LİNÇ ÇAĞRICILARI LİNÇ KAMPANYASINI
BAŞLATMADAN ÖNCE, (TEMİZ GÖRÜNEREK İNSANLARI KANDIRABİLMEK İÇİN)
KURNAZLIK EDİP, BÜKTEL VE BULUNMAZ'A ETTİKLERİ KÜFÜRLERİ İNTERNETTEN
SİLDİLER.
AMA BAZI KÜFÜRLER GOOGLE'IN ÖN BELLEK
SAYFALARINDA HÂLÂ OKUNABİLMEKTE. BİZİM UZUN UZUN KONUŞUP DİL
DÖKMEMİZE GEREK YOK! BELGELERİ KOYALIM "LİNÇÇİLER" KONUŞSUN!
Aşağıda verdiğimiz google
linklerini test etmek için, lütfen, önce başlıkları tıklayıp
"sayfaların bulunamadığını" (yani silinmiş olduğunu) görün, sonra
önbellek'e tıklayarak, sayfanın (silinmesinden önce) içerdiği
tahrif, küfür ve iftira yazılarını okuyun!
NOT 1:
Linç bildirisinde, linç çağrıcıları tarafından "ahlaki bir tutum
geliştirmeye" davet edilen Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz,
(kedi pisliğini örtbas eder gibi davranmayı ahlaken adilik
saydıkları için) yayınladıkları hiçbir yazıyı silmemektedirler.
NOT 2: Kurnaz linççiler,
bu yayın üzerine ne tür internet fırıldakları çevirirler bilemeyiz.
Ama bizim bu metni yayınladığımız sırada, aşağıdaki başlıklar
görüntü vermiyordu, önbellekler ise veriyordu. Linççilerin ekip
olarak duruma derhal müdahale edeceklerini ve sildikleri yazıları,
"küfürleri ayıklanmış olarak" kolayca ve tekrar yayına
sokabileceklerini biliyoruz. Yine de, bu sayfayı, Hilmi Bulunmaz'la
aynı anda, günün en yoğun izlenme saatinde (saat, tam 15'te) yayına
sokacak, böylelikle, linççilerin müdahalesinden önce mümkün olduğu
kadar çok kişinin kepazeliğe tanık olmasını sağlamaya çalışacağız.
Dün (15 Mart 2009) itibarıyla
Coşkun Büktel'e bir açık mektup yayınlamıştım.
Bu açık mektubun nedeni Mehmet Atak'ın iddialarını
araştırmadan yayınlayan ve
...
ozgursanat.blogspot.com/2009/03/coskun-buktel-ya-dusundugumuz-kadar.html
- 83k -
Önbellek -
Benzer sayfalar -
***
Kadir
İnanır'ın bile adını kullanıp,
kadirinanır.org/kiniyoruz diye sahte site yapmış ve
linç bildirisini Kadir İnanır bile destekliyormuş
gibi bir hava yaratmışlar.
27 Nis 2009
... Özdemir Nutku'yu, DT
koordinasyon toplantısında
Coşkun Büktel'in eseri
... oradan hizmet aldığı için
Ertuğrul
Timur'u “pornocu” olarak lanse
...
Demirkanlı gibi sol memesinin
altında yürek yerine lağım çukuru
bulunan
...
www.kadirinanir.org/kiniyoruz-t5386.0.html
- 29k -
Önbellek -
Benzer sayfalar -
Oysa daha iki gün önce Mustafa
Demirkanlı,
Coşkun Büktel'in övünçle
sitesinde yayınladığı dizi
reytingini
.... ERTUĞRUL
TİMUR'DAN TİYATRO'YA DAİR
YAZILAR
...
ozgursanat.blogspot.com/2009/03/coskun-buktel-ve-muridlerinden-fasizm.html
- 131k -
Önbellek -
Benzer sayfalar -
***
Başlık da, hatta
"Önbellek" de artık "bulunamıyor".
Artık Mustafa
Demirkanlı,
Ertuğrul
Timur, Yaşam
Kaya, Hilmi
bulunmaz,
Coşkun Büktel
çatışması/tartışması
son bulmuştu.
