| Anasayfa | Polemik | İnceleme | Büktel Hakkında | Linkler | İletişim |
TARİH HEPİNİZİN SURATINA TÜKÜRECEK!
LİNÇ KAMPANYASINDA SON LİSTE (26 Mayıs 2009)
KONUYLA İLGİLİ LİNKLER:
LİNÇÇİ İFTİRACILARIN OMURGASIZLIK BELGELERİ
BU SAHNEYİ LİNÇ İMZACISI İFTİRACILARA İTHAF EDİYORUM!
Hakikat, dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar yalnız kalmış olamaz.
Büktel'in "Taraf"ta yayınlanan yazısı
Nedim Saban'ın "Temiz Tiyatro" Başlıklı Yazısına Katkı
"Timur'un 'Ertuğrul Timur Penis Büyütücü Satıyor' Cümlesi Bir İftiradır"
Konjonktür değiştikçe, Mustafa Demirkanlı ile Tuncer Cücenoğlu'nun ahlak ilkeleri de değişiyor:
LİNÇ İMZACISI İFTİRACI ALÇAKLAR BUNLARI YAPANLARI ASLA KINAMADILAR:



FAKAT BİZE BUNLARI (VE DAHA FAZLASINI) YAPANLARA "OROSPU ÇOCUĞU" DİYORUZ DİYE, ŞİMDİ KALKMIŞ "BİZİ" KÜFÜRBAZ İLAN EDİP, "BİZİ" KINIYORLAR!
AMA BİZ DE DİYORUZ Kİ: BU ALÇAKLIĞA İMZA VERENLER, BİZİM KÜFÜRBAZ OLDUĞUMUZU DEĞİL, KENDİLERİNİN (EĞER "MAĞDUR" YA DA AKINTIYA KAPILMIŞ BİRER "ZAVALLI" DEĞİLLERSE) AHMAK YA DA ALÇAK OLDUKLARINI KANITLIYORLAR!
Mustafa Demirkanlı, Tuncer Cücenoğlu, Ertuğrul Timur, Özdemir Nutku, Üstün Akmen gibi bugünkü linç imzacıları tarafından bir zamanlar desteklenmiş ve o linççiler sayesinde okur bulabilmiş olan Burak Caney'in, (yaptığımız yayınlar sonucu daha sonra kapanmış olan) hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun sitesinde...
...fotoğrafımı penis üstüne, dansöz üstüne, Nazi bayrağı üstüne yapıştıran takma isimli (ve gerçek isimli) kalleş sapıklara "hangi dille" cevap vereceğimi kimse bana öğretmeye kalkmasın; hele o sapıkları açık imzalarıyla desteklemiş linç kampanyası düzenleyicileri, (Türkiye Tiyatrolar Birliği) asla kalkmasın!... Hele onların ipiyle kuyuya inmekte sakınca görmeyen Genco Erkal, asla kalkmasın!
|
Biz, Coşkun Büktel/Hilmi Bulunmaz, iki kere iki dört gibi somut biçimde kanıtlamadıkça, kimseye iftiracılık gibi iğrenç bir suç isnat edemiyorduk. Vicdanımız buna izin vermiyordu. Oysa biz (ya da ben Coşkun Büktel) Özdemir Nutku iftirasının mağduru olduğum ve bunu devletin CD kaydıyla güneş gibi apaçık biçimde belgelediğim halde; vandallar, belgelere hiç aldırış etmeden, linç bildirisinde benim (ve Hilmi Bulunmaz'ın) Özdemir Nutku'ya iftira ettiğimi/zi hiçbir belgeye dayanmaksızın, hiçbir belgeye link vermeksizin, söyleyebiliyorlar. Bakın iftiralarla dolu linç bildirisinde neler "yumurtluyorlar": Tiyatro İnsanları Olarak, Yayınlarımıza ve Yayıncılarımıza Yönelik; İftira, Karalama, Baskı Altına Alma Girişimlerini Kınıyoruz! Tiyatro kamuoyunun tanıklık ettiği üzere, oyun ve dizi film yazarı Coşkun Büktel ve internet ortamını hesapsızca kullanan Hüseyin Hilmi Bulunmaz, kişisel site ve bloglarını sistemli aşağılama, hakaret ve küfür aracı olarak kullanarak Türkiye tiyatrosunun kurum ve kişilerine saldırmakta ve rencide etmektedirler. Tiyatro gündemini bu şekilde işgal etmekte, tiyatro ortamında üretimleriyle var olmak yerine intikam duygularını ortaya saçmaktadırlar Tiyatromuzun saygın insanı Prof. Özdemir Nutku’yu, DT koordinasyon toplantısında Coşkun Büktel’in eseri gündem yapıldığında, görevi gereği Fransızca yazılmış bir “Theope” ile karşılaştım, Fransızca bilenler karşılaştırsın sözünden yola çıkarak, Sayın Nutku’nun ben kimseyi suçlamadım sadece bir bakılmasını önerdim açıklamasını bile dikkate almadan, akıl almaz karalamalarla uzun süredir rencide etmektedirler. (...) Neymiş? "Akıl almaz karalamalar"... Ne demek "karalama"? "İftira" demek. (Bakınız: TDK Türkçe Sözlük.) Yani iftiracı olan, "16. Yüzyıl'da Fransa'da yazılmış Theope diye bir oyun var" dediği CD kaydıyla (ve kendi yazılı itirafıyla) belgeli Özdemir Nutku değilmiş, asıl iftiracı, bu iftiranın üzerine giden benmişim (bizmişiz). Linç bildirgesinde, hiçbir belge göstermeye gerek duymaksızın ve Nutku'nun gerçekte ne dediğini bile okurlara aktarmaksızın, iftiracının Nutku değil de biz (Bulunmaz ve Büktel) olduğumuzu söylüyorlar. Ve kendileri gibi alçaklardan, ahmaklardan, Salieri komplekslilerden oluşan 1100 kişilik bir iftiracı kitlesi, bu iftira bildirisini imzalıyor.
|
|
Hiçbir helâ duvarı, "yüzsüz" ve iftiracı sapık Burak Caney'in (Türkiye Tiyatrolar Birliği tarafından ödül verilen) helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun sayfalarındaki kadar aşırı bir çirkeflik barındıramaz. (Bakınız: "Burak Caney'in fotoğraf sergisi".) İmza toplayacaksanız, önce "Burak Caney'in fotoğraf sergisi" ne karşı imza toplayın! Orospu çocukları sizi!...
Coşkun Büktel 2 Mart 2008 |
Coşkun Büktel, kendisinin fotoğrafını bir penisin üzerine yapıştırmış olan takma isimli kalleş sapık Burak Caney'den başka hiç kimseye "orospu çocuğu" dememiştir. Büktel, Burak Caney'e "orospu çocuğu" deyip geçmiş, onu önemsememiş; ama (Burak Caney'e teşekkür etmiş ve Burak Caney yöntemlerine itibar ederek, daha dün, Büktel'in fotoğrafını Nazi bayrağı üstüne yapıştırmış olan) Mustafa Demirkanlı'nın, A. Ertuğrul Timur'un, Özdemir Nutku'nun, Tuncer Cücenoğlu'nun, Üstün Akmen'in (Yani sonradan bugünkü linç kampanyasına da imza atan elebaşıların) açık imzalarıyla yazı yazarak, Burak Caney'e açık destek vermesini ve Türkiye Tiyatrolar Birliği'nin o iğrenç Burak Caney sitesini ödüllendirmesini önemsemiş ve Büktel'e karşı olunca (eğer kendileri bizzat sapığın ta kendisi değilseler) bir sapıkla bile işbirliği etmekten çekinmeyen bu kirli insanları defalarca uyarmıştır.
Bu kirli ittifakın elebaşları, sonunda Bileyci Kurhan'ı (ve imza verdiklerine göre İATP-G'yi de tabii) asimile ederek aralarına katmış; (olayda asıl küfrün Burak Caney tarafından Büktel'e yöneltildiğini ve kendilerinin asıl küfrü açık imzalarıyla desteklediklerini) insanların çoktan unuttuklarına güvenerek, ve çoğu kişinin hakikati bilmediklerine ve bilmek istemeyeceklerine ve bilmeden de imza verebilecek kadar salak olduklarına inanarak; Büktel'e (ve arkadaşı Hilmi Bulunmaz'a) karşı bir linç kampanyası düzenlediler ve mahkemelerin hakaret (küfür) nedeniyle defalarca mahkum ettiği (mahkeme tescilli küfürbaz) Mustafa Demirkanlı tarafından başı çekilen bu linç kampanyasına, bir dezenformasyon harikası(!) olarak, "küfür karşıtı kampanya" adını verdiler ve iftiralarla dolu bir bildiriyi, hakikati "bilmeyen" insanlara ve Büktel'in eleştirilerine maruz kalmış "kuyruk acılılara", "Salieri Komplekslilere" ve hakikati bildikleri halde linç tarikatinin dışında kalmaya cesaret edemeyen zavallılara imzalatmaya başladılar.
