Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 

Buktel'in bu yazıya cevabını okumak için şu başlığı tıklayabilirsiniz:

"SKY TV'DEKİ KONUŞMAMLA İLGİLİ OLARAK 3. ABDÜLHAMİD'İN SUÇLAMALARINA CEVAPLAR"

 

 

 

HABER AHLAKSIZLIĞI !

 

 

 

 

 

 

A. Ertuğrul Timur

 

 

 

  

 

COŞKUN BÜKTEL'İN SUNUŞ YAZISI:

 

"Yaşasın Sansür" başlıklı yazısıyla ve sitesinden beğenmediği yazıları sonradan silip çıkarmasıyla tanınan tiyatrom.com sitesi sahibi, sansürcü A. Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) 24 Ocak 2008'de tiyatrom.com adlı sitesinde, (http://www.tiyatrom.com/basin_bumudur.htm) adresinde yayınladığı ve tam tahmin ettiğimiz üzere, birkaç saat içinde yayından kaldırdığı aşağıdaki yazıyı; Timur'un tükürdüğünü yalayacağını önceden tahmin ettiğimiz için, kaydetmiştik.

 

Timur'un yazısını, tek virgül kısaltmadan, kendi mizanpajımızla sunuyoruz. Timur'un, yazıda ismini vermeden alçakça suçladığı eleştirmen, Coşkun Büktel'dir. Büktel'in Sky TV'de neler söylediğini, daktiloya çeker çekmez bu yazının sonuna ekleyeceğiz. (GÜNCELLEME 31 Ocak 2008: "Coşkun Büktel'in Sky TV konuşması", ayrı bir başlık olarak, Timur'un yazısının altına eklenmiştir.) O zaman, Timur'un afaki biçimde "afaki", "genel geçer" ve "vıdı vıdı" olmakla suçladığı o konuşmayı ("Sky TV'deki Büktel konuşmasını") okurlar, Timur'un belgesiz vıdı vıdılarına dayanarak öğrenmek yerine, belgenin kendisine dayanarak öğrenecek ve Büktel konuşmasını (3. Abdülhamid'in vicdanıyla değerlendirmek yerine) Büktel'in neler söylediğini kelimesi kelimesine bilerek, "kendi vicdanlarıyla" ve bilinçli biçimde değerlendirebilecek.

 

GÜNCELLEME 24 Ocak: 3. Abdülhamid yazıyı üç-dört saat sonra yeniden yayınladı. Başlık değişmişti. Güncelleme olarak bir çuval "laf" eklenmişti. 3. Abdülhamid'in o bir çuval "laf" arasında gizlemeye çalıştığı net gerçek şuydu: 3. Abdülhamid, Büktel'i eleştirdiği "boş kadro" konusunda geri adım atıyor, Orhan Alkaya'nın o konuda  "doğru" söylemiş olduğunu açıklıyordu. Ama, Orhan Alkaya'ya karşı düzeltme yapan, tükürdüğünü yalayan Timur, Büktel'e adını vermeden yönelttiği eleştirilerin dayanaksız kalmış olmasına aldırmıyor, Büktel'den özür dilemiyordu. İşte birkaç saat öncesine kadar muhalif olmakla övünen Timur'un, kendi cümleleriyle, birkaç saat sonra geldiği nokta:  

 

"Olaya bu şekilde bakarsak bu basit çözüm tek çare gibi görünmektedir. Mecbur kalınarak yapılan bir çözümdür. Orhan Alkaya da hiç olmamasındansa bu çözüm herkesin hayrınadır türünde açıklamalarıyla (konu eğer böyle yansıtılırsa) doğru söylemektedir. Zira bu çözüm bulunmasaydı bütün yevmiyeli ve sözleşmeli oyunculara kusura bakmayın artık sizi çalıştırmamız mümkün değil güle güle denilmesi gerekecekti. Şehir tiyatrosundaki oyunların büyük bir bölümü kaldırılmak zorunda kalınacaktı." (Kaynak: Timur'un başlığını değiştirdiği ve eklemeler yaptığı yazısının sonradan eklenmiş bölümünde. Görmek için, lütfen tıklayınız: http://www.tiyatrom.com/basin_bumudur.htm)

