Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında     Linkler İletişim

 

 
 
 

 

 

KISA AÇIKLAMALAR

 

 

 

 

 

Yılmaz Onay

 

(Bu yazı, ilk kez olarak,  Ocak 2003'de

İNSANCIL dergisinde yayınlanmıştır.)

 

 

“İnsancıl”ın Kasım sayısında yayınlanan Coşkun Büktel’in hakkımdaki uzun yazısına ilişkin olarak bazı kısa açıklamalar yapmakla yetineceğim.

1. Coşkun Büktel’in yazısının yayınlanma –ya da yayınlanamama- öyküsünde, “Evrensel Kültür” yazıyı yayınlamazken aynı dergide benimle ilgili başka şeylerin yayınlanmış olduğu belirtilince sanki yazının yayınlanmasını ben engellemişim gibi bir izlenim doğabiliyor. Oysa durum tam tersi.

Sayın Büktel’in kitabı yayınlandığında ben Diyarbakır’da oyun sahneliyordum. Kitabı okudum. Ülkemizde akıl almaz derecede yaygın olan, “Nazım Hikmet’in oyunları kötüdür” önyargısına karşı (ki bu önyargı “100. yıl” da aşıldı sanılıyorsa da hâlâ egemendir) yıllar öncesinden –taa 70’li yıllardan– bu yana aktif biçimde aksini savunduğum için Büktel’in kitabı özellikle ilgimi çekti. Dahası, Nazım’ın oyunlarını “kötü” bulanlar genellikle bunu açık söylemedikleri için mesele tartışılamıyordu. Oysa ilk kez sayın Büktel bu kitabında Nazım’ın oyunlarını kötü bulduğunu bir “önyargı” olarak değil, çeşitli gerekçeleriyle bir “yargı” olarak getiriyor ve böylece açık tartışılmasını da olanaklı kılıyordu. Ama bunu yaparken bir yandan da, Nazım’ın oyunlarının “iyi” olduğunu savunanları ve onlar arasında beni de, evet –hâlâ bile çok geniş bir “elit”in burun kıvırmalarını göğüslemek pahasına– bunu yıllardır savunan beni de sahtekârlıkla suçlamaya getirerek, Nazım’ın oyunlarını kötü bulan kendisini, bana karşı Nazım’ı savunuyor olarak koyuyordu. Yani ben yıllar boyu, daha sayın Büktel imza olarak ortada yokken, daha Nazım modasının zerresi düşünülmezken, hatta Nazım’ın adını ağza almak bile bela getirirken, Nazım’ın oyunlarının iyi olduğunu savunmakla sahtekârlık yapmışım, ama Büktel, son birkaç yıl içinde farkına vararak Nazım’ın oyunları kötüdür demekle onu bana karşı savunmuş oluyor. Bu, bence akıl ötesi bir çelişkiydi –hâlâ da öyledir– ve daha da önemlisi, Nazım’ın oyun yazarlığının kalitesi üstüne yapılması gereken somut tartışmayı, yönetmen tiyatrosu uygulamalarının sakatlıklarıyla ve kişilerin suçlanmalarıyla bulandırarak anlaşılmaz hale getiriyordu.

Bunun üzerine, ara ara yazı yazmakta olduğum Evrensel gazetesine önce danıştım. Ben böyle böyle bir yanıt yazmak istiyorum, ama Büktel’den gelecek yanıtları da yayınlayacaksanız yapayım bunu, dedim, çünkü hedefim Nazım Hikmet’in oyun yazarlığı üstüne –gerekirse uzun sürebilecek– yararlı bir polemik gerçekleştirmekti. Önerim kabul edildi. Nitekim bu umutla yazının başlığını da “Ciddi Polemik Yararlıdır” biçiminde koydum. Hatta aynı yazıda sayın Büktel’in, “Nazım Hikmet’in Oyun Yazarlığı” konusundaki panelimize konuşmacı olarak çağırılmasını sağlama sözü de verdim ve epey bir süredir sayın Büktel’e salondan söz istediğinde bile söz verilmez olmuşken, o panelin inisiyatifi bende olduğu için konuşmacı olarak çağrılmasını sağladım, sayın Büktel de panele katıldı sağolsun –gerçi konuşmalarında konuyu sürekli “yönetmen tiyatrosu” polemiğinin ayrıntılarına kaydırdığı için gerek öteki konuşmacılardan ve gerekse salondan gelen tepkiler nedeniyle sık sık kendisini Nazım’ın oyun yazarlığı somutuna yoğunlaşmaya çağırmak durumunda kaldım ama bunu kendisi de engelleyici bir müdahele saymamıştı ki herhalde, çıkışta bana teşekkür bile etmişti– çünkü panelde her konuşmacıya ayrılabilen süreyi bile aşarak fikrini söylemişti pekâlâ. Ama iş yazıya gelince hayal ettiğim gibi olamadı maalesef. Sayın Büktel benim normal gazete yazıma yanıt olarak 29 sayfa tutan bir yazı getirmiş. Bu kapsamda bir yazıyı Evrensel gazetesinin tüm sayfaları bile almıyordu, yayınlayın diye zorlamanın anlamı var mı? İşte tam da o panel sıraları, “n’olur, Coşkun’cuğum, yazını gazete formatına yoğunlaştır, basacaklar,” diye rica ettim, yapmadı. Kastı neydi, anlayamadım, ama benim yapabileceğim bir şey kalmamıştı, “ciddi polemik”in “yararı”nı kanıtlayamamanın üzüntüsü kalmıştı yalnızca. Sayın Büktel şimdi sözünü ettiği kısaltmayı o zaman yapmış olsaydı, ya da nihayet kısaltılmış o metni Evrensel gazetesine gönderse ve Evrensel gazetesi yayınlamış olsaydı, ben amaçladığım o polemiğe yine zevkle girerdim. Ama “İnsancıl” dergisinden bunu istemeye hakkım yok. Dolayısıyla ancak bu kısa açıklamalarla yetinmek durumundayım. Çünkü sonraki gelişmelerden bana bilgi bile verilmedi. Büktel’in yazısının yayınlanmasını istediğimi, Evrensel Kültür yetkilileri, İnsancıl yetkililerine iletmişler üstelik, sağolsunlar. Benim engellemem söz konusu değil ve olamaz yani. Hiç değilse bu bilinsin…