Tiyatrom kapanmış,
Tiyatro Dergisi
...
unutmamaktayararvar.blogspot.com/2009/04/buktelin-bugun-itibariyla-geldigi-nokta.html
- 73k -
Önbellek -
Benzer sayfalar
-
LİNÇÇİLERİN BİR ZAMANLAR YAYINLADIKLARI VE DAHA
SONRA SİLDİKLERİ VE ARTIK ÖNBELLEK OLARAK BİLE
GOOGLE'DA ÇIKMAYAN KÜFÜRLERİNİ, İYİ Kİ ZAMANINDA
HİLMİ BULUNMAZ KENDİ SİTELERİNE TEK TEK AKTARDI DA,
BUGÜN O KÜFÜRLERİ BULUNMAZ'IN SİTELERİNDE
BULABİLİYORUZ.
AMA BİZ YAYINA
GİRDİĞİMİZDE, LİNÇÇİLERİN HENÜZ SİLMEDİKLERİ
KÜFÜRLER DE VARDI. ÖRNEĞİN, AŞAĞIDA GÖRDÜĞÜNÜZ
LİNKLER HÂLÂ ÇALIŞIYORDU VE O SAYFALAR HENÜZ, ÖRNEK
OLARAK VERDİĞİMİZ ŞU KÜFÜRLERDEN ARINDIRILMIŞ
DEĞİLDİ.
Levent bu arada artık
bu mikrop ikili iyice tepemi
attırmaya başladı
Biliyorsun onları görmezden
gelmeyi denedim hatta sen
ilk olarak bana bir şeyler
anlatmaya niyetlendiğinde
kim olduklarını tahmin
ediyorum ama boş ver hiç
onlara aldırmayalım
diyordum. Ama artık iyice
iftiralar kara çalmalar
arttı
Artık bunlara bir cevap
yazmadan yapamayacağım.
Bize karşı size yaptıkları
dalavereden de
istemezsen isminizi
kullanmadan kısaca bahsetmek
istiyorum sakıncası yoksa..
Çünkü artık dur demek
gerekiyor yoksa yarın size
kadar uzanır bu
iftiralar. O
iftira atmadan biz
açıklarsak kamuoyu olayı
anlar ve
iftira atsa bile
nedenini bilir inanmaz
cevabını bekliyorum selamlar
..
Levent çağlayan
8:41pm Mar 9th
Ertuğrul abi
Dediğim gibi ben senin her
konuda yanındayım
her konuda ismimi
kullanabilirisn.Zamanı
gelince bende söylemem
gerekenleri söyliyeceğim
selamlar
ve bugün
Levent çağlayan
10:58pm Mar 16th
Ertuğrul abi
Merhaba uzun zamandır
görüşemedik umarım
iyisindir.Bu son yapılan
saçmalık benm çok canımı
sıktı
nasıl bir terbiyesizliktir
bu?Ama az kaldı
yakında silinecekler
buna eminim tutrmuşlar bir
sürü saçmalık gidiolar yazık
vallahi yazık yaaaa
Nihayet Levent Çağlayan bu hafta köşe
yazısında tamamen kendi isteğiyle bu
konuyu yazınca bende bu olan biteni
aktarmayı uygun buldum. Üstelik tiyatro
dünyasından tamamen (sadece tiyatromu
kapatmak değil tiyatrodan tamamen)
kopmadan önce bunları artık açıklamak da
gerekiyordu.
Bu ikilinin (Hilmi Bulunmaz , Coşkun
Büktel) iftira, karalama, hakaret yada
küfürlerine aldırmazdım yine de.
İsterse videoyu açsın ve günlerce küfür
edip yayınlasınlar. İsterse her ikisi de
devasa boyutlarda küfürle manşet
atsınlar sitelerinden. Onların yapacağı
hiç bir şey bana koymadı. O küfürler
benim ne olduğumu değil, onların ne
olduğunu sergilemekteydi kuşkusuz.
***
Aşağıdaki
iftira, küfür ve "sanık sandalyesinden" kaşla
göz arasında sıvışıp "savcı koltuğuna"
kurulma kurnazlıkları, biz yayına girerken, hâlâ şu
adresteydi:
Evet, ne alaka dediğinizi duyar
gibiyim, oysa
Trabzon iftirası dediği, olayın
kahramanlarından biri olan Levent
Çağlayan’ın yazılı açıklamaları ortada
durup duruyor ve bu açıklamalar
yapıldığında ne Büktel ne de Bulunmaz
tek bir laf etmediler, karşı çıkmadılar.
