Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 
BÜKTEL'İN GÖR DEDİĞİ      Demirkanlı Yalanları
 
(Büktel'in Link yazıları)

 

 

 

 

Lütfen tıklayınız:

 

MUSTAFA DEMİRKANLI, TÜRK TİYATROSUNUN "GAMMAZ" "RESMİ YAZAR"LARINI AÇIKLIYOR

 

 

İFTİRACI VANDALLARIN İSİMLERİ DEĞİŞEBİLİR AMA YÖNTEMLERİ DEĞİŞMEZ

Dün, Burak Caney takma adıyla bir korsan sitede bunu yapıyorlardı:

 

Eser:  Burak Caney

 

(Şimdi kapanmış bulunan tiyatrom sitesinin sahibi Ertuğrul Timur* ile Tiyatro Tiyatro dergisinin ve sitesinin sahibi Mustafa Demirkanlı tarafından desteklenmiş olan korsan sitenin sahibi) takma isimli sapık

 

*Yayıncılığı sırasında sapıkları destekleyip Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'ı sansür etmiş olan Ertuğrul Timur, bugün İATP-G tarafından akla zarar bir körlük taklidiyle sansür suçları görmezden gelinerek, aklanmaya çalışılıyor.

 

 

Bugün, Mustafa Demirkanlı, bizzat kendi sitesinde bunu yapıyor:

 

Eser: Mustafa Demirkanlı

(DT genel müdürü Lemi Bilgin ile İBŞT genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya tarafından, skandalları teşhir eden Büktel ve Bulunmaz'a saldırması ve skandalları örtbas etmesi için, dergi adı altında yayınladığı "şeye" reklam adı altında sadaka verilerek suni yemle yaşatılan) besleme sapık

 

 

 

 

***

 

Hilmi Bulunmaz, "Demirkanlı Yalanları" üzerine çalışmasını,

(Demirkanlı'nın ortalıktan kaybolması üzerine) bir süre önce

"Yalan 28"de sona erdirmişti. "Yalan 28"e ve diğer 27 yalanın

linklerine ulaşmak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

YALAN 25

Mustafa Demirkanlı, sırf, yalancı olmayabilseydi, şimdiye dek, 25 Limousine'li filosuyla koca bir "Rent A Car" şirketine sahip olabilirdi.

Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya söz verdiği Limousine

 

Hilmi Bulunmaz                                                       26 Ocak 2008

 

Demirkanlı'nın eski yalanlarını bulmak için eski defterleri karıştırmaya üşeniyordum. Yeni yalanlarını ise gündeme getiremiyordum, çünkü Demirkanlı artık yeni yalanlarını kendisi söylemek yerine Burak Caney'e söyletiyordu. Takma ad ardına gizlendiği için, yalanlarının inandırıcı olmasına da artık pek aldırmıyordu. Örneğin, hayatında Ilıcak ailesinden bir tek kişinin yüzünü bile görmemiş olan Coşkun Büktel için, "Coşkun Büktel'in Ilıcak ailesiyle yakınlığını biliyoruz." gibi kuyruklu yalanlar üretmekten bile çekinmiyordu. Bu yalanlara Büktel'den nefret eden kitlenin bile inanmadığını biliyordu ama kaç kişi inanırsa kârdır anlayışıyla ve takma ad güvencesiyle bu yalanları sürdürmekte bizim hâlâ anlayamadığımız bir nedenle, yarar görüyordu/görüyor. Demirkanlı sonunda (nasıl bir lağım sıçanı olduğu ilk bakışta görülebilen), kimseleri inandıramayan Burak Caney'e inandırıcılık kazandırmak için, ona kendi imzasıyla kefil olmaya karar verdi. (Sanki kendisi bir yalan makinası değilmiş gibi, sanki kendi kefaleti geçerli ve inandırıcı olabilirmiş gibi...) Büktel ve Bulunmaz'la artık ilgilenmeyeceği konusundaki sözünü kim bilir kaçıncı kez olmak üzere, bir daha bozdu ve okurlarına Burak Caney'in yalanlarını övüp, onları Burak Caney'in sitesine yönelten bir link yazısı yazdı. Ama son zamanlarda eli öyle alıştığı için, Demirkanlı, kendi imzasıyla yazmakta olduğunu unutup, yalanlarını eskisi gibi kurnazca düzenlemek yerine, Burak Caney'inkiler kadar ahmakça, fütursuzca yumurtlamakta olduğunu fark edemedi. Böylece, 25. yalan için, eski defterleri karıştırmak külfetinden bizi kurtarmış oldu. İşte Demirkanlı'nın "kendi imzasıyla" yayınladığı yirmi beşinci yalan:

YALAN: 25

Mustafa Demirkanlı demişti ki:

"Sırça köşke çıkıp, elle tutulur –doğru veya yanlış- hiçbir şey üretememiş, kendi hayal dünyalarında önüne gelen herkese küfreden Coşkun Büktel ve onun kuyumcu arkadaşını, hiçbirimizin yapamadığı bir kararlılıkla gözler önüne seren Burak Caney'in çabalarına teşekkür için sunuyorum."

(Kaynak: Bulunmaz, "Demirkanlı, Burak Caney mi?"

Not: Demirkanlı'nın yazısına direkt link vermiyoruz, çünkü Sansürcü Timur nam-ı diğer 3. Abdülhamid ve sansürcü Demirkanlı, sitelerindeki bazı yazıları sonradan silip yok edebiliyorlar. İyisi mi, okuru, ilgili yazının bizim sitemizdeki sayfasına gönderiyoruz. Orada, yazının asıl kaynağına zaten mutlaka bir link bulunuyor. Ama o linkin ucundaki asıl kaynağın sansürcüler tarafından silinip silinmeyeceğini, doğaldır ki, garanti edemiyoruz.)

Beni, yani Hilmi Bulunmaz'ı bir yana bıraksak bile, eğer bir ad benzerliği yoksa, yani benim tanıdığım
THEOPE yazarı Coşkun Büktel'den bahsediyorsa; Demirkanlı'nın "-doğru veya yanlış- hiçbir şey üretememiş" sözü dünyanın en ahmakça yalanıdır. Demirkanlı bu ahmakça yalanın yalan olmadığını kanıtlasın kendisine fotoğraftaki Limousine'den kaç tane isterse armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

Not: "Bir düşkünün hatıra defteri" başlıklı bir yazı hazırlıyoruz. Bu yazıda; 1+1=1 (Mustafa Demirkanlı+Burak Caney=Mustafa Caney) denklemini kanıtlayacağız!...
 

