İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu – Girişim (İATP-G)
adlı tiyatro inisiyatifinin
http://www.iatp-web.org/ adresindeki internet sitesinde
peş peşe yayımlanan İATP-G imzalı bazı bildirilerde, “Bu ne
perhiz bu ne lahana turşusu” dedirten çifte standartlı bir
yaklaşım sergilendiği görülüyor.
İnisiyatif üyelerinden Bülent Sezgin’in, kişisel imzasıyla
23 Ocak 2009 günü İATP-G sitesinde yayımladığı,
“‘Tiyatro Dünyası’ niçin üç maymunu oynuyor?” başlıklı
yazısının hemen ardından, İATP-G’nin 25 Ocak’ta yayımladığı
ve "Tiyatro Dünyası" sitesi editörü Can Törtop ile
"Tiyatronline" sitesi editörü Yaşam Kaya’yı haklı olarak
eleştirdiği,
“Tiyatro Haber-Yorum Sitelerinden Tacize ve Sansüre Destek”
başlıklı bildirisi şu sözlerle bitiyor:
“12 Eylül’den beri ağır bir faşist müdahaleyi ve kuşatmayı yaşayan Türkiye tiyatrosunda sıradanlaşan bu jestler karşısında vicdani bir duruşun örgütlenmesi acil ve sürekli bir gereksinime dönüşmüştür. İnternet ortamında tiyatro yayıncılığını site ağalığı ile karıştıran zihniyetin teşhiri ve okurların uyarılması önemlidir diyerek bu bildiriyi yayımlıyoruz.”
Ne var ki, bu yerinde tespiti yapan aynı İATP-G, 5 Şubat
2009 günü yayımladığı
“İATP-G İnsan Hakları İhlallerine Karşıdır!” başlıklı
bildirisinde, eleştirdiği türden bir “site ağalığı”na imza
atıyor.
Bu bildirisinde, tiyatro gündemindeki hemen her konuya
ilişkin görüşünü ve tavrını açıkça ortaya koyan, kamuoyuyla
paylaşan “İATP-G inisiyatifi”, (Bulunmaz Tiyatro Sanat
Yönetmeni ve Tiyatroyun internet sitesi editörü Hilmi
Bulunmaz’ın,
“‘Tiyatroda Taciz’, ‘Özdemir Nutku iftirası’, ‘TAKSAV'ın
Talat Sait Halman skandalı’... gündemden düşmemeli!...”
başlıklı yazısı 9 Ocak 2009 günü, İATP-G sitesinde
yayımlamış olmasına rağmen) Türkiye’deki yozlaşmış hâkim
tiyatro düzeni ve anlayışının en ibretlik kanıtı olan ve
tiyatro yazarı Coşkun Büktel’in deyimiyle “balığın nasıl
‘baştan’ koktuğunu teşhir eden”
“Özdemir Nutku Skandalı” ile Hilmi Bulunmaz’ın dikkat
çektiği
“TAKSAV'ın Talat Sait Halman Skandalı”nı ise ısrarla yok
saymayı, görmezden gelmeyi sürdürüyor.
Hatırladığım kadarıyla, bugüne dek yayınladığı
“bildirilerde” bu skandalların adını bir tek kez olsun
anmayan “İATP-G inisiyatifi”, nedense bu skandallara
herhangi bir biçimde, lehte ya da aleyhte, atıfta dahi
bulunmuyor. Nedense bu skandallarla ilgili herhangi bir
inisiyatif görüşü ortaya koymuyor.
Oysa, İATP-G’nin önde gelen isimlerinden Ömer F. Kurhan
bile, insan hakları ihlallerine karşı tavır alan bu
bildiriden daha birkaç hafta önce, 12 Ocak 2009 günü, İATP-G
sitesinde kişisel imzasıyla yayımladığı,
“Hilmi Bulunmaz’a Yanıt: Tiyatro Alanında Hak ve Özgürlükler
Mücadelesi” başlıklı yazısında, (her ne kadar,
“temkinli” davranıp “Bu
sonuca kesin delillerden ulaştığımı söyleyemem”
çekincesini koymuş olsa da) “Özdemir Nutku Skandalı”nı, en
azından, ifade özgürlüğünün engellenmesi ya da kısıtlanması
çerçevesinde de ele alınabilecek bir “yazar hakları ihlali”
olarak değerlendirdiğini beyan ediyor:
“Coşkun Büktel’in kişisel sitesinde düzenli olarak gündemde tutulan ’Özdemir Nutku Skandalı’nı ele alacak olursam, bu skandal tabii ki çok daha kapsamlı bir olayın bir ayağını oluşturuyor. Bu olay, yeri geldiğinde geçmişte de altını çizmeye çalıştığım gibi, yazar haklarının ihlalidir – ki bu ihlal, ifade özgürlüğünün engellenmesi ya da kısıtlanması çerçevesinde de ele alınabilir.”
Buna rağmen, insan hakları ihlallerine karşı olduğunu ilan
ettiği bildirisinde “Özdemir Nutku Skandalı”nın adını bile
anmayan “İATP-G inisiyatifi”, ya Kurhan’ın “Özdemir Nutku
Skandalı” hakkındaki “ifade özgürlüğünün engellenmesi ya da
kısıtlanması çerçevesinde de ele alınabilecek bir yazar
hakları ihlali” görüşüne dahi katılmıyor ya da “ifade
özgürlüğünün engellenmesi ya da kısıtlanması” ile “yazar
hakları ihlallerini” insan hakları ihlalinden saymıyor.
Kaldı ki, Kurhan’ın “yazar hakları ihlali” nitelemesi de
esasen “Özdemir Nutku Skandalı”na yönelik çarpık bir bakış
açısını ortaya koyuyor: Skandalın gerçek boyutunu, önemini
ve vahametini yadsımak anlamına geliyor.
Kurhan’ın “Özdemir Nutku Skandalı” değerlendirmesi “esas”
yönünden olduğu kadar, “usül” yönünden de çok sorunlu
görünüyor.
