Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 

BUGÜN BİRAZ ÇÖP KARIŞTIRDIK!

 

Coşkun Büktel

 

LİNÇ ÇAĞRICILARI LİNÇ KAMPANYASINI BAŞLATMADAN ÖNCE, (TEMİZ GÖRÜNEREK İNSANLARI KANDIRABİLMEK İÇİN) KURNAZLIK EDİP, BÜKTEL VE BULUNMAZ'A ETTİKLERİ KÜFÜRLERİ İNTERNETTEN SİLDİLER.

AMA BAZI KÜFÜRLER GOOGLE'IN ÖN BELLEK SAYFALARINDA HÂLÂ OKUNABİLMEKTE. BİZİM UZUN UZUN KONUŞUP DİL DÖKMEMİZE GEREK YOK! BELGELERİ KOYALIM "LİNÇÇİLER" KONUŞSUN!

 

Aşağıda verdiğimiz google linklerini test etmek için, lütfen, önce başlıkları tıklayıp "sayfaların bulunamadığını" (yani silinmiş olduğunu) görün, sonra önbellek'e tıklayarak, sayfanın (silinmesinden önce) içerdiği tahrif, küfür ve iftira yazılarını okuyun!

NOT 1: Linç bildirisinde, linç çağrıcıları tarafından "ahlaki bir tutum geliştirmeye" davet edilen Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz, (kedi pisliğini örtbas eder gibi davranmayı ahlaken adilik saydıkları için) yayınladıkları hiçbir yazıyı silmemektedirler.

NOT 2: Kurnaz linççiler, bu yayın üzerine ne tür internet fırıldakları çevirirler bilemeyiz. Ama bizim bu metni yayınladığımız sırada, aşağıdaki başlıklar görüntü vermiyordu, önbellekler ise veriyordu. Linççilerin ekip olarak duruma derhal müdahale edeceklerini ve sildikleri yazıları, "küfürleri ayıklanmış olarak" kolayca ve tekrar yayına sokabileceklerini biliyoruz. Yine de, bu sayfayı, Hilmi Bulunmaz'la aynı anda, günün en yoğun izlenme saatinde (saat, tam 15'te) yayına sokacak, böylelikle, linççilerin müdahalesinden önce mümkün olduğu kadar çok kişinin kepazeliğe tanık olmasını sağlamaya çalışacağız.

 

  1. ÖZGÜR SANAT...: Coşkun BÜKTEL “ŞEREFSİZLİĞİNİ” Kendi Eliyle Tescil ...

     - 13:00
    Dün (15 Mart 2009) itibarıyla Coşkun Büktel'e bir açık mektup yayınlamıştım. Bu açık mektubun nedeni Mehmet Atak'ın iddialarını araştırmadan yayınlayan ve ...
    ozgursanat.blogspot.com/2009/03/coskun-buktel-ya-dusundugumuz-kadar.html - 83k - Önbellek - Benzer sayfalar -

     

    ***

     

    Kadir İnanır'ın bile adını kullanıp, kadirinanır.org/kiniyoruz diye sahte site yapmış ve linç bildirisini Kadir İnanır bile destekliyormuş gibi bir hava yaratmışlar.

    1. Kınıyoruz!...

      27 Nis 2009 ... Özdemir Nutku'yu, DT koordinasyon toplantısında Coşkun Büktel'in eseri ... oradan hizmet aldığı için Ertuğrul Timur'u “pornocu” olarak lanse ... Demirkanlı gibi sol memesinin altında yürek yerine lağım çukuru bulunan ...
      www.kadirinanir.org/kiniyoruz-t5386.0.html - 29k - Önbellek - Benzer sayfalar -

     

    ***

     

    Başlığı tıklarsanız, "sayfa bulunamıyor"; "Önbellek"i tıkladığınızda sayfa çıkıyor ama sayfada, "COŞKUN BÜKTEL VE MÜRİDLERİNDEN FAŞİZM ÖRNEĞİ "ibaresi yok.

    1. ÖZGÜR SANAT...: COŞKUN BÜKTEL VE MÜRİDLERİNDEN FAŞİZM ÖRNEĞİ !

