte ve denetim altında tutulmaktadır. O yabancı Sartre gibi özgür olma iddiasında biriyse, hiçbir şey fark etmemesi için birçok ince kurnazlığa başvurmak gerekmektedir. Rostov’da Sartre’ın hiddetlenmesi üzerine koruyucu melekleri yöntem değiştirmeye karar verirler. Bunu rehberliğini ve çevirmenliğini yapan kadının raporundan anlıyoruz: “Bu olay gösterdi ki, Sartre’la çalışırken kalıplaşmış protokol ziyaretlerinden kesinlikle vazgeçmek gerekir. (...) kendisinin ziyaret programı öyle düzenlenmelidir ki, sadece karşılaşmak istediği kimselerle karşılaştığına, sadece görüşmek istediği konuları görüştüğüne inanmalı, kısaca programını kendisinin saptadığını sanmalıdır.” (Ewa Berard-Zarzycka, Sartre et Beauvoir en U.R.S.S, s.165.) İşte garın bir peronunda Voznesenski ile karşılaşması, o gerçekten şaşılası rastlantının nedeni. Sovyetler’deki doğallığın şu iyiliği vardır ki, her zaman konukların beklentilerine yanıt verir.

Yine de bu iyice yağlanmış çarkın içine bir kum tanesi kaçmıştır. (...)

KAYNAK: Denis Bertholet, "SARTRE", çeviren: Zühre İlkgelen, İthaki yayınları, Haziran, 2009. S. 485-487.
 

 

 

 

 

 

 

Mümin Zındık adlı meçhul bir şahsın, dün gece yarısı, bir taşa sarılı olarak penceremizden içeri fırlattığı mesajı, virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz:

NOT: Allahtan pencere açıktı da camlar filan kırılmadı. Kimse merak etmesin.

 

 

Linççiler, “üç küfürbaz” olarak niteledikleri Yaşar Kemal, Can Yücel ve Ece Ayhan’a karşı “Temiz Edebiyat” kampanyası düzenlemeye niyetlendi

BUNU YAZAN:

MÜMİN ZINDIK

 

Sayın Coşkun Büktel;

 

Linççiler, geçenlerde Karaca Tiyatro'da, Yaşar Kemal, Can Yücel ve Ece Ayhan üçlüsünün küfürleri konusunda tartışmak üzere, bir toplantı yaptılar. Tartışmaya yalnızca linç kampanyasının "ana sponsoru" niteliğindeki (sayıları otuzu bulmayan) en saygın (yani en "azılı". CB ) kişiler katıldı. Tartışma, linççileri maalesef ("?!!") ikiye böldü. Birinci grup, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz adlı "iki küfürbaz" aleyhinde nasıl "Temiz Tiyatro" adlı bir kampanya başlattıysak; şimdi de, Yaşar Kemal, Can Yücel ve Ece Ayhan adlı "üç küfürbaz" aleyhinde "Temiz Edebiyat" kampanyası başlatmamız gerekir, diyordu.

 

İkinci grup ise, ilk kampanya fiyaskoyla sonuçlandığına göre, 1100 imza listesini bütün linççi sitelerden, yani "yandaş sitelerden", silip yok etmek zorunda kaldığımıza göre; şu an birinci fiyaskoyu unutturmaya çalışmak yerine ikinci bir fiyaskoya kalkışmanın hiç gereği yok, diyordu.

 

Birinci grup (demokratik linççiler), ikinci grubu (Makyavelist linççileri) kimilerinin küfürlerine itiraz ederken kimilerinin küfürlerine göz yummakla, Büktel ve Bulunmaz'a haksızlık etmiş olmakla, ayrımcılık ve tutarsızlıkla suçluyordu. İkinci grup (Makyavelist linççiler) ise, zaten ilk kampanyada bir fiyasko yaşanmışken, sırf hakkaniyetli davranmak adına ikinci bir fiyaskoya yol açılmaması gerektiğini; hak, eşitlik, tutarlılık, vatan, millet, Sakarya, vb. gibi soyut kavramlar uğruna somut menfaatlerin gözden çıkarılamayacağını savunuyordu.

 

Neyse ki, Makyavelist linççilerin, demokratik linççileri ikna etmesi pek uzun sürmedi ve "üç küfürbaza" karşı "Temiz Edebiyat" kampanyasından vazgeçildi. Alınan kararın özeti şu: "Tiyatromuz kesinlikle temiz olmalı... Ama edebiyatımız, temiz olmasa da olur."

 

Bilginize!...

 

Mümin Zındık

(Bir dost)

 

 

 

 

 

 

"İkinci Geliş" adlı romanımızın "iyi saatte olsunlara" karşı verdiği hayretengiz mücadele

Epizot: 3

 

 

İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI,

"İKİNCİ GELİŞ"İ ÇOK BEĞENMİŞ OLAN İSHAK REYNA'NIN GENEL YAYIN YÖNETMENLİĞİ DÖNEMİNDE,

"İKİNCİ GELİŞ"İ HANGİ TUHAF GEREKÇELERLE REDDETTİ?

Ve sonra ne oldu?

 

Lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

 

Coşkun Büktel'in çok uzun zamandan beri yayınladığı en "besleyici", en "doyurucu" yazı:

 

 

 

 

 

"Simplified" mı "Stupidfied" mı?

 

Lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

Tiyatro sitelerimizin değerli sahipleri!...      Değerli eleştirmen ve akademisyenlerimiz!...

Lütfen, gözlerinizi daha sıkı yumunuz!     Lütfen, kulaklarınızı daha sıkı tıkayınız!


 

 

COSKUNBUKTEL.COM ARŞİVİ

 

 


COSKUNBUKTEL.COM 2010/1

COSKUNBUKTEL.COM 2009/2
 

COSKUNBUKTEL.COM 2009/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2008/2

 

COSKUNBUKTEL.COM 2008/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2007/2

 

COSKUNBUKTEL.COM 2007/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2006

 

 

 

 

 

HİLMİ BULUNMAZ, üç gündür, Mustafa Demirkanlı'nın DT reklam panoları konusundaki devlet yalakası tavrını ve o panolarla ilgili yalan ve iftiralarını hiç üşenmeden, satır satır yalanlayan, müthiş bir yazı hazırlamakta... Bulunmaz, yazısında, elbette ki, Burak Caney adlı takma isimli sapık orospu çocuğunun, gerçekte, kendisi (Demirkanlı) değil de "biz" (Bulunmaz ve Büktel) olduğumuz yolundaki (hiçbir inandırıcılığı bulunmayan, en galiz küfürden bile daha iğrenç ve absürd) eski iftirasına da, bir kez daha şiddetle cevap veriyor. Yazı, parlatılma aşamasında... Mustafa kadar olmasa da, biz de heyecanla bekliyoruz...

——————————

Uğur Özkan (solda), kendisi gibi genç tiyatrocu yazar arkadaşı Sabri Can Locva ile...

17 yaşındaki genç tiyatrocu yazar Uğur Özkan, sansür yandaşlarını gayet yaratıcı, müthiş bir benzetmeyle fena halde "benzetti":

"SANSÜRE ORTAK OLAN İNSANLAR, HERHANGİ BİR YAYINEVİ TARAFINDAN YAYINLANACAK 'TÜRKİYE TİYATROSUNDA SANSÜRÜN TARİHİ' ADLI ANSİKLOPEDİDE, (KARACAAHMET MEZARLIĞI'NDAN KENDİNE YER AYIRTAN İNSANLAR GİBİ) KENDİLERİNE BİR SAYFA AYIRMIŞLARDIR."

(KAYNAK: Uğur Özkan, "Dişe Diş, Sansüre Sansür". Tiyatro Oyun dergisi, sayı 11, Aralık 2010.)

NOT: Tiyatro Oyun dergisi'nin, aşağıda kapak fotoğrafını gördüğünüz Aralık 2010 tarihli 11. sayısını, kitapçılarda bulabilir; tüm sayılarını Bulunmaz Tiyatro'dan isteyebilirsiniz.

——————————

GÜNCELLEME 7 Aralık 2010:

Metne yaptığımız bazı eklemelerle; konuyu daha net ve daha kolay anlaşılır kıldığımız gibi, konunun vahametini de biraz daha vurgulamış olduk. CB

SANSÜR YANLISI TAKMA İSİMLİ SAPIKLARA VE (SANSÜRCÜ SAPIKLARLA TAMAMEN AYNI PARALELDE OLAN) İFTİRACI LİNÇÇİLERE GENEL DUYURU

COŞKUN BÜKTEL  6 Aralık 2010

"Sıfır sansür" ilkemiz gereğince, sapık orospu çocuklarının sesini kısmayı bile kendimize asla yakıştıramayacağımız bir acizlik ve adilik saydığımızdan; takma isimli sapıkların yazdıklarını sansürlemeyi asla düşünmüyoruz. Ama çeşitli takma isimlerle ortaya çkıp iftira yayan bu sapık orospu çocukları, bizim "sıfır sansürlü" facebook sayfalarımızda bize yönelik iftira ve hakaretlerini en küçük bir kısıtlamaya maruz kalmaksızın, özgürce yayabiliyor olmakla yetinmiyor; üstüne bir de, bizi, bizim kendi  sayfalarımızda da sansür etmeye kalkışıyorlar: 

Aslında topluma söyleyecek  inandırıcı hiçbir tezleri bulunmayan  sapıklar; kendilerine sağladığımız özgürlüğü "konuşmak" için kullanmakta pek bir yarar görmedikleri için; sağladığımız "sıfır sansür" özgürlüğünü "konuşmak" yerine, bizi "konuşturmamak"   için kullanmayı, tercih ediyor; facebook'taki profil sayfamızı tamamen kaplamaya ve bizim mesajlarımızın görünmez olmasını sağlamaya çalışıyorlar. Sapık orospu çocukları bizi kendi sayfalarımızda sansür etmek için şu yöntemi uyguluyorlar:

Yorumlarını genellikle ikiye bölüp profil sayfamıza iki yorumu art arda, arka arkaya ekliyorlar. Böylece, her başlığın altında "yalnızca son iki yorumun göründüğü" profil sayfamızda, yalnızca onların iki yorumu görünmüş, bizim mesajlarımız profil sayfamızda görünmez hale gelmiş, bir anlamda "silinmiş" oluyor.