2. Buradan sonra inisiyatif artık sayın Büktel’de. Gerçekten tartışmamızı istiyorsa, illa kişisel ayrıntılarda bana saldırmayı, illa bazı “yönetmen tiyatrosu” uygulamalarının sakatlıklarıyla Nazım’ın yazarlığını birbirine karıştırmayı lütfen bir an için bırakıp, net olarak Nazım Hikmet’in oyun yazarlığını ve oyunlarını niçin kötü bulduğunu yazar, ben de niçin iyi bulduğumu yazarım, –örneğin hemen “Ferhat ile Şirin”de Şirin’le Ferhat’ın kaçış (bence Nazım’ın koyduğu temelde “kaçmak zorunda oluş”) gerekçesini enine boyuna zevkle tartışırız, üstelik böyle bir polemik rayına oturursa giderek “yönetmen tiyatrosu” konusunda bence çok ortak olduğumuz yanları ve temelden ayrıldığımız yanları da tartışırız ve kendisinin beni illa suçlamak istediği konuları da tartışırız pekâlâ , ama bütün bunlar, ilk yazının malzemesi olmasın lütfen, çünkü ilk yanıtımın bu sapmalarla kilitlenmesini istemiyorum artık. Örneğin Kasım sayısındaki gibi bir yazıyı yanıtsız bırakmak zorunda kalırsam kimse kusura bakmasın. Ayrıca doğrudan Nazım’ın oyun yazarlığına yoğunlaşmış bir polemiğin bile hangi yayın organında yayınlanacağını saptamak da sayın Büktel’e düşüyor, çünkü ben o şansımı yitirdim. Sayın Büktel’in bana yöneltmek istediği suçlamalara ve eleştirilere gelince, kendisi bunun için istiyorsa kitaplar yayınlayabilir, saygı duyarım, ama benden de illa aynını beklemesin lütfen, benim sayın Büktel kadar ömrüm yok.

3. Haa, böyle deyince, bir süredir Coşkun Büktel’i tümüyle defterden silmiş olanlar, “oh oldu işte, sonunda Yılmaz Onay da Büktel’i muhatap almanın pişmanlığını duyuyor, aklı başına geldi,” derlerse yanılırlar, çünkü her ne kadar sayın Büktel illa onları haklı çıkarmak istiyormuşçasına davransa da ben böyle şeylere bakmam. Kendi benimsediğim ilkeler, yani “doğru”nun genelgeçer ilkeleri neyi gerektiriyorsa onu yapıyorum ben. Bir kere, kimsenin silinmesini ve yok sayılmasını kabul edemem, hele ki Coşkun Büktel gibi bir kalemin. Dahası, o bunu bile bana yönelik saldırı vesilesi yapacak da olsa, kendisine tüm enerjisini ve zamanını fazla ayrıntıya boğulmuş bir polemikle yitirmeyip, bir veya ikiden daha fazla sayıda eserle alternatif oluşturmaya yoğunlaşmasını önermekten geri durmam. Çünkü düşüncem ve tutumum kişiden kişiye değişmez.

Bu açıklamaları yapmama olanak verdiği için “İnsancıl” dergisine teşekkür ediyorum.

Yılmaz Onay / Ocak 2003 

 

 

NOT: Coşkun Büktel'in bu yazıya verdiği cevabı okumak için aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

"KORKARIM, TARİH TAKSİRATINIZI AFFETMEYECEK, SAYIN ONAY!"

 

Büktel'in bundan önceki yazısı:

 

"TARİH TAKSİRATINIZI AFFETSİN"

  

 

BÜKTEL/ONAY POLEMİĞİ'NİN TÜM YAZILARI

 

Tarih sırasıyla: 

 

 

TİYATRO YAZARI NÂZIM HİKMET

 

 

Yılmaz Onay  13 Ocak 2002

 

 

 

 

 

 

 

CİDDİ POLEMİK YARARLIDIR

 

 

 

Yılmaz Onay  20 Ocak 2002

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"TARİH TAKSİRATINIZI AFFETSİN!"

 

 

 (ÖNSÖZ)

 

 

 

Coşkun Büktel  Kasım 2002

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"TARİH TAKSİRATINIZI AFFETSİN!"

 

 

"YILMAZ ONAY'IN

 

 

SÖYLEDİKLERİ VE GİZLEDİKLERİ"

 

 

 

 Coşkun Büktel  Kasım 2002

 

 

 

 

 

 

KISA AÇIKLAMALAR

 

 

 

Yılmaz Onay  Ocak 2003

 

 

 

 

 

 

 

KORKARIM TARİH TAKSİRATINIZI

 

 

AFFETMEYECEK, SAYIN ONAY!

 

 

 

Coşkun Büktel  Şubat 2003