"BÜKTEL'İN EDİTÖR NOTU"
ve "GÜNCELLEME
3 Temmuz 2009"
Timur'un yazısının hemen
altında.

COŞKUN BÜKTEL’E YANIT
A. Ertuğrul Timur
Prensip olarak yazılı beyanlarıma yazılı yanıt
olmadıkça dikkate almamayı tercih ediyorum
Fakat önemli bir konuda okurların
dezenformasyonu söz konusu olduğu için
Coşkun Büktel'in yazıyla yanıtlamaktan ve
okurları için düzeltme yayınlamaktan kaçındığı
Mehmet Atak
konusunda video yoluyla verdiği yanıtları ve
dile getirdiği düşünceleri yanıtlamanın okurlar
açısından
iyi olacağını, böylece yazılı yanıttan kaçınan
coşkun Büktel'in videoyu izlememiş çoğunluktaki
okurların bu konudaki düşüncelerinden de
haberdar olmasını sağlayacağımı düşünerek
yanıtlamayı tercih ettim
Ektek word dosyasında bu videolu yanıta yanıtımı
bulacaksınız.
Esasen İATP-G ve Tiyatro Dergisi portalını bu
değmeyecek ve okurların zaten kafasında
sonuçlandırdığı konuda işgal etmek
istemediğimden artık çok fazla bu konuda bu
yayınlara yazı yollamaktan kaçınmaktaydım.
Fakat İATP-G ve Tiyatro Dergisi portalında bunun
öncesi yazılar yayınlandığı ve bu yayınlanmış
yazılara ek açıklama mahiyeti de taşıdığı için
ekteki yazımın bu yayınlarda da
yer almasını özellikle rica ediyorum
İzleyenlere sözüm yok, ama açık
ve net söylüyorum ki geçmişteki birkaç istisna video dışında ben
Hilmi Bulunmaz’ın videolarını izlemiyorum. İzle-ye-miyorum da. Hele
ki şimdilerde 70 dakika, 120 dakika 240 dakika (4saat) gibi sürelere
ulaşmışken istemsem dahi izleyemem asla 4 saatlik bir zaman dilimim
yok oturup video izleyebilecek. İşim belli, 24 saatim belli. Bu 24
saat içerisinde aralıksız 4 saat değil 60-70 dakika ayırmak benim
için olanaksız.
Ayrıca benim işimin yarısı
zaten bütün gün video montajı yapmak olduğu için akşama dek onlarca
aksiyonel ve nitelikli video montajından sonra bir yada birkaç
adamın kamera karşısında durağan konuşması iyice çekilmez olacaktır.
Bir de bu videolar internet
üzerine yüklenmiş Flash dosyalar olduğu için çekip ara ara izleyeyim
derseniz bir hayli zahmetli bir iş hele ki böyle uzun videoları
çekip aviye dönüştürüp saklamak, saklasanız bile izleyecek zaman
bulmak çok zor.
Değişik zaman dilimlerinde ara
ara internet üzerinden izleyeyim de diyemiyorsunuz çünkü ortadan
başlatma gibi şansınız yok her defasında baştan yüklenip yavaş yavaş
ilerlemektedir.
Bu nedenle ben bu videoları
izlemediğim gibi benim yazılı beyanlarıma videolu yanıtları da
esasen kabul etmiyorum. Hem hiç kimse bu kadar zaman dilimini cevap
alacak mıyım diye ayırmaya mecbur değildir, hem de asla sayfa
üzerinde çarçabuk okunan sayfaların ulaştığı kişi sayısı ile
videoları izleyen kişi sayısı asla aynı olamaz. (Kaldı ki videoların
nasıl reyting yaptığını da ispatladım bu nedenle izlendi
gözükenlerden çok çok azının baştan sona tamamını izlediği ve gerçek
kitleye ulaşmadığı da aşikardır.) Bu durumda da Hilmi Bulunmaz video
ile bana yanıt vermiş olsa da bu kendisine de haksızlıktır zira
yazılı bir konu bin kişiye ulaşıyorsa videodaki yanıt 100 kişiye
bile ulaşmıyor dolaysıyla 900 kişi Hilmi Bulunmaz’ın bana yanıt
vermediğini düşünmeye devam edecektir.