 

Tükürdüğünü yalayan Timur'un, "Haber Ahlaksızlığı" gibi net ve suçlayıcı bir başlıktan vazgeçip, yazısının başlığını da değiştirmesi isabetli olmuş. Ahlak kim, 3. Abdülhamid kim? Takma isimli alçakların alçaklıklarını link vererek destekleyecek kadar alçak davranmayı bile miden kaldırabildiğine göre, insanları isim vermeden suçlayacak kadar alçak olduğuna göre, nene gerek ahlak gibi iddialar senin?!

 

"Sazan" Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) Alkaya'ya karşı Nisan yağmurundan daha kısa süren maymun iştahlı muhalefetini daha geniş bir vakitte ayrıntılı değerlendireceğiz. CB (Not: Değerlendirdik. Bakınız: Büktel, "SKY TV'DEKİ KONUŞMAMLA İLGİLİ OLARAK 3. ABDÜLHAMİD'İN SUÇLAMALARINA CEVAPLAR")

 

GÜNCELLEME: 02, 25 Ocak 2008: Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) şimdi de, yazısına "ORHAN ALKAYA BANA GÖRE NEDEN HATALIDIR" başlıklı bir bölüm ekledi. Tekrar ediyoruz: Timur'un, kendi ifadesiyle "süregiden eklemeler" diye nitelediği zikzaklarını, daha geniş bir vakitte ayrıntılı değerlendireceğiz. CB

 

GÜNCELLEME: 03, 25 Ocak 2008: Timur, (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) sitesinin ana sayfasındaki anons duyurusuna ve yazısının tren gibi uzun yeni başlığına "medya ahlaksızlığı" kavramını ekleyerek, (isim vermeden insanları suçlayacak kadar alçak olsa dahi) ahlak bahsinde de iddialı olduğunu (fıkra lazı aklınca) "kanıtladı".

 

GÜNCELLEME: 31 Ocak 2008: Timur'un yazısında konu edilen "Sky TV'deki Coşkun Büktel konuşması", Timur'un yazısının altına eklenmiştir.

 

GÜNCELLEME: 13 Şubat 2008: Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) aşağıdaki yazısını Büktel ""SKY TV'DEKİ KONUŞMAMLA İLGİLİ OLARAK 3. ABDÜLHAMİD'İN SUÇLAMALARINA CEVAPLAR" başlıklı bir yazıyla cevaplamıştır.

 

 

 

Bilindiği gibi tiyatrom.com bütün tiyatro dünyasının takip ettiği bir sitedir ve bundan dolayı da tiyatro dünyasının sorunlarına duyarsız kalmadığı bilinmektedir. İşte bu duyarlılığa olan güvenle tiyatro sitesinde yaşanan sorunlar hiç tereddüt edilmeden sitemize yansıtılır, ancak biz manşete çıkarıp olayı üstü kapatılamaz hale getirdikten sonra radyo, televizyon ve yazılı basın da konuya eğilip haber yapar. Bu senelerdir defalarca yaşadığımız hadisedir. Bir anlamda tiyatrom sadece bir site değil ajans görevi de görmekte ve tiyatro dünyasında yaşananları bir ajansmış gibi medyaya yansımasında aracı olmaktadır. Bu defalarca yaşanmış ve sitemizden alıntı yapan tüm yayınlar da etik olarak bu haberin sitemizde yayınlanarak ortaya çıkarıldığını belirtir, sitemizin adını geçirtir.

Bu kez de yine birbirinden önemli konuları ortaya çıkardık ve yine elimizi taşın altına koyup, riski göze alıp bunları yayınladık. Sayfalarımızda haber yapmakla kalmayıp tam 2800 adrese mail yoluyla ilettik, bütün tiyatro dünyasının ve basın çalışanlarının haberdar olmasını sağladık, kamuoyu yaratılması için çabaya girdik.

