Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 

"JİGOLO" / "ALACAKARANLIK" ÇALINTI DAVASI

Belge 1

 

 

 

Coşkun Büktel tarafından kaleme alınan bu haber metni, farklı biçimlerde işlenerek ve kısaltılarak Cumhuriyet (28 Nisan 2004), Zaman (Pazar Eki, 2 Mayıs 2004) ve Evrensel (12 Mayıs 2004) gazetelerinde yayınlanmıştır.

 

Mart-Nisan-Mayıs 2004 tarihli Antrakt sinema dergisinde  ise, aşağıdaki metin aynen yer almış, metnin yer aldığı 14. sayfanın karşısına da "Jigolo" / "Alacakaranlık" davasının ikinci belgesi ("Jigolo" senaryosunun davayı ilgilendiren sahnesi) eklenmiştir.

 

 

 

 

 

“Alacakaranlık”a

intihal (çalıntı) suçlaması!

 

Uğur Yücel’in oyuncu ve (Alican Yücel takma adıyla)

senaryo yazarı olarak görev aldığı “Alacakaranlık” adlı dizinin

bazı sahneleri ile, tiyatro yazarı Coşkun Büktel’in, 2000 yılında yazdığı

“Jigolo” adlı film senaryosunun bazı sahneleri, çarpıcı benzerlikler taşıdığı gerekçesiyle

“Jigolo”nun yazarı Coşkun Büktel, “Alacakaranlık”ın,

yapımcı, yönetmen ve senaristleri aleyhine, haksız iktibas

 suçlamasıyla, İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi’nde

tazminat davası açtı.

 

 

 

Senaryosunun noter tescilini 2000 yılında yaptırdığını belirten Coşkun Büktel, “Jigolo”yla ilgili olarak şunları söylüyor:

Tescilli olduğu için senaryomu hiç çekinmeden her yere göndermiş ve herkese okutmuşum. Sinan Çetin, Atıf Yılmaz, Ömer Kavur, Mehmet Soyarslan, Hamdi Alkan, Ezel Akay, Durul Taylan ve Yağmur Taylan gibi pek çok sinemacı, “Jigolo” adlı senaryomu yıllar önce okumuşlardı.

Benim senaryomda, sevdiği erkeğin adını memesine dövme olarak kazıyan ve sonra bir başka erkek yüzünden bu dövmeyi “dağlayarak” silmek zorunda kalan bir kız vardır. (Bakınız: "Jigolo" senaryosunun davayı ilgilendiren sahnesi.) Benim senaryomda altı sayfalık bir bölüm oluşturan bu dövme hikayesi, “Alacakaranlık” dizisinin kahramanlarına uyarlanmış ve sakız gibi uzatılarak, yozlaştırılarak, sekiz hafta sürdürülmüş ve hâlâ da neticelendirilmemiştir. “Alacakaranlık”a uyarlanan o altı sayfalık sahne, “Jigolo”nun en yaratıcı, en özgün sahnesidir; senaryomun “kremasıdır” ve tümüyle benim yazarlığımın özelliklerini taşır.

Pahalı bir prodüksiyon gerektirdiği için koşulların olgunlaşmasını bekleyen “Jigolo” adlı senaryom, yarın öbür gün  filme çekildiğinde, o dövme sahnesini seyreden insanların beni takdir etmek yerine, benim için “Alacakaranlık’tan çalmış, aşağılık herif!” demelerini istemiyorum. Bu nedenle olayı kamuoyuna duyurmayı gerekli gördüm ve söz konusu dizinin yapımcı, yönetmen ve senaristlerini 50 milyar TL maddi ve 50 milyar TL manevi tazminat talebiyle mahkemeye verdim.

Coşkun Büktel, “Jigolo” ile “Alacakaranlık” arasında tıpa tıp aynı olan “somut” durumları altı madde halinde şöyle sıralıyor:

 

1.        Hem senaryo hem dizide, bir kadın, koluna, omzuna, ya da alışılmış herhangi bir yerine değil, memesine dövme yaptırmıştır.