Bu kez de Hilmi Bulunmaz değil
Coşkun Büktel bana video üzerinden yanıt vermiş. Tabi bu yanıtı da
verilmemiş sayıyorum. Zira yeterince açık ve net değildir. Sanıyorum
240 dakikalık (4 saat) bir videoda herhalde aralıklarla birkaç
dakikalık bana yanıt vermiştir. “miş”li konuşuyorum çünkü izlemedim
ve izleyemem de. Fakat Mustafa Demirkanlı kendisine yönelik bir
hakaret olup olmadığını merak edip büyükçe bir kısmını izlemiş ve
hatırladıkları kadarıyla bana aktardı.
Esasen videolara yanıt vermeyi
reddediyor videoyla verilmiş yanıtları da kabul etmiyorum fakat bu
kez bana aktarıldığı kadarıyla Coşkun Büktel’e bazı yanıtlar
vereceğim. Bu 4 saatlik videoyu izlemekle kalmayıp olduğu gibi
kağıda deşifre edip buna göre bir yanıt yazmak herhalde kimseden
beklenemez, bu nedenle bana hatırlandığı kadarıyla, ana hatlarıyla
aktarılmıştır ben de bu aktarıldığı kadarıyla yanıtlamış olacağım,
coşkun Büktel’in itirazı yada eklemesi olursa lütfen -yazıyla-
belirtsin ben de gerekli ekleme yada düzeltmeleri yapayım.
Coşkun Büktel nihayet Mehmet
Atak konusuna video kaydında yanıt vermiş. (Bunun dışında bana
yönelik bir bölüm var mıdır bilemiyorum) Coşkun Büktel bana yanıt
verirken dört hususu öne çıkarmış
1- Ertuğrul Timur belge olarak
kendisine Milliyet, Hürriyet gibi gazete haberlerini dayanak
yapıyor, iyi de bu onu temize çıkarmıyor onlar da bu hatayı yapmış
demek onu temize çıkarmaz
2- Bu iddia benim değil Mehmet
Atak’ın iddiasıdır. Ben zaten “mış” şeklinde yazdım
3- Ben onun sansürcülüğünü
zaten ispatlamışım bu düzeltmesine yer versem ne olur vermesem ne
olur
4- Ümran İnceoğlu’nun Timur’la
tanışıklığını biliyorduk, bu nedenle zaten onun karşı çıkacağını
aklımıza getirdik, soyadını da eksik yazmış, vb. türü (aşağıda
açacağım)
Şimdi sırayla ve olabildiğince
net yanıtlar vermeye çalışayım. Net kelimesini özellikle çiziyorum
çünkü aslında zaten bunlar ya yanıt istemeyecek denli net ya da
zaten tarafımdan yazılmış konulardı. Bunları Ömer F. Kurhan
anlayabilmişse, Mustafa Demirkanlı anlayabilmişse, Coşkun Büktel’in
de anlayacak kapasitede olduğunu zannediyordum ama bir kez daha ve
sadeleştirerek anlatalım.
1- Öncelikle, Coşkun Büktel
okuduğunu anlamamış çünkü Hürriyet, Milliyet, NTV-MSNBC, Zaman gibi
gazetelerle ben aynı dönemde aynı şeyi yazmamışız bu nedenle de
bakın onlar da bu hatayı yapmış gibi bir şey demiyorum. O gazeteler
ve 2 yıl önce yani olay yaşanırken bunu böyle haber yapmış diyorum,
biri Mehmet Atak’ın yakın arkadaşı olmak üzere 3 sanat yazarı da bu
proje konsepti Mehmet Atak’la birlikte Sibel Aslan’ın yazmış
diyorum, bu haberleri ve yazıları basına ileten basın bültenleri de
Goethe Enstitü ve İBBŞT tarafından basına verilmiş diyorum. Ve bu
etkinlik sıcağı sıcağına yaşanırken hem bütün gazeteler, biri Mehmet
Atak’ın arkadaşı 3 sanat yazarı ve bu projenin ev sahibi 2 önemli
kurum bu proje Sibel ve Mehmet’in demiş ve Mehmet Atak’da biri
arkadaşı olan tümü ulusal ve en çok okunan gazetelerin haberi olan
ve de olayın sahibi kurumların basın açıklamalarına Mehmet Atak
itiraz etmemiş diyorum. Bu kadar haber, yazı basın bildirisi ne o