Ama zaten konu bu değil ki, gelin
videoya da alınacak kamuya açık bir
tartışmada ne söyleyecekseniz söyleyin,
ben de söyleyeceklerim söyleyeyim,
gelinin yeri darmış, sonra yeni dar
gelmiş… sonrasını biraz aşağıda
tamamlayacağım.
(...)
Kendilerini, kendilerinden menkul
olarak “dürüst, mert, sözünün arkasında
insanlar” olarak lanse etmeye çalışan bu
acınası ikili, kendilerince şunu
hesapladılar, Timur, bu öneriye
yanaşmaz, biz de yırtmış oluruz.
(...)
Ertuğrul Timur size birkaç gömlek
fazla geldiyse, nefret içeren
kusmalarınızı kiminle tartışmak
istersiniz? Hadi utanmayın, bizim
çapımız Timur’a yetmez ama şu çıkarsa
karşımıza onunla tartışırız demekten
çekinmeyin, inanın ki, kimi gözünüze
kestirdiyseniz onu ikna etmek için
elimden geleni yaparım,
korkak ve kaçak dövüşen “ikili”, yeter
ki azıcık dürüst olun, mert olun, net
olun.
Büktel, bu cümle sana ait değil mi?
“Benimle tartışırsan orada Büktel
olmaz, Büktel'le tartışırsan orada ben
olmam; tartıştığımız mekanda, kamera
başında durması için bile üçüncü bir
kişi olmaz, dedi.”
Timur da şunu söyledi mi söylemedi
mi?
“Görüşme esnasında sizin talebinize
uygun olarak hiç kimse bulunmayacak bir
gün ya da aynı günün değişik zaman
dilimlerinde sadece Coşkun
Büktel-Ertuğrul Timur, bir diğer zaman
diliminde ise Hilmi Bulunmaz-Ertuğrul
Timur’un katılımı ile olacaktır.
Görüşmelerimizde masa üzerinde
internet bağlantısı olacak, ihtiyaca
göre internet üzerinden kanıtlar
görüntüye girebilecek, konuşmacılar
gerek duyuyorsa diğer belgelerini (video
kaydı resim, belge vb gibi) projeksiyon
sunumu ile yansıtarak kayda girmesini
sağlayabileceklerdir.”
Siz
de hiç utanma yok mu? Sansür ve
dezenformasyon genel karakteriniz mi?
Yalan sizin temel besininiz mi? Utanmak
ve dürüst olmak sözcükleriyle hiç
tanışmadınız mı? Herkesi ahmak mı
sanıyorsunuz?
Zavallılar,
hadi bakalım tek kale maç yaparak
bana ve dergime yönelik hakaretlerinizi
tekrar “arşiv”den başlıklarıyla öne
çıkartın,
mastürbasyonunuzu yapıp,
rahatlayınız, nasıl olsa
korkaklığınızı,
yalancılığınızı hiçbir zaman
görmeyecek, kimsenin de görmediğini
sanarak mutlu, mesut yaşayacaksınız,
tıpkı Bulunmaz’ın yıllarca “devlet
desteği” aldığını sakladığı gibi, tıpkı
Bulunmaz’a sorduğum şu soruya yanıt
vermediği gibi: “sonraki yıllarda devlet
desteğine başvurdun mu?”
Tekrar soruyorum: İki yıl üst üste
devlet desteği aldıktan sonra, sonraki
yıllardan birinde veya birden çoğunda
devlet desteği almak için başvurdun mu?
Çok zor bir soru mu? Yanıtını dergi
kapağını ters çevirerek ve yalan yanlış
söylemlerinle mi verdiğini sanacaksın.
Sorum basit ve de tek sözcükle
yanıtlanacak kadar basit: “evet” ya da
“hayır”. Hangisi?
Son söz: Hiç merak ettiniz mi?
Neden kamuya açık tartışmadan
kaçıyorlar? Hiç merak ettiniz mi?
