Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 

BÜKTEL'İN GÖR DEDİĞİ

(Linkler 3)

Diğer Link sayfaları:

Linkler 1 / Linkler 2

 

 

 

www.freewebs.com/coskunbuktel

www.tiyatrofanzini.com

 

 

————————————

GÜNCELLEME 3: Saflar belirginleşiyor

Gölge Tiyatro yöneticisi Hamit Demir, Coşkun Büktel'e "zekâ özürlü" diyerek, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'in haysiyet kırıcı övgülerine layık olduğunu kanıtladı.

Burak Caney'in varlığından rahatsız değilim. Sanatın yeşermesi için "gübre" de gereklidir.

Burak Caney, kendi gübreliğinde ya da ciddiyetsiz birtakım çet sitelerinde faaliyet gösterebilir ve insanlar onun sayesinde uç sınırlarına varmış bir vandalizmin nasıl bir görünüm sergilediğini somut biçimde görerek bilgilenebilir.

(Üyelik sistemine karşı olduğum, hiçbir siteye üye olmadığım ve kendi sitemi "ancak üyelerin girebileceği bir yer" haline getirmeyi asla onaylamayacağım için, facebook'a girip de gözlerimle görmüş değilim; ama Kâzım Şimşek arkadaşımızın bildirdiğine göre, Burak Caney'in son numarası, facebook adlı siteye Hilmi Bulunmaz adıyla kaydolmasıymış. Kâzım'ın ekrandan not alarak bana  aktardığına göre, Burak Caney, facebook'da, Hilmi Bulunmaz kimliğiyle, "Soldan üçüncü kız çok çekicisin bizim grupta oynar mısın?" biçiminde mesaj göndererek kızları taciz etmek dahil, her  türlü iğrençliği sergilemekteymiş.)

Bütün bu pislikleri yüzünden, Burak Caney, ancak "gübre" olarak verimli olabilir, bir başka deyişle, ancak musibet olarak işe yarayabilir,  vandalizmin uç noktasını tanımamızı sağlayan öğretici bir işlev yerine getirebilir. Yeter ki, gübrenin nasıl kullanılacağı, nereye konacağı unutulmasın. Gübre en "dibe" konur. Gübreyi en "dibe" koymak yerine, eğer "başımın üstünde yerin var" deyip, konfeti gibi başınızdan aşağı serperseniz, bok içinde kalırsınız.

Hamit Demir, daha ilk günden yapması gereken açıklamayı, ancak Burak Caney onu  deşifre ettikten ve ben kendisine 2. Güncelleme'min başlığında yer alan soruyu (Burak Caney, Gölge Tiyatro'ya da mı çamur atıyor; yoksa, takma isim ardına sığınarak ve yazdıklarının bedelini ödeme riskine girmeden insanlara çamur atan o alçağa, Gölge Tiyatro gerçekten "iyi duygularını sunmuş" mudur?) sorduktan sonra, yani benim kendisini açıklama yapmaya mecbur bırakmamdan sonra ve anlamsız bir öfkelilikle cevapladı. İşte Hamit Demir'in "Burak Caney'in Yorumları" başlıklı cevabı:

"Sitemizdeki bu haberin altına, geçmiş günlerde Burak Caney tarafından eklenen iki adet yorum, kendisine de haber verilerek aşağıda yazılı gerekçelerle kaldırılıp, FORUM sayfalarında yer alan 'SERBEST KÜRSÜ' başlığı altında 'BİR DİYECEĞİM VAR' alt başlığı ile eklenmiştir. Bu yorumları okumak için bu bölüme giriniz ya da Burak Caney'in kendi sitesinden okuyınuz.

NOT: Bazı zeka özürlüler (örn: Coşkun Büktel gibi) bu yorumu bizim buraya eklediğimizi zannedecek kadar saf olabilse de, Burak Caney'in kendi sitesinde belirttiği gibi bunun bizim bir tercihimiz olmadığı bilinmelidir. Bu yorumların kaldırılma sebebi de tamamiyle haber ile ilgili olmayışıdır ve yorum yazanın bilgisi dahilinde yayından kaldırılmıştır."

Hamit Demir, yazısının sonunda, Burak Caney yazısının Gölge Tiyatro'daki ve Caney'in sitesindeki sayfalarına link veriyor.
(Bakınız: Hamit Demir, "Burak Caney'in Yorumları". Dikkat: Demir'in yazısı, link verdiğimiz sayfadaki alakasız yazının altındadır.)

Hamit Demir, Burak Caney'i eleştirmiyor bile. Coşkun Büktel'i ise, (Caney zekâsı ve Caney ağzıyla) "zeka özürlü" diyerek aşağılıyor.

Neden zekâ özürlüymüşüm? Gölge Tiyatro'ya  Caney'in  yazısını Gölge Tiyatro yöneticileri koydu sanmışım da o yüzden.

Benim için, Burak Caney'in alçakça ve korkakça yazısını Gölge Tiyatro'ya hangi "elin" koyduğu önemli değil, o yazıyı benim uyarımdan sonra da günlerce orada hangi "iradenin" tuttuğu önemli. Sen o yazıyı sitende tutuyorsan, o yazıyı oraya sen "koymuşsun" demektir. (Barış'a Rock'ta tacize karşı çıkanlar, senin sitene yazı koyabiliyorlar mıydı?)

Ben sizi, o yazıyı oraya "kendi elinizle" koyduğunuz için mi suçladım, yoksa Burak Caney denen tacizci alçağı sahiplendiğiniz için mi suçladım? Bu sorunun cevabı, ilk yazımın başlığından kolaylıkla çıkarılabilir: "Gölge Tiyatro, meçhul (malum) şahıs  Burak Caney'i bağrına bastı!"

Demek ki, ben Hamit Demir'in Burak Caney kadar iğrenç bir unsuru sahiplendiğini, Gölge Tiyatro sayfalarına Burak Caney'i seve seve buyur ettiğini (ona "iyi duygularını sunarak", bir başka deyişle, "başımın üstünde yerin var" diyerek) gübreyi başından aşağı boca ettiğini, daha ilk gün anlamışım. Hamit Demir'in yukarıda aktardığım "gecikmiş" açıklaması, benim ilk gün attığım o başlığın ne kadar isabetli olduğunu, burnumun ne kadar iyi koku aldığını, özellikle gübre kokusu hakkında hiç yanılmadığımı kanıtlıyor.

Burak Caney'in yazısını Gölge Tiyatro'nun bir yerinden alıp başka bir yerine koymanın ne kadar "zekice" olduğunu tartışmak okurların zekâsına hakaret olur. Hamit Demir, keşke daha ilk gün, yazıyı kaldırdığı ilk gün, yukarıdakine benzer bir açıklama yapmaya cesaret edebilse ve "Burak Caney'in alçaklığının bizce sakıncası yoktur. Biz yazıyı kaldırmıyoruz. Yalnızca onu başka bir köşede ağırlıyoruz" diyebilseydi. O zaman, ilk Güncelleme yazıma attığım başlıkla ("Gölge Tiyatro, gecikerek de olsa, sorumlu ve ciddi bir site olduğuna karar verdi.") okurları yanıltmaktan kurtulmuş olurdum.

Gübre en "dibe" konur. Burak Caney'in yeri en "dipteki" sitelerdir. Sitelerine Burak Caney'i buyur edenler, Türk tiyatrosunun "dibe vurduğu" yer neresidir? sorusuna somut bir cevap vermiş olurlar.

Çift "oo"lu tiyatrooyun sitesinde, "Kuzey Irak harekatı başlar başlamaz Apo asılsın" biçiminde (bir süre önce "nedense" kaldırdığı) etiketler yayınlamış olan, idam cezası yanlısı, muhbir vatandaş Burak Caney; takma ismi sayesinde, şu sıralar Coşkun Büktel'e karşı çıkabilen tek yaratık olduğu için (tüm iğrençliğine rağmen) "sırf, Büktel'e saldırması hatırına Hamit Demir'den rağbet görüyor. Hamit Demir, Büktel'e anlamsızca küfür ederek, Burak Caney'in haysiyet kırıcı övgülerini fazlasıyla hak ediyor.

Burak Caney, sonunda "gübre" olarak yararlarını göstermeye başlamış, "gübre"yi kullanmak yerine gübreye batanları deşifre  ederek, kimin nerede olduğunun netleşmesine, safların belirginleşmesine katkıda bulunmuştur.

İdam yanlısı, tacizci, müslüman ve milliyetçi solcu Burak Caney ve (Caney zekâsı/Caney ağzıyla Büktel'e hakaret eden) Hamit Demir, birbirlerine layıktırlar. Allah muhabbetlerini bozmasın!

Bonus:

Hilmi Bulunmaz, "Demirkanlı, Burak Caney ağzıyla konuşuyor!..."

 

GÜNCELLEME 2:

Burak Caney Gölge Tiyatro'ya da mı çamur atıyor; yoksa, takma isim ardına sığınarak ve yazdıklarının bedelini ödeme riskine girmeden insanlara çamur atan o alçağa, Gölge Tiyatro gerçekten "iyi duygularını sunmuş" mudur?

Meçhul (malum) şahıs Burak Caney'in iddiası şöyle:

"Gölge Tiyatro editörü dün şahsıma bir email göndermiştir. Özel yazdığı için içeriğini buraya aktarmayı uygun görmediğim emailde iyi duygularını sunmuş, eklenti yaptığım haberin konuyla ilgisi olmayan bir haberin altına eklendiği için genel prensip olarak bu alakasız konuda alakasız eklentiyi silme prensiplerinden dolayı sileceğini bildirmiş, Eğer dilersem bunu ilgili bir başlıkla yine yayınlayabileceğimi bildirmiştir. Bende kendisine teşekkür ederek evet haklısınız yanlış bir başlık altındadır, lütfen siliniz, şu an gerek duymuyorum, gerektiğinde seve seve sitenizden duyuru, haber yününde yararlanmak isterim düşüncemi dile getirerek bu objektif tutumuna teşekkür ettim.
                                          Gölge Tiyatro editörü saygın , demokrat ve özgür bir yayıncıdır bunu da kanıtlamıştır.
Ne Coşkun Büktel gibi Narsist ve sadece işine gelenleri görendir, ne Hilmi Bulunmaz gibi önüne gelene saldırgandır, slogancıdır, ne Tiyatrom, Tiyatronline, Tiyatro Dergisi gibi tiyatronun başına bela olmuş haysiyetsiz kişiliksiz medyalaşma sevdalısı yayınlar yapmaktadır. Gölge tiyatro çizgisinden ödün vermeyen ve etki altında kalmamayı başaran haysiyetli bir yayındır."

(Bakınız: Burak Caney, "Saçmalıyorsun Coşkun!")

Biz, yazdıklarının bedelini ödemek riski taşımadığından Burak Caney'in her türlü adiliği yapabileceğini biliyoruz ve Gölge Tiyatro'ya böyle bir iftira atmış olmasına hiç şaşırmayacağız, diyoruz. Bizce Gölge Tiyatro bir açıklama yaparak durumu netleştirmeli. Gölge Tiyatro, Burak Caney lehine ya da aleyhine bir açıklama yaparsa; Gölge Tiyatro'ya kesinlikle inanacağız. Böyle bir açıklama gelmezse, neye inanacağımızı bilemeyeceğiz ki, bu da, sanırım, Burak Caney'in ardındaki vandalların en çok istediği şeydir.