günlerde nede aradan geçen 7 yılda itiraz edilmemişse o halde bu
etkinliğin Sibel Aslan Yeşilay ve Mehmet Atak’ın konsepti olduğunun
tescilidir diyorum. Bu etkinlik bu gazetelerde ve biri Mehmet
Atak’ın arkadaşı üç yazarca böyle tescil edilirken Mehmet Atak
itiraz etmemiş 2 yıl sonra sadece tiyatroma bu nedenle itiraz
etmişse bu inandırıcı değildir diyorum. Kaldı ki o iki yılın
ardından da tiyatromda yer aldığı ve Mehmet Atak’ın yanlış olduğunu
iddia ettiği haber de yine başka yayınlarda ve gazetelerde yer almış
ve Mehmet Atak bunların da hiç birine itiraz etmemiş diyorum. Ancak
ne yapmış? 7 yıl sonra Coşkun Büktel’e demiş ki ben o projenin tek
sahibiydim Ertuğrul kamuoyuna yanlış bilgi verdi demiş. Eh Sayın
Coşkun Büktel en azından siz aklıselim bir ağabey olarak bu
belgelerden sonra bir telefon açıp “Sevgili kardeşim Mehmet, sen
bize bu projenin tek sahibiyim diyorsun ama bak bütün gazeteler
yazmış, senin arkadaşın Sevin Okyay yazmış, projeyi yapan 2 önemli
kurum basın bültenini böyle hazırlamış sen o zaman bunlara itiraz
etmiş miydin? Madem proje sadece senindi neden itiraz etmedin
kardeşim? Bizi de yanıltıp zor durumda bırakıyorsun? Bak Sibel hala
proje benimdi diyor sitesinde ona söyleyecek bir lafın yok mu? Şahit
diye yazdığın kişi de tersini söylemiş yalanlamayacak mısın? Ya da 7
yıl sonra mı yalanlayacaksın sevgili kardeşim Mehmet?” diye sormaz
mı? Tabi Mehmet Atak’ı bulabilirse zira artık ortaya koyduğum somut
belgelerden ve sorulardan sonra kayboldu (Hayır yurtdışında değil
daha dün akşam bana yine mahkum çocuklar üzerine mail yollamış ama
bu konudan kaçındığı bellidir.) Mehmet Atak hem yayın yoluyla hem
mail yoluyla ona yanıtımı ilettiğim halde bugün çıkıp bana ve
yazdıklarıma itiraz etmiyorsa zaten yanlış beyanda bulunduğunu
yanıltıcı açıklamalar yaptığını kabul etmiş olmuyor mu? Bakın bir
sanatçıyı rencide etmemek için yalan kelimesinden ısrarla kaçınmaya
çalışıyorum ama buradan da başka bir sonuç çıkmıyor. Ama artık bu
ortaya serilince Mehmet Atak kendisini savunamazken siz hem onun
iddiası ben mişli yazdım deyip hem de hala ağzınızda gevelediğiniz
laflarla ama o gazetelerin de yanlış yazması aynı hataları yapması
Ertuğrul’un hatalarını hafifletmez ki türü bir savunmada
bulunuyormuşsunuz. Mehmet Atak çıksın desin ki evet hepsi yalan
yazmıştı, Hürriyet’de, Milliyet’de, Zaman’da, hatta benim arkadaşım
Sevin Okyay’da yalan yazmıştı. Şehir Tiyatroları basın bürosu da,
Goethe Enstitü de yalan yazmıştı. Tümününki yalandı ben hiç birini
görmedim Sibel’in hala bunu savunduğunu da görmedim, Ertuğrul
linkini verse de yine de görmüyorum ben sadece bir tek Ertuğrul’un
yazdığını gördüm desin ya da tümünü yalanladım zaten desin…
diyebiliyor mu? O diyemiyor, o inkar edemiyor, o kendini aklayamıyor
ama siz 3 tane genci karşınıza oturtup videoda canım onların da
yanlış yazması Ertuğrul’un yanlışına mazeret mi tarzı
konuşabiliyormuşsunuz. Bravo ne diyeyim. Mişli haberinizin kraldan
çok kralcısısınız o halde. Yalanın avukatlığını yapıyorsunuz hala.
2- İddia Mehmet Atak’ın
iddiasıdır ama Mehmet Atak bu iddiayı sizin sitenizde yayınlamıştır.