Ama 70 milyon imza toplasalar bile, ben Coşkun Büktel, fotoğrafımı penise yapıştıran sapıklara "orospu çocuğu" demekten; (sapıkları açık imzalarıyla desteklemiş linççileri kınamak yerine, linççilerin iftira, fotomontaj ve tehditle yıldırmaya çalıştığı Büktel'i kınayan) ahmak ya da alçaklara savcı koltuğunda değil, suçlu sandalyesinde oturduklarını hatırlatarak hadlerini bildirmekten asla vazgeçmeyeceğim.
COŞKUN BÜKTEL
BÜKTEL VE BULUNMAZ'A KARŞI KİRLİ İTTİFAK
(1. Yalan makinesi ve mahkeme tescilli küfürbaz ve Burak Caney destekçisi Mustafa Demirkanlı
2. "Yaşasın Sansür" başlığının mucidi "3. Abdülhamid" lakaplı, Burak Caney destekçisi A. Ertuğrul Timur
3. Beğenmediği kişileri "bıçakları biliyoruz" diye tehdit etmeyi küfür saymayan "Bileyci" Ömer F. Kurhan
4. "Bileyci"nin dümen suyunu izleyen "Bileyciler tarikati" İATP-G
5. "Türkiye Tiyatrolar Birliği"
BU KİRLİ İTTİFAKIN TEMİZ TİYATRO" ADINA BAŞLATTIĞI "KÜFÜR KARŞITLIĞI KİSVESİ ALTINDAKİ" LİNÇ KAMPANYASINA ALET OLAN/İMZA ATAN 1100 KİŞİ
(BURAK CANEY ADLI TAKMA İSİMLİ SAPIK YA DA SAPIKLARIN KALLEŞ SALDIRILARINA KARŞI KENDİLERİNİ SAVUNMAKTAN VE TÜRK TİYATROSUNUN SKANDALLARINI KORKUSUZCA TEŞHİR EDEN BİRİCİK İNSANLAR OLMAKTAN BAŞKA SUÇU BULUNMAYAN) BÜKTEL İLE BULUNMAZ'I "KÜFÜRBAZ" İLAN ETMİŞ...
...VE BÖYLECE ASIL KÜFÜRBAZLARIN (YANİ BURAK CANEY SAPIĞINI AÇIK İSİMLERİYLE DESTEKLEMİŞ DEMİRKANLI İLE TİMUR'UN VE TEHDİTKAR "BİLEYCİ" KURHAN'IN) TUZAĞINA VE SUÇLU KONUMUNA DÜŞTÜLER.
BU 1100 KİŞİ İÇİNDE 4 KATEGORİDEN İNSANLAR BULUNUYOR:
1. "OLAYIN İÇ YÜZÜNDEN HABERSİZ MAĞDURLAR",
2. "OLAYIN İÇ YÜZÜNÜ ÖĞRENMEYİ GEREKSİNMEDEN LİNÇE İMZA VEREN SALAKLAR",
3. "OLAYIN İÇ YÜZÜNÜ BİLE BİLE İMZA VEREN KUYRUK ACILI YA DA SALIERİ KOMPLEKSLİ ALÇAKLAR"
4. "LİNÇ TARİKATİNİN DIŞINDA KALMAYA CESARET EDEMEYEN ZAVALLILAR"
İŞTE BÜKTEL VE BULUNMAZ'I KÜFÜRBAZ İLAN EDEN VANDALLARIN LİNÇ LİSTESİNDE
İMZASI KİRLETİLEN MAĞDURLAR
VE İMZASINI KİRLETEN AHMAK YA DA ALÇAKLAR;
İŞTE O 1100 İMZA:
.
NOT: Aşağıdaki listede, bize tanıdık gelen isimleri, kolayca fark edilebilsinler diye kırmızı harflerle belirttik. "Kuyruk acılı" ve Salieri kompleksli" isimleri, kuyruk acısına yol açan yazılarımıza linklemek için ayrıca mesai harcayacak ve linklediğimiz her ismi maviye dönüştüreceğiz. Böylece, "olayın iç yüzünden habersiz mağdurlar" ve "olayın iç yüzünü öğrenmeye gerek duymayan salaklar" kimlerin hesaplarına alet olduklarını, kimlerin iğrenç planlarının parçası haline geldiklerini ve kimlerin hangi kuyruk acıları yüzünden imza verdiğini daha iyi kavrayacaklar.
Ama tüm linkleri bir günde tamamlamamız elbette beklenmemeli.
|
A.Şamil Şaşoğlu Abdullah Özgenç Abdullah UYAN Adem Dursun Adnan Tönel Ahmet Akdeniz Ahmet Ayaz Yılmaz Ahmet Çınar Ahmet Doğruyol Ahmet Eryılmaz Ahmet gedik Ahmet Keklik Ahmet Kurt Ahmet Orhan Ahmet Şenkardeşler Ahmet Ünen ahmet yöney Ahu Gül Özkan Ahu Sila Bayer Akçağ emrah gel Alev Necile Dinç Alev Parlak Ali Adana Ali can Ali Candar Ali Ersan Karadeniz Ali Hakan Beşen Ali İhsan Özdemir Ali Karnap Ali Kırkar Ali Lie Ali Özgür Ali Rıza Ünal Ali Saysel Ali Sercan Balcıoğlu Ali şendağ Ali Üstün Ali Yalçıner Alihan Bozkurt Alişan Akpınar Alpaslan Kılıç Alper Akdeniz Alper Kahraman Altan Erdoğan Anıl Aksoy Anıl Ayvalıoğlu Anıl Baysal Arda Karapınar Doç. Dr. Arda Saygılı Arda Uğurlu Arif Akkaya Arif Coşkun Arkın Gelenbe Artunç Yavuz Arzu Sevinç Aslan Aksakal Aslı Burcu Ok Aslı Can Kortan Aslı Nişancı Aslihan Beyan Asmin N. Singez Ata Tamer atalay göktaş Atda Uğurlu Atıl Ünal Atıl Yavuzerler atsız karaduman Ayca Günaydın Aycan Acar Aycan Aluçlu Ayça Altıparmak Aydan Kalınağa Aydan Saraç Ayfer Uzun Ayhan Bekdemir Ayhan Sağlam Aykut İğdeli Ayla Akay Ayla kaya Aylin Eren Aylin Kalınağa Bayrakoğlu Aysel Kurhan Aysel Küçükoğlu Aysel Yıldırım Ayşan Sönmez Ayşe Boyacıoğlu Ayşe Kilimci Ayşe Lebriz Berkem Ayşe Müge Gerdan Ayşe Pelin Gün Ayşegül Akbulut Ayşegül Baydız Ayşegül Sübütay Tınay aytac balkan Aytekin Altunöz Aytekin Kubat Ayten Ayrancı Ayten Sönmez Aytül Yılmaz Liman Ayza Ribar Türkoğlu Azade Diykan Azade Küçükaycan Aziz öktem Aziz Sezgin B.Seçkin Kaymaz Bahadır İpek Bahadır Öziri Bahar Başar Banu Açıkdeniz Banu Kaya Banu Şener Banu Taban baran barani Baran Sahin Barış Bayram Barış Dodanlıoğlu barış sefer gemicioğlu Barış Sezgin Baris Avci Baris Can Erol Baris Güney Bariş Bayır Başak Doğan Begüm Aydın Begüm Erbaş Beki Haleva Bengi Heval Öz Bengü Özer Beran Soysal Berat Çakıcı berfin saklica Berk Paçalman Berk Samur Berna Kurt Berrak Karaoğlu Berrak Yüce Berrin Yuce Bersi Yetkin Besime Şahin beste özen Betul Cakaloglu Betül Aguş Betül Kaya Beyti Engin Beyza Gümüş Beyza Simay Özbaş Bilal Akar bilal akçay Bilal Temur Bilge Emin Birgül Serçe Birol Topal Birsel Uzma Bora Gerem Bora Kılıç Buket Karabaş Burak Akyunak Burak Kılıç Burak Korucu Burak Körün Burak Üzümkesici Burak Yavas Burcu Altınok Parlak Burcu Arıbilginç Burcu Burhan Burcu Matkaya burcu tokat Burcu Uğur Burcu Yankın Burcu Yıldız Burçak Bayrak burçin akyüz burçin çakmak burhan hasdemir Buse Burcu Şayir Bülent İpek Bülent Sezgin büşra nur atasoy Cafer Kutru Cagri Karagozoglu Cahit Yücel Boran Can Erdoğan Can Ertuğrul Can Esendal Can Girgin Can öngel Can Selmun Can Yılmaz Canan Kesebir Canan Kırımsoy Canan Tanır Candan Yazıcı caner kızgın Cansu Bakar cansu fırıncı Cansu Şipal Cantekin BUYRUK cavit bezek Celal Hikmet Cem Bayraktar Cem Düzova Cem Kaynar Cem Kenar Cem Malkoç cem tanır Cem Uras cemal Demirkanlı cemil atik Cenap SUİÇMEZ Cenap Tuncer Cenk ŞENGÜL Ceren Bekdemir Ceren Gülbudak Ceren Ozcan Ceyhun Becerikli cigdem cangül Cigdem Erken Cihan Bıkmaz Cihan Sönmez Civan Geçgil Coşkun Kırımlı Cüneyit Dyrna Cüneyt Erkmen Özbayır Cüneyt İngiz Cüneyt Yalaz Cüneyt Yavuz çağdaş dudu Çağıl İvak Çağrı Karagözoğlu ÇAYAN ARIKAN Çelik Bilge çiğdem aydemir Çiğdem Erken Çiğdem Genç Çiğdem Yumurtacı D.pelin sakın Damla Cangül Demet Genç Demirbilek Deniz Atam Deniz Aydın Deniz Demirkanlı Deniz Ezer Deniz Kaptan deniz nihan aktan Deniz Nurşen Çelikbilek Deniz Özen deniz yılmaz Derya Aslan Derya Çelik Derya Duyuler Derya SAĞLAM Devrim Sorrell Yaralioglu Didem Bektaş Didem Ertem Didem Güneş didem karanfil Didem Telli Dikmen Seymen Dila Okuş Dilara Çapur Dilara Su Benlisoy Dilek Altuntaş Dilek Çakır Dilek