Kurhan, “Özdemir Nutku Skandalı”na ilişkin
değerlendirmesinin hemen başında, bu konuya hiç de nesnel ve
olgusal bir tutumla yaklaşmadığını şu sözleriyle ortaya
koyuyor:
“Özdemir Nutku’nun görüntü ve ses kaydı da yayımlanan ‘Theope’ ile ilgili söyledikleri kendi başına ve kelimesi kelimesine ele alındığında gerçekten de bir hırsızlık suçlaması içermiyor. Özdemir Nutku sadece bir benzerlik var mı yok mu araştırılmasında fayda var diyor.”
Nedense Kurhan, tiyatro profesörü Özdemir Nutku’nun “Theope”
ile ilgili ne söylediğini bire bir alıntılamak (iktibas
etmek) yerine, Nutku’nun zaten hepi topu üç satırlık bu
ifadesini, kafasına göre,
“Özdemir Nutku sadece bir benzerlik var mı yok mu
araştırılmasında fayda var diyor” biçiminde
“özetleyerek” (daha doğrusu tamamen çarpıtarak) okurlara
dolaylı biçimde aktarmayı tercih ediyor.
Oysa, Nutku’nun “Theope” hakkında söylediği, mealen
aktarılmaya, özetlenmeye gerek duyulmayacak kadar kısa,
üstelik çok açık ve çok net.
Ayrıca, bugün artık internet üzerinden de bir
“tık”la
kolayca ulaşılabilen
“Özdemir Nutku Skandalı”nın görüntülü CD kaydında,
Nutku’nun “Theope” hakkında gerçekte ne söylediği de nasıl
söylediği de açıkça görülebiliyor. Kurhan, Nutku’nun
“Theope” hakkında gerçekte tam olarak ne söylediğine
okurların kendi gözleri ve kulaklarıyla tanıklık edebileceği
bu video kaydına link vermeye ya da herhangi bir biçimde
yönlendirme yapmaya da gerek duymuyor.
Peki Nutku “Theope” hakkında nerede, ne zaman, gerçekte tam
olarak ne söylemişti? Bakalım ne söylemiş:
Mayıs 2005’te Ankara’da düzenlenen Devlet Tiyatroları (DT)
Koordinasyon Toplantısı’nda, DT sanatçısı Şahin Ergüney söz
alıyor ve Coşkun Büktel’in on beş yıldır Devlet Tiyatroları
repertuvarında yer alan “Theope” adlı oyununun her bakımdan
yetkin bir oyun olduğu halde, on beş yıldır DT’de hiç
sahnelenmemiş olmasına dikkat çekiyor. O toplantıya DT Edebi
Kurul Başkanı unvanıyla başkanlık eden tiyatro profesörü
Özdemir Nutku da, Theope ile ilgili tam olarak, kelimesi
kelimesine şunları söyleyip konuyu kapatıyor:
“....şimdi efendim bir de, bir dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum. Fransızca’da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var. Özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek için. Teşekkür ederim...”
İşte, Nutku’nun “Theope” hakkında bütün söylediği bundan
ibaret: Kurhan’ın yaptığı gibi özetlemeyi, mealen aktarmayı
gerektirmeyecek kadar kısa, açık ve net.
Görüldüğü üzere, Kurhan’ın ileri sürdüğünün tersine, Nutku
hiç de “sadece” “bir
benzerlik var mı yok mu araştırılmasında fayda var”
demiyor. Hatta hiç böyle bir şey demiyor.
Dahası ve de en önemlisi; Nutku,
“Fransızca’da 16. yüzyılda
yazılmış Theope diye bir oyun var” iddiasını ortaya
atıyor.
Hem “sadece” bununla da kalmıyor: Kurhan’ın
“Özdemir Nutku sadece bir
benzerlik var mı yok mu araştırılmasında fayda var diyor”
iddiasını açıkça yalanlarcasına ve hiç de masum
sayılamayacak bir biçimde, işini şansa bırakmadan,
“Fransız filolojisinden ve
Fransız dilini bilenler onu biraz şey etmeliler yani, bir
bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek için” diye
eklemeyi de ihmal etmiyor.
Neyi “görmemiz” için tavsiyede, öğütte bulunuyor Nutku:
“Aradaki benzerliği”...
Hangi benzerlikten söz ediyor acaba Nutku?
Tabii ki, 16. yüzyılda yazılmış olduğunu iddia ettiği
Fransızca “ikinci Theope” ile Coşkun Büktel’in Theope’si
arasındaki benzerlikten...
Demek ki neymiş: Nutku, hiç de
“sadece bir benzerlik var
mı yok mu araştırılmasında fayda var” falan dememiş.
Bu asılsız ifade düpedüz Nutku’yu hırsızlık suçlamasında
bulunmuş olmaktan daha işin en başında tenzih etmek için,
bizzat Kurhan tarafından “uydurulmuş”.
Halbuki Nutku, alenen ve kasıtlı olarak, “Theope”nin
özgünlüğü konusunda şaibe yaratmak, yazarı Coşkun Büktel’i
zan altında bırakmak için somut ve kesin bir “ikinci Theope”
iftirası ortaya atıyor.
Profesör Nutku, bu “ikinci Theope” iddiasının üzerinden
yaklaşık dört yıl geçmiş olmasına rağmen, Büktel, ta Eylül
2005’te yayımladığı
“Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir”
başlıklı yazısında, Nutku’yu “ikinci Theope” iddiasını
belgelemeye davet etmiş olmasına rağmen, bu davetin gereğini
yerine getiremiyor ve kendini iftiracı durumuna düşürüyor.
Varlığını iddia ettiği “ikinci Theope”yi yaklaşık dört
yıldır bir türlü ortaya koyamayan Nutku, 16. Yüzyılda
yazıldığını söylediği o “ikinci Theope”nin varlığına delalet
eden bir tek belge, bir tek kaynak dahi gösteremiyor.
Dolayısıyla, Nutku’nun bakılmasını öğütlediği “aradaki
benzerliği”, bırakın “görmeyi”, böyle bir benzerlik olup
olmadığına “bakmak” bile mümkün olamıyor.