Demirkanlı yalancı olmasaydı,                                  bir Limousine filosuna sahip olabilirdi

Mustafa Demirkanlı'nın                                      10 yalanına 10 Limousine!...

Hilmi Bulunmaz, Demirkanlı'nın somut yalanlarını, Demirkanlı'nın kendi cümleleriyle teşhir ediyor ve Demirkanlı'nın Büktel ve Bulunmaz'a yönelik o yalan suçlamalarını kanıtlaması halinde, her kanıt için kendisine bir Limousine armağan etmeye ve Demirkanlı'dan özür dilemeye söz veriyor. Bulunmaz, her yalan için, slogan haline getirdiği şu cümleyi kuruyor:

"Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir..."

Görünen o ki, Demirkanlı insanlara yönelttiği suçlamaları kanıtlamaya da,  Limousine sahibi olmaya da gerek duymuyor.

Bulunmaz'ın açtığı, Limousine hediyeli "Demirkanlı yalanları" sergisini ziyaret etmek için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

DEMİRKANLI YALANLARI

***

Türkiye'deki en uzun süreli tiyatro dergisinin sahibi Mustafa Demirkanlı'nın bir yalan makinesi olduğu öylesine somut ve kesin bir gerçek ki; Hilmi Bulunmaz, yalnızca Limousine vermeyi vaat etmekle kalmıyor, "Vermezsem adiyim!" diyecek kadar da somut ve kesin konuşuyor.

Mustafa Demirkanlı'nın yalanları sergisi  yeni yeni yalanlarla her gün biraz daha zenginleşiyor

Hilmi Bulunmaz'ın açtığı, Limousine hediyeli "Demirkanlı yalanları" sergisi, 15. yalana ulaştı.

Bilindiği üzere, Hilmi Bulunmaz, Demirkanlı'nın somut yalanlarını, Demirkanlı'nın kendi cümleleriyle teşhir ediyor ve Demirkanlı'nın Coşkun Büktel, Feridun Çetinkaya ve Hilmi  Bulunmaz'a yönelik o yalan suçlamalarını kanıtlaması halinde, her kanıt için kendisine bir Limousine armağan etmeye ve Demirkanlı'dan özür dilemeye söz veriyor. Bulunmaz, her yalan için, slogan haline getirdiği şu cümleyi kuruyor:

"Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir..."

Görünen o ki, Demirkanlı insanlara yönelttiği suçlamaları kanıtlamaya da,  Limousine sahibi olmaya da gerek duymuyor.

Hilmi Bulunmaz, sergiye konmak üzere şimdiden 25 yalan saptadığını, okurları mide fesadına uğratmamak için, hepsini birden gündeme getirmek yerine, yalanları teker teker gündeme getirmekte olduğunu, rakamı 25'in üzerine çıkarmak için, araştırmalarını sürdürdüğünü söylüyor. Araştırma demişken, şu ayrıntıyı da hatırlatalım:

Bulunmaz, Demirkanlı yalanları üzerine araştırmasını, yalnızca, Demirkanlı'nın bize (Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya, Coşkun Büktel) yönelik yalanlarıyla sınırlı tutuyor. Demirkanlı'nın bizden başkalarına yönelik (sayıları kim bilir kaç düzineyi bulan) yalanları hakkında kesin bilgi sahibi olmadığı için, Bulunmaz, başkalarına yönelik yalanlar konusunda Limousine vaat etmeyi göze alamıyor.

Somut olarak saptanabilen Demirkanlı yalanlarının (şimdilik) 15 tanesini aynı sayfada bulmak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayıp, Demirkanlı yalanları sergisini ziyaret ediniz:

DEMİRKANLI YALANLARI ONBEŞİBİRYERDE

***

HİLMİ BULUNMAZ'DAN "DEMİRKANLI YALANLARI SERGİSİ" ve BÜKTEL'İN NOTU

Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya söz verdiği Limousine

 

YALAN: 23

"Bundan sonraki süreci yaşanmadan söyleyeyim: Çetinkaya ile (Büktel) birbirinize gireceksiniz, tek müridini de yitireceksin veya onun yöntemlerine uyup kimliksiz-kişiliksiz 4 ncü, 5 nci siteleri yayına sokacak sanal müridler oluşturacaksınız"

(Kaynak: Mustafa Demirkanlı; "Coşkun Büktel'i Anlamak...")

Yukarıdaki suçlamaları bir buçuk yıl önce yapmış olan Demirkanlı, Büktel ile Çetinkaya'nın aradan geçen bir buçuk yıl içinde birbirine girdiğini ve Burak Caney'inki gibi kimliksiz-kişiliksiz sanal siteleri Büktel yada Çetinkaya'nın oluşturduğunu kanıtlarsa, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...


Not: Demirkanlı'nın "Büktel müridi" olmakla suçladığı Feridun Çetinkaya'ya neden o kadar kızdığını anlamak için, Çetinkaya'nın "Mustafa Demirkanlı 'İlkel ve İğrenç' Olmaya Devam Ediyor!" başlıklı yazısını okumanızı öneririz.

Çetinkaya'nın söz konusu yazısını okumak için lütfen TIKLAYINIZ


 

BÜKTEL'İN NOTU:

Sansürcü yayıncıların üçlü ittifakı (Mustafa Demirkanlı, A. Ertuğrul Timur, Yaşam Kaya) Bulunmaz'ın yukarıdaki gibi Demirkanlı yalanlarını tek tek bulup yayınlamasını ve Demirkanlı'dan kanıt istemesini "düzeysiz" buluyorlar.

Yaşam Kaya, (hiçbir kanıt göstermeden, hiç utanmadan) Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya iftira ettiğini söyleyip işin içinden çıkıverdiğini sanıyor (Bakınız: Kaya, "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık".)

Nesi iftira, salak?!... Demirkanlı'nın yukarıda "kaynak gösterilerek" aktarılmış o belgeli sözleri söylediği mi iftira? O sözlerin iftira olduğu mu iftira? Bulunmaz, Demirkanlı'nın iftirasına "yalan" derken, kaynak ve belge göstererek konuşuyor. Kaynak ve belgesine güvendiği için "Yalanını kanıtlarsa Limousine bile veririm, vermezsem adiyim" diyebiliyor. Peki sen, Bulunmaz'ı iftirayla suçlarken hangi belgeyi gösteriyor, hangi riske giriyor, neye güveniyorsun? Sadece okurların senden bile ahmak olmasını umuyor, okurların Büktel ve Bulunmaz'a (hakikate) ulaşamayacağına güveniyorsun.