Burak Caney gibi takma isimli haysiyetsiz bir alçak tarafından "haysiyetli bir yayın" olarak övülmek, bir tiyatro sitesi için fazlasıyla haysiyet kırıcı bir hakarettir. Gölge Tiyatro, eğer Burak Caney takma adıyla insanlara çamur atan bir alçağa değer verip açıklama yaptıysa, hele de ona "iyi duygularını sunmuş" ise, o haysiyet kırıcı övgüleri fazlasıyla hak etmiş demektir. Gölge Tiyatro, eğer Burak Caney'e böyle bir açıklama yapmadıysa, asıl açıklamayı kamuoyuna yapmalıdır.

Gölge Tiyatro'dan öyle veya böyle bir açıklama yaparak durumu netleştirmesini bekliyor ve açıklama gelmemesi halinde yorumu kamuoyuna bıraktığımızı belirtiyoruz.

NOT: Erbil Göktaş'ın Özdemir Nutku hakkındaki ("Özdemir Nutku skandalı" öncesinde yazılmış) eski bir yazısını ve Seval Deniz Karahaliloğlu'nun tiyatronline'da yeni yayınlanmış bir yazısını, Burak Caney, her türlü adiliğin yer aldığı sitesine aktarmış. (Bakınız: Göktaş, "Özdemir Nutku" ve bakınız: Karahaliloğlu, "Ben Tiyatro Seyircisiyim…")

Sayın Göktaş ve sayın Karahaliloğlu'nun, Burak Caney sitesinde yer almaktan onur duyup duymadıklarını, yazıları için Caney'e izin verip vermediklerini de merak ediyor; kimin nerede ve hangi safta olduğu hakkında okurlarımızı aydınlatmak adına, diyoruz ki: Eğer Burak Caney'e izin vermemişlerse ve Caney'in kendilerine de bulaşmasından rahatsızlarsa, Erbil ve Karahaliloğlu da (hiç mecbur olmadıkları halde) kamuoyunu netleştirmek üzere birer küçük açıklama yapsalar fena olmazdı. Ama eğer bu iki sayın yazarımız durumdan rahatsız değillerse, açıklama filan yapmasalar da olur, tabii.

GÜNCELLEME:

Gölge Tiyatro, gecikerek de olsa, sorumlu ve ciddi bir site olduğuna karar verdi.

Her sıradan dangalağın, takma isim ardına gizlenerek, yazdıklarının bedelini ödemek riskine girmeden, birilerine çamur atabildiği bir "yolgeçen hanı" olmak başka; adı sanı belli olan insanların, yani yazdıklarının bedelini ödemeyi göze alanların, en sert üslupla dile getirilmiş, hoşunuza gitmeyen eleştirilerine bile açık olmak; sansür karşıtı, demokratik bir site olmak başka...

Gölge Tiyatro, Burak Caney takma adının ardına gizlenmiş vandalların, hiçbir riske girmeden Coşkun Büktel'e saldırmalarına yataklık etmekten (gecikerek de olsa) vazgeçti. Bu apaçık ahlaksızlığa son vermekte Gölge Tiyatro'nun niçin bu kadar uzun süre tereddüt yaşadığını anlayamadık.

Adam kendi gerçek adını sansür ettiğine göre, o sansürcüye en iyi cevap, sansürün ne kadar iğrenç bir şey olduğunu bizzat yaşayarak anlamasını sağlamak ve onu gerçek adıyla ortaya çıkmaya ve yazdıklarının sorumluluğunu yüklenmeye zorlamaktır. O durumda, Burak Caney'in yazısı elbette yeniden yayınlanmalıdır.

Her neyse, biz, sonuçta, "iyi biten her şey iyidir" diyerek, Gölge Tiyatro yöneticilerini tebrik ediyoruz.

Gölge Tiyatro, meçhul (malum) şahıs  Burak Caney'i bağrına bastı!

Bu siteye ve bu yazıya ulaştıkları halde, Burak Caney nedir, ne işe yarar bilmeyen okurlar varsa, yazıya devam etmeden önce, bir Vandal maskesi olan bu takma ismin faaliyetleri hakkında, mutlaka bilgi sahibi olmalı; Burak Caney'in neyle uğraştığını, asli görevinin ne olduğunu ve bu görevi ifa ederken gözettiği kalite düzeyini mutlaka kavramalıdır. Bunun için, öncelikle, bu ismin mavi harfleriyle verdiğimiz linki tıklayarak, Burak Caney hakkında daha önce neler yazdığımızı görmeli, özellikle, Caney'in onca emek vererek hazırladığı ama daha sonra nedense sitesinden kaldırdığı ("Hilmi'yle Coşkun'un Akıl Almazzzz Maceraları") başlıklı slayt gösterisini  kaçırmamalıdır.

Evet, Burak Caney hakkında yeterince bilgi sahibi olduğunuzu hissediyorsanız, artık asıl yazımızı okumaya başlayabilirsiniz:

Coşkun Büktel'in gerçek ismiyle, "açıkça, mertçe, Türkçe" yazıp yayınladığı, belgelerle ve linklerle neredeyse her sözcüğünü kanıtladığı, ustaca yazılmış tutarlı ve bilimsel  eleştiri yazılarına, bugüne dek asla yer vermeyen Gölge Tiyatro sitesi; Burak Caney takma adının ardına gizlenmiş korkak vandalların, Büktel'e ilişkin salakça yalanlarına yer vermekte hiç sakınca görmemiş. (Gölge Tiyatro'nun bazı yazıları sansür etmediğini görmek, güzel!...)

Peki biz, Büktel'i sansür eden Gölge Tiyatro'nun, takma isim ardına gizlenerek Büktel'e çamur atan, alçak bir yalancıyı sansür etmeyişine; o alçak yalancıya, "bizim sitemiz ciddi ve sorumlu bir site, herhangi birine çamur atacaksan en azından gerçek kimliğinle ortaya çıkacak kadar, yazdıklarının bedelini ödemeyi göze alacak kadar  'adam' olman şart" demeyişine; şaşırdık mı? Elbette şaşırmadık. Çünkü Türk tiyatrosunda vandalizmin ve alçaklığın dürüstlük ve bilimsellikten çok daha "yaygın" biçimde egemen olduğunu, dürüst ve bilimsel yöntemlerin açamadığı pek çok kapıyı açtığını, çoktandır biliyorduk ve defalarca yazmıştık. Kanıtlayabiliriz:

Yalan söylediği için ülkesinde halk ayaklanmasına neden olan Macaristan başbakanı Ferenc Gyurcsany'nin ağzından; (yalan söylediği halde, sırf, Büktel hakkında yalan söylediği için Türk tiyatrocuların neredeyse tamamı ve özellikle OYÇED ile Gölge Tiyatro sitesi tarafından baş tacı edilmiş olan) Özdemir Nutku'ya hitaben yazdığımız "Ne Âlâ Memleket" başlıklı yazımızda, biz ne diyorduk:

"Nitekim, toplantıdaki tiyatrocuların hiçbiri, bu açıklamanıza karşı çıkmamış. Toplantıdaki herkes, Profesör Özdemir Nutku söylediğine göre, ikinci bir Theope’nin varlığına ve Coşkun Büktel denen meczubun Theope’sinin çalıntı olduğuna kolayca inanmış. Demek ki, aslında, Türk tiyatrosu’nda herkes Theope’nin Coşkun Büktel tarafından yazılmadığına inanmaya hazırmış. Demek ki bu alçak heriften herkes nefret ediyor ve herkes onu engellemek için yalan dahil her yöntemi meşru ve mazur görüyor."

(Bakınız: Coşkun Büktel, "Ne Âlâ Memleket!".)

Gölge Tiyatro, Coşkun Büktel'e çamur atabilmek uğruna (herhalde Büktel'den "Forum Tartışması"nın rövanşını alabilmek için) yalan dahil, takma ismin ardına gizlenerek insanlara çamur atmak alçaklığı dahil, her yöntemi mazur görüyor. Gölge Tiyatro'nun mazur görmediği ve yayınlamadığı tek şey, Büktel'in yazıları...

Gölge Tiyatrocular, Caney'in "Coşkun Büktel Fiyaskosu" başlıklı yazısını; alakasız bir yazının (ÇAĞDAŞ DRAMA DERNEĞİ ULUSLARARASI KONULU ATÖLYELERİ) dibine, "sanki o yazının yorumu gibi" koymuşlar. Ama, "Bu yorumun devamını oku..." ibaresini tıkladığınızda, Caney'in yazısına, Gölge Tiyatro'da "özel" bir sayfa da ayırıldığını görüyorsunuz.

Aşağıda (Gölge Tiyatro'da yayınlanmış sayfasının) linkini son bir kez daha vereceğimiz "Coşkun Büktel Fiyaskosu" başlıklı yazısı nedeniyle, Burak Caney, 60'tan fazla tiyatrocudan tebrik ve teşekkür mesajı aldığını söylüyor. Burak Caney denen "yok insan"a inanmak gerekmez ama, Gölge Tiyatro'nun Büktel'e yasakladığı sayfalarına Caney'i buyur etmesi, o rakamın tümüyle de hayal mahsulü olmadığını kanıtlıyor.

Şimdi, aşağıda linkini verdiğimiz yazısı nedeniyle, Burak Caney'e tebrik ve teşekkür mesajı gönderenlere buradan sesleniyorum:

Herhalde sizler de Burak Caney gibi isimlerinizin gizli kalmasını tercih edeceksiniz.  Açık kimliğinizle ortaya çıkıp, Burak Caney'i "açık bir dille", "açıkça, mertçe, Türkçe" tebrik etmeye yanaşmayacaksınız. Yani "adam" gibi davranmak, karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte o nedenle, Burak Caney'i sahiplenmeniz, Burak Caney'i  önemli kılmıyor. Onu muhatap almamı gerektirmiyor.

Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske atacağı prestiji bulunan) tek bir tane tiyatrocu, adıyla sanıyla  ortaya çıkar da, Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse; Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp, Burak Caney'in tüm iddialarını onun şahsında yanıtlayacağıma söz veriyorum.

Korkaklığınız, cahilliğiniz, yetenek yoksunluğunuz ve sizi çevrenizdeki en çirkef unsurları sahiplenmeye iten alçakça kin duygunuz; giderek, ibret verici bir sosyal fenomen haline geldi. Koca bir sanat camiasından bir tane adam çıkmaz mıymış, be kardeşim?!

Hadi, o Burak Caney'i tebrik eden yarasalardan birini adıyla sanıyla, çıkarın karşıma da, "Burak Caney haklı!" desin! Madem ki, yazdıklarını tebrik ediyorsunuz, içinizden bir Allah'ın kulu da şu Burak Caney'i "adam gibi", "açıkça, mertçe, Türkçe" desteklesin!

Hadi!...

COŞKUN BÜKTEL FİYASKOSU

————————————

"İvedilikle okunması gereken kitap!..."

Tolstoy'un, Türkçe'de ilk kez, Acar Burak Bengi çevirisiyle Yokuş Yayınları'nda çıkan "Vatanseverliğe Karşı" adlı kitabının neye yaradığını, güncelliğini ve aciliyetini; Hilmi Bulunmaz, "genç ölüler üzerinden yapılan çirkin politikanın ayrımına varmak" olarak isabetle (ve cesaretle) saptamış.

Oğlu Cemal Bulunmaz askere gittiğinden beri daha beter "sıkışan" ve Oyun dergisini bile çıkaramayan Hilmi Bulunmaz'ın uzun yazılar yazıp daha derin tahlillere girişmek için yeterli koşullara sahip olmayışına insan gerçekten hayıflanıyor. (Vandalları değil, "insanları" kastediyorum.)