Bunu yapmaktan vazgeçmeleri, söyleyecekleri ne kadar uzun olursa olsun bir defada söylemeleri, istedikleri sayıda yorum yapabilecekleri ama art arda, arka arkaya iki yorum eklememeleri konusunda kendilerini insan gibi defalarca uyarmış olmamıza karşın, insan değil de sapık orospu çocuğu olduklarından, art arda yorumlar ekleyerek, bizim profil sayfamızda bizi sansürlemeye, aylar sonra bile halen, inatla devam ediyorlar. İnsan değil de, orospu çocuğu olduklarından, en az Mustafa Demirkanlı kadar sansür yanlısı olan bu takma isimli sapıklar; "sıfır sansür" ilkemizden, haç görmüş vampir gibi nefret ediyor; bu ilkemizi geçersiz kılmak için her türlü orostopolluğu uygulayarak, bizi kendilerini sansür etmeye zorluyor, böylece başta Mustafa Demirkanlı olmak üzere, Yücel Erten, Kemal Kocatürk, A. Ertuğrul Timur, Ömer F. Kurhan gibi sansürcü linççilerin ve sansür yardakçısı tüm linççilerin (iftira suçundan değilse de, hiç değilse sansür yanlısı olmaktan) aklanmalarını, bir nebze de olsa, meşru kılınmalarını, haklı ve normal görünmelerini sağlamaya çalışıyorlar. Bunu asla başaramayacaklar. Bunu başarmış gibi görünmek için bazen tüm yorumlarını (iftiralarını) silip, bizim sildiğimizi bile söylüyorlar. Demek istiyorlar ki:

"Bakın, Coşkun Büktel de sansür yapıyor, öyleyse biz linççilerin  sansür yapması da, "Yaşasın Sansür" diye slogan atması da, takma isimle değil kendi ismiyle yazdığı halde Büktel'in yorumlarını kendilerinin  sayfalarından silip Büktel'e engel koyması da, Theope'nin sahnelenmesini engellemek için Özdemir Nutku iftirasını sahiplenip desteklemesi de; acizlik ve adilik  sayılmaz."

Bizce sansür, örtbas çabası içindeki suçlu zihinlerin ürettiği bir tümör, bir düşünce kanseri olduğu için, acizlik ve adiliktir.

Tabii ki okurlar, bu konuda özgür: İsteyen bize, isteyen de takma isimli sapık orospu çocuklarına ve onlarla tamamen aynı paralelde olan linççi iftiracılara inanır.

Biz  takma isimli sapık orospu çocuklarını ve onlarla tamamen aynı paralelde, aynı acizlik ve adilikte olan linççi iftiracıları asla sansür etmeyeceğiz ama "sıfır sansür" anlayışımız gereğince, onların bizi bizim sayfamızda sansür etmelerine de izin veremeyeceğimiz için, art arda yayınladıkları yorumların ikincisini daima sildik, sileceğiz. Ama onların bu kuralı kasıtlı olarak ve sürekli ihlal etmeleri yüzünden, "ikinci" yorumları silmek üzere facebook'ta sürekli nöbet tutacak değiliz. Bizi sansür etmemeleri konusunda onlarca defa uyardığımız halde, bu son uyarımızı görmeleri için bir hafta daha mühlet verdikten sonra, bizi sansür etmeye yine devam ettikleri takdirde, sansür yanlısı takma isimli orospu çocuklarına karşı caydırıcı olmak için, şiddet ve sansür hariç, canımızın çektiği, aklımızın yettiği her türlü tedbiri almakta kendimizi özgür hissedeceğiz.

facebook sayfamda konuyla ilgili yorumları görmek veya yorum eklemek için, lütfen,

TIKLAYINIZ!



——————————

 

DİSK BAŞKANI KEMAL TÜRKLER'İN ÖLDÜRÜLMESİ DAVASI, 30 YIL BEKLENDİKTEN SONRA, ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞÜRÜLDÜ

Cinayeti ve katili, 19 yaşındayken kendi gözleriyle gördüğünü söyleyen Nilgün Türkler Soydan (Türkler'in kızı) "Bugün ülkemden nefret ettim" diyor.

Lütfen, TIKLAYINIZ!

——————————

LİNÇÇİLER VE LİNÇÇİ YÜCEL ERTEN, BÜKTEL VE DOSTLARINA KARŞI EN KİRLİ VE EN KORKAKÇA SİLAHLARI (SANSÜR VE TAKMA İSİM) KULLANIYOR

Coşkun Büktel 28 Kasım 2010

Aldığım duyumlara göre, Yücel Erten'in, başta Coşkun Büktel olmak üzere hoşuna gitmeyen herkesi dışlayıp engellediği veya hoşuna gitmeyen yorumları derhal sildiği "herkese açık" (!) "özgür"(!) ve "demokratik"(!) facebook sayfalarında; İzmir DT'li sanatçılar ("Sezuan'ın İyi İnsanı"nı yönetmek üzere İzmir DT'ye gelen ama "aralarında Sezuan'ın iyi insanını bulamadım" deyip, İzmir DT sanatçılarını suçlayarak, oyunu yönetmekten vazgeçen) Yücel Erten'i ve onun yalakalarını, topa tutuyorlarmış.

Yücel Erten, tartışmanın başlangıç döneminde, "tarihe ibret belgesi kalması için bu yorumları silmeyeceğim" diye söz vermesine rağmen, bu tavrını tebrik eden ve eski tavırlarını hatırlatıp eleştiren Feridun Çetinkaya'nın yorumunu "Bu sayfada Büktel tetikçilerine yer yok" diyerek sildiği gibi, daha sonra başka yorumları da silmeye devam etmiş. Ne de olsa Yücel'in verdiği söz, Büktel sözü gibi senet sayılmaz, o yüzden sahibi tarafından çiğnenip çöpe atılmasında sakınca yoktur.

"Büktel" adını ne zaman görse haç görmüş vampir ya da Sheltox sıkılmış sivrisinek gibi telaşlanan Yücel'in sansürle malûl facebook sayfasında günlerdir sürmekte olan tartışma (kapışma) kolay kolay bitecek gibi görünmüyor. Bazı arkadaşlar, Yücel'in "tarihe belge olsun diye silmeyeceğim" sözüne itibar etmemek gerektiğini çoktan anladıkları için, her şeyi, daha sonra Yücel'in silemeyeceği "sıfır sansürlü" demokratik bir ortamda yayınlamak üzere kaydediyorlar. İşte o zaman, o "sıfır sansür" ortamında, Yücel'e benim de iki çift lafım olacak. Ve ben elbette, kendimi Yücel'den sakınmak için sansüre sığınmak gibi bir çaresizliğe bugüne dek asla düşmediğim gibi, o zaman da düşmeyeceğim. Çünkü bir "sıfır sansür" ortamında, haklılığımın ve entelektüel yetilerimin, değil yalnızca linç iftiracısı Yücel'i caydırmaya, takma isim güvencesiyle yazan kalleş sapıkları bile canından bezdirip kaçırmaya  yeteceğinden eminim.

Büktel'e ve Büktel adını anan herkese en kirli ve en korkakça silahla (sansür) tepki veren Yücel, bana Sabahattin Ali'nin şu sözünü hatırlatıyor:

"Biz hiçbir zaman, düşmanlarımızın bize karşı kullandıkları silahları kullanamayacağız. Çünkü bu silahlar, bizim elimizi süremeyeceğimiz kadar kirli ve korkakçadır."

 (Kaynak: Merhumpaşa. 2. sayı, 16 Ekim 1947. Ayrıca bakınız: "Markopaşa Yazıları ve Ötekiler" Cem Yayınları, 1986. Sayfa 128.)

Ben okuyamıyor olsam da, sizler, (içinde Büktel adının geçtiği yorumlar eklemediğiniz sürece) Yücel Erten'in facebook sayfasında İzmir Devlet Tiyatrosu sanatçılarını suçlaması üzerine başlayan ibretlik tartışmayı okuyabilirsiniz; işte linki:

 kaynağa tıklayınız!

 

——————————

 

ÇOK ÖNEMLİ GÜNCELLEME 25 Kasım 2010:

Demirkanlı, aşağıda linkini verdiğimiz yazımızın asal konusu olan "link sahtekârlığını", hiçbir uyarı notu düşmeksizin, kedi pisliğini örter gibi, OKURLARA BİZİM YALAN YAZDIĞIMIZI ZANNETTİRECEK BİÇİMDE, sessizce, sinsice örtbas ederek;  insanlık onurunu dibe vurdurmakta zirveye henüz varmadığını, Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'nun reklam destekleri devam ettikçe, insanlık onurunu dibe vurdurmakta "evelallah" çok daha yükseklere tırmanacağını bir güzel  kanıtladı. (NOT: Bu güncellemenin daha ayrıntılı bir versiyonu, Büktel metninin hemen altında...)

 İnsanlık onurunu "dibe vurdurmakta", zirveye çıktı:

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN "LİNK" SAHTEKÂRLIĞI

Coşkun Büktel 23 Kasım 2010

 

Büktel'in, "son dakika" güncellemeleriyle %50 genişletip geliştirdiği yeni yazısını okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ!

 

——————————

 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ'NİN YÜZ KARASI İATP-G'NİN (YA DA BUGÜNKÜ ADIYLA "MİMESİS"İN) MEHMET ESATOĞLU'YA KARŞI, BİNLERCE İMZA TOPLAYIP, ON YIL BOYUNCA KAN DAVASI GİBİ SÜRDÜRDÜĞÜ VE SONRADAN HANGİ GEREKÇEYLE BİTİRDİĞİ BİR TÜRLÜ ANLAŞILMAYAN "TACİZ KAMPANYASI" HAKKINDA, MEHMET ESATOĞLU'YLA FACEBOOK'DA YAZIŞMAMIZ

Lütfen, TIKLAYINIZ!

——————————

KARİKATÜR SANATÇISI MEHMET ÇAĞÇAĞ DİYOR Kİ:

“Türkiye’de mazluma saldırı yapılamaz, mazlum korunur, yanında durulur. İyi mizahçılar engelliler ile ilgili espri yapmaz, hapse girmiş kişilerle dalga geçmez, çünkü mizah, hapisaneden içeri girmeyi de sevmez. Toplumsal ve kutsal değerlerse en dikkatli olunması gereken andır; kaş yapayım derken göz çıkarabilirsiniz.... Bir başka sınır da belden aşağıdır." (KAYNAĞI GÖRMEK İÇİN, TIKLAYINIZ!)


BÜKTEL DİYOR Kİ:

“Türkiye’de mazluma saldırı
yapılamaz, mazlum korunur, yanında durulur."
Çok güzel bir ilke... Mizah
otoriteye karşı değil de, (otoritenin iftira dahil her türlü yöntemle bastırmaya
çalıştığı) otorite karşıtlarına karşı yapılınca, sanatsal olmak iddiası taşımayan ve en küçük bir zekâ kırıntısı içermeyen, iğrenç bir pislik oluyor. Ve ne yazık ki, Türkiye'de mizah diye "böyle
pislikler" de yapılıyor. İşte belgesi:

TAKMA İSİMLİ SAPIK BURAK CANEY'İN FOTOĞRAF SERGİSİ

TAKMA İSİMLİ SAPIK LİNÇÇİLER,  SİYASETÇİLER GİBİ BİZİM DE KARİKATÜRE TAHAMMÜL EDEMEDİĞİMİZİ İDDİA EDİYORLAR.