Asıl iftirayı, Bulunmaz'ın iftira ettiğini söyleyerek, "Sayın Demirkanlı'ya '20 ayrı iftira' kampanyanızın da ne kadar komik olduğunu herkes gördü. Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı'nın cevabı size artık bu sezon içinde yeterlidir." diyerek Bulunmaz'a haksız ve kanıtsız biçimde hakaret etmekle sen yapıyorsun. Asıl iftirayı, yukarıda aktardığımız belgelenmiş yalanlarıyla Demirkanlı Büktel'e yapıyor. Demirkanlı'nın o 22 yalan konusunu açıklayabildiği ve Bulunmaz'a cevap verebildiği de, senin salakça, dalkavukça bir yalanın... Demirkanlı hiçbir şeyi açıklayamadı. Sadece yalanlarını tekrarlayarak yalanlarının arkasında durduğunu belirtti, o kadar. (Bakınız: Demirkanlı, "İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler...") Ama yalanlar tekrarlanmakla inandırıcılık kazanmazlar. 40 kez bile tekrarlansalar gerçeğe dönüşmezler. Kanıtlanmış ya da cevaplanmış olmazlar.

Bulunmaz'ın "kaynak ve kanıt göstererek" sergilediği "Demirkanlı yalanları"nı "iftira" diye nitelemek, Bulunmaz'a "iftiracı" diye hakaret etmek, ona haksızca, kanıtsızca iftira etmek demektir.

Birini iftiracı diye suçlamak ağır bir sorumluluktur. Elinde belge ve kanıt olmadan, birine iftira suçu yükleyemez, o kişinin iftira ettiğini söyleyemezsin. Söylersen dangalaklık etmiş olursun. Ve asıl düzeysizlik, dangalaklara dangalak demek, dangalakların adını doğru koymak değildir. Asıl düzeysizlik, sizin gibi sansürcülerin yaptığı gibi, insanları kanıtsız belgesiz suçlamaktır. Bu tür kanıtsız suçlamaları dangalaklık olarak nitelemek ve bu tür dangalaklıklara sert tepki vermek ise sizin gibi sansürcü dangalakların iddia ettiği gibi "düzeysizlik" değil; her dürüst insanın, içinde yaşadığı topluma karşı şeref borcudur. Bu şeref borcunu ödemek yerine, bu borcu ödeyenlere iftira ederek asıl iftiracıyı destekleyen Yaşam Kaya gibi eli kirli sansürcüler ve düzeysiz dangalaklar, sabahtan akşama kadar "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık" diye bağırsalar bile, kimsenin gözünü boyamayı ve alçaklıklarını, dangalaklıklarını ve cahilliklerini (Bakınız: Büktel, "Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor.") örtbas etmeyi başaramazlar.

Theope yazarı alçakgönüllü davranıyor ve düzeyden  bahsetmiyor diye, düzeyden (ya da "seviyeden")bahsetmek, cahillere, dangalaklara, iftiracı alçaklara mı kaldı?

Düzeymiş!... Pöh!

 

***


 

Bulunmaz'ın Demirkanlı yalanları sergisi

Yalanların 24'e varması dolayısıyla:

Belgeli yalanların yalan olduğunu reddetmek (ya da Yaşam Kaya'nın yaptığı gibi) onlara "komik" veya "iftira" deyip geçmek; yalnızca belgeleri (hakikati) devekuşu inadıyla görmezden gelmek demek değildir; aynı zamanda, yalanları belgeleyenlere alçakça iftira etmek ve menfaat uğruna yalanları desteklemek demektir. Peki yalan makinesi olduğu belgelenmiş birinden (Mustafa Demirkanlı'dan) ödül almak ne demektir? Bu soruyu cevaplamayacağız; çünkü cevaplamak, (tıpkı ödül alanların —Lemi Bilgin, Ahmet Levendoğlu, Nesrin Kazankaya, Yıldız Kenter, vb— yaptığı gibi) okurların zekâsına hakaret etmek olur. CB

Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya söz verdiği Limousine

 

YALAN: 24

"Ama, gerçekten Zeki Göker zehir akıtıyorsa, öldükten sonra hiç şansı kalmamıştı, ama bu ahlaksız (Hilmi Bulunmaz), ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz."

(Kaynak: Mustafa Demirkanlı; "H. HİLMİ BULUNMAZ ve COŞKUN BÜKTEL -1")

Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz'ın, Zeki Göker'i eleştirmek için, Göker'in ölümünü beklediğini iddia ediyor. Biz bu iddianın, yalan olduğunu, iki kere iki dört gibi kanıtladık. Bulunmaz ve Büktel bu iddianın yalan olduğunu; Bulunmaz'ın Göker'i eleştiren eski bir yazısıyla kanıtladı. (Bakınız: Bulunmaz, "MUM'dan bir yaprak:Ben Tiyatrocuyum Soyarım", Mum, Ekim 1994; ayrıca bakınız:Büktel; "DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP".) Bizim kanıtlarımıza karşın, Demirkanlı, aldattığı okurlardan bugün hâlâ özür dilemiş değildir. Belli ki Demirkanlı, ya bizim kanıtımızı geçersiz yada okurları eşek saymaktadır. Demirkanlı, bizim kanıtımızın geçersiz olduğunu kanıtlarsa, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

HİLMİ BULUNMAZ

 

BÜKTEL'İN ESKİ BİR YAZISINDAN BİR ALINTI  24 Nisan 2007

(Okurlara kolaylık olması için, aşağıdaki yazıda, yalan makinesi Demirkanlı'dan alıntıladığımız sözleri, kırmızı harflerle dizdik.)

(...)

Demirkanlı, Bulunmaz'ın "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?" başlıklı yazısından aktardığı yukarıdaki satırlara şu yorumu getiriyordu:

 

(Zeki Göker’in ardından da bu girişli yazıyı yazmıştı, neden sağlığında yazmayıp da öldükten sonra yazdığının gerekçesini ise aşağıdaki yazıda açıklıyordu.