O halde ortaya yeni bulgular konulmuşsa ve siz miş le de olsa bir
iddiayı yayınlamışsanız o halde bu yayınladığınız iddialarla
okurunuzun yanıltılma ihtimaline karşı yanıtı ve yeni bulguları da
yayınlamalıydınız. Bunu benim için değil okura saygınızdan
yapmalıydınız. Bakın bu iddia bizim sayfalarımızda dile getirildi
ama karşılığında da şu bulgular ya da iddialar gündeme getirildi biz
bunu da size veriyoruz hangisini ne kadar inandırıcı buluyorsanız
karar sizindir denilmeliydi. Diğer bütün sansürlerinizi görmezden
gelsek bile bu çok açık çok net ve düpedüz bir sansürdür. Bana değil
okurların doğru bilgilenme hakkına sansürdür.
3- İkinci maddede yanıtını
verdim. Ama yineleyeyim. Öncelikle siz hiçbir şeyi ispatlamış
değilsiniz. Ben açık ve net şekilde sadece Hilmi Bulunmaz’ın küfürlü
yazısına yer vermediğimi zaten açıkladım. Sizin yazılmamış yazınızı
sansürlediğim iddianız zaten yazılmamış olmayan yazının
sansürlenmesi iddiası komik olsa da o konuda yazdığınız yazınızı
sitenizden aynen aldım ve yayınladım siz de sitenizin adını
yazmadığım eleştirinize rağmen bunu olumlu bulduğunuzu belirttiniz.
Aradan aylar geçince sanki ben sizin yanıtınızı yayınlamamışım
havasında konuyu siz ve Feridun Çetinkaya gündeme getiriyorsunuz bu
da bir nevi yalancılıktır. Kaldı ki diyelim ki başka konularda benim
sansürcülüğümü gerçekten ispatlamış olunuz. Bu Mehmet Atak konusunu
görmezden gelmenize sebep olamaz. Diyelim ki ben yalancıyım,
sansürcüyüm bana saygınız yok bu nedenle de benim düzeltme hakkıma
saygınız yok peki ama okurunuz ne olacak? Okurunuzun ne suçu var da
dezenformasyonla, Mehmet Atak’ın yanlış bilgilendirmesiyle kalacak?
4- Evet Ümran İnceoğlu ve eşi
Eftal Gülbudak benim tiyatro dünyasında en tutarlı, en çalışkan, en
değerli dostlarımdandır. Fakat bu bir mahkemeye benzetilirse bu
şahidi dinlenmek üzere çağıran, şahit gösteren ben değilim Mehmet
Atak idi. Ve kendi iddialarına kanıt olarak şahit demişti. Ümran
İnceoğlu’nun şahitliği iki nedenle önemlidir. Birincisi Mehmet Atak
öncelikle kendisini bu yayınlardan haberdar eden, tiyatrom’dan
haberdar eden kişi olarak ve şahitlikte ilk sırada saydığı için,
ikincisi Ümran İnceoğlu ihtilaflı olan Mehmet Atak ve Sibel
Aslan’dan sonra bu projede yetkili olarak bulunan üçüncü isimdir
(diğerleri oyuncu olarak yer almıştır) Hem bu nedenle en önemli
şahittir hem de ben diğerlerini tanımadığım için ulaşmam zordu belki
yanıt alacak belki alamayacaktım ama Ümran’ı tanıdığım için bana bir
telefon uzaklığındaydı dolaysıyla önce konunun asıl muhatabı Sibel
Aslan Yeşilay ile sonra ikinci dereceden muhatabı Ümran ile sonra
üçüncü dereceden tanıklar oyuncularla bağlantı kurmayı denedim.
Ümran İnce – İnceoğlu konusu
ise Ümran kendisi de bazı kayıtlı olduğu yerlerde İnce soyadını
kullanır (belki bazı sabit form alanlarına uzun geldiğindendir) bazı
yerlerde ise İnceoğlu’nu kullanır, benim telefonumda da İnce olarak
kayıtlıdır. Fakat buradan bir kıvırma ve suçlama payı çıkarmışsınız
ve soyadını yanlış kullandığımı belki de Ümran’ın aslında hiç
şahitlik yapmadığını ya da benim internet aramalarında gözden
kaçırmak için özellikle yanlış kullandığımı ima etmişsiniz. İşte iki
türlü de yazıyorum içiniz rahat olsun
ÜMRAN İNCE
Hemen
ertesi gün Ümran İnce ile bağlantı kurarak ve kendisinin de şahit
gösterildiğini belirtip konuyu sorduğumda oldukça şaşırtıcı bir
yanıt aldım.