Kanak Dilek Salan Çakır Dilek Şimşir Dilek Tekintaş Dilek Türker Dilek Yücel Zeybek Diler Özer Dincay kat Doruk Kemal Kaplan duygu atay duygu Aydın Duygu Çavdar Duygu Dalyanoğlu Duygu Doğan Duygu Eser Duygu Gülçiçeği Duygu Koçak Duygu Uzun Duygu Yurukce Ebru Ak Ebru Kaya Ebru Keskin Ebru Köseoğlu Ebru Kuruoğlu Ebru Nalbant Ebru Saçar Ebru Sakarya ebru sefer Ebru Seyhan Ece Baktıaya Ece Ekinci Ece Turkmut Ecem Eren Ecem Gelenbe Eda Atalay Edip Deder Ege IŞIK Ege Olgaç Ege Seçkin egemen kaymakcı Ekin Güler Ekin Kaplan Ekmel Bircan ekrem kocaçal Elif Akgül Elif Akman Elif Çetinkaya Elif Erol Elif Kaptan Elif Sözen Elvin Eroğlu EMEL GÜLCAN Emin Ayhan Emine Melike Şen Emine Rençber Emine Varol Güneş Emrah Kırımsoy Emrah Koyuncu Emre Aygün Emre Ersezer Emre Koç Emre Konuk Emre SAKA Emre Şen EmreŞen Ender Sanal Ender SERİN Engin ARPA Engin Can Engin Özsayın Enis Bakışkan Eraslan Sağlam erçin sıcakkan Erdağ Yenel Erdal İbrahim Kantarcı Erdal Yenice Erdi Inci Erdinç Üçüncüoğlu Erdogan VAROL Erfan Cantepe Erhan Gökgücü Erhan Sağ Erhan Tığlı Erk Bilgiç Erkal Balaman ERKAN AYTEMUR Erkan Mehmet Aşkın Erkan Öztürk Erkin Akbulut Erkin Öztok Erman Duyar Ersin Umulu Ersoy Özdem Ertan Akman Ertuğrul Oruç Ertuğrul Timur Esen Şahin Eser Dilsöz Esin Kocatürk Esin Yüksel Esra Aşan Esra Ergin esra inal |
Esra Kirez Esra SEVGİ Esra Topçu Albayrak Eşref Seyitoğlu Evin Kum Evren Babayiğit Evren Bay Evren Erler Evren Özcan Evrim Aksoy Yönlü Evrim Yağbasan Eyüp Zafer Tural Ezgi Aktan Ezgi Ay Ezgi Besen Ezgi Dalaslan Ezgi Deniz Alpan Ezgi Dilan Ustaoğlu Ezgi Gülsen Yaylı Ezgi Metin Fadime Yılmaz Fahriye Dinçer Faize Çelikırmak Fatih Koyuncu Fatih Murat Teke Fatih Ölekli Fatma Çölkesen Fatma Kabaoğlu Fatma Şen Fatma Tezel Fatoş Duran Fatoş Karadoğan Fatoş Watkins Fehmiye Çelik ferhat güneş Feridun Kaykı Feryal Çınaklı Feryal Öney Fırat Akbaş Fırat Babatonguz Fırat Güllü Figen Gürsoy Kahraman Figen İtarcı Figen Paslı Filiz Parlak Fuat Çiyiltepe Fulya Peker Funda Çetintaş funda karakus Funda Köseoğlu furkan ak Furkan Akdag Galip Uyar Gamze Celik Gamze Doğan Gamze Yapıcı Can gaye gok Genco Demirer Genco Erkal Gılman Kahyaoğlu Peremeci Gizem Akkaya Gizem Kurtsoy Gizem Yücel Gonca İli Gorkem Cetinalp Gökay Genç gökay yener Gökçe Ipek Gökçen Cavga Gökhan Akçura Gökhan Gökçen Gökhan Kocaoğlu Gökhan Subaşı Gözde Yıldırm Gulay Ayyildiz Yigitcan Gül Çörüş Gül Fulya Akyol Gül Kem Gülay Bakışkan gülbeyaz sert Gülcan Küçük Gülen Ipek Abali Gülfer Danışman Gülhan Avşar Gülhan Kadim Güllü Taşkıran Gülsen Özbekar Günay Ertekin güneş kozal Gürol Tonbul H. Can Utku Hadiye Cangökçe hakan balkan Hakan Gerçek Hakan Gürel Hakan Inci Hakan İnci Hakan Kabadayı Hakan Karlıdağ Hakan Mörek Hakan Öztop Hakan Uyanık Hale Can Okşit Halil Sahan Halil Vardar Halis Tekel Haluk Işık Handan Koç Hande Ozelsancak Hanife Benzer Hanife Burun Hanife Ser Harika Derya Erten Harun Silahsizoglu Hasan Anamur Hasan Baki Pilavci Hasan Bayrak Prof. Dr. Hasan Erkek Hasan Göktaş Hasan Hüseyin Karabağ hasan kemal özgedik Hasan Köse Hatice Koçak Hatice Yaşar Hazan Töre Dönmez Hekîm Kılıç Hikmet Giresunlu Hilal Uzgaş Hilal Yüzüak Hilmi Atıl Ünal Huseyin Oksit Huseyin Ozsut Hülya Genç Hülya Gezer Hülya İnce Coşkuner Prof.Dr.Hülya Nutku Hüseyin Demir Hüseyin Köroğlu Hüseyin Özpınar Hüseyin Uzman hüsnü şimşek Ibrahim Keskin Ibrahim Pamir Ilke Ugur Ilker Aslan Ilker Nedim Sahin Inci Bademsoy Ipek Gucel Irfan Yalcin Isa Karsli Isil Yasar Iskender Bagcilar Ismail Dündar Ismail kaplan Ismail Kurt Işıl Z. Karaalp Tangör Işın Buzcu Izlen Idil Izzeddin çalışlar İbrahim Keskin İbrahim Odak ibrahim yurtsever ihsan bengier ihsan özçıtak İhsan Ustaoğlu (ADININ KENDİSİNDEN HABERSİZ KULLANILDIĞINI AÇIKLADI) İlhan İnan İlkay Civelek İlkcan Burak Urans İlke Kızmaz İlke Uğur İlke Yalçın ilkem balseçen İlker Aslan ilker canlı İlker Erdoğan ilker yasin keskin ilknur öncü İlkyaz Şenkul İnci Bademsoy İpek Abalı irem az İrem Dilaver İrfan Demir isa karslı İsmail Can Törtop ismail dündar İsmail Kurt İsra Özsalar İsrafil Demir Jack Napier kaan birkes Kaan Erkam kadir çıtak Kadir Tolga Dönmez kadri özaldıkaçtı Kağan Yazıcıoğlu Kamer Yıldız Kamil Gürsoy Kaya Tokmakçıoğlu Kemal Aydoğan Kemal Kocatürk Kemal Sağlam Kenan Işık Kenan Yeniceli Kerem Dutçu Kerem Kurdoglu Kerem Rızvanoğlu Kerem Yıldız Kerim Dündar Keyif Marmaris Kezban Karakoca Kıvanç Koca Kirkor Sar Kubra Tektas Kutay Kalınlı Kutay Kunt Kübra Ayçiçek Kübra Tektaş Kübra Üner Leman Yılmaz Leman Yurtsever levent can Levent Çağlayan Levent Gülten Levent Soy Leyla Ekici M. Ergün Işıldar M.Birtan Altan Mahiye Morgül Mahmut Hazım Kısakürek Maral Usta Mehmet Açıkalın Mehmet Açıksözlü mehmet ali kaptanlar Mehmet Ali Yılmaz Mehmet Bozkır Mehmet Can Ağlaç mehmet cemil sağbaş Mehmet Doğru Mehmet Erdemli mehmet ergen Mehmet Fatih Ölekli Mehmet Isik Mehmet Kurt Mehmet Maraba Mehmet Mustafa Nilüfer Mehmet Nihat Sönmez Mehmet Nurkut İlhan Mehmet Okur Mehmet Özveren Mehmet Selin Sağdıç Mehmet ŞAHAN Mehmet Tekkanat Mehmet Üstün Melih Atalay (DİKKAT: Bu linççinin Habibe Merih Atalay'la karıştırılması, tiyatro "sanatçısı" Habibe Merih Atalay'a büyük hakaret olur.) Melih Barsbey Melih Gündüz Melike şen Melis görür Melisa İclal Yamanarda Meltem Aravi Meltem Cengiz meltem erdoğan Meltem Evcioğlu Meltem Keskin Meral alsan özkalafat Meral Taşkıran Mert Ateş Mert Kocadayı Merve Ceyhan Merve Danış Merve İş Merve Özhan Merve Sağlam Mesut Gökdai Mete Cantekin Metin Boran metîn fidel kılıç Metin Göksel Metin Uzun Mısra Alasya Mim Mel Mine Koçak Miraç Bayramoğlu Mirza Metin muammer yılmaz Muhammed Kürşad Dursun Muhsin Kayar Murat Akdağ Murat Atak Murat Ay Murat Aygen Murat Beşer Murat Cengiz Murat Cinar Murat Demir Murat Karapınar Murat Karasu Murat Kemaloğlu Murat Yıldız Mustafa Akyol Mustafa aydın Mustafa caner aslan Mustafa Cinar Mustafa ÇINAR Mustafa Demirkanlı Mustafa Deniz Mustafa Kalkan Mustafa Necmi Erguc Mustafa Onur Sezgin Mustafa Sekmen Mustafa Sırkıntı Mustafa Tarık Albayrak Mustafa Yıldız mücahit can Müge Bentürk Müge Denizhan Müge Kıraner Müge uyar Müjde Yılmaz Nail Özturk Nalan Balcı Nalan Güner Nalan Özübek narin cengiz naşit özcan Nazan Saner Nazlı Çabadağ Nazlı Kar Nebi Altaylar Necati Sentürk Necdet Hasgül Necla Ulusan Nergul Tuncay Nermin Sezgin Neslihan Çakıroğlu neslihan sefer Neslihan Sözer Neslihan Taviloğlu Neslihan Zeynep Çardaklı Nesrin Cavadzade Nesrin Hacılar Nesrin Serizli Nevzat Eser Nihal Albayrak Nihal Kaplangı nihal kuyumcu Nihal Türksever Nihan Acar Nil Soykan Nilay Çıtak Nilay Şenol Akçay Nilgun Kurt Nilgün Ilgıcıoğlu Nilperi Şahinkaya Niyazi Aksoy Noyan Ayturan Nur BALKAN nur şahiner Nuran İnce Ustaoğlu Nuray Sevindik Nurcan Sürer Nurdan Kalınağa Nurdan Sayin Nurgül Açık Nurgül Bülbül Nurgül Şuakar Şahin |