Çünkü “aradaki benzerliği görmek için” Fransız
filolojisinden ve Fransızca bilenlere “ikinci Theope“ye
bakma ödevini veren profesör Nutku, o “ikinci Theope”nin
izini hangi kaynakta bulabileceklerine dair yaklaşık dört
yıldır ser verip sır vermiyor.
Sonuçta, tiyatro profesörü Özdemir Nutku’nun, varlığı kesin
olan tek “Theope” hakkında kasten şaibe yaratmak amacıyla,
düpedüz iftira attığı kabak gibi ortaya çıkıyor.
Tiyatro profesörü Nutku, aradan yaklaşık dört yıl geçtiği
halde, ne bugüne dek kanıtlayamadığı “ikinci Theope”
iddiasını geri çekiyor, ne de ortaya çıkıp, zan altında
bıraktığı Coşkun Büktel’den herhangi bir şekilde özür
diliyor. Bu durumda, Nutku’nun dört yıl önce, Theope’nin
özgünlüğü konusunda yarattığı şaibe öylece ortada duruyor,
yazarı Coşkun Büktel’i (yalnızca bir kısım insanların
indinde de olsa) zan altında bırakmaya devam ediyor.
Gel gelelim, bütün bu apaçık belgelenmiş tabloya, bütün bu
verilere, CD kaydına rağmen, Nutku’nun “ikinci Theope”
iftirasını Büktel’e karşı yazdığı
“Coşkun Büktel’e Yanıt” başlıklı cevap yazısında teyit
ederek itiraf da etmiş olmasına rağmen, hâlâ “kesin delil”
olmadığını ima eden Ömer F. Kurhan, ne acayiptir ki,
Nutku’nun “Theope” ile igili söylediklerinin (yani kesin
delillerin) bir tek kelimesini dahi alıntılamaya da gerek
duymuyor.
Kurhan Nutku’nun söylediklerini bırakın
“kendi başına ya da
kelimesi kelimesine ele almayı”, hiçbir biçimde ele
almıyor. Nutku’nun sözlerini (yani kesin delilleri)
titizlikle okurlardan gizliyor. Kurhan’ın
“Hilmi Bulunmaz’a Yanıt: Tiyatro Alanında Hak ve Özgürlükler
Mücadelesi” başlıklı yazısındaki “Özdemir Nutku
Skandalı” üzerine olan bölüme bir bakın bakalım: Herhangi
bir şekilde, Nutku’nun “Theope” ile ilgili söylediklerinin
bir tek kelimesine dahi yer veriyor mu? Nutku’nun
söylediklerinden herhangi bir alıntı, bir tek alıntı dahi
yapıyor mu? “Özdemir Nutku Skandalı”nda zurnanın zırt dediği
yer olan, “ikinci Theope” iddiasından söz ediyor mu? Hayır,
söz etmiyor.
Skandalın cereyan ettiği sahneyi, üşenmeden, hatta edebiyat
yaparak, “(Şahin Ergüney),
maruz kaldığı çapraz ateş altında ve tabii ki Özdemir
Nutku’nun bitirici vuruşuyla ağır yaralı olarak geri
çekiliyor” gibi ayrıntılara zaman ve yer ayırabilecek
şekilde dramatik biçimde tasvir ettiği halde, sıra tam
“iftira”nın bam teline, zurnanın zırt dediği yere geldiğinde
Kurhan, el çabukluğu marifet, (Nutku’nun, üç yıldır
varlığını belgeleyemediği, kanıtlayamadığı, haliyle doğru
olmadığı anlaşılan)
“Fransızca’da 16. yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun
var” iddiasını, (sanki önemsiz bir ayrıntıymış gibi)
hop diye, es geçiveriyor.
“Olgu ve belge”, “sentezleyici bir zihinsel eylem”, “yargı
oluşturmak”, “akıl ve vicdanın devreye girmesi”, “olaysal
bağlam” gibi birtakım fiyakalı sözler eden Kurhan’ın,
“Özdemir Nutku Skandalı”yla ilgili yazdıkları arasında
Nutku’nun “ikinci Theope” iddiasının esamesi okunmuyor.
Kurhan, zurnanın tam da zırt dediği yeri şu sözleriyle
gürültüye getiriyor:
"Ardından Özdemir Nutku söz alıyor ve el çabukluğu marifet “Theope”yi bir anda şaibeli hale getiriyor, hem de akademik saygınlığını kullanarak. (Şaibenin hiçbir dayanağının olmadığı daha sonra anlaşılacak ve “Özdemir Nutku Skandalı” meydana gelecektir.)"
Değerlendirmesini “‘Theope’ vakasına ciddiyetle yaklaşmak
gerekir” sözüyle noktalayan Kurhan, “Theope vakası”na hiç de
ciddiyetle yaklaşmıyor. Açıkça bir şaibeden söz ettiği
halde, Nutku’nun akademik saygınlığını kullanarak yarattığı
şaibenin ne olduğunu bile bir türlü açıkça söylemiyor,
şaibeyi bir türlü ismiyle cismiyle ortaya koymuyor: Şaibeyi
bile “şaibeli” bırakıyor.
“Özdemir Nutku Skandalı”ndaki şaibe, skandalın kendisiyle
ilgili değildir. Olay iki kere iki dört kadar kesin ve
gerçek bir iftira olayıdır. Şaibe, bu gerçek iftiranın
Büktel adı üzerinde yaratacağı olumsuzluktan ibarettir.
Yoksa olayın (iftiranın) kendisinde herhangi bir şaibe
mevcut değildir. Nutku’nun “ikinci Theope” iddiasıyla iftira
etmiş olduğu, fizik dünyada mümkün en kesin delillerle
ulaşılabilen apaçık bir gerçektir. Bu gerçeği (iftirayı)
görmemeye çalışmak, entelektüel akla ve ahlâka yapılabilecek
en büyük küfürdür.
Gerçekleri ve hakikati doğru bir biçimde yansıtmayarak
“Özdemir Nutku Skandalı”nın gerçek boyutunu, anlamını,
önemini ve vahametini yadsıyan, yani aslında gerçek “Özdemir
Nutku Skandalı”nı okurlardan gizleyen Kurhan hâlâ ne diyor:
“Özdemir Nutku’nun görüntü ve ses kaydı da yayımlanan Theope ile ilgili söyledikleri kendi başına ve kelimesi kelimesine ele alındığında gerçekten de bir hırsızlık suçlaması içermiyor.”