      Oysa daha iki gün önce Mustafa Demirkanlı, Coşkun Büktel'in övünçle sitesinde yayınladığı dizi reytingini .... ERTUĞRUL TİMUR'DAN TİYATRO'YA DAİR YAZILAR ...
      ozgursanat.blogspot.com/2009/03/coskun-buktel-ve-muridlerinden-fasizm.html - 131k - Önbellek - Benzer sayfalar -

       

      ***

       

      Başlık da, hatta "Önbellek" de artık "bulunamıyor".

       

      1. Unutmamakta Yarar Var: “BÜKTEL'İN BUGÜN İTİBARIYLA GELDİĞİ NOKTA ...

        Artık Mustafa Demirkanlı, Ertuğrul Timur, Yaşam Kaya, Hilmi bulunmaz, Coşkun Büktel çatışması/tartışması son bulmuştu. Tiyatrom kapanmış, Tiyatro Dergisi ...
        unutmamaktayararvar.blogspot.com/2009/04/buktelin-bugun-itibariyla-geldigi-nokta.html - 73k - Önbellek - Benzer sayfalar -

       

     

     

    LİNÇÇİLERİN BİR ZAMANLAR YAYINLADIKLARI VE DAHA SONRA SİLDİKLERİ VE ARTIK ÖNBELLEK OLARAK BİLE GOOGLE'DA ÇIKMAYAN KÜFÜRLERİNİ, İYİ Kİ ZAMANINDA HİLMİ BULUNMAZ KENDİ SİTELERİNE TEK TEK AKTARDI DA, BUGÜN O KÜFÜRLERİ BULUNMAZ'IN SİTELERİNDE BULABİLİYORUZ.

    AMA BİZ YAYINA GİRDİĞİMİZDE, LİNÇÇİLERİN HENÜZ SİLMEDİKLERİ KÜFÜRLER DE VARDI. ÖRNEĞİN, AŞAĞIDA GÖRDÜĞÜNÜZ  LİNKLER HÂLÂ ÇALIŞIYORDU VE O SAYFALAR HENÜZ, ÖRNEK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞU KÜFÜRLERDEN ARINDIRILMIŞ DEĞİLDİ.

     

    Coşkun BÜKTEL Ya Düşündüğümüz Kadar Bile Zekaya Sahip Değil, Ya Da “ŞEREFSİZLİĞİNİ” Kendi Eliyle Tescil Etti… A. Ertuğrul Timur

    http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/coskun-buktel-ya-dusundugumuz-kadar.html

     

    ***

    bu mikrop ikili iyice tepemi attırmaya başladı

    http://www.tiyatrom.com/aetimur_yeni_54.htm

     
    Ertuğrul Timur
    12:03am Mar 9th

    Levent bu arada artık bu mikrop ikili iyice tepemi attırmaya başladı
    Biliyorsun onları görmezden gelmeyi denedim hatta sen ilk olarak bana bir şeyler anlatmaya niyetlendiğinde kim olduklarını tahmin ediyorum ama boş ver hiç onlara aldırmayalım diyordum. Ama artık iyice iftiralar kara çalmalar arttı
    Artık bunlara bir cevap yazmadan yapamayacağım. Bize karşı size yaptıkları dalavereden de istemezsen isminizi kullanmadan kısaca bahsetmek istiyorum sakıncası yoksa.. Çünkü artık dur demek gerekiyor yoksa yarın size kadar uzanır bu iftiralar. O iftira atmadan biz açıklarsak kamuoyu olayı anlar ve iftira atsa bile nedenini bilir inanmaz
    cevabını bekliyorum selamlar

    ..

    Levent çağlayan
    8:41pm Mar 9th


    Ertuğrul abi
    Dediğim gibi ben senin her konuda yanındayım her konuda ismimi kullanabilirisn.Zamanı gelince bende söylemem gerekenleri söyliyeceğim selamlar

    ve bugün

    Levent çağlayan
    10:58pm Mar 16th


    Ertuğrul abi

    Merhaba uzun zamandır görüşemedik umarım iyisindir.Bu son yapılan saçmalık benm çok canımı sıktı nasıl bir terbiyesizliktir bu?Ama az kaldı yakında silinecekler buna eminim tutrmuşlar bir sürü saçmalık gidiolar yazık vallahi yazık yaaaa

    Nihayet Levent Çağlayan bu hafta köşe yazısında tamamen kendi isteğiyle bu konuyu yazınca bende bu olan biteni aktarmayı uygun buldum. Üstelik tiyatro dünyasından tamamen (sadece tiyatromu kapatmak değil tiyatrodan tamamen) kopmadan önce bunları artık açıklamak da gerekiyordu.