SAPIKLARIN "KARİKATÜR"(!)  DEDİĞİ ŞEYLERİ SANSÜR ETMEK YERİNE YAYINLAYABİLDİĞİMİZE GÖRE, HER ZAMANKİ GİBİ YALAN SÖYLÜYORLAR. AYRICA:

Siyasilerin  karikatürlerini,  altına kendi isimlerini yazan, kendi imzalarını atan, eserini gerekirse mahkemede göğsünü gere gere savunan yaratıcı ve cesur sanatçılar yapıyor. Aşağıda bir örneğini gördüğünüz, bize yönelik "pislikleri" ise, suçunun farkında olduğu için lağım sıçanları gibi saklanmak zorunda olan, takma isimli  ya da ismi meçhul, sapık orospu çocukları yapıyor. Eh, mizah ile "pislik" arasında da bir fark oluyor, tabii... 

DOSTLARIMIZ NE KADAR PASİF, DÜŞMANLARIMIZ NE KADAR AKTİF OLURSA OLSUN...

14 Kasım 2010 Perşembe, 15:14 tarihinde Coşkun Büktel tarafından eklendi

BİZ, BU TÜR İĞRENÇ FOTOMONTAJ VE FOTOLARIN ONLARCASIYLA BİZE KANITSIZ/ BELGESİZ OLARAK YALNIZCA SALDIRAN VE ÇOCUKLARIMIZA BİLE TEBELLEŞ OLAN İSİMSİZ ALÇAKLARA (VE ONLARA MEŞRUİYET KAZANDIRMAK İÇİN ONLARI KENDİ İSİMLERİYLE DESTEKLEYEN İSİMLİ ALÇAKLARA DA) EVET, "OROSPU ÇOCUĞU" DİYORUZ VE TDK'NIN İÇERİĞİNE DAHİL EDİLMİŞ VE ARGO KATEGORİSİNE BİLE SOKULMAMIŞ  BU SIRADAN TERİMLE YAPTIĞIMIZ SAPTAMANIN HAKLILIK VE BİLİMSELLİĞİNDEN KUŞKU DUYMADIĞIMIZ GİBİ, TDK'YA DAYANARAK BİZ DE İLK GÜNDEN BERİ, "BU TERİMİN OROSPULAR VE ÇOCUKLARIYLA İLGİSİ, İMAM BAYILDININ İMAMLA İLGİSİ KADARDIR" DİYORUZ.

AMA BİZ (YA DA TDK) NE DERSEK DİYELİM, BU OROSPU ÇOCUĞU LİNÇÇİLER BİZE HİÇ KULAK ASMAKSIZIN, BİZİM ANALARA OROSPU DEDİĞİMİZİ İDDİA EDEREK, BİZE (ÖZELLİKLE DE BANA, CB.) KARŞI BU İĞRENÇ SAPTIRMA DIŞINDA HİÇBİR KOZLARI BULUNMADIĞINDAN, DELİ ÇÜKÜNE TUTUNUR GİBİ, BU İĞRENÇ SAPTIRMAYA SIMSIKI TUTUNUYOR VE TÜM LİNÇÇİLER GİBİ BİZE "KÜFÜRBAZ" DİYEN LİNÇÇİ YÜCEL ERTEN'İN "DALYARAK, SİKE SİKE USANDİK, ÇÜKTEL, VB" GİBİ GALİZ KÜFÜRLERİ AÇIKÇA KULLANMASINDA SORUN GÖRMEDİKLERİ HALDE, BİZE EN İĞRENÇ GÖRSEL KÜFÜRLERLE SALDIRANLARA VE ÇOCUKLARIMIZA BİLE TEBELLEŞ OLANLARA "OROSPU ÇOCUĞU" DİYORUZ DİYE, BİZE KARŞI EKİP HALİNDE LİNÇ KAMPANYASI AÇIP, 1100 İMZA TOPLUYORLAR.  GERİ KALAN HERKES (ÇOĞU ELLERİNİ KEYİFLE OĞUŞTURARAK) BU İĞRENÇ SKANDAL KARŞISINDA YALNIZCA SUSMAKLA YETİNDİĞİNDEN; HAKSIZ, TUTARSIZ, MANTIKSIZ VE ALÇAK OROSPU ÇOCUKLARI (KARAKTERLERİNİN YALAN VE İFTİRA GİBİ ENSTRÜMANLARI KULLANMALARINDA BİR SAKINCA YARATMAYIŞININ AVANTAJINI KULLANARAK) GÖZBAĞCILIK YAPIYOR VE BİR MİLYAR YALANCI TANIK BİLE BULSALAR, OLMUŞU OLMAMIŞ YAPAMAYACAKLARINI,  HAKLILIĞI KELLE SAYISININ DEĞİL ANCAK SOMUT BELGELERİN BELİRLEYECEĞİNİ İNSANLARA UNUTTURMAYI (UNUTMAYANLARIN SESSİZ KALMASI SAYESİNDE) KISMEN DE OLSA BAŞARIYOR, VE HAKİKATİ BELGELERİN BELİRLEDİĞİNİ İNSANLARA HATIRLATMAYA ASLA YANAŞMAKSIZIN, HAKLILIĞI DAİMA ARİTMETİKLE BELİRLEMEYE KALKIYOR VE "1100 KİŞİ BU İKİ KÜFÜRBAZA KARŞI İMZA VERİYORSA VE HİÇ KİMSE BU İKİ KÜFÜRBAZDAN YANA ÇIKMIYORSA HAKİKAT ORTADA" DİYEREK, (İFTİRAYI DEVLETİN CD KAYDIYLA  BELGELEMİŞ OLMAMIZA RAĞMEN) ÖZDEMİR NUTKU'NUN "KÜFÜRBAZ" COŞKUN BÜKTEL'E İFTİRA ATMIŞ OLAMAYACAĞI VE ASIL İFTİRAYI BU İKİ KÜFÜRBAZIN ÖZDEMİR NUTKU'YA ATTIĞI SONUCUNA VARIYOR HATTA HİÇ UTANMADAN BU SONUCU YARIN ÖBÜR GÜN BİR HUKUKSAL KARAR HALİNE GETİRMENİN PROVALARINA BİLE ŞİMDİDEN BAŞLIYORLAR.

DÜRÜST İNSANLAR SESSİZCE VE SİNMİŞ OLARAK SADECE SEYRETMEYE DEVAM EDERSE, EVET, HAKİKATİ TERS YÜZ ETMEYİ DE (YANİ İFTİRA MAĞDURUNU, İFTİRA SUÇLUSU;  İFTİRA SUÇLUSUNU, İFTİRA MAĞDURU HALİNE GETİRMEYİ DE) İKİ KERE İKİYİ BEŞ ETTİRMEYİ DE,  BAŞARABİLİRLER.

AMA DOSTLARIMIZ NE KADAR PASİF, DÜŞMANLARIMIZ NE KADAR AKTİF OLURSA OLSUN; HAKİKATİN AYDINLIĞINDAN YANA ÜÇ-BEŞ DÜRÜST İNSAN, HAKİKATİ ÖRTBAS ETMEYE ÇALIŞAN KARANLIK İŞÇİLERİNDEN OLUŞMA 1100 LİNÇÇİ VANDALA ASLA PABUÇ BIRAKMAYACAK. BU ARADA HUKUKUN TAVRININ NE OLACAĞINI DA HEP BİRLİKTE GÖRECEĞİZ.

facebook sayfamda konuyla ilgili yorumları görmek veya yorum eklemek için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

——————————

TÜRK DİLİNDE YAZILMIŞ EN İYİ OYUNUN ("THEOPE") YAZARI COŞKUN BÜKTEL, FIKRA LAZI ZEKÂLI "KURNAZLARA" TÜRKÇE'NİN İNCELİKLERİNİ ÖĞRETİYOR:

Türkçe'de
"göte göt" dendiği gibi; karşı tarafın görüşlerini okurlardan
saklayarak tek yanlı yayın yapıp, sansür ettikleri insanları
"suç
belgesinin kaynağına link vermeksizin"
suçlayan, sansürcü, iftiracı ve linççi alçaklara da, kısaca ve tek kelimeyle (tek kavramla) "orospu çocuğu" denir.

(Bu kavramın orospularla ve
çocuklarıyla ilgisi, imambayıldının imamla ilgisi kadardır.)

COŞKUN BÜKTEL / 5 Kasım 2010

——————————

Ona "Abbas yolcu, kaçacaksın, kaçmak zorundasın" demiştik, kaçtı.

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN FACEBOOK'TA BİZE MUSALLAT ETTİĞİ ÖZGÜR BAŞKAN TAKMA İSİMLİ SON SAPIĞIN DA MASKESİNİ İNDİRDİK

Lütfen, TIKLAYINIZ!

***

DT'NİN REKLAMLA BESLEYİP ÜSTÜMÜZE SALDIĞI MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN TAKMA İSİMLERİ

27 Ekim 2010 Coşkun Büktel

Mustafa Demirkanlı, Coşkun Büktel'e karşı pek çok takma isim kullandı. Kullandığı son isimlerden biri Deniz Duygulu'ydu. Deniz Duygulu'ya tüm yazdıklarını sileceğini ve hatta facebook hesabını bile kapatacağını söylemiştim. Bu sözüm üzerine sayfalar boyunca benimle alay etmişti. Sonunda savcıya yakalanmamak için, aynen dediğim gibi yaptı: Tüm yorumlarını sildi ve facebook hesabını kapattı. Ama ben her şeyi kaydetmiştim. İşte Demirkanlı'nın Deniz Duygulu olduğunun belgesi:TIKLAYINIZ!

Deniz Duygulu, en sonunda

"size bye bye diyeyim sayın Coşkun bey. Sağlıcakla kalın"

dediğinde, ona şu cevabı vermiştim:

"Güle güle Mustafa! Yeni bir isimle yine bekleriz!"

Linç kampanyacısı Mustafa Demirkanlı (TIKLAYINIZ!), Demirkanlı ismiyle Büktel'e ne zaman saldırsa duvara tosladığı, şapa oturduğu, küle osurduğu için, Büktel'e yönelik ahmakçasına kalleş saldırılarını daha çok, yeni yeni isimlerle sürdürmeye devam etti/ediyor. Böylece, duvara toslayan, şapa oturan, küle osuran, Demirkanlı değil de, örneğin, Deniz Duygulu oluyor. Demirkanlı'yı ve sahte kimliklerini asla sansür etmeyecek, ona asla benzemeyeceğiz. Demirkanlı'nın ürettiği bütün sahte kimlikler, nasılsa yok olmak zorunda... Yılan nasıl deri değiştirmek zorundaysa (yıllardır beni mahkemeye vereceğini söylemekte olan) Demirkanlı da, aslında savcıya yakalanmamak için, sürekli isim değiştirmek, yeni yeni kimlikler üretmek zorunda. Kanıt mı? Yeterinden fazlası var. Lütfen, tıklayınız:

DENİZ DUYGULU

DEMİRKANLI YALANLARI

BURAK CANEY HALTLARI

BU KONUYLA İLGİLİ FACEBOOK YORUMLARINI OKUMAK YA DA YORUM EKLEMEK İÇİN, LÜTFEN, TIKLAYINIZ! 

