Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 
BÜKTEL'İN GÖR DEDİĞİ  DEMİRKANLI YALANLARI
 
(Link yazısı)
 

 

 

 

GÜNCELLEME (19 Mart 2008): Metnin altına bir "not" bölümü ekledim.

 

 

Demirkanlı yalan ve iftirayı "komik" bulmaya kalkmasın diye, ben Limousine vermiyorum (CB):

 

DEMİRKANLI BİLE BİLE YALAN SÖYLEYEN ADİ BİR İFTİRACIDIR!

 

 

"Kanımı dondurmuştu, çok sevdiğim Mehmet Ağabey buna layık mıydı? Lale Oraloğlu bu sözleri hak edecek ne yapmıştı? H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1) başlıklı yazıyı yayımladıktan sonra ne oldu dersiniz?

 

Aynı yazıları alıp tekrar birinci sayfasına taşıdı. Artık her adımlarını birlikte atan Coşkun’dan da tek satır tepki gelmedi tabii arkadaşına, dürüstlüğüyle maruf Büktel üç maymunu oynamaya başladı."

 

(Mustafa Demirkanlı'nın 19 Mart 2008 tarihli "Ulvi Alacakaptan'a..." başlıklı son yazısından.)

 

Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz'ı, ölen sanatçıların cenaze töreni ardından onlar hakkında kem sözler etmekle suçluyor. Benim de bu tutumu üç maymun gibi görmezden gelerek onayladığımı belirtiyor ve Coşkun’dan da tek satır tepki gelmedi diyor.

 

Oysa, benim bu konuda Hilmi Bulunmaz'a tepki gösterdiğimi ve bu tepkimi yazarak da ifade ettiğimi en iyi bilen kişilerden biri Mustafa Demirkanlı'dır. Demirkanlı, bile bile yalan söylüyor, düpedüz iftira atıyor. İşte kanıtı:

 

(...) Hilmi'nin ölüler ya da ölmek üzere olanlar hakkında yazdıklarını hiçbir zaman onaylamadığım gibi, her defasında da eleştirdim. Ama Hilmi, artık nasıl bir "mürid"(!) ise, bu konuda bildiğini okumaya devam etti. Kendi savunmasını kendince yapar, bu konuda onu savunacak ya da yanında yer alacak değilim. (Demirkanlı'nın sandığı gibi göbek bağımız birlikte kesilmedi.) Demirkanlı'nın söylediği diğer bütün konular, iler tutar yanı olmayan deli saçması iftiralardır. O konularda Hilmi'nin yanındayım ve Hilmi'nin açıklamalarından sonra Demirkanlı'ya benim de birkaç çift lafım olacak. Bekleyin, çok ağır konuşacağım!

 

(Kaynak: "Coşkun Büktel'in editör değerlendirmesi". Tarih: 18 Nisan 2007. Not: Bu değerlendirme, Demirkanlı'nın "H. HİLMİ BULUNMAZ ve COŞKUN BÜKTEL (2 ve son)" başlıklı yazısının, sitemizde "aynen" aktarılmış versiyonunun hemen altında yer almaktadır. Sansürcü Demirkanlı, tabii ki, bizim değerlendirmemize, kendi sitesinde yer vermemiştir.)

 

Bu arada, "ölülerin ardından kem söz etmek" bahsinde Demirkanlı'nın sicili de hiç parlak değildir. Eğer utanma yeteneği olsaydı, Demirkanlı, Bulunmaz'ı "ölülerin ardından kem söz etmekle" suçlamadan önce, kendisinin Recep Bilginer'in ardından neler yazdığını mutlaka hatırlar ve mutlaka utanırdı. Ben, ölüler konusunda, o zamanlar, yalnızca Hilmi Bulunmaz'ı değil, Demirkanlı'yı da (ve çifte standardı yüzünden çok daha sert olarak)  eleştirmiştim. (Bakınız: Büktel, "Demirkanlı'ya bir kez daha son olmasını umduğum cevap".  

