
H. HİLMİ BULUNMAZ ve
COŞKUN
BÜKTEL (2 ve son)
Mustafa Demirkanlı
(Bu
yazı, 18 Nisan 2007
tarihinde önce tiyatrodergisi.com.tr'de yayınlanmış, akabinde,
tek virgül kısaltmaksızın,
sitemize aktarılmıştır.)
H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1) (Editör
notu: Linki ben verdim. CB) yazımdan sonra şu oldu.
Bulunmaz, Mehmet Akan ve Lale Oraloğlu için yazmış olduğu "lanet"
yazıları tekrar ana sayfasına taşıdı. (Editör
notu: Bulunmaz'ın söz konusu "lanet" yazılarının, Demirkanlı
tarafından okurlara verilmeyen linkleri şunlardır:
"Mehmet Akan Yoğun Bakıma Alınmış"
ve
"Bir Ölüm Haberi Daha Gelecek".)
Arsızlığın ve utanmazlığın bu kadarı olurdu ve oldu. Diğeri ise bu
konularda, Bulunmaz’ı sessiz kalarak onaylamaya devam etti.
Vazgeçtim, ölen kişilerin
arkasından, hatta ölüm döşeğindeyken, dizilerde oynadı diye bu kadar
arsızca ve utanmadan yazan ve bunu halen övünçle, sıkılmadan ana
sayfasına koyan birine herhangi bir şey söylemenin ve adam yerine
koyup eleştirmenin, hatta küfretmenin bile anlamsızlığını gördüm ve
vazgeçtim, yazımın rezilliklerini uzun uzun anlattığım devamı yok...
Biri arsızlığına devam ederken, diğeri (Büktel) tüm bunları yok
sayarak onayladığını ifade etmekte. Benim için artık bu kişiler
yoktur. Onlar; Hilmi Bulunmaz-Coşkun Büktel ikilisi bizlere öldükten
sonra arkamızdan ya da yaşarken küfretmeye devam edebilir,
dilediklerince. Ama ben görmeyeceğim, çünkü artık asla bu
lanetlilerin sitelerinde işim olmayacak.
Açıklayacağım dediklerimi,
okurlara kısaca aktarıp, bu insanlık dışı tavırlarla daha fazla
ilgilenmeyeceğim.
Yazının devamı için başlığa
tıklayınız.
H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)

Büktel için, kendisini
pohpohlayan bir yayıncının Hacker’lık yapmasında hiç bir ahlaki
sorun yoktur. Bu skandal değildir.
Burak Caney isimli (takma isim
olduğunu sandığım) biri, bir süre önce Perde Arkası diye bir site
kurup, bu ikiliyle, onların anlayacağı dilden ama berbat bir dil ve
üslupla yayın yaptı. Bilmiyorum ama, sanırım Hilmi Bulunmaz’ın çok
önceden tanıdığı ve aralarında bir husumet olduğunu sanıyorum, çok
iyi tanıdığına göre. Ara sıra bakardım. Sonra site hacklendi. Siteyi
H. Hilmi Bulunmaz kendilerinin hacklediğini açıkladı. Kendi
abukluklarını yayımlamadığımız için bizi sansürcü diye suçlayan
Büktel ise, görmedi-duymadı. Hiç sesini bile çıkartmadı. Oysa,
Bulunmaz’ın sitesini satır satır okuduğunu ve sürekli alıntılar
yaparak, ne kadar dürüst bir yayıncı olduğunu anlatıp dururdu. Bir
anlamda, yayınevi-matbaa eşkıyalarca basıldı, üretim araçları
yakıldı, yıkıldı ama Coşkun Büktel’den arkadaşına bir tek tepki
gelmedi, sessizce onayladı yani. İşte, Büktel’in hackerlarla kol
kolalığının belgesi. Birini susturmak için sitesini basıp hacklemek
kadar, buna sessiz kalmak da ahlaksızlıktır. Bu ahlaksızlara da bu
konuda daha fazla söylenecek söz bulamıyorum.