 

Bürütüs'ün ölümüne neden sevindim? 

http://bulunmaztiyatro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=248&Itemid=39

 

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"

 

Yukarıdaki alıntıya çok dikkat edin: Demirkanlı, Bulunmaz'ın, "ölülerin ardından konuşan, yüzlerine konuşamayan bir korkak" olduğuna, okurları inandırmak istiyor. Okurları bu yargısına inandırmak, inandırıcı olabilmek için kaynak gösteriyor. Hatta kaynağın linkini bile veriyor. Hem de son günlere kadar hiç yapmadığı bir şey yapıp, Bulunmaz sitesinin ana sayfasına değil, Bulunmaz'ın ilgili yazısına (yani kaynağın kendisine) "direkt" link veriyor. (Daha önce yaptığı gibi ana sayfaya link verip, okurlara, kaynak istiyorsanız gidin orada arayıp bulun, demiyor.) Kısacası, Demirkanlı, Bulunmaz'ın ölü ardından konuşan bir korkak olduğu tezini inandırıcı kılmak için, sansürcü alışkanlıklarını bir kenara koyup, uygar, demokrat ve bilimsel bir "görünüm" sunuyor. Anahtar kelime, o işte: "Görünüm".

 

Bütün bunlar yalnızca bir "görünüm". Demirkanlı, kendisini sansürcülükle suçlayan Büktel'in ve Bulunmaz'ın karşısında, kaynak gösterir, link verir gibi yaparken, aslında yalnızca "görüntüyü kurtarmaya" çalışıyor. Kaynak gösteriyor, kaynağa "direkt" link veriyor ama link adresinin hemen ardından şu cümleyi kuruyor:

 

Uzun uzun kazık yediğini anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir.

 

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"

 

Demirkanlı'nın ne yapmaya çalıştığını anladınız mı? Hem okurların güvenini kazanmak için link veriyor, hem de, link verdiği yazıyı uzun, sıkıcı ve önemsiz göstererek, okurların yazıyı okumasını engellemeye çalışıyor. Peki, niye engellemeye çalışıyor? O yazıda, okurların görmesini istemediği bir şey mi var? Elbette!... Elbette var! Bulunmaz'ın yazısındaki o şeyi, Demirkanlı'nın okurlardan saklamaya çalıştığı o şeyi, göstereceğiz. Ama Demirkanlı'nın o şeyi okurlardan hangi nedenle saklamaya çalıştığını açıklayabilmemiz için, önce Demirkanlı yazısından yaptığımız aktarmayı (baştan beri ve yine, aradan bir tek cümle/bir tek kelime çıkarmaksızın) son bir defa daha sürdürmemiz gerekiyor:

 

Gerekçesi ise şuymuş: “Not: Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma olasılığının kalmamasıydı…”

 

Ama, gerçekten Zeki Göker zehir akıtıyorsa, öldükten sonra hiç şansı kalmamıştı, ama bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.

Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır. Bu adamdır Coşkun Büktel’in en yakın dostu, yayıncı kankasıdır, sitelerinde birbirlerini pohpohlayıp dururlar.

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"

Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz için ne diyor? "bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz." diyor.

Peki Demirkanlı, Bulunmaz'a "ahlaksız... insanlıktan nasibini almamış biri... terbiyesiz" diye küfrederken, bu küfürlerini hangi somut gerekçeye dayandırıyor? Şu somut gerekçeye: "ölümü bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı". Peki, Demirkanlı, Bulunmaz'ın, böyle düşündüğünü (yani "ölümü bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye" düşündüğünü) nereden biliyor? Nereden olacak, kaynak gösterdiği ve link verdiği (ama uzun, sıkıcı ve önemsiz olduğunu da belirttiği) Bulunmaz yazısından biliyor.

Oysa Demirkanlı'nın link verdikten sonra, "Uzun uzun kazık yediğini anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir" diyerek okurların dikkatinden kaçırmaya çalıştığı "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?" başlıklı o yazı önemli. Hele yazının sonundaki notlar bölümü, şu an tartıştığımız konu bakımından çok daha önemli; bakın, yazısının sonundaki notlar bölümünde, Hilmi Bulunmaz ne diyor:

Not: Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma olasılığının kalmamasıydı…

Önemli not: anlattığımız durumları, bir biçimde, bir yerlerde yazdık. Örnekse bakınız; MuM Kültür-Sanat Dergisi… (Altını ben çizdim CB)

Çok önemli not: ölünceye dek, Zeki ve diğer zekilerin yaptıklarını irdeleyecek, “piyasaya” süreceğim!..

Çok çok önemli not: ABT oyuncusu Kanat Güner neden altın vuruşla intihar etti?!.

(Bakınız: Hilmi Bulunmaz, "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?")

Altını çizdiğim satırlarda Hilmi Bulunmaz ne diyor? Zeki Göker'den yediği kazıkları ve o yazıda Göker'e yönelik suçlamalarını daha önce de bir yerlerde yazdığını söylüyor. Nerede yazmış? Mum dergisinde.

Mum dergisi, Hilmi Bulunmaz'ın Ekim 1994 ile Haziran 1998 arasında, 26 sayı çıkardığı bir dergi. Hilmi Bulunmaz, Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum, Soyarım" başlıklı yazısını, Mum'un Ekim 1994 tarihli daha ilk sayısında yayınlamış. (Bulunmaz bu yazıyı daha sonra internet sitesinde de yayınladı. Bakınız: "Mum'dan Bir Yaprak: Ben Tiyatrocuyum, Soyarım".)

Peki Hilmi Bulunmaz Ekim 1994 tarihli Mum'da Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum, Soyarım" başlıklı yazısını yazdığında, Zeki Göker hayatta mıydı? Hayattaydı.

Oysa Mustafa Demirkanlı, Bulunmaz'ın, Zeki Göker'i suçlamak için Göker'in ölmesini beklediğini, kendini savunamaz duruma gelmesini beklediğini söylüyor:

(...) bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.

Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır.

Sanırım, asıl alçağın, asıl pespayenin, asıl yalancının kim olduğu, iki kere iki dört kadar açıkça anlaşıldı.

Demirkanlı, Bulunmaz'ın Zeki Göker'e ilişkin suçlamalarını, Mum dergisinde de yayınladığını (yani Bulunmaz'ın Göker'i yalnızca ölümünden sonra değil, ölümünden önce de suçladığını) biliyor ama Bulunmaz'a yukarıdaki iftiraları yöneltebilmek için Bulunmaz'ın o açıklamasını bilmezden/görmezden geliyor ve okurların da bilememesi/görememesi için, Bulunmaz'ın yazısının uzun ve sıkıcı olduğunu söylüyor. Bulunmaz, ben bu suçlamaları Zeki Göker ölmeden önce de yaptım diye "özellikle" not düşüyor. Ama Demirkanlı, o nota hiç aldırmadan, Bulunmaz'ı Zeki Göker'in ölmesini ve kendini savunamaz hale gelmesini "beklemekle" suçluyor ve aynı Demirkanlı, kendisinin ürettiği bu yalana dayanarak Bulunmaz'ın ne alçaklığını ne pespayeliğini bırakıyor. Üstelik yine aynı Demirkanlı, yaptığı bu iğrenç şerefsizliğin ardından, bir de kalkmış, yazısını şu ifadelerle bitiriyor:

"artık bu konuda tek laf etmeyi istemiyorum. İğreniyorum çünkü. (...) Daha fazla uzatmayacağım. Her ikisini de Türk tabiplerine havale ediyorum.