Nurhan Akbıyık Prof.Dr. Nurhan TEKEREK Nurseda Altınkaynak Nursel Atabey nurten yıldırımlar Oğuz Susam Omer Ongun Omur Kurum Onay Durgun Onur Durmuşoğlu Onur Günay Onur Kahraman Onur Kocatürk Onur Turgut Onur Ümit Onur Yıldırım Orçun Masatçı Orhan Aydın Orhan Deniz Orhan Günay Orhan Kurtuldu Osman Bilal Güleryüz Osman Sarıçiçek Osman Wöber Oya Bardakçı Oya Dinçer Durmuş Oya Yılmaz Oyku Tumer Oylun Öğütken Ozan Ergin Ozan Hafızoğlu Ozdemir Nutku Ozlem Pehlivaner Ömer Ağlar Ömer Faruk Kıpırtı Ömer Faruk Kurhan Ömer Ongun Ömer Özdinç Ömer Öztürkmen ömür Sabuncuoğlu önder abbasoglu Önder Engindeniz Öykü Gürpınar Öykü Şahin Ozdemir Nutku (2. kez) Özge Bektaş özge Eren Özge Kabaca Özge Sever Özgül Akıncı Özgün Kaplama Özgür DURAN Özgür Eren Özgür Işık Özgür 'Martin Özgür Ötüş Özgürol Öztürk özlem akdoğan Özlem Aslan Doç. Dr. Özlem Barutçu Özlem BuluttekinN Özlem Dönder özlem gündüzkanat özlem güveli türker Özlem Köse Ünlü Özlem Özdemir Özlem Öztürkmen Özlem Sağlam özlem Toker özker Özlem Yazıcı Pelin Belek Pelin Çoban Pelin Sağlam Pelin Ulusoy Pervin Okur Pınar Aksoy Pınar Alev Pınar Demiral Pınar Erol Pınar Gümüş pınar gün Pınar Gündoğdu Pınar Karaman pınar ozkul Pınar Tümer Pinar Ozkul Piri Kaymakçıoğlu R.Berker Enhoş R.Onur Duru Ragıp Ertuğrul Ragıp İncesağır Rahime Albayrak Yamaner Rana Arıbaş Rana Erkiner Rasim Korkut Reha Özcan Resat Kutucular Reyhan Beler Reyhan Erdogan Rıza sandalcı Rojda meryem cengiz Rojhat Eşin Rumeysa Çamdereli Ruşen Hatipoğlu Saadet Şayir Kaleli Sabiha Topallar Sabire Yılmaz Sabri Ejder öziç SadettinMutlu Sadi Sönmez Saim Saban Saim Tokaçoğlu Salih Gürkan Çakar Salih Topcuoglu Salih Yılmaz Salim Dörtcan Samet Çalışkan Samet Derince Samet Tamer Saniye Demirel Sanlı Baykent Sauvi Paydaş Savaş Aykılıç Saynur Dağlı Sebnem Akyuz Seckin Taskin Seçkin Aybar seda hayal Seda Kaya Seda Özdayı Seda Turkmen Seda Yürük Sedat Yılmaz sedef güneş Selahattin Yildiz Selçuk Hasanoğlu Selda Öztürk Selda Serifsoy-Cakar Selen Gül Selin Aydınoğlu Selin Girit Selin Şenol Selma Karahan Selver Alagoz Kilicaslan Sema Merve İŞ semih togay Semiha Tohma Semire Bayık semra uygun Sena Caner sena çelik Sena Çerçi Senem Akçakaya Senem Döner Senem Han Senem Kara Sera Keskin Serap Demirkan Sercan Gidisoglu Sercan Güvenç Sercan Taş Serdar Albayrak Serdar Gökhan Serdar Gökhan Hakan Inci Serdar Kurt Serhan Genç Serhan Şimşek Serhat Deniz Serhat Kurtuluş Serhat Yiğit serkan baştuğ Serkan Erdoğan Serkan Öztürk Serkan Şanli Serkan Tınmaz Sermet Yeşil Serpil Boydak Serpil Güven Seteney Koz Sevda Yaman Sevgi Karamık sevgi ruhsar karacan Sevi Yılmaz Sevilay Saral Sevket Kiziltan Seyfi Erol Seyhan Erozcelik Sezai Bakıştan Sezin Gündoğan Sıla İlyasoğulları Sibel Akçay Ergül Sibel POLAT USLU Sila Karan Sima Ertem Sinan Kaya Sinan özer Sinem Cano Sinem Kahraman Sinem Keleş Sinem Silay Sinem Yavuzdemir Somer Karvan Soner Akçay Soner Küçükemirler Soner özenç Ilhan Songül Destegül Songül Tuncalı Songül Yücel Suat Başkır Suayb Aydin Sultan Kaleli Sultan Örenkaya Süheyla Gürkan Süleyman Şekercioğlu Şaha Elif Ergin Şale Türkeli Şebnem Akyüz şebnem Atılgan Şebnem Köstem Şebnem Nazlı Karalı Şenay Çelik Şenay Karaman Şenay Kirazlı şenol şahin Şevket Kızıltan Şeyda Kaplanoğlu Şeyma Taşdemir şirin özgün Şuayb Aydın Şule Kocaçınar tacim ovayolu Tamer Levent Tamer Özşeker Tamer Serkan Subaşı Taner Koçak taner olçum Tanju Gündüzalp Tarık Günhan Tarık Şerbetçioğlu Tarkan Karakoyun Tarkan Sarısoy Tayfun Kurt Tayfun Malkoç Taylan Sengul Taylan Tosun Tevrat Kuvancı Timuçin Haliloğlu Timuçin Savaş Tolga Aşkın Aray Tolga Yeter Tolgahan Cogulu Toygar Tapkan Tuba Göksel tuba uzumkesici Tufan Gündüzalp tugay kartal Tugce Cuhadaroglu Tuğba Kaleli Tuğba Tamurtaş Tuğba Yılmaz Tuğçe Erçetin Tuğçe Kanbur Tuna Güngör Tuna Koçak Tuncay GÜREL Tuncay Özinel Tuncer Cücenoğlu Tülay Bilgin Tülay yılmaz Tülin ebcioğlu Türkan Aktoprak Türker Egemen Keskin Ufuk Bayrak Ufuk Gönüllü Ufuk Kayrak Ufuk Ziya Bayrak Ugur Balik Uğur Altun Uğur Kaya Uğur Öztürkmen Uğur Senay Uğur Şahin Tağı Uğur Uzunel Ulaş Doğan Uluç Esen Umut Ateş Umut Ayanoğlu umut toprak Umut Vardarlı Unal Algin Ülker Uncu ümit baran ümit güleç Ümit Kireççi Ümran İnceoğlu Üstün Akmen Vahit Çakmakçı Vecihi Ofluoğlu Vedat Akguner Vedat Gültekin vedat yıldırım Vedat Zar Vehbi Arslan Veli Alp Yavuz Verda Eylül Varan Veysel Şükrü Alankaya Vildan Bayram Vildan Özer Volkan Birsen volkan kaplan Volkan Taha Şeker Vuslat Taş Y. Ozan Say Y. Teoman Serinkaya yakup dal Yasemin Kılıç Yasin Okun Yaşam Kaya Yavuz Sepetci Yeliz Gerçek Yener Acar Yeşim Akar Özdemir Yeşim Artvinli Yeşim Çağlar yeşim GÜLEN Yeşim Gündoğdu Yeşim Ulusan yıldız çıplak Yıldız Yılmaz Yıldız Yılmaz Agırpha Yılmaz Eyidogan Yiğit Sertdemir Yiğit Tuncay Yildiz Akbiyik yonca ginyol Yunus Emre Yunus Karakus Yunus özerdem Prof. Dr. Yusuf Eradam Yurdagül Yurtseven Yurdan Akbin Yusuf Öz Yusuf Temiz Yücel Erten Zafer Gecegörür Zarin Serhat Zehra Özdemir Zeki Yıldırım Zeki Yılmaz Zeynep ADIGÜZEL Zeynep Aslıhan İşcan Zeynep Başar Zeynep Dokur Zeynep Ecem Piyale Zeynep Görpe Zeynep Kutluata zeynep nur Zeynep Okan Zeynep Onarlı Zeynep Saral Pehlivan Zeynep Ünal Zeynep Yavuzdemir Zîlan Kaki Zuleyha Cubuk Zuleyha Demirok Zülal Arslan Zümre Demir |
"Sürüden" ayrılmaktansa iftiralarla dolu linç bildirisi altına imza atmayı tercih ederek, seyirciye "samimi" bir şey söyleme şansını ebediyen kaybetmiş güya tiyatro(?) toplulukları:
Absurdtheater
Adana Sanat Tiyatrosu
Altıdan Sonra Tiyatro
Atölye Tiyatro Topluluğu
Bartın Bölge Tiyatrosu
Bartın Sanat Tiyatrosu
BGST Dansçıları
BGST Boğaziçi Gösteri
Sanatları Topluluğu
Boğaziçi Üniversitesi
Oyuncuları
BÜFK Boğaziçi Üniversitesi
Folklor Kulübü
Derme Tiyatro
Destartiyatro