Artık haberciliği internet başında yapmayı meslek ilkesi haline getiren bazı gazeteci dostlarımız da sorumluluk alanlarına giren siteleri tarayıp haber yakalamayı seçiyor olsa gerek.

Konuyla ilgili haberi yaptıktan sonra beni arayan ilk isim NTV-MSNBC'den sayın Yasemin Arpa olmuştur. Zaten bir süre önce (İhaleyle sanatçı haberi sonrası) kendisi tiyatro konusunda haber paslaşmayı teklif etmiştir ve ben de tiyatro alanında duyarlılık gerektiren konuların biraz daha fazla kitleye ulaşması adına neden olmasın deyip kabul etmiştim.

İşte bu dayanışmanın gereği olarak Sayın Yasemin Arpa ben yayınladıktan sonra bu konuda da bilgi isteyince konunun detaylarını aktarıp kimlerle bağlantı kurabileceği, bilgi alabileceği konusunda da gerekli irtibat bilgilerini aktardım. Artık haberciliğin etiği olarak bir cümle içerisinde de olsa "tiyatrom.com'un ortaya çıkardığı haber"  şeklinde yer alacağını umarken sayın Yasemin Arpa'nın haberi bir kaç görüş alıp zenginleştirerek ve tamamen kendisine mal ederek yayınladığını gözlemledim.

Bundan sonrası da adeta çorap söküğü gibi geldi, herkes doğal olarak bir tiyatro sitesinden daha fazla okunan bu yayından haberi aldı benzer şekillerde ve haber kaynağı olarak sitemizin adını anmadan konuyu işledi.

Az önce yaşadığım bir örnekse medyanın ne hale geldiğinin tipik bir göstergesi olsa gerek.

Tesadüfen açtığım SKY TV haberi verdi ve Orhan Alkaya'ya bağlandı (Doğaldır  kurumun başında görünen kişidir genel sanat yönetmenidir) ardından da bir eleştirmene bağlandı görüş almak üzere.

Hemen arından kanalı aradım ve konuyu anlattım

-Bakın bu olayı ortaya çıkaran benim, konunun basına yansımayan kısımlarını bilen benim, Orhan Alkaya'nın beyanlarına olası karşı açıklamaları konuyla uzun süredir ilgilenen biri olarak yanıtlayacak olan kişi benim, bu mağduriyeti yaşamış kşilerle konuşan benim yada kurumdan olan mağdur olanlardan bir kişidir. Ama siz gidip alakasız birilerine bağlanıyorsunuz. Nerden icap ediyor? bu konuyla bu kişi arasındaki bağlantıyı nereden kurup, hangi mantıkla ilişkilendirip de bu kişilerden görüş alıyorsunuz bana bunun mantığını açıklayabilir misiniz?

-Efendim biz de konuyu gazetelere yansıdığı şekilde gazetelerden takip ettik onlar bu kişilerden görüş almış bizde aynı kişileri aradık

- Habercilik bu mudur? Biri ne yaptıysa diğerleri de zincirleme bunu mu yapar kolayca zahmetsizce, araştırmadan? Örneğin bu görüşlerine başvurulan kişi ne kadar konuyla ilgili yada sanatçıların vasıfsız işçi yapılması hakkında bilgi sahibidir? ne kadar içindedir? Sadece ve sadece bizden okuduğu kadar bilgilidir.

- Efendim bir tiyatro eleştirmeni.

- o kişi en son ne zaman Tiyatro eleştirisi yazmış acaba biliyor musunuz?

- Bilemeyeceğim ben hiç okumadım

- Peki bir eleştirmenin eleştirmenliği neye dayanır? Oyun eleştirmeye. Yani tiyatro dünyasında yaşanan sorunlar, idari konular, kimin nasıl işe alındığı eleştirmenlik kapsamında konular değildir. Oyunlara ilişkin eleştirilerdir eleştirmeni eleştirmen yapan ve siz bu konuda eleştirmen olduğu için aradık diyorsunuz nasıl alaka kurabiliyorsunuz?