    Bu ikilinin (Hilmi Bulunmaz , Coşkun Büktel) iftira, karalama, hakaret yada küfürlerine aldırmazdım yine de. İsterse videoyu açsın ve günlerce küfür edip yayınlasınlar. İsterse her ikisi de devasa boyutlarda küfürle manşet atsınlar sitelerinden. Onların yapacağı hiç bir şey bana koymadı. O küfürler benim ne olduğumu değil, onların ne olduğunu sergilemekteydi kuşkusuz.

     

    ***

    Aşağıdaki iftira, küfür ve "sanık sandalyesinden" kaşla göz arasında sıvışıp "savcı koltuğuna" kurulma kurnazlıkları, biz yayına girerken, hâlâ şu adresteydi:

    http://www.tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=127

     Sorum Basit: “Evet” ya da “Hayır”. Hangisi?

     

    Büktel’i Her şeye Rağmen Adam Sanırdım

    (...)

    Evet, ne alaka dediğinizi duyar gibiyim, oysa Trabzon iftirası dediği, olayın kahramanlarından biri olan Levent Çağlayan’ın yazılı açıklamaları ortada durup duruyor ve bu açıklamalar yapıldığında ne Büktel ne de Bulunmaz tek bir laf etmediler, karşı çıkmadılar. Ama zaten konu bu değil ki, gelin videoya da alınacak kamuya açık bir tartışmada ne söyleyecekseniz söyleyin, ben de söyleyeceklerim söyleyeyim, gelinin yeri darmış, sonra yeni dar gelmiş… sonrasını biraz aşağıda tamamlayacağım.
        
    (...)

    Kendilerini, kendilerinden menkul olarak “dürüst, mert, sözünün arkasında insanlar” olarak lanse etmeye çalışan bu acınası ikili, kendilerince şunu hesapladılar, Timur, bu öneriye yanaşmaz, biz de yırtmış oluruz.
     

    (...)

    Ertuğrul Timur size birkaç gömlek fazla geldiyse, nefret içeren kusmalarınızı kiminle tartışmak istersiniz? Hadi utanmayın, bizim çapımız Timur’a yetmez ama şu çıkarsa karşımıza onunla tartışırız demekten çekinmeyin, inanın ki, kimi gözünüze kestirdiyseniz onu ikna etmek için elimden geleni yaparım, korkak ve kaçak dövüşen “ikili”, yeter ki azıcık dürüst olun, mert olun, net olun.
        
        Büktel, bu cümle sana ait değil mi?
        “Benimle tartışırsan orada Büktel olmaz, Büktel'le tartışırsan orada ben olmam; tartıştığımız mekanda, kamera başında durması için bile üçüncü bir kişi olmaz, dedi.”
        
        Timur da şunu söyledi mi söylemedi mi?
        “Görüşme esnasında sizin talebinize uygun olarak hiç kimse bulunmayacak bir gün ya da aynı günün değişik zaman dilimlerinde sadece Coşkun Büktel-Ertuğrul Timur, bir diğer zaman diliminde ise Hilmi Bulunmaz-Ertuğrul Timur’un katılımı ile olacaktır.
        Görüşmelerimizde masa üzerinde internet bağlantısı olacak, ihtiyaca göre internet üzerinden kanıtlar görüntüye girebilecek, konuşmacılar gerek duyuyorsa diğer belgelerini (video kaydı resim, belge vb gibi) projeksiyon sunumu ile yansıtarak kayda girmesini sağlayabileceklerdir.”
        
        Siz de hiç utanma yok mu? Sansür ve dezenformasyon genel karakteriniz mi? Yalan sizin temel besininiz mi? Utanmak ve dürüst olmak sözcükleriyle hiç tanışmadınız mı? Herkesi ahmak mı sanıyorsunuz?
        