Neden kendi önerileri teke tek
tartışmadan kaçıyorlar? Hadi
merak edin ve
bu küfürbaz, saldırgan ikiliyi
değerlendirin.
Hiç bir zaman gün yüzüne çıkamazlar,
tehdit, küfür ve şantajla insanları
sindirmeye, bıktırmaya, lanet olsun size
deyip, susmaya sevk ederler ve siz bu
nokaya gelince de zafer çoğlıklarını
yükseltirler, tıpkı yarasalar
gibidirler; ışıktan kaçarlar,
gerçeklerden kaçarlar çünkü onların
herşeyi yalandır, sahtedir. Tıpkı
Bulunmaz'ın kuyumculuk yapıp, dizilerde
oynayanlara küfrettiği gibi,
tıpkı bu küfürleri sessizce onaylayan
Büktel gibilerinin dizi yazarlığını
sakladığı gibi, dizilerde oynayan
ve mesleği oyunculuk olanlara küfreden
Bulunmaz'ın arkadaşının dizi yazarlığına
hiç ama hiç ses çıkartamadığı kadar
ikiyüzlüdürler. Tıpkı Devlet
Desteği alıp
yıllarca gizleyerek, Devlet
Desteği alanlara küfreden Bulunmaz gibi.
Bunlar tıpkı, çok bildik, tanıdık
siyasetçiler gibidirler; ne sorarsanız
sorun onlar sadece kendi
örümcek beyinlerindekileri
haykırır, size asla yanıt vermez, asla
ikiyüzlülüklerini kabul etmez.
Onlar
Bukalemun gibidirler asla
tanıyamazsınız, sürekli biçim
değiştirirler, sitelerinin başına
özdeyiş gibi yazdılarını sahi sanmanızı
isterler,asla ve asla utanmazlar isim
vermeden suçladıklarından,
asla utanmazlar kanıtsız, belgesiz
insanları suçlamaktan, karalamaktan.
Asla tükürdüklerini yalamaktan
utanmazlar, yaladıkları tükürüklerini
biriktirip tekrar tekrar kullanırlar.
"Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü..." Ahmed Arif
Bileyci
Kurhan'ın, yarı Mimesis yarı "fitne" üslubuyla
kaleme aldığı aşağıdaki "sinsi" ama yine de "somut"
ve kolayca kanıtlanabilir yalan ve iftiralar
yığınını silip çöpe atmak yerine hâlâ sitesinde
tutuyor olması; linççilerce mahkeme seçeneği tamamen
dışlanıyor izlenimi alanları haklı çıkarmaktan uzak
sayılmaması gereken bir olgu olaraki gözönüne
alınmalı diye düşünenlerin yanılmadığı rahatça iddia
edilebilir olmanın ötesinde bir gerçek gibi
algılandığına göre, bileyci Kurhan'ın bıçaklarını
mahkeme seçeneği dışında makul bir zihnin
düşünebileceği en güçlü ve gücü oranında meşruiyete
mesafeli bir alternatif tasavvuruna yönelik olarak
bilemekte olduğunu, kulağı mümkün olan en dolaylı
yönden göstermeye kalkışmaksızın belirtmek, sanırız
ki entelektüel ahlakın gerektirdiği açıklık ve
netliğe sadakat adına kaçınılması mümkün olmayan bir
zorunluluktur.
Bileyci
Kurhan'ın her zamanki kanıtsız belgesiz dolaylı
("sinsi") çarpıtmalarına ilave olarak, gelinen
aşamada yalan ve iftirayı da, Demirkanlı kadar
fütursuzca olmasa da, artık bir enstrüman olarak
benimseyip rahatça repertuarına kattığını
düşünenleri suçlamanın elimizden gelmediğini
söylemek zorunda kalmamıza yol açan aşağıdaki
"yazısı", biz yayına girdiğimizde hâlâ şu
adresteydi:
Son dönemde
sansürün her
çeşidine batan
OYUN’a artık
yazılı açıklama
yollamayacağıma
ve hiçbir
şekilde
yazılarımın
yayımlanmasını
istemediğime
dair kısa bir
mail yollayarak
Bulunmaz’ı
bilgilendirmiştim.
Sansür
tartışmasında
yolun sonuna
gelindi:
Sansürle
suçlayanların
sansürcü
oldukları
ortaya çıktı.