Dostlar Tiyatrosu
Ege Sanat Atölyesi
Ege Üniversitesi Tiyatro
Topluluğu
Gaf Tiyatro
İÜ EAT Deneysel Sahne
Kızıltepe
Belediye Tiyatrosu
Maan Performans Sahnesi
Mavi Sanat Atolyeleri
Mavi Uçurtma Komedi Tiyatrosu
Medea Güzel Sanatlar
Oda Tiyatrosu
Oyun Atölyesi
Oyuncular Birliği Sahnesi
Samsun Düşevi Oyuncuları
Sıcakkan Sanat Merkezi
Talimhane Tiyatrosu
Taşkışla Sahnesi
Tuncay Özinel Tiyatrosu
Tiyatro Açıkça
Tiyatro Ayna
Tiyatro Akkaş
Tiyatro Alkış
Tiyatro Boğaziçi
Tiyatro Gerçek
Tiyatro Mie
Tiyatro V.A.T.T.
Tiyatro Z
Yenikapı Tiyatro
Yenişehir Tiyatrosu Altan Erkekli Sahnesi
Zeytinburnu Halk Sahnesi.
|
SORU: Aşağıdaki cümlelerden hangisi Özdemir Nutku tarafından otuz kişilik DT koordinasyon toplantısında söylenmiş cümlenin tıpa tıp ta kendisidir? 1. "Kesinlik içeren bir ifade kullanmak istemem ama, Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun olduğunu hatırlar gibiyim." 2. "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyunun varlığına dair bazı duyumlar aldım." 3. "Belleğim beni yanıltmıyorsa, Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun bulunduğunu sanıyorum.." 4. "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun bulunduğu kulağıma çalındı." 5. "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun bulunması çok muhtemeldir." 6. "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun bulunduğuna dair bazı söylentiler duydum." 7. "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun mu varmış ne..." 8. "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var." CEVAP: Nutku'nun kurduğu doğru cümle, 8. şıktaki "kesin" olan cümledir: "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var." (Kanıt için tıklayınız: Nutku'nun konuşmasının CD kaydı.) Ve bu cümle kesin bir yalan, kesin bir iftiradır. Nutku'nun toplantıda tam olarak ne dediğini "tırnak içinde" aynen aktarmak ya da dediklerinin CD kaydına link vermek yerine; okurlara Nutku'nun dedikleri üzerine uydurdukları kendi yalanlarını aktarmayı tercih eden vandallar sıkı çalışıyor ve iftiralarını tüm internete yayıyorlar. Kısacası, Türk tiyatro camiamızda, "Büktel'e ve Theope'ye atıldıktan sonra iftiranın bile başımızın üstünde yeri var" diyecek kadar çürümemiş temiz insanlar eğer hâlâ daha kaldıysa; o insanlar, dezenformasyona karşı çok uyanık olmalılar. Büktel ve Theope hakkında, bizzat Büktel'in sözleriyle (ve o sözlerin bizzat Büktel'in sitesinde yer aldığı sayfaya link verilerek) belgelenmiş olmayan hiçbir iddiayı kaale almamalı ve Nutku'nun kendi sözlerini mutlaka dinleyip, o sözlerin kanıtladığı şu gerçeği kesinlikle unutmamalılar: Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyunun "var" olduğundan bahsederken Nutku'nun "kesin konuşmadığını" söyleyenler; Nutku'nun iftira suçunu örtbas etmeye çalışarak iktidarın tiyatral putlarına sadakatini kanıtlayıp tiyatro çevresinde kariyer (ya da "ticaret") yapmaya uğraşan, sırf bu amaçla Nutku'nun gönüllü hınk deyiciliğine soyunmuş, linççi ve iftiracı, yalaka vandallardır. COŞKUN BÜKTEL |
|
Yalnızca Mustafa Demirkanlı'ya değil; linç imzacısı 1100 vandalın tümüne açık, "büyük fırsat": "16. Yüzyılda Fransa'da yazılmış Theope adlı bir oyun var" diyen Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamak için, "Evet, ikinci bir Theope oyunu var" diyecek; ama bunu yalnızca dedikodu gibi söylemekle kalmayıp arslanlar gibi "belgeleyecek" herhangi bir vandal çıkarsa; o vandalın imzaladığı linç bildirisinde yer alan "iftira" suçlamasını kabul edecek ve asıl iftiracının Özdemir Nutku ve linç imzacıları değil, ben olduğumu Taksim meydanında avaz avaz bağırarak ilan edeceğim! Madem Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'i kepaze etmek için Genco Erkal dahil 1100 kişi imza verebiliyor; 1100 kişilik bir ekip için, ikinci Theope oyununun kendisini ya da belgesini bulmak o kadar zor olmasa gerek. İşte fırsat: İçlerinden bir tane, 1100 kişiden bir tane "adam" çıksın da, ikinci Theope oyununun belgesini göstererek, imzaladığı bildiride bize (Bulunmaz ve Büktel'e) yönelik iftira suçlamasının iftira olmadığını (ve dolayısıyla kendisinin bir iftiraya imza atmadığını) belgelesin bakalım. Ama ben baştan söylemiş olayım: İçlerinden böyle bir "adam", (1100 kişiden bir tek "adam") çıkacağına inanmıyorum. Çünkü belgelemek, iftira atmak kadar kolay değildir. Belgelemek, "bizim" işimiz. COŞKUN BÜKTEL NOT: Kendileri linç bildirisini imzalamadıkları halde, dergisine çarşaf çarşaf ilanlar vererek linç kampanyası elebaşısı Mustafa Demirkanlı'nın yalan ve iftiralarını destekleyen ve "suni yemle" besledikleri Demirkanlı'yı üstümüze salan kültür bakanı Ertuğrul Günay ile DT genel müdürü Lemi Bilgin de, ya bizzat kendileri araştırarak ya da kuracakları ekiplere araştırtarak, sunduğumuz bu "büyük fırsatı" değerlendirip ikinci Theope oyununun belgesini bulabilir; böylelikle, hem bizim iftiracı olduğumuzu, hem destekledikleri linççilerin iftiracı olmadıklarını, hem de kendilerinin (vatandaş parasıyla) iftiracı beslemediklerini kanıtlamış olabilirler. Evet, sevgili linççiler, hodri meydan: Bulun Özdemir Nutku'nun söylediği ikinci Theope oyununu, "Lemi Bilgin ve Ertuğrul Günay iftira destekçisi değildir; Mustafa Demirkanlı ve linç imzacıları iftiracı değildir; asıl iftiracı benim!!!" diye anırayım Taksim'in göbeğinde... Hem de hoparlörle. Ama ikinci Theope oyununu ya da belgesini bulamazsanız, size artık yalnızca, bizi iftirayla suçlayan o bildiriyi ve o bildiriye attığınız imzaları nerenize sokacağınızı bulmak kalıyor. 1. GÜNCELLEME 1 Ağustos 2009: Bir haftadır bekliyoruz: Büktel'i iftiracılıkla suçlayan linç bildirisine imza atmış 1100 kişi içinden bir tek "adam" çıkıp da, "işte ikinci Theope oyununun belgesi" diyerek, Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamaya ve asıl iftiracının Coşkun Büktel olduğunu kanıtlamaya kalkışmadı. Neden acaba? Belgeyi mi bulamıyorlar yoksa belge ellerinin altında ama göstermeye tenezzül mü etmiyorlar? Büktel'e iftiracı diyen 1100 iftiracıdan bir teki bile, asıl iftiracının Büktel olduğunu belgelemeye nedense tenezzül etmiyor. Merak ediyoruz: İftiraya tenezzül edip de, iftirayı belgelemeye veya yanıldığı için özür dilemeye tenezzül etmeyen bu 1100 tuhaf kişi, acaba insan mı, karikatür mü?