"O proje
Sibel'in projesiydi, Mehmet Atak sadece rejilerini yaptı."
Bu durumda
Mehmet Atak'ın şahitlerin şehadetini almadan ve görüşlerini sormadan
projede yer alan herkesin adını sıradan saydığı anlaşılmaktadır.
Yani şahit var diye kadroyu bize şahit diye sıralarken şahidi
kendisini yalanlıyordu...
Böylece
Mehmet Atak'ın öne sürdüğü ve Coşkun Büktel'in de üstüne basa basa
vurguladığı şahitler konusunun da bir balon olduğu ortaya çıkmıştır.
Mehmet Atak tarafından en başta sıralanmış Ümran İnce bakın ne yanıt
verdi:
Ertuğrulcuğum Merhaba,
Ben
konsept Mehmet Atak'a ait demiş olamam, çünkü okuma tiyatrosu
Sibel'in projesiydi. Zaten okunan oyunlar da Sibel'in çevirileri.
Mehmet sadece rejilerini yaptı.
Mehmet'e
bu konuda değil de ibşt'den stajyer kadrodan çıkarılması konusunda
yazılanlar hakkında tiyatrom.com'u takip etmesini söylemiş ya da
yazmak istediği varsa oraya yazabileceğini söylemiş olduğum yönünde
hatırladıklarım var. O dönemde Mehmet'e destek verenler, vermeyenler
vardı ve sanırım tiyatrom.com'a da taşınmıştı bunlar..
ÜMRAN
İNCEOĞLU
Hemen
ertesi gün Ümran İnceoğlu ile bağlantı kurarak ve kendisinin
de şahit gösterildiğini belirtip konuyu sorduğumda oldukça şaşırtıcı
bir yanıt aldım.
"O proje
Sibel'in projesiydi, Mehmet Atak sadece rejilerini yaptı."
Bu
durumda Mehmet Atak'ın şahitlerin şahadetini almadan ve görüşlerini
sormadan projede yer alan herkesin adını sıradan saydığı
anlaşılmaktadır. Yani şahit var diye kadroyu bize şahit diye
sıralarken şahidi kendisini yalanlıyordu...
Böylece
Mehmet Atak'ın öne sürdüğü ve Coşkun Büktel'in de üstüne basa basa
vurguladığı şahitler konusunun da bir balon olduğu ortaya çıkmıştır.
Mehmet Atak tarafından en başta sıralanmış Ümran İnceoğlu
bakın ne yanıt verdi :
Ertuğrulcuğum Merhaba,
Ben
konsept Mehmet Atak'a ait demiş olamam, çünkü okuma tiyatrosu
Sibel'in projesiydi. Zaten okunan oyunlar da Sibel'in çevirileri.
Mehmet sadece rejilerini yaptı.
Mehmet'e bu konuda değil de ibşt'den stajyer kadrodan çıkarılması
konusunda yazılanlar hakkında tiyatrom.com'u takip etmesini söylemiş
ya da yazmak istediği varsa oraya yazabileceğini söylemiş olduğum
yönünde hatırladıklarım var. O dönemde Mehmet'e destek verenler,
vermeyenler vardı ve sanırım tiyatrom.com'a da taşınmıştı bunlar..
Böylece bu iddianızın
yersizliğini sanırım anlamış olursunuz, artık her 2 türlü de yer
bulacaktır. Ayrıca sitelerini işgal etmemek için artık Tiyatro
Dergisi portalı ve İATP-G ye çoğu yazımı iletmiyordum ama oralarda
yanlış yer alıyor dememeniz için onlara bu yanıtımı yayınlamalarını
özellikle rica ederek yollayacağımdan da emin olabilirsiniz.
Ve yine ayrıca elbette ki
internetten yayınlamayacağım ama dilediğiniz an Ümran İnceoğlu’nun
telefonunu verebilirim ve diliyorsanız kulaklarınızla da duyarsınız.