Büktel için, kendisini
pohpohlayan bir yayıncının okuru kandırmak için sitesindeki sayacı
manüel olarak ayarlamasının da bir sakıncası yoktur. Bu skandal
değildir.
http://bulunmaztiyatro.com/ sitesindeki sayacı manüel
olarak ayarlamışlardı Bulunmazlar. Sürekli olarak 17 üye online
görünüyordu, bunu bir e-posta ile Coşkun Büktel’e iletmiştim. Bu
adam epey sahtekârlık yapıyor, dikkat et, demiştim. Ve şunu da
eklemiştim, zaman zaman bak, gecenin her saatinde kontrol et,
rakamın değişmeyeceğini göreceksin, buna ikna olana kadar da haber
verme. Oysa, o anında telefon ile haber verdiği gibi, şu yanıtla da
görüşlerini aktardı. “….Hilmi Bulunmaz'la ilgili yazdıklarının
dayanağı ve ciddiyeti olsaydı, onları sitende yayınlamış olurdun.
Okurlara da yararı olurdu. Ama dedikodunun okurlara yararı olmaz,
tabii... Yazdıkların yayınlanmaya değmez dedikodular değilse,
Bulunmaz'dan cevap almayı göze alarak, yayınla onları. Sen
yayınlarsan, bir an bile tereddüt etmeden, senden aktarma yaptığımı
belirterek ben de hemen yayınlarım. Bulunmaz acaba kızar mı diye bir
an bile düşünmem. Zaten bana kızmaz. Ama sanırım, sana çok kızar.
Bu arada, evet, Feridun
Çetinkaya benim ricam üzerine Bulunmaz’ın sitesine baktı ve 14
rakamının sabit olduğunu gördü. Ama bu rakam 144 değil de, 14
olduğuna göre, ne demek istediğini anlayabilmiş değiliz.”
diyerek bu tür yalanların Bulunmaz-Büktel ilişkisi için önemli
olmadığını aktarmış oldu. Sonrasında Bulunmazların sitesindeki sayaç
bazı günler 17, bazı günler 13 olarak okurları kandırmaya devam
etti, ediyor. Ama bunlar Büktel’i ilgilendirmez.
Büktel için, kendisini
pohpohlayan bir yayıncının ölüm döşeğindeki insanlara küfretmesinin
de bir önemi yoktur. Bu skandal değildir.
Girişte aktardım, gerçekten artık
bu konuda tek laf etmeyi istemiyorum. İğreniyorum çünkü.
Büktel için, kendisini
pohpohlayan bir yayıncının yalan söylemesinin hiç önemi yoktur,
yalanları Büktel için skandal değildir.
Bulunmaz, “Oyun” dergisi
çıkartırken, bizleri, oturduğun yerden yayın yapılmaz diye
eleştirip, Türkiye’nin çeşitli illerinde dergi büroları açtıkları
yalanını en iyi Coşkun Büktel biliyordu. Onlar, dergi için açılan
bürolar değil H. Hilmi Bulunmaz’ın altın ticareti yaptığı şirket
bürolarıydı. O illerin bir kısmında amatör tiyatro bile bulmak pek
olanaklı değildi ama olsun zengin göstersin yeterdi mesele. Bu yalan
ise Hilmi Bulunmaz’ın yalanı olduğu için Büktel’i hiç ama hiç
ilgilendirmedi. En küçük açık karşısında onlarca sayfa yazan Büktel
kör, sağır ve dilsizdi artık. Mesele Theope olmadığı sürece.
Daha fazla uzatmayacağım. Her
ikisini de Türk tabiplerine havale ediyorum.
Mustafa Demirkanlı / 18 Nisan 2007
COŞKUN BÜKTEL'İN
EDİTÖR DEĞERLENDİRMESİ:
Önce Hilmi Bulunmaz'ın cevabını buraya
aktaracak, sonra Bulunmaz'ın bıraktığı boşlukları tamamlayacak ya da
bazı noktaları kendi üslubumla da vurgulayacağım. Ama madem ki
Demirkanlı, arkadaşlarımın cevap haklarını sitesinde kullandırmamak
için, "bu insanlık dışı
tavırlarla daha fazla ilgilenmeyeceğim."
