
Dünyanın Bütün
Sahnelerinde
Tiyatronun Evrensel
Dostluk
Ve Barış Çağrıları
Mustafa Demirkanlı
Yalan
makinası Mustafa Demirkanlı'nın, tiyatrom.com'dan
aktararak aşağıda sunduğumuz yazısı, anlaşıldığı kadarıyla, 2001
yılı'nın 27 Mart'ından sonra yazılmış. Bizim bugün hâlâ karşı
olduğumuz "el ense" ilişkilerine, (bugün hayatını ve
dergisini ancak "el ense" ilişkileriyle devam ettirebilen)
yalan
makinası Demirkanlı da, "o zamanlar", karşıymış. Bugün,
(kendi adını boklamak pahasına) yalnızca Demirkanlı'nın açık destek
verdiği hela gibi çift "oo"lu sitede (lağımda) "dünya yazarı"
olarak lanse edilen
Tuncer Cücenoğlu bile, "o zamanlar"
Mustafa Demirkanlı'nın öfkesinden payını almış: Demirkanlı, "bugün"
çift "oo"lu lağımda "dünya yazarı" diye yutturmaya
çalıştıkları Cücenoğlu'nu; "o zamanlar", o "el ense"
ilişkilerinin kahramanlarindan biri olmakla suçlamış ve
"resmi yazar" diye tanımlamış.
Kompozisyon yeteneğinden zerre nasibi olmayan
Demirkanlı'nın bu gayet sıkıcı yazısının tamamını okumak zor
olabilir ama sonuna dek okuyamadığınız için son bölümde
sarıya boyayarak
vurguladığımız satırları kaçırmanızı istemeyiz.
tiyatrom.com, bizim link verdiğimiz pek çok
yazıyı kaldırmış olduğu için, bu yazının hem linkini veriyor hem de,
kaldırılması ihtimaline karşı, tiyatrom.com'daki sayfasının
tıpkısını yayınlıyoruz. Yazının tiyatrom.com'daki orijinal
sayfasını görmek için lütfen
TIKLAYINIZ!)
|
Dünyanın Bütün Sahnelerinde Tiyatronun
Evrensel Dostluk Ve Barış Çağrıları
|
|
|
Mustafa DEMİRKANLI Tiyatro Tiyatro
Dergisi Editörü |
|
|
27 MART, DÜNYA TİYATRO GÜNÜ
..Ve son üç yıldır yaşananlar:
Yandaki sütunda da göreceğiniz
gibi siyah bantların
kullanıldığı bir liste haline
dörüştürülüverdi. Neden? Bir iki
insanın kendi çıkarları uğruna
tiyatronun var olan tek gününü
bile kullanmaktan,
yozlaştırmaktan çekinmeme
cür’etinden dolayı.
Onlar için önemli olan tiyatro
değil, önemli olan tiyatronun
var oluş kavgası değil, varsa
yoksa bir kaç milyar, bir kaç
oyunlarının daha oynanması.
Bunun için bu kadar pervasız
olabildiler. Muhsin Ertuğrul’un,
Haldun Taner’in, Bedia
Muvahhit’in... yer aldığı bir
onur soyağacına “Eser
hırsızlığı” iddiası ile
mahkemeye düşmüş birine bile
çivi çaktırma cüretini
gösterdiler. Biz, o gün de
sayfamızı simsiyah olarak
basmıştık, bugün de siyah bant
çekiyoruz, var olduğumuz sürece
de o yılı siyah bantla anacağız.
Bu bizim tercihimiz, tavrımız.
Katılanlar vardır, karşı
çıkanlar olabilir. Önünde
sonunda bir derginin tavrıdır
der geçersiniz. Amma, gözleri
çıkar ilişkilerinde körelmiş
zevat dur durak bilmeden, yoluna
devam ediyor.
Bu yıl Ulusal Bildiriyi
yazdırmayıp, ITI’ın protesto
bildirisinde
|
Kamuoyuna,
Her yıl 27 Mart
Dünya Tiyatrolar
Günü kutlanırken o
alanda tanınmış bir
kişinin yazdığı
mesajı kamuoyumuza
sunmak merkezimizin
görevleri
arasındadır.
Ancak, Kültür ve
Maliye Bakanlıkları
Türk tiyatrosunun
gelişip dünyaya
açılması için
katkılar sağlamakla
görevli merkezimize
karşı yasal
yükümlülüklerini
yerine
getirmiyorlar. Medya
kuruluşlarımız
magazin ucuzlukları
dışında sahne
sanatlarına hiç ilgi
göstermiyorlar.