- İşte efendim gazetelerde görünce biz de aynı kişileri bulduk........

- Bakın tamam sonuçta Tiyatro dünyasından bir isimdir sonuçta şehir tiyatroları konusunda mutlaka genel görüşleri vardır, mutlaka bu soruna ilişkin de fikirlerini söyleyebilir söyledi de. Ama bu konuyla direk alakalı bir isim değildir. Neden şehir tiyatrolarının içinden bir sanatçı yada konunun içinden biri değil de bir oyun eleştirmeni? Sonuçta bu kişi konuyla direk alakalı olmadığı için de Orhan Alkaya'nın yanıltıcı demeçlerini görüp dile getiremedi, yada konunun geri planını yansıtamadı. örneğin Orhan Alkaya tiyatroda boş sanatçı kadrosu yok ve kötünün iyisi olarak bunu yaptık diyor ve bu bağlandığınız eleştirmen de afaki genel sözler ediyor ve kırk katır mı kırk satır mı durumu yaşanmış bu hoş değil tabi falan falan şeklinde işin vıdı vıdı kısmını konuşuyor. Çünkü elinde bu konuyla ilgili somut veri yok. Oysa belediyede boş sanatçı kadrosu var! Çünkü evvelki yıl 60 yaş yasası ile çok sayıda sanatçı çıkarıldı kadrolar boş duruyor! Üstelik de işlerine gelince kadro buluyorlar ve Bülent Arınç'tan torpille gelen birini tiyatro kadrosuna alabiliyorlar.. Sizin bağlandığınız eleştirmen bunu söyleyebildi mi? Yuvarlak laflar etti şehir tiyatroları üzerine genel anlamda geçmişten gelen kendi doğrularını kendi kişisel görüşlerini dillendirdi. Tamam buna da her zaman yer verilsin ama şu an konuşulan konuyla alakalı konuyu yaşayan konunun tarafı bir isim değildir sokaktaki vatandaş ne kadar ilgiliyse o kadar ilgilidir.

- Şimdi anlıyorum çok haklısınız efendim bir sonraki haberde sizi...

- Beni arayıp aramamanız önemli değil benim bu işten bir kazancım da olacak değil, ama bu ne tür bir habercilik anlayışıdır? Biriniz bizden bilgi alır sonra haberi bizi anmadan yapar, diğerleri önüne gazeteleri açıp orda ne görmüşse aynen taklit eder ekrana getirir. Konuyla alakası var mıdır bu konuda somut bilgilere nasıl ulaşırız konunun tarafları kimlerdir ve farklı taraflardan bilgi alarak iki yönlü yansıtabilir miyiz diye düşünmeden rastgele ilk kimi bulduysa arar... Ve aranan kişi de bu konuyla şu kişi ilgilidir yada şunlarla bağlantı kurulması daha yararlıdır yerine mal bulmuş magribi gibi atlayıp yuvarlak genel geçer laflarla konuşur..  Orada onlarca kişinin kaderidir konuşulan ve bu habercilik yada görüş bildirimi bu kadar basit midir?

Kısacası Türkiye'de habercilik de gazetecilik de televizyonculuk da bitmiş. Gazete ve TV'lerden hayır beklemek boşuna. Haber olsanız bile haberinizin ekrana yansıyış şekli, gazeteye yansıyış şekli asla sizin lehinize olmayacaktır. Geldiği yeni görevle yanıltıcı beyanlar veren bir Genel Sanat Yönetmeni, birde ortadan genel geçer afaki sözler edip konuyu kapatacak sıradan bir isim. Haberin özüne mağdurların durumuna girmeden ve dile getirilmesi gerekenleri fazla deşmeden haber yapmış olmak için yap geç. İşte tampon basın ve tampon basına malzeme olanlar!