Genç ölüler üzerinden çirkin politika yapanlara Tolstoy'un yüz yıl önce verdiği cevapları okumayı, gayet haklı olarak, en güncel, en acil görev sayan Bulunmaz'ın çağrısına kulak vermeniz umuduyla, onun hilmibulunmaz.com'da yayınladığı kısa hatırlatma yazısına link veriyoruz:

"İvedilikle okunması gereken kitap!..."

————————————

Tam deşifre olmak üzereyken sitesini "sıfırlayıp" kayıplara karışmıştı...

Meçhul (malum) şahıs Burak Caney, "sıfırlanmış" sitesinin küllerinden, Anka gibi yeniden doğdu

Somut belge ve kanıtlara dayanarak yayınladığımız eleştiri ve suçlamalar karşısında, bizi bizim yöntemlerimizle, yani ismini ve ismimizi vererek, yani  "açıkça, mertçe, Türkçe" cevaplamayı da, belgelenmiş suçları için pişmanlığını belirtip özür dilemeyi de göze alamayanlar; Burak Caney takma adının arkasına sığınarak bizi fotomontaj tekniğiyle, çamurlama yöntemiyle ve "hack"leme tehdidiyle cevaplamayı tercih ediyorlar. Böylelikle intikam aldıklarını, utanma duygularına pansuman yaptıklarını hissederek mutlu oluyorlarsa, ne güzel!... İnsanların mutlu olmasına karşı değiliz. Yeter ki, açık açık, ciddi ciddi üstümüze gelip, "inandırıcı" yalanlarla insanları dezenforme etmeye kalkışmasınlar. Kalkışıp da bizi yormasınlar.

Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ı gaddarca alaya almak için yayınlamaya başlayıp kısa süre sonra "sıfırladığı" çift "oo"lu tiyatrooyun sitesini ve bu kez ayrıca costumbuktel adlı yeni bir siteyi daha yayına sokarak, daha kararlı ve daha "tehditkar" biçimde, küllerinden yeniden doğan Burak Caney'i, yukarıda verdiğimiz linklerden izleyebilirsiniz.

Hilmi Bulunmaz'ın, "yeniden doğan" Burak Caney için yazdığı karşılama yazısını okumak için ise aşağıdaki başlığı tıklamalısınız:

"Burak Caney Hortladı!..."

————————————

"Yetişin! Murat Karasu nihayet ayıldı..."(mı acaba?)

Kendisini seçen halk adına Afife Jale Sahnesi'nin sahibi olan Beşiktaş belediyesi, TOBAV yönetimindeki Afife Jale Sahnesi'nde bugüne dek yapılan tiyatro etkinliklerine halkın katılımını yeterli bulmadığı için, TOBAV'ı Afife Jale'den atmaya karar vermiş. Halkın katılımı yeterli olsa, hiçbir belediye, hiçbir etkinliğe son vermeye kalkmaz. Çünkü halkın desteklediği bir etkinliğe (örneğin, Dolmabahçe stadyumundaki maçlara) son vermeye kalkmak, belediyenin kendi bacağına (hatta son verilen etkinlik Dolmabahçe maçları olmuş olsa, kendi "beynine") kurşun sıkması anlamına gelir.

Afife Jale etkinliklerine halkın katılımı ne kadar cılız olmalı ki; anlaşılan, bina, belediye yetkililerine "atıl" durumda gibi görünmüş. Sonunda, sabırları öylesine taşmış ki, binayı yöneten TOBAV'ı, tüm mal varlığıyla birlikte binadan atmaya karar vermiş ve bunu en kaba biçimde yapmaktan çekinmemişler. TOBAV'a haber vermek nezaketine hiç  gerek duymadan,  avukatlarını, memurlarını ve işçilerini "Afife Jale'yi basmak üzere" göndermiş; onlar da aldıkları yazılı emre dayanarak, bina kapılarının kilitlerini (değiştirmek üzere) kırıp içeri girmiş ve içerideki eşyanın dökümünü çıkarmaya başlamışlar. O sırada, olayı haber almış olan DT sanatçısı ve TOBAV yetkilisi Murat Karasu, olay yerine gelmiş.

Olayın gerisini, aşağıda linkini verdiğimiz Murat Karasu yazısından okuyacaksınız. Karasu, TOBAV'ın Afife Jale'den çıkarılmasını, "tiyatro ve tiyatrocuların" Afife Jale'den çıkarılması olarak yorumluyor. Oysa Beşiktaş belediyesinin Afife Jale'de tiyatro etkinliklerine son vereceğine dair herhangi bir açıklamasını duymuş değiliz. Belediye, Afife Jale'deki tiyatro etkinliğini, TOBAV'dan çok daha etkin biçimde, halkın katılımını sağlayacak biçimde sürdürmenin yollarını bulabilir. Tabii, Karasu'nun korktuğu da başımıza gelebilir ve (TOBAV'ın başarısızlığı yüzünden, tiyatronun etkisiz, önemsiz ve halka yararsız bir sanat olduğu izlenimine kapılan) belediye bürokratları, Afife Jale'yi tiyatro etkinliklerine ebediyen kapayacak tadilatlara da girişebilir. Ama bu durumda Murat Karasu'nun isyan etmeden önce özeleştiri yapması beklenir. Tam on yıl önce (yani Murat Karasu'nun İstanbul DT müdürü olduğu dönemde) Gölge Tiyatro dergisinde kendisine yönelik olarak yazdığım şu satırlara  kulak asmadığı için utanması beklenir:

(...) Coşkun Büktel'in "Shakespeare'siz Herifler"ini ve örneğin Ömer Uğur'un repertuardaki o nefis oyunu "Çöp Saati"ni desteklemeyen Murat Karasu, "Olmayan Kadın"ı, "İlk Kadın"ı, "Final"i destekledi. Murat Karasu'nun kafasıyla DT yakında Nisan'ı da tatil yaparsa şaşmamalıyız! Evet DT bundan böyle Mart sonunda tatile girer ve suçlu da, örneğin televizyon ya da Refah partisi olur. "Final" gibi bir abukluğa, "İlk Kadın" gibi sıkıcı bir "hikaye okuma" tiyatrosuna, "Olmayan  Kadın" gibi bir utanmazlığa DT çatısı altında yer vermekle bindiğiniz dalı kestiğinizi ne zaman fark edeceksiniz? İlle yere çakılmanız mı gerek? İlle birinin düdüğü çalıp "paydos" diyerek kapınıza kilit vurması mı gerek? Ancak o zaman mı anlayabilirsiniz? (...) Çiftliğinize kendinizden iyileri sokmayarak, yaklaşan akıbetten daha ne kadar korunabilirsiniz?

(Kaynak: Coşkun Büktel, Sanata Evet Diyen Vandallar, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar, 1998. Sayfa 348.)

"Sanata Evet, Büktel'e hayır" diyerek Büktel'i aforoz eden Murat Karasu gibi tiyatrocular yüzünden tiyatromuz "ruhunu" çoktan kaybetti. Şimdi yalnızca "binalarını" kaybediyor.

Karasu'nun yazısını okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız!

"YETİŞİN! AFİFE JALE'Yİ BASTILAR..."

————————————

Burak Caney adlı meçhul (malum) şahıs, tam deşifre olmak üzereyken "sitesini"(!) internetten kaldırdı

Bakınız:

Hilmi Bulunmaz, "Caney'i sanal mezarlığa yeniden gömdük!... "

————————————

Polat İnangül'den bir Samuel Beckett değerlendirmesi

Dokuz Eylül Üniversitesi sahne sanatları doktorandı Polat İnangül, Beckett'in biyografisi ve eserleri üstüne topladığı bilgileri anlamlı bir bütün halinde özetleyerek "Hiç Adam" Samuel Beckett'e başlıklı bir yazı hazırlamış ve bu emek ürünü çalışmasının ilk bölümünü Hilmi Bulunmaz'ın tiyatroyun (tek "o" ile) adlı sitesine göndermiş.

İnangül metninin Beckett biyografisi ve sanatıyla ilgili genel bilgileri içeren ilk bölümüne link veriyoruz:

İnangül, Beckett'e Bakıyor...

————————————

Burak Caney'e son şans! (11 Ekim 2007)

Meçhul şahıs Burak Caney'in ardındaki malum şahısların gönderdiği mesajları artık açmıyorum. Ama Caney'in çift "o"lu tiyatrooyun.com sitesini zevkle izlemeye devam ediyorum/edeceğim. Caney'in fantezilerine sürekli olarak gündem ayırmayı, link vermeyi düşünmüyor olsam da, coskunbuktel.com'un Caney'le ilişkisine tümüyle son vermeden önce, Caney'in, Büktel'i Büktel'in ağzından, zalimce alaya aldığı son yazısına da link vererek, okurlarımızı Caney'le son bir kez daha buluşturmayı uygun gördüm. Yine ibretle okuyacak ve eğleneceksiniz. Lütfen tıklayınız:

COŞKUN BÜKTEL SİTEMİZE YAZDI

Burak Caney'in yeni atakları

Burak Caney adlı meçhul (malum) şahıstan mail kutumuza "milyonlarca" mesaj geliyor. Caney, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın "iç yüzünü" teşhir etmek için, hiçbir fedakarlıktan, hiçbir yorgunluktan kaçınmıyor. Hilmi Bulunmaz'ın tek "o" ile yazılan www.tiyatroyun.blogspot.com   adlı sitesinin yalnızca adını değil, formatını da aynen kopya ederek, çift "o" ile yazılan             www.tiyatrooyun.blogspot.com  adlı bir site kurmuş...

Bir yıl kadar önce, yine aynı amaçla kurduğu "Perde Arkası" adlı sitesinden çabuk sıkıldığı anlaşılan Caney'in yeni marifetlerini yukarıda verdiğimiz linkten çift "o"lu sitesine ulaşarak görebilirsiniz. Biz burada, Caney'in henüz sitesinde (sitelerinde) yayınlamadığı ama bana ve Hilmi'ye mail ile gönderdiği bir slayt  gösterisini size ulaştırmak istiyoruz.

Caney, hiç üşenmemiş, Büktel ve Bulunmaz'ı alaya alan bir de slayt gösterisi hazırlamış. Caney'in emeği yabana gitsin istemediğimizden, biz de üşenmeyip bilenlere danışarak teknik yardım aldık ve bu slayt gösterisine link vermeyi başardık. ("Hilmi'yle Coşkun'un Akıl Almazzzz Maceraları")

Mustafa Demirkanlı ve A. Ertuğrul Timur'dan öğrendiği yöntemlerle Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'in günahlarını teşhir etmeyi iş edinmiş olan Caney, bize gönderdiği bugünkü (8 Ekim) son mesajda, coştum büktel ve hindi bulunmaz adına internet alanları aldığını da müjdeliyor. Caney'in son mesajını da dikkatlerinize sunduktan sonra, virüs göndermesinden korktuğumuz için (çünkü yapabileceği başka şey kalmadı) artık Caney'in gönderdiği mesajları açmayacağımızı duyuruyor, Caney'in maceralarını, sizler gibi, bizim de, size sunduğumuz linklerden zevkle izleyeceğimizi belirtiyoruz:

Ortalık yıkılıyor
Tiyatro dünyası bu ikiliyi konuşuyor
Siz hala çevrenizdekilere iletmediniz mi?
*Ekteki dosya* yı iletiniz
*bu bammmbaşka bişeyyyyyy yepyeni bişeyyyyy*


devamı gelecek
http://tiyatrooyun.blogspot.com/ dan takip ediniz

www.costumbuktel.com , www.tiyatrooyun.com ve
www.hindibulunmaz.com sitelerimizin domainini aldık yakında tümü birden
yayında

Taklitlerimizden sakınınız......