ayaklarına yatarak, iftirayı
atıp suç mahallinden cızlamı çekmeyi tercih ediyor, "bana" sataşarak
"kendisinin" başlattığı tartışmadan Hilmi'yi bahane ederek kaçıyor
ve ("daha söyleyecek çok şeyim vardı ama..." pozlarına rağmen artık
eteğindeki bütün taşları dökmüş bulunuyor; öyleyse, artık bir saniye
beklemeksizin açıklayabilirim: Hilmi'nin ölüler ya da ölmek üzere
olanlar hakkında yazdıklarını hiçbir zaman onaylamadığım gibi, her
defasında da eleştirdim. Ama Hilmi, artık nasıl bir "mürid"(!) ise,
bu konuda bildiğini okumaya devam etti. Kendi savunmasını kendince
yapar, bu konuda onu savunacak ya da yanında yer alacak değilim. (Demirkanlı'nın
sandığı gibi göbek bağımız birlikte kesilmedi.) Demirkanlı'nın
söylediği diğer bütün konular, iler tutar yanı olmayan deli saçması
iftiralardır. O konularda Hilmi'nin yanındayım ve Hilmi'nin
açıklamalarından sonra Demirkanlı'ya benim de birkaç çift lafım
olacak. Bekleyin, çok ağır konuşacağım!
Coşkun Büktel/ 18 Nisan 2007
DEMİRKANLI'YA, BİR KEZ
DAHA,
"SON" OLMASINI
UMDUĞUM CEVAP
Coşkun Büktel
Mustafa Demirkanlı'nın
H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)
ve
H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)
başlıklı iki bölümlük suçlama
yazısını, (her iki bölümün sonlarına eklediğim birer editör
değerlendirmesiyle) coskunbuktel.com'da yayınlamıştım.
Demirkanlı'nın o yazılarda Hilmi Bulunmaz üzerinden bana suçlama
yöneltmesi, beni hiç şaşırtmamıştı. (Çünkü zaten, Hilmi Bulunmaz'a,
bütün bu tartışmaların başlamasından aylar önce, dikkatli olmasını,
beni eleştiremeyenlerin, beni "onun" üzerinden vurmaya
kalkabileceklerini söylemiş, Bulunmaz'a "Benim Aşil topuğum olma!"
demiştim.)
Demirkanlı'nın ikinci yazısının sonuna yazdığım
"Editör değerlendirmesi" kısaydı. Bu değerlendirmemde, Bulunmaz'ın
yanıtlamasından sonra gerek görürsem, Demirkanlı'yı kendim de
yanıtlayabileceğimi söylemiştim.
Bu arada,
"Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi" başlığı altında,
bir yazı serisi başlatan Hilmi Bulunmaz, benim bu satırları yazdığım
şu an'a dek (24 Nisan 2007, 11.50) bu seriyi de, 9 rakamına
ulaştırdı. Bulunmaz, "Kirli Çamaşırlar" serisinde, Demirkanlı'nın
bir takım eski yazılarını "hiç kısaltmadan" yayınlayarak,
Demirkanlı'nın eskiden söyledikleriyle bugün söyledikleri arasındaki
tutarsızlıkları sergiliyor.
Bulunmaz'ın sergilediği "kirli çamaşırlar"
arasında bence en ilginç olanı, serinin üç numaralı kirli
çamaşırıydı (Tıklayınız:
"Demirkanlı Ölünün Arkasından Yazıyor").
Hilmi Bulunmaz, linkini verdiğimiz o kirli çamaşır sayfasında, (bugün Bulunmaz'ı ölülerin ardından kötü konuşmakla suçlayan)
Mustafa Demirkanlı'nın
eski bir yazısını "tümüyle" aktarıyor ve onun Recep Bilginer'in
ölümü sonrasında Bilginer'i nasıl suçladığını belgeliyordu.
Bugün
Bulunmaz'ı ölüye saygısızlıkla suçlayan Demirkanlı, Recep Bilginer
öldüğünde, bu yaşlı başlı koskoca yazarı başkalarının piyonu olarak
takdim edebilmiş, Bilginer'in ardından şu dedikoduları üretebilmişti:
Dernek seçimi
ve Yönetim Kurulu mahkeme kararıyla iptal edildi, yine de
yasal yönetime devretmedi derneği,
derneğin anahtarını ve defterlerini
yanından hiç ayırmadı.
Oyunları oynanmıyor diye
Cumhurbaşkanı’na bile şikâyet etti Devlet Tiyatroları’nı.
Oyun yazarlığına çok zarar verdi ve gitti,
(Altını ben çizdim. CB.) anahtarlarıyla ve dernek
defterleriyle birlikte.
(...)
Recep Abi’nin
bu rahatlığı, ölümünün ardından bunları yazmama cesaret verdi,
başka şeyler yazsam ikiyüzlülük
yapmış olurdum,
sanırım o da istemezdi bunu.