Medyanın adeta esir düştüğü, düşürüldüğü bu dönemde artık bağımsız internet yayıncılığına daha büyük iş düştüğüne inanıyor ve kişisel çekişmelerden, bireysel beklentilerden, bireysel mücadelelerden sıyrılıp ülkenin bu karanlık sürecinde tüm bağımsız internet yayıncılarını iktidara ve sistemin kokuşmuşluklarına karşı "toplumsal konularda" muhalefet örgütleyicisi olmaya davet ediyoruz.
 

A.Ertuğrul Timur

 

Not :Bu eleştirimden KanalTürk muaftır zira bu konuda karşılıklı bilgi alışverişimiz olmuştur Haberi nasıl ele adlığını ise maalesef dün aracımla oldukça büyük bir trafik kazası yaşadığım için kaçırdım izleyemedim

 

Editörün notu: Timur'un yazısının (şimdilik) "son" halini görmek isteyenler için, tiyatrom.com'daki ilgili sayfanın yukarıda verdiğimiz linkini burada bir kez daha tekrarlıyoruz: CB

 

http://www.tiyatrom.com/basin_bumudur.htm

 

 

 

GÜNCELLEME:

 

Coşkun Büktel'in Sky TV konuşması

 

24 Ocak 2008

 

 

SUNUCU: Sayın seyirciler Tiyatro eleştirmeni Coşkun Büktel şu anda hattımızda. Coşkun Bey hoş geldiniz yayınımıza!

C. BÜKTEL: Teşekkür ederim!

SUNUCU: Efendim nasıl değerlendiriyorsunuz, ihaleyle sanatçı alımı vesilesiyle tartışılmıştı İstanbul Şehir Tiyatroları. Şimdi, sanatçıların vasıfsız işçi kadrosuyla belediye bünyesine alınmasıyla konuşuyoruz. Biraz önce Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Sayın Orhan Alkaya aslında bunun olumlu bir hadise olduğunu ve sanatçıların sosyal haklarının korunması açısından olumlu sonuçları olacağını değerlendirdi ama sizin görüşünüz nedir?

C. BÜKTEL: Yani, Orhan Alkaya’nın niçin seçildiği anlaşılıyor. Önce bunu düşünüyorum. Benim ilk değerlendirmem Orhan Alkaya’yla ilgili. Orhan Alkaya birlikte asfalt döşemeyi değil, herkesin birlikte tiyatro yapmasını önce garanti etmek zorunda. Orhan Alkaya’nın onlarla birlikte asfalt döşemesinin sanatçılara hiçbir yararı olmaz.

SUNUCU: Sanatçıların sosyal haklarının garanti altına alındığı şeklindeki görüşü nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanatçılar için daha olumlu bir düzenleme olduğu yönündeki görüşü.

C. BÜKTEL: Sanatçılar için yapılmış bir şey değil. O konuda haklı Orhan Alkaya. Yıllardır Şehir Tiyatrosu yevmiyeli insanlardan yararlanmaktadır. Bu yevmiyeli insanlar kadro istemektedirler. Kadroya geçebilmek için anlaşılan vasıfsız işçi olmayı bile kabul etmişlerdir. Kimse onların şakağına namlu dayamış değildir. Onlar alan veren, alan memnun veren memnun biçiminde bir anlaşmayla vasıfsız işçi olmayı kabul etmişlerdir. Ama insanlara kırk katır mı kırk satır mı diye bir soru sorarsanız, insanlar hangisini seçerse seçsin olumsuz bir tercihte bulunmuş olacaklardır. Yine de sorunun yanlış olduğunu, insafsız olduğunu düşünmek gerekiyor. Yani sokakta kalmakla vasıfsız işçi olmak arasında tercih yapmak zorunda bırakılmıştır insanlar. İnsafsız olan budur.

SUNUCU: Her halükârda olumsuz bir tercih yapmak zorunda kalmışlardır diyorsunuz.

C. BÜKTEL: Evet.

SUNUCU: Peki neden bu tür düzenlemelerle gündeme geliyor Şehir Tiyatroları? Yani temelde nasıl bir sorun olduğunu düşünüyorsunuz ki biz sürekli bunları tartışıyoruz.