2. GÜNCELLEME 2 Ağustos 2009 Bir haftayı da geçtik; hâlâ bekliyoruz: 1100 iftiracı içinden bir tek "adam" çıkıp da, "16. Yüzyılda Fransa'da yazılmış Theope adlı bir oyun var" diyen Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamak için, "Evet, ikinci bir Theope oyunu var" deyip, belgesini gösteremiyor. Gösteremez; çünkü, Fransa'da 16. ya da 17. Yüzyıl'da yazılmış Theope adlı bir oyun yok. Başka herhangi bir Yüzyılda yazılmış Theope adlı bir oyun da yok. Hatta bırakın oyunu, Theope adlı bir roman, hikaye, opera ya da bale bile yok. "Var" diyen, "var" demekle yetinmeyip "işte kaynağı, işte belgesi" diyerek iddiasını kanıtlayabilen ve göğsünü gere gere benden sözümü tutmamı ve "iftiracıyım" diye Taksim'de hoparlörle bağırmamı talep edebilen bir adam (1100 iftiracı içinden bir tek "adam") çıkmadı. "Çıkmayacak" demiştim, çıkmadı. Rehberi okuyan herkes çıkmayacağını anlardı.
3. GÜNCELLEME 3 Ağustos 2009 Hakikat, dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar yalnız kalmış olamaz.
Coşkun Büktel'in yeni yazısı... Lütfen... TIKLAYINIZ!
4. GÜNCELLEME 4 Ağustos 2009 Hayret: 1100 iftiracı içinden bir tek "adam" çıkıp da, şu vicdan muhasebesini yapabilecek zekâ ve erdemi gösteremiyor: "Madem ki Nutku'nun 'var' olduğunu söylediği, 'Fransa'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun'un (hatta Nutku'nun varlığından söz etmediği Theope adlı bir romanın veya operanın veya balenin) kendisini ya da belgesini gösteremiyoruz; madem ki, hiçbirimiz 'işte ikinci Theope oyununun belgesi!' diye karşısına çıkıp Büktel'den sözünü yerine getirmesini ve Taksim'de 'iftiracıyım' diye bağırmasını talep edemiyoruz; madem ki, kendimizde Büktel'den sözünü yerine getirmesini isteme hakkını bulmak için gerekli belgeye sahip değiliz; o halde soytarılığa gerek yok; belgeleri umursamamak, belgelere ve mantık verilerine aldırmaksızın bildiğini okumak ve iftiraya uğrayan (ve iftiracının özür dilemeye bile tenezzül etmediği) bir insanı, sırf daha "güçsüz" bir konumda saydığımız için) iftiracı diye suçlayarak asıl iftiracıyı (sırf daha "güçlü" bir konumda saydığımız için) korumak, haksız olduğu halde "güçlüden" yana çıkıp, haklı olduğu halde "güçsüzü" linç etmeye kalkışmak, değil bir sanatçıya, insan olmanın bilinç ve onuruna sahip en sıradan bireye bile yakışmayacak bir alçaklıktır; yanılmışız; Coşkun Büktel'e (ve Hilmi Bulunmaz'a) iftiracı demekle alçakça davranmış, haksızlık etmişiz; bu haksızlığı göz göre göre daha fazla sürdürmek, namussuzluk ve kalleşlik olur. Büktel ve Bulunmaz'dan özür diliyorum." Yukarıdaki gibi bir vicdan muhasebesi yapabilmek için yalnızca zekâ değil, vicdan da gerekiyor. Bu 1100 kişinin gerçekten de "tümü" vicdan ve zekâdan yoksun iftiracılar galiba... Peki iftiracılardan sanatçı çıkar mı? Hayır! Olsa olsa, en iyi ihtimalle, sanatı ekmek kapısı yapmış ("esnaf" kelimesinin mümkün olan en kirli, en olumsuz anlamıyla söylüyoruz) "esnaflar" çıkar. Kendinizi kendi imzalarınızla, tiyatro tarihimizin çöplüğüne atmaktasınız, çocuklar. Ve en acıklısı: Sanatçı değil de (süte su katanlar çeşidinden) "esnaf" olduğunuz için, size para kaybettirmediği sürece, bu durumdan müteessir bile değilsiniz. (Bakınız: "Utanma Eşiği") Ve hayret : 1100 kişisiniz(?) Oysa ben, Türkiye tiyatrosunun "şimşek hızıyla" çürüdüğünü söyleyen Hilmi Bulunmaz'ın abarttığını zannediyordum. Ama öyle görünüyor ki, içinde yaşadığımız siyasal düzen bir bebekten katil üretirken; Hilmi'nin "çanak" sözcüğüyle özetlediği "besleme düzeni" de, "sanatçılardan" iftiracı linççiler üretebiliyor... Hem de fabrika gibi üretebiliyor: 1100 tane(?) Kim bilir, diğer insanların ve yakınlarınızın (belki de çocuklarınızın) yüzüne utanmadan bakabilmek için gerekli pişkinliği (utanma eşiğini) nasıl ve ne kadar zamanda edindiniz. 5. GÜNCELLEME 5 Ağustos 2009 24 Mart 2007'de yayınladığım aşağıdaki satırların, 1100 iftiracı bağlamında bir kez daha okunmasını öneriyorum. Büktel'in "Utanma Eşiği" başlıklı yazısından
(...) Bilinçli irademizle ve iyi niyetle yaptığımız bir eylemin bizi utandırması, o eylemin başkalarına (özellikle hemcinslerimize) zarar verdiğini fark etmemizle başlar. Yanlış karar vermiş, sonuçları iyi hesaplayamamış, hata etmişizdir. Örneğin, bir ceza yargıcı ya da savcı olduğumuzu düşünelim. Kanıtları iyi niyetle ama yanlış değerlendirdiğimiz için masum bir insanı mahkum etmişsek; yıllar sonra hakikatin ve gerçek suçlunun ortaya çıkmasıyla duyacağımız utanç, iyi niyetle yapılan hataların utancına örnek verilebilir. Doğru sanılan yanlışlığı yaparken taşıdığımız iyi niyet ne kadar gerçek ve samimiyse, hakikatin (yanlışlığın) ortaya çıkmasıyla duyacağımız utanç da o denli gerçek ve samimi olacak; böylesi bir utanç, yanlışlığı olabildiğince adil biçimde tazmin edinceye kadar da yakamızı bırakmayacak, kendimizi bağışlamamıza olanak tanımayacaktır. Hatanın ardında kötü niyet yoksa, yani hata gerçekten hataysa, hatanın sahibi, hatayı düzeltmedikçe vicdanen rahatlamayacak, hatayı düzeltmek için elinden ne gelirse yapacaktır.
Sonuçları ne kadar vahim olursa olsun, yaptığımız yanlışlık gerçekten bir hata ise, hatadan mutlaka dönmek, hatayı tazmin etmek ve özür dilemek isteriz. Özür dilemeyi istemek için, yaptığımız yanlışlığın başkalarınca mutlaka fark edilmesi ve bizim başkalarınca mutlaka ayıplanmamız gerekmez. Eğer o yanlışı gerçekten iyi niyetle ve gerçekten hataen yapmışsak, eğer (örneğin "Suç ve Ceza'nın kahramanı Raskolnikov gibi) bilinç ve vicdan sahibi bir insansak; yaptığımız yanlışlığı yalnızca kendimizin fark etmesi bile o hatadan acı ve utanç duymamız, tazmin ve özür çabasına kalkışmamız için yeterli olacaktır. Eğer vicdan ve bilinç sahibi bir insan isek, hatamızın ortaya çıkması, başkalarınca fark edilmesi asla mümkün olmasa bile, hatamızın yalnızca kendimiz tarafından fark edilmesi bile, bizi utanma eşiğine getirecektir. Utanma eşiğimiz onurlu ve şuurlu bir insana yakışacak kadar alçak ya da düşükse, başkalarınca ayıplanmamız ihtimali sıfır bile olsa; bu durum kendimizi bağışlamamıza, vicdanımızı rahatlamamıza yetmeyecektir. Çünkü utanma eşiği onurlu ve şuurlu bir insana yakışacak düzeyde olan insanlar, kendilerini başkalarının ayıplamasından daha çok, kendi kendilerinin ayıplamasından utanç duyar ve utanç duymalarını gerektiren nedenler konusunda kendilerini asla kandırmaz ve bağışlamazlar.