 

 

Coşkun Büktel /  19 Mart 2008

 

Not: Demirkanlı'nın yukarıda teşhir ettiğim klasik yalanı Bulunmaz ve Büktel'e karşı açılan facebook imza kampanyasının iftira metninde de (hem de en baş köşede) yer almış, metnin ilk paragraflarında tekil yüklem kullanılırken, daha sonra ani bir hokus pokusla çoğul yükleme geçilerek, ölülerin ardından kem söz etme tutumu Büktel'e de mal edilmiştir. Birtakım facepayeler ise o metindeki bu ve bundan daha vahim ve bunun kadar apaçık belgelenmiş diğer iftiraları, örneğin, Özdemir Nutku'nun Büktel'e değil de, Büktel'in Nutku'ya iftira attığı şeklindeki apaçık yalanı (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı") "gerçek adlarıyla" onaylamaktan çekinmemiştir. (Bakınız: Bulunmaz, "Bir İftiranın Bataklık Anatomisi")

 

İşte facebook'ta imzaya açılan ve bazı facepayelerin "gerçek adlarıyla" imzaladığı, iftira metni:

 

Baykal Saran,
Lale Oraloğlu,
İsmail Dümbüllü,
Mehmet Akan,
Zeki Göker...
Her biri kendi alanında tiyatromuzun bir çınarı..
Kendisi bir hiç olmanın kıvranışı ve kompleksiyle yaşlanmış Hilmi Bulunmaz tüm bu değerli isimlerimize kimi hastanede yoğun bakımdayken , kimi can çekişirken, kimi henüz toprağa verilmeden ağır sözler sarf edip kin ve nefret kusuyordu. 

Baykal Saran'ın tabutunun altına "Halkın uyutulması için, bir ninni kutusu olarak işlev gören televizyona kan taşıyarak, can veren kişilerden" yazabiliyor,

Lale Oraloğlu yoğun bakımda ölümü yenmeye çalışırken onun ölüm haberini bir muştu gibi beklediğini ifade edecek sözlerle kralın dalkavuğu, burjuvazinin hizmetçisinin ölüm haberi gelecek diyebiliyor,

Mehmet Akan' yoğun bakımda yaşam mücadelesi verip tüm Türkiye ağlarken Hilmi Bulunmaz onu çoktan ölmüş bir ceset olarak haber yapabiliyordu.

Zeki Göker'in ölümünün ardından "Brütüs gitti" deyip yaşarken de öldüğünde de onu bir hırsız olarak nitelendirdiği için gururlanabiliyordu.

Tür tiyatrosunun tarihi değeri İsmail Dümbüllüyü ise Ortaçağ feodalizminin değeri saydığı ortaoyununa hizmet ettiği için hayata yenik düşmüş ilan edebiliyordu.

Türk tiyatrosunun başında bir akbaba gibi ölümleri bekleyip hastanede yaşam mücadelesi veren, yada henüz toprağa kavuşmamış tabuttaki sanatçılar için ağır sözler edebilen Hilmi Bulunmaz sadece tiyatronun , tiyatroseverin değil tüm insanlığın lanetlemesini hak etmiş bir insan düşmanı olduğunu adeta kanıtlamaya çalışıyordu!

Kaybettiğimiz sanatçılarımıza bunları yapan yaşayanlar için neler demiyordu ki.. Tiyatro yayıncılarını ve tiyatro sanatçılarını O... Ç... diye nitelendirebiliyor bunu yazıyla yetinmeyip özel videolar çekip internette yayınlıyorlardı

Prof. Özdemir Nutku'ya bıkmadan usanmadan iftiralar atabiliyor Tuncer Cücenoğlu'na ağır sözler sarf edebiliyor
TV de oynayan sanatçılara küfürlere varan eleştirilerde bulunabiliyor En ufak bir karşı yazı yazanı canından bezdirecek psikolojik baskılara girişebiliyorlar.

ARTIK YETER!
TİYATRO DÜNYASI ARTIK YETER DEDİ VE BU İKİ KİŞİNİN ÇAMUR DERYASINA DÖNMÜŞ SİTESİNİ KAPATTIRMAK GEREKEN ADLİ SORUŞTURMALARI BAŞLATMAK İÇİN HAREKETE GEÇTİ.
SİZİ DE BU PROTESTOYA KATILARAK TİYATROCULARIMIZA GÜÇ VERMEYE DAVET EDİYORUZ..