C. BÜKTEL: Temelde… Temele inmemi isterseniz çok sevinirim. Temelde şöyle bir şey var bence. Temelde Şehir Tiyatroları’nda tiyatro adına birtakım abidik gubidik işlerin yapıldığını, aptal olmadıkları için AKP’liler farkındalar, biliyorlar. Tiyatronun çok önemli bir şey olmadığını, seyircinin (bir partiyi oyla destekleyecek kadar insanın) ilgisini çekmediğini… Bunları biliyorlar. Ama tiyatroya niye karşı olduklarını bilmiyorlar. Orada yapılan şeyin gerçekten tiyatro olduğunu zannediyorlar, o yüzden de tiyatronun saçma sapan, desteklenmesi gerekmeyen, birtakım insanların nasılsa sanat diye alıştığı bir şey olduğunu zannediyorlar. Bunun halka bir yararı olmadığını düşünüyorlar. Böyle düşünmekte haklılar. Tiyatro sanatının aslında ne kadar yararlı bir şey olduğunu, asıl tiyatro sanatının nasıl bir şey olduğunu bilmedikleri için, sadece gördükleri kadarıyla Şehir Tiyatrosu’nu değerlendiriyorlar ve bunun desteklenmesi gerekmeyen, dediğim gibi abidik gubidik bir şey olduğunu görüyorlar ve durumu idare ediyorlar. Hem sanatçıları hem kamuoyunu fazla üzmeden, idare etmeye çalışıyorlar. Ama oradaki, oraya yuvalanmış, ahbap çavuş ilişkileriyle oralara girmiş, şişkinleşmiş o kadroları daha da fazla doldurarak halkın parasını, bu şekilde daha fazla bu abidik gubidik işler için harcamaya değmediğini düşünüyorlar. Bu konuda çok haklılar. Ama tiyatro (orada gerçekten bir ıslahat yapılsa) tiyatroyu sevseler, gerçekten orada adam gibi bir tiyatro yapılmasının mümkün olduğunu bilseler, tiyatrodan anlasalar ya da tiyatroyu gerçekten seven insanlarla bu işi yapmaya kalksalar, durum çok farklı olabilirdi. O zaman insanların sanatçı kadrosuna alınmasına hiç itirazları olmazdı. Şimdi diyebilirler ki... şöyle diyorlar: (Ben konuştum. Benim de acaba bilemeyeceğim teknik bir şeyler olabilir mi diye bunun arkasında diye, sordum birtakım arkadaşlara.) "Yok işte, bildiğin gibi, sanatçı kadrosu olmadığı için, hiç değilse, iyi niyetle, işçi kadrosu olsun da, arkadaşların bir güvencesi olsun diye yapıldı" diyorlar. "İyi de" dedim, "sanatçı kadrosu olmaması Allah’ın emri ya da doğanın bir hatası değil ki. AKP 'Olsun!' derse olur" dedim. Yani, “Ol!” derse olur. Demek ki AKP’nin sanata bakışı bu. Sanata değil aslında, Şehir Tiyatrosu’na bakıyor AKP. Sanata bakışı olarak da görmemeliyiz bunu. Bilmiyorlar sanatın ne olduğunu. Onlar da Şehir Tiyatrosu gibi, bilmiyorlar.

SUNUCU: Tiyatro eleştirmeni Coşkun Büktel. Çok teşekkür ederiz efendim, görüşlerinizi paylaştığınız için “Haber Saati”nde.

C. BÜKTEL: Sağ olun!

SUNUCU: İyi günler diliyoruz!

 

 

 

Coşkun Büktel, Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) yukarıdaki yazısını 13 Şubat 2008'de yayınladığı bir yazıyla cevaplamıştır. Büktel'in, yukarıdaki radyo konuşmasını ve 3. Abdülhamid'in o konuşma hakkındaki iddialarını değerlendiren yazısını okumak için, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

"SKY TV'DEKİ KONUŞMAMLA İLGİLİ OLARAK 3. ABDÜLHAMİD'İN SUÇLAMALARINA CEVAPLAR"