El insaf! Nutku’nun Theope ile ilgili söyledikleri
“hırsızlık suçlaması içermiyor” da, ne içeriyor? Daha ne
içermesi lazım, daha ne içermesi gerekiyor? Yalan içeriyor
mu? İftira içeriyor mu? Şaibe içeriyor mu? Bir tiyatro
yazarını haksız biçimde zan altında bırakmayı içeriyor mu?
Yalan söyleyerek kara çalmayı içeriyor mu? Bir tiyatro
profesörü olan Özdemir Nutku’nun iftira ederek tiyatro
yazarı Coşkun Büktel’i zan altında bırakmasını, oyunu
“Theope”nin özgünlüğü konusunda şaibe yaratmasını içeriyor
mu mesela(?)
Bütün bu somut ve kesin delillere rağmen, Nutku’nun “Theope”
hakkında söyledikleri “hırsızlık suçlaması içermiyor” demek
gerçeklere ne kadar aykırıysa, “Özdemir Nutku Skandalı”nı
bir “yazar hakları ihlali” olarak niteleyip geçmek de akla
ve vicdana aynı derecede aykırıdır.
“Özdemir Nutku Skandalı”nı bir “yazar hakları ihlali” diye
kestirip atmanın, faili belli, tanıkları ve kanıtları ortada
olan bir suça “faili meçhul” muamelesi yapıp rafa
kaldırmaktan herhangi bir farkı var mı? Delilleri açıkça
ortada olan bir suçu tüm çıplaklığıyla teşhir edip failinden
bu suçun hesabını sormak yerine, kaçamak bir dille, üstelik
kesin delillere dayanmıyor çekincesini koyarak, bunun bir
“hak ihlali” olduğunu söyleyip geçmek ne kadar
insafsızlıksa, “Özdemir Nutku Skandalı”nın bir “yazar
hakları ihlali” olduğunu söyleyip geçmek de o kadar
insafsızlıktır.
“Özdemir Nutku Skandalı”nı Türkiye tiyatrosunda “balığın
‘baştan’ koktuğunu teşhir eden” bir kanıt olarak niteleyen
Büktel, yıllardır, sadece yazarlık hakkının hesabını
sormuyor ki; Tiyatro profesörü Nutku’ya çirkin iftirasının,
gerçekte tiyatroya ihanetinin, Devlet Tiyatroları Edebi
Kurul Başkanı olarak, tiyatro profesörü unvanını taşıyan
bir kişi olarak Türkiye tiyatrosuna ihanetinin “hesabını
soruyor”.
Büktel, kesin delilleri ve kanıtları apaçık ortada olan bu
iftira, yalan ve haksızlık karşısında üç maymunu oynayan
tiyatro insanlarından “hesap soruyor”, onların
tiyatroculuğunu mahkûm ediyor. Ta 2006 Haziran’ında
yayımladığı
“Özdemir Nutku İnsanların Yüzüne Nasıl Bakabiliyor?”
başlıklı yazısında bu skandalın neden sadece “bir yazar
hakları ihlali”ne indirgenemeyeceğini çok açık bir biçimde
ortaya koyuyor:
“(...) Özdemir Nutku, sessizliğe gömüldü. Yani sayın Nutku, bugün dahi, hâlâ, resmi DT toplantısında varlığını iddia ettiği ikinci Theope’nin belgesini ya da kaynağını gösterebilmiş veya Büktel’e karşı işlediği suçu kabul ederek özür dilemiş değildir. Ve Theope, bugün dahi, hâlâ, DT sahnelerine çıkarılmamakta ve DT yönetimleri, fosil yazarları zengin eden geleneksel halk düşmanı tutumunu, bugün dahi, hâlâ sürdürmektedir.
Kesin delillerle (CD kasetiyle) saptanmış böylesine vahim ve kasıtlı bir haksızlık (skandal) karşısında bile tepkisiz kalarak, haksızlık eden profesörün haksızlığını pasif biçimde desteklemiş ve (sırf nitelikli ve dürüst eleştirileri yüzünden zaten yıllardır aforoz ettikleri) Büktel'in mağduriyetini bir kez daha üç maymun tavrıyla seyretmiş olan tiyatro insanlarımız (oyuncu, yönetmen, yazar, eleştirmen ya da akademisyenlerimiz) şu sıra, ödenekli tiyatrolardan devlet desteğini çekme (bir anlamda DT’yi kapatma) noktasına adım adım yaklaşan AKP’den yakınıyorlar. Tiyatro insanlarımız, yeterli donanıma, yeterli haklılığa ve yürek gücüne sahip olsaydılar, tiyatro sanatıyla halka öylesine tükenmez bir coşku, öylesine kalıcı bir heyecan ve sanatsal tutku aşılamış olurlardı ki; tiyatrocular iktidarlara değil, iktidarlar tiyatroculara yaranmak zorunda kalırdı. Tıpkı futbolculara yaranmak zorunda kaldıkları gibi...
Eğer tiyatro insanlarımız politik iktidarların sanata olumsuz müdahalelerini caydırmak için gerekli haklılığa ve yürek gücüne sahip olsalardı, Özdemir Nutku, yalanı ve iftirası CD kaydıyla kanıtlandıktan sonra, o yürekli insanlarımızın yüzüne bakamıyor olurdu. Suçunu kabul edip yaptığı haksızlığın mağdurundan özür dileyinceye kadar, tiyatro insanlarımız tarafından aforoz edilmiş olurdu. Ama tam tersine, tiyatro insanlarımız haksızlığın failini değil, haksızlığın mağdurunu aforoz ediyor. Yani Nutku’nun suçunu (yalan ve iftirayı) mazur ve meşru sayıyor. Bu nedenle, Özdemir Nutku tiyatro insanlarımızın yüzüne hiç sıkılmadan bakabiliyor.
