|
BASKILAR HALKI YILDIRAMIYOR
Bakınız:
Güzelbahçe "Tiyatro
Buluşması"na
katılanlar bir yana, ama
"Tiyatro Buluşması"nı
düzenleyen "Türkiye Tiyatrolar Birliği" temiz değil!
Koçak'lar, Güzelbahçe 2. Türkiye
"Tiyatro Buluşması"nda

İKİNCİ TÜRKİYE
"TİYATRO BULUŞMASI"NIN
ARDINDAN
Süheyla Koçak ve M. Vejdi Koçak
Orçun Masatçı'nın
Koçak'lara cevap niteliğindeki Güzelbahçe açıklaması için, aşağıdaki
başlığı tıklayınız:
Güzelbahçeye dair kamuoyuna açıklama
***
M. Vejdi Koçak'ın, ilk yazısına
gelen tepkilere cevap olarak kaleme aldığı
"Yalancılar!!! Defolup gidin!!! Omuriliksizler!!!"
başlıklı ikinci yazısını okumak için, lütfen sayfanın en altına
bakınız!
***
Konuyla ilgili, Afyonkarahisar
Belediyesi Şehir Tiyatrosu yöneticisi
Ali Çakalgöz'ün
"TÜRKİYE
TİYATROLAR BİRLİĞİ'NDEN AYRILDIĞIMIZI TÜM TİYATRO DOSTLARINA
BİLDİRİYORUZ!"
başlıklı ilk yazısını okumak için
mavi renkli başlığı tıklayınız!
***
"KOÇAK'LARIN YAZISINA
GÖSTERİLEN TEPKİLER"
ve
"TEPKİLERİN BİRİNE COŞKUN BÜKTEL'DEN CEVAP"
ve
"ORÇUN MASATÇI'NIN BÜKTEL'E
CEVABI"
ve
"BÜKTEL'İN ORÇUN MASATÇI'YA CEVABI"
başlıklı yazıları okumak
için ise sayfanın en altında, fotoğraflardan sonraki bölüme bakınız!
***
"Tiyatro Buluşması" komitesinin konuyla ilgili açıklaması ve
Afyonkarahisar Belediye Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Ali
Çakalgöz'ün komiteye karşı 2. "yalanlama yazısı"nı Hilmi
Bulunmaz, 2 Eylül 2008 gecesi, tiyatroyun sitesinde yayınlamış. Her
iki açıklamanın yer aldığı tiyatroyun sayfasına link veriyoruz:
Lütfen,
TIKLAYINIZ!
NOT: Biz, komite
yazısını ayrıca yayınlamaksızın, yalnızca Çakalgöz'ün 2. yazısını,
birinci
yazısının bulunduğu sayfaya ekliyoruz.
***
Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel'in sunuş yazısı:
Koçak'ların
forumlarda dolaşan aşağıdaki yazısından haberimiz bile yoktu.
Sağolsun Orhan Aydın, bu önemli yazıyı bize gönderdi ve onun
sayesinde bu sabah haberdar olduk. 2.
"Tiyatro Buluşması"nı
yargılayan, çok önemli bulduğumuz bu yazıyı, bizden önce yayınlamış
birkaç sitedeki çiğ haliyle yayınlamaya gönlümüz elvermedi.
Yazarlarıyla telefon teması kurarak görüştük. Yazıyı onlarla
birlikte yeniden derleyip toparlayarak ifade gücünü geliştirdik.
Yazarlar yaptıkları değişikliklerle yazının okunurluğunu ve yararını
bir hayli artırarak forum yazısı olmaktan çıkarıp bir yazar yazısı
haline getirdiler. Baskıların halkı yıldıramadığını kanıtlayan bu
önemli yazıyı okurlarımıza son ve mükemmel haliyle sunuyoruz:
NOT: Yazıdaki
linkleri
biz verdik. Fotoğrafları Koçak'lar gönderdi.
İKİNCİ TÜRKİYE "TİYATRO BULUŞMASI"NIN ARDINDAN
Süheyla Koçak ve M. Vejdi Koçak
28 Ağustos 2008
Bizler, Antakya Belediye Şehir Tiyatrosu ve Hatay Amatör Sanatçılar
Derneği (HASAD) kurucuları ve yönetmenleri olarak, Türkiye
Tiyatrolar Birliği’nin dönem sözcüsü
Orçun Masatçı'yla
kontak kurup 2.
