Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında  İlkemiz Büktel'in Gör Dediği Arşiv İletişim

NTV Yayınları'nın Macbeth çizgi romanı skandalı

 

Aşağıdaki yazılar kronolojik biçimde (eskiden yeniye doğru) sıralanmıştır.

Feridun Çetinkaya, aşağıda tekrar gündeme getirdiğimiz  Sabahattin Eyuboğlu'nun hakkı, Sabahattin Eyuboğlu'na başlıklı yazısını —Sevin Okyay tarafından yanlışlıkla(?) Müge Gürman'a mal edilmiş olan emek hakkı, düzeltme yapılarak tekrar Sabahattin Eyuboğlu'na iade edilsin amacıyla— önce "Taraf", sonra da "Radikal" gazetelerinde yayınlamaya kalkıştı. Vay sen misin kalkışan?!...

Okyay tarafından yapılmış (ve bir aydır düzeltilmediği gibi,  NTV Yayınları'nın "Macbeth çizgi romanı"nın üçüncü baskısında da, uyarıya rağmen tekrarlanmış) bir haksızlığı düzeltmek ve Eyuboğlu'nun hakkının Eyuboğlu'na verilmesini talep etmekten başka "suç unsuru" içermeyen yazısı yüzünden; Çetinkaya'nın, güya demokrasi şampiyonu görünen "Taraf" ve "Radikal" yetkililerince hangi faşist haksızlıklara ve nasıl iğrenç hakaretlere maruz bırakıldığını biz anlatmayacağız. O iğrenç olayları Çetinkaya, faillerin isimlerini de vererek, (bugün yarın bitmesini dört gözle beklediğimiz) ayrı bir yazıyla kendisi anlatacak.

Ama Çetinkaya'nın "demokratik" Türk medyası hakkında yeniden ve "derin derin"/"kara kara" düşünmemizi gerektirecek yeni yazısını okumadan önce, onun fırtınalar yaratan önceki yazısını tekrar okumak yararlı olur kanısındayız. Buyrun:

 

Sabahattin Eyuboğlu'nun hakkı, Sabahattin Eyuboğlu'na

Feridun Çetinkaya / 19 Temmuz 2009

BÜKTEL'İN SUNUŞU:

Yaklaşık bir hafta önce, Çetinkaya, telefonla beni arayıp, Macbeth çizgi romanıyla ilgili Pakize Barışta'nın Taraf'ta çıkan yazılarını gördün mü? diye sordu.

Görmediğimi söyleyince de, anlatmaya başladı:

Sanırım tam bir kadın dayanışması içinde kitaba piar yapıyorlar. Kitabın çevirmeni Sevin Okyay da, kitap hakkında hem röportaj vermiş, hem de Radikal'deki köşesinde kitabı yazmış. Pakize Barışta Okyay'ın çevirisini övüyor. Okyay ise Barışta'nın yazısına gönderme yapıyor.

Bunun nesi kötü?

Bekle!... Sevin Okyay, Müge Gürman'ın "Cadılar Macbeth'i" ve Kenan Işık'ın "Macbeth"i için "Türkiye'de seyrettiğim en iyi Macbeth prodüksiyonları" diyor.

Yazık!... Demek ki, benim "Shakespeare'e Moruk Muamelesi Yapmak" başlıklı yazımı okumamış. (İlk kez, Express'in 2-9 Nisan 1994 tarihli 10. sayısında yayınlanmış olan "Shakespeare'e Moruk Muamelesi Yapmak"ı, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" adlı kitabımda da bulabilirsiniz.) Okumuş olsaydı, bu iki prodüksiyonun, dünyada ve Türkiye'de yapılmış en "zekâdan uzak" saçmalıklar olduğunu bilirdi. Sevin bu konularda niye demeç veriyor ki sanki? Durup dururken, Müge ve Kenan'ın sırtını sıvazlayarak, (zaten artık tek dişi kalmış uslu bir canavara dönüşen, tüm etkisini ve prestijini yitirmiş olup döşeğinde sakin sakin ölümünü bekleyen) asparagas yönetmen tiyatrosunun, huzur içinde ölmesine neden izin vermiyor sanki?!