 ***

"BÜKTEL'İN İKİ YÜZÜ" BAŞLIKLI MUSTAFA DEMİRKANLI  YAZISINDAKİ SUÇLAMALARA KARŞI, ŞAKİR GÜRZUMAR'IN,  GÖNDERDİĞİ AÇIKLAMA

Ne olduğunu anlamadığım, daha doğrusu iyi anladığım bir durumumun içerisindeyim...."ÖLÜLERİ GÖMÜN" oyununu hiç tartışmam... Tartışmak isteyenle de sabaha kadar otururum.... Ama iş bok atmaya gelince orada da elbetteki dururum..... Devlet Tiyatrosu'nun teamülünde çevirmeni sahneye davet etmek yoktur. Yazar davet edilir.... Ölmüşse yapacak tabii ki bir şey yoktur. Anladığımız kadarıyla Coşkun Büktel'i kasıtlı olarak, küçültmek amacıyla, hatta sahnede söyleyecekleri adına sahneye davet etmediğimiz söylenmekte ve benim başında bulunduğum kuruma dahi saldırıda bulunulmaktadır......... Kim olursanız olun, ne söylerseniz söyleyin, tarih artık bu uşaklığınızdan yıldı ve sizleri ve başta bağlı olduklarınızı yazacak...... Yalanı atın bir tarafa... Her çevirmen gibi elbetteki Coşkun Büktel de çeviri haklarını alacaktır.... Ama Coşkun Büktel benim başında olduğum kuruma telif haklarıyla ilgili bir kez dahi gelmemiştir. Hele ki, bu konuyla ilgili tek bir memurla bile muhatap olmamıştır...... Olmuşsa, ben bu kurumun müdürüyüm, adını verin o memurun...... Beyler, ayıptır..... Mesnetsizlik üstüne oturmayın, günün birinde hatırlatırız!!!!!!!!!!!!!

ŞAKİR GÜRZUMAR

BÜKTEL'İN NOTU: Gürzumar'ın, iki gün önce (24 Ekim 2010) telefon ederek gönderdiğini bildirdiği bu mesajı, o gün mesaj kutumda bir türlü bulamamış, Şakir de, ben de, onun, anlayamadığımız bir nedenle, bu mesajı göndermeyi başaramadığını sanmıştık. Oysa mesaj gelmiş ama normal mesajlarımın arasına değil, "spam" mesajları arasına gelmiş. Dün, 22.30'da, 106 mesajın biriktiğini gördüğüm "spam" kutumu boşaltmaya çalışırken, Şakir'in mesajıyla karşılaştım. Nokta/virgül ve büyük harf/küçük harf yanlışlarını düzeltip, (dün ftp arızası nedeniyle yayınlayamadığım) metni bugün aynen yayınladım. (NOT: Mesajını imlaya aldırmadan yazmış olan Şakir, imla yanlışlarını düzeltmemi kendisi rica etmişti.)

CB / 26 Ekim 2010.

KONUYLA İLGİLİ FACEBOOK YORUMLARINI OKUMAK YA DA YORUM EKLEMEK İÇİN, LÜTFEN, TIKLAYINIZ! 

***

MUSTAFA DEMİRKANLI 'NIN

COŞKUN BÜKTEL'İ "İHBAR" ETMEK İÇİN

HİLMİ BULUNMAZ'A YAZDIĞI MEKTUP

COŞKUN BÜKTEL'İN MEKTUBU SUNUŞ NOTU:

Bu sabah, mail kutumu açtığımda, Hilmi Bulunmaz'ın gönderdiği bir mesajla karşılaştım. Mesaj, aslında Mustafa Demirkanlı tarafından Hilmi Bulunmaz'a gönderilmiş, Hilmi Bulunmaz da kendisi okuduktan sonra, "sadece bilgi için" kaydıyla mesajı bana aktarmıştı.

Saatler geçtiği halde Hilmi mesajı yayınlamayınca, telefon açıp niye yayınlamadığını sordum. Oğlunun Antalya'ya gittiğini ve dükkandaki tadilat çalışmaları ve müşteriler arasında başını kaşıyamaz duruma geldiğini söyledi. O zaman yazıyı bir an önce benim yayınlamamı önerdim. "Mustafa facebook'ta olup bitenlerden seni haberdar etmediğimi, seninle ilgili işime gelmeyen yazıları senden sakladığımı  sanarak, beni sana ihbar etmiş" dedim. "Beni ihbar eden yazının benim sitemde çıkması okurlar için de, Mustafa için de, tatlı bir sürpriz olur."

Hilmi kabul etti.

Zavallı Demirkanlı, Hilmi'de benim facebook sayfamın şifresinin bulunduğunu ve Hilmi'nin, canı ne zaman isterse, yalnızca benim facebook sayfalarıma değil, özel mesajlarıma bile girebileceğini bilmiyor. Nasıl bilebilsin ki?... Sahtekar linççi Demirkanlı, bir insanın bu kadar şeffaf olabileceğini hayal bile edemez ki....

Demirkanlı'nın ihbar mektubunu okumak için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

 

Mustafa Demirkanlı yazdı:

BÜKTEL'İN İKİ YÜZÜ...

Coşkun Büktel tarihi boyunca “gerçekçi” olarak lanse etmeye çalıştı kendisini, Büktel tarihi boyunca “dürüst” olarak tanıtmaya çalıştı kendisini… Büktel, tarihi boyunca sadece “göz boyadı”, hiçbiri gerçek değildi.

Çünkü, takke düştü kel göründü…

Demirkanlı'nın yazısının tamamını okumak için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

 

DEMİRKANLI'NIN BÜKTEL'E "FATURANI BEN ÖDERİM" MESAJI VE BÜKTEL'İN TEKME TOKAT CEVABI!

Lütfen, TIKLAYINIZ!

——————————

 

HALUK BİLGİNER'İN OYUN ATÖLYESİ, BİR "MACBETH" YAPTI.

TARAF GAZETESİNDEN FERHAT ULUDERE, KARAKTER KADROSUNA HRANT DİNK'İN DE EKLENDİĞİ BU MACBETH'İ  ELEŞTİRDİ.

HİLMİ BULUNMAZ, HEM OYUN ATÖLYESİ'Nİ, HEM DE ULUDERE'NİN ELEŞTİRİSİNİ ELEŞTİRİYOR.

Uludere'nin eleştirisi de dahil, hepsi aynı sayfada... Lütfen,

TIKLAYINIZ!

——————————

 

AKP USULÜNCE DEMOKRATİZE EDİLMİŞ TÜRK DİL KURUMU'NUN "YENİ" ÇEHRESİ

"Yeni" TDK sözlüğünün "virüs" sözcüğüne ayrılan maddesinde; sözcüğün kullanımına örnek olarak iki yazardan iki ayrı cümle alıntılanmış. Özellikle seçilerek aktarılan bu iki   örnek cümleden birinin içerdiği apaçık ırkçı mesajı, güya bilimsel TDK Sözlüğü'nde görmek, kanınızı donduracak.

Fotoğrafla belgelenmiş olarak  görmek için, lütfen...

TIKLAYINIZ!  

——————————

 

Demokrat insanların "ideal birliği"; linççi alçakların "suç ortaklığına" hiç benzemiyor

HİLMİ BULUNMAZ / ERBİL GÖKTAŞ

ONLAR BİRBİRLERİNİ TOPLUM ÖNÜNDE KIYASIYA ELEŞTİREBİLEN İKİ İYİ ARKADAŞ

COŞKUN BÜKTEL 5 Ekim 2010

Aralarında bir menfaat birliği değil de, demokratik ilkelere ve samimiyete dayanan entelektüel bir mücadele birliği bulunduğundan; fikir ayrılıklarını kıyasıya eleştirilerle toplum önünde açıkça ortaya koyabildikleri halde; linççilerin "çıkar çatışmalarında" sürekli tanık olduğumuz kirli yöntemlere

(suç belgelerini örtbas etmek için "platform" olmak iddiasıyla yayınladığınız bir siteyi tümüyle kapatma, "kırılan kolu yen içinde saklama", "halka sunulmuş iftira kampanyalarından, halka açıklama  yapmaya gerek duymaksızın,  vazgeçme", "kampanyada tacizci diye suçlayıp yüzlerce kişiye hedef gösterdiğin bir insanla, esrarengiz ve açıklanamaz/açıklanamamış biçimde ittifak kurma", "her türlü entrika", "her türlü tehdit", "her türlü  hile", "karşındakine her türlü takma isimle saldırma", "her türlü dezenformasyon", "yalan", "sansür", "örtbas", "okurlardan gizleme" ve "iftira" yöntemlerine)

asla tenezzül etmiyorlar.

(Linççilerin, sansür, örtbas, gizleme gibi suçlarına doğal olarak link veremiyoruz. Ama ilgili herkes küçük bir internet araştırmasıyla şu gerçeği şıp diye fark edecektir: Biz linççilerin sitelerinde yayınladıkları tüm bize "cevap" hatta bize "suçlama" yazılarını yayınladığımız halde; linççiler bizim sitelerimizde yayınlanan onlara cevap yazılarına bile asla yer vermiyorlar.)

Hilmi Bulunmaz ve Erbil Göktaş... Onlar, aralarındaki  görüş ayrılıklarını halının altına süpürmeye, menfaat kaygısıyla birbirlerini "idare etmeye" asla yanaşmadıkları halde, arkadaş kalabilen, iki demokrat insan...

Demokratik ve entelektüel tartışma nasıl olurmuş? sorusuna oldukça yetkin bir somut örnekle cevap veriyor ve güya "temiz tiyatro" isteyen kirli linççilerin yalan, sansür, örtbas ve iftira yöntemlerinin çirkinliğine karşı tertemiz bir alternatif oluşturuyorlar. Bu demokratik, entelektüel ve "temiz" tartışmayı, mutlaka izleyiniz!

Mutlaka  TIKLAYINIZ!

——————————
 

30 Eylül 2010

LİNÇ  KAMPANYASINA  İMZA ATANLARLA İLGİLİ SAYFAMIZI, YENİDEN DİZAYN ETTİK

Lütfen TIKLAYINIZ!

 ——————————
 

GÜNCELLEME 29 Eylül 2010

"Siz, siz değilsiniz! Siz,Mustafa'sınız!" dedikçe, "Biz Mustafa değiliz! Biz, biziz! Kolaysa Mustafa olduğumuzu kanıtla!" diye tepinip bizimle alay etmeye kalkışan

TAKMA İSİMLİ SAPIKLAR TAM TAMINA DEDİĞİMİZ GİBİ YAPTI:

Önce Deniz Duygulu, sonra Burak Otakçı takma adıyla yazan sapıklar, tüm yorumlarını sildiler, facebook hesaplarını kapadılar ve buharlaşıp yok oldular.

Onlar tüm delilleri silip yok olduktan sonra, Mustafa Demirkanlı, şimdi bir başka facebook sayfasında karşıma çıkıp, aynı iftiraları bu kez kendi adıyla servis etmeye başladı.