        Zavallılar, hadi bakalım tek kale maç yaparak bana ve dergime yönelik hakaretlerinizi tekrar “arşiv”den başlıklarıyla öne çıkartın, mastürbasyonunuzu yapıp, rahatlayınız, nasıl olsa korkaklığınızı, yalancılığınızı hiçbir zaman görmeyecek, kimsenin de görmediğini sanarak mutlu, mesut yaşayacaksınız, tıpkı Bulunmaz’ın yıllarca “devlet desteği” aldığını sakladığı gibi, tıpkı Bulunmaz’a sorduğum şu soruya yanıt vermediği gibi: “sonraki yıllarda devlet desteğine başvurdun mu?”
        
        Tekrar soruyorum: İki yıl üst üste devlet desteği aldıktan sonra, sonraki yıllardan birinde veya birden çoğunda devlet desteği almak için başvurdun mu? Çok zor bir soru mu? Yanıtını dergi kapağını ters çevirerek ve yalan yanlış söylemlerinle mi verdiğini sanacaksın. Sorum basit ve de tek sözcükle yanıtlanacak kadar basit: “evet” ya da “hayır”. Hangisi?
     

    Son söz: Hiç merak ettiniz mi? Neden kamuya açık tartışmadan kaçıyorlar? Hiç merak ettiniz mi? Neden kendi önerileri teke tek tartışmadan kaçıyorlar? Hadi merak edin ve bu küfürbaz, saldırgan ikiliyi değerlendirin. Hiç bir zaman gün yüzüne çıkamazlar, tehdit, küfür ve şantajla insanları sindirmeye, bıktırmaya, lanet olsun size deyip, susmaya sevk ederler ve siz bu nokaya gelince de zafer çoğlıklarını yükseltirler, tıpkı yarasalar gibidirler; ışıktan kaçarlar, gerçeklerden kaçarlar çünkü onların herşeyi yalandır, sahtedir. Tıpkı Bulunmaz'ın kuyumculuk yapıp, dizilerde oynayanlara küfrettiği gibi, tıpkı bu küfürleri sessizce onaylayan Büktel gibilerinin dizi yazarlığını sakladığı gibi, dizilerde oynayan ve mesleği oyunculuk olanlara küfreden Bulunmaz'ın arkadaşının dizi yazarlığına hiç ama hiç ses çıkartamadığı kadar ikiyüzlüdürler. Tıpkı Devlet Desteği alıp yıllarca gizleyerek, Devlet Desteği alanlara küfreden Bulunmaz gibi. Bunlar tıpkı, çok bildik, tanıdık siyasetçiler gibidirler; ne sorarsanız sorun onlar sadece kendi örümcek beyinlerindekileri haykırır, size asla yanıt vermez, asla ikiyüzlülüklerini kabul etmez. Onlar Bukalemun gibidirler asla tanıyamazsınız, sürekli biçim değiştirirler, sitelerinin başına özdeyiş gibi yazdılarını sahi sanmanızı isterler,asla ve asla utanmazlar isim vermeden suçladıklarından, asla utanmazlar kanıtsız, belgesiz insanları suçlamaktan, karalamaktan. Asla tükürdüklerini yalamaktan utanmazlar, yaladıkları tükürüklerini biriktirip tekrar tekrar kullanırlar.
        
        "Bunlar,
        Engerekler ve çıyanlardır,
        Bunlar,
        Aşımıza, ekmeğimize
        Göz koyanlardır,
        Tanı bunları,
        Tanı da büyü..." Ahmed Arif

     

     

    ***

    Bileyci Kurhan'ın, yarı Mimesis yarı "fitne" üslubuyla kaleme aldığı aşağıdaki "sinsi" ama yine de "somut" ve kolayca kanıtlanabilir  yalan ve iftiralar yığınını silip çöpe atmak yerine hâlâ sitesinde tutuyor olması; linççilerce mahkeme seçeneği tamamen dışlanıyor izlenimi alanları haklı çıkarmaktan uzak sayılmaması gereken bir olgu olaraki gözönüne alınmalı diye düşünenlerin yanılmadığı rahatça iddia edilebilir olmanın ötesinde bir gerçek gibi algılandığına göre, bileyci Kurhan'ın bıçaklarını mahkeme seçeneği dışında makul bir zihnin düşünebileceği en güçlü ve gücü oranında meşruiyete mesafeli bir alternatif tasavvuruna yönelik olarak bilemekte olduğunu, kulağı mümkün olan en dolaylı yönden göstermeye kalkışmaksızın belirtmek, sanırız ki entelektüel ahlakın gerektirdiği açıklık ve netliğe sadakat adına kaçınılması mümkün olmayan bir zorunluluktur.