Neden olacak, Müge'nin "Cadılar Macbeth'i" metnine ihtiyacı olduğunu sandığı için... Macbeth'deki "Acı üstüne acı / Kan üstüne kan / Kayna kazanım kayna / Yan ateşim yan" tekerlemesini çizgi romanda kullanabilmek için, Sevin Okyay, Müge Gürman'dan izin istemiş. O tekerleme Sabahattin Eyuboğlu'nun çevirisinde de yok mu?

Olmaz olur mu! Müge Gürman Macbeth'i çevirmedi ki... Sabahattin Eyuboğlu'nun çevirisini alıp çevirideki bazı repliklerin yerlerini değiştirdi, bazı replikleri attı, bazı replikleri kısalttı, bazılarını da çoğalttı. Örneğin, "Macbeth uykuyu öldürdü" repliği Macbeth'de bir ya da iki kez geçer. Müge'nin metninde otuz kez geçiyor. Kısacası, Müge Macbeth'i asla çevirmedi. Sabahattin Eyuboğlu metnini bozmakla ve adını değiştirip "Cadılar Macbeth'i" veya "Cadıların Macbeth'i" yapmakla yetindi. Müge'nin o çeviri üstünde yaptığı zekâdan uzak saçmalıkları yapmak için, yönetmen ya da yazar olmaya gerek yok; kulaklarından orman gibi gür kıllar fışkıran sıradan bir kasap da aynı katliamı pekâlâ becerebilirdi. Müge sırf bu katliamı yaptığı için, 500 yıllık Macbeth'in adını değiştirmek ve DT'ye "Cadılar Macbeth'i" adıyla önerdiği dosyanın üstündeki "yazar" ibaresinin karşısına Shakespeare yerine kendi adını yazmak hakkını kendinde bulabildi. Ve Coşkun Büktel'in "Theope"sini aforoz eden, çatısı altında Coşkun Büktel'e iftira edilen Devlet Tiyatrosu'nun (her türlü küfrü anasının ak sütü gibi hak etmiş) yöneticileri, Müge'nin bu küstah sahtekârlığını, ona "yazar telifi" ödeyerek ödüllendirdiler.  

Müge'nin kasaplığının ödüllendirilmesine ben de  elbette çok sinirleniyorum ama beni daha çok Sabahattin Eyuboğlu'na yapılan haksızlık ve emek düşmanlığı ilgilendiriyor. Eyuboğlu'nun emeğini kendilerine maledenlerden hesap sormazsam, Feridun Çetinka'ya da uykuyu öldürmüş olur. Bu konuda bir yazı yazmayı düşünüyorum.

Tamam! Çok güzel! Ben de bari sana "lojistik destek sağlayarak" uykularımı kurtarayım. Mesela, Müge'nin yayınlanmamış "Cadılar Macbeth'i" metnini sana bulabilirim.

Sabahattin Eyuboğlu ve Orhan Burian'ın Macbeth çevirilerini de bulabilir misin?

İkisi de kitaplığımda var.

Güzel.

Feridun, konuyu sosyal ve dramaturjik tüm boyutlarıyla araştırmaya, olaya karışmış tüm sorumluları ve suçlarını teşhir etmeye böylece karar verdikten sonra, asıl geniş araştırmasını gerçekleştirmeden önce, kısa ve "acil" bir haber metni yazıp Taraf gazetesine göndererek, olayı bir an önce kamuoyuna duyurmaya niyetlendi.