 

Burak Caney adlı meçhul (malum) şahıstan mail kutumuza gelen son mesaj:

5 Ekim 2007

Sen var ya sen
sana iyilikte yaramaz
kadın roportaj yapmış illede kusur bulacan anayasayı bile kendin için yontacan
hay sana da theope ye deeee diyesi geliyor her görenin ne esermiş be
benliğini sarmış kişiliğini sömürmüş seni yemiş bitirmiş beynini kemirmiş egon ve hırsın theope yi sen yaratmışsın ama o seni bitirmiş sen artık bir sorunlu vaka olmuşsun seni öyle böyle değil psikolojik tedavi de değil seni artık tımarhane paklar

Burak Caney, aynı gün, Hilmi Bulunmaz'a da bir mektup göndermiş; okumak için

TIKLAYINIZ

————————————

GÜNCELLEME 3 Ekim 2007: Aşağıdaki üst başlığı yazıya ekledim. Ve aynı cümleyi, bu link yazısının son paragrafı olarak da tekrarlamayı yararlı buldum.

Artık inancım odur ki, iyi bir oyun yazabilmek için (diğer pek çok şeyden önce) "karakter" gerekiyor.

Tuncer Cücenoğlu nihayet utandı

Cücenoğlu'nun "Utanma Eşiği"ni aştık.

Bu sitenin en çok okunmuş olan yazısı (bir yılda 1000 kadar kişi okudu) "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" başlıklı yazımızdır. Bilindiği üzere biz bu yazımızda, Cücenoğlu'nun Rusya'yı sarstığı söylenen "Çığ" adlı oyunu hakkında bir metin incelemesi yapıyor ve "Çığ" metninden çıkardığımız somut örneklerle, oyundaki mantık hatalarını ve bayağılıkları belgeliyoruz. "Çığ"ın ne denli amatörce ve sakat kurulduğunu iki kere iki dört gibi sağlam ve "somut" örneklerle belgeledikten sonra, bu oyuna destek sunmuş, bu oyunu yurt dışına lanse etmiş, bu oyunu övmüş olan herkesi (Hülya Nutku, Nurhan Tekerek, Hasan Erkek, Tanju Cılızoğlu, Üstün Akmen, Müjdat Gezen, Kemal Başar, Cüneyt Çalışkur, Erhan Gökgücü, Ayşe Emel Mesci) teşhir ediyor, fena halde utandırıyoruz. (Daha önce de söylediğimiz gibi: Adını verdiğimiz şahısların utandığını görmedik, yalnızca utanmaz olmadıklarını varsayıyoruz.)

"Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" başlıklı yazımızın sonunda bir BONUS bölümü var. Herhangi bir tiyatrocu "Çığ" hakkında olumlu herhangi bir cümle söyler söylemez o cümleyi BONUS bölümümüze ekliyor o tiyatrocuyu derhal teşhir ediyoruz. BONUS bölümünde, Tuncer Cücenoğlu'nun bazı ifadelerine de yer vermiştik. Örneğin, (devletimizin cömertliğini belgelemek için, devletimizin çocuk zekasıyla dahi görülebilen mantık hataları ve bayağılıklarla dolu "Çığ" gibi bir oyunun yazarını bile ne kadar zengin ettiğini herkese göstermek için) Cücenoğlu'nun şu satırlarını bir internet sitesinden aktarmayı ve söz konusu siteye link vermeyi yararlı bulmuştuk.

"Gerçekten de olağanüstü bir yerdi... 17 Km uzunluğunda doğal ve bozulmamış bir sahil... Önerilen dubleks evin bulunduğu Akdeniz Evleri, 190 konuttan oluşuyor... Fiyat da uygundu... En önemli özelliklerinden biri de Göçek, Köyceğiz, Dalyan gibi yerlere arabayla yalnızca yarım saatte ulaşabilme şansına sahip oluşunuz. Duraksamadan aldım... Ve her yaz Temmuz ve Ağustos aylarını burada geçirmeye başladım..."

Tuncer Cücenoğlu

(Bir internet yazısından    25 Eylül 2006.)

Ne var ki, bugün (3 Ekim 2007) yazıyı tekrar gözden geçirdiğimizde gördük ki, yukarıda verdiğimiz ve bir yıldır bir çok okurumuzca kaynağı test edilmiş olan link, artık  çalışmıyor. Tıklayanları hiçbir yere götürmüyor. Cücenoğlu'nun yukarıdaki satırları içeren ve tatil sitesinde tanıştığı bir Rus bayanı anlatan yazısı eğer üç ya da dört değilse, en az iki internet sitesinde çıkmıştı.  Yukarıdaki satırları Google'dan aradık. Hiçbir şey çıkmadı. Belli ki, Cücenoğlu yazıyı internetten tümüyle çıkarmıştı.

Canımız sıkıldı. Sanki okurlara kaynağı olmayan bir şeyler aktarmış, Cücenoğlu'na aslında söylemediği bir şeyler söyletmiş gibi alçak bir duruma düşmüştük. Okurlar bilmelidir ki, ortada bir alçaklık varsa, o alçaklığı yapan kesinlikle biz değiliz. Herhangi bir okur (bir tek okur) tarafından böyle bir alçaklıkla suçlanmaya katlanamayacağımız için metnin ilgili bölümüne şu "GÜNCELLEME"yi ekledik:

(GÜNCELLEME 3 Ekim 2007: Yanda verdiğimiz link artık çalışmıyor. Kontrol ettik: Cücenoğlu ya utandığı için, ya da Büktel'i yalancı durumuna düşürmek için, söz konusu -uzun isimli- internet yazısını, yayından çıkarmış. Ama bu alıntı, bugün -3 Ekim 2007- itibariyle bir yıldır buradaydı ve yüzlerce okurumuz, verdiğimiz linkteki Cücenoğlu yazısını gördü/okudu. Cücenoğlu, yukarıdaki satırlarından utandığı için onları internetten çıkarmış olabilir ama o satırları yazmış olduğunu inkâr edemez/etmemiştir.)

İnternet denilen bu kaygan zeminde vandalizmle mücadele etmek öylesine yorucu ki. Onlar bir tıkla sizin namusunuzu şaibeli kılabiliyor, ama siz o şaibeyi temizlemek için sayfalar yazmak zorunda kalıyorsunuz. Çünkü bir tek okurun bile hakkınızda yanlış düşünmesine katlanamıyorsunuz. Vandallar Büktel'in kanıtlı belgeli suçlamalarına nasıl katlanabiliyor, nasıl olup da sessiz kalabiliyor, bu kösele pişkinliğini kaç yılda kazanabiliyor, çok merak ediyorum.

Artık inancım odur ki, iyi bir oyun yazabilmek için (diğer pek çok şeyden önce) "karakter" gerekiyor.

————————————

AKM'nin künyesi ve tarihsel biyografisi

Mimariden anlamam ve anlamadığım konularda haddimi bilip susmayı tercih ederim. Ama  bu kez "öznel" olarak (yani kanıtsız belgesiz) ve asla iddialı olmadan bazı gözlemlerimi ve düşüncelerimi aktaracağım:

Bir seyirci olarak, AKM'nin büyük salonunda tiyatro seyretmeyi hiç sevmiyorum. (Belki de sırf oraya uygun diye yapılan prodüksiyonların aslında oraya uygun olmaması ya da düpedüz kötü prodüksiyonlar olmasıdır bunun nedeni...) Akustik hataları yüzünden, salonda pek çok "kör nokta" vardır. O noktalardaki koltuklara oturduğunuzda (ki onlar aslında "nokta" denemeyecek kadar geniş  ve pek çok koltuğu içine alan "bölgelerdir") sahnede neler konuşulduğunu duyabilmek için, insanüstü keskin kulaklara sahip olmanız gerekir. Benim kulaklarım ise  hiç de keskin değil.

Yıllar önce AKM büyük salondaki "kör noktaları" Cihan Ünal'a anlattığımda ve nedenini sorduğumda, "o noktalardan da ses duyulur, duyulur ama, duyurabilecek oyuncular gerekir" demişti. Türkiye'nin ses tekniği konusunda en güvenilir oyuncularından biri sandığım Cihan Ünal'ın haklı olup olmadığına kendiniz karar verin!

AKM, bence de "netameli" ve gözüme güzel görünmeyen bir yapı. En azından Sydney'deki opera binası gibi tartışmasız bir güzelliğe sahip değil.

Ama yine de, sırf yıkım masrafı bile büyük meblağlar tutacağı söylenen bir operasyonla AKP iktidarının AKM'yi tarihten kazıyıp yerine (daha iyisi olacağı oldukça meçhul) bir başka kültür merkezi yapmak (hatta belki de yıkım sonrası fikir değiştirip, "Ce-ooo!... Takiyye yapmıştııık!" diyerek, bir "alışveriş merkezi" yapmak projesine, "evet" demeli miyiz? Hayır! Gerçekçi bir "hayır"!...

Aşağıda verdiğimiz link, sizi,  AKM'nin teknik yapısı ve tarihiyle ilgili oldukça "yeni" ve enteresan bilgiler (belgeler) içeren Julide Kaya imzalı bir habere götürecek:

Bakan Günay, AKM’nin yıkımına ‘temkinli' yaklaşıyor...

————————————
 

2. GÜNCELLEME

Ezber hatasını yapan sayın Ertuğrul Günay değil; Zaman gazetesinin internet sitesi çalışanlarıymış.

Hilmi Bulunmaz, Zaman gazetesinin ilgili nüshasını buldu ve gazetede, şiirin yanlışsız aktarılmış olduğunu belirledi. Bu durumda yanlışlığın, haberi Zaman'ın internet sitesine aktaran arkadaşlar tarafından yapıldığı anlaşılıyor.

Aynı arkadaşlar, yanlışlığı düzeltirken de yanlış davranmış, yanlışlığı "sonradan düzelttiklerine" ilişkin not düşmeyi ihmal etmişlerdi.

GÜNCELLEME:

Aşağıdaki link yazımda,  Nâzım'ın şiirini okurken Ertuğrul Günay'ın bir ezber hatası yaptığını yazmıştım. Link verdiğim Zaman gazetesi röportajında dün görülmekte olan o ezber hatası, bugün görülmüyor. Anlaşılan Zaman çalışanları Hilmi Bulunmaz'ın ve benim (ya da belki başkalarının) uyarısından sonra röportajdaki hatayı düzeltmişler. Bu güzel bir şey...

Ne var ki, Zaman çalışanları, bu düzeltmeyi hiçbir açıklama yapmadan gerçekleştirdikleri için, aşağıdaki link yazımızı okuyanlar, hatanın sanki hiç varolmadığını, bizim "hata var" diyerek Zaman gazetesine iftira ettiğimizi sanabilirler. Okurlarımız, şundan emin olsunlar ki, biz doğru söylemiştik. Hata "vardı". Oradaydı. Hatanın şu anda görünmüyor olması, ortada bir iftiranın bulunduğunu kanıtlıyorsa, kesinlikle bilinmelidir ki, iftira eden "biz" değiliz.