    Bileyci Kurhan'ın her zamanki kanıtsız belgesiz dolaylı ("sinsi") çarpıtmalarına ilave olarak,  gelinen aşamada yalan ve iftirayı da, Demirkanlı kadar fütursuzca olmasa da, artık bir enstrüman olarak benimseyip rahatça repertuarına kattığını düşünenleri suçlamanın elimizden gelmediğini söylemek zorunda kalmamıza yol açan aşağıdaki "yazısı",  biz yayına girdiğimizde hâlâ şu adresteydi:

    http://fkurhan.blogspot.com/2009/03/kultur-bakanlgndan-yllarca-yardm-aldg.html

    Zorunlu Bir Açıklama
    (12 Mart 2009)

     

    Son dönemde sansürün her çeşidine batan OYUN’a artık yazılı açıklama yollamayacağıma ve hiçbir şekilde yazılarımın yayımlanmasını istemediğime dair kısa bir mail yollayarak Bulunmaz’ı bilgilendirmiştim. Sansür tartışmasında yolun sonuna gelindi: Sansürle suçlayanların sansürcü oldukları ortaya çıktı. Dolayısıyla Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattına şöyle ya da böyle dürüst ve açıklıktan yana bir haber kaynağı değeri biçmek imkansız hale geldi.

    Bu yayıncılık hattının kamusal sorumluluk adına teşhirin ötesinde ciddiye alınmaması gerektiği doğru bir düşüncedir. Nitekim Tiyatro Dergisi, olgusal olarak farklı, ama "sansürle suçla, sansür yap" mantığıyla bire bir örtüşen bir gerçeği kamuoyunun bilgisine sunmuş: Yıllardır Kültür Bakanlığı’ndan yardım alanları lanetleyen Bulunmaz, aynı yardımı Bulunmaz Tiyatro adına almış.
    Bulunmaz da ister istemez yirmi yıla yakın bir süre kamuoyundan sakladığı bu gerçeği itiraf ediyor. Bu arada benim ismimi de vererek aslında bu gerçeği saklamadığını, bir hafta önce bir sohbet sırasında bana da bildirdiğini söylemiş.

    Madem ki kendisi açıklamış, öyleyse benim de rahatlıkla konuşmamın önü açılmıştır. Kişisel yazışmalarda ya da sohbetlerde insanların kendi aralarında belirsiz bir şekilde konuştuklarını araştırıp soruşturmadan kamuoyuna açıklamak gibi bir anlayışın sahibi değilim. Başka türlü, magazin yayıncılığına bir katkı da siz yapmış olursunuz. Nitekim, bir hafta önce kendisiyle yaptığım görüşmenin ardından sert eleştiriler kaleme aldığım ve bu nedenle Ertuğrul Timur’un peşi sıra sinsi sansür uygulamasının mağduru haline geldiğim halde, bu konuya hiç değinmediğim ve aleyhine kullanmadığım fark edilecektir.

    Kültür Bakanlığı yardımı bahsi açıldığında edindiğim ilk izlenim, Kültür Bakanlığı “çanağı yaladığı” gerçeğinin Sayın Demirkanlı tarafından yüzüne vurulacağını tahmin ettiği şeklindeydi. Buna rağmen gerçeği kamuoyundan saklamaya devam etmesi beni şaşırtmıştı. Ama yine de bir sıkıntı yaşadığı belliydi. Sohbetimizde verdiği bilginin çarpık olduğunu söyleyebilirim. Şöyle ki, kendisi Kültür Bakanlığı yardımı alma gafletine düştüğünü söylemiş, ama bu eylemi iki kez üst üste, yani yıllara yayılacak şekilde gerçekleştirdiğini söylememişti. Tiyatro Dergisi’nden bunu öğrendiğimde çok şaşırdım. İşte bu nedenle yazıp çizerken dedikodudan uzak durmakta fayda vardır; araştırıp soruştururken hiç beklemediğiniz sonuçlarla karşılaşabilirsiniz.