Ne yazık ki Taraf, Feridun'un "Sabahattin Eyuboğlu'nun Hakkı, Sabahattin Eyuboğlu'na" verilsin talebini içeren yazısını (üç gün oyaladıktan sonra) sansür etmekle kalmadı; Feridun'u mümkün olabilecek en vandal kabalıkla, iğrenç biçimde aşağılamaya da kalktı. (Ayrıntıları Feridun'un yazısında okuyacaksınız.)

Çetinkaya'nın, kendi sitesi tiyatrofanzini.blogspot.com'da yayınlamak zorunda kaldığı "Sabahattin Eyuboğlu'nun Hakkı, Sabahattin Eyuboğlu'na" başlıklı yazısını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!    

 

 

Çetinkaya'nın beklenen yazısı...

 

TARAF GAZETESİ SANSÜRÜNÜN BELGESİ

Feridun Çetinkaya / 17 Ağustos 2009

BÜKTEL'İN SUNUŞU:

Bu adamın yazısı, dünyanın en haklı talebini içeriyordu: Sabahattin Eyuboğlu'nun gaspedilen emek hakkı tanınmalıdır!

Çetinkaya şunu diyordu: NTV Yayınları'nın "Macbeth Çizgi Romanı" künyesinde ve Macbeth üstüne yazdığı gazete yazılarında, Sabahattin Eyuboğlu'nun çevirisini (çeviri emeğini) yanlışlıkla(?) Müge Gürman'a mal etmiş olan Sevin Okyay, düzeltme yapmalı ve Eyuboğlu'nun hakkını Eyuboğlu'na iade etmelidir.

Sevin Okyay bir ayı aşkın süredir düzeltme yapmıyor. NTV yayınları, uyarıya hiç kulak asmadan, çizgi romanın üçüncü baskısında da, aynı yanlışı sürdürerek, Sabahattin Eyuboğlu'nun çevirisini (çeviri emeğini) Müge Gürman'a mal etmeye devam ediyor.

Buraya kadar her şey normal... NTV Yayınları'nın ve Sevin Okyay'ın, Çetinkaya'ya, "Bu dümbük de nereden çıktı? Yaptığı hiç hoş değil. Peynir ekmek gibi satan kitabımıza niye suikast düzenliyor ki!.. Aman hiç bulaşmayın, siktir edin, bağırır çağırır sonunda susar. Ancak üç-beş kişinin izlediği sitesinde, sesini nasılsa hiç kimseye duyuramaz. Herifi muhatap alıp da, bu nahoş hadisenin duyulmasına yol açmayalım. Bu konuda kimse çıt çıkarmasın! Susun!... Şışt!... Tıp!..." tadında yaklaşacak kadar iğrençleşmesinde (Söz konusu çizgi romanı yayınlayan NTV Yayınları genel yayın yönetmeninin adının Mustafa Dağıstanlı olması dışında) şaşırtıcı hiçbir şey yok... Bildiğimiz medya iğrençlikleri...

Peki ama "Taraf" gazetesi bildiğimiz medya mı?

Evet, asıl iğrençlikler (anormallikler) dizisi, Çetinkaya'nın “Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na” başlıklı düzeltme/eleştirme yazısını önce "demokrasi şampiyonu" Ahmet Altan'ın Taraf gazetesinde, sonra da (dünyanın en anti radikal gazetesi olan) Radikal gazetesinde yayınlamaya karar vermesiyle başlıyor.

Taraf, Pakize Barışta'nın kalemiyle, Radikal ise bizzat Sevin Okyay'ın kalemiyle, Sabahattin Eyuboğlu'nun çevirisini (çeviri emeğini) Müge Gürman'a mal etme yanlışıyla malul o çizgi romanı aşırı öven yayınlar yaparak okurlarını ve kamuoyunu zehirlemişler. 70 milyon içinde bir insan da (bir "tek" insan evladı da) çıkmış bu haksızlığa itiraz ediyor ve kan ter içinde mücadele ederek, Taraf ya da Radikal gazetelerinin yanlış yayınlarıyla zehirlenmiş okurlarına, kamuoyuna ve tarihe hakikati (panzehiri) ulaştırmaya çalışıyor.

Vay sen misin ulaştırmaya çalışan?!!

Bundan sonra neler olduğunu Feridun Çetinkaya'nın yeni yazısında dakika dakika okuyacaksınız:

KAÇIRMAYIN!   

 

SÖZÜM DAĞISTANLI'YA!...

 

SEVİN OKYAY VE MÜGE GÜRMAN'DAN VAZGEÇTİK...  DEMOKRASİNİN YONTMA TAŞ DEVRİNDE TAKILIP KALDIKLARI İÇİN ONLARIN DÜZELTME YAPMAYI BİR ENTELEKTÜEL ZORUNLUK SAYMA AŞAMASINA HENÜZ VARAMADIKLARI, DÜZELTME YAPMAKTAN KAÇABİLDİĞİ KADAR KAÇMAYI AHLÂKLARIYLA BAĞDAŞTIRDIKLARI AÇIKÇA ANLAŞILIYOR.

 

PEKİ AMA NTV YAYINLARI VE O YAYINLARIN GENEL YAYIN YÖNETMENİ (ARTIK TELEFONUMA ÇIKMAZ OLAN) ÇOK YAKIN ESKİ ARKADAŞIM, EFSANEVİ GAZETECİ, EFSANEVİ DEMOKRAT MUSTAFA ALP DAĞISTANLI NEDEN DÜZELTME YAPMIYOR?

 

 

Yukarıda, NTV Yayınları'nda çıkan Macbeth çizgi romanının arka kapağını görüyorsunuz. NTV Yayınları'nın yöneticileri, arka kapakta, oyunun ünlü bir tekerlemesine yer vermeyi uygun bulmuşlar:

 

"Acı üstüne acı,

Kan üstüne kan;

Kayna kazanım kayna,

Yan ateşim yan."

 

İlk kez, 1967'de, Sabahattin Eyuboğlu'nun  Macbeth çevirisinde yer almış (Remzi Kitabevi, sayfa 8-89) ve Türkçe çevirisi de oldukça meşhur olan bu tekerlemeyi NTV Yayınları'nın Macbeth çizgi romanında aynen kullanmak için, (çizgi romanın künyesinde adı çevirmen olarak geçen) Sevin Okyay, tekerlemenin çevirmeninden izin istemiş.

 

Ne kadar medeni bir davranış, değil mi? Ama ne yazık ki, Okyay'ın  bu medeni davranışına basit bir cehalet eşlik etmiş: Okyay, tekerlemenin iznini, çeviriyi yapmış olan rahmetli Eyuboğlu'nun varislerinden istemek yerine, (Eyuboğlu'nun çevirisini yönetmen tiyatrosu yönetmeni mantığıyla gaspetmiş olan) Müge Gürman'dan istemiş. (Belgeler ve ayrıntılar için, bakınız: Feridun Çetinkaya, “Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na”.)

 

Anlaşılan o ki, Müge Gürman da, "A, olur mu, şekerim, o tekerlemenin çevirisi bana ait değil ki, Sabahattin Eyuboğlu'na ait!" diyerek Sevin Okyay'ı namuslu bir entelektüel gibi uyarmak yerine; yönetmen tiyatrosunun "uyanık" bir esnafı olarak, hiç bozuntuya vermeden, Okyay'ın cehaletinden yararlanmayı meşrebine daha uygun bulmuş olmalı ki, Okyay'a (herhalde) şöyle demiş: "A, n'olucak, şekerim, aramızda teklif mi var? Alt tarafı bi tekerleme değil mi? Sormana bile değmez! Kendi malın gibi kullanabilirsin!"

 

Sonuçta, bir "katkıda bulunan" olarak Müge Gürman'ın adı, Macbeth çizgi romanı  künyesinde yer almış. Şimdi kıvırmak için diyebilirler ki, Müge'nin katkısı çeviriye değildi; onun adını başka tür katkıları nedeniyle künyeye koyduk. Pekâlâ, Okyay'ın verdiği röportajda ve yazdığı köşe yazısında Müge'nin katkısını gayet net olarak açıkladığını (Belge ve ayrıntı için, bakınız: Çetinkaya, “Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na”.) unutup, bu bahaneyi kabul edelim ve Müge'nin adının künyede yer almasını hazmetmeye çalışalım. Peki ama, en azından arka kapağa koyduğunuz tekerlemenin çevirisi nedeniyle Sabahattin Eyuboğlu adının da o künyede yer alması gerekmiyor muydu? Gerekiyordu. Peki yer alıyor mu? Almıyor. Peki bunu nasıl hazmedicez?

 

Peki çevirisinden yararlandığınız Eyuboğlu'nun adının künyede yer alması gerektiği halde, (ilk iki baskıdan sonra bu konuda uyarıldığınız halde) o gereklilik niye yerine getirilmiyor?  Eyuboğlu'nun adı niye künyede yer almıyor?

 

Çünkü gerekmesin diye, bu gereklilik gizli kalsın, kimseler duymasın diye, bir çete halinde, elinizden geleni ardınıza koymadınız. Çetinkaya'nın bu gerekliliği duyuran yazılarını demokrat(!) gazetelerinizde sansür edebilmenin bahanelerini yaratabilmek için, her türlü iğrençliğe tenezzül ettiniz. (Bakınız Çetinkaya, "TARAF GAZETESİ SANSÜRÜNÜN BELGESİ".) Yazının yaygın medyada duyulmasını engelledikten sonra, her şeye sağır kulağı verip, olaydan habersizmiş gibi yaparak, Çetinkaya'yı (bir başka deyişle "hakikati") görmezden gelmeyi, böylece yanlışlığı düzeltmekten "yırtabilmeyi", rahmetli Sabahattin Eyuboğlu'nun hakkını Sabahattin Eyuboğlu'na vermekten bahseden anakronik idealistlere ve pejmürde Don Kişot'lara kulak asmadan Macbeth çizgi romanını peynir ekmek gibi aynen satmaya devam ederek "işinize bakmayı", tercih ettiniz!

 

Çetinkaya, 17 Temmuz'da, “Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na” başlıklı yazısını ve 16 Ağustos'da da, o yazısı yüzünden başına gelen iğrençlikleri konu aldığı "TARAF GAZETESİ SANSÜRÜNÜN BELGESİ" başlıklı devam yazısını yayımladı. Çetinkaya'nın ilk uyarısından bu yana bir ayı aşkın zaman geçti. Bir ay önce, Macbeth çizgi romanı 2. baskısını yapmıştı. Çetinkaya'nın ilk yazısı üzerine Mustafa Alp  Dağıstanlı'yla konuyu görüşmüştüm. "Hiç hoş olmadı! Hiç hoş olmadı!" deyip duruyordu ama "hoş olmayanın ne olduğu konusunda mutabık olduğumuzdan emin olamadığım için, kendisine hoş olmayanın ne olduğunu anlatmak zorunda kaldım. Feridun'un ikinci yazısını (yine kendi sitesinde) yayınlamasından kısa süre önce, Mustafa'yla bir görüşme daha yapıp Feridun'un başına gelenleri anlatmış, Sevin Okyay'ın mutlaka bir düzeltme yayınlayarak Eyuboğlu'nun hakkını Eyuboğlu'na iade etmesi gerektiğini söylemiştim. Mustafa'ya göre bu, Okyay'ın bileceği bir işti ve bunun NTV Yayınları'yla ilgisi yoktu.