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)"

Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri. Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret.

(...)

(24 Nisan 2007'de yazılmış yukarıdaki satırların tamamını okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

Coşkun Büktel; "DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP")

***

Demirkanlı, Timur ve Kaya, Burak Caney denen piçi bizim kapımızın önüne bırakmaya çalışıyorlar

BAŞKA KAPIYA!...

tiyatrom.com sahibi A. Ertuğrul Timur'un Demirkanlı yalanlarına verdiği desteği yazmıştık. (Bakınız: Büktel, "Timur'un akılsız ve ahlaksız ittifakları".) Timur, şimdi de, Türk tiyatro tarihini 1907'de başlatan ve Shakespeare'in kaçıncı yüzyılda yaşadığını bile bilmediği halde "İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni" olmakla övünen Yaşam Kaya'yı destekliyor. Büktel ve Bulunmaz'a karşı Demirkanlı ve Kaya ile ittifak kurup, kendi cevap yazısını, Demirkanlı ve Kaya'nın cevap yazılarıyla aynı çerçevede ve "Tiyatro Yayıncılarından Ortak Ses" başlığı altında sitesinin (tiyatrom.com) baş köşesinden anons ediyor.

Kaynak: "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık" (Kaya), "Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz Kirliliği" (Timur) ve "İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler..." (Demirkanlı)

Bilindiği üzere, Büktel, pazarlama başarılarıyla övünen Yaşam Kaya'nın cehaletini, Kaya'nın kendi sözleriyle belgelemişti. (Bakınız: Büktel, "Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor.") Tiyatro sanatıyla ilgili olarak en kaba bir tarihsel perspektiften yoksun olan Yaşam Kaya ise, Büktel'e karşı yazdığı cevap yazısında ("Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık"), hiçbir şeyi belgelemeye gerek duymadan, Büktel'i düzeysizlikle suçluyor. 

Kaya'nın hatalarını düzeltip Shakespeare'in kaçıncı yüzyılda doğduğunu ve Türk tiyatrosunun kaçıncı yüzyılda başladığını kendisine hatırlattığı için Büktel'e teşekkür etmek ya da hataları için okurlardan özür dilemek gereğini duymayan "düzeyli" eleştirmen Yaşam Kaya, Büktel'e artık saygısının kalmadığını söylüyor. Ve tabii, cevap yazısında, cevaplaması gereken asıl konulardan (Shakespeare'in yaşadığı yüzyıl ve Türk tiyatro tarihinin başladığı yüzyıl hakkında yaptığı yanlışlardan) zinhar söz etmiyor. Kaya düzeltme için Büktel'e teşekkür etmek zorunda kalmasın ve okurlar Kaya'nın yaptığı yanlışların farkına varmasın diye, Kaya'nın röportajında yer alan somut yanlışlar ("İngilizler, 1400’lü yıllarda Shakespeare’ in çıkışı dünyayı sarsmıştır. İngiliz tiyatrosu 400 yıllık bir tarihe sahiptir fakat Türk tiyatrosu daha 100 yıllık bir süreci kapsar. İlk başlangıcı Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir.") bugün (7 Aralık 2007) itibariyle bile hâlâ, fıkra lazı inadıyla, düzeltilmeden bırakılıyor. Okurların somut yanlışlarla dezenforme edilmesine, internette bilgi kirliliği yaratılmasına hiçbiri aldırmıyor.  

Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsü, "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık" (Kaya), "Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz Kirliliği" (Timur) ve "İnternet Kirliliği, Hakaretler ve Gerçekler..." (Demirkanlı) başlıklı yazıları, "Tiyatro Yayıncılarından Ortak Ses" üst başlığı altında yayınlamakla; yani sürekli olarak "temiz yayıncılık", "temiz yayıncılık", "temiz yayıncılık" diye bağırıp durmakla; kendilerine dair  açıkladığımız (somut olgularla kanıtlanmış) kirli gerçekleri  örtbas edebileceklerini düşünüyorlar.

Hoşlanmadıkları gerçekleri devekuşları gibi görmezden gelmeyi, sansür etmeyi, okurlara "temiz yayıncılık" diye yutturmaya kalkışan bu cahil ama "seviyeli" üç kafadar; bugüne dek Bulunmaz ve Büktel'e Demirkanlı yöntemleriyle çamur atmasından başka hayat belirtisi görülmemiş olan Burak Caney'i de (o arada el çabukluğu marifetiyle) Büktel ve Bulunmaz'a yamıyor; Burak Caney'in ne işle uğraştığını bilen okurların zekâsına küfretmiş olmaya aldırmaksızın, Burak Caney'i Büktel ve Bulunmaz'ın arkadaşı (hatta Bulunmaz'ın ta kendisi) ilan edecek düzeye kadar alçalıyorlar. (Bakınız: Timur, "Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz Kirliliği".) Yani "temiz yayıncılık", "temiz yayıncılık" diye diye, sansürün en kirli yöntemleriyle okurları  dezenforme etmekte sakınca görmedikleri gibi; "düzey", "düzey" diyerek, çirkefliğin en dip düzeyine varmakta da sakınca görmüyorlar.

Burak Caney diye biri cismen yoktur. Burak Caney, yalnızca söylediklerinden ibarettir ve Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsü ne söylüyorsa Burak Caney de onu söylemektedir. Aradaki fark özde değil, yalnızca biçimdedir. Burak Caney,(adını gizlemenin rahatlığıyla) Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsünün söylediklerini onlardan daha rahat (iğrenç) bir üslupla söylemekte; özellikle Demirkanlı'nın iğrenç yöntemlerini kullanarak, Büktel ve Bulunmaz hakkında aslı astarı kanıtı olmayan kasıtlı yalanlar yaymakta; böylelikle, Büktel ve Bulunmaz'ın, Demirkanlı / Timur / Kaya gibi "temiz yayıncılar" hakkında  açıkladığı kirli gerçekleri örtbas etmeye, kendi halince, çabalamaktadır. Caney bu çabasında başarılı olabilseydi, Demirkanlı / Timur/ Kaya üçlüsü, bugün onu bir piç gibi önüne bırakacakları bir kapı arıyor olmayacaklardı.