Zaman gazetesinden uyarımız için teşekkür bekliyor değildik. Ama Zaman çalışanları, en azından, düzeltmeyi "sonradan yaptıklarını" açıklayan bir not düşerek, bizi (ya da eğer varsa başkalarını) yalancı durumuna düşürmekten sakınmalılardı. Böylesi, Zaman çalışanları gibi "kâmil" ya da (Ertuğrul Günay'ın kullandığı sözcükle) "nitelikli" insanlara, şüphesiz ki, çok daha yakışan bir davranış olurdu.

"Demokrasiyi anlamadan ne sosyal demokrat, ne sosyalist demokrat, ne de nitelikli insan olunabilir."

Bakan Günay, Zaman gazetesi muhabiri Abdullah Kılıç'a verdiği röportajda, AKM'nin yerinde AKM'den daha mükemmel bir kültür merkezi inşa etmek gibi, kültür bakanlığı yayınlarını yalnızca "görsellik" olarak değil "içerik" olarak da geliştirmek gibi, Nâzım Hikmet'in mezarını yurda getirtmek gibi, müzelerimizdeki soygunu engellemek gibi başlıklar hakkında, benim (çok da fazla umutlanmadan) "iyi niyetli" diye yorumlayabileceğim; kötümserlerin ise "sureti haktan görünme çabası" diye yorumlayabileceği şeyler söylüyor.

Bakan Günay, röportaj sırasında Nâzım'dan bir alıntı da yapmış:

"Bir vapur geçer Marmara önünden / Bir vapur geçer Boğaz'a doğru / Nazım usulcacık okşar vapuru / Yanar elleri"

Nâzım severlerin derhal fark edeceği üzere, yukarıdaki alıntıda sayın Günay bir ezber hatası yapmış. Şiirin aslındaki "Varna" sözcüğünü "Marmara" olarak yanlış hatırlamış.

Her insanın başına gelebilecek bu ezber hatası yüzünden,   "Şiir okuyarak Nâzım'ı yaktı!..." biçiminde başlık atıp bakan Günay'ı oldukça sert eleştiren Hilmi Bulunmaz, belki benden daha gerçekçidir.

tiyatrom.com'da yayınladığı Kara Tuzak başlıklı yazısında (yazık ki yazıya link verilemiyor) "Kültür bakanı zat ise, laf üstüne laf çevirecektir. Öyle de olmaktadır." diyen Orhan Aydın gibi tiyatrocular (yani ağzıyla kuş tutsa bile Ertuğrul Günay'a güvenmeyeceklerini ilan edenler) belki benden daha gerçekçiler.

Ama ben, o röportajda bakanın demokrasi üstüne söylediği (ve bu yazıya başlık yaptığım) sözünü önemsiyor ve o sözün "lafügüzaf" olmayacağını ummak istiyorum. Ne diyor Bakan:

"Demokrasiyi anlamadan ne sosyal demokrat, ne sosyalist demokrat, ne de nitelikli insan olunabilir."

Bizce, bakan olabilme şansını yakalamış "nitelikli" ve "demokrat" bir insan, "hakikat Çin'de olsa" gidip bulacağı gibi; hakikat yalnızca coskunbuktel.com'da olsa bile hakikatı bulacaktır. Kendisine verilenle yetinmeyecek; hakikatı arayıp bulmaya, kendini (demokrat bir bakan olarak) "görevli", (nitelikli bir insan olarak da) "mecbur"  hissedecektir.

"Koca bakan senin siteni nasıl  görecek?" diye düşünenler olabilir. Onlara diyorum ki, elindeki devlet olanaklarına rağmen, hakikati benim sitemde bile bulup göremiyorsa, o bakan, o kadar da "koca" bir bakan değildir. Daha çok, "sağır sultan" gibi bir şeydir.

Bakan olabilme şansını yakalamış "nitelikli" ve "demokrat" bir insan, hakikati bulabilmek için, hisleri ve sezgileri sayesinde, kendine, "nahoş" buldukları gerçekleri (halktan ve bakandan) gizlemeye eğilimli kişiler yerine, o nahoş gerçekleri keşif ve teşhir etmeye hazır "namuslu" insanlardan bir kadro oluşturmayı mutlaka başaracaktır.

Hakikati coskunbuktel.com'da bile olsa arayıp bulamıyorsa ya da bulduğu halde "belgelenmiş" gerçeklere aldırmıyor, görmezden geliyor, gereğini yapmıyorsa; sayın Günay'ın; Mustafa Demirkanlı, A. Ertuğrul Timur gibi hiçbir özel "niteliği" bulunmayan sansürcü site sahiplerinden bile daha "nitelikli ve demokrat" olmadığı anlaşılacaktır.

Biz (insan ve demokrat kişiliği hakkında öteden beri olumlu bir izlenime sahip olduğumuz)sayın Günay'ın bir insan ve bir bakan olarak ne denli "nitelikli" ve "demokrat" olabileceğini, spekülatif "varsayımlarla" değil; çok yakında yayınlayacağımız "Ölüleri Gömün skandalı -7" üst  başlıklı yazımızda teşhir edilecek "somut belgelerle" (onu bir bakan olarak sorumlu ve görevli kılacak "somut" usulsüzlüklerle) test edecek ve (ardından) yargılayacağız.

O zamana değin, sayın bakanın bu yazıya başlık yaptığımız demokratik sözlerinin "lafügüzaf" olmadığına, tüm gücümüzle inanmaya çalışacak, umudumuzu koruyacağız.

Sayın Günay'ın Zaman gazetesindeki röportajını okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayın:

Bakan Günay'la röportaj

————————————

A. Ertuğrul Timur, bu kez "iyi bildiği" bir konuda, oldukça aydınlatıcı bir yazı yazmış

Aydın Doğan'ın bilmenizi istemediği hakikatleri niçin bilemezsiniz?

Türkiye'de bir basın tekeli bulunduğunu, bunun kötü bir şey olduğunu, kabataslak olarak herkes biliyor. Ama bu tekelin nasıl kurulduğunu, hangi acımasız kuralları dayattığını ve toplumun hakikati öğrenme hakkı için ne denli kesin bir tehdit oluşturduğunu, A. Ertuğrul Timur kadar "yakından" bilen ve bildiklerini açıklayabilen, sanırım, pek az kişi vardır.

Bu ülkede, kolay ulaşılan büyük reytingli enformasyon araçları okurlara bazı tür hakikatleri asla vermiyor; okurların o tür hakikatlere ulaşması, hakikati az bilinen adreslerde "keşfetmesi" gerekiyor.

Sitemize ulaşabilen şanslı okurları, ülkemizdeki dağıtım tekeli üstüne Timur'un anlattığı enteresan gerçeklerle buluşturmayı görev sayıyoruz. Timur'un genelde her türlü tiyatro yayıncılığını ele aldığı henüz tamamlanmamış yazısının yalnızca (dağıtım tekeliyle ilgili) ikinci bölümünü önemli bulduğumuz için, yazının tümünü aynı sayfada yayınlamış olan tiyatrom.com'a değil; yazının bölümlerini ayrı ayrı sayfalarda yayınlamış olan, tiyatroyun.com'a link veriyoruz. Gönderdiğimiz sayfanın altında, yazının tiyatrom.com'daki tamamına ulaştıran bir linki de bulacaksınız.

NASIL BİR TİYATRO YAYINCILIĞI/2

————————————

Orhan Aydın'ın  isim vermeden, "kim yerse yesin" diyerek, "ortaya karışık" yaptığı suçlamaları, Hilmi Bulunmaz sert yanıtladı

Orhan Aydın, tiyatrom.com'da yayınladığı, hamasetten ibaret suçlama yazısına "Arınma" başlığını koymuş. Bir takım insanları  isim vermeden suçluyor ve örgütlü olmayı, arınmayı savunuyor. Örgütlü olmanın önemini anlatmak için, yazısının bir yerinde Fransa'dan örnek veriyor:

"Örgütlü davranan sanat emekçisi yaratıcılar sistemle daha kolay hesaplaşmış ve haklarını mutlak almışlardır. Bir iki örnekle yetinirsek; geçen yıl Fransız tiyatrosunun kalbi Paris’te, gerekçesiz görevinden alınan bir sahne teknisyeni için tüm Fransa’daki tiyatro yaratıcılarının ayağa kalkması ve perde kapatmaya kadar uzanan direniş, teknisyenin görevine dönmesini ve haklarının verilmesini sağlamıştır."

Peki, acaba, Fransa'da, ülkenin en ünlü tiyatro profesörü, doğruları söylemek için halkın vergilerinden maaş alarak katıldığı otuz kişilik bir resmi toplantıda, bir Fransız yazarına iftira ederse; o yazarın (o anda oynanması talep edilen) bir oyunu için çalıntı imasında bulunur ve (aynı isimli bir başka oyun var olmadığı halde) aynı isimli bir başka oyunun var olduğunu söylerse ve bu yalanı söylediği, toplantının CD kaydıyla belgelenirse; Fransız tiyatrocular bu durumda ne yapar?

Türkiye'nin Orhan Aydın gibi "örgütçü" tiyatrocuları bu durumda sadece susuyorlar. Susarak, iftiracı Özdemir Nutku'yu pasif biçimde destekliyorlar. Yazar haklarını savunmak iddiasındaki bir örgüt (OYÇED) ise, iftirayı ve iftiracıyı savunmakta, pasif desteğin ötesine bile geçerek, iftiracı Nutku'yu OYÇED'e önce başkan, daha sonra da "onur kurulu üyesi" seçiyor (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı"); yani OYÇED denen örgüt, iftira ve iftiracıyla onur duyduğunu açıkça ilan ediyor. (Orhan Aydın gibi örgütçülerde yine "tık yok".)

Orhan Aydın gibi örgütçülerin sessizliğine güvenerek, OYÇED yarın öbür gün, iftiracı Nutku hakkında şöyle bir şarkı bile yapabilir:

Demokratik usuller      

Sökmez bizim OYÇED'de 

İftira zehir değil          

 Pekmez bizim OYÇED'de

Amaca giden yalan          

 Besin verir OYÇED'e            

 Şu gizli KU Klux Klan          

Esin verir OYÇED'e

İftira onurumuz           

Büktel'e kin doluyuz        

Kariyer tutkunuyuz             

Biz hepimiz Nutku'yuz

Orhan Aydın'ın isimsiz suçlamalarında, Nutku gibi iftiracılara, OYÇED gibi iftira destekçisi örgütlere, belgelenmiş iftirayı görmezden gelen site sahiplerine yönelik hiçbir ima yok. Bir profesörün otuz kişilik resmi bir toplantıda bir yazara iftira etmiş ve iftirasının, kendi itirafı ve CD kaydıyla belgelenmiş olması; sanki Coşkun Büktel'in özel sorunuymuş gibi; bu olay, sanki Türk tiyatrosundaki çürümeyi kanıtlayan en çarpıcı ve tek "belgeli" hakikat değilmiş gibi; Orhan Aydın dahil tüm "örgütçü" tiyatrocular susuyorlar. Susuyor ve "arınmaktan" bahsediyorlar.

Evet, Orhan Aydın gibi "suskun" aydınların "arınması" (görmezden gelinen "hakikate" sahip çıkması) gerçekten gerekli. Ama Orhan Aydın, ürkek imalar biçimindeki suçlamalarını ve arınma çağrısını, "kirli" tiyatroculara yöneltmiyor ki... Kirliliğe karşı çıkan üç beş "temiz" insana, hakikat severlere yöneltiyor.