Dolayısıyla
Bulunmaz-Büktel
yayıncılık hattına
şöyle ya da
böyle
dürüst ve
açıklıktan yana
bir haber
kaynağı değeri
biçmek imkansız
hale geldi.
Bu yayıncılık
hattının kamusal
sorumluluk adına
teşhirin
ötesinde ciddiye
alınmaması
gerektiği doğru
bir düşüncedir.
Nitekim Tiyatro
Dergisi, olgusal
olarak farklı,
ama "sansürle
suçla, sansür
yap" mantığıyla
bire bir örtüşen
bir gerçeği
kamuoyunun
bilgisine
sunmuş:
Yıllardır Kültür
Bakanlığı’ndan
yardım alanları
lanetleyen
Bulunmaz, aynı
yardımı Bulunmaz
Tiyatro adına
almış.
Bulunmaz da
ister istemez
yirmi yıla yakın
bir süre
kamuoyundan
sakladığı
bu gerçeği
itiraf ediyor.
Bu arada benim
ismimi de
vererek aslında
bu gerçeği
saklamadığını,
bir hafta önce
bir sohbet
sırasında bana
da bildirdiğini
söylemiş.
Madem ki kendisi
açıklamış,
öyleyse benim de
rahatlıkla
konuşmamın önü
açılmıştır.
Kişisel
yazışmalarda ya
da sohbetlerde
insanların kendi
aralarında
belirsiz bir
şekilde
konuştuklarını
araştırıp
soruşturmadan
kamuoyuna
açıklamak gibi
bir anlayışın
sahibi değilim.
Başka türlü,
magazin
yayıncılığına
bir katkı da siz
yapmış
olursunuz.
Nitekim, bir
hafta önce
kendisiyle
yaptığım
görüşmenin
ardından sert
eleştiriler
kaleme aldığım
ve bu nedenle
Ertuğrul
Timur’un peşi
sıra sinsi
sansür
uygulamasının
mağduru haline
geldiğim halde,
bu konuya hiç
değinmediğim ve
aleyhine
kullanmadığım
fark
edilecektir.
Kültür Bakanlığı
yardımı bahsi
açıldığında
edindiğim ilk
izlenim, Kültür
Bakanlığı
“çanağı
yaladığı”
gerçeğinin
Sayın Demirkanlı
tarafından
yüzüne
vurulacağını
tahmin ettiği
şeklindeydi.
Buna rağmen
gerçeği
kamuoyundan
saklamaya devam
etmesi
beni
şaşırtmıştı. Ama
yine de bir
sıkıntı yaşadığı
belliydi.
Sohbetimizde
verdiği bilginin
çarpık olduğunu
söyleyebilirim.
Şöyle ki,
kendisi
Kültür Bakanlığı
yardımı alma
gafletine
düştüğünü
söylemiş, ama bu
eylemi iki kez
üst üste, yani
yıllara
yayılacak
şekilde
gerçekleştirdiğini
söylememişti.
Tiyatro
Dergisi’nden
bunu
öğrendiğimde çok
şaşırdım.
İşte bu nedenle
yazıp çizerken
dedikodudan uzak
durmakta fayda
vardır;
araştırıp
soruştururken
hiç
beklemediğiniz
sonuçlarla
karşılaşabilirsiniz.
İnsan bir an
gaflete düşerek
inanmadığı bir
eylem
gerçekleştirebilir,
ama bu eylem
ikinci kere
tekrar ettiğinde
bir anlık gaflet
açıklaması
artık inandırıcı
olmaz. Hukuk
sisteminde de
böyledir: Aynı
suçun bir kere
işlenmesi başka,
iki kere üst
üste işlenmesi
başkadır. İkinci
kere aynı suç
işlendiğinde,
ceza artar da
artar.
Dolayısıyla
şapka düşünce,
Bulunmaz’ın
kendisini
lanetlemesi ve
hatta sözle
taciz etmesi
inandırıcı
olamıyor.
Yirmi yıla yakın
bir süre
kamuoyundan
Kültür
Bakanlığı’ndan
yardım aldığı
gerçeğini
gizlemekle
kalmadı, yardımı
alanlara ağır
bir dille, yeri
geldiğinde sövüp
sayarak
saldırdı. Bu
saldırı ciddi
bir
özeleştirinin
ardından gelmiş
olsaydı, her
şeye rağmen bir
inandırıcılığı
olabilirdi.