Ama Caney denen piçlerini bizim kapımıza bırakamazlar. Caney'in yaptıkları ve kiminle uğraştığı kabak gibi ortadayken, Demirkanlı / Timur/ Kaya üçlüsünün, insanları Caney'in kimliği ve aidiyeti konusunda yanıltmaya, onu Büktel ve Bulunmaz'ın kapısına bırakıp Büktel ve Bulunmaz'ı onun düzeyiyle suçlamaya kalkışmaları, umutsuz bir kurnazlıktır. Başaramazlar. Kimseyi inandıramazlar. Piçlerini bizim kapımıza bırakamazlar...

Başka kapıya!...

***

Sansürcü Timur'un akılsız ve ahlaksız ittifakları

tiyatrom.com, Demirkanlı'nın yeni yalanlarını, "Büktel'e karşı olduktan sonra her türlü yalanın başımın üstünde yeri var" dercesine, bağrına basıp ana sayfasının baş köşesine koydu

Türkiye'nin en fazla izlenen tiyatro sitelerinin, kendilerini dezenformasyon misyonuna adamış olmaları; hakikate sahip çıkan insanları karalamak ve hoşlanmadıkları  gerçekleri örtbas etmek için her gün binlerce genç okuru yalanlarla zehirliyor olmaları; ne yazık ki, o sitelerden tanıtım ya da propaganda amacıyla yararlanan (ve kendilerini "muhalif" olarak tanımladıkları halde, aslında haklıdan yana olmaya asla cüret edememiş ve her zaman güçlüden yana tavır göstermiş; hem suçlu hem güçlülere karşı "açıkça, mertçe, Türkçe, netçe" mücadele etmek riskine asla girmemiş ve muhalefet yapıyorum diye hiçbir risk taşımayan vıdı vıdılarla vakit geçirmiş) tiyatro insanlarımızın umurunda değil.

Çünkü tiyatro insanlarımız adalet duygusuna sahip değil. Bize göre, adalet duygusu bir sanatçıyı sanatçı kılan olmazsa olmazların başında geldiği için de; bize göre tiyatrocularımız sanatçı değil. (Tiyatrocularımızın yalnızca etik kıstaslardan değil, estetik kıstaslardan da sınıfta kaldığını eleştiri kitaplarımızda  ―"Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı"― ve internet yazılarımızda yer alan yüzlerce somut kanıtla zaten belgeledik.)

Tiyatro insanlarımızın, hakikate sahip çıkma bahsinde böylesine "defolu" karakterler sergilemesi ve ahlak dışı, pragmatist bir tavır benimsemesi; kendilerini ahlak ve adalet gibi kavramlarla sınırlamaya zaten gerek görmeyen ve "ticaretine bakan" site sahiplerinin elini fazlasıyla güçlendiriyor. Menfaatlerini azınlığın yanında değil, çoğunluğun yanında gören bu ticaret erbabı, ülkemizde hakikatin hep yalnız kaldığını, örgütlenemediğini fark ettikleri için, çoğunluğun desteklediği yalanlardan yana olmayı daha rantabl buluyor. tiyatrom.com sahibi A. Ertuğrul Timur da, bu ticaret erbabının sıradan bir örneği.

"Yaşasın Sansür" başlığının yaratıcısı olan Timur'u sansürcü tutumu nedeniyle daha önce de bir çok kez eleştirmiş ve kendisiyle polemiğe de girmiştik. (Bakınız: "Yaşasın Sansür" Skandalı.) Timur, sansür, tahrifat, saptırma, dezenformasyon gibi yöntemlere kolayca başvuran bir şahıs olmasına rağmen, kolayca yalan söyleyebilen biri değildir. Hele Mustafa Demirkanlı gibi bir yalan makinesi olmayı göze alabilecek kadar gözü kara hiç değildir. Çok fazla mecbur kalmadıkça, Timur, Demirkanlı yalanları gibi apaçık somut yalanlar söylemeyi tercih etmez. Bünyesinde hâlâ kirlenmedik insani bir şeyler kalmış olması yüzünden yalanı bir yöntem olarak benimsemeyi hâlâ beceremiyor olsa da; enteresandır, bizim Timur, yalancılarla ittifak kurmayı öteden beri kolayca becermekte, yalancıları desteklemekte hiç sakınca görmemektedir. Bu, onun (kendisini fıkra lazına benzetmemize neden olan) tuhaflıklarından biri olsa gerektir; Timur, herhalde, fıkra lazı kurnazlğıyla, yalanı ve yalancıyı desteklemenin yalan söylemekten daha az vahim bir tutum olduğunu zannetmektedir.

Şu an itibariyle 21 rakamına ulaşmış olan "Demirkanlı Yalanları Sergisi"ne zaman zaman link verdiğimiz için, bu sitenin okurları, Demirkanlı yalanlarının ne kadar somut birer gerçek olduğunu ve 21 yalanından herhangi birini kanıtlaması halinde Hilmi Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya Limousine vereceğini ve "vermezsem adiyim, kanıtlamazsa Demirkanlı adidir" dediğini biliyorlar. Demirkanlı'nın bu yalan sergisini haftalardır çaresizce ve sessizce izlediğini biliyorlar. Bu yalanlara karşı verilecek cevabı olan dürüst bir insanın daha en başında tepki göstereceğini ve o cevabı vereceğini biliyorlar.

Demirkanlı ancak haftalar sonra, rakam yirmiye dayandıktan sonra nihayet tepki verdi ama cevap veremedi. Çünkü aynı yalanları bir kez daha tekrarlamak o yalanlara cevap vermek anlamına gelmiyor. O yalanları gerçek kılmıyor. Demirkanlı bunun farkında olduğu için, haddini bilmiş ve Bulunmaz'ın yakasına yapışmaya, "ya Limousine'i verirsin, ya da adisin!" iddiasında bulunmaya kalkışmamış. Sadece, kimsenin anlamayacağı karmakarışık cümleler kurarak "Demirkanlı Yalanları Sergisi"ne cevap verir gibi yapmış. "Onca yalanın sergilendiği halde bir tekine bile cevap verememiş olmaktan utanmıyor musun?" diye soranlara "ben cevabımı verdim" diyebilmek için; yeni yeni yalanlarla mürekkep balığı gibi mürekkep salarak, somut gerçekleri bulanık hale getirmeye çalışmış.

