BÜKTEL'İN GÖR DEDİĞİ (BURAK
CANEY SAYFASI)
(Link yazıları)
Lütfen, takma
isimli sapık
Burak Caney'i öncelikle
sapık fotomontajlarıyla
tanıyıp bu sayfada nasıl bir yaratıktan söz edildiğini en kestirme
ve en çarpıcı yoldan kavrayınız:
"Burak Caney'in sapık fotomontajları"
(Bu sayfadaki yazılar ters kronolojiyle, son yazıdan ilk yazıya
doğru, sıralanmıştır.
Bu kuralın tek istisnası, "Unutmamakta Yarar Var" başlığıyla yeniden
sunduğumuz
eski tarihli bir yazımızdan yapılmış alıntıyı en başa koymuş
olmamızdır.)
UNUTMAMAKTA YARAR VAR!
24 Nisan 2007
(...) Demirkanlı, umarım sözünü tutar
ve bundan böyle (ismimi vererek ya da vermeden veya kendisi başka
bir isim ardına gizlenerek veya örneğin,
hacklenmeden kurtulduğu halde aylardır bir tek yazı yazmayan ve
aslında söyleyecek bir şeyi kalmadığı için "hacklendim" numarasına
yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs Burak Caney'i tekrar
devreye sokarak) bana sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer
kalkışırsa, Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım var: Önce,
belgelediğim tüm yalanları için ("tekrar okuyunca yanlış
anlaşılabileceğimi anladım, aslında şöyle demek istemiştim" tarzında
önemsizleştirme gayretine girmeden) açıkça/mertçe/Türkçe/netçe,
hesap verecek ya da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında
herhangi bir suçlama yaparsa, o suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla,
salakça iddialarla değil, Büktel'in kendi ifadeleriyle "somut"
olarak, direkt kaynak göstererek,
kanıtlayacak. Böyle yapmazsa, bundan böyle, (Burak Caney'i asla
cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da cevaplamayacağım.
Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç
saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları çürütmek için, günlerce kanıt
belge toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon
içinde okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak
zorunda değilim.
Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki
yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu hâlâ anlamayanlar
kaldıysa, zaten anlamak istemiyorlar demektir.
(Kaynak: Coşkun Büktel,
"Demirkanlı'ya (Bir Kez Daha) Son Olmasını
Umduğum Cevap")
|
İFTİRACI VANDALLARIN İSİMLERİ
DEĞİŞEBİLİR AMA YÖNTEMLERİ DEĞİŞMEZ |
Dün,
Burak Caney
takma adıyla bir korsan sitede bunu
yapıyorlardı:

Eser:
Burak Caney
(Şimdi kapanmış bulunan
tiyatrom sitesinin sahibi
Ertuğrul Timur*
ile Tiyatro Tiyatro dergisinin ve sitesinin
sahibi
Mustafa Demirkanlı
tarafından desteklenmiş olan korsan sitenin
sahibi)
takma isimli sapık
*Yayıncılığı
sırasında sapıkları destekleyip Coşkun Büktel
ile Hilmi Bulunmaz'ı sansür etmiş olan Ertuğrul
Timur, bugün İATP-G tarafından akla zarar bir
körlük taklidiyle sansür suçları görmezden
gelinerek, aklanmaya çalışılıyor.
Bugün,
Mustafa Demirkanlı,
bizzat kendi sitesinde bunu yapıyor:

Eser:
Mustafa Demirkanlı
(DT genel müdürü
Lemi Bilgin
ile İBŞT genel sanat yönetmeni
Orhan Alkaya
tarafından, skandalları teşhir eden Büktel ve
Bulunmaz'a saldırması ve skandalları örtbas
etmesi için, dergi adı altında yayınladığı
"şeye" reklam adı altında sadaka verilerek suni
yemle yaşatılan)
besleme sapık
|
Hilmi Bulunmaz,
"çok okunmakla övünen"
iftira
destekçisi
isimsiz sapıkların daha da çok okunmasına yardım etmekte sakınca
görmüyor.
Bulunmaz, isimsiz
sapıkları, sapıkların bizzat kendi yazılarını teşhir ederek
cezalandırıyor; onları kendi elleriyle yarattıkları
iftira
bataklığına gömüyor.
Sapıklar ise, değil bizim
yazılarımızın tamamına link vermek, Özdemir Nutku'nun "ikinci
Theope"
iftirası
hakkında sayfalarca
bilgi kirliliği
yarattıkları halde,
"ikinci Theope" kavramını bile, bir kez olsun, tartışmaya dahi
yanaşmıyorlar. İsimsiz sapıklarımız, Nutku'nun söz ettiği
(kendileri tarafından yayınlanmış "montajlı" görüntülerde bile,
−"söz ettiğinin" algılanmasını engellemek için "canbaza bak"
dercesine dikkat saptıran hareketli yazılara rağmen− "söz ettiğinin"
açıkça algılanabildiği) Fransa'daki ikinci Theope'nin, ne "var"
olduğunu, ne de "yok" olduğunu söyleyebiliyorlar.
İftira
destekçisi isimsiz sapıklar,
iftiranın
özünü / esasını oluşturan konuya (Nutku'nun "var" dediği ama
aslında "yok" olan ikinci Theope iftirasına) hiç değinmeden,
meseleyi "özünden" saptırma gayretiyle, meselenin daima etrafında
dolaşıp havanda su döverek sayfalarca yalan üretiyor;
"meselenin özü"ne (yani
iftiranın kendisine, yani "ikinci Theope"ye) gelince, ortada kuyu
varmış gibi yandan geçerek,
"meselenin özü"
hakkında yalan bile söyleyemeden; yalnızca, (sanki ikinci Theope'nin
belgesini gösterebilmişler gibi) "Coşkun Büktel'in CD kaydı ters
tepti" tarzında (ancak kendi aklıyla düşünme yetisine sahip
olmayan ve her söylenene kanıt aramaksızın inanan salakları
kandırmaya yönelik) damdan düşme, ilgisiz, belgesiz, salakça
iddialarla, (laf kalabalığıyla) hedef saptırmaya, iftirayı örtbas
etmeye çalışıyorlar.
Bu saptırma ve örtbas çabasının
okurları kandırmada başarılı olduğunu, video görüntülerini izleyen
okurların, kendi gözlerine ve kendi kulaklarına inanmak yerine,
"canbaza bak" diyen hareketli yazılardaki yalanlara inandığını
varsayan isimsiz sapıklar; kandırdıkları salakların sayısının
çokluğuyla övünerek, hakikatin (yani Özdemir Nutku'nun ikinci bir
Theope'den söz etmiş olmasının ve aslında yeryüzünde ikinci bir
Theope'nin var olmamasının) "canbaza bak!" yöntemiyle pekâlâ
gözlerden kaçırılabileceğine, yani hakikatin önemli olmadığına,
önemli olanın (yalanlara inanmış kişilerin) kelle sayısı olduğuna
dair kirli bir propagandayı umutsuzca sürdürüyorlar.
Evet, onlar "canbaza bak!"
yöntemiyle hakikati gözlerden kaçırarak
iftirayı
örtbas edebileceklerine; güneşi, facebook'tan toplama rasgele
imzalarla ve yalana inananların kelle sayısıyla sıvayabileceklerine
inanıyorlar ve belki bizden çok daha kalabalıklar. Evet, biz, yani
hakikati gözden kaçırmamakta ve
iftiranın
hesabını sormakta ısrarcı olanlar, belki bugün, çok azız. Bunu kesin
olarak bilmek pek mümkün değil.
Ama kesin olarak bilinen bir
şey var: Kendini güçsüz bulan, korku içinde yaşayan ve hamam
böcekleri gibi saklanmak zorunda olan, onlar, yani
iftira
yanlısı isimsiz sapıklardır. Bizler (yani azınlık olduğu sürekli
söylenen hakikat yanlıları) ise, ismimiz ve cismimizle ortalık
yerdeyiz ve yüzümüz de, alnımız da açık olarak, gün ışığına ve
insanların yüzlerine korkusuzca bakabilmekteyiz.
Hilmi Bulunmaz, isimsiz
sapıkların iftiralarını iki başlıkta teşhir ediyor! Bir yazıyı
tamamen aktarıyor, diğer uzun bir yazıya ise link veriyor. Biz,
insanların zekâsına güveniyor ve insanların isimsiz sapıkları da
okumasından korkmuyoruz. Biz insanların, tek taraflı olarak,
"yalnızca isimsiz sapıkları" okumasından bile korkmuyoruz. Çünkü
tarihe inanıyor, hakikatin er ya da geç tecelli edeceğine ve
kitlelerin sonsuza dek aldatılamayacağına güveniyoruz.
Lütfen aşağıdaki başlıkları
tıklayarak,
"Özdemir Nutku
iftirası"nın
hesabını soran Bulunmaz ve Büktel'e karşı, (Türkiye Tiyatrolar
Birliği'nden ödüllü) isimsiz sapıkların başlattığı karalama
kampanyasının çapı hakkında biraz daha fikir edinin:
1.
"OROSPU ÇOCUKLARI BOK ATMAYI
SÜRDÜYOR"
2.
OROSPU ÇOCUKLARINI DEVRİMCİ
TAVRIMIZLA EZDİK
------------------
Görünen köye
klavuzluk etmeye çalışmak:
Kâzım Şimşek,
nafile bir gayretle, isimsiz (yüzsüz) sapıkların
utanma eşiğini
aşmaya (onları utandırmaya) çabalıyor
COŞKUN BÜKTEL
Kâzım Şimşek, isimsiz
sapıkların iftira yazılarının altına yazılan imzasız yorumları
okudukça, insanların apaçık iftirayı göremeyecek kadar dangalak
olmasına hayret ediyor ve dangalakları uyarmak için, o yorumların
altına, tabii ki gerçek imzasıyla, yorumlar yazıyor, imzasız
(yüzsüz) dangalakları aydınlatabileceğini sanarak onlarla tartışmaya
giriyor ve uzunca bir süredir bu nafile çaba içinde kendini boşu
boşuna helak ediyor. O yorumları yazanların, aslında o iftira
yazılarını yazanlarla aynı kişiler olduğunu, onların gerçeği
(iftirayı) bal gibi bildiklerini ve gördüklerini ama görevleri
okurları yanıltmak ve iftirayı ortbas edip düzeni ve statükoyu
eskisi gibi sürdürmeye çalışmak olduğu için, her şeyi bile bile,
kasten görmezden geldiklerini, bu nedenle bu "görevli" kişileri
aydınlatmaya (onlara görünen köyü göstermeye) çalışmanın abesle
iştigal (vakit kaybı) olduğunu, Hilmi de, ben de, Kâzım'a bir türlü
anlatamıyoruz.
Kâzım'ın son yazısı, isimsiz
sapıklar hakkında, her makul okurun zaten gördüğü gerçekleri,
yazıyla da kaydetmiş ve iftiraya karşı onun oyunu belirtmiş olmaktan
öte bir anlam taşımıyor. İsimsiz sapıklar, Kâzım'ın fotoğrafını
aktardığı "iftira manşetlerini" yarın öbür gün silip yok edecekler
ve yeni bir siteyle ve yeni takma adlar ve yeni iftiralarla
karşımıza çıktıklarında, o manşetlerin Kâzım tarafından üretildiğini
hiç utanmadan iddia edecekler. Bugün bize hiç utanmadan "Burak
Caney'in ardına sığınmayın!" diyenler; yarın yine hiç utanmadan
"tiyatrooyun.org'un ardına sığınmayın!" diyecekler; sanki sığınan
onlar değil de bizlermişiz gibi... İsimsiz sapıklarla tartışmaya
girmenin, hele onların
utanma eşiğini
aşmaya (onları utandırmaya) çalışmanın, ne kadar umutsuz bir çaba
olduğu açık... Ama Kâzım yılmıyor. İşte isimsiz sapıkların son
maceralarına dair Kâzım'ın yazdığı yazının linki (Lütfen aşağıdaki
başlığı tıklayınız):
tiyatrooyun.org sitesinden yeni bir
şebeklik daha
------------------
Hela gibi çift
"oo"lu tiyatrooyun.org (ve destekçileri),
Burak Caney'den
daha masum değildi.
Siz eğer
Burak Caney
değilseniz bile, onun kadar iftiracı, onun kadar kalleş, onun
gibi yüzsüzdünüz!
Burak Caney
sizi, siz
Burak Caney'i,
"tesadüfen" bulmuş değildiniz. Siz
Burak Caney'le
"tencere kapak" gibiydiniz. Birbirinizi hak etmiştiniz.
COŞKUN BÜKTEL
6 Temmuz 2008
Adı Hilmi Bulunmaz'ın
sitesinden (tek "o"lu tiyatroyun.blogspot.com) çalınmış hela
gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı korsan site, sitenin bir
tarihçesini yayınlamış...
(Söz konusu tarihçede, hela
gibi çift "oo"lu siteyi kapatacaklarını söyledikleri için;
tarihçenin, hela gibi çift "oo"lu sitedeki orijinal sayfasına
değil, hilmibulunmaz.blogspot.com da, metnin aynen aktarıldığı
sayfaya link veriyoruz; bakınız:
TİYATROOYUN'UN
TARİHÇESİ, ÖZELEŞTİRİ VE HORTLAYAN
BURAK CANEY ÜZERİNE EDİTÖR LEVENT GÜLER YAZDI)
Ama yukarıda linkini
verdiğimiz tarihçenin (biyografisi bulunmayan, ne idiği
belirsiz) Levent Güler adlı(?) editörü, nedense, söz konusu
tarihçede, kendilerinin yine
Burak
Caney gibi imzasız olarak (ya da "Beyaz Cephe"
imzasıyla) ve haftalar boyunca, şu aşağıdaki çarpıcı başlıklarla
yayınladıkları "büyük skandal"dan söz etmeyi unutmuş:
SKANDAL!:
Sitemize Mafyatik Saldırı!
İnsan sitesinin tarihçesini
yazmaya kalkar da,
sitesine yönelik "mafyatik saldırı" içeren bu kadar önemli bir
skandalı(!) unutabilir mi? Bu konuda haftalarca yayın yapıp
Bulunmaz ve Büktel'i boşuna mı suçlamıştınız? Ne diyordunuz bu
"büyük skandalla" ilgili olarak "Beyaz Cephe" imzasıyla
yayınladığınız, Bulunmaz ve Büktel'e yönelik iftira metninizde:
"Tiyatro tarihi bu melanet
kişileri tiyatroya mafya yöntemleri sokmakla
anacaktır."
Bırakın tiyatro tarihini, kendi
sitelerinin tarihi bile, sitelerine yönelik bu "büyük
skandalı" artık anmıyor. Hani tarih bizi (Bulunmaz ve Büktel'i)
tiyatroya o mafyatik yöntemleri sokmakla anacaktı! (Bu ne yaman
çelişki anne?)
"Seviyesinden emin olduğumuz"
diyerek, asıl kimliğini bildiklerini açıkça itiraf ettikleri
Melih Tepeli (Burak
Caney) bile, Büktel'e yönelik binlerce vıdı vıdı ve
onlarca iftira içeren küçük bir kitap boyutundaki Büktel
"incelemesinde"(!), bu büyük skandalı(!) anmak/hatırlamak istemiyor;
bu "büyük skandaldan"(!) tek kelime olsun söz edemiyor. (Bana
kimin seviyesinden "emin" olduğunu söyle, sana kim
olduğunu söyleyeyim.)
Onlar her defasında kepaze
olup, her defasında "sil baştan" diyerek, sanki herkes her şeyi
unutmuş ve tüm alçaklıklar aklanıp tertemiz olmuş gibi, yeni
takma isimler ve yeni iftiralarla karşımıza çıkmaya hazırlanıyor
olabilirler. Ama biz (ister
Burak
Caney, ister tiyatrooyun,
ister Beyaz Cephe, ister Melih Tepeli, ister Levent Güler
imzasını kullanmış olsunlar) onların silmeye, unutturmaya
çalıştıkları alçaklıkların unutulmasına asla izin vermeyeceğiz.
tiyatrooyun.org'un
tarihçesini yazan Levent Güler, bir biyografisini yayınlayıp, gerçek bir imza olduğunu kanıtlarsa, kendisiyle önce
konuşur, sonra da iddialarını satır satır cevaplarız.
(GÜNCELLEME 31 Temmuz 2008:
Levent Güler biyografisini yayınlayamadı. Yani o da Burak
Caney'in ta kendisiydi.)
"Seviyesinden emin" olduğu Melih Tepeli'nin gerçek kimliğini ortaya çıkarıp kanıtlarsa, Melih Tepeli'nin de
(kaybedecek prestiji bulunan hiç kimse tarafından itibar
edilmemiş) tüm iddialarını yanıtlamaya hazırız.
(GÜNCELLEME 31 Temmuz 2008:
Tahmin ettiğiniz üzere, Melih
Tepeli de Burak Caney'den başkası değildi.)
Ama yarasalar
gibi karanlıkta kalmayı tercih ederlerse, insan içine çıkamayan
(alnı açık olmayan) alçakları hiçbir namuslu insan kale
almayacağı için, biz de onları kale almayız. Levent Güler takımı
(eğer
Burak
Caney değilseler ve
Burak
Caney'in kirli mirasından kurtulmak iddiasında samimi
iseler) bilmeliler ki:
Burak
Caney'in en kirli mirası, yüzsüz ve kalleş olmasıdır.