Kulaklarınıza da sorun bulursanız ya da tam konuşurken cep
telefonunuzun şarjı biterse ve siz de şarj etmenin dışında
telefondan anlamıyorsanız bir gün rica ederim ve Ümran İnceoğlu nu
alır size getiririm.
AYRICA ŞAHİT OLDUĞU KONUYU
HATIRLAMAYAN 2 ŞAHİT DAHA SONRADAN BENİMLE BAĞLANTI KURDU SIRASI
GELMİŞKEN ONLARI DA EKLEYEYİM
Mehmet Atak’ın kendisine şahit
olarak sunduğu 22 isim acaba kendisine ne kadar şahitti? Çünkü
Mehmet Atak şahadetlerini alarak şahitlerini değil kadroyu size
sıralayıp şahit diye yutturmuştu. Ümran hariç hiç birini tanımadığım
halde en az yarısıyla bağlantı kurmak için girişimde bulundum sadece
(Ümran hariç) iki kişi geri döndü. Bunlar Eray Kahya ve Esin
Umulu’dur.
Esin Umulu
görev aldığını Mehmet Atak’ın yönettiğini, Sibel Aslan’ın çevirisini
yaptığını hatırladığını belirtti fakat konsept tasarım konusunda bir
şahitlik yapamadı.
Eray Kahya
ise: İletişimin büyük kısmını Sibel kuruyordu, büyük ihtimalle
onun konsepti olsa gerek, gerçi Mehmet'le de
tanışıyorlardı; belki Mehmet projenin ŞT de gerçekleşmesine katkı
sağlamıştır. Ama çok net hatırlamıyorum.
Görüldüğü gibi Mehmet Atak
tarafından sıralanan 22 isim şahit falan değildir sadece o
etkinliğin kadrosudur. Bir çoğu belki konsept tasarım kime aitti
farkında bile değildi ya da o zaman farkında olsa da bugün
hatırlayıp yanıtlayamıyordu. Şahitlik böyle mi olur? Siz bugün
Theope kimin eseriydi diye sorsak “öyle bir oyundan söz edildiğini
duymuştum ama kimindi hatırlayamıyorum” diyeni şahit diye sıralama
angutluğu gösterir misiniz? Net kesin emin cevap vereceğine
inandığınız şahidiniz varsa sıralarsınız değil mi? Diğer başvurduğum
on kadar şahit ise ya hiç hatırlayamadığından ya konuya dahil
(şahit) olmak istemediğinden cevap bile vermediler. Alabiliyorsanız
siz deneyin. Ya da hadi işte sırası geldi Mehmet Atak şahitlerine
başvurup temize çıkarsın kendini!
Sayın Coşkun Büktel bir kez
daha yineliyorum.
Mehmet Atak bir sanatçıdır
yalan söyledi asla demek istemiyorum ama sizi kullanarak kamuoyuna
yaydığı iddialarının hiçbir inandırıcılığı yoktur ve zaten kendini
de savunamamıştır.
Belgeler Mehmet Atak’ın
iddialarının aksini göstermektedir.
Şahit diye sundukları ya şahit
bile olmaktan kaçınmakta, ya hatırlamamakta ya da tersini
söylemektedir.
Buna rağmen siz hiç olmazsa bu
konuda benim için değil okurlarınızı doğru bilgilendirmek ve bir
yanıltıcı kişiye alet olmuş olmamak adına karşı belgelere de yer
vermeliydiniz. Hadi bunu yapmadınız videolarla hala kendini
savunmaktan aciz kalan birini laf kalabalığı, laf cambazlığı ile
savunuyorsunuz. Lütfen kendinize geliniz bunlar internet tüm dünyada
çökene kadar yayında kalacak. İnanın hiç olmazsa “Evet bu kez
yayınladığım bu iddiaların doğruluğu konusunda karşı kanıtlar ortaya
çıkmıştır” deyip okurlarınızı aydınlatınız ve tarihe de yanlış
geçmemiş olunuz.
Ertuğrul Timur / 31 Temmuz 2007
BÜKTEL'İN EDİTÖR NOTU
Atak'ın sansürlenmesi konusuyla ilgili olarak, Timur, (tümünü
"Timur'un Çöp Kutusu" bölümümüzde yayınladığımız) pek çok yazı
yazdı.