Bu nedenle AKP böylesi tiyatrocuların sanatından (böyle bir tiyatrodan) devlet desteğini tamamen çekmek konusunda emin adımlarla ilerleyebiliyor. Böylesi tiyatrocular, bu adımlara karşı çıkmak konusunda, gayet doğal olarak, halkı yanlarında bulamıyorlar.”
Büktel’in bu satırları yazmasının üzerinden ancak iki buçuk
yıl sonra ortaya çıkan ve bu skandal hakkında metazori görüş
beyan etmek durumunda kalan Kurhan, tiyatro profesörü
Özdemir Nutku’nun akademik saygınlığını kullanıp 16.
yüzyılda yazılmış ikinci bir Theope olduğunu ileri sürerek
ve (“Coşkun Büktel’e Yanıt” başlıklı yazısında,
“Benim bile varlığından
haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış
olduğunuza emin olduğumu belirttim. Bunu yalnızca bilgi
olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt
olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim” deyip) yalan
üstüne yalan söyleyerek, tiyatro yazarı Coşkun Büktel ve
yapıtı “Theope”ye açıkça iftira etmesine dayanan “Özdemir
Nutku Skandalı”nı, sadece bir yazar hakları ihlaline, ifade
özgürlüğü ihlaline indirgeyip işin içinden sıyrıldığını
sanıyor.
Ömer F. Kurhan, açıkça “Özdemir Nutku, ikinci bir Theope
olduğu yalanını uydurarak Büktel ve yapıtı Theope’ye iftira
atmıştır” dememek için kulağını öylesine tersten gösteriyor
ki, “imam osurursa cemaat sıçar” misali, “İATP-G İnsan
Hakları İhlallerine Karşıdır!” diye bildiri yayımlayan
İATP-G inisiyatifindeki kendi arkadaşları bile Kurhan’ın
“Coşkun Büktel’in yazar olarak haklarının çiğnendiği
açıktır” tespitinin esbabımucibesini idrak edemiyor, onlar
da “Özdemir Nutku Skandalı”na, en azından bir insan hakları
ihlali olarak dahi, bildirilerinde yer verme gereği
duymuyorlar.
***
İATP-G’nin tutarsızlığı
ve çifte standardı bu kadarla da kalsa iyi.
“İATP-G İnsan Hakları İhlallerine Karşıdır!” başlıklı
bildirisinde, bir de “İATP-G Sansüre Karşıdır” ara başlıklı
ayrı bölüm açan İATP-G’nin, 21 Ocak 2009 günü yayımladığı
“İnternet Ortamında Tiyatro Haberciliğinin Hal ve Gidişatı
Üzerine” başlıklı bir diğer bildirisinde, (editörü A.
Ertuğrul Timur’un
“Yaşasın Sansür” başlıklı bir yazı yayımlayarak talihsiz
bir biçimde aldığı kararla övündüğü) sansürcülükten sabıkalı
“Tiyatrom.com” internet sitesini, “internetteki tiyatro
haberciliği ve yayıncılığı konusunda önemli ipuçları veren”
olumlu bir örnek olarak göstermesi de aynı derecede vahim,
bir başka tutarsızlık ve çifte standart örneği olarak
karşımızda duruyor.
İnternetteki tiyatro yayıncılığının gidişatını ele aldığı
bildiride İATP-G şöyle diyor:
“Bugün de değişen bir şey yok. İfade özgürlüğünün engellenmesi tiyatro için hayati bir mesele olduğu halde, nerede ne oluyor bakma ve yorumlama zahmetine girmiyorlar. Şu kadar kurum ve kişinin imzaladığı ve tiyatro eğitiminde cinsel istismara dikkatleri çeken kamuoyuna dönük bir kampanya karşısında, istisnai gibi duran bir iki kararsız çıkış dışarıda bırakıldığında, kolaylıkla üç maymunu oynayabiliyorlar.
Bir dönem TİYATROM sitesi tiyatro haberciliği ve yorumculuğu adına kapsayıcı ve ileri adımlar atmış, tiyatro adına nasıl bir haber-yorum sitesine ihtiyaç duyulduğu konusunda önemli ipuçları vermişti. Bu sitenin kapanmasıyla, internet ortamındaki tiyatro haberciliğinin edindiği ilkesiz ve keyfi yaklaşımların önü alabildiğine açılmış oldu.
Bu duruma son vermek tüm tiyatrocuların sorumluluk alanına giriyor. Sorun, tiyatrocu her birey, topluluk ve platformun internet ortamındaki yayın faaliyetlerine gereken özeni göstermesi ve ülke çapında gerçek haber-yorum sitelerinin inşasına katılım ve katkı hedefinin benimsenmesiyle çözülecektir.”
“İfade özgürlüğünün engellenmesi tiyatro için hayati bir
mesele” denilen bu İATP-G bildirisinde olumlu bir
örnek olarak takdim ve taltif edilen “Tiyatrom.com” internet
sitesinin en başta kendisi, şahsi ve keyfi bir yayıncılık
çizgisi izleyerek gerçekleri kamuoyundan saklayan,
gerçekleri çarpıtan “sansürcü” bir yayındır.
Hatırlanacağı üzere, bundan yaklaşık iki yıl önce, Coşkun
Büktel’in hemen her fırsatta “Özdemir Nutku Skandalı”nı
görmezden gelmekle, gerçekleri gizlemekle suçladığı
“Tiyatrom.com” sitesinin editörü A. Ertuğrul Timur, bu
suçlamalara daha fazla dayanamayıp nihayet sitesinde bu
skandala yer vermişti.
Bu vesileyle aynı konuda, Büktel’e karşı cevap hakkı
doğuracak nitelikte birtakım yazılar yayımlayan Timur, bu
yazıları yayımladıktan hemen sonra birdenbire fikrini
değiştirerek, peşin peşin (daha yanıt hakkı kullanma
talebinde dahi bulunmasını beklemeden) Büktel’in
“Tiyatrom.com”da yanıt hakkını kullanmasına izin
vermeyeceğini ilan etmişti.