İşte sapıklara karşı facebook'ta yazdığım son yorum:

Evet, sevgili okurlar! Gördüğünüz gibi: Mustafa'nın yalanlarını yaymakla görevli takma isimli sapıklar, bana karşı yazdıkları tüm yorumları silip cızlamı çektiler. Tam dediğim gibi yaptılar: Yalnızca buradaki yorumlarını değil, facebook hesaplarını da sildiler. O hesapları sürdürme angaryasına katlanamazsın, Mustafa, demiştim. O hesapları silip kaçacaksın demiştim. Kaçtı. Ve ne hikmetse, onlar sustuktan sonra, profilimin bir başka sayfasında, Mustafa Demirkanlı aldı sazı eline, uzun uzun döktürmeye başladı: http://www.facebook.com/note.php?saved&&note_id=10150267636835711

Ama sapıklar bu sayfadan silmiş olsalar bile, o yorumları yok edemeyecekler. Sildikleri her şeyi coskunbuktel.com'un şu sayfalarında okuyabilirsiniz:

Lütfen TIKLAYINIZ!



TAKMA İSİMLİ SAPIKLAR BÜKTEL'E TEBELLEŞ OLMAYI SÜRDÜRÜYOR

Ayrı bir raund olarak, ayrı bir sayfada yayınladık. Lütfen, tıklayınız:

ÜÇÜNCÜ RAUND

Besleyenler ve cesaretlendirenler utansın!...

"DENİZ DUYGULU" TAKMA İSMİNİN ARDINA SAKLANARAK ALEYHİMDE İFTİRALAR ÜRETEN PSİKOPATLA

İKİNCİ RAUND

Lütfen TIKLAYINIZ!

 ——————————
 

BİZE YÖNELİK İFTİRALARIN ALTINA "ZAMANINDA ÖYLESİNE" İMZA ATMIŞ  BİR LİNÇÇİDEN (YA DA ONUN ADINI KULLANAN BİR "MEÇHUL ŞAHISTAN") GELEN MESAJ

İyi gunler

Saturday, September 18,

2010 5:39 PM

From:

Add sender to Contacts

 

To:

buktel@yahoo.com

 

İyi gunler , benim ismim Laura Deniz Moreau.

http://www.coskunbuktel.com/

buktelbulunmazbeyazcephe.htm

Sitesinde ismim geçmektedir.

Zamanında öylesine 15 dakika ayırıp ta yazdığım bir yazı yuzunden söylemediğinizi bırakmamışsınız. Ancak ben ismimin sitenizde bulunmasından hoşlanmıyorum. 

İnsanların isimlerini onlara sormadan , izinlerini almadan alıp bir yerde yayınlamak hem yasadışı hem de " ayıp " bir şeydir. 

Uzun suredir her google'a ismimi yazdığımda sitenizi göruyor ancak " herhalde yakında kaldırır " gibi duşunceler geçiriyorum kafamdan , ancak bir sene oldu hala burada. 

Rica ediyorum ismimi artık sitenizden kaldırın. Tiyatro sitesi , ertuğrul timur falan da umurumda değil kendisini de epey uzun bir zamandır görmedim konuşmadım. Beni kendi propogandalarınıza ve fanatik göruşlerinize alet etmeyiniz.

Teşekkur ederim.

****

Laura Deniz Moreau adıyla bize mesaj gönderen kişinin şikayet konusu yaptığı sayfayı görmek için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

NOT: Bu konuyla ilgili olarak, facebook'ta ve elbette asla engellenme ihtimali olmadan, yorum yapmak için, lütfen

TIKLAYINIZ!

——————————

 

Bir Hilmi Bulunmaz klasiği:

"İftiradan Yana Olmak yada İftiradan Yana Olmamak"

——————————

BÜKTEL'İN SUÇU BÜYÜK, RAHAT BIRAKMIYORLAR

Pabucun pahalı olduğunu görünce, yine "takma isimle" saldırmaya başladılar

15 Eylül 2010

 

KENDİNİ DENİZ DUYGULU ADIYLA TANITARAK ARKADAŞI OLMAMI İSTEYEN MEÇHUL ŞAHSI ONAYLAMAMDAN SONRA; KENDİ FACEBOOK SAYFAMDA ONUNLA ARAMIZDA BAŞLAYAN VE ONUN DAHA SONRA ALEYHİMDE PROPAGANDA YAPMAK ÜZERE ŞİİR AKADEMİSİ FACEBOOK SAYFASINA DA TAŞIDIĞI İBRETENGİZ, ESRARENGİZ TARTIŞMA (ENTRİKA)

Lütfen, TIKLAYINIZ!

——————————

 

ÜLKEMİZDE 1984 OLUR MU?

(Soruyu ortaya atan Nazan Yaman'a teşekkür)

 

13 Eylül 2010 Pazartesi, 10:36 tarihinde Coşkun Büktel tarafından eklendi. Bu yazıyı facebook'ta yorumlamak için, lütfen, TIKLAYIN!

 

Demokrasinin olmazsa olmaz ilkelerinden biri "kuvvetler ayrılığı" ilkesidir.  Yargının yürütmeyi denetlemesi ise "kuvvetler ayrılığı" ilkesinin vazgeçilmez kurallarından biridir. AKP'ye, yargıyı istediği gibi dizayn etme yetkisi vermekle, AKP'yi bütün kuvvetlerin kontrolünü ele geçirme yolunda önemli bir avantajla donatmış, onu giderek daha tehlikeli biçimde "kontrol dışı" hale getirmiş olduk. Ülkemizde 1984 olur mu olmaz mı, AKP'nin insafına kalmıştır artık.

Yani büyük ölçüde "insafına"... 1984'ün somut ipuçları belirmeye başladığında, bügünkü "evet"çilerin de çok büyük bir kısmı "hayır"cı olacaktır ama bugün kontrol dışı hale getirdikleri AKP, o zamana kadar atı alıp Üsküdar'ı geçmiş, gerekli düzenlemeleri yapmış olacağından, tıpkı geçmişte "bu şartlarda dokunulmazlıkların kaldırılması mümkün değildir" diyerek bir seçim vaadinden vazgeçtiği gibi;  gelecekte de, "bu şartlarda seçim yapmak ülkeye zarar verir" diyerek bir daha seçim yapmaktan da vazgeçebilecek... Yani düdüğü çalıp "Maç bitti, demokrasicilik oyununa paydos! Artık seçim meçim yok" diyebileceği bir pozisyona ulaşmasına yetecek gücü bile ele geçirmiş olabilecek, milletin bir daha oy kullanarak "hayır" deme şansı kalmayabilecektir. İşte bu tablo, 1984'ün ta kendisi olur.

O şartlarda gel de isyan et! Gel de örgütlen! Gel de kurtul! İnşallah AKP, "evet"çilerin zannettiği kadar masumdur. Ya da inşallah, ilk seçimlere kadar 1984'ün ip uçları "Evet"çilerin görebileceği kadar somut hale gelir. Artık inşallaha maşallaha kaldık. İnşallah "evet"çiler haklıdır. Çünkü bizim senaryomuz çok kötü: 1984.

 

Bu yazıyı facebook'ta yorumlamak için, lütfen, TIKLAYIN!

——————————

 

LİNÇÇİLERİN ESİNLEDİĞİ BİR AYDIN TANIMI

Bu yazıyı Büktel'in herkese açık facebook profilinde yorumlayabilirsiniz.

İşinize geldiği, hoşunuza gittiği ya da sırf yaygın kabul gördüğü için önünüze servis edilen bir habere gözü kapalı inanmak yerine; zahmeti göze alıp somut belgeleri arıyor ve işinize gelmese de, hoşunuza gitmese de, pek çok düşman kazandırsa da, ancak somut belgelere inanıyor ve inancınız doğrultusunda davranmayı göze alıyorsanız, siz bir "aydınsınız".

CB / 11 Eylül 2010

——————————

 

KÜFÜR KARŞITI(!) LİNÇÇİ MUSTAFA DEMİRKANLI (SIÇMIŞ CAFER'İN BEZ GETİRİCİSİ OLARAK)

 

KÜFÜR KARŞITI(!) LİNÇÇİ YÜCEL ERTEN'İN GALİZ KÜFÜRLERİNİ NASIL SAVUNDU?

Aşağıdaki yazının devamını okumadan önce, lütfen, aşağıda alıntıladığım ifadeler arasındaki "Yücel'in ayarları öyle.." ifadesinin anlamına  mim koyunuz!

 

GÜVENÇ DAĞÜSTÜN: bu (Adem Dinç kastediliyor CB) nasıl yorum yazabiliyor buraya ki? herkes görebiliyor mu bu paylaştıklarımızı?

ÇİĞDEM ERKEN: Yücel'in ayarları öyle..

(...)

YÜCEL ERTEN: Aaa, arkadaşlar şimdi gördüm bu Adem Dinç denen dalyarağı. Bu dörtvereni engelliyorum. Siz de zaten yeteri kadar "ortadaki sandık sike sike usandık" yapmışsınız.

(KAYNAK: Yücel Erten'in "herkes"e açık olarak ayarlanmış kendi facebook sayfası)

 

Yalan makinasından bile daha seri yalan üretebilen, iftiracı ve linççi psikopat  MUSTAFA DEMİRKANLI, yukarıda kaynağını vererek ikinci kez aktardığım ifadeleri sanki okumamış gibi görmezden gelip, bugün, kendi sitesinde, Yücel'in bokyiyicibaşısı olarak, Yücel'in galiz küfürlerini savunmaya çalışırken; yine, kanıtsız, belgesiz, linksiz, kaynaksız, dayanaksız olarak, Büktel'e şu şuçlamaları yöneltmiş:

Coşkun Büktel, facebook’da Yücel Erten’in sayfasına ulaşmış. Yücel Erten, kamuya açık olmayan, arkadaşlarıyla paylaştığı sayfasında bir şahıs için küfürlü konuşmuş, (Bu herkesin telefonda da yaptığı kötü bir alışkanlık ama bir alışkanlık.) bunu gören Büktel, hemen kopyalamış, -araya da “Theope’yi katmadan edememiş- ve sitesinde özel yazışmaları yayımlamış. Hızını alamayıp yayıncılara: “Bu Bir ‘Haber’ Değil mi?” diye yüklenmiş.

Hayır, bu bir “haber” değil”, özel yaşama tecavüz, özel yazışmaları izinsiz kamuoyuna açıklama suçunu oluşturan bir eylemdir. Benzer davranışı sergileyen arkadaşı Bulunmaz, OYÇED yazışma grubundaki (Bulunmaz'ın da adı geçen CB) özel yazışmaları, (bir muhbirin Bulunmaz'a göndererek özel olmaktan çıkarması üzerine CB) kendi bloğunda yayımladı, bu eylemine yönelik şikayet üzerine de savcı aynen bu gerekçeyle dava açtı, (Açtı da ne oldu? CB) yani suç unsuru olarak gördü. (Gördü de ne oldu? Demirkanlı, dava sonuçlanmış gibi konuşarak okurları yanıltmaktan, tabii ki, utanmıyor  CB) Hatta bu suç Anayasa’ya da eklenmek isteniyor (İsteniyor da ne oldu? CB)

 

“Haber” Büktel’in işine geldiği gibi kabul ettiği bir şey değildir, “haber” özel yaşama tecavüz hiç değildir. (Eğer Yücel Erten denen ağzıbozuk linç iftiracısı, Demirkanlı'nın bu uyduruk yalanlarına inanıyorsa; ve  aralarına aldıkları bir islamcı vatandaşı "ortadaki sandık sike sike usandık" yapmanın, ve sonra hiç utanmadan hakimlerin karşısına çıkıp; bırakın hep birlikte sikelim şu herifi, kimse müdahale etmesin, bu bizim "özel" yaşamımızdır, anlamına gelen bir savunmayla, −Coşkun Büktel'i de dinleyecek olan− hakimleri inandırmanın mümkün olduğunu aklı kesiyorsa; hodri meydan, hiç beklemesin; sıkıyorsa, o da beni mahkemeye versin!)