Burak
Caney, mücadele ettiği insanlarla yüz yüze
gelemeyecek ölçüde, bile bile, kasten, iftira eden bir
korkaktır. Ne kadar iğrenç biçimde korkak olduğunun kendi de
farkında olduğu için, korkaklığını örtbas etmeye her zaman
ihtiyaç duymuş, bu amaçla çeşitli yöntemler uygulamış,
takma isim ardına gizlenerek insanları suçlamanın ne kadar
iğrenç bir davranış olduğunu gözlerden ve zihinlerden kaçırmaya
çabalamıştır. Bu amaçla, kendi yazılarının altına başka takma
adlarla yazdığı (veya yazdırdığı) yorumlarda, sanki takma isimle
yazmak cesaret gerektirirmiş gibi, kendi cesaretini kendisi
tebrik ederek, korkaklığıyla ilgili açığını örtbas etmeye
çalışmıştır... En önemli handikapı olan bu açığını
(korkaklığını) örtbas etmek için mahlas kavramını da
"kullanmış" olan bu iğrenç herif, "Nâzım Hikmet de mahlas
kullanırdı" diyerek, sapıklık ve alçaklığına mazeret üretmek
için, devletin haksız baskısından ve takibatından kaçınabilmek ve hayatını sürdürebilmek gayesiyle gazete ve
dergilere Orhan Selim, İbrahim Sabri, Ahmet Cevat gibi pek çok
takma isimle yazılar yazmış ve film şirketlerinde senarist
olarak, yönetmen olarak, dublajcı olarak takma isimle çalışmış olan Nâzım Hikmet'in
hayat mücadelesini ve onurlu anısını
kirletmekten bile kaçınmamıştır.
Levent Güler ve arkadaşları
(eğer
Burak
Caney değilseler bile)
Büktel ve Bulunmaz'a karşı (devlete değil, Büktel ve Bulunmaz'a
karşı, hakikatten başka hiçbir güce sahip olmayan Büktel ve
Bulunmaz adlı yapayalnız iki "bireye" karşı)
Burak
Caney gibi karanlıkta
kalmayı tercih ettikleri sürece,
Burak
Caney'in kirli mirasından kurtulmak iddialarında asla
başarılı ve inandırıcı olamayacaklar.
Aşağıda, onların "Beyaz
Cephe" imzasıyla ve "mafyatik saldırı", "büyük skandal"
yaygaralarıyla, hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org'ta
yayınladıkları ve artık hatırlamaktan kaçındıkları iftira
metinlerini ve bizim o metinlere verdiğimiz cevaplarla iftirayı
nasıl söke söke itiraf ettirdiğimizi tüm belgeleriyle içeren
sayfanın linkini sunuyoruz.
O sayfadaki yazıları
okuyunca bir kez daha göreceksiniz ki, kendilerine "tiyatrooyun"
ya da "Beyaz Cephe" diyenler ve
tiyatrooyun.org'u şu ya da bu biçimde destekleyenler,
Burak
Caney'den daha masum ya
da "daha az karanlık" değillerdi:
"MAFYATİK SALDIRI"(!)
------------------
Elektronik
mühendisi bir tiyatrocu olan Kâzım Şimşek, teknik belgelerle
kanıtlayarak; eşeğini boyayıp başka bir şeymiş gibi tanıtmaya
çalışan Burak Caney'i bir kez daha teşhir ediyor:
TİYATROOYUN.ORG
SİTESİNİN GERÇEK YÜZÜ
Mayıs 2008
Özdemir
Nutku skandalını açığa çıkarmamızdan sonra, Hilmi
Bulunmaz siteleri dışında hiçbir tiyatro sitesinin (hatta
hiçbir yazarın, hiçbir tiyatrocunun) CD kaydıyla iki kere iki
dört gibi saptanmış bu iftira skandalına karşı tavır koymaya
cesaret edemediğini artık sağır sultan bile biliyor. Özdemir
Nutku'nun (ve izleyen süreçte bütün Türk tiyatrosunun) ciğerinin
kaç para ettiğini bir röntgen filmi gibi açıkça ortaya koyan
skandalın CD filmini görmüş kişiler (Can Doğan, Ulvi
Alacakaptan, Coşkun Irmak, vb...) o CD filminin içeriği hakkında
benim ve CD'yi ortaya çıkaran Şahin Ergüney'in söylediği her
şeyi (Örneğin, bakınız: Ergüney,
"Theope
Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt")onaylıyorlar. Yani
Nutku'nun açıkça iftira ettiğini kabul ediyorlar.
Ama CD'yi görmeyen,
daha da beteri, (Özdemir Nutku'yla papaz olup tiyatro
çevresinden aforoz edilme ihtimalini göze alamadıkları için)
görmek de istemeyen geniş bir "tiyatrocu"(?) kitlesi var.
Burak Caney,
işte bu geniş kitlenin sözcüsü olmaya soyunuyor. İftiracı
Özdemir Nutku'ya karşı çıkamamış, iftiraya karşı hakikati
ısrarla savunmakta olan Büktel'in yanında görünmeye de cesareti
olmamış bu geniş kitle;
iftiraya karşı kendileri
gibi sessiz kalmadığı (ve böylelikle onların bir sanatçı olarak
ciğerinin kaç para ettiğini açığa çıkardığı) için, Büktel'den
(ve de Bulunmaz'dan) nefret ediyor. Hatta, bu geniş kitle
içindeki (kapitalist düzenle belirli çerçevelerde çoktan
uzlaştıkları halde, sosyalist tanınmaya hâlâ özen gösteren)
"solcu"(?) tiyatrocular; daha çok, Büktel'den değil, (sosyalizm
konusunda ortaya koyduğu "uzlaşmasız" kriterler nedeniyle) Hilmi
Bulunmaz'dan nefret ediyor. Çünkü Büktel, onların yalnızca
"sanatçı onuruna" sahip olmadıklarını kanıtlayan canlı bir
("kötü") örnek oluşturuyor; sosyalizm kriterlerine gösterdiği
"aşırı"(!) sadakat ile (örneğin, kapitalist düzenden gelecek her
türlü parasal desteği çanaktaki köpek maması sayan ve
kendisiyle aynı fikirde olmasam bile bende yalnızca saygı
uyandıran tavizsiz tavrı ile) Hilmi Bulunmaz ise, o
"solcuların"(?) sosyalist de olmadığını kanıtlıyor.
Kısacası, Burak Caney,
Büktel ve Bulunmaz'ın yalnızca varlığından (sırf, onların ortaya
koydukları rol modelinden) bile rahatsızlık duyan, (ama bu
ikiliye karşı insanın kendini ve adını rezil etmeden mücadele
etmesi de mümkün olmadığı için) susmak zorunda kalan o geniş
kitlenin sesi olmaya; Büktel ve Bulunmaz'a iftira ve fotomontaj
dahil her türlü alçaklıkla saldırılmasını sessizce izlemeye
hazır oldukları anlaşılan o geniş kitle sayesinde sitesine
reklam almaya çalışıyor. Bu kirli çabasına meşruiyet kazandırmak
için de, Büktel/Bulunmaz karşıtı bazı kişilerin gerçek
isimlerinden (Özdemir Nutku,
Tuncer Cücenoğlu,
Orhan Aydın)ve
bilinçli desteklerinden yararlandığı gibi; (adlarını Burak
Caney gibi gizlemekte yarar gören birkaç kötü niyetli işbirlikçi
sayesinde)Bademler köyü halkı gibi, Türkiye Tiyatrolar
Birliği (TTB) adı altında yer alan tiyatroların tiyatrocuları
gibi kitlelerin ise, bilinçsiz desteğinden (bu konuda bilgisiz
olmalarından) yararlanıyor.
Kısacası, açıkladıkları ve
inatla gündemde tuttukları sevimsiz gerçekler yüzünden, Büktel'e
ve Bulunmaz'a yönelik tepki; "açıkça, mertçe, Türkçe"
yöntemlerle yürütülemeyeceği için; en başından beri
ve hâlâ, takma isim ardına gizlenmiş kişiler tarafından, imzasız
yazılarla, imzasız fotomontajlarla ve internet hileleriyle
"kalleşçe, gizlice, adice" yürütülüyor. Bu "kalleş, gizli, adi"
çaba, çeşitli aşamalardan geçti. Burak Caneyler bu süreç boyunca
birçok site açtılar ve o siteleri kısa sürede silip suç
kanıtlarıyla birlikte ortadan kaldırdılar. Burak Caney'in
sildiği son site, tiyatrooyun.blogspot.com idi. Hela gibi çift
"oo"lu bu sitenin adı, Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu
tiyatroyun.blogspot.com adlı sitesinin adından çalınmıştı. Son
aşamada Burak Caney, bu siteyi de kapatacağını ve (yine
hela gibi çift "oo"lu) tiyatrooyun.org adlı daha profesyonel bir
site kuracağını okurlarına o kapattığı son sitede, son bir ay
boyunca duyurmuştu.
Elektronik mühendisi bir
tiyatrocu olan Kâzım Şimşek, Burak Caney'in işte bu son
"profesyonel"(!) sitesini, henüz hâlâ yayında olan hela gibi
çift "oo"lu tiyatrooyun.org'u, teknik kanıtların ışığında
sergiliyor; böylelikle, Burak Caney'in, bir piç gibi sahibi
belirsiz, hela gibi çift "oo"lu çalıntı sitesinin (ve o çalıntı,
o piç sitede Büktel ve Bulunmaz aleyhine imzasız yayınlanmış
iftiraları, bugün imzaları ve yazılarıyla bilinçli olarak,
bile bile, destekleyen tüm alçakların) ipliğini bir kez daha
pazara çıkarıyor.
Kâzım Şimşek'in yazısını,
Şimşek'in sitesinde okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı
tıklayınız:
TİYATROOYUN.ORG SİTESİNİN GERÇEK
YÜZÜ
------------------
Büktel ve Bulunmaz'a
penis içerikli
foto montajlarla saldıranlar,
şimdi de, Erkan Yücel adını ve Bademler
köy halkını, kirli amaçlarına alet
ediyorlar.
Burak Caney
takma isimli
iftiracı vandalın kurduğu hela gibi çift
"oo"lu
tiyatrooyun.org
sitesi (sahibi bile belirsiz olduğu
halde, imzasız yazılmış bir sürü
iftira
yayınladığı halde) Bademler'de, örnek
tiyatro sitesi olarak ödül alıyor!
Burak Caney'in
iğrenç damgasını taşıyan bu onur kırıcı
ödül, Caney'in hela gibi çift "oo"lu
sitesi dışında; (eğer kabul ederlerse)
Ayşegül Yüksel, Yener Aksoy, Turgay
Tanülkü başta olmak üzere, birçok
tiyatro ve tiyatrocuya da (bu akşam, 18
Mayıs 2008, saat 18.00'de) verilecek.
Bademler köy halkına mal edilen ödülü,
gerçekte kimlerin verdiği de belirsiz.
Vandalizmin ve
iftiranın Erkan Yücel adıyla
ve masum köylüler eliyle
ödüllendirilmesi anlamına gelen bu
alçaklığa, vandalizm karşıtı
sanatçıların alet olmayacaklarına
inanıyoruz. (Ben, kendi payıma, hela
gibi çift "oo"lu o lağıma verilen ödül
Nobel bile olsaydı, bana verilmesini
asla kabul etmezdim.) Ödüllendirilen
hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun
sitesini ve o siteyi (Hilmi Bulunmaz'ın
tek "o"lu tiyatroyun sitesinin adından
çalarak) kurmuş bulunan Burak Caney
takma adlı vandalı, Bademler
köylülerinden başka, hâlâ tanımayan
tiyatrocular kalmışsa, aşağıda
linklerini verdiğimiz iki sayfadaki
"somut" belgeleri inceleyerek, mutlaka
tanımalılar. (CB)
————————————
GÜNCELLEME
(19 Mayıs 2008)
Ödül haberinin son paragrafında deniyor
ki:
2008 ERKAN YÜCEL İNTERNET ÖDÜLÜ: (bu
ödül konusunda jüri çok yetkin
olmadığını beyan ettiği için internet
alanında tiyatroyla ilgili siteleri
Türkiye Tiyatrolar Birliği olarak
önerdik ve kabul edildi.)
www.tiyatrooyun.org,
www.tiyatronline.com,
www.tiyatrodegisi.com
(Kaynak:
"2008 ERKAN YÜCEL
TİYATRO ÖDÜLLERİ AÇIKLANDI!")
Demek istiyorlar ki:
"Jüri (yani Bademler köylüleri)
internetteki tiyatro yayınlarını
yeterince izleyemedikleri için, biz TTB
(Türkiye Tiyatroları Birliği) olarak, o
köylülerin bu konudaki bilgisizliğinden
yararlandık ve (Büktel ile Bulunmaz'a
imzasız yazılarla ve
fotomontajlarla
iftira etmek amacına yönelik olarak ve
Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun
sitesinin adını çalarak,
Burak Caney
takma adlı vandal tarafından kurulmuş)
hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org
adlı siteyi, sahibi bile belli olmayan
bu korsan, bu vandal, bu kriminal
siteyi; masum köylülere örnek site
diye tanıtıp, onların bu siteye ödül
vermelerini ve bu ödülün adının "Erkan
Yücel ödülü" olmasını sağladık. Yani
Erkan Yücel'in adıyla ve masum
köylülerin eliyle ve Ayşegül Yüksel,
Yener Aksoy, Turgay Tanülkü isimlerini
de bu tezgaha dahil ederek; imzasız
iftiralarla
dolu, sahibi bile belirsiz, adı bile
çalıntı, hela gibi çift "oo"lu, vandal
ve korsan tiyatrooyun.org'u bir güzel
aklayıp pürüpak ettik."
Elinize sağlık da, siz kimsiniz? Tıpkı
Burak Caney'in son zamanlarda
"tiyatrooyun.org" imzasını kullandığı
gibi, siz de, TTB imzasının ardına
saklanmışsınız. Büktel ve Bulunmaz'a
karşı iftira kampanyalarıyla dolu hela
gibi çift "oo"lu siteye masum köylüler
eliyle Erkan Yücel ödülü verdirmek
alçaklığı, kimin ya da kimlerin
fikridir, net olarak, isim isim bilmek
istiyor ve okurlar adına soruyoruz:
Kimsiniz siz? (CB)
1.
BURAK CANEY
SAYFASI
2. HELA
GİBİ ÇİFT "OO"LU tiyatrooyun.org
BUDUR! |
------------------
Bulunmaz'dan
iftira destekçilerine
çarpıcı bir ibret dersi:
Burak Caney
budur!
Top 100 benzeri hiçbir
reklam almadığı, tiyatro siteleri dışında hiçbir siteye link
vermediği, erotizm ya da pornoyla uzak yakın en küçük bir
ilişkisi görülmediği halde; Hilmi Bulunmaz'a, (sırf blog
siteden yayın yaptığı için, sana verilen blogun üstündeki
minik düğme, pornoya açılabilir bahanesiyle) "pornocu"
iftirası atan
Burak Caney (ki son dönemde fazlasıyla kepaze
olduğu için bu takma ismi kullanmaktan vazgeçip en son kurduğu
hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde imzasız yazmaya
başlamıştır)
daha önceki (yine sahibi
belirsiz ve yine hela gibi çift "oo"lu)tiyatrooyun.blogspot.com
adlı sitesinde, bir porno fotoğraf yayınlamış ve fotoğraftaki
penisi Coşkun Büktel fotoğraflarıyla örtmüştü.
Coşkun Büktel'in sitesi
blog değildi ve hiçbir zaman olmamıştı. Ama iftiracı orospu
çocukları için fark etmezdi. Blog zaten anlamsız bir bahaneydi.
Büktel madem ki Hilmi'yi destekliyordu, öyleyse Büktel'in
fotoğrafı penis üstüne yapıştırılmalıydı. Büktel'in fotoğrafını
penis üstüne yapıştıran korkak orospu çocukları, şimdi kalkmış,
bir
Burak Caney şaheseri olarak hela gibi çift "oo"lu
tiyatrooyun.blogspot.com'dan aktarılan ve aylardır
hilmibulunmaz.blogspot.com'da okurların dikkatine sunulmakta
olan o fotoğrafı bizim, yani Büktel ve Bulunmaz'ın imal ettiğini
söylüyorlar. (Bir ara
Burak Caney'in Hilmi Bulunmaz olduğunu da
söylemişlerdi.) Coşkun Büktel'in kendi fotoğrafını bir penise
yapıştıracak kadar sapık olduğunu iddia etmekten bile çekinmeyen
bu korkak sapıklar, iftirada sınır tanımıyorlar. (Bakınız:
"Exorcism") Sanıyorlar ki,
kendileri o fotoğrafı ve o siteyi silip yok ettikleri için,
artık kendilerini aklamış oldular. Sanıyorlar ki, balık hafızalı
salak okurlar
Burak Caney adını ve o fotoğrafları kimin
yayınladığını unuttular ve şimdi de Coşkun Büktel'in kendi
fotoğrafını bir penise yapıştıracağına inanmaya hazırlar.
Bu orospu çocuklarına "orospu çocuğu" dememize itirazı olan, bu
yüzden bize,
Burak Caney ağzıyla, "iki küfürbaz" ya da "küfürbaz
ikili" diye hakaret eden ya da bu hakaretleri onaylayan herkes
orospu çocuğudur.
Bulunmaz'ın iftira
destekçilerine verdiği o çarpıcı ibret dersi için, lütfen,
aşağıdaki başlığı tıklayınız:
Burak Caney budur!
------------------


BÜKTEL VE BULUNMAZ'IN
"BEYAZ CEPHE"YE KARŞI ORTAK AÇIKLAMASI
Hilmi Bulunmaz
Coşkun Büktel
Burak Caney, zemzem suyuyla kırk kere aptes alıp
"arındıktan(!) ve
Burak Caney adını terk
ederek kirli mazisini aklı sıra örtbas ettikten sonra,
"Beyaz Cephe"
(yani yine "BC") imzasıyla ortaya çıkıp, bu kez daha da
karanlık bir iftirayla üstümüze saldırıyor:
Yeni makyajı olan
"Beyaz Cephe"
(BC) imzasıyla ortaya çıkıp, Coşkun Büktel ve Hilmi
Bulunmaz'ı karalama çalışmalarını "tazeleyen" Burak Caney
(BC), yeni bir iftirada bulunuyor...