(Bakınız: Bulunmaz,
"Demirkanlı Ölünün Arkasından Yazıyor".
Orijinal kaynak için bakınız:
Demirkanlı,
"Acı Üstüne Acı".)
Mustafa Demirkanlı ölünün ardından suçlama
yapınca, "aferin!" demek zorundayız. Çünkü mazereti var: "Başka
şeyler yazsam ikiyüzlülük
yapmış olurdum".
Peki, Hilmi
Bulunmaz, ölünün ardından, ikiyüzlülük yapmış olmamak için, gerçek
düşüncelerini yazarsa, ona da "aferin!" diyecek miyiz? Hayır.
Bulunmaz için şunları diyeceğiz:
Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir
sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından
konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç
konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu
pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra
konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır.
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
"Kendi" sözleri, "kendi" yazdıklarıyla
kanıtladığımız üzere, Demirkanlı, yalnızca yalancı değil, aynı
zamanda tutarsızlığın ve "çifte standardın" klasik olmayı hak edecek
en iğrenç örneklerini sunan bir samimiyetsizlik abidesidir.
Demirkanlı hakkındaki her yazımda, Demirkanlı'nın "somut" (iki kere
iki dört gibi "somut") yalanlarını sergilemeyi adet edindiğime göre,
bu yazımda da geleneği bozacak değilim. Ben Demirkanlı'nın
arkadaşlarının değil, Demirkanlı'nın öz be öz kendisinin yalanlarını
kanıtlıyorum ve öyle trıçkadan "laflarla" (kanıta muhtaç
kanıtlarla, "iddialarla") değil, Demirkanlı'nın öz be öz kendi sözleriyle
kanıtlıyorum. İşte bu yazımdaki örnek:
Hilmi Bulunmaz, Zeki Göker'in ölümü ardından Göker
hakkında bir yazı yazmış, Göker'i nefretle anmıştı. (Ölenlerin ardından nefretle
konuşmasını her defasında kınadığım Hilmi Bulunmaz'ın Göker'e karşı nefretinin oldukça haklı nedenlerini anlamak için tıklayınız: Hilmi
Bulunmaz,
"Mum'dan Bir Yaprak: Ben Tiyatrocuyum,
Soyarım" ve
"Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?")
Ölüye saygı konusunda kendi sicilinin de hiç
parlak olmadığını yukarıda kanıtladığımız Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
başlıklı yazısında, Bulunmaz'a demediğini bırakmıyor, Zeki Göker'in
ölüsüne saygısızlık ettiği için, Bulunmaz hakkında ağzına geleni
söylemekten kaçınmıyordu. Demirkanlı, söz konusu yazısında, önce
Bulunmaz'dan şu satırları aktarıyordu:
Bürütüs öldü!..
Türkiye tiyatrosunu
hançerleyen insanlardan biri olan Zeki Göker öldü. Sol adına tiyatro
yaptığını iddia eden ve ne denli solculuğa aykırılık varsa,
hiçbirini aksatmadan yerine getiren Göker’den kurtulduğumuza
sevindiğimi dile getirmek durumundayım… (Perşembe, 21 Aralık 2006)
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
Demirkanlı, Bulunmaz'ın
"Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?"
başlıklı yazısından aktardığı yukarıdaki satırlara şu yorumu
getiriyordu:
(Zeki Göker’in ardından da bu
girişli yazıyı yazmıştı, neden sağlığında yazmayıp da öldükten sonra
yazdığının gerekçesini ise aşağıdaki yazıda açıklıyordu.
Bürütüs'ün ölümüne neden
sevindim?
http://bulunmaztiyatro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=248&Itemid=39
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
Yukarıdaki alıntıya çok dikkat edin: Demirkanlı,
Bulunmaz'ın, "ölülerin ardından konuşan, yüzlerine konuşamayan bir
korkak" olduğuna, okurları inandırmak istiyor. Okurları bu yargısına inandırmak,
inandırıcı olabilmek için kaynak
gösteriyor. Hatta kaynağın linkini bile veriyor. Hem de son günlere kadar hiç yapmadığı bir şey yapıp, Bulunmaz sitesinin ana sayfasına değil,
Bulunmaz'ın ilgili
yazısına (yani kaynağın kendisine) "direkt" link veriyor.