(KAYNAK: Yukarıda yaptığımız alıntı, Demirkanlı'nın 3 Eylül 2010 tarihli ve "Coşkun Büktel: Bu Bir ‘Haber’ Değil mi? HAYIR" başlıklı yazısının (CB imzalı sarı notlar eklenmiş ve içindeki yalan ibareler CB tarafından koyu harfle vurgulanmış) tamamıdır. Yazıyı orijinal sayfasında (notsuz ve vurgusuz olarak görmek için, lütfen, TIKLAYINIZ!

NOT1: Yücel Erten bile, bu  kanıtsız, belgesiz, linksiz, kaynaksız, dayanaksız, apaçık yalan ve zavallı  bahanelerle karşıma çıkmaktansa, kuyruğunu kıstırıp efendice susmayı tercih etmişken; zaten olduğundan daha fazla kepaze olması mümkün olmadığından yalan ve iftirayla sorunu bulunmayan, (küfürbaz saydığı Büktel'e karşı linç kampanyası başlatmış) azılı linççi ve azılı iftiracı Demirkanlı, Yücel'in "bokyiyicibaşısı" ya da "sıçmış Cafer'in bez getiricisi" olarak ortaya çıktığı ve karakteri her pisliğe müsait olduğu için;

yarın öbür gün, pek çok zaman yaptığı üzere, bokunu örtbas eden kedi gibi, bu yazısını veya linkini de yine tahrif veya imha edebilir diye; söz konusu yazının aslını kendi sitesinde  (yine uyarıcı notlar ve yorumlar ekleyerek) yayınlamış olan Hilmi Bulunmaz'ın ilgili sayfasına da link vermeyi gerekli gördük: Lütfen TIKLAYINIZ!

NOT2: Bu sitenin okuru olduğunuza göre, büyük ihtimalle, bu ikinci nota haklı olarak, ihtiyaç duymayacaksınız. Ama, lütfen, Demirkanlı sitesinden başka bir şey okumayan tiyatroseverleri, aşağıda yazdıklarım bağlamında uyarın:

Lütfen (karşı görüşlere "kural olarak değil",  ancak çok, çok, çok, çok "ender olarak", demokrat bir izlenimle okurları yanıltmak amacıyla, işine geldiği zaman ve işine geldiği kadar ve işine geldiği formatta yer veren ve genellikle karşı görüşleri ya da linklerini uğratmadığı sahasında "tek kale maç yapmayı seven") linççi Demirkanlı'nın yazılarını,  dezenformasyona karşı sizi bağışıklı kılacak bir bilinç ve uyanıklık halinde okuyunuz!

Lütfen kendinizi linççi Demirkanlı'dan ve Demirkanlı sapığından medet umanlardan koruyunuz!

Her zaman dediğim gibi:

Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle iğreniyorum.

COŞKUN BÜKTEL

4 Eylül 2010

***

KÜFÜR ÖYLE OLMAZ BÖYLE OLUR / YÜCEL ERTEN REPERTUARINDAN:

"DALYARAK... ORTADAKİ SANDIK SİKE SİKE USANDIK... ÇÜKTEL... DALKÜREK... DÖRTVEREN..."

Bugün insanlara Facebook'ta bu ifadelerle saldıran Yücel Erten'in yıllarca bu ülkenin Devlet Tiyatrosunda genel müdürlük yapmış olması, benden başka hiçbir tiyatrocuyu veya (sanki kendileri Rahibe Terasa kadar temizmiş gibi, bana "küfürbaz" diyen) linç kampanyacısı  iftiracı teresleri ve sansürcü yayıncıları dehşete düşürmüyor mu? Bu bir "haber" değil mi? Bu haber, tiyatromuzun neden bu halde olduğunu açıklamıyor mu?

LİNÇÇİ YÜCEL ERTEN'İN GÜYA "HAYIR" PROPAGANDASI İÇİN ANLATTIĞI AHMAKÇASINA  İĞRENÇ FIKRAYI, BU KEZ ONUN ENGELLEYEMEYECEĞİ BİR ALANDA VE TÜM OKUR YORUMLARIYLA BİRLİKTE YAYINLIYORUZ

03 Eylül 2010 Cuma

Lütfen, TIKLAYINIZ!

 

————————————

 
 
 
 
 
"ARKA SIRADAKİLER" BU HAFTA DA "AÇIK ARA" BİRİNCİ

 

31 Ağustos 2010

 
 
 
Coşkun Büktel'in ilk bölümden beri "senaryo doktoru" olarak çalıştığı ve (talep ettiği son zammın kabul edilmemesi üzerine) 124. Bölümü yazdıktan sonra ilişiğini kestiği "Arka Sıradakiler", bu hafta yayınlanmış olan 123. Bölümüyle de, en yakın rakibine %50'ye yakın fark atarak, yine "açık ara" birinci oldu.
 
Coşkun Büktel'in, 123. Bölüme yaptığı katkılardan tadımlık bir örnek okumak için, lütfen, aşağıdaki linki tıklayınız:
 
Barış Büktel'in canlandırdığı öğrenci Ali, Zehra'yı kaçıran çetenin adamlarıyla pazarlık ediyor.

 

Coşkun Büktel "Arka Sıradakiler"den ayrıldı. / 28. 8. 2010

Büktel, yeni sezon için istediği zammı kabul etmeyen "Arka Sıradakiler" yapımcılarıyla yazar olarak ilişiğini kesti.

"Arka Sıradakiler"in yarın gösterilecek 123. ve sonraki hafta gösterilecek 124. bölümlerinde, seyirciler Büktel katkısını son kez izleyecekler.

Büktel'in "Arka Sıradakiler"e katkılarından örnekler okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

————————————

 

"İşçinin, uykusundan, rahatından hatta hayatından her gün zerre zerre çalarak gayri meşru servet yığanlara karşı…gayet meşru ve son derece hukukî olarak greve giden bir işçi nasıl anarşist veya mikrop olabilir?"

— Hüseyin Hilmi

KAYNAK: Vikipedi

————————————

 

Oğuzcan Önver yazdı:

TUNCER CÜCENOĞLU SIKINTISI

Lütfen, TIKLAYINIZ!

***

"Sabahattin Ali" oyununun yazarı Tuncer Cücenoğlu'nun ıskaladıkları:

TÜRKİYE NİYE ONUN BAŞINI EZDİ?

YA DA BAŞINI EZENE NİYE SADECE 1,5 YIL CEZA VERDİ?

SABAHATTİN ALİ, TAA 1946'DAN BUGÜNÜ UYARIYOR:

21 Ağustos 2010

 

(...) "Çünkü bizim bildiğimize göre, müstakil (Bağımsız. CB) bir memleketin toprakları üzerinde, ister general olsun ister teknisyen; ister üniforma giysin, ister sivil; ister yaya dolaşsın, ister jeep otomobiline binsin, yabancı bir devletin ordusuna mensup birlikler, devamlı vazife ile bulunamazlar.

Bizim bildiğimize göre müstakil bir devletin topraklarından bir karışı bile askeri maksatlarda kullanılmak için, yani üs olarak, sulh zamanında yabancı bir devletin kara, deniz, hava kuvvetlerinin veya teknik personelinin emrine verilemez.

Bizce müstakil bir memleketin başında bulunanlar oraya yabancılar tarafından değil, ister kral, ister cumhurbaşkanı olsun, o memleketin insanları veya o memleketin tarihi tarafından getirilirler.

(...)

Acaba Mustafa Kemal'in memleketinde bu kadar kısa zamanda istiklal anlayışı bu kadar kökten değişmeler mi geçirdi?"

(KAYNAK:

Sabahattin Ali, "İstiklal", Markopaşa, 1. sayı. 25 Kasım 1946.

Ayrıca: "Markopaşa Yazıları ve Ötekiler", derleyen, Hikmet Altınkaynak. Cem Yayınları, 1986. Sayfa 96-97.)

 

COŞKUN BÜKTEL'İN NOTLARI:

1. Sabahattin Ali, bu satırları yazdıktan bir buçuk yıl sonra (2 Nisan 1948) başı ezilerek katledildiği için, 1952'de Nato'ya girdiğimizi ve ülkemizde kurulan askeri üsleri göremedi. "Seçim öncesi Amerika'ya gitmeyen kişi, başbakan olamaz" kuralının yerleştiği yakın yılları ise, muhtemelen, başı ezilmese de, zaten göremeyecekti.

2. Tuncer Cücenoğlu, yazdığı "Sabahattin Ali" adlı, belge yığınından ibaret oyunda(?), Sabahattin Ali'den kalma bu tür "muzır" belgelere yer vermek gereğini duymamış.

 

"SABAHATTİN ALİ", TUNCER CÜCENOĞLU'NUN "ELİNDE KALDI" Coşkun Büktel

(...) Biz, Tuncer Cücenoğlu'yu beğenmek için, bir insanın, "gerçek yaşı kaç olursa olsun, tiyatral yaşının ergenlik (sivilce sıkma) dönemine denk geliyor olması gerekir" derken, laf olsun torba dolsun diye konuşmuyor, bu yargımızı, oyun metinlerinden çıkarılmış belge ve kanıtlara dayanan bilimsel yazılarla destekliyoruz. (Örneğin bakınız: "Çığ Aslında Nedir Neyi Sarsıyor?", "Körler Körleri İzliyor".) Bizim yazılarımız orta yerde dururken, Tuncer Cücenoğlu ya da Cücenoğlu'yu beğenen herhangi bir ademoğlu o yazılar karşısında yıllardır gık diyememişken; bir tiyatro akademisyeni için, "Tuncer Cücenoğlu iyi bir yazardır" diye bir cümle kurmak, o akademisyenin tiyatral yetkinliğini bir hayli "kuşkulu" kılacağından, oldukça risklidir. Bu riski göze alan Sema Göktaş'ın tiyatral yetkinliğini elbette değil ama, cesaretini kutluyoruz.

Büktel'in yazısının tamamını okumak için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

 

LİNÇ KURBANI SABAHATTİN ALİ, DÜŞMANLARI KARŞISINDA TEK "ACZİNİ" İTİRAF EDİYOR:

"Biz hiçbir zaman, düşmanlarımızın bize karşı kullandıkları silahları kullanamayacağız. Çünkü bu silahlar, bizim elimizi süremeyeceğimiz kadar kirli ve korkakçadır."