Aşağıya aktardığımız iftira metninde bir tehdit telefonundan
bahsediliyor. Ancak telefon numarası verilmiyor. Kişilerden
bahsediliyor. Kişi adı verilmiyor. (Bir başka sayfada bu
kişilerin Bulunmaz ve Büktel'den başkası olamayacağı havası,
isim de verilerek yaratılıyor. Bakınız:
"İftira belgeleri"
) Şimdi, bizim Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz olarak bu
iftiraya cevabımız şudur:
Biz,
Burak Caney (ya da
"Beyaz Cephe")nin,
Bu kez
Özdemir Nutku,
Tuncer
Cücenoğlu,
Üstün Akmen
tarafından da "açıkça" desteklenen yeni sitesinin dün akşam
(18 Şubat 2007) yayınını 2 saatliğine niçin durdurduğunu
gayet iyi biliyoruz. Ama bizim bildiklerimiz, iftiracıların
anlattıklarına uymuyor.
İftiracılar, bir tehdit telefonundan söz edip, konuşma
kaydının ve telefon edenin numarasının ellerinde olduğunu
söylüyorlar. İftiracılar, eğer iftiracı değillerse, bu
telefon numarasını ve ses kaydını derhal yayınlamak
zorundalar. Eğer ses kaydı yayınlamakta teknik zorluk
yaşıyorlarsa, kaydın bir kopyasını bize göndersinler biz
yayınlayalım.
Olayı madem ki adli bir olay haline getirmeyi ve bize böyle
mafyatik bir çamur atacak kadar ileri gitmeyi tercih
ettiniz; kendimizi aklamak için, ya elinizdeki telefon
numarasını ve konuşma kaydını savcılığa vererek o konuşmayı
kimin yaptığını ortaya çıkarmak zorundayız; ya da sizin
yayınladığınız kaydın aslı olmayan yeni bir Burak Caney ("Beyaz
Cephe")
iftirası olduğunu kanıtlamak zorundayız.
Siz ise sadece, elinizde olduğunu söylediğiniz o telefon
numarasını ve konuşma kaydını yayınlayarak, Bulunmaz ve
Büktel'e yönelik yeni iftiranızın iftira olmadığını
kanıtlamak zorundasınız.
Bunu yapacağınızı, elinizde olduğunu söylediğiniz o telefon
numarasını ve konuşma kaydını yayınlayabileceğinizi
sanmıyoruz. Her halde bir kez daha, tüm tükürdüklerinizi
yalayacak, bir kez daha, kedi pisliğini örter gibi tüm
iftiranızı silip yok edeceksiniz.
Ve sonra bir başka iftirayla yeniden ortaya çıkıp, onu da
temizlememizi bekleyeceksiniz. Onu da temizleyince, ("yüzsüz
olduğunuz için" sizin açınızdan sorun yok) onu da silip,
yeni bir iftirayla, gerekirse yeni bir siteyle, yeniden
saldıracaksınız. Nasılsa "yüzsüz" ve onursuz olduğunuz için,
rezil olma ihtimaliniz yok. Biz, "lağım temizlemekle"
uğraşmayı bırakırsak, iftiralarla zehirlediğiniz masum
insanların ve iftiralarınıza bile bile destek veren orospu
çocuklarının sayısının kaça çıktığını açıklayarak karalama
misyonunuza devam edeceksiniz.
Biz her pisliğinizi okurlarımıza sizin ağzınızdan
duyururken, siz insanları tek yanlı bilgilendirerek, kaç
kişiyi kandırabilirsem kârdır diyerek, "küfürbazların"
nelere küfür ettiği anlaşılmasın diye küfürlerin edildiği
sayfalara asla link vermeyerek, o iğrenç fotoğrafları ve
fotomontajları
(Bakınız:
"Burak Caney'in fotoğraf sergisi.") insanlardan gizleyerek, insanların beynini
yıkamaya alçakça devam edeceksiniz.
O elindeki telefon numarasını ve konuşma kaydını
yayınlayarak bize yönelik suçlamalarını kanıtlamaya
yanaşmazsa, tüm
"Beyaz Cephe"
orospu çocuğudur;
"Beyaz Cephe"ye
ve
tiyatrooyun.org'a,
bütün bunlara rağmen, bundan böyle de, bile bile (ya da
bilmezden gelerek) hâlâ destek veren bir tek kişi çıkarsa, o
da orospu çocuğudur.
HİLMİ BULUNMAZ / COŞKUN BÜKTEL
19 Şubat 2008
İŞTE "BEYAZ CEPHE"NİN
KARA İFTİRASI

Kimliği
belirsiz kişi: Alo, iyi akşamlar.
Hosting
yetkilisi: Buyurun.
Kimliği
belirsiz kişi: Ben servis verdiğiniz tiyatrooyun.org
ile ilgili konuşmak istiyorum.
Hosting
yetkilisi: Buyurun.
Kimliği
belirsiz kişi: Bu site sürekli olarak bize
küfrediyor, hakaret ediyor.
Hosting
yetkilisi: Beyefendi, bu bizi ilgilendirmez.
Kimliği
belirsiz kişi: Site sahiplerinin isimlerini
öğrenebilir miyim?
Hosting
yetkilisi: Bu bilgiyi size vermeye yetkimiz yok.
Kimliği
belirsiz kişi: Sizi mahkemeye vereceğim,
süründüreceğim.
Hosting
yetkilisi: Beyefendi sakin olun.
Kimliği
belirsiz kişi: Benim sizinle bir sorunum yok. Peki,
Bu domaini bize devredin ceremesi neyse çekeriz.
Hosting
yetkilisi: Böyle bir şey olur mu, siz ne dediğinizin
farkında mısınız?
Kimliği
belirsiz kişi: Benden söylemesi, bedelini ödersiniz.
Tehditler
karşısında endişelendiği ve de aynı zamanda webmaster’a
ulaşmaya çalışan görevli, bu konuşmadan sonra
webmaster’a ulaşıncaya kadar bir süreliğine servisi
durdurmuş. Dünkü yaklaşık 2 saat süren yayın
kesintisinin nedeni budur.
TİYATROOYUN'UN NOTU:
Biz bugüne kadar ne bu adı geçen kişilere ne
de herhangi bir kişiye bir tek küfürde yada
hakaretde bulunmuş değiliz. En kararlı en sert dille
eleştirimizi yaptık, eser diye ortaya sürülenlerdeki
amatörce hataları sergiledik, tehiditleri küfürleri
deşifre ettik fakat asla küfür etmedik etmeyiz.
Fakat Hosting firmasını arayan Kimliği belirsiz(!)
kişi küfürler edildiği yalanının ardına sığınarak bu
da olmayınca tehditle, o da olmayınca satın almaya
kalkarak basit mafyacılık oyunlarına sığınmıştır.
Kendi sitelerinde kolayca yayınladıkları
Küfürleri başka sitelerde yayınlanmadığı için onları
Sansürcülükle suçlayanların mafyatik yöntemlerle
bizi susturma çabaları, mafya usulü sansürleme
girişimleri tiyatro tarihine geçecek niteliktedir.
Tiyatro tarihi bu melanet
kişileri tiyatroya mafya yöntemleri sokmakla
anacaktır.
|
İFTİRAYI NASIL İTİRAF ETTİRDİK
"EXORCISM"İN*
SAAT SAAT ÖYKÜSÜ
Coşkun Büktel
*Exorcism: Şeytan çıkarma |
|
36. SAAT
|
"AÇIKÇA, MERTÇE, TÜRKÇE" SÖYLEDİK!
"MADEM ELİNİZDE BELGE
VAR, YAYINLAYIN!" DEDİK.
Aradan 36 saatten
fazla zaman geçti. 36 saattir "Son Dakika Haberleri"
bölümünüzde dönen üç başlık arasında, şu başlık hâlâ
yerini koruyor:
İŞTE TEHDİT TELEFONU!
SİTEMİZİ MAFYA USULÜ TEHDİTLE ŞANTAJLA VE SATIN ALMAYA
ÇALIŞARAK SUSTURMAYA ÇALIŞTILAR! HOSTİNG FİRMAMIZLA
YAPILAN KAYITLI TELEFON KONUŞMASINI YAYINLIYORUZ
Elinizde bulunduğunu
söylediğiniz ve "metnini" yayınladığınız o tehdit
içerikli telefon konuşmasının, nedense, ses kaydını ve
tehditçinin telefon numarasını hâlâ yayınlamadınız.
(Oysa teknik yetersizlik nedeniyle yayınlayamazsanız,
bir kopyasını gönderin biz yayınlayalım, demiştik.)
Yetersizliğinizin
"teknikle" ilgisi bulunmadığı anlaşılıyor.
36 saatten fazlası
geçti. O tehdit belgelerini (yani telefon numarasını ve
konuşmanın ses kaydını) yayınlayarak bize (Büktel ve
Bulunmaz'a) yönelik suçlamalarınızı hâlâ belgelemeyecek
misiniz? Hani mafyalaşmışız, sizi tehditle ya da satın
alarak susturmaya kalkmışız; hani domain'inizi satın
almaya kalkmış ve geçen akşam yayınızı iki saatliğine
durdurmuşuz; hani
"mafyatik yöntemlerle" sizi "susturma çabaları,
mafya usulü sansürleme girişimleri tiyatro tarihine
geçecek" nitelikteymiş.
"Tiyatro tarihi bu melanet kişileri" (yani Bulunmaz
ve Büktel'i) "tiyatroya mafya yöntemleri sokmakla"
anacakmış.
Elinizde bulunduğunu
söylediğiniz o telefon numarasını ve konuşma kaydını
yayınlayarak, bize yönelik o iğrenç iftiralarınızın
iftira olmadığını kanıtlayacak mısınız?
Elinizde bulunduğunu
söylediğiniz o tehdit belgelerini (telefon numarası ve
konuşma kaydı) yayınlayarak, size "orospu çocuğu" derken
yanıldığımızı, size "orospu çocuğu" demekle haksızlık
yaptığımızı, cümle aleme gösterecek misiniz?
Yoksa, elinizde
bulunduğunu söylediğiniz o tehdit belgelerini yayınlamak
yerine, yine kıvıracak, pişkinliğe vuracak, tükürdüğünüz
bütün o iftiraları arsızca sırıtarak yalayıp yutacak
mısınız?
Yoksa (bize yönelik
iftiralarla süslediğiniz sitenize "açık destek" veren)
Özdemir Nutku,
Tuncer Cücenoğlu,
ve
Üstün Akmen'in,
(bize duydukları öfke yüzünden) en iğrenç unsurlarla
işbirliği yapmış, takma isimli kalleş iftiracıları
desteklemiş olduklarını bir kez daha mı
kanıtlayacaksınız?
Hadi siz internet
sapığısınız, sağlıklı bir insanın "utanma
eşiği"ne, aklına ve vicdanına sahip
olmadığınız ve takma isim ardına saklandığınız için,
rezil olmak ya da maddi manevi bedel ödemek riskiniz
yok!.. Peki sizi açık isimleriyle destekledikleri için
kepaze olan zavallılara hiç mi acımayacaksınız?
Sapık bile olsanız,
bir kereliğine, "açıkça, mertçe, Türkçe" konuşacak
mısınız: Elinizde bulunduğunu söylediğiniz o belgeleri
yayınlayıp bize yönelik o iğrenç iftiralarınızı
kanıtlayacak mısınız, yoksa işi pişkinliğe vurup,
arsızca sırıtarak kıvıracak mısınız?
Coşkun Büktel / 21
Şubat 2008
Not: Konuya
yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak olayın tüm
ayrıntı, belge ve linklerine ulaşabiliirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz
Cephe"ye karşı ortak açıklaması |
60. SAAT
|
BİZ MASUM OLDUĞUMUZU İSPAT
ETMEK ZORUNDA DEĞİLİZ, AMA ONLAR SUÇLAMALARINI İSPAT
ETMEK ZORUNDA
"Bunu yazan Tosun"lara
hukuk mukuk vız geldiği için, "yüzsüzlük" avantajını
kullanarak "kıvırıyorlar"; biz de o yüzden,
Tosunları "açık isimleriyle" destekleyen
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu'na
soruyoruz!
DESTEKLEDİĞİNİZ SAPIKLARIN, BİZE MALETTİKLERİ VE
"SES KAYDI ELİMİZDE" DEDİKLERİ TEHDİT
KONUŞMASININ "SES KAYDININ" YAYINLANMASINDAN
NİÇİN BİZ DEĞİL DE ONLAR KORKUYOR?
"HODRİ MEYDAN, YAYINLAYIN!" DEMİŞTİK,
60 SAAT GEÇTİ, METNİNİ YAYINLADIKLARI VE BİZE
MALETTİKLERİ SES KAYDINI NEDEN HÂLÂ
YAYINLAMIYORLAR?
YOKSA (SİZLER TARAFINDAN CESARETLENDİRİLEN)
TAKMA İSİM ARDINA GİZLENMİŞ BU KALLEŞ SAPIKLAR
ŞU AN YARASALAR GİBİ SAKLANDIKLARI KARANLIK
DELİKLERİNDE HARIL HARIL ÇALIŞARAK SUNİ BİR SES
KAYDI MI İMAL ETMEYE ÇALIŞIYORLAR?
ONLARI NİÇİN DESTEKLİYORSUNUZ? VANDALİZME KARŞI
"AÇIKTA VE AÇIKÇA, MERTÇE, TÜRKÇE" MÜCADELE
EDEN BÜKTEL'E VE BULUNMAZ'A KARŞI KALLEŞLİK VE
İFTİRA DAHİL HER TÜRLÜ YÖNTEMİ MEŞRU SAYDIĞINIZ
İÇİN Mİ? İSİMLERİNİ GİZLEYEN, GİZLİLİKTEN MEDET
UMAN SAPIKLARA "AÇIK DESTEK" VERİRKEN,
KRAVATINIZDAN VE TAKIM ELBİSENİZDEN UTANMADINIZ
MI? HÂLÂ UTANMIYOR MUSUNUZ?
Coşkun Büktel /
22 Şubat 2008
Not 1: Konuya
yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit
konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve
linklerine ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz
Cephe"ye karşı ortak açıklaması
Not 2: Nutku,
Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin
nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı
olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin
kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki
üç linki tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
72. SAAT
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu'na
çok basit bir soru sormuştuk. Bir daha
soruyoruz:
DESTEKLEDİĞİNİZ KALLEŞ SAPIKLAR 72 SAAT ÖNCE
METNİNİ YAYINLAYARAK "SES KAYDI DA ELİMİZDE"
DEDİKLERİ VE BİZE MALETTİKLERİ O "İLK" TEHDİT
KONUŞMASININ SES KAYDINI NEDEN HÂLÂ
YAYINLAYAMIYORLAR?
Bu ne biçim bir suç belgesidir ki, suçlananlar
"yayınlansın!" derken; suçlayanlar ne
yayınlayabiliyor, ne de hatta neden
yayınlayamadıklarını açıklayabiliyor.
Söyleyin o kalleş sapıklarınıza!... "Elimizde"
dedikleri ve metnini 72 saat önce yayınladıkları
(ve bizi "mafyalaşmakla" suçlarken dayanak
olarak kullandıkları) o "ilk" tehdit
konuşmasının ses kaydını (72 saat sonra sayfayı
kalabalıklaştırmak, kafaları karıştırmak ve
hedef saptırmak üzere yayınladıkları o
bir çuval ıvır zıvırı
değil; 72 saat önceki o "ilk" tehdit metninin
"elimizde" dedikleri ses kaydını) ya kendileri
yayınlasınlar ya da kopyasını göndersinler biz
yayınlayalım!
"Ellerinde" olduğu halde, yayınlayamıyorlar ve
neden yayınlayamadıklarını bile
açıklayamıyorlar! Tıpkı kirli yüzlerini
gizledikleri gibi, kendi belgelerini bile
gizlemek zorunda kalıyorlar.
Bir de kalkmış
"orospu çocuğu" sıfatını bile beğenmiyorlar.
Pöh!
Coşkun Büktel /
22 Şubat 2008
Not 1: Konuya
yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit
konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve
linklerine ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz
Cephe"ye karşı ortak açıklaması
Not 2: Nutku,
Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin
nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı
olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin
kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki
üç linki tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
80. SAAT
80 saat sonra nihayet itiraf
ettirebildik. Yalan söylemişler. Ellerinde ses kaydı
yokmuş. 80 saat sonra gerçeği ilk kez itiraf etmek
zorunda kaldılar:
"İlk gün yaptığımız haberimizde ses kaydı olduğundan
söz ettiğimiz doğrudur. Webmaster’ın
yanılması/yanıltması sonucu bu ifadeye haberimizde
yer verilmiştir. Fakat daha sonra yaptığımız
görüşmelerde ses kaydının yapılamadığını öğrendik."
"...kaydının
yapılamadığını öğrendik."miş!... 80 saat sonra
mı öğrendiniz?
Bu korkak
sapıklar, okurların içinde (80 saat sonra akıl
edilebilen) bu "topu taca atma dolmasını" yutmayacak
insanların da bulunabileceğini biliyor ama endişeye
kapılmıyorlar. Zaten onlar bu kadar "rahat"
davranabilmek için takma isim ardına saklanıyorlar.
Yukarıda aktardığımız itirafı da bir çuval yalanın
arasına ve utanmazlığın zirvesi olan
"Coşkun Büktel yine
kıvırıyor!"
gibi gerçeğin tam tersi "dezenformatif" bir başlığın
altına koymaktan utanmamışlar. (Bakınız:
"İtiraf sayfası")
Onlar yalan söylediklerini itiraf etmek zorunda
kalıyorlar ama itiraf yazısının başlığında
"kıvıranın" Coşkun Büktel olduğu yazılı... Bu korkak
sapıklara "orospu çocuğu" derken küfür değil,
iltifat ettiğimizi hâlâ anlamayan kaldı mı?