(Daha önce yaptığı gibi ana sayfaya link verip, okurlara, kaynak
istiyorsanız gidin orada arayıp bulun, demiyor.) Kısacası,
Demirkanlı, Bulunmaz'ın ölü ardından konuşan bir korkak olduğu
tezini inandırıcı kılmak için, sansürcü alışkanlıklarını bir kenara
koyup, uygar, demokrat ve bilimsel bir "görünüm" sunuyor. Anahtar
kelime, o işte: "Görünüm".
Bütün bunlar yalnızca bir "görünüm". Demirkanlı,
kendisini sansürcülükle suçlayan Büktel'in ve Bulunmaz'ın
karşısında, kaynak gösterir, link verir gibi yaparken, aslında
yalnızca "görüntüyü kurtarmaya" çalışıyor. Kaynak gösteriyor,
kaynağa "direkt" link veriyor ama link adresinin hemen ardından şu
cümleyi kuruyor:
Uzun uzun kazık yediğini
anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir.
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
Demirkanlı'nın ne yapmaya çalıştığını anladınız
mı? Hem okurların güvenini kazanmak için link veriyor, hem de, link
verdiği yazıyı uzun, sıkıcı ve önemsiz göstererek, okurların yazıyı
okumasını engellemeye çalışıyor. Peki, niye engellemeye çalışıyor? O
yazıda, okurların görmesini istemediği bir şey mi var? Elbette!...
Elbette var! Bulunmaz'ın yazısındaki o şeyi, Demirkanlı'nın
okurlardan saklamaya çalıştığı o şeyi, göstereceğiz. Ama
Demirkanlı'nın o şeyi okurlardan hangi nedenle saklamaya çalıştığını
açıklayabilmemiz için, önce Demirkanlı yazısından yaptığımız aktarmayı
(baştan beri ve yine, aradan bir tek cümle/bir tek kelime çıkarmaksızın) son bir
defa daha sürdürmemiz gerekiyor:
Gerekçesi ise şuymuş: “Not:
Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal nedeni, Zeki
Göker’in zehrini kimseye akıtma olasılığının kalmamasıydı…”
Ama, gerçekten Zeki Göker zehir
akıtıyorsa, öldükten sonra hiç şansı kalmamıştı, ama bu ahlaksız,
ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar
insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini
savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.
Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir
sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından
konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç
konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu
pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra
konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır. Bu adamdır Coşkun Büktel’in
en yakın dostu, yayıncı kankasıdır, sitelerinde birbirlerini
pohpohlayıp dururlar.
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz için ne diyor? "bu
ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak
kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini
savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz."
diyor.
Peki Demirkanlı, Bulunmaz'a "ahlaksız...
insanlıktan nasibini almamış biri... terbiyesiz" diye
küfrederken, bu küfürlerini hangi somut gerekçeye dayandırıyor? Şu
somut gerekçeye: "ölümü
bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş
olmalı". Peki, Demirkanlı, Bulunmaz'ın, böyle düşündüğünü (yani
"ölümü
bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye"
düşündüğünü) nereden biliyor? Nereden olacak, kaynak gösterdiği ve
link verdiği (ama uzun, sıkıcı ve önemsiz olduğunu da belirttiği)
Bulunmaz yazısından biliyor.
Oysa Demirkanlı'nın link
verdikten sonra, "Uzun uzun kazık yediğini
anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir"
diyerek okurların dikkatinden kaçırmaya çalıştığı
"Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?"
başlıklı
o yazı önemli. Hele
yazının sonundaki notlar bölümü, şu an tartıştığımız konu bakımından
çok daha önemli; bakın, yazısının sonundaki notlar bölümünde, Hilmi Bulunmaz ne
diyor:
Not: Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek
değinmememizin asal nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma
olasılığının kalmamasıydı…
Önemli not: anlattığımız durumları, bir biçimde, bir yerlerde
yazdık. Örnekse bakınız; MuM Kültür-Sanat Dergisi… (Altını
ben çizdim CB)
Çok önemli not: ölünceye dek, Zeki ve diğer zekilerin yaptıklarını
irdeleyecek, “piyasaya” süreceğim!..
Çok çok önemli not: ABT oyuncusu Kanat Güner neden altın vuruşla
intihar etti?!.