Benim olayla ilgim, aşağıdaki alıntıda görüldüğü üzere, Atak'ın
yazısını "A. Ertuğrul Timur'un sansürcü
tiyatrom.com sitesi, yaptığı dezenformatif yayınla Mehmet Atak'ın
emeğine de zarar vermiş" şeklindeki sunuş cümlesiyle
yayınlamaktan ibaret.
|
A. Ertuğrul Timur'un sansürcü
tiyatrom.com sitesi, yaptığı
dezenformatif yayınla Mehmet Atak'ın
emeğine de zarar vermiş: |

BİRKAÇ ANEKDOT
Mehmet Atak
7 Mart 2009
(...) Sibel'in projeye asıl katkısı, epey hızlı yapmak zorunda kaldığı dört oyun metni tercümesi olmuştu. Projede yardımcı yönetmen Aslı Öngören, yapım sorumlusu Ümran İnceoğlu ve oyuncu ya da çalıştırıcı olarak yer almış Ayça Telırmak (sevgili Marlene henüz merhum değildi), Celile Toyon, Rozet Hubeş, Bennu Yıldırımlar, Bensu Orhunöz, Zihni Göktay, Berrin Akdeniz, Betül Kızılok, Esin Umulu, Candan Sabuncu, Eftal Gülbudak, Ayşe Emel Mesci, Murat Bavli, Fırat Tanış, Sevin Okyay, Serdar Orçin, Eray Kahya, Hale Akınlı, Mazlum Kiper, Sevinç Erbulak, Semah Tuğsel gibi sahışların şahitliklerini belirtmeme rağmen, Timur düzeltmeyi yayınlamadı ve projenin Sibel Arslan Yeşilay'ın tasarımı olduğu yönünde yanlış bir belge bırakmayı tercih etti.
Atak'ın
yazısının tamamını okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
|
Görüldüğü üzere, olayın aslını ne Timur biliyor, ne de ben
biliyorum. Ben, Mehmet Atak'ın kişiliğine ve tek tek isim vererek 23
tanık göstermesine güvenerek, haberi yayınladım. Ama Mehmet Atak
babamın oğlu değil (gerçi olsaydı da fark etmezdi) haber yanlış
çıkarsa, güncelleme yaparak, haberin doğrusunu yayınlar, Mehmet
Atak'ı kınayıveririm. Yani benim sırtımda yumurta küfesi yok. Mehmet
Atak'a güvenmekte yanılmışsam, bunu açıklayıveririm.
Ama Timur, Sibel Arslan Yeşilay'ın servis ettiği bültenleri
yayınlamış olan bir takım gazetelerin haber küpürlerini belge diye
göstererek, onlar da "benim yazdığım gibi yazmış ve Mehmet Atak
itiraz etmemiş" diyor ve bu durumun Timur'u akladığını, hatta daha
önceki yazılarından birinde iddia ettiği üzere, onun sansürcü
olmadığını kanıtladığını söylüyor.
Mehmet Atak meselesi daha dün ortaya çıktı. Oysa biz Timur'u
sansürcü ya da "3. Abdülhamid" ilan edeli yaklaşık iki yıl oluyor.
Timur, eğer sansürcü olmadığını kanıtlamak istiyorsa, Mehmet Atak
suçlamamızı yalanlamak yerine; son günlerde yüzlerce sayfa yazdığı
halde, hiçbir zaman yanıtlamaya yanaşmadığı ve asla alıntılamadığı
şu sözlerini yalanlamalı:
YAKLAŞIK BİR BUÇUK YIL ÖNCE (9 ARALIK
2007) A. ERTUĞRUL TİMUR DEMİŞ Kİ:
(...)
Eğer
sizi ve bulanık beyinlerinizin öfkesini,
sevgili destekçiniz Hilmi beyin
küfürlerini, bayağılıklarını tiyatro
dünyasından uzak tutmak sansürcülükse
bir kere daha yazıyorum "Evet ben
sansürcüyüm!"
(...). Ama tiyatrom'da ne Hilmi
Bulunmaz'ın, Ne Coşkun Büktel'in yeri
yok tiyatrom'u o seviyeye düşürmem hiç
kusura bakmayın. Haa cevap hakkı mı? Siz
aylardır sitenizde atmadığınız başlık
bırakmadınız ben cevap hakkı falan
kullanma gereği duymadım, siz yine
sitenizde yazın rahatlayın ille de
burada cevap hakkı diyorsanız aynen
Mustafa Demirkanlı'nın geçmişte
söylediği gibi gidin yasal süreçten
geçin cevap hakkı alın gelin!