Fakat
ne zaman ki
Tiyatro Dergisi
gerçeği
açıklıyor,
o zaman
ortaya çıkıp
yirmi yıla yakın
bir süre
kamuoyundan
gizlediği
“çanak yalama”
eyleminde
bulunduğunu
itiraf ediyor.
Bu şekilde
Kültür Bakanlığı
yardımını
samimi
bir şekilde
eleştirenleri
de
zor durumda
bırakıyor.
En azgın
“eleştirmenimizin”
hali ortada:
Yirmi yıla yakın
bir süre
kamuoyunu
aldatmış.
Her şeye rağmen
Bulunmaz biraz
samimiyse,
hesap vermesi
gereken bir
kamuoyu olduğunu
kabul eder ve
kamuoyunu bir
değil, iki
değil, üç de
değil, yirmi
yıla yakın bir
süre
aldattığı
için özür diler.
Bu yetmez;
“çanak yalama”
eyleminden
sorumlu tutarak
saldırdığı
muhataplarından
da
ikiyüzlü
tutumundan
dolayı özür
diler.
Kendisinin bu
teşhir nedeniyle
Tiyatro
Dergisi’ne bir
teşekkür borcu
olduğunu
anlaması
gerekir.
Kamuoyunu
aldatma eyleminin
ve içine
düştüğü ikiyüzlü
konumun
20. zafer yılına
girmesini
Tiyatro Dergisi
engellemiş ve
kendisine ciddi
bir özeleştiri
verme olanağı
yaratmıştır.
Fakat Tiyatro
Dergisi’nin
haberine
baktığımızda,
Bulunmaz’ın bu
fırsatı
değerlendirmeye
pek niyetli
olmadığı
anlaşılmaktadır.
Saniyeler içinde
kendisine dönük
sözlü tacizini
“dış mihraklara”
yönlendirmeye
hazırlandığı
görülmektedir.
Sorun şu ki,
inandırıcılığını
tamamen
kaybetmiştir.
Bulunmaz-Büktel
yayıncılık
hattının en zor
günlerini
yaşadığına kuşku
yoktur.
Sıfır
sansürcüyüz
diyorlar,
sansürcülükten
yıldızlı on
alıyorlar;
belgelerle
konuşuruz
diyorlar,
yazılmamış bir
yazının
sansürlendiğini
iddia ediyorlar;
Kültür Bakanlığı
“çanağı
yalayanları”
lanetliyorlar,
lanetliler
listesinde
olduklarını
saklıyorlar...
Mikro ölçekli bu
skandallar
zinciri
daha ne kadar
uzar? Tahmin
etmek gerçekten
de kolay değil.
En son, TİYATROM
Ve Ertuğrul
Timur’a
ithamlarda
bulunan Mehmet
Atak’ın
Bulunmaz-Büktel
yayıncılık
hattını
desteklediğini
gördük.
Bana göre
onun bu
tartışmaya
katkısı
dedikoduyla
sınırlı
kalmayacak
ve uzayıp giden
mikro
skandallar
zincirine
bir halka da o
ekleyecek.
Bu arada
dikkatleri
çekmiş midir
bilemiyorum,
Bulunmaz-Büktel
yayıncılık hattı
yazar
haklarına ve
iradesine karşı
da bir
saldırı
başlatmış
durumda. Tiyatro
Dergisi’nde
yayımlanan
“Tiyatro
Yayıncılığı
Alanında Sanal
Lümpenlik ve
Sonuçları” adlı
yazım
çöplüğe
çevirmeye karar
verdikleri OYUN
sitesinde
yayımlanmış.
Böylece,
Büktel’in yazar
hakları
bağlamında
verdiğini iddia
ettiği yirmi
yıllık
mücadelenin
nasıl bir
anlayışın ürünü
olduğunu da
göstermiş
oldular. Yazar
haklarını
savunduklarını
iddia edenler,
yazar haklarını
çiğnemeyi
olağanlaştırıyor
ve yazdıklarını
gasp ediyorlar.