 

2.        Hem senaryo hem dizide, kadının memesine yaptırdığı bu dövme, çiçek, böcek, arı, kuş, kelebek, aslan gibi herhangi bir resim ya da desen değil; kadın tarafından sevilen bir adamın adı (ya da adının ilk harfi) dir.

 

3.        Hem senaryo hem dizide, kadını seven diğer bir erkek, kadının memesindeki bu dövmeden rahatsız olur.

 

4.        Hem senaryo hem dizide, adı dövme yapılan erkek ile dövmeden rahatsız olan erkek birbirlerini tanımakta ve birbirlerinden nefret etmektedirler.

 

5.        Hem senaryo hem dizide, memedeki dövmeden rahatsız olan erkek yüzünden, dövmedeki isim tanınmaz hale getirilir.

 

6.        Hem senaryo hem dizide, dövmedeki ismin tanınmaz kılınması için, dövmeciye veya hastaneye gidilerek normal ve sağlıklı bir işlem uygulanmak yerine; anormal, ilkel, sağlıksız ve “ızdıraplı” bir işlem uygulanır.

 

Aslında yedinci bir benzerlik daha vardır: Hem senaryo hem filmde, memesindeki dövmeyi tanınmaz kılmak için, kadının, söz konusu ilkel, sağlıksız ve ıstıraplı işlemi, “kendi eliyle” kendine uygulamış, yani kendi kendine işkence etmiş olmasıdır. Ama diziyi çekenler, bu yedinci benzerliğin gerçekleşmesini engellemek için, diziyi mantıksız kılmayı, dizide mantıksal bir boşluk yaratmayı göze almışlar, memedeki dövmenin “ıstıraplı” bir işlemle tanınmaz kılındığını gösterdikleri halde, bu işlemin kimin tarafından uygulandığı sorusunu cevapsız bırakmışlardır. Bu konuda herhangi bir görüntü veya repliğe yer vermemiş, konuyu es geçmişlerdir.

Ne var ki, dizide, dövmenin silinmesini isteyen erkek (Olgun Şimşek), dizinin bir sahnesinde kadına, ona kıyamayacağını, ona bir şey yapamayacağını söylemiş, ama sevdiği adamın (Kenan İmirzalıoğlu) leşini köpeklere parçalatabileceğini hatırlatarak, kadını tehdit etmiştir. Aynı erkek (Olgun Şimşek), kadından, memesindeki dövmeyi (ister çamaşır suyu, ister kezzap, ister jilet kullanarak) kendi elleriyle silmesini de istemiştir. Seyirci daha sonra dövmede yapılan işlem (“oynama”) sonucu kadının memesinin kan içinde kaldığını görmüştür. Dizinin hiçbir sahnesinde işlemin yapılışı gösterilmediği ve kimin yaptığı söylenmediğine göre, seyirci, normal olarak, söz konusu “ıstıraplı” işlemin, sevdiği erkek uğruna (onun öldürülmemesi için) kadın tarafından yapıldığını düşünmektedir. Bunun tersine bir durum olsaydı, kadın kahramanın taburcu edilip İzmir’e gönderilerek dizideki hikayenin mekanından uzaklaştırılmasından önce, hiç değilse bir flash-back sahneyle, işlemin yapılışı gösterilmek gerekirdi.

Yani, dizide yer alan somut kanıtların kesinlikle ortaya koyduğu üzere, dizideki kadın, tıpkı senaryodaki kadın gibi, “sevdiği erkek uğruna”, memesini dağlayarak veya keserek, kendi kendine işkence etmeyi göze almış, dövmedeki ismi tanınmaz kılan ıstıraplı işlemi “kendi eliyle” kendine uygulamıştır. Bu ıstıraplı işlemin kimin tarafından uygulandığı filmde gösterilmediği ve sözle de söylenmediği için davalı taraf başka “tuhaf” ihtimaller öne sürebilir, ama kadının bu işlemi kendi kendine uygulamış olmasından daha “sağlam” bir ihtimal gösteremez. Davalı tarafın gösteremeyeceği bir diğer şey de, dizide işlemi yapanın niçin belirsiz bırakıldığına dair “tuhaf olmayan” bir gerekçedir. Çünkü dizideki başlıca karakterlerden birinin ıstıraplı bir işlemden geçerek kanlar içinde kalmış memesini gösterip de, bu işlemi kimin yaptığını göstermemek veya söylememek, hiçbir estetik, sanatsal, mantıksal yada sinemasal gerekçeyle açıklanamaz.