Peki yaptığımız yanlışlıkta iyi niyet yoksa, yani yanlışı (yanlış olduğunu ve başkalarına zarar vereceğini önceden bilerek ve başkalarının faili öğrenemeyeceklerine güvenerek) kasten yapmışsak, ne olur? Böyle bir yanlışlık, doğaldır ki, bir hata olarak değil ancak bilinçli bir "suç" olarak nitelenebilir. Bu suçun faili, suçu hataen değil de, suç olduğunu bilerek ve suç olduğuna inanarak, kasten işlediğine göre; suç işlemekten utanmayan, utanma eşiği oldukça yüksek bir insan olmalıdır. Böyle bir insanın vicdanı suçlu olduğunu bilmekten dolayı rahatsız olmaz; başkaları bilmedikçe suçlu olmayı sorun saymaz. Böyle insanların rahatsızlığı, ancak suçları başkalarınca öğrenildiği zaman başlar. Utanma eşikleri, ancak suçları açığa çıktığı zaman aşılmış olur. Böyle insanlar, suçları, başkalarının öğrenemeyeceğine güvenerek, failin gizli kalacağına inanarak işler.
(...)
Yanlış olduğunu bile bile, "kasten" işlenen "adi" suçlara milyonlarca örnek bulabilirsiniz. Çünkü adi suçlular, "tüm" insanların sahip olduğu ilkel güdüler (cinsellik, güç, namus, hırs, korku, açgözlülük, vb) tarafından yönetilen ve bu ilkel güdüleri aklın denetiminde tutmayı beceremeyen kişilerdir. Onlar, aç kaldıklarında çalabilen, şehvet duyduklarında tecavüz edebilen, öfkelendiklerinde öldürebilen; kısacası, hayatlarını düşünülmüş/planlanmış, olgun ve ergin davranışlarla değil, daha çok, refleksleriyle sürdüren insanlardır. Akılları, onları suçlardan koruyacak ya da bu suçlardan pişman olacak düzeyde gelişmemiştir. Normal veya tam gelişmiş insanlar olmadıkları için de, utanç duyabilme yeteneğine ya hiç sahip değildirler ya da sırıkla bile aşılamayacak kadar yüksek bir utanma eşiğine sahiptirler.
(En azından görünüşte) ruhsal ya da zihinsel problemi bulunmayan olgun ve ergin insanların, yanlış olduğunu bile bile, "kasten" işledikleri suçlara gelince: Ruhsal ya da zihinsel problemi bulunmayan bir insanın, suç olduğunu bile bile suç işlemesi, yanlış olduğunu bile bile yanlış yapması mümkün olabilir mi? Biraz zor görünüyor: Çünkü normal bir insan, bizim yanlış bulduğumuz, suç saydığımız bir eylemi yapıyorsa; o eylemi yapmadan önce, mutlaka denebilecek kadar yaygın bir genellikle, o eylemi akla (yani kendi aklına) uydurmakla sonuçlanan zihinsel bir süreç yaşamıştır. Yani bizim suç saydığımız eylemi, artık suç saymadığı, yanlış bulmadığı için eylemiştir. Terör yanlısı anarşist Neçayev, hiçbir suçu olmayan masum İvanov'u ideoloji uğruna öldürürken, cinayet (suç) işlediğine değil, devrim için fedakarlık ettiğine inanıyordu. Kız kardeşini namus ya da töre uğruna öldüren feodal ağabeyler de öyle... İşlenen suç, değil cinayet, katliam bile olsa, eğer suçlu (en azından görünüşte) ruhsal ya da zihinsel olarak normal bir insan ise, şu ya da bu biçimde, o suçu (bize inandırıcı gelsin veya gelmesin) savunabilecek, yaptığı eylemden utanmayı reddedecektir. Örneğin, yüz binlerce insanın katlinden sorumlu Saddam Hüseyin, kendisini yargılayan hakimleri aşağılamaktan çekinmeyerek, bağıra çağıra, suçlarını savunmaktadır. İntihar edemeden yakalansaydı, milyonlarca insanın katlinden sorumlu olan Hitler de, hiç kuşkusuz, Nurnberg'deki hakimlere karşı, kendini, üstün ırk idealini ve Yahudi düşmanı görüşlerini bağıra çağıra savunacaktı.
Milyonlarca insanın ölümünden sorumlu olan Hitler bile, eminim ki, kendini suçlu hissetmiyor; o milyonlarca kişinin ölümünü, inandığı "yüksek idealin" bir gerekliliği olarak görüyor ve savunuyordu. Kalabalıklar önünde bile en kanlı tasarruflarını savunabilen Hitler, masum insanların kitleler halinde gaz odalarında katledilmesinin dahi, meşru ve savunulabilir olduğuna inanıyor; en azından yakın kurmaylarına karşı (Makyavelizmin en caniyane bir yorumuna baş vurarak da olsa) savunamadığı hiçbir karar almıyordu. Hitler'in, İkinci Dünya Savaşı sonunda intihar etmesi; bence, kendini suçlu hissetmesi yüzünden değil, o "yüksek ideal" uğruna ve dünyayı yakmak pahasına girdiği savaşı kaybetmesi yüzündendi; Hitler'e göre Hitler, üstün ırk teorisinde yanılmamıştı; o yalnızca Churchill ve Stalin'e karşı yürüttüğü savaş taktiklerinde yanılmıştı. İntiharıyla yalnızca o yanılgının/yenilginin bedelini ("yüksek ideale" ve "üstün ırka" yaraşır biçimde) ödemişti. İntihar, yalnızca şartların dayattığı bir zorunluluk değil, Hitler'in onur anlayışına uygun bir eylemdi. Yemeği yiyince hesap pusulasını itiraz etmeden ödemek gibi "soylu"(!) bir eylem. Saddam, aynını yapamadı. Hitler de yapamasaydı (yani intihar edemeden yakalansaydı) hiç şüphe yok ki, o da Saddam gibi, suçlu olduğunu reddedecek, tüm kanlı suçlarını savunacak ve asla utanmayacaktı. Ta ki, bir mucize gerçekleşip de, vicdanı uyanıncaya ve dünyayı kana bulayan üstün ırk teorisini samimi olarak reddedip fikir değiştirinceye kadar.
İnsanlar, zihinsel ya da duygusal bir takım engelleri veya ekonomik zorunlukları bulunmadığı (yani çocuk, deli veya ihtiyaçları inançlarını bastırmış, ideallerini kaybettirmiş, birer "adi suçlu" olmadıkları) sürece; meşruiyetine/masumiyetine inanmadıkları, suç olduğunu bildikleri (suç olduğuna vicdanen de inandıkları) eylemlere tevessül etmezler. Yani "genellikle" etmezler.
Çağımızda, bu genellik, yavaş yavaş genel olmaktan çıktı. Çağımız "masumiyet çağı" değil. Çağımızın "sivil" toplumları, masumların çoğunlukta olduğu, suçluların istisna sayıldığı toplumlar olmaktan hızla uzaklaştı/uzaklaşıyor. Artık (diploma, unvan, statü sahipleri dahil) pek az insan kendini genel doğruların kurallarıyla (hatta kendi vicdanının kurallarıyla) sınırlamak ve erdemli bir hayat yaşamak gereğini duyuyor. Peki ne oldu da böyle oldu? Doğruluk ve erdemin evrensel ölçütleri değiştiği için mi, doğruluk ve erdemin modası geçtiği için mi, insanlar artık masumiyeti ve erdemi önemsemiyor? Hayır, doğruluk, erdem, hakikat, adalet, masumiyet, vb. kavramların modası geçmedi. Hukuk, politika, bilim, ideoloji, sanat, ticaret büyük ölçüde hâlâ o evrensel kavramlar öne sürülerek yapılıyor. Ama insanlar kalabalık önünde o kavramları öne sürerek o kavramlara uygun bir imaj sergilemeyi hâlâ gerekli görseler bile, kapalı kapılar ardında, o kavramların pabucu çoktan dama atılmış gibi davranıyor/yaşıyor. Hitler kötüydü ama (savaş taktikleri gerektirmedikçe) olduğu gibi görünüyor, göründüğü gibi oluyordu. Bugün bırakın sıradan insanları, pek çok "aydınımız" bile, oldukları gibi görünüp göründükleri gibi olamıyorlar. Hitler kadar bile tutarlı davranamıyorlar. Hitler'in işlediği suçlar kadar büyük suçlar işlemek için yeterli psikolojik ve politik güçleri yok ama, aslında Hitler'den bile daha kötüler. Çünkü yaptıklarını savunamıyor, savunduklarını yapmıyorlar. Utanma eşikleri öylesine yüksek ki, tutarsız olduklarını kendilerinin bilmesinden utanmak şöyle dursun, söyledikleri ile yaptıkları arasındaki tutarsızlıklar ortaya çıkarılıp belgelendiğinde bile, utanmıyorlar. Belgeler Hürriyet'in ana sayfasında yayınlanmadıkça, onların utanma eşiği aşılmış olamıyor.
İnsanları kaplayan "nasır tabakasını" delerek, duyarlı bölgeye, "insani olana" varmaya çalışıyorum. Nasır tabakasının kalınlığına göre, bazen "incecik" iğneler yeterli olabiliyor; bazen de "asfalt delen matkaplar" gerekiyor.
("Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar, 1998. Sayfa 65-66.)