Timur, aynı zamanda, doğru olmayan birtakım iddialar üzerine
kurguladığı hileli bir anket düzenleyerek, uyguladığı
sansürü okurlarının onayına sunmuş, okurlarını da bu açık
sansür uygulamasına ortak ederek, utanç verici bir biçimde,
sonuçta “Sansüre Evet” diyen 1.005 oy toplamıştı. (Bkz:
“Yaşasın Sansür” Skandalı)
Başlığı gibi son sözü de “Yaşasın Sansür!” olan bir yazı
kaleme alıp sanki övünülecek bir şeymiş gibi bu sonucu bir
de cümle aleme ilan eden Timur, yani “Tiyatrom.com”, böylece
eşi benzeri görülmemiş, katmerli bir sansüre imza atmıştı.
İATP-G’nin örnek gösterdiği “Tiyatrom.com” sitesinin sahibi
ve editörü A. Ertuğrul Timur,
Burak Caney takma adı arkasına saklanarak yürüttükleri
kirli ve aşağılık bir karalama kampanyasıyla Coşkun Büktel
ve Hilmi Bulunmaz’ı hedef alan birtakım kişi ve grupların
yuvalandığı,
(fotomontaj yöntemiyle Büktel’i dansöz kostümü içinde
gösteren resimler dahi hazırlayıp yayımlayacak kadar
bayağılaşabilen) “TiyatrOOyun” adlı korsan internet
sitesine de (tiyatro yayıncılığını bıraktıktan sonra
Timur’un bu konuda hata yaptığını kabul edip pişmanlık
duyduğunu açıkladığı üzere) alenen destek vermekte hiçbir
sakınca görmemişti. (Bkz.
Ahmet Ertuğrul Timur Yazıyor) (Bkz.
A. Ertuğrul Timur Özeleştiri Yaptı ve (Büktel ve Bulunmaz'a
İftira Eden) İsimsiz Sapıkların Facebook Listesinden İsmini
Çekti) (Bkz.
Büktel’in Sunumuyla Kâzım Şimşek’ten Bir Yazı
“Tiyatrooyun.org Sitesinin Gerçek Yüzü”)
İATP-G’nin övdüğü ve örnek gösterdiği “Tiyatrom.com”
sitesinin editörü A. Ertuğrul Timur, o dönemde, SKYTURK
televizyonunun, Şehir Tiyatroları’nda yaşanan gelişmelerle
ilgili olarak Coşkun Büktel’den görüş almasına bile tahammül
edememiş, gülünç bir biçimde kendisini Büktel’le
kıyaslayarak, sansürcülüğünü, Büktel’den görüş aldıkları
için ilgili televizyon kanalındaki yetkililere hesap soracak
kadar da ileri götürmüştü. Bütün bunlar da o dönem yazılıp
çizilmiş ve yayımlanmıştı. (Bkz.
Haber Ahlâksızlığı)
Hatırladığım kadarıyla, “Tiyatrom.com” adlı internet
sitesinin faili olduğu yukarıda sözünü ettiğim rezaletler,
yayıncılık adına “ibret alınması gereken” yüz kızartıcı
olaylar yaşanırken, (İATP-G’nin bana kişisel olarak
gönderdiği ve aşağıda yer verdiğim mesajda belirtildiğine
göre, “Theope konusunda” Timur’u bir bakıma “şifahen”
uyarmak dışında) İATP-G, suya sabuna dokunmadan, etliye
sütlüye karışmadan olup bitenlere seyirci kalmıştı.
Aynı İATP-G’nin bugün çıkıp, sahibini bile özeleştiri yapmak
zorunda bırakan yanlış ittifaklarına ve yanlış
uygulamalarına rağmen, “Tiyatrom.com” adlı sansürcü internet
sitesini överek olumlu bir örnek diye takdim etmesi,
uyarıldığı ve eleştirildiği halde yayımladığı bildiriyle
açıkça çelişen bu ifadesine dair bugüne kadar herhangi bir
düzeltme ya da kamuoyuna açıklama yapma gereği duymaması,
ortada apaçık, bir değil, birden çok “insan hakları ihlali”
olmasına rağmen, hakikate, gerçeğe karşı adeta dil çıkarıp
nanik yapmak değil de nedir?
İATP-G bildirisinde taltif edilerek örnek gösterilen
“Tiyatrom.com” sitesi, olsa olsa, “ancak ve ancak”,
internette yayın yapan bir tiyatro haber-yorum sitesinin
“nasıl olmaması” gerektiğine dair “olumsuz/ibretlik bir
örnek” olarak gösterilebilir. “Tiyatrom.com” hakkında
kaydedilebilecek en olumlu şey, sahibi Ertuğrul Timur’un
sonunda hatalarını kavramış ve özeleştiri yapabilmiş
olmasıdır.
Dolayısıyla bu “sansürcü” siteyi olumlu bir örnek olarak
gösteren İATP-G bildirisinin, hiçbir inandırıcılığı, hiçbir
kıymetiharbiyesi yoktur. Bu biçimiyle, tam tersine okurlara
ve tiyatro kamuoyuna sağ gösterip sol vuran, aldatıcı,
yanıltıcı bir bildiridir.
Aynı zamanda tarihe tanıklık eden bir belge niteliğindeki
İATP-G bildirisi, bu haliyle, “Tiyatrom” adlı internet
sitesinin sansürcülüğünü hoş gören, bu sansürcü yayının
olumsuz yönlerine, örneğin sansürcülüğüne, hiç değinmeden
yalnızca olumlu yanlarına dikkat çekerek, onu aklamaya
çalışan bir temiz kâğıdı görüntüsündedir.
İATP-G’nin bu bildirisini okur okumaz, yaptıkları bu hata
konusunda kendilerini uyarmak üzere İATP-G’ye şu mesajı
göndermiştim.
21 Ocak 2009 feriduncetinkaya@yahoo.com’dan iatpgiletisim@gmail.com’a
Merhaba,
İATP-G, dışardan da olsa, dikkatle izlediğim ve Türkiye tiyatrosu için önemli bulduğum bir oluşum.
Sitenizde yayımladığınız hemen her yazıyı ilgi ve dikkatle izlemeye çalışıyorum.