Tiyatrolarımız da
seyircimizle yoğun
heyecan ve bilinç
bağları kuracak
özgün ürünleri
yaratma çabasından
uzak kalmayı
sürdürmekteler.
Bu ortamda bu yıl
herhangi bir kutlama
gösterisine katkıda
bulunmak istemiyor,
mesaj yazımını bir
sanatçımızdan rica
etmek yerine
ilgililere (ve
ilgisizlere) kendi
adımıza sesleniyor,
ilişikteki dergi
kapak yazısını
kamuoyumuzun
dikkatine sunmakla
yetiniyoruz.
ITI
Türkiye Merkezi İcra
Komitesi
Refik Erduran, Recep
Bilginer, Engin
Uludağ, Turan
Oflazoğlu, Osman
Karaca |
gördüğünüz açıklamalarla,
ortalığı bulandırıp, hassas
dengelerine, ellerinde
tuttukları gücü kullanarak
gözdağı vermek için
kullanabiliyorlar. İleri
sürdükleri gerekçeler, bugünün
değil, yıllardır var olan
gerekçeler, ama beyefendiler
bugün kükreme gereği duymuşlar.
Şimdilik bilmediğimiz itişme
gerekçelerinden dolayı, ama emin
olun ki protesto bidirisindeki
gerekçeleri hiç değil.
27 Mart günkü sayısı için
Cumhuriyet Gazetesi görüşlerimi
sorduğunda iletmiştim:
“ITI’ın 27 Mart Dünya Tiyatro
Günü’nde bu yıl Bildiri
yayımlatmamasının amacı
dikkatleri tiyatroya verilmeyen
desteğe çekmek gibi görünse de,
ben bu tavra katılmıyorum, çünkü
bana göre ITI Türkiye Merkezi
uzun bir süredir meşruiyetini
yitirmiştir. Bundan iki yıl önce
DT’ları eski Genel Müdürü İ.
Rahmi Dilligil eser hırsızlığı
ile suçlanırken ITI ulusal
bildiriyi bu şahsa yazdırma
cüretini gösterebilmiştir,
gerekçe olarak da Dilligil’in
yerli yazarlara önem vermesini
ileri sürmüştür. Oysa, o dönemde
de şimdi de yerli-yabancı oyun
oranı hemen hemen aynıdır, bir
farkla Edebi Kurul üyeleri Refik
Erduran ve Tuncer Cücenoğlu’nun
5’er, 6’şar oyunları oynanırken
şimdi aynı oran görülmemektedir.
Yerli yazar denince bu
şahsiyetler akla geliyorsa
sorgulanması gereken başka
meseleler var gibi görünüyor.
ITI son İcra Komitesi seçimini
ne zaman yaptı hatırlamıyorum,
ilgili bakanlıklar bu yıla kadar
destek veriyorlardı da şimdi mi
desteği kestiler? Düne kadar
Bakan Talay’ı her platformda
desteklerlerken, aynı bakan
Dilligil’in eser hırsızlı
iddiasını sumen altı edip,
yargılanmasına izin vermezken bu
kuruluş neredeydi? Bir Genel
Müdür’ün böylesi bir iddia
altında kalması az mı önemliydi?
Hem ses çıkartmayacaksın, hem DT
Edebi Kurul’undaki görevini
sürdüreceksin, ITI İcra
Komitesinde olacaksın, Tiyatro
Yazarları Derneği yönetimini
paylaşacaksın sonra ilgili
bakanlıkları, medyayı,
tiyatroları suçlayacaksın, bu
davranış bana pek samimi
gelmiyor. Şu anda önemli olan,
meşruiyeti sorgulanan ITI İcra
Komitesi, bir an önce Genel
Kurul’u toplayıp, sorunları
masaya yatırılması
gerekmektedir, Genel Kurul
üyeleri de bu talebi dile
getirmelidir, aksi takdirde bu
ve benzeri davranışların
sorumluluğu kendilerini de
bağlamaktadır. Tiyatro...
Tiyatro... Dergisi’nde 2 yıl
önce Dilligil’in bildirisini
yayımlamamıştık, bu yıl ise ilk
ulusal bildiriyi, Muhsin
Ertuğrul’un bildirisini
yayımlayarak ITI’ın tasarrufuna
-bana göre meşruiyeti
tartışıldığı için-
katılmıyoruz.”
Dergimizin bu sayısı için
soruşturmayı derinleştirmek için
Kenan Işık’ı aradığımda
söyledikleri dehşet vericiydi.