Ben bir yazar olarak, hakikate sırt çevirip, sırf örgütlü olmak hatırına, OYÇED'e dahil olmayı ve OYÇED'le birlikte kirlenmeyi nasıl tercih edebilirim? Menfaatleri uğruna iftirayı savunan, iftiracıyla onur duyan insanlarla örgüt kurulmaz, ancak "çete" kurulur. Zaten OYÇED de, Ku Klux Klan'dan farksız bir yapı olduğunu pek çok kez kanıtlamıştır. (Bakınız: Büktel, "Hangisi daha gizli bir örgüttür: OYÇED mi, Ku Klux Klan mı?")

Orhan Aydın, örgütten yanaysa, "gerçekten" arınsın ve bize katılsın! Ben bu çağrıyı, umutla yapıyor değilim. Çünkü, örgütçülerin, "hakikate" değil, kelle sayısına önem verdiklerini ve hakikat etrafında örgütlenmeye yanaşmayacaklarını biliyorum.

Acar Burak Bengi ne demiş:

(...) "ama hakikat örgütlenemiyor. Belki de doğası müsait değil; örgütlenince hakikat olmaktan çıkıyor, din oluyor."

(Bengi, "Sansürlenen Tolstoy", Yokuş Yayınları, 2007. Sayfa 111.)

Aşağıda, önce Orhan Aydın'ın yazısına, sonra da, Hilmi Bulunmaz'ın cevabına link veriyoruz:

1. ARINMA..

2. ARINMAK İÇİN KİRLENMEK GEREKİR...

————————————

Hilmi Bulunmaz'ın özeleştirisi

Hep söylüyorum: Hilmi Bulunmaz, enteresan bir aydın. Şartlar özeleştiriyi dayattığında bile, şartların zorlamasıyla bile, hiç kimsenin özeleştiri yapmaya yanaşmadığı bu ülkede, Hilmi Bulunmaz, hiçbir dıştan zorlama bulunmadığı, hiç kimse talep etmediği halde, yalnızca kendi vicdanının zorlamasıyla, kamuoyu önünde özeleştiri yapıp hatalarını okurların bilgisine sunmakta sakınca görmüyor.

Bulunmaz'ın yaptığı şeyi, sıradan namuslu bir aydının sıradan davranışı olarak değerlendirmek, özellikle Türk tiyatrosu camiasında, pek mümkün değil. Çünkü, örneğin 60 kişilik bir yazarlar örgütü olan OYÇED'de bile, bir tek, (bir tek diyorum yahu, "bir tek") sıradan namuslu aydın çıkıp, Hilmi Bulunmaz'ın yaptığını yapamıyor. Bir iftiracı olduğu belgelenmiş olan Özdemir Nutku'nun, OYÇED'de önce başkanlığa, daha sonra da onur kuruluna seçilmiş olmasından utanç duymayı hiçbir OYÇED üyesi başaramıyor. (Bakınız: Büktel, "Utanma Eşiği").

Bazı insanlar kariyerlerini engellemesin diye ameliyat masasına yatıp nasıl "yağlarını" aldırıyorsa; sanırım OYÇED yazarları da, kariyerlerini engellemesin diye, ameliyat masasına yatıp vicdanlarını aldırmışlar. OYÇED'e dahil olabilmek için, o ameliyatı geçirmek zorunlu bir koşul olmalı. Yoksa onca "yazar" içinden bir tek (bir tek diyorum yahu, "bir tek") vicdanlı insan çıkıp, tescilli bir iftiracıdan onur duyuyor olmaya itiraz etmez miydi?

Hilmi Bulunmaz'ın "gönüllü" özeleştirisi, umalım ki (hâlâ ameliyat olmamış) tiyatrocularımıza umut ve moral aşılasın, örnek olsun!

Evet, karamsar olmaya gerek yok: Çünkü bazılarının "bok çukuru" dediği Türk tiyatrosunda Bulunmaz gibi insanlar da var.

Bulunmaz'ın özeleştirisini okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

"KEMAL BEKİR"

————————————

Tacizlerin mağdurları ve tanıkları konuşmaya devam ediyor.

Dünyanın en iğrenç suçlarından biriyle, tacizle, suçlanmakta olan Mehmet Esatoğlu, linkini aşağıda da  verdiğimiz son röportajında, (ESATOĞLU İLE SÖYLEŞİ) taciz suçlamalarıyla ilgili olarak, diyor ki:

"Bu konuda kamuoyu önünde tartışmıyorum. Benimle sorunu olan herkesle yüz yüze konuşmaya hazırım."

Esatoğlu, belli ki, kendine yönelik "iftiraları" (Esatoğlu'nun herhalde "iftira" saydığı suçlamaları) sorun olarak görmüyor. "İftiracılara" mutlaka haddini bildirmek gibi bir derdi yok. İnsanların, en azından bir kısmının, bu "iftiraları" inandırıcı buluyor olması, Esatoğlu'nu rahatsız etmiyor.

Esatoğlu'nun (yedi yıldır sürdürdüğü) bu aldırmaz tutum, iftira karşısında tam tersi bir tutum sergilemiş ve özür dileyinceye kadar iftiracının yakasını bırakmamaya ahdetmiş olan (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı") benim gibi bir insanın "anlayabileceği" (makul bulabileceği) bir tutum olamaz. Ne var ki, herkes Büktel olmak zorunda değildir ve dünyanın en iğrenç suçlarından biriyle suçlanmasına rağmen aldırmaz bir tutum sergilemek, yasal olarak, Esatoğlu'nun hakkıdır.

Esatoğlu, yine o son röportajında (ESATOĞLU İLE SÖYLEŞİ) taciz suçlamalarını ABD eski başkanı Clinton'un bir "talimatıyla" açıklamaya çalışıyor.

"1996 yılında İstanbul’da gerçekleşen Habitat Zirvesi’nde ABD Başkanı Bill Clinton kitle örgütleri için yeni bir yol çizdi. Neydi bu yol? Kitle örgütleri yani dernekler, sendikalar, vakıflar, kooperatifler var olan sisteme muhalefet alanları olmayacak aksine sistemin eksik ve gediğini toparlayan bu yönde çalışmalar yapan kuruluşlar olacaklar, sistem de bu kuruluşlara gereken desteği verecek. O günden itibaren ülkemizde tüm kitle örgütlerinde bir yol ayrımı ortaya çıktı. Bu iki eğilim bir süre kendi içinde çatıştı. ATÇ içinde de bu tartışmanın yansımaları oldu."

Ben, kendi payıma, Fadime Yılmaz'ın anlattıklarında  (Bakınız: TACİZLERİN TANIĞIYIM) ve son olarak, Esatoğlu'nun kendisine karşı uyguladığı taciz yöntemlerini ayrıntılı biçimde açıklamış olan (ve ismini vermeyişini benim bile "anlayabildiğim") bir diğer bayanın açıklamalarında (Bakınız: "Tiyatro Eğitiminde Cinsel Taciz Üzerine Bir Görüşme") Clinton talimatının uzak yakın herhangi bir "yansımasını" sezemedim. Ama  özellikle adını vermeyen bayanın anlattığı ayrıntıları okuduğumda, o bayanın içine düştüğü psikolojinin neye benzediğini ve  "Bu konuda kamuoyu önünde tartışmıyorum. Benimle sorunu olan herkesle yüz yüze konuşmaya hazırım." diyen Esatoğlu'nun "yüz yüze" davetine o bayanın niçin icabet edemeyeceğini, net olarak "sezebildim".

TİYATRO EĞİTİMİNDE CİNSEL TACİZ ÜZERİNE BİR GÖRÜŞME

Not:

Bu arada, onları Gölge Tiyatro'nun "karşı kutbu" olarak değilse de, Gölge Tiyatro gibi "karşı görüşlere yer vermeyen" bir site olarak nitelediğimiz için, İATP-G'nin şu açıklamasını da değerlendirmeliyiz.

"İATP-G sitesini dezenformasyona batmış ve “Tacizcinin Sesi” olma misyonunu üstlenmiş Gölge Tiyatro haber-yorum sitesinin karşı kutupu olarak değerlendirme girişimleri var.

Öncelikle vurgulanması gereken İATP-G sitesinin bir haber-yorum sitesi olmadığı, yalnızca platform gündemini duyurmakla yükümlü olduğudur. Dolayısıyla, haber-yorum yayıncılığı alanında kaynak işlevi görmenin ötesine geçmez."

Bizce ise, bu "laflar", karşı görüşe yer vermemenin, link bile vermemenin bahanesi olmaktan öteye geçmez; karşı görüşleri okurlardan gizlemeyi haklı kılmaz.

Karşı görüşleri okurlara sunmanızı, hiç değilse link vermenizi (kısacası, "demokratik olmanızı") engelleyen bir durumunuz varsa, o duruma mazeret bulmaya değil, o durumu değiştirmeye çalışmalısınız.

Hele de, karşı görüşlerden çekinmenizi gerektiren herhangi bir neden yokken...

————————————

"Tacizle" suçlanan Mehmet Esatoğlu konuştu; tacizle suçlayan Fadime Yılmaz cevap verdi:

"Tacizlerin Tanığıyım"

BarışaRock festivalinde tiyatrocularla feministler ve festival düzenleyicileri arasındaki (taciz protestosuyla başlayan) tartışmaları/çatışmaları  sanırım herkes biliyor. (Bilmeyenler, tüm tarafların görüşlerine yer verilen, nesnel ve kapsamlı bir yayın platformundan her şeyi  öğrenmek isterlerse, Hilmi Bulunmaz'ın tiyatroyun.com sitesindeki "BarışaRock'ta Neler Oldu" sayfasında son iki yazının metnini ve ilgili tüm yazıların linklerini bulabilirler.)

2000 yılından bu yana tacizcilikle suçlanan ve bunca yıldır, suçlamalar karşısında sessiz kaldığı söylenebilecek kadar az şey konuşmuş olan Mehmet Esatoğlu, nihayet, bu konuda sessizliğini bozmayı kabul etmiş. Esatoğlu, "konuşmak" için (kendisinden yana tavır koymuş ve BarışaRock'u faşist davranmakla suçlamış olan)  Gölge Tiyatro sitesini tercih etmiş. (Oysa nispeten tarafsız bir site, tiyatrom.com, Esatoğlu'na, kamuoyu önünde açıkça röportai daveti yapmıştı.)

Taciz mağduru olduğunu öne süren bayan tiyatroculardan biri, Fadime Yılmaz, Esatoğlu'na derhal cevap vermiş. Bayan Yılmaz da, cevabını taraflı (karşı görüşlere yer vermeyen) bir sitede (iatp-web.org)yayınlamayı tercih etmiş. Ne var ki, bayan Yılmaz, Esatoğlu'ndan farklı olarak, "Talep edilen bütün platformlarda çıkıp konuşacağımı buradan herkese bildiririm." gibi bir cümle kurabiliyor.

Aşağıda, önce Esatoğlu'nun Gölge Tiyatro'da çıkmış roportajına; sonra da, Fadime Yılmaz'ın iatp-web.org'da çıkmış cevap yazısına link veriyoruz:

1. ESATOĞLU İLE SÖYLEŞİ

2. TACİZLERİN TANIĞIYIM

————————————

Acar Burak Bengi'nin, Tolstoy çalışmaları (Vatanseverliğe Karşı ve Sansürlenen Tolstoy) Yokuş Yayınları'nda... Yokuş Yayınları ise internette,  Beyoğlu Simurg ile Beyoğlu Robinson Crusoe kitabevlerinde ve Moda Dağarcık Sahaf'ta...