İnternetteki tiyatro haberciliği ya da genel olarak tiyatro konusundaki iletişime ilişkin genel değerlendirmenizi okuyunca bu mesajı göndermeden edemedim.
Önemli noktalara dikkat çekmenizin ardından "Tiyatrom" internet sitesini olumlu bir örnek olarak göstermenize bir anlam veremedim. "Tiyatrom" sitesi yöneticisi A. Ertuğrul Timur'un yaptığı çeşitli yayınlardaki kabul edilemez tutarsızlığı, benim bizzat mağduru ve tanığı olduğum birtakım (hiç de örnek alınmasını tavsiye edemeyeceğim) tasarrufları ortadayken, "Tiyatrom" adlı siteyi örnek göstermeniz büyük bir talihsizlik olmuş. Konuyla ilgili yazınızı okur okumaz bu görüşümü sizinle paylaşma ihtiyacı duydum.
Verdiğim şu linklere bakabilirseniz bu konudaki hassasiyetimi belki anlayabilirsiniz. Benim burada linkini verdiğim örnekler münferit değildir. Bunlar ilk aklıma gelenlerdir.
http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2003/06/tiyatro-eletirmeni-stn-akmenin-bir-yazs.html
http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2008/09/ben-sana-tiyatrocu-olamazsin-demedim.html
Bu mesajım üzerine İATP-G’den ertesi gün şu açıklamayı
almıştım:
22 Ocak 2009
iatpgiletisim@gmail.com’dan feriduncetinkaya@yahoo.com’a
Ertuğrul Timur'u yakından tanıma ya da tanışma fırsatımız hiç olmadı. Fakat TİYATROM'un diğer haber-yorum sitelerinde olmayan bir duyarlılık geliştirme kaygısı olduğunu görebiliyorduk. Biz bu konuda kendisini biraz daha sıkıştırmaya çalışıyor ve bir ölçüde sonuç alabiliyorduk. Kendisi, diğer tiyatro sitesi editörlerinden farklı olarak, doğru yanlış yanıt veriyor ve kale almazlık yapmıyordu. Belki bizim açıklamamızda örnek yayıncılık yaptığı gibi bir sonuç çıkıyor. Temkinli bir ifade ile "önemli ipuçları" verdiğinden söz etmiştik. Yani profesyonel ve amatör tiyatro dünyasına bir bütün olarak bakmaya çalışıyor, eleştirileri de bir şekilde göğüslemeye çalışıyordu. Tutarsızlık tespiti doğrudur. Bizim de bu konuda epey tartışma ve atışmalarımız oldı. Bunların bir kısmı karşılıklı iç yazışma şeklinde yaşandığı için kamuoyuna yansımadı. Örneğin Theope konusunda kendisini uyardık. Bu tek başına Büktel'in sorunu değildir; Büktel'in üslubu kendisini bağlar, bizi ilgilendiren yazar hakları ve bu noktada Büktel'in haksızlığa uğrayıp uğramadığıdır dedik. Bizim edindiğimiz izlenim, kendisini tartışmaya kapatmayan bir çizgi izlemeye çalıştığı idi. Ama bir tutarlılık sorunu yaşıyordu. Bunda yönetilmesi çok zor kapsamlı ve karmaşık bir siteyi tek başına idare etmek durumunda olması da büyük bir rol oynuyordu. Zaten kendisi de emeğinin sömürüldüğü ya da boşa gittiği hissiyatına kapılıyor ve zaman zaman isyan ediyordu. Kendisini kendisi mi yalnızlığa mahkum ediyordu, yoksa biz de mi buna yol açıyorduk? Muhtemelen her ikisi.
İATP-G yetkilileri mesajıma hemen, bu detaylı açıklamayla
yanıt vermişti. Açıklamaları için kendilerine teşekkür
ettim.
Gerçekten de İATP-G yetkililerinin “temkinli” ifadesi
semeresini vermişti. “Tiyatrom”un maksadı aşan bir örnek
olduğunu dürüstçe teslim etmek yerine, temkinli ifadelerinin
kendilerine sağladığı kaçamak yola sapmayı uygun
görmüşlerdi: Ama biz yalnızca “Temkinli bir ifade ile
‘önemli ipuçları’ verdiğinden söz etmiştik” savunmasıyla,
kendilerince vaziyeti kurtarmışlardı. Öyle ya da böyle,
haklı ya da haksız, inandırıcı ya da değil, beğeniriz ya da
beğenmeyiz, İATP-G kendisini bir biçimde savunmuştu.
Ne var ki, İATP-G yetkililerinin, vaziyete göre manevra
yapabilmek üzere ince bir şerbet, doz ayarı çekmiş olması,
gerçeği değiştirmiyor. Sansürcü bir internet sitesinin ideal
yayıncılık için örnek gösterilmesindeki tutarsızlığı ve
vahameti ortadan kaldırmıyor. Tam tersine bu, tutarsızlığı
daha da derinleştiriyor, işin vahametini daha da artırıyor.
“Sansüre karşı” zehir zemberek bildiriler yayımlayan İATP-G
yetkilileri, sanki kafalarındaki ideal tiyatro haber-yorum
sitesi ve internet yayıncılığını ifade etmenin başka hiçbir
yolu yokmuş, kalmamış gibi, ille de “Tiyatrom.com” adlı
sansürcü siteyi başarılı bir örnek olarak göstermek
istiyorlar. Ama “Tiyatrom.com”un sansürcü olduğunu bal gibi
bildikleri için, doğrudan, yekten “Tiyatrom.com, başarılı
bir tiyatro haber-yorum sitesi örneğidir” diyemiyorlar.
Sansürcü “Tiyatrom.com”un örnek gösterilmesine itiraz
geleceğinden adları gibi emin olan İATP-G yetkilileri, bunu,
“temkinli” bir ifade kullanarak, eğip bükerek (yani kılıfına
uydurarak) söylüyorlar. Ama öyle ya da böyle, sonuçta
“Tiyatrom.com”u okurlarına şu sözlerle örnek gösteriyorlar:
“Bir dönem TİYATROM sitesi tiyatro haberciliği ve yorumculuğu adına kapsayıcı ve ileri adımlar atmış, tiyatro adına nasıl bir haber-yorum sitesine ihtiyaç duyulduğu konusunda önemli ipuçları vermişti.”