“Jigolo” senaryosunun yazarı Coşkun Büktel diyor ki:

 

Belirsizlik bulunduğunu varsayarak yedinci durumu hesaba katmasak bile, yukarıda sıraladığımız diğer altı durumun altısını birden barındıran bir başka sanat eseri (film, hikaye, roman, şiir, tiyatro) yeryüzündeki hiçbir ülkede, hiçbir lisanda, hiçbir çağda bulunamaz. Böyle bir eser bulmak lotoda altıyı tutturmaktan çok daha zordur. Davalılar veya “bilirkişiler” böyle bir eser bulursa, 50 milyar lira maddi tazminat talebimden vazgeçmeye ve davalıları haksız yere rencide ettiğimi kabul ederek, onlardan talep ettiğim 50 milyar TL manevi tazminat bedelini onlara kendim ödemeye hazırım.

 

Konuyla ilgilenen hukukçular ise, şunları söylüyor:

 

Coşkun Büktel, ortaya altı somut benzerlik koyuyor. Bu durumda, kendimize ve bilirkişilere sormamız gereken ilk soru şudur: Büktel’in ortaya koyduğu bu altı benzer durumdan herhangi birinin dizi yada senaryoda var olmadığını davalı taraf iddia edebilir mi? Senaryoyu ve diziyi bilen herkes, bu soruyu “hayır” diye cevaplamak zorundadır. Hiç kimse, Büktel’in ortaya koyduğu altı benzer durumdan herhangi birinin dizi yada senaryoda var olmadığını söyleyemez. Davalı taraf da böyle bir şey söyleyemeyecektir.

Öyleyse, geriye yalnızca şu sorunun cevaplanması kalıyor: Büktel’in ortaya koyduğu benzerlikler, senaryo ve dizide bütün kahramanların iki gözü ve bir burnu bulunması, birilerinin ölüp diğerlerinin sağ kalması, yada olayların İstanbul’da geçmesi türünden benzerlikler midir? Yani bu benzerlikler, her sanat eserinde bulunabilecek, herkesin aklına gelebilecek, genel ve klişe durumlardan ibaret midir? Yani bu benzerlikler, çalıntı sayılamayacak, “orta malı” şeyler midir? Bu soruyu “evet” diye cevaplayacak olanlar, Büktel’in gösterdiği benzerliklerin altısını birden içeren “en az bir tane daha” sanat eseri gösterebilmek zorundadırlar. Bunu yapabiliyorlarsa, Büktel’in davası anında düşer. Bunu yapamıyorlarsa, yani o benzerliklerin tümünü içeren “bir tane bile” sanat eseri gösteremiyorlarsa, bu benzerliklerin her zaman rastlanan sıradan benzerlikler olduğuna ilişkin öne sürecekleri bütün tezler, lafügüzaf olmaktan öteye gidemeyecektir. Durum bu kadar somut, bu kadar basittir.

Bu durumda, Coşkun Büktel, FSEK (Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu)nun 66 ve devamı maddelerindeki haklarını kullanabilecek ve ortada bir noter tescili yani “devlet onayı” da bulunduğuna göre, senaryonun sahipliği hakkında uzun yıllar sürecek tespit araştırmalarına gerek kalmadan, dava çok kısa sürede adil bir çözüme ulaştırılacaktır.

 

Avukat Can Oğuzer (İstanbul barosu)

Avukat Yavuz Erinal (İzmir barosu)

                Avukat Ahmet Zeki Pamuk (İstanbul barosu)

                Sinema yazarı ve avukat Taner Ay (İstanbul barosu)

 

 

 

"JİGOLO" / "ALACAKARANLIK" DAVASININ BELGELERİ

 

 

"Alacakaranlık"a çalıntı suçlaması

 

“Jigolo'nun davayla ilgili sahnesi”

 

“İhtarname”

 

“Dava Dilekçesi”

 

DAVANIN DİĞER BELGELERİ YAKINDA!