Tolstoy, Savaş ve Barış, Anna Karenina ve diğer romanlarından ibaret değil...

"Gizlenen kitap" olarak lanse edilen ve Tolstoy'un "müslüman olduğunu" iddia eden Hz Muhammed adlı "kara" kitap (korsan baskıları hariç) beşinci 50 bin baskısına ulaştı. Yani kitapçıların ve okurların "yalana rağbeti" çok büyük oldu ve devam ediyor.

O kitabın "gizlenmiş" olmadığını kaynak göstererek belgeleyen ve Tolstoy'u müslüman ilan edenlerin yaptığı tahrifatı teşhir eden  Sansürlenen Tolstoy adlı kitap ise, bin tane bile satmadı. Yani kitapçılar ve okurların "hakikate rağbeti" sıfıra yakın oldu.

Acar Burak Bengi, içerik  olarak Türkiye'nin en kaliteli, en yararlı, en zihin açıcı kitaplarından ikisini yayınladı: Vatanseverliğe Karşı ve Sansürlenen Tolstoy... Bengi, bu iki kitabı, en profesyonel yayınevlerini kıskandıracak bir mükemmellik ve tasarım estetiğiyle ve  kendi emeğinin ve titizliğinin eseri olarak, neredeyse sıfır tashihle bastırdı. Türkiye'nin bu kitaplara (hakikate) ihtiyacı var. Ama Bengi, bu kitapları dağıtamıyor.

Çünkü dağıtımcılar ve (yukarıda adlarını ve linklerini verdiğimiz üç tanesi dışında) kitapçılar, bu iki "amatör" kitap için ayrı bir cari hesap açmak istemediklerinden, Vatanseverliğe Karşı ve Sansürlenen Tolstoy'u raflarına koymuyorlar.

Acar Burak Bengi, yazdığı alanda, (eleştirel inceleme) en az Coşkun Büktel kadar başarılı, çok önemli bir yazar. En derin konuları, en kolay biçimde açıklayabilmesini mümkün kılan olağanüstü bir ifade gücüne ve yazdıklarını eğlenceli ve "okunur" kılan müthiş bir ironi yeteneğine sahip ve en az Büktel kadar vicdanlı, titiz ve dürüst bir yazar.

Bengi'nin kitapları yalnızca aydınlanmak için değil, sırf okuma keyfi için bile okunacak kitaplar. Ne yazık ki, sizlere ulaşmaları çok zor. Onlara mutlaka ulaşmaya,  çalışın! Ayrıntılı bilgi, aşağıdaki başlıkta:

YOKUŞ YAYINLARI

————————————

Tiyatro sanatçısı Mustafa Gencer vefat etti!

Geçirdiği rahatsızlık sonucu tedavi gördüğü Ordu Devlet Hastanesinde hayatını kaybeden 64 yaşındaki Gencer için, ilk olarak Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu önünde tören düzenlendi.

Haber ilk kez Milliyet'te yayınlanmış. Biz, haberi tiyatroevi.com'da gördük ve gördüğümüz sayfaya link veriyoruz. Haberin tamamını okumak için lütfen aşağıdaki mavi başlığı tıklayın!

Tiyatro sanatçısı Mustafa Gencer vefat etti!

————————————


GÜNCELLEME (5 Eylül 2007): Aşağıdaki yazıyı, yeni paragraflar ve yeni ifadeler ekleyerek "geliştirdim".

Kendisini "süt banyosunda yüzüyor" zanneden ve sahibi olduğu sitede, "Tiyatro dünyası bokun içinde yüzüyor" diye, klozet resimli manşet atan

A. Ertuğrul Timur, yalan, sansür ve dezenformasyon içinde yüzmekte ve okurlarını eşek yerine koymakta hiç sakınca görmüyor.

Timur, denize düşenin yılana sarıldığı gibi, dostu Mustafa Demirkanlı'nın defalarca deşifre ettiğimiz en iğrenç dezenformasyon yöntemlerine sarılarak; elmalarla armutları bilinçli biçimde, "kasten" karıştırıyor; böylelikle okurları aldatmaya ve okurları aldatmaktan medet uman  bir sansürcü olduğu gerçeğini örtbas etmeye çalışıyor.

Feridun Çetinkaya'nın, sansür karşıtı yazısı ("Ben Sana 'Tiyatrocu Olamazsın' Demedim...") belli ki, Timur'u çok etkilemiş ve Timur, Çetinkaya'yı dolaylı olarak da olsa cevaplamaktan kendini alamamış. Timur, Coşkun Büktel'in cevap hakkını niçin tanımadığını, Büktel'in cevap yazısını (Büktel daha yazıyı yazmadan önce) niçin sansür ettiğini (Büktel'in cevap yazısını yayınlamayacağını daha baştan niçin ilan ettiğini) açıklamaya, elbette ki, yanaşmıyor. Timur, Çetinkaya'ya dolaylı biçimde cevap verdiği yazısında, sansür suçunu mazur gösterme amacıyla, yine yalan ve dezenformasyon yöntemine sarılıyor. Şöyle yapıyor:

Büktel'i sansür etmesinin ne kadar haklı olduğunu kanıtlamak üzere, sansür ettiği bir Hilmi Bulunmaz yazısından, hakaret içerikli bazı ifadeleri cımbızlayarak, sansüre karşı yazı yazmış  olan  Irmak ve Çetinkaya'ya  soruyor:

"sayın Coşkun Irmak ve Sayın Feridun Çetinkaya'ya ve konuya dahil olmak isteyenlere soruyorum aşağıdaki küfür, hakaret, sövgü dolu satırları siz onaylıyor ve yayınlanmalıydı diyor musunuz?"

Irmak ve Çetinkaya bu soruya ne cevap verirler ya da cevap verirler mi bilemeyiz.  Ama bizim cevabımız şudur:

Bulunmaz'ın "küfür, hakaret, sövgü dolu" olduğu söylenen ve okurların ahlakı bozulmasın diye adı bile belirtilmeyen, linki bile verilmeyen söz konusu yazısı (Bakınız: Hilmi Bulunmaz, "Yalanı Yalanla Örtmek") Timur'un sitesinde yayınlanmış bir Mustafa Demirkanlı yazısına (Bakınız: Demirkanlı, "Vekalet Dönemi") "cevap" olduğuna göre; Bulunmaz'ın cevap hakkı, elbette ki, hiçbir bahaneyle gasp edilmemeli, Bulunmaz'ın "Yalanı Yalanla Örtmek" başlıklı, o "sert ifadeler içeren" ama "dürüst" ve "yalansız" cevap yazısı (tüm demokratik teamüller gereğince) mutlaka yayınlanmalıydı. Çünkü, bir yazıda "yalan"dan daha vahim (okurları daha çok aşağılayan) bir hakaret bulunamaz.

Ama eğer bir yazı, yayınladığınız bir yazıya karşı "cevap yazısıysa", yalan bile içerse, o yazıyı yayınlamalı, eğer gerekiyorsa (yalanlar "inandırıcı" yalanlarsa)cevabını vererek okurlarınızı o yalanlara karşı uyarmalısınız. Aleyhinde bir şeyler yayınladığınız bir insanın "cevap hakkını" hiçbir bahaneyle gasp etmemelisiniz. Hangi bahaneyle olursa olsun, bir insanın "cevap hakkını" gasp ediyorsanız, o insanın konuşmasından korkuyorsunuz demektir. Boğazınıza kadar boka batmışşınız demektir.

Ben, Demirkanlı'nın "Kıvırtma Coşkun" başlıklı saçma sapan cevap yazısını bile, ana sayfadan anonsunu yaparak ve özenli bir sayfa düzeniyle yayınlamıştım. Çünkü Demirkanlı'nın ya da herhangi bir başkasının yazdıklarından korkmak için hiçbir nedenim yok.

Timur, Bulunmaz'ın yazısını, o "küfür, hakaret, sövgü dolu" ifadelerin okuyucu ahlakını bozmasından korktuğu için sansür etmiş değildi. Bulunmaz'ın yazısında Timur'u asıl rahatsız eden şey, Bulunmaz'ın Timur'a da yönelmiş "yalanlanamaz" eleştirileriydi.  (Bakınız: Hilmi Bulunmaz, "Yalanı Yalanla Örtmek".)

Ama Timur, sansürün asıl nedenini, okurlarına elbette söylemiyor; sansüre bahane olarak, yazıdaki (muhatabın yüzde yüz hak ettiği) "küfür, hakaret, sövgü dolu" ifadeleri sıralıyor. Timur, okurlardan yalnızca sansürün asıl nedenini saklıyor değil; kimse okuyamasın diye Bulunmaz'ın yazısının (Bakınız: Hilmi Bulunmaz, "Yalanı Yalanla Örtmek") adını ve linkini de saklıyor. Hatta sansür ettiği bu Bulunmaz yazısının bir "cevap yazısı" olduğunu da okurlarına asla söylemiyor. Hatta hatta, cımbızlayarak alıntılanmış o "küfür, hakaret, sövgü dolu" ifadeleri içeren bu yazının, Hilmi Bulunmaz tarafından yazıldığını bile söylemiyor.

Timur, Büktel'i niçin sansür ettiğini, Büktel'den alıntı yaparak açıklamak yerine, Bulunmaz'dan alıntı yaparak açıklıyor ama alıntıladığı   "küfür, hakaret, sövgü dolu" ifadelerin kime ait olduğunu okurlarına açıklamıyor. Elmalarla armutları bilinçli biçimde, "kasten" karıştırarak okurları dezenforme etmek (aldatmak, eşek yerine koymak) Timur'un "ağabeyi" Mustafa Demirkanlı'nın da sık başvurduğu bir yöntemdir. (Bakınız: "Büktel/Demirkanlı polemik" dosyamız ve özellikle, Feridun Çetinkaya'nın “Mustafa Demirkanlı ‘İlkel ve İğrenç’ Olmaya Devam Ediyor!” başlıklı yazısı.) 

Timur, Büktel'in "daha yazılmamış" cevap yazısını niçin sansür ettiğini, Bulunmaz'ın "küfür, hakaret, sövgü dolu" ifadeleriyle açıklamaya çalışırken, o ifadelerin Büktel'e değil Bulunmaz'a ait olduğunu neden belirtmiyor? Çünkü Timur, ağabeyi Demirkanlı'nın "ilkel ve iğrenç" yöntemlerini kullanarak (elmalarla armutları "kasten" karıştırıp, okurları dezenforme ederek, aldatarak, eşek yerine koyarak) Büktel'i sansür etmekte ne kadar haklı olduğunu bir güzel "ispat etmiş" olacağını düşünüyor. Yatsıdan sonra neler olacağını, Büktel cevap yazınca ne durumda kalacağını ise düşünemiyor. "Büktel'in cevap yazısını sansürleyiveririm, olur biter" sanıyor. Sansürcülüğünü sansürle örtbas edebileceğine güveniyor. Büktel'le polemiğe giren  "herkes" gibi, Timur da ancak sansürden medet umuyor.

Kısacası:

"Tiyatro dünyası bokun içinde yüzüyor" diye sitesinin ana sayfasında manşet atan sansürcü Timur, bizzat kendisi gırtlağına kadar boka battığı halde, "süt banyosu" yapmaktaymış gibi pişkin bir tavırla, okurlarını eşek yerine koymaya dolu dizgin devam ediyor.