(Bakınız: Hilmi Bulunmaz,
"Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?")
Altını çizdiğim satırlarda Hilmi Bulunmaz ne
diyor? Zeki Göker'den yediği kazıkları ve o yazıda Göker'e yönelik
suçlamalarını daha önce de bir yerlerde yazdığını söylüyor. Nerede
yazmış? Mum dergisinde.
Mum dergisi, Hilmi Bulunmaz'ın Ekim 1994 ile
Haziran 1998 arasında, 26 sayı çıkardığı bir dergi. Hilmi Bulunmaz,
Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum,
Soyarım" başlıklı yazısını, Mum'un Ekim 1994 tarihli daha ilk
sayısında yayınlamış. (Bulunmaz bu yazıyı daha sonra internet
sitesinde de yayınladı. Bakınız:
"Mum'dan Bir Yaprak: Ben Tiyatrocuyum,
Soyarım".)
Peki Hilmi Bulunmaz Ekim 1994 tarihli Mum'da
Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum,
Soyarım" başlıklı yazısını yazdığında, Zeki Göker hayatta mıydı?
Hayattaydı.
Oysa Mustafa Demirkanlı, Bulunmaz'ın, Zeki
Göker'i suçlamak için Göker'in ölmesini beklediğini, kendini
savunamaz duruma gelmesini beklediğini söylüyor:
(...) bu ahlaksız, ölümü bekleyip
ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini
almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş
olmalı… terbiyesiz.
Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir
sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından
konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç
konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu
pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra
konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır.
Sanırım, asıl alçağın, asıl pespayenin, asıl
yalancının kim olduğu, iki kere iki dört kadar açıkça anlaşıldı.
Demirkanlı, Bulunmaz'ın Zeki Göker'e ilişkin
suçlamalarını, Mum dergisinde de yayınladığını (yani Bulunmaz'ın
Göker'i yalnızca ölümünden sonra değil, ölümünden önce de
suçladığını) biliyor ama Bulunmaz'a yukarıdaki iftiraları
yöneltebilmek için Bulunmaz'ın o açıklamasını bilmezden/görmezden
geliyor ve okurların da bilememesi/görememesi için, Bulunmaz'ın
yazısının uzun ve sıkıcı olduğunu söylüyor. Bulunmaz, ben bu
suçlamaları Zeki Göker ölmeden önce de yaptım diye "özellikle" not
düşüyor. Ama Demirkanlı, o nota hiç aldırmadan, Bulunmaz'ı Zeki
Göker'in ölmesini ve kendini savunamaz hale gelmesini "beklemekle"
suçluyor ve aynı Demirkanlı, kendisinin ürettiği bu yalana dayanarak
Bulunmaz'ın ne alçaklığını ne pespayeliğini bırakıyor. Üstelik yine
aynı Demirkanlı, yaptığı bu iğrenç şerefsizliğin ardından, bir de
kalkmış, yazısını şu ifadelerle bitiriyor:
"artık bu konuda tek laf etmeyi
istemiyorum. İğreniyorum çünkü. (...)
Daha fazla
uzatmayacağım. Her ikisini de Türk tabiplerine havale ediyorum.
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)"
Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları
bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki
taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin
iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara
bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona
bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri.
Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi)
"kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i
suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu
iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret.
Bir insanın, yalnızca, "Burak Caney'i ait
olduğu yere, sanal mezarlığa gömdük" cümlesini (bir sürü karşı
kanıta rağmen) yeterli kanıt sayarak ve kanıta muhtaç bu salakça
kanıta dayanarak; o cümleyi kurmuş olan insanı (Hilmi Bulunmaz'ı) "hacker"
olmakla suçlaması için, belki hukuk nedir bilmeyen bir salak olması
yetebilirdi; ama Bulunmaz'ı "hacker" sayan o salağın,
Bulunmaz'la arkadaş olan (dürüstlüğüyle maruf) Coşkun Büktel'in de "hacker"
olduğunu ilan edebilmesi için, yalnızca salak olması yetmezdi;
Mustafa Demirkanlı kadar insanlıktan nasipsiz, ahlaksız, yalancı,
pespaye ve alçak olması da gerekirdi/gerekti.