    İnsan bir an gaflete düşerek inanmadığı bir eylem gerçekleştirebilir, ama bu eylem ikinci kere tekrar ettiğinde bir anlık gaflet açıklaması artık inandırıcı olmaz. Hukuk sisteminde de böyledir: Aynı suçun bir kere işlenmesi başka, iki kere üst üste işlenmesi başkadır. İkinci kere aynı suç işlendiğinde, ceza artar da artar.

    Dolayısıyla şapka düşünce, Bulunmaz’ın kendisini lanetlemesi ve hatta sözle taciz etmesi inandırıcı olamıyor. Yirmi yıla yakın bir süre kamuoyundan Kültür Bakanlığı’ndan yardım aldığı gerçeğini gizlemekle kalmadı, yardımı alanlara ağır bir dille, yeri geldiğinde sövüp sayarak saldırdı. Bu saldırı ciddi bir özeleştirinin ardından gelmiş olsaydı, her şeye rağmen bir inandırıcılığı olabilirdi. Fakat ne zaman ki Tiyatro Dergisi gerçeği açıklıyor, o zaman ortaya çıkıp yirmi yıla yakın bir süre kamuoyundan gizlediği “çanak yalama” eyleminde bulunduğunu itiraf ediyor. Bu şekilde Kültür Bakanlığı yardımını samimi bir şekilde eleştirenleri de zor durumda bırakıyor. En azgın “eleştirmenimizin” hali ortada: Yirmi yıla yakın bir süre kamuoyunu aldatmış.

    Her şeye rağmen Bulunmaz biraz samimiyse, hesap vermesi gereken bir kamuoyu olduğunu kabul eder ve kamuoyunu bir değil, iki değil, üç de değil, yirmi yıla yakın bir süre aldattığı için özür diler. Bu yetmez; “çanak yalama” eyleminden sorumlu tutarak saldırdığı muhataplarından da ikiyüzlü tutumundan dolayı özür diler. Kendisinin bu teşhir nedeniyle Tiyatro Dergisi’ne bir teşekkür borcu olduğunu anlaması gerekir. Kamuoyunu aldatma eyleminin ve içine düştüğü ikiyüzlü konumun 20. zafer yılına girmesini Tiyatro Dergisi engellemiş ve kendisine ciddi bir özeleştiri verme olanağı yaratmıştır.

    Fakat Tiyatro Dergisi’nin haberine baktığımızda, Bulunmaz’ın bu fırsatı değerlendirmeye pek niyetli olmadığı anlaşılmaktadır. Saniyeler içinde kendisine dönük sözlü tacizini “dış mihraklara” yönlendirmeye hazırlandığı görülmektedir. Sorun şu ki, inandırıcılığını tamamen kaybetmiştir.

    Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattının en zor günlerini yaşadığına kuşku yoktur. Sıfır sansürcüyüz diyorlar, sansürcülükten yıldızlı on alıyorlar; belgelerle konuşuruz diyorlar, yazılmamış bir yazının sansürlendiğini iddia ediyorlar; Kültür Bakanlığı “çanağı yalayanları” lanetliyorlar, lanetliler listesinde olduklarını saklıyorlar... Mikro ölçekli bu skandallar zinciri daha ne kadar uzar? Tahmin etmek gerçekten de kolay değil.

    En son, TİYATROM Ve Ertuğrul Timur’a ithamlarda bulunan Mehmet Atak’ın Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattını desteklediğini gördük. Bana göre onun bu tartışmaya katkısı dedikoduyla sınırlı kalmayacak ve uzayıp giden mikro skandallar zincirine bir halka da o ekleyecek.

    Bu arada dikkatleri çekmiş midir bilemiyorum, Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattı yazar haklarına ve iradesine karşı da bir saldırı başlatmış durumda. Tiyatro Dergisi’nde yayımlanan “Tiyatro Yayıncılığı Alanında Sanal Lümpenlik ve Sonuçları” adlı yazım çöplüğe çevirmeye karar verdikleri OYUN sitesinde yayımlanmış. Böylece, Büktel’in yazar hakları bağlamında verdiğini iddia ettiği yirmi yıllık mücadelenin nasıl bir anlayışın ürünü olduğunu da göstermiş oldular. Yazar haklarını savunduklarını iddia edenler, yazar haklarını çiğnemeyi olağanlaştırıyor ve yazdıklarını gasp ediyorlar.