Ve bizim Timur, Demirkanlı'yı bu dezenformasyon çabasında da yalnız bırakmamış. Aylar önce iftiracı Özdemir Nutku'nun iftirasını desteklediği gibi, Timur, bugün de yalan makinesi Mustafa Demirkanlı'nın yalanlarını  destekliyor.

Demirkanlı ki daha önce bir yazısının başlığında gerçekleri "yalanlar" olarak adlandırmaktan çekinmemişti (Bakınız: "Yalan 21") o her zamanki geleneksel utanmazlığıyla bir kez daha gerçekleri ters yüz ederek, yazısının başlığında bu defa da yalanları "gerçekler" olarak adlandırıyor. (Bakınız: Demirkanlı, "İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler...")

Ve Coşkun Büktel'in "açıkça, mertçe, Türkçe, netçe" olarak, gayet "anlaşılır" bir dille açıkladığı belgeli hakikatlere asla itibar etmemiş olan A. Ertuğrul Timur; Demirkanlı'nın "gerçekler" adını verdiği (ve açıklamaktan çok örtbas etmeye yarayan bulanık cümlelerle kompoze ettiği) yeni yalanlarını, "başımın üstünde yeri var" diyerek, sitesinin baş köşesine yerleştiriyor. Okurlarını yalanlar konusunda uyarmaya gerek görmeden... Başka sitelerde yer alan karşı görüşlere link vermeyi asla düşünmeden... Tek yanlı enformasyonla (yalanlarla) okurları zehirlemekte hiç tereddüt etmeden, hiç utanma hissetmeden...

Aşağıda, Timur'un ana sayfasına link veriyoruz. Şu anda baş köşeye Mustafa Demirkanlı'nın (diğer yazarlardan iki kat daha büyük) bir fotoğrafı konarak yazısına link verilmiş. Daha sonra neler olur bilemiyoruz.

www.tiyatrom.com

 

Sansürcü tiyatro yayıncılarının ortak sesi

Alıntılanan metinlerin kaynağını görmek için, sansürcülerin mavi harfli isimlerini tıklayabilirsiniz.

A. ERTUĞRUL TİMUR (tiyatrom.com)

"Ama tiyatrom'da ne Hilmi Bulunmaz'ın, Ne Coşkun Büktel'in yeri yok tiyatrom'u o seviyeye düşürmem hiç kusura bakmayın. Haa cevap hakkı mı? Siz aylardır sitenizde atmadığınız başlık bırakmadınız ben cevap hakkı falan kullanma gereği duymadım, siz yine sitenizde yazın rahatlayın ille de burada cevap hakkı diyorsanız gidin yasal süreçten geçin cevap hakkı alın gelin!"

MUSTAFA DEMİRKANLI (tiyatrodergisi.com.tr)

"Feridun Çetinkaya ve Coşkun Büktel yanıt haklarını kullanmak isterlerse, şunu bilmeliler ki başvuracakları yer İstanbul Mahkemeleri’dir. Tekzip kararını getirirler ve yanıt hakları sayfalarımızda  yer alır. Biz, Tiyatro Dergisi olarak, ilkel ve iğrenç olmaya devam ediyoruz."

YAŞAM KAYA (tiyatronline.com)

"tiyatro tarihimiz açsından bir çok hamle Tiyatronline sayesinde hayata geçmiştir. Mesela 'ikili polemiklere sayfalarında yer vermemek' tiyatro yayıncılığı adına yapılmış en büyük hamledir." 

 

BERNARD SHAW

"Katletme, sansürün ekstrem biçimidir." 

("Assassination is the extreme form of censorship.") 

(Kaynak: "The Shewing-up of Blanco Posnet" adlı oyununun Önsöz'ünden.)

ARŞİV / 27 MART 2001

Reklam alamadığı

dönemlerde

o da herkesi eleştirirdi:

Demirkanlı'dan, 

Tuncer Cücenoğlu,

Refik Erduran ve Recep Bilginer'e Dedikodu Formatında, Asılsız İspatsız (veya İspatı Demirkanlı'dan Menkul) Hakaretler!

"Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep Bilginer gibi resmi yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş, Ankara koridorlarının yollarını ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ 'Koskoca Bakan' dediği siyasileri tanımış, deyim yerindeyse el ense olmuş bu zatlar ortalıkta dolaşırken, gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar karşısında, göreve gelen siyasiler de ortalıkta sürekli bunları gördüğü için, Türk tiyatrosunu bunların temsil ettiğini sandılar hep. Onların bir suçu yok.
 
"Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları. Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya başlarken; 'Yarın bakanla sabah kahvaltısı yapacağım, senin sorunları anlatırım, çözeriz', 'Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim sizin tiyatroya özel önem verir.', 'Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.' gibi cümlelerle durdurdular insanları, insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve korktular. Yıllarca."

(KAYNAK: Demirkanlı, "Dünyanın Bütün Sahnelerinde Tiyatronun Evrensel Dostluk Ve Barış Çağrıları")

NOT: Demirkanlı, Coşkun Büktel'i (ve Feridun Çetinkaya'yı) daha 2001 yılında "cevap hakkı istiyorsanız mahkemeye gidin!" diyerek sansür ettiği için; belli ki, Cücenoğlu, Erduran ve Bilginer gibi yazarları Büktel'in de (hem de Demirkanlı'dan çok önce) korkusuzca ama "belgelere dayanır biçimde" eleştiren kitaplarını ("Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" 1998, "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı" 2001) görmezden gelmeyi tercih ediyor ve "Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları" diye, hiçbir araştırma yapmaksızın, asılsız ispatsız "sallayarak", okurlarını, "bunlardan" korkmayan tek kişinin kendisi olduğuna inandırmaya çalışıyor.

NOT 2: Bilindiği üzere, Demirkanlı, 2001 yılında, siyasilerle "deyim yerindeyse el ense olmuş" olmakla suçladığı Tuncer Cücenoğlu'yla, bugün kendisi "deyim yerindeyse el ense olmuş",  2001 yılında "gammaz" olmakla suçladığı Cücenoğlu'yu bugün dergisinin "editörler kurulu"na dahil etmiş ve Cücenoğlu'yla birlikte ikisi, Büktel ve Bulunmaz'a karşı linç kampanyasının suç ortakları ve en azılı kışkırtıcıları olmuşlardır.

Demirkanlı ve dergisini reklam adı altında devlet sadakasıyla besleyen DT genel müdürü Lemi Bilgin ile DT İstanbul müdürü Osman Wöber  arasındaki, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkilere dair bir enstantane...