Nasılsa "yüzsüz" oldukları
için, kimselerin yüzlerine tükürme ihtimalinden
korkmayan bu korkak sapıklar, 80 saat sonra da olsa,
yalancı olduklarını "kendi ağızlarından" itiraf
ettirdiğimiz halde; hâla kalkmış, yavuz hırsızlar
gibi bizden hesap soruyor,
"COŞKUN BÜKTEL, DOMAİNİMİZİ ELE GEÇİREREK/SATIN
ALARAK SİTEMİZİ SUSTURMAYA ÇALIŞAN ÖRGÜT İÇİN DE SEN
DE FAAL OLARAK YER ALDIN MI ALMADIN MI? BU YÜZ
KIZARTICI SUÇA NE KADAR KARIŞTIN, BUNU AÇIKLA…"
gibi laflar ederek tüm okurların zekâlarına
hakaret ediyorlar. E peki orospu çocukları, "ne
kadar karıştın açıkla" diye hesap sormadan önce,
"yüz kızartıcı" dediğiniz o tehdit ve satın almaya
teşebbüs suçunun "elimizde" dediğiniz kanıtını
göstermek zorunda değil misiniz? Peki nerde o kanıt?
Yok. Ama olsun yine de hesap soralım ki, dostlar
hesapta görsün!
Ortada bir tek yüz kızartıcı
suç var: Sizin önce "mizah yaptık anlamadılar"
diyerek örtbas etmeye çalıştığınız, daha sonra ise
itiraf etmek zorunda kaldığınız, iftira suçu... Onu
da elbette ki daha geniş ve acelesiz bir yazıyla
açıklayıp (sizin yakanızı bulamadığımızdan)
destekçilerinizin yakasına yapışacağız. Bekleyin!
Şimdilik şu
aşamaya vardık: Korkak sapıkların
ellerinde ses
kaydı bulunduğu anlaşılan bütün gerçek konuşmalar
hiçbir tehdit unsuru içermiyor. Tehdit unsuru içeren
konuşmanın ise nedense ses kaydı yok ve onlar
olmadığını ancak 80 saat sonra ve ancak bizim
ısrarlı yayınımızdan sonra
(Bakınız:
"Beyaz Cephe"ye karşı ortak
açıklama.)
itiraf etmek zorunda kaldılar.
Takma isim
ardına saklanmış korkak sapıklardan utanma beklemek
salaklık olur. O nedenle, utanmayı, bu "yüzsüz"
orospu çocuklarından değil, bu "yüzsüz" orospu
çocuklarını desteklemekten vazgeçtiklerine dair hâlâ
en küçük bir belirti göstermemiş olan
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'dan
bekliyoruz. (Ama
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
"utanma eşiği"
hakkında
önceden fikir sahibi olduğumuz için onlardan da pek
umutlu olmadığımızı, belirtmeliyiz.)
İşte
"yüzsüzlerin" itiraf sayfasının linki:
"80 saat sonra".
Coşkun Büktel / 22
Şubat 2008
Not 1: Konuya
yabancı olanlar, aşağıdaki başlığı tıklayarak tehdit
konuşmasının metnine ve olayın tüm ayrıntı, belge ve
linklerine ulaşabilirler.
Büktel ve Bulunmaz'ın "Beyaz
Cephe"ye karşı ortak açıklaması
Not 2: Nutku,
Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret
ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş
sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
Daha sonra bir de "İkinci Exorcism"
gerçekleştirdik.
"İkinci Exorcism"in gün be gün öyküsünü
okumak için aşağıdaki başlığı tıklayabilirsiniz:
İKİNCİ
EXORCISM
|
24 Şubat
2008 Hilmi Bulunmaz teşhir ediyor
YALAN: 27
Mustafa
Demirkanlı dedi ki:
“Bir
haftadır deneme yayını yapmakta olan
www.tiyatrooyun.org
tehditle susturulmaya çalışılmış. Tiyatooyun’nun hosting
firmasını arayan kimliği belirsiz kişiler. Sitenin yayınını
durdurmalarını, gerekiyorsa kendilerine devretmelerini tehditkar
bir biçimde istemiş ve sitenin yayını kısa bir süre durmuş.
Bu
cür’etkar davranışı kınıyor, bunu gerçekleştirenlerin bir an
önce tespit edilmesini bekliyoruz.
EK:
Yukarıda açıklanan saldırının faillerini tiyatrooyun.org, Hilmi
Bulunmaz ve oğlu Cemal Bulanmaz olarak belgeleriyle açıkladı.”
(Kaynak:
"Demirkanlı saptırıyor, yalan
söylüyor, iftira atıyor!")
Sansür Makinesi
3. Abdülhamid
ile birlikte “yok insan”
Burak Caney’i
referans noktası olarak gösteren
Yalan Makinesi Demirkanlı'ya
göre,
Hilmi Bulunmaz
ve oğlu
Cemal Bulunmaz
“yok insan” Burak Caney’in sitesinin(!) hosting firmasını tehdit
edip yayınını durdurmak istemişler. Bulunmazların böyle bir
tehditte bulunduğunu kanıtlayan tek bir delil ortaya koyarsa,
Mustafa Demirkanlı'ya fotoğraftaki Limousine”i armağan etmeye
söz veriyoruz!...
Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını
kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...
Not: Demirkanlı’nın nasıl bir ruh durumu
içerisinde olduğunu anlamak için, Coşkun Büktel’in
“DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP”
yazısını okumanızı salık veririz…
Büktel'in notu:
Bulunmaz'ın "vermezsem adiyim" diyerek söz verdiği Limousine'in
fotoğrafını görmek için, yukarıdaki yazının orijinal sayfasına
götüren aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz:
YALAN 27
****************************
BULUNMAZ MEYDAN
OKUYOR!
BEN DE...
Coşkun Büktel
17 Şubat 2008
Hilmi Bulunmaz da,
ben de, "Sanatın yeşermesi için
'gübre' de gereklidir"
diye düşündüğümüzden,
Burak
Caney'e kızmıyor; onun (eserlerimle ilgili) eleştiri
diye yazdığı dangalaklıklara, onun Bulunmaz ve Büktel kişiliğine
yönelik olarak yaydığı (hakaret ve çamur atmaktan başka amaç,
espri ya da özellik taşımayan; düpedüz "suç unsuru" olan)
fotomontaj şebekliklerine,
cevap vermeyi bile gereksinmiyor; onu muhatap almıyorduk. Çünkü
bir takma isim ardına sığınan bir (ya da birkaç) korkak sapığın,
bu tür kalleşçe, ahmakça saldırılarına kimsenin itibar edeceğini
düşünmüyorduk. Kimse de itibar etmiyordu zaten... Hatta kimse
itibar etmediğinden, kimseye inandırıcı gelmediğinden ötürü;
Burak Caney'in ardına sığınan korkak sapıklar, onu bir satranç
piyonu gibi feda etmeye karar vermiş, onu bize (Bulunmaz ve
Büktel'e) yamamaya, onun Hilmi Bulunmaz olduğuna ilişkin
haberler yaymaya, Burak Caney'in "bizim" arkadaşımız olduğunu
iddia ederek onu bir piç gibi bizim kapımızın önüne koymaya bile
kalkışmışlardı. (Bakınız:
"Başka Kapıya!").
Bizim müdahale
yazılarımız nedeniyle
Burak Caney'i bize yamamayı
başaramayan internet sapıkları, çarnaçar, onu tekrar sahiplenmek
zorunda kaldılar. Tek farkla ki, artık Burak Caney'in karalama
taktiğinin işe yaramadığını fark etmişlerdi. O nedenle, bu kez
de, Burak Caney'in imajını restore etme çabasına girdiler.
Burak Caney'in sitesinde yayınlanmış (suç unsuru teşkil eden)
yalan dolu yazıları ve
fotomontaj şebekliklerini, azar
azar, akılları sıra çaktırmadan, kedi pisliğini örter gibi,
silip yok ettiler. Zaman zaman, o ahmakça yalanları ve
fotomontajları yine yayınlıyor, ama artık 2-3 günden fazla
yayında tutmuyorlardı. Bir ekleyip beş silerek siteyi iyice
küçültüp kendi akıllarınca "arındırdılar". Birkaç gerçek
ismin (Özdemir
Nutku,
Tuncer Cücenoğlu,
Üstün Akmen)siteye destek verdiğini açıklayarak
siteye destek ve prestij kazandırmaya çalıştılar. Ama zaten
kaybedecek prestijleri kalmadığı için (ölmüş eşek kurttan
korkmaz misali) Coşkun Büktel'den korkmayan iki kişi (yalan
makinası Mustafa Demirkanlı ve sansür makinası
3. Abdülhamid)
dışında hiç kimse, kendi ifadesiyle, kendi "kalemiyle", bizzat
yazarak, Büktel ve Bulunmaz'a "açıkça mertçe Türkçe netçe" tavır
koyarak, Burak Caney'in sitesini desteklemeye
yanaşmadı.
Tiyatro çevresinde
yüzlerce kişinin nasırına bastığımız, üstlendiğimiz tiyatro
misyonu gereğince pek çok kişinin nefretini kazandığımız halde;
yarattıkları markanın (Burak Caney'in) tiyatrocular arasında
bize karşı yeterli desteği sağlayamadığını gören korkak
sapıklar, desteği, facebook'ta geyik yapan çoluk çocukların
yardımıyla sağlamaya karar verdiler. Bulunmaz ve Büktel aleyhine
facebook'ta bir kampanya düzenlediler. (Bakınız:
Burak
Caney sayfası,
Güncelleme: 11 Şubat 2008.)
Herkesin her türlü imzayla herkes hakkında her şeyi yazabildiği
facebook denen "belirsizlik bataklığında" bile, "TİYATRO DÜNYASI
KÜFÜRBAZLARA KARŞI SEFERBER OLDU" yaygaralarına rağmen
yeterince imza toplayamayınca; daha inandırıcı bir imaja sahip
olabilmek amacıyla, Burak Caney'in işlediği tüm suçlardan
arınmaya, (zaten artık yeterince deşifre oldukları için) bu kez
Burak Caney markasından (imajından) temelli kurtulmaya karar
verdiler. Burak Caney olarak işledikleri suçların kanıtlarını
tümüyle silip ortadan kaldırmak için, Burak Caney'in sitesini bu
kez "tümüyle" kapattılar. (Bakınız:
Burak
Caney sayfası,
Güncelleme: 11 Şubat 2008.)
Burak Caney'in admin olarak facebook'ta düzenlediği kampanyadan
admin başlığındaki Burak Caney adını bile sildiler. Böylece,
Burak Caney diye biri hiç varolmamış gibi, akılları sıra
kendilerini "akladılar". Ama Burak Caney'in çift
"oo"lu
tiyatrooyun.blogspot.com adresli sitesinden kalan bazı
sayfaların kaydı, bugün (18 Şubat 2008) itibariyle bile
google'da hâlâ
duruyor. Burak Caney'in yayınladığı yalanların ve
fotomontajların önemli bir bölümü, ilk günden beri, Hilmi
Bulunmaz'ın sitesinde okurlara sunuluyor. (Bakınız:
"Burak Caney'in fotoğraf sergisi.")
Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu
tiyatroyun sitesinin isim ve formatını birebir taklid ederek
başlattıkları çift "oo"lu tiyatrOOyun sitesi, ilk günlerde,
dikkatsiz okurlar tarafından, Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu
tiyatroyun sitesi sanılıyordu. Çünkü Burak Caney ardına sığınmış
orospu çocukları, Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel imzasını da
kullanmakta sakınca görmüyor, bizim ağzımızdan en ahmakça
yalanları yayıyorlardı. Kısa süre sonra olay herkes tarafından
fark edilince, format değiştirdiler. Şimdi ise adres
değiştirerek, bir kez daha makyaj yenilediler. Şimdi, zemzem
suyuyla kırk kere aptes almış olarak, kirli mazilerinden ve
Burak Caney adından "arınmış"(!) olarak, tiyatrooyun.org
adresinde, "nezih"(!) yayıncılık yapmaya, aynı iftira
kampanyasını daha "nezih"(!) biçimde sürdürmeye başladılar. İlk
"açık ve net" destekçileri, elbette ki,
yalan makinası
Mustafa Demirkanlı ile sansür makinası
3. Abdülhamid
oldu. Bu iki işbirlikçi,
www.tiyatrom.com
ile
www.tiyatrodergisi.com.tr
adlı sitelerinin ana
sayfasında, Burak Caney'in
www.tiyatrooyun.org
adlı yeni sitesine başarılar dilediler.
Yapılan kepazeliklerin
(Bakınız:
"Burak Caney'in
fotoğraf sergisi".)
unutulduğunu tüm okurların balık
hafızalı ahmaklar olduğunu sanan Burak Caneyler, şu sırada, facebook
denen "belirsizlik bataklığından" toplayacakları 500 kişiyle
bize toplu olarak dava açacaklarını söylüyorlar. Peki neye
güveniyorlar? Kendilerinin namertliğine ve bizim mertliğimize
güveniyorlar. Kendileri, tükürdüklerini namertçe yalayarak,
Burak Caney adıyla işledikleri tüm suçların kanıtlarını silip
yok ettiler. Burak Caney sitesini tümüyle ortadan kaldırdılar.
Aleyhimize olabilecek herhangi bir delili yok etmek bizim de
elimizde. Ama korkak sapıklar bizim mertliğimize güveniyorlar.
Bizim, tükürdüğümüzü asla yalamayacağımızı, yayınladığımız bir
tek satırı bile kaldırmayacağımızı biliyorlar. Ve örgütlenmiş
namertliğin, bizim mertliğimize galebe çalacağına inanıyorlar.
Kendilerine dava açmadığımız için yatıp kalkıp dua etmeleri
gereken bu "yüzsüz", bu namert sapıkların dava
tehditlerine Hilmi Bulunmaz, linkini bu yazının hemen altında
bulacağınız, "Bulunmaz Meydan Okuyor" başlıklı iki
bölümlük nefis bir video konuşmasıyla yanıt vermiş. Ben de
cevabımı aşağıdaki paragrafta vermiş olayım:
Hilmi Bulunmaz'ın
ve benim, emniyete başvurarak Burak Caney ardındaki korkak
sapıkların kimliklerini belirlememiz ve onları mahkum ettirmemiz
gayet kolaydı. Ama yapmadık. İkimizin de farklı nedenleri vardı.
Hilmi, sosyalist kimliği nedeniyle düzenin emniyet güçlerinden
yardım istemeyi kendine yediremiyordu; ben ise, onları şikayet
ederek, takma isim ardına saklanan korkak sapıkların beni
rahatsız edebildiklerini kabul etmiş gibi bir duruma düşmek
istemiyordum. Sapıkların bizi dava edecek kadar salak
olduklarını sanmıyorum. Umarım kurnaz bir avukat kanlarına
girer; umuyorum, çünkü bilirsiniz, davayı kim kaybederse
kaybetsin, avukatlar mutlaka kazanır ve bu yüzden onlar hep dava
açmaktan yanadır. Keşke kurnaz bir avukatın gazına gelerek
o söyledikleri toplu davayı bize açsalar. Ve keşke 500 kişi
değil, hiç değilse, birkaç bin kişi olsalar. Karşı dava
açtığımızda, her birinden birer milyar kazansak, trilyoner
oluruz. Ama bütün bunlar ham hayal!... Burak Caney denen korkak
sapıkların sözlerini tuttukları görülmüş şey değil ki!... Demek
yatıp kalkıp biz dava açmadığımız için dua edeceğinize,
birlikten kuvvet doğar/örgütlü melanet hakikati boğar
diyerek bize dava açacaksınız, ha? Demek örgütlü namertliğin
kelle sayısıyla hakikati bastıracaksınız, ha?... Sizi "yüzsüz"
sapıklar!... 500 milyon kişi bile bulsanız ne yazar?...
Mahkemeler kelle sayarak değil, kanıtlara bakarak karar veriyor.
Ve hakimler, öyle facebook'ta geyik yapan çoluk çocuk
kadar kolay kandırılamıyor. Burak Caney takma adıyla yaptığınız
iğrençlikleri internet sitenizden kolayca sildiniz diye, o
iğrençlikler yüzlerce okurun hafızasından da silinmiş olmuyor.
Sizi "yüzsüz" sapıklar!... Sizi yavuz hırsızlar!... Bizi dava
edeceksiniz, ha?... Etmezseniz
adisiniz! Nah edersiniz!
Bulunmaz'ın cevap
konuşmasına ulaşmak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:
BULUNMAZ MEYDAN OKUYOR!
————————————
GÜNCELLEME (11 Şubat 2008):
Ben
de Hilmi Bulunmaz
gibi,
"Bağırmadan,
sakin sakin"
söylüyorum:
Bunu yapan "Tosun"u hâlâ destekleyen
biri varsa
"Tosun"un son "yapıtı"

1. Ya hiçbir şeyden haberi olmaksızın
ismi ve resmi kullanılan bir "mağdurdur";
2. Ya (gerçek orospuları ve çocuklarını
tenzih ederek söyleyelim) "habersiz mağdur" rolü yapan, sinsi
bir orospu çocuğudur;
3. Ya da tek taraflı bilgilendirildiği
için kime karşı çıktığının ve kimi desteklediğinin
bile tam farkında
olmayan, birilerinin dolduruşuna gelmiş
zavallı bir geri zekâlıdır.
Diğer
"Tosun" yapıtları için
tıklayın!
Ben
"Tosun"un yaptığı
şebekliklere
(onu ya da onları fotomontaj
tekniğiyle "eleştirmeye") asla tenezzül
etmeyeceğim. Tiyatro skandallarının
tartışılmasını somut kanıt ve belgelere
dayandırmak yerine belirsizlik batağına
(facebook yalanlarına) dayandırmak
isteyen
"Tosun"un
ve
3. Abdülhamid'in
yüz kızartıcı yöntemlerine asla yüz
vermeyeceğim; fotomontaj şebekliklerine
ve anket sahtekarlıklarına asla
başvurmayacağım. Ben yalnızca,
iftirayı örtbas amacıyla bütün bu
şebeklikleri yapan "Tosun"u
bile bile ve hâlâ destekleyenlerin adını koyacağım: Orospu
çocuğu... (Gerçek orospuları ve
çocuklarını bir kez daha tenzih ederim.)