SABAHATTİN ALİ (Kaynak: Merhumpaşa. 2. sayı, 16 Ekim 1947. Ayrıca bakınız: "Markopaşa Yazıları ve Ötekiler" Cem Yayınları, 1986. Sayfa 128.)

 

———————————

 

Aşağıdaki fotoğraftaki ayıcığı ve o ayıcığın önemini, Alpay İzbırak'tan başka kaç kişi fark etmiştir?

Ben fark etmemiştim. CB.

 

Bugün (18 Ağustos 2010)  ölen Alpay İzbırak'tan Hadi Çaman'a:

"GELMEYİM YANINA..."

Alpay İzbırak

4 Ocak 2008

Ne oluyoruz yahu !...
Hadi Çaman, kendine gel…
Oyuncuların kıtlığına kıran mı girecek be !…
Daha Savaş’ın ‘elveda’sına kafamı yatıramadan, hastane köşelerinde senin haberini duydum…
Tamam, çıkıyormuşsun bugün hastaneden…
Haydi, gene “yırttın” deli herif, çok sevindim…
Kaç gündür ‘Net’te, o gazete senin, bu gazete benim, kötü bir şey duymayayım diye deli gibi dolanıp, durmaktaydım….
Bana bak, kafan karışıktır senin yanındaki ayıcığı unutma orada, bak bu çok önemli…
Neyse, oğlun, hastanesine kaldırıldığın üniversitenin öğretim üyelerinden, unutursan sahiplenir oyun(cağını) getirir yanına…
Bana bak oğlum; kaç dinozor kaldı geriye senin gibi, haydi çabuk ayaklan ve hemen dön işinin başına, seni ‘Sahne’nin karanlığından başka bir şey paklamaz…
Çabuk yak ışıklarını, gelmeyim yanına…
Söylettirme, dellendirme beni…

İzbırak'ın blogundan aktardığımız yazının orijinal kaynağını görmek için, lütfen,

TIKLAYINIZ!

———————————

Oğuzcan Önver yazdı:

THEOPE ÜZERİNE MÜTEVAZI DÜŞÜNCELER...

Lütfen, TIKLAYINIZ!

———————————

 

"CHE İNCİLERİ"

Hilmi Bulunmaz, bu kez de, Cücenoğlu'nun "Che" oyunundan çıkarılmış yalnızca bir tek somut örneğin dilbilimsel analizini yaparak;  Tuncer Cücenoğlu'ya niçin dünyanın en dezestetik, en klişe, en beceriksiz yazarı olduğunu iki kere iki dört kesinliğiyle gösterip, hem Cücenoğlu'na hem de okurlara paha biçilmez bir estetik dersi vermekle kalmıyor; okurlara (en azından bana) gürültülü kahkahalar attıran gayet eğlenceli bir metin de üretmiş oluyor.

Yalnız, en çok ona yarayacak bir metin olduğu halde,  Cücenoğlu'nun Hilmi metnine kahkaha atabileceğini hiç sanmıyorum. Mizah duygusu ameliyatla alınmış gibi kendine gülme yeteneği sıfır olan Cücenoğlu'nun, Hilmi metnini, bırakın komik bulmayı, eğlenceli bile bulacağını pek sanmıyorum. Ama dediğim gibi, Hilmi'nin metni, yine de en çok Cücenoğlu'nun işine yarayacak. Lütfen, tıklayınız:

LİNÇÇİ Tuncer Cücenoğlu'nun "Che incileri"

 

 

 

Hilmi Bulunmaz, kötü kalpli aç kurdu iyi kalpli ninesi sanan dünyadan habersiz Kırmızı Başlıklı Kız'a kurdun kanlı dişlerini gösterir gibi;

(Özdemir Nutku'nun Theope iftirasını  Nutku'nun yanı başında baş sallayıp keyifle desteklemiş ve böylelikle Theope yazarını gıyabında ve kapalı kapılar ardında kalleşçe engellemiş) iftiracı linççi Tuncer Cücenoğlu'yu "iyi kalpli bir öğretmen" sanan dünyadan habersiz Ataol Behramoğlu'na, Cücenoğlu'nun kanlı ve çürük dişlerini gösteriyor.

Bu hayat dersini, sakın...

KAÇIRMAYIN!  

———————————

 

TÜRKİYE'DE TANIK     KORUMA PROGRAMINDAN YARARLANARAK KİMLİĞİNİ GİZLEMEK, KİMLER İÇİN GEREKLİDİR?

1.  Mafyaya karşı açıklama yapacak tanıklar için...

2. Tiyatro insanlarını "isim vererek" eleştirecek şahıslar için...

COŞKUN BÜKTEL

2 Ağustos 2010

melih bey, keşke ben de sizin gibi tiyatrodan birşey beklemiyor olsaydım o zaman ismimi rahat rahat açıklayabilirdim. ancak tiyatro ile hayatını kazanan biri olarak tiyatro hayatımın bitmesinden, kapıların bana kapanmasından korkarım...
fakat sedat karaman ismini bu isme ait bir mail adresi ile kendi ismim olarak bu sitede, forumlarda, haber sitelerinde kullanmaktayım. yani ben internette sedat karamanım. bunu bir tanık koruma programı gibi görün isterim."

 

Başlıkta gördüğünüz iki şıkkın birincisini, herkes biliyor, herkes söylüyor. Ama Türk tiyatrosuyla ilgili ikinci şıkkı, yine herkes bildiği halde, bilmezden geliyor ve yalnızca Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya ve Coşkun Büktel gibi, sayıları bir parmağı kopuk bir elin parmak sayısını geçmeyecek bazı insanlar söylüyor.

Türk tiyatrosu dediğimiz camia için, Feridun Çetinkaya, "tiyatro oligarşisi" dedi; Hilmi Bulunmaz "Şimşek hızıyla kirlenen Türkiye tiyatrosu" dedi; Acar Burak Bengi, "Koca bir serap" dedi...

Ben ise, örneğin, Ağustos 1997'de yazdığım "Sanata Evet Diyen Vandallar" başlıklı yazımın bir yerinde, şunları söylemişim:

"Ama herkes derken seyirciyi kastetmiyoruz tabii. Tiyatro, sinema ve Kültür Bakanlığı çevresindeki bir tür menfaat birliğini, bir tür mafyayı kastediyoruz. Tiyatro artık seyirci için değil, kültür mafyası için yapılıyor." (KAYNAK: Coşkun Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", İstanbul, 1998. Sayfa 305.)

Yani Türk tiyatrosu dediğimiz, "şimşek hızıyla kirlenen" "serabı", "oligarşiyi", "menfaat birliğini" ya da "mafyayı", ancak "bir parmağı kopuk bir elin parmak sayısını geçmeyecek sayıda" bazı insanlar, hiç korkmadan, adlarını gizlemeden, açıkça eleştiriyor.

Peki diğer eleştirenler ne yapıyor? Bu gerçek eleştirileri görmezden gelerek, işe sıfırdan başlıyor, ve Türk tiyatrosu denen mafyayı kızdırmaktan olabildiğince sakınarak (bazen tüm sakınmasına karşın, kaza eseri olarak, mafyayı kızdırmaktan yine de kurtulamayarak) eleştirir gibi yapıyor. Bu tür "kazalara" uğramak ihtimalinden dehşete düşen bazıları ise, en ilımlı eleştirilerini bile, "neme lâzım" diyerek, takma isimle yayınlamayı uygun görüyor ve gerçek isimlerini verdiğiniz insanları takma isimle suçlamanın adilik sayılma-masını dileyerek, şöyle diyor:  "bunu bir tanık koruma programı gibi görün isterim."

Takma isimli Sedat Karaman, kendisini "tanık koruma programıyla" güvenceye almak gereğini duyduğuna göre, tiyatromuzda isim vererek eleştiri yapmanın mafyayı eleştirmek kadar riskli bir iş olduğunu dolaylı olarak belirtmiş ve o riski göze alan "gerçek" eleştirmenlerden Coşkun Büktel'in, Türk tiyatrosuna ilişkin 1997 tarihli "mafya" saptamasını, farkında olarak ya da olmayarak) desteklemiş oluyor.

Sedat Karaman takma ismiyle yazan meçhul şahıs, Melih Anık'ın bir yazısına eklediği yorumlardan birinde  diyor ki:   

melih bey, keşke ben de sizin gibi tiyatrodan birşey beklemiyor olsaydım o zaman ismimi rahat rahat açıklayabilirdim. ancak tiyatro ile hayatını kazanan biri olarak tiyatro hayatımın bitmesinden, kapıların bana kapanmasından korkarım...
fakat sedat karaman ismini bu isme ait bir mail adresi ile kendi ismim olarak bu sitede, forumlarda, haber sitelerinde kullanmaktayım. yani ben internette sedat karamanım. bunu bir tanık koruma programı gibi görün isterim."

Biz ise diyoruz ki:

Türk tiyatrosunun umutlu bir geleceği olacaksa, o gelecek umudunu yaratan şey, elbette ki, ("tiyatromuzdan sağladığı veya sağlayabileceği menfaatleri kaybetme endişesiyle malul") meçhul şahısların mücadele yöntemleri değildir. O umudu yaratan şey, mafyayı kızdırmaktansa, mafyanın suyuna gitmeyi tercih eden, mülayim İstanbul efendilerinin nasihatleri de değildir. O umudu yaratan şey, "bir parmağı kopuk bir elin parmak sayısı" kadar da olsalar, (mafyaya açık isimleriyle çatır çatır kafa tutan, mafyayı teşhir ve kepaze etmekten korkmayan) gerçek eleştirmenlerin, hiçbir şeyi görmezden gelmeksizin, yalnızca kanıtlı, belgeli ve bilimsel olmakla yetinmeyip "açıkça, mertçe, Türkçe" de yazılmış olan, kitaplaşmış ve kitaplaşacak eleştiri yazılarıdır. 

Sedat Karaman takma ismiyle yazan meçhul şahsın, hiçbir koşulda efendiliğini bozmayan, çelebi eleştirmen  Melih Anık'la girdiği polemikte daha neler dediğini ve isimlerini vererek  kimleri eleştirdiğini görmek için, lütfen...

TIKLAYINIZ

(NOT: Umarız, iftiracı ve linççi  yayıncı Can Törtop, Karaman'ın eleştirilerini, bizim bu yayınımızdan sonra, bazen bu tür durumlarda yaptığı gibi, yine silerek sansür etmeye kalkmaz.)

———————————
 

"YENİ TİYATRO" DERGİSİNİN 20. SAYISI KİTAPÇI RAFLARINA (İSTANBUL'DA) ULAŞTI... BİR-İKİ GÜN İÇİNDE, UMARIZ, ANADOLU'YA DA ULAŞIR

Peki sansür var mı?

