
Hülya Karakaş’ın disipline verildiği
Şehir Tiyatroları’nda despot zihniyeti “altın dönemini” yaşıyor!
Feridun Çetinkaya
Bu yazı, ilk kez olarak, 4 Kasım 2009'da,
tiyatrofanzini.com adlı sitede yayınlanmış ve aynı gün
Hilmi Bulunmaz'ın sitesinde yazıya link verilmiş
ve tiyatrodunyasi.com sitesi de yazıyı aynen yayınlamıştır.
(Bakınız:
http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=934)
Biz yazıyı bir gün sonra yine "aynen"
yayınlıyoruz.
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBŞT)
sanatçısı Hülya Karakaş, 27 Ekim 2008 günü, Tiyatro Dünyası internet
sitesinde,
“Genel Sanat Yöneticisi Orhan Alkaya'ya Sorularımdır” başlıklı
bir yazı yayımlamıştı. İBŞT içinden bir sanatçının sıcağı sıcağına
tanıklığını yansıtması bakımından ayrı bir anlam ve değer taşıyan,
tarihi bir yazıydı bu.
Hülya Karakaş, o yazıda, Orhan Alkaya’nın genel sanat yönetmenliğine
getirilmesiyle birlikte İBŞT’de yaşananlardan yola çıkarak çok haklı
sorular soruyor, Alkaya yönetimine zehir zemberek eleştiriler
getiriyordu. Karakaş, bu görüşlerini önce Alkaya yönetimine
sunduğunu, gördüğü tepki üzerine bunları kamuoyu ile paylaşmaya bir
anlamda mecbur kaldığını belirtiyordu.
Karakaş’ın soruları, eleştirileri bu şekilde kamuoyuna mal olmuştu.
Ne var ki, en azından tiyatroculara, tiyatroseverlere karşı
sorumluluğu gereği bu durumda bir açıklama yapması beklenen İBŞT
Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya, Karakaş’ın gündeme getirdiği
konular hakkında bugüne dek ne bir yanıt verdi, ne de bir açıklamada
bulundu.
Alkaya’nın suskunluğu ikinci ayını doldururken, Hülya Karakaş, 30
Aralık 2008 günü, yine Tiyatro Dünyası internet sitesinde, bu kez
“Hülya Karakaş’tan Orhan Alkaya’ya Açık Mektup” başlıklı yeni
bir yazı yayımladı. Bir anlamda bu işin peşini bırakmayacağını
gösteren Karakaş, şimdi de Alkaya’yı kamuoyu önünde konuyu
tartışmaya davet ediyor. Alkaya yönetimini teşhir etmesinin ardından
disiplin kuruluna verildiğini öğrendiğimiz Karakaş’ın, Alkaya’ya
hitaben yazdığı açık mektubu şu sözlerle bitiyor:
“Size bu çağrımı çok özel bir zeminde,
kişisel mail adresinize yazarak yapıyorum. Bu talebime en kısa
zamanda bir cevap (dilerseniz bir hafta diyelim) vermenizi rica
ederek, dilekçelerime vermediğiniz cevaplar gibi eğer cevaplamaz
iseniz size yazdığım kişisel maili gerek internet ortamında,
gerek basında,gerekse ‘bağlı’ olduğum İstanbul Büyükşehir
Belediyesi kurullarına göndereceğimi ve ‘özlük hakları’ mı
böylece savunacağımı beyan ediyorum. Böylece tarafıma
gönderilen,beni ‘disiplin kurulu’ na taşıyan süreci ‘ispat
hakkı’ mı da kullanmış olacağım.
Kolay gelsin…
Hülya Karakaş
21 Aralık, 2008”
Hülya Karakaş, düşünen, sorgulayan uygar bir insan, bir tiyatro
sanatçısı, bir vatandaş kimliğiyle, en doğal ve en temel demokratik
hakkını kullanıyor; İBŞT’ye zarar verdiğini gördüğü Alkaya yönetimin
sorguluyor, eleştiriyor, hesap soruyor. Mensubu olduğu sanat
kurumunun yönetimini (bir tür iç denetim, öz denetim görevini de
yerine getirerek) uyarma sorumluluğunu gösteriyor. Her uygar ve
onurlu insanın yapması gerektiği gibi düşüncelerini özgürce, açıkça
ifade etme ve hesap sorma kararlılığını da ısrarla sürdürüyor. Hülya
Karakaş’ın örnek gösterilmesi gereken bu tavrını, daha kaliteli,
daha verimli bir Türkiye tiyatrosu için çok önemli, çok umut verici
bir “çıkış” olarak görüyor ve destekliyorum. Bu konuda Karakaş’ın
yalnız bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum.