Unutmayalım: Her
şey, Özdemir Nutku'nun, Theope'ye ve
Coşkun Büktel'e iftirasıyla başladı.
(Bakınız:
"Özdemir Nutku
skandalı") İftiracı Nutku'yu
bir yazar örgütüne (altmışı aşkın üyesi
bulunduğu söylenen
OYÇED'e) önce başkan
sonra onur kurulu üyesi seçen "yazarlar" ve
iftiranın belgelerini sansür edip
skandalı okurlardan gizleyen site
sahipleri (tiyatrom sahibi
3. Abdülhamid
lakaplı sansürcü A. Ertuğrul Timur,
yalan makinası
ve sansürcü Mustafa Demirkanlı ve
tiyatronline editörü
Yaşam Kaya
gibi diğerleri); kısacası iftiraya
ve iftiracıya sahip çıkanlar; Büktel ile
Bulunmaz'ın iftira karşıtı
eleştirilerine "açıkça, mertçe" karşı
duramadıklarından; önce sessiz kalarak
savuşturmayı (sessizliğin şalıyla örtbas
etmeyi) denediler. Büktel ve
Bulunmaz'ı sessizlikle
yıldıramadıklarını (onlar susuyor diye
Büktel ve Bulunmaz'ın susmadığını)
görünce, Büktel ve Bulunmaz'ı
kalleşlikle susturmaya karar verdiler. Burak Caney diye bir
takma ismin ardına saklanarak
kendilerini emniyete aldıktan sonra, Büktel ve Bulunmaz'a
karşı Nutku'nun başlattığı iftira ve
karalama kampanyasını sütre gerisinden,
korkakça, kalleşçe, her türlü yalanla ve
fotomontajlarla daha da iğrenç
boyutlara taşıdılar. Şimdi de
yarattıkları sanal sapığı (Burak
Caney'i) desteklemek amacıyla
kampanyalar düzenliyor, (çoğu, olayın
farkında bile olmayan) insanların
isimlerini ve resimlerini facebook'ta
yayınlayarak Büktel ve Bulunmaz'a karşı
kamuoyu oluşturuyorlar. Facebook'ta,
"TİYATRONUN
BAŞINA BELA OLAN BU DENGESİZLERE DUR
DİYECEK 500 KİŞİ YOK MU?"
diye kampanya açmışlar.
Değil, Facebook gibi herkesin her türlü
imzayla herkes hakkında her şeyi
söyleyebildiği bir "belirsizlik
batağında", hatta Hürriyet gazetesinin
ana sayfasında; ve değil 500 kişi, 500
milyon kişi olsanız, ne yazar? Kelle
sayısı,
CD
kaydıyla ve
Nutku'nun itirafıyla
belgelenmiş hakikati değiştirebilir mi?
Nutku, (önce
CD
kayıtlı DT koordinasyon toplantısında
16. Yüzyıl tarihini vererek; daha sonra
"Coşkun Büktel'e
yanıt"
başlıklı yazısında 17
Yüzyıl tarihini vererek) Fransa'da
yazılmış "Theope" adlı ikinci bir oyunun
bulunduğunu söyledi mi, söylemedi mi?
Söyledi. Hem
kendi itirafı
var, hem de pek çok kişinin
(Örneğin, Can Doğan, Hüseyin Sorgun,
Coşkun Irmak, Ahmet Türkoğlu, Acar Burak
Bengi, Kâzım Şimşek, Feridun
Çetinkaya'nın) seyrettiği CD görüntüleri
var. (Görmek isteyen her tiyatrocuya bu
CD'yi göstermeye hazır olduğumuzu
defalarca ilan ettik.)
Peki, Nutku'nun sözünü ettiği ikinci
Theope, yeryüzünün herhangi bir
ülkesinde ve herhangi bir zamanda
yazılmış mıdır?
Yazılmamıştır. Yeryüzünde "Theope" adlı
ikinci bir oyunun değil metnini,
belgesini bile hiç kimse
gösterememiştir.Yeryüzünde ikinci bir
Theope yoktur. Yani, "vardır" diyen
Nutku 30 kişilik resmi DT toplantısında,
açıkça yalan söylemiş, toplantıdaki tüm
sanatçıların zekâlarıyla alay etmiştir.
Yani Türk tiyatrosunun en büyük değeri,
en büyük duayeni sayılan Özdemir Nutku,
kuru "laflara" değil de belgelere
inanacaksak, yalancının biridir.
Şimdi, bize karşı kampanya açan
"Tosun"un (başta
3. Abdülhamid
ve yalan makinası
Mustafa Demirkanlı
ve zaar
Can Doğan
olmak üzere) destekçileri, bize karşı
değil 500 kişi, 500 milyon kişi
bulsalar, bu gerçeği değiştirmeye
güçleri yetebilir mi? Yetmez. İki kere
iki dört gibi belgelenmiş somut gerçeği
hiçbir kelle sayısı değiştiremez: İkinci
Theope yoktur, Nutku yalancıdır.
Peki Nutku bu yalanı yüzünden, mağdur
ettiği Theope yazarından özür dilemiş
midir?
Hayır, dilememiştir. Büktel'e yazdığı
cevapta Nutku (toplantının sonradan
bulunan
CD'siyle
kanıtlandığı üzere, ilk yalanı örtbas
çabasıyla yeni yalanlar üretmiş ve
Büktel'e polemiği bırakması tavsiyesinde
bulunmuştur. (Bakınız: Nutku,
"Coşkun Büktel'e yanıt".)
Nutku, yalanıyla mağdur ettiği Coşkun
Büktel'den üç yıldır özür dilemediğine
göre, o yalanı, "yanlışlıkla ya da
kazara" söylemiş değildir. Yani Nutku,
Büktel ve Theope'ye ilişkin ilk yalanını
(sonradan yazısında örtbas çabasıyla
yeni yeni yalanlar üretmiş olmasından da
belli ki) bilerek ve kasten ortaya
atmıştır. Demek ki, Nutku, yalnızca
yalancı değil, daha vahim olmak üzere,
aynı zamanda iftiracıdır.
Peki Türk tiyatrosunun en büyük değeri
ve en büyük duayeni sayılan Özdemir
Nutku'nun, bir iftiracı olduğunun iki
kere iki dört kadar kesin biçimde
belgelenmiş olması, bir skandal
değil midir? Skandaldır. Peki bu
skandalı duyurmak yerine, Coşkun Büktel
ve Hilmi Bulunmaz kelimelelerini (tıpkı
matbuata burun kelimesini yasaklayan 2.
Abdülhamid misali) sitelerinde
yasaklayan, Büktel ve Bulunmaz'ın adını
sitelerinden silip kazıyan tiyatro
sitelerinin sahipleri "sansürcü" değil
midir? Sansürcüdür.
Peki iki kere iki dört gibi somut
biçimde belgelenmiş bu gerçekleri, değil
facebook'ta geyik yapan çoluk çocuğun
katkısıyla, Hürriyet'in ana sayfasında
ismi, resmi ve adresi belli 500 milyon
kişinin bile katkısıyla değiştirmek
mümkün müdür? Değildir. Hakikati savunan
iki kişiye karşı, iftirayı bile bile
sahiplenmiş 500 milyon orospu çocuğu
bulsanız bile, hakikati
değiştiremezsiniz.
Siz
ancak, (hakikati yüzünüze vurduğumuz
için) bizi maskara edeceğini sandığınız
fotomontajlarla, hakikati örtbas etmeye
çalışırsınız. Ama değil yüzlerce, yüz
binlerce fotomontaj yayınlasanız bile,
bizi maskara etmeyi veya
belgelenmiş gerçekleri değiştirmeyi veya
örtbas etmeyi değil, ancak "kendinizi"
maskara etmeyi başarırsınız.
Türk tiyatrosunda susarak bu iğrenç
kampanyayı
seyretmekte olan herkesin, ("bana ne"
diyen her tiyatro ilgilisinin) iftiracıları
desteklediğini varsaysak bile, bu neyi
kanıtlar ki?.. İftirayı ve iftiracıyı
savunanların çok kalabalık olması,
hakikati savunanların yalnızca iki kişi
kalması, neyi kanıtlayabilir ki?...
Büktel ve Bulunmaz'ın "DENGESİZLER"
olduğunu mu? Yoksa Türk tiyatrosunun
(kazandığı mevzileri korumak için en
iğrenç yöntemlere bile tenezzül etmekten
kaçınmayan) iftiracı ve sinsi vandallar
tarafından işgal edilmiş ve tüm
tiyatrocularımızın işgalci ve işbirlikçi
vandallar tarafından rehin alınmış, sesi
kısılmış, bastırılmış olduğunu mu? Değil
500 kişi, 500 milyon olsanız, iftirayı
ve iftiracıyı savunduğunuz sürece,
elinde belgelerle hakikati açıkta mertçe
Türkçe savunan iki gerçek insanın
karşısında ricat etmek, kalleş
sitelerinizde yayınladığınız tüm
şebeklikleri (tükürdüğünüzü yalar gibi)
yalayıp silmek zorundasınız. Bir
süre önce, işe yaramadığını, inandırıcı
olamadığını (faydasından çok zararını)
fark ettiğiniz için, bir piç gibi bizim
kapımızın önüne terk etmeye kalktığınız
ama bizim tepkimizden sonra (Bakınız,
"Başka Kapıya") çarnaçar,
yeniden sahiplenmek zorunda kaldığınız
Burak Caney'i artık temelli terk etmek,
buharlaştırarak yok etmek zorundasınız.
Burak Caney takma adının ardına
gizlenmiş korkak sapıklar, (tükürdükleri tüm
yalan, iftira ve
fotomontaj
şebekliklerini
yalayarak yuttuktan
sonra) "lağım çukurunu" kapatıp cızlamı çekmeden
önce
"isimli ve resimli" bir destekçiler listesi
yayınlamıştı.
Destekçiler(?) Listesini
görmek için...
TIKLAYINIZ!
BÜKTEL'İN 8 Şubat 2008
GÜNCELLEMESİ
Büktel'e, Büktel'den üç buçuk attığı için yarasalar gibi takma isim
ardına gizlenmiş korkak sapıklardan başka hiç kimse sataşamaz.
İsimleri ve resimleri Burak Caney kod adlı korkak sapık tarafından
kendilerinin onayı dışında kullanılmış ve sapığın destekçisi olarak
tanıtılmış "mağdurları" bir yana ayırıp, diyorum ki: Alnı açık
olarak, açıkta, mertçe, "ortada" durarak, belgesel ve bilimsel
yöntemler kullanarak, vandalizmle mücadele eden dürüst insanlara
(Büktel ve Bulunmaz'a) karşı; takma isim ardına saklanıp, sütre
gerisinden, kalleşçe ve en ahmak yalanlarla saldıran korkak
sapıkları, bunu yazan "Tosun"ları; eğer açıkça, imzalı yazısıyla,
"gerçekten" destekleyen bir tek kişi varsa; o kişi:
ya neyi
desteklediğinden habersiz zavallı geri zekalının biridir ve konuyu
tek kaynaktan, "bunu yazan Tosun"un lağım çukurundan tek taraflı
olarak öğrenmiştir; yani (her biri suç unsuru olduğu için içindeki
yazıların ve fotoğrafların yüzde doksanı "Tosun" tarafından sürekli
silinip yok edilen, büyümek yerine sürekli küçülen) çift "oo"lu
tiyatroyun sitesinden başka hiçbir kaynağı incelememiştir, hatta
belki onu bile incelemeden yalnızca birilerinin "dolduruşuna
gelmiştir";
ya da
bir zamanlar benimle polemiğe girmek gafletinde bulunduğu için şapa
oturmuş, küle osurmuş, kuyruk acılı vandallardan biridir ve bir
zamanlar tek başına beceremediği işi, bugün sürü halinde (takma isim
ardına gizlenmiş korkak bir sapığın liderliğindeki vandal sürüsüne
katılarak) becerebileceği hayaline kapılmış, hakikatin gücüne
inanmak yerine, Büktel'den ders almayı inatla reddettiği için, bir
zamanlar melanetin, şimdi de "örgütlü melanetin" gücüne tapan,
diğerinden sadece bir kıl "daha az ahmak", bir orospu çocuğudur.
NOT:
Masum hayat kadınlarının masum çocuklarından özür dileriz; biz
"orospu çocuğu" sıfatını bambaşka bir bağlamda kullanıyor,
kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı bir çeşit "özsüz
insandan", insan posasından söz ediyoruz.
GÜNCELLEME (7 Şubat
2008):
Aşağıdaki metni bazı eklerle geliştirdim.
BÜKTEL'İN 6 Şubat 2008
GÜNCELLEMESİ
Tiyatromuzun "bunu yazan
Tosun"u Burak Caney, en ahmakça ve alçakça yalanlarla Büktel ve
Bulunmaz'ı karalama kampanyasına destek veren orospu çocukları
arasına Özdemir Nutku'yu da katmakta ısrar ediyor. Peki kanıtı ne?
(Herkesin her türlü imzayı kullanarak herkes hakkında her yalanı
serbestçe yazabildiği) facebook... Nutku facebook'ta Bulunmaz ve
Büktel aleyhine açılan kampanyaya isim ve resim göndererek destek
vermiş. Ne var bunda? Ben de fotoğrafını ve imzasını kullanarak Lemi
Bilgin'in ya da Zekeriya Beyaz'ın Mustafa Demirkanlı'ya ana avrat
küfretmesini kolayca sağlayabilirim. facebook'ta bu kolayca mümkün.
Tek zorluk, Demirkanlı ya da ruh ikizi Burak Caney'inki kadar alçak
bir karaktere sahip olmanın gerekmesi.
Ama bu yalnızca Büktel gibiler için zor. "Bunu yazan Tosun"lar
için facebook'ta bunu yapmak çok kolay. facebook böyle bir yer ve
bunu internet kullanan on yaşında çocuklar bile biliyor.
Biz Nutku'nun resmini
facebook'ta değil, dünkü yazımızda da belirttiğimiz üzere, "Tosun"un
lağım çukuru olan çift "oo"lu tiyatrooyun sitesinin, sağ sütunundaki
"Destek Artıyor" başlıklı bölümünde gördük. (Destek artmak
yerine azaldığı için, "Tosun", bugün o bölümü iyice aşağıya
indirmiş.) Ama internet sapıklarının halkı dezenforme etmesine karşı
çıkmak kolay değil. Bir kere elinizde belge olamıyor. Bir lağım
çukurunu kaynak gösteremiyorsunuz. Herhangi bir yazıya link
veremiyorsunuz. Yazıyı silip yok edebiliyor ve üstüne üstlük sizi
yalancı veya bunak olmakla suçlayabiliyorlar/suçladılar. Çünkü zaten
bu iğrençlikleri yapabilmek için takma isim ardına gizleniyorlar.
Böyle iğrenç yöntemler, elbette ki, ancak takma isim ardına
saklanarak, ancak korkaklar ve kalleşler tarafından kullanılabilir.
Bu kadar apaçık, bu kadar alçakça, bu kadar iğrenç biçimde yalan
söyleyebilmek, ancak takma isimle mümkün. Bir de
yalan makinası Mustafa Demirkanlı
gibi
kaybedecek prestiji kalmamış bir zavallı olmakla...
Tüm yalancı, iftiracı ve
sansürcüler gibi, (Örneğin,
Timur
ve
Demirkanlı
gibi) "Tosun" da, bizim asla tevessül etmediğimiz yüz kızartıcı bir
alışkanlığa sahip: Tükürdüklerini yalayabiliyor, yayınladığı
yazıları, işine öyle geldiği zaman, yalayarak silip yok edebiliyor.
Tiyatral "Tosun" hiçbir açıklama yapmaksızın, "Destek Artıyor"
bölümünden Nutku'nun ve Güney dergisinin ismini ve resmini
çıkardı. Biz bunu yazınca da, yalancı veya bunak olduk. Erken bayram
etmiş olduk. Sanki Nutku'nun bir sapığa destek vermesi ya da
vermemesi beni sevindirebilir ya da üzebilirmiş gibi... Ben dürüst
bir adamım. Dürüst olmanın bedelini zaten ödedim/ödüyorum. Niye
ödüyorum: Zor durumda kalmayayım diye... Dürüst insanlar için iki
ucu boklu değnek yoktur. Dürüst insanlar için iki ucu ballı değnek
vardır. Hiçbir durum beni zora sokamaz. Özdemir Nutku, lağım
sıçanı bir sapığın aleyhimizdeki yalanlarını ve iftira kampanyasını
destekliyorsa, Özdemir Nutku'nun canına okurum. Desteklemiyorsa,
desteklediğini yazan "Tosun"un yöntemleri hakkında okurları bir kez
daha uyarırım. Sapıkların canına okumaya kalkmam! Sapıklarla benim
herhangi bir hesabım olamaz. Benim ancak, sapıkların bana karşı
iftira kampanyasını destekleyen gerçek insanlarla hesabım olabilir.