Sansürcü Timur'un, sansür karşıtı Feridun Çetinkaya'ya tepki olarak yazdığı "başlıksız" yazıyı okumak için aşağıda bizim verdiğimiz başlığı tıklayın!

TİMUR'UN DEZENFORMATİF YAZISI

Timur'un, "ahlaklarını korumak için" okurlardan adını ve yazarını bile sakladığı ve link vermeye dahi yanaşmadığı Bulunmaz yazısını da mutlaka okuyup; yazıda Timur'u asıl korkutan şeyin ne olduğunu mutlaka keşfediniz. (Ahlakınızın bozulmayacağını, tersine aydınlanacağınızı, garanti ediyorum):

"YALANI YALANLA ÖRTMEK"

—————————————

4. GÜNCELLEME: tiyatroevi.com, Büktel ve Timur'un sitelerini, "önerdiklerimiz" bölümüne yeniden aldı

coskunbuktel.com ve tiyatrom.com  sitelerinin etiketleri, tiyatroevi.com'un ana sayfasındaki (aslında "tüm" sayfalarındaki) "Önerdiklerimiz" bölümünde, bugünden (31 Ağustos 2007) itibaren, yeniden yer almaya başladı. Üstelik coskunbuktel.com etiketi restore edilerek, daha belirgin hale getirilmiş. tiyatrom.com etiketinde ise herhangi bir değişiklik göremedim.

tiyatroevi.com yöneticilerinden bu konuda herhangi bir açıklama almış değilim. Aldıkları son kararı sağduyunun öfkeye galip gelmesi olarak yorumluyor, kendileri adına çok sevindiğimi içtenlikle belirtiyor ve kendilerini kutluyorum.

GÜNCELLEME: tiyatroevi.com'un Büktel ve Timur'a cevabı

tiyatroevi.com'un ana sayfasında, "Önerdiklerimiz" başlıklı bir bölüm var. Bu bölümde etiketleri sıralanarak link verilen siteler arasında, düne kadar, A. Ertuğrul Timur'un tiyatrom.com sitesi ile Coşkun Büktel'in coskunbuktel.com sitesi de vardı. Yani tiyatroevi.com yöneticileri, Büktel ve Timur'a kendi akıllarınca "kıyak geçiyorlardı". Timur'u bilmem ama, ben kendi payıma, etiketimin (Büktel yazılarını sansür eden bir sitede yasak savmak kabilinden)görünmesine karşı çıkmış, dayatmacı olmadan, oradan çıkarılmasını bile talep etmiştim:

"Önerdiklerimiz bölümüne koyduğunuz o linkin lafını bir daha duymak istemiyorum. O link hakkında ağır konuşmak istemiyorum. Sansürcü ve emreden bir tavrım olamayacağı için, "kaldırın!" da diyemiyorum. Ama koyduğunuz için mutlu ve müteşekkir olmadığımı bir kez daha tekrarlıyor, size kolaylık olması için, kaldırırsanız sevineceğimi içtenlikle belirtiyorum."

(Bakınız: Büktel, "Dekan Yardımcısı Sansürcü Doçent Semih Çelenk'e Cevap")

Yukarıdaki talebime rağmen, tiyatroevi.com yöneticileri coskunbuktel.com etiketini sitelerinin "önerdiklerimiz" bölümünden kaldırmadılar; yani bana zorla "kıyak geçmeye" devam ettiler. Ta ki, bugüne kadar. Ta ki, ben aşağıda okuyacağınız link yazısını yazıp, onların okurlardan sakladığı hakikatleri bir kez daha teşhir edinceye kadar. Bu kez, metinde okuyacağınız üzere, meşhur sansürcü A. Ertuğrul Timur bile, sansür karşıtı bir tutum takınmış, tiyatroevi.com'un dezenformasyonunu, benden önce teşhir etmişti.

Bu nedenle, sansürcü Timur'u da, Büktel'le birlikte "cezalandırdılar". N'apsalardı yani?! Bir şeyler yapmaları, bir tepki koymaları gerekiyordu. Büktel ve Timur'un yazdıklarının yalan olduğunu kanıtlayarak onlara hadlerini bildirmek gibi bir seçenek ya da yapılan hata nedeniyle okurlardan özür dilemek gibi bir seçenek, onların evrim aşamasında henüz bulunmadığına göre ("biz daha oraya gelmedik") Büktel ve Timur'u cezalandırmak için ancak  linklerini kestiler.  Bu  zekâyla, yarın öbür gün, daha çok kızarlarsa, ümüğümüzü de kesebilirler.

Aşağıdaki yazıyı okuyunca anlayacaksınız ki, başkalarını faşizmle suçlayan bu insanlardan, bu tehlikeli zekalardan, belki de ürkmem ve eleştirimin bedelini bu "küçük sıyrıkla" ödeyerek, bu defa ucuz atlattığıma sevinmem gerek.

Aşağıda linkini verdiğimiz yazıya iki kısa "güncelleme" ekledik:

Tacize uğrayan kadınlar, tacizle suçladıkları Esatoğlu'na "zaman aşımından beraat" hakkı  tanıyacak gibi görünmüyorlar.

Mehmet Esatoğlu, Barış'a Rock'ta, feminist kadınların karşı tacizine uğradı

Barış'a Rock'ta tam olarak neler olduğunu bilmiyoruz. Bu konuda dayanaksız pek çok haber, internette dolaşıyor. Ama Esatoğlu'na yakınlığıyla bilinen tiyatroevi.com'un "Barışa Rock'ta Tiyatroya Saldırı" başlıklı haberinde saklanmaya çalışılan şu olgunun gerçekten yaşandığı kesinlikle anlaşılıyor:

Bir grup feminist kadın, tacizci olmakla suçladıkları Esatoğlu'nun festivali terk etmesini istemişler ve ortalık "bu nedenle" karışmış. Bu kadarı kesin. İddiaların haklı olup olmadığı, bir başka deyişle, Esatoğlu'nun tacizci olup olmadığı, kesin değil. Ama Esatoğlu'nun tacizci olmak suçlamasıyla bir grup feminist kadın tarafından protesto edildiği kesin. Esatoğlu'nun ve Esatoğlu'na yakın tiyatroevi.com'un, bu olguyla yüzleşemedikleri ve yaşandığı kesin olan bu olguyu görmezden gelmeye çalıştıkları ve konuyla ilgili verdikleri haberde ("Barışa Rock'ta Tiyatroya Saldırı") bu olguyu gizleyerek okurlarını dezenforme ettikleri de kesin.

Biz, festivali karıştıran bu taciz iddialarını, ilk kez olarak, festivalden çok önce, taa Mart 2007'de duymuş ve o dönemde, Mehmet Esatoğlu'na yönelik bu iddialar hakkında bir link yazısı yayınlamıştık.

Konuyu örtbas etmekle suçlanan tiyatrocuların tersine, (sansürcülerle aynı konuma düşmeyi asla hazmedemeyeceğimizden) biz, tiyatrocu olarak, konuyu örtbas etmekte değil, her fırsatta gündeme getirerek, tartışılmasına katkı vermekte yarar görüyoruz. Kaldı ki, bu olayda, meşhur sansürcü A. Ertuğrul Timur bile, her nedense, sansür karşıtı bir tavır sergilemeyi tercih ediyor. Timur, tiyatroevi.com'un "Barışa Rock'ta Tiyatroya Saldırı" başlıklı haberi hakkında uzunca bir mektup yazarak, tiyatroevi.com'a göndermiş. Neyse ki, tiyatroevi.com, Timur'un mektubunu sansür etmeyerek haber metninin hemen altında yayınlamış. Okurlar, biz dahil, Timur'un sayesinde, tiyatroevi.com tarafından dezenforme edilmekten kurtulmuş olduk.

Bu  şartlar altında, özürü dilenmemiş ya da bedeli ödenmemiş hiçbir suç için "zaman aşımı" kavramını bizim de tanımayacağımızı bir kez daha gösteriyor ve Esatoğlu'na yönelik taciz iddiaları hakkında Mart 2007'de yayınladığımız link yazımızı bir kez daha gündeme getiriyoruz. Lütfen, aşağıdaki mavi başlığı tıklayınız:

İATP-G (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Forumu-Girişim) eğitmenler komisyonundan

Mehmet Esatoğlu'na Cinsel Taciz suçlaması

————————————

Hilmi Bulunmaz'dan oldukça  yaratıcı ve eğlenceli bir yazı:

Timur, Nasreddin Hoca'ya  Karşı

Tanıyanlar bilir, (yazar olduğunu sanan, yazar kabul edilmiş bir çok kişiden daha iyi bir yazar olduğu halde) Bulunmaz, kendini gerçek bir yazar saymaz.

Bulunmaz'ın yazıları, genellikle, iş yerinde, bir sürü uğraşın ve gelip giden müşterilerin arasında, "çalakalem" yazılmak zorunda kalmışlardır. O nedenle büyük bir ifade gücü taşımazlar. Ama her zaman, doğrudan ve haklıdan yana ve samimi olmak gibi önemli niteliklere sahiptirler.

Aşağıda linkini verdiğimiz yazısı ise, Bulunmaz'ın, o bilinen nitelikleri yanında, aynı zamanda, oldukça keskin bir yaratıcılığa da sahip olduğunu kanıtlıyor:

Timur, Nasreddin Hoca'ya Karşı

—————————————

Coşkun Büktel ile girdiği polemikte (Bakınız: "Büktel/Onay polemiği") yalan söylediği Büktel tarafından somut biçimde "belgelenmiş" ve yalanı için bugüne dek hâlâ ne düzeltme yapmış ne de özür dilemiş olan...

Yılmaz Onay, Barış'a Rock'ta barış plaketi alacak!

Böyle plaketleri, sicili tertemiz, "yalansız" insanlara vermeyi yasaklayan, gizli bir toplumsal sözleşme, sessiz bir suç ortaklığı var ülkemizin sanat piyasasında... Bu gizli konsensüs, bu tür plaketleri, okurlar için, gerçeği daha da erişilmez kılan bir dezenformasyon aracına dönüştürüyor. Bu dezenformatif apoletler yüzünden, örneğin, Yılmaz Onay'ın, sıkıştığında yalan söyleyerek okurlarını aldatabilen bir kişilik olduğunu fark edebilmek, daha da zorlaşıyor.

Ama hiçbir plaket (hiçbir apolet) Yılmaz Onay'ın "Büktel/Onay polemiği"ndeki belgelenmiş yalanlarının somut kanıtlarını yok edemiyor.

Halkımızın; gözlerini belgelenmiş gerçeklere yumarak, dezenformasyona adeta gönüllü biçimde, maruz kalmaktan kurtulacağı günlerin özlemiyle; biz, sansür ve dezenformasyona karşı ("ilerici demokratların" sansür ve dezenformasyonuna da karşı; hatta fark edilmesi daha zor olduğu ve daha "vahim" bulduğumuz için, özellikle "ilerici demokratların" sansür ve dezenformasyonuna karşı) mücadele vermeye devam edeceğiz.

Onay'ın plaketi için, "alanlara da verenlere de hayırlı olsun" diyerek, haberin tiyatroevi.com'daki sayfasına link veriyor; okurlarımızın bu tür haberleri, "temkinli" ve "bilinçli" (sitelerin gizlediği gerçeklere ulaşabilmiş) olarak okumalarını tavsiye ediyoruz.

Yazar Yılmaz Onay’a Barışarock’ta Barış Plaketi

 

 

(Önceki Linkler Sayfasını Okumak İçin TIKLAYINIZ )