Orhan Alkaya, “Hiçbir siyasinin ve bürokratın sanat kurumuna
müdahale hakkı yoktur” diyerek sanat kurumlarını hedef alan siyasi
müdahalelere karşı olduğunu açıkça beyan etmiş, demokrat hatta solcu
olarak bilinen bir isimdi. Ancak buna rağmen, kendi sözlerini inkâr
edercesine, AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir
Topbaş’ın antidemokratik siyasi müdahalesine çanak tutarak İBŞT
genel sanat yönetmenliği koltuğuna oturmakta hiçbir sakınca
görmemişti (Bkz:
...Ama beni iktidar yapan müdahale iyidir). Göreve gelir gelmez
de, genel sanat yönetmenliğine getirilmeden önce yıkılmasına
kesinlikle karşı çıktığı ve ateşli bir biçimde muhalefet ettiği,
“müstakil” Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun yıkılıp yok
edilmesi kararını kendi elleriyle imzalayarak “müstakil” Muhsin
Ertuğrul Tiyatrosu’nun “yok edilmesine” onay veren, uygun diyen
Genel Sanat Yönetmeni olarak tarihe geçmekten çekinmemişti. Bu çifte
standartlı, ikiyüzlü tavrı, Orhan Alkaya’nın koltuk aşkıyla bulduğu
ilk fırsatta siyasi iktidarın dümen suyuna girecek denli ilkesiz,
tutarsız ve güvenilmez biri olduğunu, bu anlayışıyla İBŞT’ye bir
hayrı olamayacağını daha en başından göstermişti. Alkaya’nın genel
sanat yönetmenliği de aslında böylece, vicdan ve akıl sahibi
insanların indinde daha ilk günlerinde mahkûm olmuş, meşruiyetini
yitirmişti.
Hülya Karakaş’ın sorularını yanıtlamaktan yan çizen, bu eleştiri ve
sorulara uygar bir insan, uygar bir tiyatrocu, uygar bir şair gibi
ikna edici yanıtlar vermek, açıklamalar getirmek yerine, eleştiriye
tahammül göstermeyip burnundan kıl aldırmaz bir diktatör
ceberutluğuyla Karakaş’ın görüşlerini ifade etmesini ve kamuoyuyla
paylaşmasını “disiplinsizlik” sayarak “disiplin kurulu”nu harekete
geçiren Orhan Alkaya yönetiminin çirkin yüzü artık herkes tarafından
açıkça görülmüştür, umarım.
Umarım diyorum, ama biliyorum ki ne kadar iyimser olsam da ummak tek
başına bir işe yaramıyor, safça bir temenni olmanın ötesine
geçemiyor. İktidar yalakalığı, eş dost, ahbap çavuş dayanışması
gereği, hakikati, gerçeği, görmekten kaçınanlar, işine gelmeyen
hakikati görmek istemeyenler her devirde çıkabiliyor.
Yukarıda sözünü ettiğimiz gerçekler ortadayken, Alkaya bile
kamuoyunun önüne çıkıp kendisine yönelik eleştirilere ve
uygulamaları hakkındaki sorulara yanıt veremezken, hâlâ birtakım
“Alkaya’dan çok Alkayacılar” ortaya çıkıp, hiç utanıp sıkılmadan
Alkaya’nın dosdoğru bir adam olduğuna “şehadet” edebileceğini
duyurma gereği hissedebiliyor; daha da korkuncu, akıllara ziyan bir
biçimde Alkaya dönemini 100 yıllık İBŞT tarihinin “altın dönemi”
olarak tanımlayacak kadar ölçüyü kaçırabiliyorlar.
İşte, İBŞT sanatçısı Can Doğan!
“Tanrı Şehir Tiyatrosu'nu 90'lı Yılların -Ruh-suzluğundan Korusun”
başlıklı bir yazı kaleme alarak Alkaya hakkındaki iddialara ve
Karakaş’ın Alkaya’ya yaptığı çağrıya cevap vermeyi kendisine görev
biliyor. Hiçbir inandırıcı gerekçe göstermeden, Orhan Alkaya’nın
“dosdoğru bir adam olduğuna şehadet edebileceğini” ilan ediyor. İyi
ama böyle bir “şehadet” Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya’nın
yukarıda bir bir saydığımız, “muhalefette insan, iktidarda kurt”
misali çifte standartlı, ilkesiz ve tutarsız davranışlarını makul
karşılamamızı ya da mazur görmemizi gerektiriyor mu? Hülya
Karakaş’ın henüz yanıtlanamamış ciddi eleştiri ve sorularını
geçersiz kılıyor mu? O soruları ikna edici bir biçimde yanıtlanmış
saymamızı sağlıyor mu? Tabii ki, hayır. Sayın Can Doğan’ın şıracının
şahidi bozacı misali gülünç “şehadeti” ancak ve ancak kendisini
bağlar, onun Alkaya’ya duyduğu sevgiyi ve sadakatinin aşırılığını
gösterir o kadar. Ne Alkaya'ya yöneltilen eleştiri ve soruların
gereksiz ya da anlamsız olduğunu gösterir ne de Alkaya’yı kamuoyunun
gözünde temize çıkarmaya yeter.