Hemen her sayısı gecikmeli olarak basılıp dağıtılan dergisinde, reklam olarak verilen DT programlarını, genellikle programların sona erdiği tarihten sonra, bir başka deyişle "iş işten geçtikten sonra" yayınlaması yüzünden, sık sık Hilmi Bulunmaz'ın eleştirilerine hedef olan Mustafa Demirkanlı, her şeye rağmen, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkileri sayesinde,(Bulunmaz'ın deyişiyle söylersek) "arka kapağını Lemi Bilgin'e vermeye devam ediyor."

 

 

 

Yalnızca Mustafa Demirkanlı'ya değil; linç imzacısı 1100 vandalın tümüne açık, "büyük fırsat": 

"16. Yüzyılda Fransa'da yazılmış Theope adlı bir oyun var" diyen Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamak için, "Evet, ikinci bir Theope oyunu var" diyecek; ama  bunu yalnızca dedikodu gibi söylemekle kalmayıp arslanlar gibi "belgeleyecek" herhangi bir vandal çıkarsa; o vandalın imzaladığı linç bildirisinde yer alan "iftira" suçlamasını kabul  edecek ve asıl iftiracının Özdemir Nutku ve linç imzacıları değil, ben  olduğumu Taksim meydanında avaz avaz bağırarak ilan edeceğim! 

Madem Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'i kepaze etmek için Genco Erkal dahil 1100 kişi imza verebiliyor; 1100 kişilik bir ekip için, ikinci Theope oyununun kendisini ya da belgesini bulmak o kadar zor olmasa gerek. İşte fırsat: İçlerinden bir tane, 1100 kişiden bir tane "adam" çıksın da, ikinci Theope oyununun belgesini göstererek, imzaladığı bildiride bize (Bulunmaz ve  Büktel'e) yönelik iftira suçlamasının iftira olmadığını (ve dolayısıyla kendisinin bir iftiraya imza atmadığını) belgelesin bakalım.

Ama ben baştan söylemiş olayım: İçlerinden böyle bir "adam", (1100 kişiden bir tek "adam") çıkacağına inanmıyorum. Çünkü belgelemek, iftira atmak kadar kolay değildir. Belgelemek, "bizim" işimiz.

COŞKUN BÜKTEL

NOT: Kendileri linç bildirisini imzalamadıkları halde, dergisine çarşaf çarşaf ilanlar vererek linç kampanyası elebaşısı Mustafa Demirkanlı'nın yalan ve iftiralarını destekleyen ve "suni yemle" besledikleri Demirkanlı'yı üstümüze salan kültür bakanı Ertuğrul Günay ile DT genel müdürü Lemi Bilgin de, ya bizzat kendileri araştırarak ya da kuracakları ekiplere araştırtarak, sunduğumuz bu "büyük fırsatı" değerlendirip ikinci Theope oyununun belgesini bulabilir; böylelikle, hem bizim iftiracı olduğumuzu, hem destekledikleri  linççilerin iftiracı olmadıklarını, hem de kendilerinin (vatandaş parasıyla) iftiracı beslemediklerini kanıtlamış olabilirler.

Evet, sevgili linççiler, hodri meydan:

Bulun Özdemir Nutku'nun söylediği ikinci Theope oyununu, "Lemi Bilgin ve Ertuğrul Günay iftira destekçisi değildir; Mustafa Demirkanlı ve linç imzacıları iftiracı değildir; asıl iftiracı benim!!!" diye anırayım Taksim'in göbeğinde... Hem de hoparlörle.

Ama ikinci Theope oyununu ya da belgesini bulamazsanız, size artık yalnızca, bizi iftirayla suçlayan o bildiriyi ve o bildiriye attığınız imzaları nerenize sokacağınızı bulmak kalıyor.

1. GÜNCELLEME 1 Ağustos 2009:

Bir haftadır bekliyoruz:

Büktel'i  iftiracılıkla suçlayan linç bildirisine imza atmış 1100 kişi içinden bir tek "adam" çıkıp da, "işte ikinci Theope oyununun belgesi" diyerek, Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamaya ve asıl iftiracının Coşkun Büktel olduğunu kanıtlamaya kalkışmadı.

Neden acaba?

Belgeyi mi bulamıyorlar yoksa belge ellerinin altında ama göstermeye tenezzül mü etmiyorlar? Büktel'e iftiracı diyen 1100 iftiracıdan bir teki bile, asıl iftiracının Büktel olduğunu belgelemeye nedense tenezzül etmiyor.

Merak ediyoruz: İftiraya tenezzül edip de, iftirayı belgelemeye veya yanıldığı için özür dilemeye tenezzül etmeyen bu 1100 tuhaf kişi, acaba insan mı, karikatür mü?

 

2. GÜNCELLEME 2 Ağustos 2009

Bir haftayı da geçtik; hâlâ bekliyoruz:

1100 iftiracı içinden bir tek "adam" çıkıp da, "16. Yüzyılda Fransa'da yazılmış Theope adlı bir oyun var" diyen Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamak için, "Evet, ikinci bir Theope oyunu var" deyip, belgesini gösteremiyor.

Gösteremez; çünkü, Fransa'da 16. ya da 17. Yüzyıl'da yazılmış Theope adlı bir oyun yok. Başka herhangi bir Yüzyılda yazılmış Theope adlı bir oyun da yok. Hatta bırakın oyunu, Theope adlı bir roman, hikaye, opera ya da bale bile yok.

"Var" diyen, "var" demekle yetinmeyip "işte kaynağı, işte belgesi" diyerek iddiasını kanıtlayabilen ve göğsünü gere gere benden sözümü tutmamı ve "iftiracıyım" diye Taksim'de hoparlörle bağırmamı talep edebilen bir  adam (1100 iftiracı içinden bir tek "adam") çıkmadı.

"Çıkmayacak" demiştim, çıkmadı. Rehberi okuyan herkes çıkmayacağını anlardı.

 

3. GÜNCELLEME 3 Ağustos 2009

TÜRK TİYATROSU GUINNESS REKORLAR KİTABINA HEMEN YARIN GİREBİLİR.

Coşkun Büktel'in yeni yazısı... Lütfen... TIKLAYINIZ!

 

 

Konjonktür değiştikçe, Mustafa Demirkanlı ile Tuncer Cücenoğlu'nun ahlak ilkeleri de değişiyor. Tıklayınız:

"DÜN DÜNDÜR, BUGÜN BUGÜNDÜR"