Kenan Işık, 10 yıl önce yapılan
Genel Kurul’da İcra Komitesi’ne
seçildiğini ama o gün bugündür
ne bir toplantıya çağırıldığını
ne de görevinin sona erdiğine
ilişkin bir bilginin kendisine
ulaşmadığını söylüyordu. Bir
diğer telefonu çevirdiğimde
Gencay Gürün’de aynı şeyleri
söylemekteydi. Her ikisine de
“Neden bugüne kadar herhangi bir
şey sormadınız?” dediğimde, her
ikisinin de yanıtı aynıydı:
“Herhalde beni attılar ama
söylemeye utandılar.”
Cumhuriyet Gazetesi’nin 30 Mart
tarihli sayısında Güngör Dilmen
aynı konuda şöyle açıklama
yapıyor: “ITI gizli bir dernek
sanki istenmeyen üyeleri
uyutuyorlar. Nasıl mı?
Toplantılara çağırmayarak. Benim
bu enstitüde üyeliğim
sürüyormuş. Ancak yirmi yıl,
hiçbir toplantıya çağırılmadım.
Recep Bilginer, ‘Mektup
gönderdik ama postada
kaybolmuş.’ diyebildi.”
Refik Erduran ve Recep Bilginer,
yılların verdiği tecrübe ile
alanı belirleyip, istedikleri
gibi at koştururken, var olanı
önemsemeyen, sorgulayıp hesap
sormayan Kenan Işık, Gencay
Gürün, Güngör Dilmen hiç mi
suçlu değil? Bildikleri, ama
bulaşmaya çekindikleri odakların
Türk tiyatrosuna ne kadar zarar
verdiklerini görmüyorlar mı?
Görüyorlarsa, neden göz
yumdular?
Şöyle geriye gidip, baktığımda
şunu görüyorum. Son 3-4 yıla
kadar Refik Erduran,
Tuncer Cücenoğlu,
Recep Bilginer gibi resmi
yazarlar, iktidarla ilişkilerini
kurmuş, Ankara koridorlarının
yollarını ezberlemiş, bir
çoğunun hâlâ “Koskoca Bakan”
dediği siyasileri tanımış, deyim
yerindeyse el ense olmuş bu
zatlar ortalıkta dolaşırken,
gammazladığı Genel Müdür’e,
‘sevgili dostum’ demekten
çekinmeyen, çekinmenin ötesinde
bir sakınca görmeyen bu zatlar
karşısında, göreve gelen
siyasiler de ortalıkta sürekli
bunları gördüğü için, Türk
tiyatrosunu bunların temsil
ettiğini sandılar hep. Onların
bir suçu yok.
Kimsede bunlara dokunamadı,
dokunmak istemedi, var olduğu
sanılan sanal güçleri hep
korkuttu insanları. Korkuttu
çünkü, bunlar konuşmaya
başlarken; “Yarın bakanla sabah
kahvaltısı yapacağım, senin
sorunları anlatırım, çözeriz”,
“Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a
söylerim sizin tiyatroya özel
önem verir.”, “Bakan yarın
İstanbul’da olacak zamanı varsa
mutlaka sizin oyuna
getireceğim.” gibi cümlelerle
durdurdular insanları, insanlar
durmaya eğilimliydi çünkü. Ve
korktular. Yıllarca.
Ne zaman ki Tiyatro...
Tiyatro... bunların afişe etmeye
başladı, birden bire sapır sapır
dökülmeye başladılar ve her biri
Bakan Talay’dan daha hızlı
Tiyatro... Tiyatro... düşmanı
oluverdiler.
Birileri Kral çıplak dedi ve
kendi mecralarındaki yerlerini
aldılar İ. Rahmi Dilligil’in
tarihe bıraktığı belgeliğinde.
“Devlet Tiyatroları Genel
Müdürüydüm”, yazan İ. Rahmi
Dilligil. Dilligil kitabının
sonuna cezaevi günlerinde mektup
yazarak kendisini yalnız
bırakmayan dostlarının
mektuplarını da ekleyerek tarihi
bir belge oluşturmuş, kimler mi
bu mektup dostları? Tamer
Levent, Refik Erduran, Tuncer
Cücenoğlu, Nedim, İpek Böler,
Mine Acar, Minnoş.