Bir başka “Alkaya’dan çok Alkayacı” tavır da, Türkiye Tiyatro
Eleştirmenleri Birliği (TEB) Başkanı tiyatro eleştirmeni Sayın Üstün
Akmen’den geldi. Özellikle son dönemdeki iki yazısında Sayın Akmen,
Hülya Karakaş’a yanıt verircesine, adeta ona nispet yaparcasına,
hakkındaki ciddi sorular ve eleştirilere hiçbir yanıt veremeyen,
üstüne üstlük Karakaş’ı despotça bir karar vererek disiplin
kuruluyla hizaya sokmaya çalışan Alkaya’yı allayıp pullayıp bize
yutturmaya çalışıyor. Sayın Akmen, Orhan Alkaya hakkındaki ciddi
eleştirileri ve iddiaları görmezden gelerek, İBŞT’deki Alkaya
dönemini, 100 yıllık İBŞT tarihinin “altın dönemi” olarak
nitelendirmekte hiçbir sakınca görmüyor. 14 Aralık 2008 günü Tiyatro
Dünyası adlı sitede okuduğumuz
“Orhan Alkaya, İBŞT'de gene bir ilke imza atmış: Canavar Sofrası”
başlıklı yazısında hiçbir nesnel dayanak göstermeden, (iktidar
koltuğuna oturmak uğruna ömrü boyunca savunduğu tüm ilkeleri
çiğnemekten kaçınmadığı için hali hazırda lekeli ve hakkındaki ciddi
soruları yanıtlamaktan kaçındığı için halihazırda şaibeli durumda
olan) dostu Alkaya’nın dönemi için bakın nasıl fütursuzca övgüler
diziyor:
“İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBŞT) Genel
Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya, göreve gelişinden bu yana aldığı
olumlu kararlar, ileriye dönük attığı yerinde adımlarla
kamuoyunun ilgisini çekmeye devam etmekte. İstanbul kentinin
yüzyıla yakın mazisi olan tiyatrosu, hiç abartmadan köpürtmeden
söylüyorum, Orhan Alkaya döneminde altın dönemini yaşıyor.”
Ne tesadüftür ki Akmen, yaklaşık bir hafta sonra, yine Tiyatro
Dünyası internet sitesinde okuduğumuz 27 Aralık 2008 tarihli,
“İBŞT'nde Hareketli Öykü (Okuma) Tiyatrosu: Yedi Tepeli Aşk”
başlıklı yazısında yine ölçüsüz ve gereksiz bir biçimde Alkaya’ya
iltifat etmeyi ihmal etmiyor:
“Tiyatro eleştirmenleri olarak kimi yapımlarını eleştirsek de,
ülkemizin en eski sanat kurumu İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Şehir Tiyatroları’nın, Genel Sanat yönetmeni Orhan Alkaya
yönetiminde bu sezon ufkunu alabildiğine genişlettiğini
yadsıyamayız. Alkaya, belki de İstanbul Belediyesi Şehir
Tiyatroları tarihinde ilk kez repertuvarı sorguluyor; sahneleme
biçimlerini, biçemlerini, farklı oyunculukları öne çıkarmaya
çalışıyor. Başarıyor da…”
Bir kere, Orhan Alkaya, İBŞT genel sanat yönetmeni olarak bugüne dek
hangi olumlu kararlar, ileriye dönük atılan hangi olumlu adımlarla
kamuoyunun ilgisini çekmiştir ki, çekmeye “devam etmekte”dir? Sayın
Akmen, yoksa herkesi kör kendisini şaşı mı sanıyor? Bizim
bildiğimiz, gördüğümüz, Alkaya yönetiminin göreve geldiğinden bu
yana kamuoyunun gündemine sürekli İBŞT’yi küçük düşüren, utanç
verici konularla, eleştirilerle geldiğidir: Orhan Alkaya’nın
antidemokratik siyasi bir müdahaleyle genel sanat yönetmenliği
koltuğuna oturtulması, ihaleyle sanatçı alımı, “müstakil” Harbiye
Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun yıkılıp yok edilmesi, tiyatro
sanatçısı Hülya Karakaş’ın en demokratik hakkını kullanıp tiyatro
yönetimini eleştirdiği için disiplin kuruluna verilmesi, “Balıkesir
Muhallebicisi” özür skandalı örneklerindeki gibi...
Tüm bu gerçekler ve Hülya Karakaş’ın cevap bekleyen “kazık soruları”
ortada öylece dururken, TEB Başkanı Üstün Akmen’in, kamuoyunun
gözünün içine baka baka, daha bir tiyatro sezonunu bile tamamlamamış
Orhan Alkaya dönemini, hiçbir nesnel dayanak göstermeden, 100 yıla
yaklaşan köklü bir tarihe sahip İBŞT’nin “altın dönemi” olarak
kutsamasına ne demeli acaba? (Bu mesnetsiz övgüye, “hakikati
manipule ederek, tarihsel gerçekleri çarpıtarak tiyatromuzu mahveden
ahbap çavuş dayanışmasının, sen ben bizim oğlancılığın ulaştığı
arsızlık boyutunun en çarpıcı göstergelerinden biri” demek haksızlık
mı olur acaba?) Orhan Alkaya, genel sanat yönetmenliğine
getirildiğinden bu yana 100 yıldır yapılmayan ne yapmıştır da, 100
yıldır alınmayan, alınamayan hangi kararı almıştır da bu kısacık
dönem, birdenbire 100 yıllık İBŞT’nin “altın dönemi”ni yaşadığı bir
süreç olarak adlandırılmayı hak etmiştir? “Türkiye Tiyatro
Eleştirmenleri Birliği” gibi ciddi olduğu izlenimi yaratan bir isme
sahip, peşin peşin ciddiyet, bilimsellik ve nesnellik atfedilen bir
kurumun başkanlığını yapan Sayın Akmen’in gerçeklerle çelişen,
tarihsel gerçekleri tahrif eden bu çok iddialı iddiasını
kanıtlaması, en azından nesnel dayanaklarını ortaya koyması gerekmez
mi? Unutulmamalıdır ki, her yazı bir bakıma tarihe tanıklık
etmektedir ve bugün bizim, İBŞT’deki Orhan Alkaya dönemini, bundan
10 yıl sonra, zamanın TEB Başkanı Üstün Akmen’in yazısındaki “altın
dönem” tanımına itibar ederek anlamaya, bilmeye çalışacakların
aldatılmasına karşı çıkmak gibi tarihsel bir sorumluluğumuz vardır.
Ayrıca, eğer Sayın Akmen, tiyatro sanatçısı Hülya Karakaş’ın sırf
düşüncelerini ifade ettiği için Alkaya yönetimince disiplin kuruluna
verildiğini bile bile, bu bilgiye vakıf olarak, 100 yıllık Şehir
Tiyatroları’nın Orhan Alkaya yönetiminde “altın dönem”ini yaşadığını
ilan ettiyse bu Türkiye’deki tiyatro eleştirmenliği açısından da,
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği açısından da çok sıkıntı verici bir
durumdur. Yok eğer Sayın Akmen bu “altın dönem” nitelendirmesini,
Hülya Karakaş’ın disiplin kuruluna verildiğini dahi bilmeyecek kadar
İBŞT’de olup bitenlerden habersiz bir durumda ezbere yapmışsa, bu da
ortada aynı derecede sıkıntılı bir durum olduğunu gösterir.
Hülya Karakaş, bugün İBŞT çatısı altındaki her onurlu insanın
vermesi gereken bir mücadeleyi tek başına yüreklice vermeye
çalışıyor. Aklı başında her insanın, en azından “ifade özgürlüğü”
temelinde Karakaş’ın bu mücadelesine arka çıkması, destek vermesi
gerekirken, hâlâ, Karakaş’ın eleştirilerine dahi tahammül
gösteremeyip onu disiplin kuruluna gönderen Alkaya’nın “dosdoğru bir
adam olduğuna şehadet edilebileceğini” duyurma telaşında olanların,
hâlâ satır aralarına kurnazca sıkıştırılmış abartılı övgülerle bu
“disiplinci” dönemi İBŞT’nin “altın dönemi” diye överek
antidemokratik zihniyeti bir anlamda ödüllendirmeye çalışanların
çıkması, Karakaş’ın yazılarıyla dikkat çekmeye çalıştığı berbat
manzaranın vahametini ne yazık ki doğrulamakta hatta daha da
artırmaktadır.
Feridun Çetinkaya
/ 4 Ocak 2009
Çetinkaya'nın
www.tiyatrofanzini.com başlıklı sitesini mutlaka ziyaret
ediniz!
Çetinkaya'nin sitemizde çıkmış
yazılarına ulaşmak için mavi harfli
Feridun Çetinkaya
imzalarından
herhangi birini tıklamanız yeterlidir.
|