Coşkun Büktel, facebook gibi "kimin eli kimin cebinde" belli olmayan
sitelerde ve/veya Büktel'den üç buçuk attığı için gizlenen korkak
sapıklar tarafından, iftira, hakaret ve eleştiriye maruz kalmaya
aldırmaz; bu tür hakaretleri, bir maden emekçisinin işçi tulumuna
bulaşan kömür lekeleri sayar; işinin doğası gereği sayar; hatta
emeğinin kanıtı olan o lekelerle gurur duyar. Ama o lekelerin
kaybedecek prestiji bulunan gerçek bir "insan" tarafından gerçek bir
imzayla Büktel'e sürülmeye kalkışılması, Büktel'in bağışlayabileceği
bir davranış değildir. Bu durumda Büktel, karşı tarafı fena halde
ciddiye alır ve mutlaka cevap verir. Öyle bir cevap verir ki,
muhatapların karnı ağrır, kan işerler. O nedenle, Büktel'e,
Büktel'den üç buçuk attığı için yarasalar gibi takma isim ardına
gizlenmiş korkak sapıklardan başka hiç kimse sataşamaz.
Bu bağlamda, benim için tek
zorluk, belirsizlik olabilir. Nutku sustuğu için, "Tosun" yalan
söylediği için, destek konusu belirsiz görünebilir. Birileri onun
adını kullanarak bana kalleşçe saldırırken Nutku'nun susması ve
hiçbir açıklama yapmaksızın (belki de avuçlarını keyifle
ovuşturarak) seyrediyor olması mümkündür. Ama Nutku'nun ve Güney
dergisinin ismini ve resmini "Destek Artıyor" listesinden
çıkardığına göre, "Tosun"un Nutku ve Güney'den, isimlerinin
kullanılmaması yönünde talimat aldığı (belki de onlardan zılgıt
yediği) anlaşılıyor.
Her neyse, vandalların lağım
sıçanı bir sapığa destek vermesi ya da vermemesi, benim için iki ucu
ballı değnek bir durumdur. Kendileri bilir: İster versinler ister
vermesinler, ben her iki durumda da, gerekeni yaparım. Yeter ki net
olsunlar. Şu anda, internet sapığımızın Büktel ve Bulunmaz'a iftira
kampanyasına net destek veren bir tek orospu çocuğu göremiyorum.
(Hilmi Bulunmaz'ın deyişiyle, 1+1=1 yani Mustafa Demirkanlı+Burak
Caney=Mustafa Caney olduğu için, Demirkanlı'nın açık ve net
desteğini kale almıyorum.)
Yazı yazarak Büktel ve
Bulunmaz'a iftira kampanyasına destek vereceği iddia edilen diğer
isimler, (kaybedecek prestiji kalmamış ve zaten pespaye olmuş olan
Demirkanlı'yı hariç tutarsak) Büktel hakkında kendi imzalarıyla
herhangi bir şey yazmaya zaten cesaret edemezler. Yani "Bunu yazan
Tosun"un, diğer destekler konusunda da yalan yazdığı kuvvetle
muhtemel. Ama İnternet Sapığımız emniyet içinde gizlenirken, ona
destek vermek için kendi adını ve prestijini ateşe atmayı (boka
batırmayı) göze alacak kadar enayi bir orospu çocuğu çıkar da beni
yanıltırsa, hiç sorun değil!... Ben gene ("Tosun"un deyişiyle)
"bayram ederim". Çünkü ben hesabımı zaten Kış tutuyorum. Yaz çıkarsa
bahtıma, Kış çıkarsa, vay geldi vandalların başına...
BÜKTEL'İN
5 Şubat 2008
GÜNCELLEMESİ
Aşağıdaki yayınımızın hemen
ardından, tiyatromuzun "Bunu Yazan Tosun"u
Burak Caney,
Özdemir Nutku'nun
ismini ve resmini, Caney'i destekleyenler listesinden silip
çıkardı.
Foto: Ö. Nutku
Tiyatral "Tosun" (nam-ı diğer
Burak Caney)
sitesinin "Destek Artıyor" başlıklı bölümünde destekçi gibi
gösterdiği isimleri birer birer silmek zorunda kalıyor. Bir hafta
önce, Güney dergisinin adını ve logosunu destekleyenler listesinden
sessiz sedasız silip çıkaran İnternet Sapığımız; aşağıdaki (4 şubat
2008) tarihli yayınımızın hemen ardından, Özdemir Nutku'nun
fotoğrafını ve Nutku'nun Burak Caney'i desteklediği yalanını, yine
sessiz sedasız silmek zorunda kaldı.
Destek artmıyor, azalıyor;
arttığını yazan "Tosun"un yalan yazdığı, tükürdüğü pek çok şeyi
yalayarak silmek zorunda kaldığı, her geçen gün daha fazla kişi
tarafından anlaşılıyor. Ama "Tosun", (facebook'a bile inanacak
salaklar ya da inanmak isteyen orospu çocukları için) yayınladığı
ahmakça yalanların kaç bin kişi tarafından desteklendiğini anlatmaya
devam ediyor. Tabii o salakları ya da orospu çocuklarını eşek yerine
koyduğu için, listeden sildiği isimler konusunda onları
bilgilendirmeye hiç gerek duymuyor.
"Bunu Yazan Tosun"un lağım
çukuru sitesini Akmen ve Cücenoğlu'dan başka destekleyecek enayi
kalmadı. Aslında onların da bir internet sapığını destekleyerek
isimlerini iyice boka batırmaktan hoşlanacak kadar enayi olduklarını
sanmıyoruz; ama n'apsınlar; yalan makinası Mustafa Demirkanlı'yla,
yıllardır birlikte davranmış olmanın diyetinden kurtulmak kolay
olmayacağı için, elleri mahkûm... Açık bir destek vermeseler bile,
isimlerinin ve resimlerinin sapık tarafından kullanılmasına itiraz
edemiyorlar.
BÜKTEL'İN
4 Şubat 2008 DUYURUSU
Hela duvarları yerine internet sayfalarını
kirleten tiyatral "Tosun" (nam-ı diğer
Burak
Caney) eğer doğru söylüyorsa; Üstün
Akmen, Özdemir Nutku ve Tuncer Cücenoğlu kendisini
destekliyorlarmış. Akmen, Nutku ve Cücenoğlu'na, tiyatral "Tosun"u
destekledikleri yalanını bir an önce tekzip etmelerini tavsiye
ediyor; Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'a rahatça iftira edebilmek
için takma isim ardına gizlenmiş korkak bir sapığı, bugün hâlâ,
destekleyen eğer bir tek orospu çocuğu gerçekten varsa, ona 25
Ekim 2007 tarihli çağrımızı tekrar hatırlatıyoruz:
————————————
|
"Adı sanı"
bilinen bir tek "gerçek" tiyatrocu çıkıp hesap sormadığı
için... |

25 Ekim tarihli çağrımızı,
bir kez daha yineliyoruz:
Coşkun Büktel
31 Ekim 2007
(...) Şimdi, aşağıda
linkini verdiğimiz yazısı nedeniyle, Burak Caney'e tebrik ve
teşekkür mesajı gönderenlere buradan sesleniyorum:
Herhalde sizler de
Burak Caney gibi isimlerinizin gizli kalmasını tercih edeceksiniz.
Açık kimliğinizle ortaya çıkıp, Burak Caney'i "açık bir dille",
"açıkça, mertçe, Türkçe" tebrik etmeye yanaşmayacaksınız. Yani
"adam" gibi davranmak, karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve
karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte o nedenle, Burak
Caney'i sahiplenmeniz, Burak Caney'i önemli kılmıyor. Onu muhatap
almamı gerektirmiyor.
Ama içinizden biri,
adı sanı tanınan (yani riske atacağı prestiji bulunan) tek bir tane
tiyatrocu, adıyla sanıyla ortaya çıkar da, Burak Caney'in
yazdıklarını inandırıcı bulduğunu ve Caney'in yazdığı şeylerin
altına imza atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse;
Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı çıkmayı göze alabilirse,
o salağı muhatap alıp, Caney'in tüm iddialarını onun şahsında
yanıtlayacağıma söz veriyorum.
Korkaklığınız,
cahilliğiniz, yetenek yoksunluğunuz ve sizi çevrenizdeki en çirkef
unsurları sahiplenmeye iten alçakça kin duygunuz; giderek, ibret
verici bir sosyal fenomen haline geldi. Koca bir sanat camiasından
bir tane adam çıkmaz mıymış, be kardeşim?!
Hadi, o Burak Caney'i
tebrik eden yarasalardan birini adıyla sanıyla, çıkarın karşıma da,
"Burak Caney haklı!" desin! Madem ki, yazdıklarını tebrik
ediyorsunuz, içinizden bir Allah'ın kulu da şu Burak Caney'i "adam
gibi", "açıkça, mertçe, Türkçe" desteklesin!
Hadi!...
Coşkun Büktel / 31 Ekim 2007
NOT: Bu yazının kaynağı olan 25 Ekim
2007 tarihli yazı
—Gölge Tiyatro, meçhul
(malum) şahıs
Burak Caney'i bağrına bastı!—
aşağıda sıralanmış üç güncelleme yazısının altındadır.
————————————
————————————
GÜNCELLEME 3:
Saflar
belirginleşiyor
Gölge Tiyatro
yöneticisi Hamit Demir, Coşkun Büktel'e "zekâ özürlü" diyerek,
meçhul (malum) şahıs Burak Caney'in haysiyet kırıcı övgülerine
layık olduğunu kanıtladı.
Burak Caney'in
varlığından rahatsız değilim. Sanatın yeşermesi için "gübre" de
gereklidir.
Burak Caney, kendi
gübreliğinde ya da ciddiyetsiz birtakım çet sitelerinde
faaliyet gösterebilir ve insanlar onun sayesinde uç sınırlarına
varmış bir vandalizmin nasıl bir görünüm sergilediğini somut
biçimde görerek bilgilenebilir.
(Üyelik sistemine
karşı olduğum, hiçbir siteye üye olmadığım ve kendi sitemi
"ancak üyelerin girebileceği bir yer" haline getirmeyi asla
onaylamayacağım için, facebook'a girip de gözlerimle görmüş
değilim; ama Kâzım Şimşek arkadaşımızın bildirdiğine göre, Burak
Caney'in son numarası, facebook adlı siteye Hilmi Bulunmaz
adıyla kaydolmasıymış. Kâzım'ın ekrandan not alarak bana
aktardığına göre, Burak Caney, facebook'da, Hilmi Bulunmaz
kimliğiyle, "Soldan üçüncü kız çok çekicisin bizim grupta
oynar mısın?" biçiminde mesaj göndererek kızları taciz etmek
dahil, her türlü iğrençliği sergilemekteymiş.)
Bütün bu
pislikleri yüzünden, Burak Caney, ancak "gübre" olarak verimli
olabilir, bir başka deyişle, ancak musibet olarak işe
yarayabilir, vandalizmin uç noktasını tanımamızı sağlayan
öğretici bir işlev yerine getirebilir. Yeter ki, gübrenin nasıl
kullanılacağı, nereye konacağı unutulmasın. Gübre en "dibe"
konur. Gübreyi en "dibe" koymak yerine, eğer "başımın üstünde
yerin var" deyip, konfeti gibi başınızdan aşağı serperseniz, bok
içinde kalırsınız.
Hamit Demir, daha
ilk günden yapması gereken açıklamayı, ancak Burak Caney onu
deşifre ettikten ve ben kendisine 2. Güncelleme'min başlığında
yer alan soruyu (Burak
Caney,
Gölge Tiyatro'ya da mı çamur atıyor; yoksa, takma isim ardına
sığınarak ve yazdıklarının bedelini ödeme riskine girmeden
insanlara çamur atan o alçağa, Gölge Tiyatro gerçekten "iyi duygularını sunmuş" mudur?) sorduktan sonra, yani benim
kendisini açıklama yapmaya mecbur bırakmamdan sonra ve anlamsız
bir öfkelilikle cevapladı. İşte Hamit Demir'in "Burak Caney'in
Yorumları" başlıklı cevabı:
"Sitemizdeki bu
haberin altına, geçmiş günlerde Burak Caney tarafından eklenen
iki adet yorum, kendisine de haber verilerek aşağıda yazılı
gerekçelerle kaldırılıp, FORUM sayfalarında yer alan 'SERBEST
KÜRSÜ' başlığı altında 'BİR DİYECEĞİM VAR' alt başlığı ile
eklenmiştir. Bu yorumları okumak için bu bölüme giriniz ya da
Burak Caney'in kendi sitesinden okuyınuz.
NOT: Bazı zeka özürlüler (örn: Coşkun Büktel gibi) bu yorumu
bizim buraya eklediğimizi zannedecek kadar saf olabilse de,
Burak Caney'in kendi sitesinde belirttiği gibi bunun bizim bir
tercihimiz olmadığı bilinmelidir. Bu yorumların kaldırılma
sebebi de tamamiyle haber ile ilgili olmayışıdır ve yorum
yazanın bilgisi dahilinde yayından kaldırılmıştır."
Hamit Demir,
yazısının sonunda, Burak Caney yazısının Gölge Tiyatro'daki ve
Caney'in sitesindeki sayfalarına link veriyor.
(Bakınız: Hamit Demir,
"Burak Caney'in Yorumları".
Dikkat: Demir'in yazısı, link verdiğimiz sayfadaki alakasız
yazının altındadır.)
Hamit Demir, Burak Caney'i eleştirmiyor bile. Coşkun Büktel'i ise, (Caney zekâsı ve
Caney ağzıyla) "zeka özürlü" diyerek aşağılıyor.
Neden zekâ
özürlüymüşüm? Gölge Tiyatro'ya Caney'in yazısını
Gölge Tiyatro yöneticileri koydu sanmışım da o yüzden.
Benim için, Burak
Caney'in alçakça ve korkakça yazısını Gölge Tiyatro'ya hangi
"elin" koyduğu önemli değil, o yazıyı benim uyarımdan sonra da
günlerce orada hangi "iradenin" tuttuğu önemli. Sen o yazıyı
sitende tutuyorsan, o yazıyı oraya sen "koymuşsun" demektir.
(Barış'a Rock'ta tacize karşı çıkanlar, senin sitene yazı
koyabiliyorlar mıydı?)
Ben sizi, o yazıyı
oraya "kendi elinizle" koyduğunuz için mi suçladım, yoksa Burak
Caney denen tacizci alçağı sahiplendiğiniz için mi suçladım? Bu
sorunun cevabı, ilk yazımın başlığından kolaylıkla
çıkarılabilir:
"Gölge Tiyatro,
meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i bağrına bastı!"
Demek ki, ben
Hamit Demir'in Burak Caney kadar iğrenç bir unsuru
sahiplendiğini, Gölge Tiyatro sayfalarına Burak Caney'i seve
seve buyur ettiğini (ona "iyi duygularını sunarak", bir başka
deyişle, "başımın üstünde yerin var" diyerek) gübreyi başından
aşağı boca ettiğini, daha ilk gün anlamışım. Hamit Demir'in
yukarıda aktardığım "gecikmiş" açıklaması, benim ilk gün attığım
o başlığın ne kadar isabetli olduğunu, burnumun ne kadar iyi
koku aldığını, özellikle gübre kokusu hakkında hiç yanılmadığımı
kanıtlıyor.
Burak Caney'in
yazısını Gölge Tiyatro'nun bir yerinden alıp başka bir yerine
koymanın ne kadar "zekice" olduğunu tartışmak okurların zekâsına
hakaret olur.
Hamit Demir, keşke daha ilk gün, yazıyı kaldırdığı
ilk gün, yukarıdakine benzer bir açıklama yapmaya cesaret
edebilse ve "Burak Caney'in alçaklığının bizce sakıncası
yoktur. Biz yazıyı kaldırmıyoruz. Yalnızca onu başka bir köşede
ağırlıyoruz" diyebilseydi. O zaman, ilk Güncelleme yazıma
attığım başlıkla ("Gölge Tiyatro,
gecikerek de olsa, sorumlu ve ciddi bir site olduğuna karar
verdi.") okurları yanıltmaktan kurtulmuş olurdum.
Gübre en "dibe"
konur. Burak Caney'in yeri en "dipteki" sitelerdir. Sitelerine
Burak Caney'i buyur edenler, Türk tiyatrosunun "dibe vurduğu"
yer neresidir? sorusuna somut bir cevap vermiş olurlar.
Çift "oo"lu
tiyatrooyun sitesinde, "Kuzey Irak harekatı başlar başlamaz
Apo asılsın" biçiminde (bir süre önce "nedense" kaldırdığı)
etiketler yayınlamış olan, idam cezası yanlısı, muhbir vatandaş
Burak Caney; takma ismi sayesinde, şu sıralar Coşkun Büktel'e
karşı çıkabilen tek yaratık olduğu için (tüm iğrençliğine
rağmen) "sırf, Büktel'e saldırması hatırına
Hamit Demir'den
rağbet görüyor.
Hamit Demir, Büktel'e anlamsızca küfür ederek,
Burak Caney'in haysiyet kırıcı övgülerini fazlasıyla hak ediyor.
Burak Caney,
sonunda "gübre" olarak yararlarını göstermeye başlamış,
"gübre"yi kullanmak yerine gübreye batanları deşifre
ederek, kimin nerede olduğunun netleşmesine, safların
belirginleşmesine katkıda bulunmuştur.
İdam yanlısı,
tacizci, müslüman ve milliyetçi solcu Burak Caney ve (Caney
zekâsı/Caney ağzıyla Büktel'e hakaret eden)
Hamit Demir,
birbirlerine layıktırlar. Allah muhabbetlerini bozmasın!
Bonus:
Hilmi Bulunmaz,
"Demirkanlı, Burak Caney ağzıyla
konuşuyor!..."
GÜNCELLEME 2:
Burak Caney Gölge Tiyatro'ya da mı
çamur atıyor; yoksa, takma isim ardına sığınarak ve yazdıklarının
bedelini ödeme riskine girmeden insanlara çamur atan o alçağa, Gölge
Tiyatro gerçekten "iyi duygularını sunmuş" mudur?