Sema Göktaş'ın Coşkun Büktel'le yaptığı röportajda, ilk bakışta bir tek sansür dikkatimizi çekti: Turgay Nar'ın "Çöplük" adlı oyununda, kendisinin "Çöpte Adam Var" adlı oyunundan bazı ögeleri intihal ettiğini (çaldığını) söyleyen Gülcan Zebek Kay'ın adı, röportajda yanlış olarak Şükran biçiminde geçmişti. Daha sonra doğrusunu bildirdiğim halde, Sema Göktaş ismi çıkarmış. Oysa yanlış bile olsa o ismi çıkarmamalıydı. Yerine ya doğrusunu ya da aynen yanlışını koymalıydı. Sonradan Şükran'ı Gülcan olarak düzeltirdik olur biterdi. Ama sansür yapmamış, kimsenin adını gizlememiş olurduk.

Sema Göktaş'ın başka bir sansürüne ilk bakışta rastlamadım. Ama Gülcan (ya da Şükran) adının sansür edilmesi, metni daha "sıkı" bir incelemeden geçirmemi gerektiriyor. Sonucu daha sonra bir kez daha açıklayacağım.

Umarım, röportaj sıfır sansürle yayınlanır; şartım buydu.


CB / 29 Temmuz 2010

———————————

arşiv

PEKİ LİNÇÇİLER NE DİYOR?

 
Coşkun Büktel 10 Aralık 2009


Bizim, karşı görüşü okurlardan saklamayan, karşı görüşün orijinal sayfalarına link vermekten
korkmayan, kanıtlı, belgeli, kaynaklı, dayanaklı, bilimsel yazılarımıza karşı; "belge soğukluğu"ndan mustarip iftiracı linççiler; bilimselliği filan hiç takmaksızın; kanıt, belge, kaynak, dayanak göstermek gibi onur ve bilimsellik gereklerine asla yanaşmaksızın; karşı taraf olan bizim gerçek görüşlerimizin yanlışlığını (o görüşlerin gerçek kaynaklarına link vererek) kanıtlamayı ise akıllarından bile geçirmeksizin; kısacası, bir tık daha entel görünümlü cümleler kurmak dışında, mahalle dedikoducusu o bıyıklı kocakarıların seviyesini aşmaya hiç kalkışmaksızın;

içerdiği
belgeli iftiradan bile utanmaksızın, ("imza attığımdan haberim yok" diyerek imzasını çekip linççilerin ne mene sahtekarlar olduklarını belgelemiş) Nedim Saban'dan, İhsan Ustaoğlu'dan, Pelin Akil'den ve başkalarından arlanmaksızın;

hâlâ kalkmış; sırf (büyük çoğunluğu imal edilmiş imzalardan ve aldatılmış ve aldatıldığını açıklamaya korkarak "ahmak" olmak yerine "iftiracı ve linççi" olmayı yeğlemiş mağdurlardan oluştuğu anlaşılan) 1100 kişilik kelle sayısına dayanarak, kelle sayısının
belgelenmiş gerçekleri bastıracağını ve güneşi bile sıvayacağını sanarak;

o orostopolca yazılmış
iftiracı linç bildirisini ve linç kampanyasını savunmaya çalışıyor, tiyatral iktidarın tabuları aleyhinde "gerçek muhalefet" yürüten biricik insanlara karşı tezgahlanmış bu beceriksiz linç iftirasıını savunmanın tek tük, bir-iki yazıyla sınırlı kalan o nafile çabası içinde ve o asılsız ispatsız, dedikodu formatıyla, bakın ne saçmalar üretiyorlar:

    

BURAK CANEY SAPIĞINI BULUNMAZ VE BÜKTEL'E YAMAMAYA ÇALIŞAN "ŞAŞKIN" LİNÇÇİ 3. ABDÜLHAMİD'DEN, ANCAK BALIK KAVAĞA ÇIKARSA VEYA GÖKTEN KEMİK YAĞARSA GERÇEKLEŞEBİLECEK "FIKRA LAZI ZEKASI ÜRÜNÜ" BİR KEHANET:

"Yakında Hilmi Bulunmaz'ın yayınlarında Burak Caney'i köşe yazarı ya da Coşkun Büktel’in dizisinde oyuncu olarak görürsek gerçekten şaşırmayacağız."

(KAYNAK: Ertuğrul Timur, "Bir Kampanya'nın Ardından", 9 Aralık 2009.)

 ———————————

Hakikati hak ettiği dozda, "ağız dolusu" söylemek yerine "yumuşatmanın" hakikati bir ölçüde örtbas etmek anlamına geleceğini bilen gerçek yazarlarımız; konuşurken iktidarın belirlediği nezaket kuralları içinde kalarak, steril ve "zararsız" olmayı asla kabul etmiyor.

 

 

 

 

Yaşar Kemal: “Orospu Çocuğu, beni Amerikan parasıyla satın mı almaya çalışıyorsun. Siktir, git!”

(KAYNAK: Milliyet)

Ayrıca bakınız:

Ece Ayhan: “Orospu çocukları, leş kargaları”

(KAYNAK: Asım Bezirci/"İkinci Yeni Olayı")

Can Yücel: “Bizim köyde göte göt denir.”

(KAYNAK: Sezen Aksu/NTVMSNBC ya da tüm internet)

———————————

 

1968 Altın Mikrofon Yarışması birincisi İlhan Telli, Hadjidakis'in '68'lerde müzik listelerinde fırtına gibi esen "Noble Dame" adlı bestesini, 1972'de "Sensizlik" adıyla Türkçe'ye uyarlamış.

Ortak tutkumuz "Noble Dame" sayesinde, kısa süre önce dost olduğumuz İlhan Telli'nin "Sensizlik" adlı parçasını dinlemek için, lütfen, tıklayınız:

"Sensizlik"

———————————

Asım Bezirci'nin "İkinci Yeni Olayı" kitabında yazdığına göre (Tel Yayınları, 1974. Sayfa 147) Ece Ayhan okurlar için, "orospu çocukları, leş kargaları" demiş. Aman bizim mutaassıp linççiler duymasın! Herifi derhal "küfürbaz" ilan ederek, "Temiz Edebiyat" adına 1100 kişi birden gidip törenle mezarına işeyebilirler.

Hatta o kelimeleri linççilerin yaptığı gibi "o. çocukları" şeklinde kısaltarak sansür etmeksizin kitabına aldığı için Asım Bezirci'nin de "mundar" olduğunu iddia ederek, Bezirci hakkında da bir "iyilik" düşünebilirler.

 

 

 

 

 

 

 

Feridun Çetinkaya, Ece Ayhan'ın "Sırtlanlar Üzerine" söylediklerini bulup internet sitesinde yayınlamış. Ece Ayhan'ın suçlamalarını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

———————————

HİLMİ BULUNMAZ, BU DEVLETE VERGİ VEREN BİR BİREY OLARAK VATANDAŞLIK HAKKININ VE SORUMLULUĞUNUN GEREĞİNİ YAPIP DT PANOLARINA SAHİP ÇIKMAYA...

VE PANOLARIN TİYATRO AMAÇLI KULLANILMAK YERİNE KAPİTALİST MARKALARIN REKLAMLARINDA KULLANILMASINA KARŞI DURMAYA...

VE DT'DEN REKLAM ADI ALTINDA VERİLEN SADAKA UĞRUNA  DENETİM GÖREV VE SORUMLULUĞUNU SİKTİR EDİP BU TALANA GÖZ YUMARAK OKURLARINI EŞEK YERİNE KOYAN  ASALAK TİYATRO DERGİLERİNİ TEŞHİR ETMEYE...

DEVAM EDİYOR.

ÖZCESİ: BULUNMAZ, TİYATRO SANATINI  AVANTA KAPISI OLARAK GÖREN LİNÇÇİ  DERGİ SAHİPLERİNİN PİTBULL GİBİ YAPIŞTIĞI İKİ YAKALARINI (DT'NİN KAPALI OLDUĞU YAZ MEVSİMİNDE BİLE) BIRAKACAK GİBİ GÖRÜNMÜYOR.

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosunu büyük şirketler kullanıyor

...ve bu duruma LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, LİNÇÇİ Sahne Dergisi, LİNÇÇİ Mimesis Dergisi, LİNÇÇİ TEB Oyun Dergisi, LİNÇÇİ Kavuklu Dergisi, Yeni Tiyatro Dergisi asla karşı çıkmıyor!

Devamını okumak için , lütfen...

TIKLAYINIZ!
 

———————————

 

DEMİRKANLI'NIN "TİYATRO TİYATRO" DERGİSİ, "ÇOK ÜNLÜ KİŞİLER"İ KAPAK YAPMA ÇABASIYLA DİKKAT  ÇEKERKEN...

İhsan Ata, Mustafa Demirkanlı'nın "ÇÜK" merakını eleştiriyor.

Lütfen, TIKLAYINIZ!

NOT: Anlaşılacağı üzere, birçok başka kaynakta ve link verdiğimiz İhsan Ata metninde olduğu gibi, "ÇÜK", bizim metnimizde de, İngilizce'deki "VIP"in Türkçe karşılığı olarak kullanılmıştır: Açılımı: "Çok Ünlü  Kişi"....

———————————

Şişli Terakki Lisesi'nde tiyatro yapmaya çalışan öğrenciler kime emanet?

"Shakespeare'siz Herifler"e emanet...

Coşkun Büktel   27 Haziran 2010

 

Şişli Terakki Lisesi'nden tiyatro kılavuzu olarak maaş alan ve

"Brecht'in, Shakespeare'in, Lorca'nın metinlerini şimdiye kadar ağırlıklı olarak 'kullandık'. Bunun nedeni de şu: Ben oyunların hepsini yeniden yazıyorum. Yani hiçbir oyunu alıp da olduğu gibi metni oynatmıyorum."

gibi "Shakespeare'siz Herifler"e has klişe zırvalarla yönetmen fiyakası yapıp asparagas tiyatroya sadakat sunarak, (asparagas karşıtı Coşkun Büktel kitabı "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı"yı dikkatlerinden bucak bucak kaçırıp  sakladığı) liseli öğrencilerin genç beyinlerini etkilemeye (ya da daha gerçekçi bir ifadeyle söylersek) "zehirlemeye" çalışan, iftira linççilerimizden Cüneyt Yalaz;

tiyatro yönetmeni  olmaya inatla  azmetmiş ama aslında en sıradan bir konuşma yeteneğinden yoksun, (ve Hilmi Bulunmaz kılavuzluğuna muhtaç —hayatımda bir kez bile konuşurken "eee..." diye geviş getirdiğine tanık olmadığım konuşma ustası Hilmi Bulunmaz tarafından verilen akıcı konuşma ve diksiyon kurslarına şiddetle muhtaç) "konuşma özürlü" bir "adem baba" olduğunu, Merve Kocakuşaklı'ya  verdiği ekran röportajında, bizzat kendi sesi ve görüntüsüyle belgelemiş...

"Shakespeare'siz Herifler"imizden Linççi Cüneyt Yalaz'ın genç öğrencilere fiyaka yapmaya çalışırken tüm "defolarını" istem dışı bir cömertlikle sergilediği o "acıklı" ekran röportajını izlemek için...

Lütfen, TIKLAYINIZ!

 

 

 

© coskunbuktel.com