Yazımızın tamamını okumak için, aşağıdaki başlığı tıklayınız:
6. GÜNCELLEME 6 Ağustos 2009 Hayali iddialarımızın amacı, alçaklık etmek değil, yalnızca eğlenmek... Masum, Maksatsız ve hayali çalıntı iddiaları
Yaşar Kemal — İnce Memed İsmail Kadare — Mehmet
İnce Memed'in yazarı Yaşar Kemal, İsmail Kadare'nin Mehmet'ini biliyor muydu?
Yaşar Kemal, İsmail Kadare'nin Mehmet'ini bilmediğini açıklarsa onun beyanına inanmak zorundayız.
|
ARŞİVDEN / 12 MART 2008(...)
Değil beş on beş on milyon "facepaye" olsanız,
iftirayı onaylayan o kirli imzalarınız vız gelir bize vız.
COŞKUN BÜKTEL 12 Mart 2008 / Saat: 23.30 Tamamını okumak için, lütfen... |
|
BAZI LİNÇÇİLERİN KASITLI OLARAK YARATMAYA ÇALIŞTIĞI KAFA KARIŞIKLIKLARINI GİDERMEK İÇİN NETLEŞTİRELİM: Yayınladığımız video görüntüsü ve "Geri Zekâlılar İçin Alfabe Düzeyinde Özdemir Nutku Skandalı Rehberi" başlıklı yazımızdan sonra hâlâ "Evet, ikinci bir Theope oyunu var" diyen birisi varsa, bilinsin ki, yalancı orospu çocuğunun tekidir. GÜNCELLEME 21 Temmuz 2009: Yukarıdaki yazıyla ilgili olarak, avukat arkadaşım Yavuz Erinal bugün İzmir'den beni aradı Selam sabah faslından sonra Yavuz'la aramızda mealen ve özeten şöyle bir konuşma geçti: — Bana bak, "ikinci bir Theope oyunu var" diyenlere, çok sert girmişsin. Eğer ikinci bir Theope oyunu gerçekten varsa ve "var" diyenler seni mahkemeye verirlerse, haberin olsun: Hakim ilk celsede tazminatı basar ve davacılar donuna kadar her şeyini alırlar. — Merak etme ikinci bir Theope oyunu yok. — Ben bi uyarayım, dedim. — Teşekkür ederim ama gönlünü ferah tut! İnsanları yanıltmak için ikinci bir Theope oyunu varmış gibi bir izlenim yaratmaya çalışanlar var ama hiç kaygılanma!... İkinci bir Theope oyunu gösteremeyecekleri için asla mahkemeye gidemezler. CB *** 'Fransa'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var' dediği CD kaydıyla kesin olarak belgelenmiş olduğu halde, Fransa'da ve 16. Yüzyıl'daki diğer Theope'nin "var" olduğunu söylerken, Nutku'nun kesinlik içermeyen ifadeler kullandığını, yani "kesin konuşmadığını" söyleyen vandallar; Özdemir Nutku'nun suçunu örtbas ederek ona yalakalık hizmeti verirken; hakikati tersine çevirip okurları alçakça aldatarak, hakikate (ve dolayısıyla halka) ihanet etmiş olduklarının farkındalar mı? Onlar herhalde farkındalar da, onların kuyruğuna takılan "linç imzacıları" da farkındalar mı?
İhanetin ayrıntıları için bakınız:
"Hakikat Hiçbir Ülkede Bu Kadar Yalnız Kalmamıştır"
————————————
Linççiler kararlı: Öyle veya böyle, bizi susturacaklar Kağıt üzerinde gecekondu kadar kolayca imal ettikleri oluşumların sonuncusu olan "Tiyatro Yayıncıları Birliği" imzasıyla linççiler, Hilmi Bulunmaz'ın internet sitelerini kapattırmak (Yani Bulunmaz'ı susturmak) için uluslararası Blogger'a başvuruda bulundu! Tehdit ettiler, sökmedi. Linç kampanyası düzenlediler, yürümedi. Mahkemeye gideriz dediler, "sıkmadı". Linççiler, şimdi de, Bulunmaz ve Büktel'e yönelik (aklı başında bir tek makul insanı bile inandıramadıkları) o malum iftiralarını Blogger yöneticilerine yutturmaya ve böylelikle onların Hilmi Bulunmaz sitelerini kapatmasını sağlamaya kalkışmışlar. Yani akıl var yakın var: Siz "küfürbaz" dediniz diye, Bulunmaz ve Büktel'in küfürbaz olduğuna inanacak ve (bizim küfürbaz olduğumuza dair ortada uluslararası bir mahkeme kararı bile bulunmadığı halde, ki bulunsa bile aldırmayabilirler) bize karşı harekete geçip Bulunmaz'ın bloglarını kapayacak kadar ahmak olsalardı; Blogger'ın yöneticileri Blogger'ı yaratabilirler miydi? A fıkra lazı zekâlı şaşkınlar sizi!... Sırada ne var? Mesela gösterdiğimiz belgelerin (mesela Özdemir Nutku'nun "Fransa'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope adlı bir oyun var" diyerek Theope'ye iftira ettiğini kanıtlayan CD'nin) aslında var olmadığını, bizim yalan söylediğimizi ispatlamaya filan kalkışsanıza!... Yok, bize "yalancı" gibi somut kanıtlar gerektiren (daha doğrusu somut kanıtları yok etmenizi gerektiren) somut suçlamalarla karşı çıkamazsınız, di mi? O yüzden "küfürbaz" gibi, "yoruma açık" salak suçlamalarla karşı çıkmaya çalışıyor, yok edemediğiniz somut kanıtları ise, devekuşu gibi görmezden gelerek aklınızca örtbas ediyor, yokmuş gibi davranıyor, bildirinize iki satırlık kanıtın kendisini (yani Nutku'nun tam olarak ne dediğini) koymak yerine, kanıt hakkında uydurduğunuz yalanları koymayı tercih ediyorsunuz! Bizce, küfürbaz sizsiniz! Ama küfür sizin en masum, en önemsiz suçlarınızdan biri olduğu için, biz küfürlerinize değinmek gereğini çok ender hissediyoruz. Ne de olsa, Hitler'i erik çalmakla suçlamak, suçlama gerçek ve haklı bile olsa, pek fazla anlam taşımaz. Linççilerin Blogger'a başvuru metnini Hilmi Bulunmaz internetten bulup yayınladı. Okumak için, lütfen... ———————————— |
NOT: Listenin önceki versiyonlarında, kişilerin meslekleri de veriliyordu. "Ürolog, eğitimci, motor tamircisi, mühendis, işsiz, vb." gibi... Hedef gösterdikleri iki kişinin (Büktel/Bulunmaz) görüşlerini veya yazılarını, imza istedikleri insanlara asla göstermeyen; hedef gösterilen o iki kişinin görüşlerini saklayıp imzacıları tek yanlı bilgilendirerek, yani açıkça dezenforme ederek, imza toplayan sansürcü linççiler; (Büktel'in eleştirilerine maruz kalmış, "kuyruk acılılar" dışındaki) tiyatrocuları kolay kolay kandıramadıkları için, daha çok, tiyatro dışı mesleklerdeki insanların bilgisizliğinden yararlanıyor, onların "kanına giriyorlardı".
Anlaşılan, sonunda bakmışlar ki listede tiyatrocu, hele de tanınmış tiyatrocu parmakla gösterilecek kadar az, meslekleri belirtmekten vazgeçmişler
KONUYLA İLGİLİ LİNKLER:
BU SAHNEYİ LİNÇ İMZACISI İFTİRACILARA İTHAF EDİYORUM!
Hakikat, dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar yalnız kalmış olamaz.
Büktel'in "Taraf"ta yayınlanan yazısı
Nedim Saban'ın "Temiz Tiyatro" Başlıklı Yazısına Katkı
"Timur'un 'Ertuğrul Timur Penis Büyütücü Satıyor' Cümlesi Bir İftiradır"
Konjonktür değiştikçe, Mustafa Demirkanlı ile Tuncer Cücenoğlu'nun ahlak ilkeleri de değişiyor:
BİRGÜN
GAZETESİ SANAT SAYFASI EDİTÖRÜ ALİ ŞİMŞEK'İN CEVAP HAKKI KAVRAMINA VOLTAIRE
KADAR DEĞİL ANCAK GOEBBELS KADAR SAYGILI OLDUĞUNU KANITLAMAK İSTERCESİNE
SANSÜR EDİP YASAKLADIĞI HİLMİ BULUNMAZ YAZISI
Adnan Tönel'in iftiralarla dolu yazısını yayınlayarak linç kampanyasını Birgün gazetesinde lanse ettikten sonra, Büktel ve Bulunmaz'ın cevap hakkını gasp ederek, linççileri sansürle de koruyup/kollayan Birgün gazetesi sanat sayfası editörü Ali Şimşek, (daha önce Taraf gazetesi sanat sayfası editörü Ferhat Uludere'nin Büktel'e tanıdığı cevap hakkını tanımak yerine, tam tersini yaparak) kendisinden cevap hakkı talep eden Büktel ve Bulunmaz'ı bir ay boyunca "salladıktan" sonra, linç mağdurlarına cevap hakkı tanımayacağını yazılı olarak da açıkladı: TIKLAYINIZ!
Hilmi Bulunmaz'ın Ali Şimşek tarafından sansür edilen yazısını okumak için ise, aşağıdaki başlığı tıklayınız: