Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 
 

    NİHAYET!

 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Alp Dağıstanlı

 

 

 

BÜKTEL'İN NOTU: O BENDEN 20 YIL ÖNCE SÖYLEMİŞ

NTV Yayınları genel yayın yönetmeni, gazeteci Mustafa Alp Dağıstanlı, Oğuz Atay'ı sansür ettikleri için İletişim Yayınevi'ni, taaaa 20 yıl önce, "Günlük"ün daha ilk baskısı akabinde, Nisan 1988 tarihli Gergedan dergisinde, gayet dostça ve yumuşak bir dille uyarmış. Ama İletişim "kaşarları", o dilden anlamadıkları için, hiç aldırmamış ve sansürü "Günlük"ün daha sonraki baskılarında da sürdürmüşler.

(Kaşarlar öylesine pişkin ki, "utanma eşikleri" öylesine yüksek ki, pişe pişe öylesine betonlaşmışlar ki; kalın kabuklarını aşıp duyarlı bölgelerine ulaşabilmek ve onları uyarabilmek için iğneleyici bir dil kullanmak yetmiyor; dili asfalt delen buldozerler gibi kullanmak gerekiyor.)

Dağıstanlı'nın 20 yıl önceki uyarı yazısını bir kez daha gündeme getirmeyi hem borç sayıyor, hem de yararlı buluyoruz. CB

 

Oğuz Atay’ın bütün eserlerini basmaya başlayan İletişim Yayınları, sonunda Günlük’ü de yayınladı. Birinci hamur kağıda basılmış pırıl pırıl bir kitap Günlük. 25 Nisan 1970 tarihinde başlıyor; Oğuz Atay’ın 13 Aralık 1977’deki ölümünden 7,5 yıl önce. Günlük, bir yazarın iç çekişlerini anlatmaktan ziyade, Oğuz Atay’ın çeşitli meseleler hakkındaki düşüncelerini ve romanlarının, hikayelerinin, oyunlarının ilk çalışmalarını ihtiva ediyor. Türk toplumunun gündelik hayatı bağlamında Doğu-Batı sorunsalını enine boyuna irdelediği yazılarda teknoloji, edebiyatımızın durumu, aydınlanmamızın durduğu yer, sinema, “sefalet kültürü”, dil, taşralılık gibi konulara değiniyor.

Kitabın sağ sayfalarında, Oğuz Atay’ın defterinin tıpkıbasımı yer alıyor. İşin en iyi yanlarından biri bu. Çünkü, defterin orijinali fotokopi makinaları sayesinde çoğaltılıyordu ve biraz daha geç kalınsaydı, muhtemelen, yayınlanmasını gerektirmeyecek miktara ulaşacaktı bu kopyalar. Defterin tıpkıbasımının yapılması, sırf orijinalin fotokopisine sahip olmaktan dolayı prestij edindiklerini düşünenlerin tafrasına son verdi. Bu iyiliklerin yanında, yapılmaması gereken bir şey de yapmış İletişim Yayınları, telif haklarına sahip olan Oğuz Atay’ın kızının önerisine uyarak bazı isimleri karalamış ve yerlerine (X) koymuş. Tabii ki, birtakım kaygılar sonucu yapılmıştır bu, ama yazar çekinmeyip yazdığına göre, yayıncının da aynen yayınlaması gerekir. Tabii ki, Oğuz Atay yayınlansın diye yazmamıştır bunları; dolayısıyla yayıncının taşıdığı türden kaygıları da taşımamıştır. Ama böyle olduğu zaten biliniyordu, bu tür kaygılar olmadan yazılmış bir metni yayınlamak kabul edilmişti. Kabul etmiyorsan yayınlamazsın, olur biter. 

Ilk karalama 221. sayfada (30 Ocak 1975): Karalanan yerde “Metin” yazıyor. (Büktel’in notu: Aslında 30 Aralık olacak. “Metin” ise, çok büyük ihtimalle “Metin Erksan” olmalı.) Hemen dört satır altında bir karalama daha var: Oradaki isim “Hilmi” (Büktel’in notu: Çok büyük ihtimalle “Hilmi Yavuz”.) (Haftalık Nokta dergisi de, 30 Ocak 1988 tarihli sayısında yayınladığı bölümlerde bu ismi çıkarmıştı.)

Bir de 225. sayfadaki karalamalar var (30 Ocak 1976): İkisi de aynı satırda bulunan “T. Yücel” ve “Değişim” kelimeleri. (Büktel’in notu: “Dönüşüm” olacak.) Altı satır aşağıdaki karalamanın altında da B. Moran var. (Büktel’in notu: Atay aslında Berna Moran’dan değil, karısı Tatyana Moran’dan söz ediyor. Atay’ın ilgili cümlesi şöyle: “Bir de polis hafiyeleri var B. Moran’ın karısı gibi.”) (Haftalık Nokta dergisi de, 30 Ocak 1988 tarihli sayısında yayınladığı bölümlerde “T. Yücel” ismini muhafaza edip “Hilmi”yi çıkarmış. Bilindiği üzere bu derginin yayın kurulunda da bir “Hilmi” var. Salah Birsel’in dediği gibi, “Dalkavuk sahibini ısırmaz”.)

Galiba ilk gün yazılanları dikkatli okumak lazımdı. O gün yazılanlar dikkatli okunsaydı, bu karalamalar yapılmazdı herhalde. Evet, yayıncının birtakım kaygıları olabilir, ama yazarın da bazı kaygıları olduğu anlaşılıyor. Günlük yazmanın gerekçesi o kaygılar işte: 

“Selim gibi günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi. Bu defteri bugün satın aldım. Artık Sevin olmadığına göre ve başka kimseyle konuşmak istemediğime göre, bu defter kaydetsin beni, dert ortağım olsun. ‘Kimseye söylemeden içimde kaldı, kayboldu’ dediğim düşüncelerin, duyguların aynası olsun. Kimse dinlemiyorsa beni −ya da istediğim gibi dinlemiyorsa− günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız.” 

İnsanlar artık “bunları” yapmaktan vazgeçse derim.

 

Mustafa Alp Dağıstanlı / Gergedan, Nisan 1988, sayfa 126-127.

 

 

BONUS

 

Oğuz Atay sansürü konusunda Büktel'in yazısını okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

ESKİ KARISI PAKİZE ATAY (PAKİZE BARIŞTA) VE İLETİŞİM YAYINEVİ,

 

OĞUZ ATAY'IN "GÜNLÜK"ÜNÜ KENDİ ÇIKARLARINA NASIL UYARLADILAR?

 

 

Oğuz Atay'ın yıllar önce teşhis ve teşhir ettiği entelektüel dramımız: Omurgasız aydınlar:

 

YİRMİ YIL ÖNCE 'İnsanlar artık “bunları” yapmaktan vazgeçse' DİYEN MUSTAFA ALP DAĞISTANLI, 20 YIL SONRA NTV YAYINLARI EDİTÖRÜ OLUNCA "bunları" YAPMAYA KENDİSİ DE BAŞLADI

 

BONUSUN BONUSU:

 

SÖZÜM DAĞISTANLI'YA!...

 

SEVİN OKYAY VE MÜGE GÜRMAN'DAN VAZGEÇTİK...  DEMOKRASİNİN YONTMA TAŞ DEVRİNDE TAKILIP KALDIKLARI İÇİN ONLARIN DÜZELTME YAPMAYI BİR ENTELEKTÜEL ZORUNLUK SAYMA AŞAMASINA HENÜZ VARAMADIKLARI, DÜZELTME YAPMAKTAN KAÇABİLDİĞİ KADAR KAÇMAYI AHLÂKLARIYLA BAĞDAŞTIRDIKLARI AÇIKÇA ANLAŞILIYOR.

 

PEKİ AMA NTV YAYINLARI VE O YAYINLARIN GENEL YAYIN YÖNETMENİ (ARTIK TELEFONUMA ÇIKMAZ OLAN) ÇOK YAKIN ESKİ ARKADAŞIM, EFSANEVİ GAZETECİ, EFSANEVİ DEMOKRAT MUSTAFA ALP DAĞISTANLI NEDEN DÜZELTME YAPMIYOR?

 

 

Yukarıda, NTV Yayınları'nda çıkan Macbeth çizgi romanının arka kapağını görüyorsunuz. NTV Yayınları'nın yöneticileri, arka kapakta, oyunun ünlü bir tekerlemesine yer vermeyi uygun bulmuşlar:

 

"Acı üstüne acı,

Kan üstüne kan;

Kayna kazanım kayna,

Yan ateşim yan."

 

İlk kez, 1967'de, Sabahattin Eyuboğlu'nun  Macbeth çevirisinde yer almış (Remzi Kitabevi, sayfa 8-89) ve Türkçe çevirisi de oldukça meşhur olan bu tekerlemeyi NTV Yayınları'nın Macbeth çizgi romanında aynen kullanmak için, (çizgi romanın künyesinde adı çevirmen olarak geçen) Sevin Okyay, tekerlemenin çevirmeninden izin istemiş.

 

Ne kadar medeni bir davranış, değil mi? Ama ne yazık ki, Okyay'ın  bu medeni davranışına basit bir cehalet eşlik etmiş: Okyay, tekerlemenin iznini, çeviriyi yapmış olan rahmetli Eyuboğlu'nun varislerinden istemek yerine, (Eyuboğlu'nun çevirisini yönetmen tiyatrosu yönetmeni mantığıyla gaspetmiş olan) Müge Gürman'dan istemiş. (Belgeler ve ayrıntılar için, bakınız: Feridun Çetinkaya, “Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na”.)

 

Anlaşılan o ki, Müge Gürman da, "A, olur mu, şekerim, o tekerlemenin çevirisi bana ait değil ki, Sabahattin Eyuboğlu'na ait!" diyerek Sevin Okyay'ı namuslu bir entelektüel gibi uyarmak yerine; yönetmen tiyatrosunun "uyanık" bir esnafı olarak, hiç bozuntuya vermeden, Okyay'ın cehaletinden yararlanmayı meşrebine daha uygun bulmuş olmalı ki, Okyay'a (herhalde) şöyle demiş: "A, n'olucak, şekerim, aramızda teklif mi var? Alt tarafı bi tekerleme değil mi? Sormana bile değmez! Kendi malın gibi kullanabilirsin!"

 

Sonuçta, bir "katkıda bulunan" olarak Müge Gürman'ın adı, Macbeth çizgi romanı  künyesinde yer almış. Şimdi kıvırmak için diyebilirler ki, Müge'nin katkısı çeviriye değildi; onun adını başka tür katkıları nedeniyle künyeye koyduk. Pekâlâ, Okyay'ın verdiği röportajda ve yazdığı köşe yazısında Müge'nin katkısını gayet net olarak açıkladığını (Belge ve ayrıntı için, bakınız: Çetinkaya, “Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na”.) unutup, bu bahaneyi kabul edelim ve Müge'nin adının künyede yer almasını hazmetmeye çalışalım. Peki ama, en azından arka kapağa koyduğunuz tekerlemenin çevirisi nedeniyle Sabahattin Eyuboğlu adının da o künyede yer alması gerekmiyor muydu? Gerekiyordu. Peki yer alıyor mu? Almıyor. Peki bunu nasıl hazmedicez?

 

Peki çevirisinden yararlandığınız Eyuboğlu'nun adının künyede yer alması gerektiği halde, (ilk iki baskıdan sonra bu konuda uyarıldığınız halde) o gereklilik niye yerine getirilmiyor?  Eyuboğlu'nun adı niye künyede yer almıyor?

 

Çünkü gerekmesin diye, bu gereklilik gizli kalsın, kimseler duymasın diye, bir çete halinde, elinizden geleni ardınıza koymadınız. Çetinkaya'nın bu gerekliliği duyuran yazılarını demokrat(!) gazetelerinizde sansür edebilmenin bahanelerini yaratabilmek için, her türlü iğrençliğe tenezzül ettiniz. (Bakınız Çetinkaya, "TARAF GAZETESİ SANSÜRÜNÜN BELGESİ".) Yazının yaygın medyada duyulmasını engelledikten sonra, her şeye sağır kulağı verip, olaydan habersizmiş gibi yaparak, Çetinkaya'yı (bir başka deyişle "hakikati") görmezden gelmeyi, böylece yanlışlığı düzeltmekten "yırtabilmeyi", rahmetli Sabahattin Eyuboğlu'nun hakkını Sabahattin Eyuboğlu'na vermekten bahseden anakronik idealistlere ve pejmürde Don Kişot'lara kulak asmadan Macbeth çizgi romanını peynir ekmek gibi aynen satmaya devam ederek "işinize bakmayı", tercih ettiniz!

 

Çetinkaya, 17 Temmuz'da, “Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na” başlıklı yazısını ve 16 Ağustos'da da, o yazısı yüzünden başına gelen iğrençlikleri konu aldığı "TARAF GAZETESİ SANSÜRÜNÜN BELGESİ" başlıklı devam yazısını yayımladı. Çetinkaya'nın ilk uyarısından bu yana bir ayı aşkın zaman geçti. Bir ay önce, Macbeth çizgi romanı 2. baskısını yapmıştı. Çetinkaya'nın ilk yazısı üzerine Mustafa Alp  Dağıstanlı'yla konuyu görüşmüştüm. "Hiç hoş olmadı! Hiç hoş olmadı!" deyip duruyordu ama "hoş olmayanın ne olduğu konusunda mutabık olduğumuzdan emin olamadığım için, kendisine hoş olmayanın ne olduğunu anlatmak zorunda kaldım. Feridun'un ikinci yazısını (yine kendi sitesinde) yayınlamasından kısa süre önce, Mustafa'yla bir görüşme daha yapıp Feridun'un başına gelenleri anlatmış, Sevin Okyay'ın mutlaka bir düzeltme yayınlayarak Eyuboğlu'nun hakkını Eyuboğlu'na iade etmesi gerektiğini söylemiştim. Mustafa'ya göre bu, Okyay'ın bileceği bir işti ve bunun NTV Yayınları'yla ilgisi yoktu.

 

Derken Macbeth çizgi romanı üçüncü baskıyı yaptı ve bir de baktım ki, künyede hiçbir değişiklik yok: Yani Müge Gürman künyede yine var, Sabahattin Eyuboğlu künyede yine yok. Bu, şüphesiz ki, Mustafa'nın artık "NTV Yayınlarıyla ilgisi yok!" diyemeyeceği bir gasp olayıydı.

 

Mustafa'nın uyarıma rağmen bu duyarsızlığın sürmesine nasıl izin verebildiğini çok merak ettiğim için, kendisini bir kez daha aradım. İçimden bir ses, bu kez ona ulaşamayabileceğimi söylüyordu. O sesi inatla bastırıp, telefon zilini inatla çaldırmaya devam ettim. Sonunda bir bayan açtı ve Mustafa'nın toplantıda olduğu bilgisini verdi. Beni aramasını söyleyerek, kimlik bilgilerimi bıraktım. Mustafa, ne yazık ki, o günden beri hâlâ bana "dönmedi".

 

Üç-beş gün önce, NTV Yayınları, Macbeth çizgi romanının dördüncü baskısını da piyasaya çıkardı. Umutla künyeye baktım. Heyhat!... Sayıları zaten çok sınırlı olan en eski dostlarımdan birini daha kaybetmiştim. Künyede her şey, eski tas eski hamamdı.

 

Ben, zaman geçtikçe "göt olanlardan" değilim; ama buna rağmen zaman geçtikçe etrafım hızla  tenhalaşıyor.

 

Bundan kendi adıma şikayetçi miyim? Hayır, değilim. Bu yüzden hakikat adına (örneğin, Sabahattin Eyuboğlu'nun hakkının Eyuboğlu'na iadesi adına) şikayetçi olmaya, gaspçılardan hesap sormaya, adalet söz konusu olduğunda pire için yorgan yakmaya devam edeceğimden eminim.

 

COŞKUN BÜKTEL / 29 Ağustos 2009

 

 

 

GÜNCELLEME 14 Nisan 2010:

NTV Yayınları editörü, eski ve yakın arkadaşım Mustafa Dağıstanlı'yı, Macbeth çizgi romanını yayınladıklarında, rahmetli Sabahattin Eyüboğlu'nun çevirisini Müge Gürman'a nasıl mal ettiklerini anlatarak uyarmış; Dağıstanlı'nın bir özür yayınlayarak ve yeni baskıda kitabın künyesindeki isimler listesinde değişiklik yaparak bu haksızlığı gidermesini beklemeye başlamıştım.

Sevgili arkadaşım Mustafa Dağıstanlı, bu uyarımdan sonra benim için bir daha  "ulaşılamaz olmuş", beklediğim özüre ve künye değişikliğine ise, ne 2. ne 3. ne de 4. baskıda yanaşmıştı. Bu konuda ağzını bıçak açmamıştı.

Şimdi kitabın 5. baskısı piyasaya çıktı. Eski arkadaşım Dağıstanlı, rahmetli Sabahattin Eyüboğlu'nun hakkını Müge Gürman'a mal etmeye, yani bir nevi entelektüel ölü soygunculuğuna, ne yazık ki, 5. baskıda da devam ediyor ve bu konuda hâlâ ağzını bıçak açmıyor. Dağıstanlı eğer bana kızdığı için rahmetli Eyüboğlu'nun anısına saygısızlık ediyorsa, onu hiç tanımamışım demektir; ama öte yandan, Dağıstanlı'yı zaten aylardır tanıyamıyorum.

Aşağıda, 4. baskıdan sonra yazılmış, konuyla ilgili son yazımı;

onun da altında, (olayı ilk ortaya çıkaran Feridun Çetinkaya'nın yazılarına da dikkat çektiğim) "NTV SKANDALI ANA SAYFASI"na ulaştıran bir linki bulacaksınız:

 

SÖZÜM DAĞISTANLI'YA!...