GENİŞ BİLGİ İÇİN

http://www.tiyatrooyun.org/ozel.html

ARTIK BU SALDIRILARIN DOZU DA ARTTI VE RESMEN AÇIKÇA NET BİR ŞEKİLDE ANNLERİNE VARAN KÜFÜRLER SÖZVGÜLERE DEK VARDI.
ARTIK BUNLARA DUR DEMENİN PROTESTO ETMENİN TİYATRO DÜNYASININ SAYGIN İSİMLERİNİN ARKASINDA OLMANIN ZAMANI DEĞİL Mİ SİZCE DE ?
KATILIN TİYATROYA VE TİYATROCULARA SEVGİMİZLE BU AŞAĞILIK İNSANLARI BOĞALIM

 (Kaynak: Facebook.)

BAKINIZ:

"Bildiriden imzasını çekenler, 'haberim bile yok' diyenler"

 

 

 
ARŞİV / 27 MART 2001

Reklam alamadığı

dönemlerde

o da herkesi eleştirirdi:

Demirkanlı'dan, 

Tuncer Cücenoğlu,

Refik Erduran ve Recep Bilginer'e Dedikodu Formatında, Asılsız İspatsız (veya İspatı Demirkanlı'dan Menkul) Hakaretler!

"Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep Bilginer gibi resmi yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş, Ankara koridorlarının yollarını ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ 'Koskoca Bakan' dediği siyasileri tanımış, deyim yerindeyse el ense olmuş bu zatlar ortalıkta dolaşırken, gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar karşısında, göreve gelen siyasiler de ortalıkta sürekli bunları gördüğü için, Türk tiyatrosunu bunların temsil ettiğini sandılar hep. Onların bir suçu yok.
 
"Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları. Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya başlarken; 'Yarın bakanla sabah kahvaltısı yapacağım, senin sorunları anlatırım, çözeriz', 'Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim sizin tiyatroya özel önem verir.', 'Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.' gibi cümlelerle durdurdular insanları, insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve korktular. Yıllarca."

(KAYNAK: Demirkanlı, "Dünyanın Bütün Sahnelerinde Tiyatronun Evrensel Dostluk Ve Barış Çağrıları")

NOT: Demirkanlı, Coşkun Büktel'i (ve Feridun Çetinkaya'yı) daha 2001 yılında "cevap hakkı istiyorsanız mahkemeye gidin!" diyerek sansür ettiği için; belli ki, Cücenoğlu, Erduran ve Bilginer gibi yazarları Büktel'in de (hem de Demirkanlı'dan çok önce) korkusuzca ama "belgelere dayanır biçimde" eleştiren kitaplarını ("Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" 1998, "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı" 2001) görmezden gelmeyi tercih ediyor ve "Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları" diye, hiçbir araştırma yapmaksızın, asılsız ispatsız "sallayarak", okurlarını, "bunlardan" korkmayan tek kişinin kendisi olduğuna inandırmaya çalışıyor.

NOT 2: Bilindiği üzere, Demirkanlı, 2001 yılında, siyasilerle "deyim yerindeyse el ense olmuş" olmakla suçladığı Tuncer Cücenoğlu'yla, bugün kendisi "deyim yerindeyse el ense olmuş",  2001 yılında "gammaz" olmakla suçladığı Cücenoğlu'yu bugün dergisinin "editörler kurulu"na dahil etmiş ve Cücenoğlu'yla birlikte ikisi, Büktel ve Bulunmaz'a karşı linç kampanyasının suç ortakları ve en azılı kışkırtıcıları olmuşlardır.

Demirkanlı ve dergisini reklam adı altında devlet sadakasıyla besleyen DT genel müdürü Lemi Bilgin ile DT İstanbul müdürü Osman Wöber  arasındaki, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkilere dair bir enstantane...

Hemen her sayısı gecikmeli olarak basılıp dağıtılan dergisinde, reklam olarak verilen DT programlarını, genellikle programların sona erdiği tarihten sonra, bir başka deyişle "iş işten geçtikten sonra" yayınlaması yüzünden, sık sık Hilmi Bulunmaz'ın eleştirilerine hedef olan Mustafa Demirkanlı, her şeye rağmen, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkileri sayesinde,(Bulunmaz'ın deyişiyle söylersek) "arka kapağını Lemi Bilgin'e vermeye devam ediyor."

 

Demirkanlı'nın (yalnızca Büktel, Bulunmaz ve Çetinkaya'ya ilişkin) diğer yalanları için bakınız:

 

 

Demirkanlı yalanları sergisi

 

 

Demirkanlı'ya (bir kez daha) son olmasını umduğum cevap

 

 

Büktel/Bulunmaz/Demirkanlı polemikleri