(...) tiyatrom son kez bu sayfalarda
Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel adlarını
sayfalarında geçirdi
bundan
sonra sadece onların cevaplarına sansür
değil onların adının geçtiği her satıra,
her habere, her olaya sansür uyguluyoruz
herkesin haberi ola! Tiyatrom'un bir
seviyesi var, Kediyle köpekle maymunla
yazarlık-yayıncılık yapanlarla; yada
arzın merkezine theope yi koyup üzerine
bağdaş kurup oturanlarla oyalanamayız,
tiyatrom'un seviyesini o kadar da
düşüremeyiz.
(...) Ama ben Ertuğrul Timur olarak da,
Tiyatrom.com sahibi ve editörü olarak da
"Ben
sıkı bir sansürcü olarak"
bundan sonra asla ve asla tek bir
satırla bile Hilmi Bulunmaz, Coşkun
Büktel ve Burak Caney adlarını bu sitede
geçirmeyeceğim sizlerin de bu kişilere
yada onlarla ilgili konulara ilişkin
yazılarınıza asla link yada yer
vermeyeceğim buradan kamuoyu önünde ilan
ediyorum lütfen bu konuda bundan sonra
teklifte bile bulunmayınız.
(KAYNAK:
Ertuğrul Timur, yukarıdaki
ifadeleri içeren
"Kirlenen internet değil, bu o
insanların kendi beyin ve söz kirliliği"
başlıklı yazısını
sitesinin arşivinden silip yok ederek
sansür ettiği için, Hilmi Bulunmaz, söz
konusu yazıyı, archive.org adlı
uluslararası sitede arayıp buldu ve
yayınladı. Timur'un yazısının tamamını
okumak için, lütfen
TIKLAYINIZ!)
Bizzat kendi ifadeleriyle kanıtladığımız üzere: Timur, yalnızca bizi
sansür etmiyor ki... Yazısında Bulunmaz ya da Büktel adını geçiren
"tüm" yazarları sansür edeceğini ilan ediyor. Timur'un bu ilanı
yüzünden, tiyatrom.com'da yazı yayınlamak isteyen kim bilir kaç
yazar kendine otosansür uygulamış, yazılarında Bulunmaz ya da Büktel
adını anmaktan sakınmıştır ve o eski alışkanlıkla hâlâ daha
sakınmaktadır.
Özetle söylersek, Timur, yukarıda aktardığımız ifadelerini
internetten sildiği için, tüm suçunu örtbas edebildiği yanılgısıyla
davranmaktan artık vazgeçmelidir. Timur, amiyane deyimle
"sansürcünün allahıdır" ve "burun" kelimesini gazetelere yasaklayan
2. Abdülhamid'den esinlenerek ona taktığımız "3. Abdülhamid"
lakabını, bizden, sansürde sınır tanımamasıyla, yani "bileğinin
hakkıyla" kazanmıştır.
Mehmet Atak meselesine cevap vermesi gereken kişi ise ben değilim,
Atak'tır. Ve Atak, gereken cevabı eminim ki verecektir.
GÜNCELLEME 3 Temmuz 2009: Mehmet
Atak, TMK mağduru çocuklar konusundaki çalışmaları nedeniyle,
Timur'un iddialarını gecikmeli de olsa, yönettiği oyunun resmi afiş
ve broşürlerini ortaya koyarak mutlaka cevaplayacağını söylüyor.
Bana göre ise, ortada cevaplanacak bir şey yok. Çünkü Atak'ın
gösterdiği 23 tanığın 22'si hâlâ duruyor. Yalnızca bir tek tanık,
linç imzacısı olduğu için aleyhimize döneceğinden bir bakıma emin
olduğumuz Umran İnceoğlu, Mehmet Atak'ı yalanlamış. On tanık daha
Atak'ı yalanlar da, Atak yine de hâlâ Timur'u cevaplamamış olursa,
ben Timur'dan ancak o zaman özür dilerim. Ama o gün gelinceye (yani
balık kavağa çıkıncaya) dek, Timur'u alçaklıklarıyla baş başa
bırakmak eğilimindeyim.
|