 

Derken Macbeth çizgi romanı üçüncü baskıyı yaptı ve bir de baktım ki, künyede hiçbir değişiklik yok: Yani Müge Gürman künyede yine var, Sabahattin Eyuboğlu künyede yine yok. Bu, şüphesiz ki, Mustafa'nın artık "NTV Yayınlarıyla ilgisi yok!" diyemeyeceği bir gasp olayıydı.

 

Mustafa'nın uyarıma rağmen bu duyarsızlığın sürmesine nasıl izin verebildiğini çok merak ettiğim için, kendisini bir kez daha aradım. İçimden bir ses, bu kez ona ulaşamayabileceğimi söylüyordu. O sesi inatla bastırıp, telefon zilini inatla çaldırmaya devam ettim. Sonunda bir bayan açtı ve Mustafa'nın toplantıda olduğu bilgisini verdi. Beni aramasını söyleyerek, kimlik bilgilerimi bıraktım. Mustafa, ne yazık ki, o günden beri hâlâ bana "dönmedi".

 

Üç-beş gün önce, NTV Yayınları, Macbeth çizgi romanının dördüncü baskısını da piyasaya çıkardı. Umutla künyeye baktım. Heyhat!... Sayıları zaten çok sınırlı olan en eski dostlarımdan birini daha kaybetmiştim. Künyede her şey, eski tas eski hamamdı.

 

Ben, zaman geçtikçe "göt olanlardan" değilim; ama buna rağmen zaman geçtikçe etrafım hızla  tenhalaşıyor.

 

Bundan kendi adıma şikayetçi miyim? Hayır, değilim. Bu yüzden hakikat adına (örneğin, Sabahattin Eyuboğlu'nun hakkının Eyuboğlu'na iadesi adına) şikayetçi olmaya, gaspçılardan hesap sormaya, adalet söz konusu olduğunda pire için yorgan yakmaya devam edeceğimden eminim.

 

COŞKUN BÜKTEL / 29 Ağustos 2009

 

 

GÜNCELLEME 14 Nisan 2010:

NTV Yayınları editörü, eski ve yakın arkadaşım Mustafa Dağıstanlı'yı, Macbeth çizgi romanını yayınladıklarında, rahmetli Sabahattin Eyüboğlu'nun çevirisini Müge Gürman'a nasıl mal ettiklerini anlatarak uyarmış; Dağıstanlı'nın bir özür yayınlayarak ve yeni baskıda kitabın künyesindeki isimler listesinde değişiklik yaparak bu haksızlığı gidermesini beklemeye başlamıştım.

Sevgili arkadaşım Mustafa Dağıstanlı, bu uyarımdan sonra benim için bir daha  "ulaşılamaz olmuş", beklediğim özüre ve künye değişikliğine ise, ne 2. ne 3. ne de 4. baskıda yanaşmıştı. Bu konuda ağzını bıçak açmamıştı.

Şimdi kitabın 5. baskısı piyasaya çıktı. Eski arkadaşım Dağıstanlı, rahmetli Sabahattin Eyüboğlu'nun hakkını Müge Gürman'a mal etmeye, yani bir nevi entelektüel ölü soygunculuğuna, ne yazık ki, 5. baskıda da devam ediyor ve bu konuda hâlâ ağzını bıçak açmıyor. Dağıstanlı eğer bana kızdığı için rahmetli Eyüboğlu'nun anısına saygısızlık ediyorsa, onu hiç tanımamışım demektir; ama öte yandan, Dağıstanlı'yı zaten aylardır tanıyamıyorum.

Aşağıda, 4. baskıdan sonra yazılmış, konuyla ilgili son yazımı;

onun da altında, (olayı ilk ortaya çıkaran Feridun Çetinkaya'nın yazılarına da dikkat çektiğim) "NTV SKANDALI ANA SAYFASI"na ulaştıran bir linki bulacaksınız:

 

SÖZÜM DAĞISTANLI'YA!...

 

 

 

 

© coskunbuktel.com