|
TUNCER
NECMİOĞLU
1938 - 2006
Orhan Aydın
Bu
yazıyı, ilk kez olarak, 26 Ağustos 2007'de, tiyatrom.com adlı sitede
gördük ve aynı gün yazarıyla konuşup yazıyı kendi sitemizde ve kendi
mizanpajımızla da yayınlamak için iznini aldık. Yazıyı kendi sayfa düzenimize uygun
hale getirdik ama yazarın bir tek
virgülüne bile müdahale etmedik. Yazının tiyatrom.com'daki ilk
versiyonunu görmek için, aşağıdaki adresi tıklayabilirsiniz:
http://www.tiyatrom.com/orhan_aydin_06.htm
Sevgili Ustam,
Toprağa düşeli bir yıl oldu.
Devrimci kültür hayatımız için bıraktıklarını yaşatıyoruz.
Seni ve o sevda dolu delikanlı yüreğini unutmayacağız.
Sevgili Ustam,
Bir yıl oldu.
İçimdeki
yalnızlığın birlikte sokağa çıktığı, o çocuksu günlerimin kavgacı
adamı sen, tam bir yıldır yol üstünde bir gömütlükte yatıyorsun. Bir
güz ağacının gölgesinde, upuzun. Dilerim, serçe sesleri doluyordur
ince uzun, narin göğüs kafesine. Seversin.
Başucundaki taşta ne yazdığının önemi yok.
Başı dik ve onurlu gittin o taşın altına.
Yine kaşların çatık, yine küfürbaz, yine kavgacı.
Seni son kez alkışlarken ağladım yalnızca.
Umudum tükendiği için değil, yalnızlığım çoğaldığı için. Söküp aldın
içimden ellerini, gözlerini, sözlerin çizili kaldı yüreğimde.
1974 Ankara’sını anımsıyor musun? Kızılay meydanında bir gün doğumu
sabahını. Sıcak ekmek aldık fırından, 250 gram da helva.
Ankara garına yürüdük birlikte.
Sonra
ayakkabı boyacısı Antakyalı Halil ve Hamal İsmet ile birlikte, bir
tahta kanepenin üstünde kahvaltı ettik hani.
Sabahın
köründe Nazım okudun bize.
Birden
kalabalık oldu başımız, Anadolu ekspresinin yolcuları sardı
çevremizi.
Kanepenin
üstüne çıkmak zorunda kaldın.
Bir kadın, “Deli bu adam” demişti; sen de, “Gel birlikte bağıralım
deliliğimizi” demiştin.
“Vatan şose
boylarında gebermekse açlıktan…” Bir alkıştır çınlamıştı ortalık.
İşte ben o gün kuşandım senin silahını.
“Tiyatro hayattır evlat, hayat da tiyatrodur. Önemli olansa, senin
bu sahnede ne yaptığındır. Oyuncu dediğin kimin sesi olacağına doğru
karar verendir. Ben işçilerin, emekçilerin sesi olmayı seçtim ve
yanılmadım. Mutluyum”
“Sosyalizm mutluluktur, hepimizin mutluluğu, tiyatro da o mutluluğun
bir parçasıdır”
Yıllar yılları çiğnedi.
Sen, emekçi
halka ve insanlığa sesini ulaştırmayı kovaladın.
Hiçbir zaman esiri olmadın popüler kültürün. Oyunlar, filmler,
eylemler, ceza evleri, işkenceler. Tam elli sanat yılı.
Sahi,
belinde yıllarca taşıdığın acının, Ankara emniyetinin “bir işkence
hediyesi” olduğunu kaç kişi öğrendi. Gizledin acını.
Gizlediğin katlanılamaz acıyı da götürdün o taşın altına.
“Bu ülke de Tiyatro inatçı insanın işidir, inadını öfkeyle
beslemezsen yenik düşersin, sağlam dur”. Bana söylediklerini
konservatuar sınavlarına hazırladığın kızım E. Şafak’a söylemiştin
yıllar sonra. Şaşırmıştı torunun, “Dedem gibi elli adam tozunu atar
bu ülkenin” demişti gözleri dolu.
Geceler boyu, elinde bastonun, ağzında ekleme sigaran, zor
tırmanırken evimin merdivenlerini, yıllar önce, Pir Sultan oyununda
boynuna geçirilen urgan ile tutunuyordun sanki hayata.
Sık görüşüyorum Songül’le. Baran’ın sağlık durumu şimdilik iyi.
Geçen ay şapkaların, pipoların, nargilen ve tütünlerini bana getirdi
Songül. “Orhan’a ver” demişsin. Senaryoların ve inatla oyunlaştırıp
bıraktığın “Memleketimden İnsan Manzaraları” oyunu da bende.
“İçimdeki çocuk daha fazla ağlayamazdı. Sonunda bitti işte, al.”
dediğin metni, mutlak sahneye taşıyacağız. Senaryoların üstünde
çabalıyorum.
El yazın
çirkin ihtiyar, zor okunuyor.
Hemen ardından Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde adını taşıyan bir
Tiyatro Atölyesi kurduk. Gençler seni tanıdığında şaşırdılar.
“Mangal gibi yüreği varmış hocam” demişti biri.
Bilmiyorlardı hayata taşan sevdanı, öğrendiler.
Memleketin halini hiç sorma. Çıldırırsın.
Elif, sabahları işe giderken senin yanı başından geçiyor. El
sallıyor hepimiz adına.
Görüyorsundur.
Bugün 20 Ağustos 2007, kucak dolusu çiçekler getireceğim sana,
sevgili Ustam TUNCER NECMİOĞLU.
Anlatacaklarım var.
Orhan Aydın / Ağustos 2007
oaydinoaydin@gmail.com
|