Ama İATP-G, okurlarını tam ve doğru bilgilendirme konusunda
nedense aynı “temkinli” yaklaşımı göstermiyor. Sansürcü
“Tiyatrom.com”u okurlarına sadece olumlu bir örnek olarak
sunmanını yol açabilececeğı yanlış anlamaları, yani
dezenformasyonu düşünmüyor, dert etmiyor. “Tiyatrom.com”un
affedilmez sansür sicili hakkında okurları uyarıcı herhangi
bir çekince ya da şerh koyma, açıklama yapma gereği de
duymuyor.
İATP-G, temkinli bir ifadeyle de olsa, sonuçta, açıkça ve
orantısız biçimde, “Tiyatrom.com”u olumlu bir örnek olarak
sunup taltif ediyor mu? Ediyor. Aynı İATP-G,
“Tiyatrom.com”un sansürcülüğünü ise okurlardan tümüyle
gizliyor mu? Gizliyor.
İATP-G’nin temkinli bir ifade kullanmış olması,
“Tiyatrom.com”u olumlu bir örnek olarak sunup taltif ettiği
gerçeğini değiştiriyor mu? Hayır, değiştirmiyor. Temkinli
bir ifade kullanmak sadece İATP-G’nin eleştiriler karşısında
kolay çark etmesine yarıyor, o kadar.
Temkinli, “önemli ipuçları
vermişti” ifadesi, “Tiyatrom.com”un aynı zamanda
sansürcü olduğunu okurlara söylüyor mu, anlatıyor mu?
“Tiyatrom.com”un sansürcülüğünün gizlenmiş olmasını telafi
ediyor mu? Hayır.
Oysaki İATP-G sadece hakikati söylese ne temkinli
davranmasına gerek kalır ne de okurlarını yanıltma kaygısı
duyar. Ama bunu yapmıyor. Çünkü, “Tiyatrom”un hem sansürcü
olduğunu söyleyip hem de
“tiyatro haberciliği ve yorumculuğu adına kapsayıcı ve ileri
adımlar atmış, tiyatro adına nasıl bir haber-yorum sitesine
ihtiyaç duyulduğu konusunda önemli ipuçları vermişti”
demenin büyük bir tutarsızlık olacağını kendileri de
görüyor, biliyorlar.
İşte bu yüzden,
“temkinli” konuşuyor, bu yüzden “Tiyatrom”un sansürcülüğünü
okurlardan gizliyorlar. En doğal ve en temel insan
haklarından biri olan, kişinin kendini savunma ve cevap
verme hakkını dahi tanımayan, açıkça ve alenen sansür
uygulayan, üstüne üstlük “Yaşasın Sansür!” başlıklı bir yazı
yayımlayarak bu tavrıyla övünen “Tiyatrom.com”un bu faşizan
uygulamalarını görmezden gelip yok sayıyorlar. Bu konuda
okurları ve kamuoyunu yanıltıyorlar.
Benim anlayışıma göre kullanılabilecek hiçbir “temkinli”
ifade, sansürün görmezden gelinmesini, bağışlanmasını mazur
ve masum gösteremez, ortaya çıkan tutarsızlık için
hafifletici bir sebep olarak kabul edilemez.
İATP-G'nin, “temkinli konuşmanın” ve tepki gelince çark
etmenin çıkar yol olmadığını öğrenmeye ihtiyacı var.
Bu yazıda kanıtlarıyla ortaya koyduğum İATP-G
bildirilerindeki tutarsızlıklar ve çifte standartlı tutum,
İATP-G’nin gerçekte her türlü insan hakları ihlaline karşı
olmadığını, sadece “bazı” insan hakları ihlallerine karşı
olduğunu açıkça gösteriyor. Ve öyle anlaşılıyor ki, faşizmin
en çarpıcı göstergelerinden biri olan sansür, İATP’nin
yalnızca “bazen” karşı olduğu ihlallerden biridir.
İATP-G, hakikati ve gerçekleri görme konusundaki, somut
kanıtlarıyla ortaya koyduğum bu tutarsız ve çifte standartlı
tavrına mutlaka bir açıklık getirmek zorundadır. Aksi halde,
yalnızca bu bildirilerdeki değil, her anlamdaki ve her
konudaki inandırıcılığı ve samimiyeti hakkında ciddi bir
kuşku oluşacaktır.
Feridun Çetinkaya / 16 Eylül 2008
GÜNCELLEME NOTU 24 Mart 2009: Çetinkaya'nın tamamen inkar edilemez belgelere dayanan yukarıdaki yazısına karşı, cevap niteliğinde veya değerinde herhangi bir yazı yazılamamış olsa da; kanıt ya da belgeleri umursamaksızın yazılmış, tamamen laf salatasından ve yeni iftiralardan ibaret çarşaf çarşaf yer kaplayan ve sayılarını bizim bile unuttuğumuz, onlarca tepki yazısı yayınlandı. O tepki yazıları hakkında verdiğimiz hükmün geçerliliğini ya da geçersizliğini / haklılığını ya da haksızlığını kendi gözleriyle test etmek elbette ki, okurlarımızın hakkıdır. Çetinkaya'nın yukarıdaki yazısına gelen "tüm" tepki yazılarını ayrı bir kutuda yayınladık ve o kutuya "Timur'un Çöp Kutusu" adını koyduk. Okurlarımız Timur'un çöp kutusunda bir tek değerli ya da inandırıcı yazı bulursa, bunun bedelini okur ya da prestij kaybıyla ödemeyi göze alarak, okurlarımıza "tüm" tepki yazılarının linkini bir kez daha hatırlatıyoruz:
Feridun Çetinkaya'nın diğer yazılarını okumak için, kendisinin kurduğu www.tiyatrofanzini.com adlı siteyi ziyaret edebilirsiniz.
Çetinkaya'nın bizim sitemizdeki yazılarını okumak için: TIKLAYINIZ!