Meçhul (malum) şahıs Burak Caney'in iddiası şöyle:
"Gölge Tiyatro editörü dün şahsıma bir email
göndermiştir. Özel yazdığı için içeriğini buraya aktarmayı uygun
görmediğim emailde iyi duygularını sunmuş, eklenti yaptığım haberin
konuyla ilgisi olmayan bir haberin altına eklendiği için genel
prensip olarak bu alakasız konuda alakasız eklentiyi silme
prensiplerinden dolayı sileceğini bildirmiş, Eğer dilersem bunu
ilgili bir başlıkla yine yayınlayabileceğimi bildirmiştir.
Bende kendisine teşekkür ederek evet haklısınız
yanlış bir başlık altındadır, lütfen siliniz, şu an gerek
duymuyorum, gerektiğinde seve seve sitenizden duyuru, haber yününde
yararlanmak isterim düşüncemi dile getirerek bu objektif tutumuna
teşekkür ettim.
Gölge Tiyatro editörü saygın , demokrat ve özgür
bir yayıncıdır bunu da kanıtlamıştır.
Ne Coşkun Büktel gibi Narsist ve sadece işine gelenleri görendir, ne
Hilmi Bulunmaz gibi önüne gelene saldırgandır, slogancıdır, ne
Tiyatrom, Tiyatronline, Tiyatro Dergisi gibi tiyatronun başına bela
olmuş haysiyetsiz kişiliksiz medyalaşma sevdalısı yayınlar
yapmaktadır. Gölge tiyatro çizgisinden ödün vermeyen ve etki altında
kalmamayı başaran haysiyetli bir yayındır."
(Bakınız: Burak Caney,
"Saçmalıyorsun Coşkun!")
Biz, yazdıklarının
bedelini ödemek riski taşımadığından Burak Caney'in her türlü
adiliği yapabileceğini biliyoruz ve Gölge Tiyatro'ya böyle bir
iftira atmış olmasına hiç şaşırmayacağız, diyoruz. Bizce Gölge
Tiyatro bir açıklama yaparak durumu netleştirmeli. Gölge Tiyatro,
Burak Caney lehine ya da aleyhine bir açıklama yaparsa; Gölge
Tiyatro'ya kesinlikle inanacağız. Böyle bir açıklama gelmezse, neye
inanacağımızı bilemeyeceğiz ki, bu da, sanırım, Burak Caney'in
ardındaki vandalların en çok istediği şeydir.
Burak Caney gibi takma
isimli haysiyetsiz bir alçak tarafından "haysiyetli bir yayın"
olarak övülmek, bir tiyatro sitesi için fazlasıyla
haysiyet kırıcı bir hakarettir. Gölge Tiyatro, eğer Burak Caney
takma adıyla insanlara çamur atan bir alçağa değer verip açıklama
yaptıysa, hele de ona "iyi
duygularını sunmuş"
ise, o haysiyet kırıcı
övgüleri fazlasıyla hak etmiş demektir. Gölge Tiyatro, eğer Burak
Caney'e böyle bir açıklama yapmadıysa, asıl açıklamayı kamuoyuna
yapmalıdır.
Gölge Tiyatro'dan öyle
veya böyle bir açıklama yaparak durumu netleştirmesini bekliyor ve
açıklama gelmemesi halinde yorumu kamuoyuna bıraktığımızı
belirtiyoruz.
NOT:
Erbil Göktaş'ın Özdemir Nutku hakkındaki ("Özdemir
Nutku skandalı"
öncesinde yazılmış)
eski bir yazısını ve Seval Deniz Karahaliloğlu'nun tiyatronline'da
yeni yayınlanmış bir yazısını, Burak Caney, her türlü adiliğin yer
aldığı sitesine aktarmış. (Bakınız: Göktaş,
"Özdemir Nutku"
ve bakınız: Karahaliloğlu,
"Ben
Tiyatro Seyircisiyim…")
Sayın Göktaş ve sayın
Karahaliloğlu'nun, Caney sitesinde yer almaktan onur duyup
duymadıklarını, yazıları için Caney'e izin verip vermediklerini de
merak ediyor; kimin nerede ve hangi safta olduğu hakkında
okurlarımızı aydınlatmak adına, diyoruz ki: Eğer Caney'e izin
vermemişlerse ve Caney'in kendilerine de bulaşmasından
rahatsızlarsa, Erbil ve Karahaliloğlu da (hiç mecbur olmadıkları
halde) kamuoyunu netleştirmek üzere birer küçük açıklama yapsalar
fena olmazdı. Ama eğer bu iki sayın yazarımız durumdan rahatsız
değillerse, açıklama filan yapmasalar da olur, tabii.
GÜNCELLEME:
Gölge Tiyatro,
gecikerek de olsa, sorumlu ve ciddi bir site olduğuna karar verdi.
Her sıradan
dangalağın, takma isim ardına gizlenerek, yazdıklarının bedelini
ödemek riskine girmeden, birilerine çamur atabildiği bir "yolgeçen
hanı" olmak başka; adı sanı belli olan insanların, yani
yazdıklarının bedelini ödemeyi göze alanların, en sert üslupla dile
getirilmiş, hoşunuza gitmeyen eleştirilerine bile açık olmak; sansür
karşıtı, demokratik bir site olmak başka...
Gölge Tiyatro, Burak
Caney takma adının ardına gizlenmiş vandalların, hiçbir riske
girmeden Coşkun Büktel'e saldırmalarına yataklık etmekten (gecikerek
de olsa) vazgeçti. Bu apaçık ahlaksızlığa son vermekte Gölge
Tiyatro'nun niçin bu kadar uzun süre tereddüt yaşadığını
anlayamadık.
Adam kendi gerçek
adını sansür ettiğine göre, o sansürcüye en iyi cevap, sansürün ne
kadar iğrenç bir şey olduğunu bizzat yaşayarak anlamasını sağlamak
ve onu gerçek adıyla ortaya çıkmaya ve yazdıklarının sorumluluğunu
yüklenmeye zorlamaktır. O durumda, Caney'in yazısı elbette yeniden
yayınlanmalıdır.
Her neyse, biz,
sonuçta, "iyi biten her şey iyidir" diyerek, Gölge Tiyatro
yöneticilerini tebrik ediyoruz.
Gölge Tiyatro, meçhul
(malum) şahıs
Burak Caney'i bağrına bastı!
Bu
siteye ve bu yazıya ulaştıkları halde, Burak Caney nedir, ne işe
yarar bilmeyen okurlar varsa, yazıya devam etmeden önce, bir Vandal
maskesi olan bu takma ismin faaliyetleri hakkında, mutlaka bilgi
sahibi olmalı; Burak Caney'in neyle uğraştığını, asli görevinin ne
olduğunu ve bu görevi ifa ederken gözettiği kalite düzeyini mutlaka
kavramalıdır. Bunun için, öncelikle yazının başlığındaki mavi harfli
linki tıklayarak, Caney hakkında daha önce neler yazdığımızı
görmeli, özellikle, Caney'in onca emek vererek hazırladığı ama daha
sonra nedense sitesinden kaldırdığı
"Hilmi'yle Coşkun'un Akıl Almazzzz
Maceraları"
başlıklı slayt gösterisini kaçırmamalıdır.
Evet, Burak Caney hakkında yeterince bilgi sahibi olduğunuzu
hissediyorsanız, artık asıl yazımızı okumaya başlayabilirsiniz:
Coşkun Büktel'in
gerçek ismiyle, "açıkça, mertçe, Türkçe" yazıp yayınladığı,
belgelerle ve linklerle neredeyse her sözcüğünü kanıtladığı, ustaca
yazılmış tutarlı ve bilimsel eleştiri yazılarına, bugüne dek asla
yer vermeyen Gölge Tiyatro sitesi; Burak Caney takma adının ardına
gizlenmiş korkak vandalların, Büktel'e ilişkin salakça yalanlarına
yer vermekte hiç sakınca görmemiş. (Gölge Tiyatro'nun bazı yazıları
sansür etmediğini görmek, güzel!...)
Peki biz, Büktel'i
sansür eden Gölge Tiyatro'nun, takma isim ardına gizlenerek Büktel'e
çamur atan, alçak bir yalancıyı sansür etmeyişine; o alçak
yalancıya, "bizim sitemiz ciddi ve sorumlu bir site, herhangi
birine çamur atacaksan en azından gerçek kimliğinle ortaya çıkacak
kadar, yazdıklarının bedelini ödemeyi göze alacak kadar 'adam'
olman şart" demeyişine; şaşırdık mı? Elbette şaşırmadık. Çünkü
Türk tiyatrosunda vandalizmin ve alçaklığın dürüstlük ve
bilimsellikten çok daha "yaygın" biçimde egemen olduğunu, dürüst ve
bilimsel yöntemlerin açamadığı pek çok kapıyı açtığını, çoktandır
biliyorduk ve defalarca yazmıştık. Kanıtlayabiliriz:
Yalan söylediği için
ülkesinde halk ayaklanmasına neden olan Macaristan başbakanı Ferenc
Gyurcsany'nin ağzından; (yalan söylediği halde, sırf, Büktel
hakkında yalan söylediği için Türk tiyatrocuların neredeyse tamamı
ve özellikle OYÇED ile Gölge Tiyatro sitesi tarafından baş tacı
edilmiş olan) Özdemir Nutku'ya hitaben yazdığımız
"Ne Âlâ Memleket"
başlıklı
yazımızda, biz ne diyorduk:
"Nitekim, toplantıdaki
tiyatrocuların hiçbiri, bu açıklamanıza karşı çıkmamış. Toplantıdaki
herkes, Profesör Özdemir Nutku söylediğine göre, ikinci bir
Theope’nin varlığına ve Coşkun Büktel denen meczubun Theope’sinin
çalıntı olduğuna kolayca inanmış. Demek ki, aslında, Türk
tiyatrosu’nda herkes Theope’nin Coşkun Büktel tarafından
yazılmadığına inanmaya hazırmış. Demek ki bu alçak heriften herkes
nefret ediyor ve herkes onu engellemek için yalan dahil her yöntemi
meşru ve mazur görüyor."
(Bakınız: Coşkun
Büktel,
"Ne Âlâ Memleket!".)
Gölge Tiyatro, Coşkun
Büktel'e çamur atabilmek uğruna (herhalde Büktel'den
"Forum Tartışması"nın rövanşını
alabilmek için) yalan dahil, takma ismin ardına gizlenerek insanlara
çamur atmak alçaklığı dahil, her yöntemi mazur görüyor. Gölge
Tiyatro'nun mazur görmediği ve yayınlamadığı tek şey, Büktel'in
yazıları...
Gölge Tiyatrocular,
Caney'in
"Coşkun Büktel Fiyaskosu"
başlıklı
yazısını; alakasız bir yazının (ÇAĞDAŞ
DRAMA DERNEĞİ ULUSLARARASI KONULU ATÖLYELERİ)
dibine, "sanki o yazının yorumu gibi" koymuşlar. Ama,
"Bu
yorumun devamını oku..."
ibaresini tıkladığınızda, Caney'in yazısına, Gölge Tiyatro'da "özel"
bir sayfa da ayrıldığını görüyorsunuz.
Aşağıda (Gölge
Tiyatro'da yayınlanmış sayfasının) linkini son bir kez daha
vereceğimiz
"Coşkun Büktel Fiyaskosu"
başlıklı
yazısı nedeniyle, Burak Caney, 60'tan fazla tiyatrocudan tebrik ve
teşekkür mesajı aldığını söylüyor. Burak Caney denen "yok insan"a
inanmak gerekmez ama, Gölge Tiyatro'nun Büktel'e yasakladığı
sayfalarına Caney'i buyur etmesi, o rakamın tümüyle de hayal mahsulü
olmadığını kanıtlıyor.
Şimdi, aşağıda linkini
verdiğimiz yazısı nedeniyle, Burak Caney'e tebrik ve teşekkür mesajı
gönderenlere buradan sesleniyorum:
Herhalde sizler de
Burak Caney gibi isimlerinizin gizli kalmasını tercih edeceksiniz.
Açık kimliğinizle ortaya çıkıp, Burak Caney'i "açık bir dille",
"açıkça, mertçe, Türkçe" tebrik etmeye yanaşmayacaksınız. Yani
"adam" gibi davranmak, karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve
karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte o nedenle, Burak
Caney'i sahiplenmeniz, Burak Caney'i önemli kılmıyor. Onu muhatap
almamı gerektirmiyor.
Ama içinizden biri,
adı sanı tanınan (yani riske atacağı prestiji bulunan) tek bir tane
tiyatrocu, adıyla sanıyla ortaya çıkar da, Burak Caney'in
yazdıklarını inandırıcı bulduğunu ve Caney'in yazdığı şeylerin
altına imza atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse;
Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı çıkmayı göze alabilirse,
o salağı muhatap alıp, Caney'in tüm iddialarını onun şahsında
yanıtlayacağıma söz veriyorum.
Korkaklığınız,
cahilliğiniz, yetenek yoksunluğunuz ve sizi çevrenizdeki en çirkef
unsurları sahiplenmeye iten alçakça kin duygunuz; giderek, ibret
verici bir sosyal fenomen haline geldi. Koca bir sanat camiasından
bir tane adam çıkmaz mıymış, be kardeşim?!
Hadi, o Burak Caney'i
tebrik eden yarasalardan birini adıyla sanıyla, çıkarın karşıma da,
"Burak Caney haklı!" desin! Madem ki, yazdıklarını tebrik
ediyorsunuz, içinizden bir Allah'ın kulu da şu Burak Caney'i "adam
gibi", "açıkça, mertçe, Türkçe" desteklesin!
Hadi!...
COŞKUN BÜKTEL FİYASKOSU
————————————
Hilmi
Bulunmaz,
Demirkanlı'nın yalanlarını
bir kez
daha paspas gibi çiğniyor
|

İŞ
YAPAN, BULAŞIR!
Hilmi Bulunmaz
9 Kasım 2007
Demirkanlı'ya ne
zaman vurulsa, Burak Caney bağırıyor. Burak
Caney'e ne zaman vurulsa Demirkanlı bağırıyor.
Rahmetli annem
Fatma Büktel, okuryazar değildi ama bir halk
bilgesiydi. Dünyayı çocuk yaşta algılamamı
sağlayan pek çok özlü söz bilirdi. Bunları
yazılarımda zaman zaman kullanıyorum. Fatma
Büktel'in bu deyişlerinden biri, Demirkanlı/Caney
ilişkisine cuk oturuyor:
"Kimin ağrır, o
bağrır."
Ama siz, annemin
saptamasıyla yetinmeyin! Vandalların hangi
gerçekleri görmenizi istemediğini merak
ediyorsanız, Hilmi Bulunmaz'ın bu yeni yazısını
da...
KAÇIRMAYIN! |
Demirkanlı, Timur ve Kaya, Burak Caney denen piçi
bizim kapımızın önüne bırakmaya çalışıyorlar
BAŞKA KAPIYA!...
tiyatrom.com sahibi A. Ertuğrul Timur'un
Demirkanlı yalanlarına verdiği desteği yazmıştık. (Bakınız:
Büktel,
"Timur'un akılsız ve ahlaksız ittifakları".)
Timur, şimdi de, Türk tiyatro tarihini 1907'de başlatan
ve Shakespeare'in kaçıncı yüzyılda yaşadığını bile bilmediği halde
"İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni"
olmakla övünen
Yaşam Kaya'yı destekliyor. Büktel ve Bulunmaz'a karşı Demirkanlı
ve Kaya ile ittifak kurup, kendi cevap yazısını, Demirkanlı
ve Kaya'nın cevap yazılarıyla aynı çerçevede ve "Tiyatro
Yayıncılarından Ortak Ses" başlığı altında sitesinin
(tiyatrom.com) baş köşesinden anons ediyor.
Kaynak:
"Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık"
(Kaya),
"Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz
Kirliliği" (Timur)
ve
"İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler..."
(Demirkanlı)
Bilindiği üzere, Büktel, pazarlama başarılarıyla övünen
Yaşam Kaya'nın cehaletini, Kaya'nın kendi sözleriyle
belgelemişti. (Bakınız: Büktel,
"Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan
ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor.")
Tiyatro sanatıyla ilgili olarak en kaba bir tarihsel
perspektiften yoksun olan
Yaşam Kaya
ise, Büktel'e karşı yazdığı cevap yazısında ("Temiz
Tiyatro Temiz Yayıncılık"), hiçbir şeyi belgelemeye gerek
duymadan, Büktel'i düzeysizlikle suçluyor.
Kaya'nın hatalarını düzeltip Shakespeare'in kaçıncı yüzyılda
doğduğunu ve Türk tiyatrosunun kaçıncı yüzyılda başladığını
kendisine hatırlattığı için Büktel'e teşekkür etmek ya da hataları
için okurlardan özür dilemek gereğini duymayan "düzeyli" eleştirmen
Yaşam Kaya, Büktel'e artık saygısının kalmadığını söylüyor. Ve
tabii, cevap yazısında, cevaplaması gereken asıl konulardan
(Shakespeare'in yaşadığı yüzyıl ve Türk tiyatro tarihinin başladığı
yüzyıl hakkında yaptığı yanlışlardan) zinhar söz etmiyor. Kaya
düzeltme için Büktel'e teşekkür etmek zorunda kalmasın ve okurlar
Kaya'nın yaptığı yanlışların farkına varmasın diye,
Kaya'nın röportajında yer alan somut yanlışlar ("İngilizler,
1400’lü yıllarda Shakespeare’ in çıkışı dünyayı sarsmıştır. İngiliz
tiyatrosu 400 yıllık bir tarihe sahiptir fakat Türk tiyatrosu daha
100 yıllık bir süreci kapsar. İlk başlangıcı Şinasi’nin Şair
Evlenmesi’dir.") bugün (7 Aralık 2007) itibariyle bile hâlâ,
fıkra lazı inadıyla, düzeltilmeden bırakılıyor. Okurların somut
yanlışlarla dezenforme edilmesine, internette bilgi kirliliği
yaratılmasına hiçbiri aldırmıyor.
Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsü,
"Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık"
(Kaya),
"Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz
Kirliliği" (Timur) ve
"İnternet Kirliliği, Hakaretler ve Gerçekler..." (Demirkanlı)
başlıklı yazıları, "Tiyatro Yayıncılarından Ortak Ses" üst
başlığı altında yayınlamakla; yani sürekli olarak "temiz
yayıncılık", "temiz yayıncılık", "temiz yayıncılık" diye bağırıp
durmakla; kendilerine dair açıkladığımız (somut olgularla
kanıtlanmış) kirli gerçekleri örtbas edebileceklerini düşünüyorlar.
Hoşlanmadıkları gerçekleri devekuşları gibi görmezden gelmeyi,
sansür etmeyi, okurlara "temiz yayıncılık" diye yutturmaya kalkışan
bu cahil ama "seviyeli" üç kafadar; bugüne dek Bulunmaz ve Büktel'e
Demirkanlı yöntemleriyle çamur atmasından başka hayat belirtisi
görülmemiş olan Burak Caney'i de (o arada el çabukluğu marifetiyle)
Büktel ve Bulunmaz'a yamıyor; Burak Caney'in ne işle uğraştığını
bilen okurların zekâsına küfretmiş olmaya aldırmaksızın, Burak
Caney'i Büktel ve Bulunmaz'ın arkadaşı (hatta Bulunmaz'ın ta
kendisi) ilan edecek düzeye kadar alçalıyorlar. (Bakınız: Timur,
"Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz
Kirliliği") Yani "temiz yayıncılık", "temiz yayıncılık" diye
diye, sansürün en kirli yöntemleriyle okurları dezenforme etmekte
sakınca görmedikleri gibi; "düzey", "düzey" diyerek, çirkefliğin en
dip düzeyine varmakta da sakınca görmüyorlar.
Burak Caney diye biri cismen yoktur. Burak Caney, yalnızca
söylediklerinden ibarettir ve Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsü ne
söylüyorsa Burak Caney de onu söylemektedir. Aradaki fark özde
değil, yalnızca biçimdedir. Burak Caney,(adını gizlemenin
rahatlığıyla) Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsünün söylediklerini
onlardan daha rahat (iğrenç) bir üslupla söylemekte; özellikle
Demirkanlı'nın iğrenç yöntemlerini kullanarak, Büktel ve Bulunmaz
hakkında aslı astarı kanıtı olmayan kasıtlı yalanlar yaymakta;
böylelikle, Büktel ve Bulunmaz'ın, Demirkanlı / Timur / Kaya gibi
"temiz yayıncılar" hakkında açıkladığı kirli gerçekleri örtbas
etmeye, kendi halince, çabalamaktadır. Caney bu çabasında başarılı
olabilseydi, Demirkanlı / Timur/ Kaya üçlüsü, bugün onu bir piç gibi
önüne bırakacakları bir kapı arıyor olmayacaklardı.
Ama Caney denen piçlerini bizim kapımıza bırakamazlar. Caney'in
yaptıkları ve kiminle uğraştığı kabak gibi ortadayken, Demirkanlı /
Timur/ Kaya üçlüsünün, insanları Caney'in kimliği ve aidiyeti
konusunda yanıltmaya, onu Büktel ve Bulunmaz'ın kapısına bırakıp
Büktel ve Bulunmaz'ı onun düzeyiyle suçlamaya kalkışmaları, umutsuz
bir kurnazlıktır. Başaramazlar. Kimseyi inandıramazlar. Piçlerini
bizim kapımıza bırakamazlar...
Başka kapıya!...
***
Sansürcü Timur'un akılsız ve ahlaksız ittifakları
tiyatrom.com, Demirkanlı'nın yeni yalanlarını, "Büktel'e karşı
olduktan sonra her türlü yalanın başımın üstünde yeri var"
dercesine, bağrına basıp ana sayfasının baş köşesine koydu
Türkiye'nin en fazla izlenen tiyatro sitelerinin, kendilerini
dezenformasyon misyonuna adamış olmaları; hakikate sahip çıkan
insanları karalamak ve hoşlanmadıkları gerçekleri örtbas etmek için
her gün binlerce genç okuru yalanlarla zehirliyor olmaları; ne yazık
ki, o sitelerden tanıtım ya da propaganda amacıyla yararlanan (ve
kendilerini "muhalif" olarak tanımladıkları halde, aslında haklıdan
yana olmaya asla cüret edememiş ve her zaman güçlüden yana tavır
göstermiş; hem suçlu hem güçlülere karşı "açıkça, mertçe, Türkçe,
netçe" mücadele etmek riskine asla girmemiş ve muhalefet yapıyorum
diye hiçbir risk taşımayan vıdı vıdılarla vakit geçirmiş) tiyatro
insanlarımızın umurunda değil.
Çünkü tiyatro insanlarımız adalet duygusuna sahip değil. Bize göre,
adalet duygusu bir sanatçıyı sanatçı kılan olmazsa olmazların
başında geldiği için de; bize göre tiyatrocularımız sanatçı değil.
(Tiyatrocularımızın yalnızca etik kıstaslardan değil, estetik
kıstaslardan da sınıfta kaldığını eleştiri kitaplarımızda ―"Türk
Tiyatrosundan İnsan Manzaraları",
"Yönetmen Tiyatrosuna Karşı"― ve internet yazılarımızda yer alan
yüzlerce somut kanıtla zaten belgeledik.)
Tiyatro insanlarımızın, hakikate sahip çıkma bahsinde böylesine
"defolu" karakterler sergilemesi ve ahlak dışı, pragmatist bir tavır
benimsemesi; kendilerini ahlak ve adalet gibi kavramlarla
sınırlamaya zaten gerek görmeyen ve "ticaretine bakan" site
sahiplerinin elini fazlasıyla güçlendiriyor. Menfaatlerini azınlığın
yanında değil, çoğunluğun yanında gören bu ticaret erbabı, ülkemizde
hakikatin hep yalnız kaldığını, örgütlenemediğini fark ettikleri
için, çoğunluğun desteklediği yalanlardan yana olmayı daha rantabl
buluyor. tiyatrom.com sahibi
A. Ertuğrul Timur
da, bu ticaret erbabının sıradan bir
örneği.
"Yaşasın Sansür" başlığının yaratıcısı olan Timur'u sansürcü
tutumu nedeniyle daha önce de bir çok kez eleştirmiş ve kendisiyle
polemiğe de girmiştik. (Bakınız:
"Yaşasın Sansür" Skandalı.) Timur, sansür, tahrifat, saptırma,
dezenformasyon gibi yöntemlere kolayca başvuran bir şahıs olmasına
rağmen, kolayca yalan söyleyebilen biri değildir. Hele
Mustafa Demirkanlı gibi bir yalan makinesi olmayı göze
alabilecek kadar gözü kara hiç değildir. Çok fazla mecbur
kalmadıkça, Timur,
Demirkanlı yalanları
gibi apaçık somut yalanlar söylemeyi tercih etmez.
Bünyesinde hâlâ kirlenmedik insani bir şeyler kalmış olması yüzünden
yalanı bir yöntem olarak benimsemeyi hâlâ beceremiyor olsa da;
enteresandır, bizim Timur, yalancılarla ittifak kurmayı öteden beri
kolayca becermekte, yalancıları desteklemekte hiç sakınca
görmemektedir. Bu, onun (kendisini fıkra lazına benzetmemize neden
olan) tuhaflıklarından biri olsa gerektir; Timur, herhalde, fıkra
lazı kurnazlğıyla, yalanı ve yalancıyı desteklemenin yalan
söylemekten daha az vahim bir tutum olduğunu zannetmektedir.
Şu an itibariyle 21 rakamına ulaşmış olan
"Demirkanlı Yalanları Sergisi"ne zaman zaman link verdiğimiz
için, bu sitenin okurları, Demirkanlı yalanlarının ne kadar somut
birer gerçek olduğunu ve 21 yalanından herhangi birini kanıtlaması
halinde Hilmi Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya Limousine vereceğini ve
"vermezsem adiyim, kanıtlamazsa Demirkanlı adidir" dediğini
biliyorlar. Demirkanlı'nın bu yalan sergisini haftalardır çaresizce
ve sessizce izlediğini biliyorlar. Bu yalanlara karşı verilecek
cevabı olan dürüst bir insanın daha en başında tepki göstereceğini
ve o cevabı vereceğini biliyorlar.
Demirkanlı ancak haftalar sonra, rakam yirmiye dayandıktan sonra
nihayet tepki verdi ama cevap veremedi. Çünkü aynı yalanları bir kez
daha tekrarlamak o yalanlara cevap vermek anlamına gelmiyor. O
yalanları gerçek kılmıyor. Demirkanlı bunun farkında olduğu için,
haddini bilmiş ve Bulunmaz'ın yakasına yapışmaya, "ya Limousine'i
verirsin, ya da adisin!" iddiasında bulunmaya kalkışmamış. Sadece,
kimsenin anlamayacağı karmakarışık cümleler kurarak "Demirkanlı
Yalanları Sergisi"ne cevap verir gibi yapmış. "Onca yalanın
sergilendiği halde bir tekine bile cevap verememiş olmaktan
utanmıyor musun?" diye soranlara "ben cevabımı verdim" diyebilmek
için; yeni yeni yalanlarla mürekkep balığı gibi mürekkep salarak,
somut gerçekleri bulanık hale getirmeye çalışmış.
Ve bizim Timur, Demirkanlı'yı bu dezenformasyon çabasında da yalnız
bırakmamış. Aylar önce iftiracı
Özdemir Nutku'nun iftirasını desteklediği gibi, Timur, bugün de
yalan makinesi
Mustafa Demirkanlı'nın yalanlarını destekliyor.
Demirkanlı ki daha önce bir yazısının başlığında gerçekleri
"yalanlar" olarak adlandırmaktan çekinmemişti (Bakınız:
"Yalan 21") o her zamanki geleneksel utanmazlığıyla bir kez daha
gerçekleri ters yüz ederek, yazısının başlığında bu defa da
yalanları "gerçekler" olarak adlandırıyor. (Bakınız: Demirkanlı,
"İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler...")
Ve Coşkun Büktel'in "açıkça, mertçe, Türkçe, netçe" olarak, gayet
"anlaşılır" bir dille açıkladığı belgeli hakikatlere asla itibar
etmemiş olan A. Ertuğrul Timur; Demirkanlı'nın "gerçekler" adını
verdiği (ve açıklamaktan çok örtbas etmeye yarayan bulanık
cümlelerle kompoze ettiği) yeni yalanlarını, "başımın üstünde yeri
var" diyerek, sitesinin baş köşesine yerleştiriyor. Okurlarını
yalanlar konusunda uyarmaya gerek görmeden... Başka sitelerde yer
alan karşı görüşlere link vermeyi asla düşünmeden... Tek yanlı
enformasyonla (yalanlarla) okurları zehirlemekte hiç tereddüt
etmeden, hiç utanma hissetmeden...
Aşağıda, Timur'un ana sayfasına link veriyoruz. Şu anda baş köşeye
Mustafa Demirkanlı'nın (diğer yazarlardan iki kat daha büyük) bir
fotoğrafı konarak yazısına link verilmiş. Daha sonra neler olur
bilemiyoruz.
www.tiyatrom.com
Tam deşifre olmak üzereyken
sitesini "sıfırlayıp" kayıplara karışmıştı...
Meçhul (malum)
şahıs Burak Caney, "sıfırlanmış" sitesinin küllerinden, Anka
gibi yeniden doğdu
Somut belge ve
kanıtlara dayanarak yayınladığımız eleştiri ve suçlamalar
karşısında, bizi bizim yöntemlerimizle, yani ismini ve ismimizi
vererek, yani "açıkça, mertçe, Türkçe" cevaplamayı
da, belgelenmiş suçları için pişmanlığını belirtip özür dilemeyi
de göze alamayanlar; Burak Caney takma adının arkasına sığınarak
bizi fotomontaj tekniğiyle, çamurlama yöntemiyle ve "hack"leme
tehdidiyle cevaplamayı tercih ediyorlar. Böylelikle intikam
aldıklarını, utanma duygularına pansuman yaptıklarını hissederek
mutlu oluyorlarsa, ne güzel!... İnsanların mutlu olmasına karşı
değiliz. Yeter ki, açık açık, ciddi ciddi üstümüze gelip,
"inandırıcı" yalanlarla insanları dezenforme etmeye
kalkışmasınlar. Kalkışıp da bizi yormasınlar.
Coşkun Büktel ve
Hilmi Bulunmaz'ı gaddarca alaya almak için yayınlamaya başlayıp
kısa süre sonra "sıfırladığı" çift "oo"lu
tiyatrooyun sitesini ve bu kez
ayrıca
costumbuktel
adlı yeni bir siteyi daha yayına sokarak, daha
kararlı ve daha "tehditkar" biçimde, küllerinden yeniden doğan
Burak Caney'i, yukarıda verdiğimiz linklerden izleyebilirsiniz.
Hilmi Bulunmaz'ın,
"yeniden doğan" Burak Caney için yazdığı karşılama yazısını
okumak için ise aşağıdaki başlığı tıklamalısınız:
"Burak Caney Hortladı!..."
————————————
Burak Caney
adlı meçhul (malum) şahıs, tam deşifre olmak üzereyken
"sitesini"(!) internetten
kaldırdı
Bakınız:
Hilmi
Bulunmaz,
"Caney'i sanal mezarlığa yeniden
gömdük!... "
————————————
Burak Caney'e
son şans! (11
Ekim 2007)
Meçhul şahıs Burak
Caney'in ardındaki malum şahısların gönderdiği mesajları artık
açmıyorum. Ama Caney'in çift "o"lu tiyatrooyun.com sitesini
zevkle izlemeye devam ediyorum/edeceğim. Caney'in fantezilerine
sürekli olarak gündem ayırmayı, link vermeyi düşünmüyor olsam
da, coskunbuktel.com'un Caney'le ilişkisine tümüyle son vermeden
önce, Caney'in, Büktel'i Büktel'in ağzından, zalimce alaya
aldığı son yazısına da link vererek, okurlarımızı Caney'le son
bir kez daha buluşturmayı uygun gördüm. Yine ibretle okuyacak ve
eğleneceksiniz. Lütfen tıklayınız:
COŞKUN BÜKTEL SİTEMİZE YAZDI
————————————
Burak Caney'in
yeni atakları
Burak Caney adlı
meçhul (malum) şahıstan mail kutumuza "milyonlarca" mesaj
geliyor. Caney, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın "iç yüzünü"
teşhir etmek için, hiçbir fedakarlıktan, hiçbir yorgunluktan
kaçınmıyor. Hilmi Bulunmaz'ın tek "o" ile yazılan
www.tiyatroyun.blogspot.com
adlı sitesinin yalnızca adını değil, formatını da aynen kopya
ederek, çift "o" ile yazılan
www.tiyatrooyun.blogspot.com
adlı
bir site kurmuş...
Bir yıl kadar
önce, yine aynı amaçla kurduğu
"Perde Arkası" adlı sitesinden
çabuk sıkıldığı anlaşılan Caney'in yeni marifetlerini yukarıda
verdiğimiz linkten çift "o"lu sitesine ulaşarak görebilirsiniz.
Biz burada, Caney'in henüz sitesinde (sitelerinde) yayınlamadığı
ama bana ve Hilmi'ye mail ile gönderdiği bir slayt
gösterisini size ulaştırmak istiyoruz.
Caney, hiç
üşenmemiş, Büktel ve Bulunmaz'ı alaya alan bir de slayt
gösterisi hazırlamış. Caney'in emeği yabana gitsin
istemediğimizden, biz de üşenmeyip bilenlere danışarak teknik
yardım aldık ve bu slayt gösterisine link vermeyi başardık.
("Hilmi'yle Coşkun'un Akıl Almazzzz
Maceraları")
Mustafa Demirkanlı
ve A. Ertuğrul Timur'dan öğrendiği yöntemlerle Hilmi Bulunmaz ve
Coşkun Büktel'in günahlarını teşhir etmeyi iş edinmiş olan Caney,
bize gönderdiği bugünkü (8 Ekim) son mesajda, coştum
büktel ve hindi bulunmaz adına internet alanları aldığını
da müjdeliyor. Caney'in son mesajını da dikkatlerinize sunduktan
sonra, virüs göndermesinden korktuğumuz için (çünkü yapabileceği
başka şey kalmadı) artık Caney'in gönderdiği mesajları
açmayacağımızı duyuruyor, Caney'in maceralarını, sizler
gibi, bizim de, size sunduğumuz linklerden zevkle izleyeceğimizi
belirtiyoruz:
Ortalık yıkılıyor
Tiyatro dünyası bu ikiliyi konuşuyor
Siz hala çevrenizdekilere iletmediniz mi?
*Ekteki dosya* yı iletiniz
*bu bammmbaşka bişeyyyyyy yepyeni bişeyyyyy*
devamı gelecek
http://tiyatrooyun.blogspot.com/
dan takip ediniz
www.costumbuktel.com , www.tiyatrooyun.com ve
www.hindibulunmaz.com
sitelerimizin domainini aldık yakında tümü birden
yayında
Taklitlerimizden sakınınız......
————————————
Burak Caney
adlı meçhul (malum) şahıstan mail kutumuza gelen son mesaj:
5 Ekim 2007
Sen var ya sen
sana iyilikte yaramaz
kadın roportaj yapmış illede kusur bulacan anayasayı bile kendin
için yontacan
hay sana da theope ye deeee diyesi geliyor her görenin ne
esermiş be
benliğini sarmış kişiliğini sömürmüş seni yemiş bitirmiş beynini
kemirmiş egon ve hırsın theope yi sen yaratmışsın ama o seni
bitirmiş sen artık bir sorunlu vaka olmuşsun seni öyle böyle
değil psikolojik tedavi de değil seni artık tımarhane paklar
Burak Caney, aynı
gün, Hilmi Bulunmaz'a da bir mektup göndermiş; okumak için
TIKLAYINIZ
|