Demirkanlı, umarım sözünü tutar ve bundan böyle
(ismimi vererek ya da vermeden veya kendisi başka bir isim ardına
gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden kurtulduğu halde aylardır bir
tek yazı yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi kalkmadığı için "hacklendim"
numarasına yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs Burak Caney'i
tekrar devreye sokarak) bana sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer
kalkışırsa, ona cevap vermek için bir şartım var: Önce, belgelediğim
tüm yalanları için (tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi
anladım, aslında şöyle demek istemiştim tarzında önemsizleştirme
gayretine girmeden) açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da
özür dileyecek. Yoksa (Burak Caney'i asla cevaplamadığım gibi) artık
Demirkanlı'yı da cevaplamam.
Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç saniyede
uydurduğu kasıtlı yalanları çürütmek için, günlerce kanıt belge
toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon içinde
okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak
zorunda değilim.
Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki
yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu hâlâ anlamayanlar
kaldıysa, anlamak istemiyorlar demektir.
Coşkun Büktel / 24 Nisan 2007
Not: Sitesinde Büktel'i
suçlayan Demirkanlı'nın suçlamalarını ben coskunbuktel.com'da, "ana
sayfanın baş köşesinden anons ederek", yayınladım. Bakalım
Demirkanlı, benim bu cevap yazımı sitesinde yayınlayabilecek mi?
Güncel Not:
Okurlar, kimin iğrenç olduğuna karar
vermeden önce, kendilerine şu soruyu da sormalı: Acaba Coşkun Büktel,
Demirkanlı'nın kendisiyle ilgili yazdığı her satırı coskunbuktel.com
okurlarına iletmekten çekinmediği halde; Demirkanlı, Büktel'in,
örneğin, yukarıdaki cevabını, okurlarından niçin saklamak zorunda
kaldı? (28 Nisan 2007)
coskunbuktel.com'dan okurlara "bonus":
BÜKTEL/DEMİRKANLI /BULUNMAZ POLEMİĞİ
(Eskiden yeniye
doğru tarih sırasıyla)
MUSTAFA DEMİRKANLI'YA YANIT: COŞKUN BÜKTEL'E
SANATSEVERLER DEĞİL, ANCAK SANATSAVARLAR YALANCI DİYEBİLİR
COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE
TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR
önemli
COŞKUN BÜKTEL
ARTIK
SIKINTI VERMEYE BAŞLADIN COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA SON (OLMASINI UMDUĞUM) CEVAP
COŞKUN
BÜKTEL
COŞKUN
BÜKTEL'İ ANLAMAK...
MUSTAFA DEMİRKANLI
KİM DEĞİŞTİ?
COŞKUN BÜKTEL
H. HİLMİ
BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(1)
MUSTAFA DEMİRKANLI
H. HİLMİ BULUNMAZ VE
COŞKUN
BÜKTEL(2 VE SON)
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI
UMDUĞUM CEVAP
COŞKUN BÜKTEL
HAY ALLAH
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI, YALANLARINI SÜRDÜRÜYOR
HİLMİ BULUNMAZ
VEKALET DÖNEMİ
MUSTAFA DEMİRKANLI
YALANI YALANLA
ÖRTMEK
HİLMİ BULUNMAZ
(Yukarıdaki başlığı taşıyan yazı,
tiyatrom.com'da yayınlanması için, 2 Ağustos 2007'nin ilk
dakikalarında ―tam olarak, saat
00.29'da― A. Ertuğrul Timur'a
gönderilmiş, henüz/hâlâ yayınlanmamıştır. Büyük ihtimalle,
Bulunmaz'ın önceki yazısı gibi, cevabıyla aynı anda yayınlanacaktır.
GÜNCELLEME: tiyatrom.com'un sahibi A.
Ertuğrul Timur, Bulunmaz'ın "Yalanı Yalanla Örtmek" yazısını sansür
etmiş, asla yayınlamamıştır.)
YALANI YALANLA ÖRTMEK
HİLMİ BULUNMAZ
KIVIRTMA COŞKUN
MUSTAFA DEMİRKANLI
SKANDAL KONUSUNDA MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN
İFTİRALARINI HİLMİ BULUNMAZ NASIL YANITLADI?
BULUNMAZ / DEMİRKANLI
COŞKUN BÜKTEL BULAŞMA, İŞİNE BAK!
MUSTAFA DEMİRKANLI
İŞ YAPAN, BULAŞIR!
HİLMİ BULUNMAZ
|