Bu yıl ITI Kültür ve Maliye
Bakanlıklarını protesto ederek,
yanına medyayı, tiyatroları da
katarak Ulusal Bildiriyi
yazdırmadı. 2 yıl önce Kültür ve
Maliye Bakanları aynıydı. Ve
aynı biçimde destek
vermiyorlardı, 2 yıl önce medya
aynıydı ve aynı şekilde sanata
önem vermiyordu. 2 yıl önce
tiyatrolar aynıydı, Erduran’ın
deyimiyle, özgün eserlerle
ilgilenmiyorlardı. Ama, 2 yıl
önce D.T. Genel Müdürü İ. Rahmi
Dilligil’di ve Refik Erduran’ın
ve Tuncer Cücenoğlu’nun 5-6
oyunu aynı sezonda oynanıyordu.
Bir bakıyorsunuz ki, tek değişen
bu.
İşte Türk tiyatrosunun içler
acısı hali.... |
|
Muhsin Ertuğrul
(1978) |
|
Haldun Taner
(1979) |
|
Bedia Muvahhit
(1980) |
|
Necati Cumalı
(1981) |
|
Cüneyt Gökçer
(1982) |
|
İrfan Şahinbaş
(1983) |
|
Tarık Buğra
(1984) |
|
Melahat Özgü
(1985) |
|
Sabahattin Kudret
Aksal (1986) |
|
Recep Bilginer
(1987) |
|
Refik Erduran
(1988) |
|
Orhan Asena
(1989) |
|
Bozkurt Kuruç
(1990) |
|
Lütfi Ay (1991) |
|
Turan Oflazoğlu
(1992) |
|
Sevda Şener
(1993) |
|
Yıldız Kenter
(1994) |
|
Özdemir Nutku(1995) |
|
Şakir Eczacıbaşı
(1996) |
|
Dinçer Sümer
(1997) |
|
Çetin Altan
(1998) |
|
Müjdat Gezen
(1999) |
|
İ. Rahmi Dilligil
(2000)..... |
|
|
Atila Sav (2001) |
|
|
|
|

coskunbuktel.com'dan okurlara "bonus":
BÜKTEL/DEMİRKANLI /BULUNMAZ POLEMİĞİ
(Eskiden yeniye
doğru tarih sırasıyla)
MUSTAFA DEMİRKANLI'YA YANIT: COŞKUN BÜKTEL'E
SANATSEVERLER DEĞİL, ANCAK SANATSAVARLAR YALANCI DİYEBİLİR
COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE
TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR
önemli
COŞKUN BÜKTEL
ARTIK
SIKINTI VERMEYE BAŞLADIN COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA SON (OLMASINI UMDUĞUM) CEVAP
COŞKUN
BÜKTEL
COŞKUN
BÜKTEL'İ ANLAMAK...
MUSTAFA DEMİRKANLI
KİM DEĞİŞTİ?
COŞKUN BÜKTEL
H. HİLMİ
BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(1)
MUSTAFA DEMİRKANLI
H. HİLMİ BULUNMAZ VE
COŞKUN
BÜKTEL(2 VE SON)
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI
UMDUĞUM CEVAP
COŞKUN BÜKTEL
HAY ALLAH
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI, YALANLARINI SÜRDÜRÜYOR
HİLMİ BULUNMAZ
VEKALET DÖNEMİ
MUSTAFA DEMİRKANLI
YALANI YALANLA
ÖRTMEK
HİLMİ BULUNMAZ
(Yukarıdaki başlığı taşıyan yazı,
tiyatrom.com'da yayınlanması için, 2 Ağustos 2007'nin ilk
dakikalarında ―tam olarak, saat
00.29'da― A. Ertuğrul Timur'a
gönderilmiş, henüz/hâlâ yayınlanmamıştır. Büyük ihtimalle,
Bulunmaz'ın önceki yazısı gibi, cevabıyla aynı anda yayınlanacaktır.
GÜNCELLEME: tiyatrom.com'un sahibi A.
Ertuğrul Timur, Bulunmaz'ın "Yalanı Yalanla Örtmek" yazısını sansür
etmiş, asla yayınlamamıştır.)
YALANI YALANLA ÖRTMEK
HİLMİ BULUNMAZ
KIVIRTMA COŞKUN
MUSTAFA DEMİRKANLI
SKANDAL KONUSUNDA MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN
İFTİRALARINI HİLMİ BULUNMAZ NASIL YANITLADI?
BULUNMAZ / DEMİRKANLI
COŞKUN BÜKTEL BULAŞMA, İŞİNE BAK!
MUSTAFA DEMİRKANLI
İŞ YAPAN, BULAŞIR!
HİLMİ BULUNMAZ
DEMİRKANLI YALANLARI
Linkler
|