"Tiyatro Buluşması"na
gözlemci olarak katılmak istediğimizi söyledik. Ve bizi nezaketen,
misafir olarak davet ettiler. Ve M. Vejdi Koçak’a da ikinci gün (23
Ağustos 2008) "Yerel Yönetimlerle Tiyatronun İlişkisi" adlı
söyleşide yer verdiler…
20 yıldır yerel yönetimlerle ilişkimiz olması nedeniyle çok sevinmiş
ve kamp ortamını yaşayacağımız için çok mutlu olmuştuk. Ayrıca
msn'deki iletiyi okuduğumuzdan, kendimizi hazırlamaya çalışmıştık.
Otobüs biletimizi alıp; çarşaflarımızı, terliklerimizi,
şortlarımızı, gözlük ve şapkalarımızı unutmamıştık. Çünkü zırt pırt
bir yerlere gidemiyorduk: Bu bizim için çok önemliydi. Ve bizim için
tiyatro bir yaşamdı çünkü...
43 grup katılım gösterecek, onlarla kontak kuracak, oyunlar izleyip,
değerli ustalarla tartışacak, onlardan feyiz alacaktık…
Ama gelin görün ki hayat sürprizlerle dolu!...
EVET…
Bizim kaldığımız süre içinde neler yaşadığımızı, açık yüreklilikle
herkesle paylaşmak zorunda hissederek, başlayalım sözlerimize.
Eğer sürç-ü lisan edersek af ola...
İzmir Güzelbahçe'de arabadan indik, yolun kenarında küçük küçük
çadırlar gördük ve çadırlara doğru ilerledik. Gözümüz mini bir
pankarta ilişti: “2. Uluslararası Türkiye Tiyatrolar Buluşması"
yazıyordu. İki adet maki ağacın ucuna bantla tutturulmuştu.
İlerledik; ellerimizde bavullarımız ve yastıklarımızla...
Gençlere yaklaşıp kendimizi tanıttık. Onlar da “hoş geldiniz” deyip
bize küçük bir çadır gösterdiler. Hatta yetkili arkadaşımız bize
"buyurun dinlenin” dedi... (Orhan Kemal Caddesi 3. Çadır.)
Çadırın fermuarını açtık. Boş bir çadır. İçine bavulu koyunca
çadırda yer kalmadı. Zaten çadırda ayakta durulamıyordu. Birbirimize
bakakaldık. İçten bir gülüşme yaşadık. Teşekkür edip terliklerimizi
giydik, kumların üstüne çöktük. Güneş ve kum; açıktayız. Elimizi
yüzümüzü yıkamak için bakındık. Musluk yoktu. Çünkü İzmir'de su
yokmuş. Tuvalet aradık, yan tarafta belediyenin seyyar tuvaletlerini
görüp kapısını açtık; içeriye girip çıkmamız bir oldu...
Ve gökyüzüne baktık. Ama su ve tuvalet sinirlenmemizin nedeni
olmamalıydı. Koşullar ne kadar zor olursa olsun; “burada imece ve
paylaşım vardır” düşüncesiyle; sinirimizi içimize çektik...
Yavaş yavaş gruplar gelmeye başladı. Özellikle genç oyuncu
kardeşlerimiz 5-6 kişilik gruplarla görünmeye başladılar. Onların o
sıcak ve sanatçı ruhları hemen göze çarpıyordu...
Ha unutmadan; Manisa Afsem Tiyatrosu'ndan Ahmet Nuri bey tonton
yürüyüşüyle Güzelbahçe semalarında göründü!!! Ortamı gördü ve
dayanamadı: ''... Kardeş ben 110 kiloyum, güneşte kalamam eririm,
daha gölgelik bir yere gidelim'' dedi.
Gölge bir yerde sıcak bir çay içmek için bakındık, durduk. Arka
tarafta küçük bir park, bir büfe ve bir de bakkal vardı. Hasretle
vardık oraya. Ama... İki masa dört sandalye… Olsun varsın; hayat her
şeyiyle güzel. Bir de sıcaklar olmasa...
Bize tanıştırılan yöneticiler de bir ağaç altında çay içiyorlardı.
Afiyet olsun...
Cuma öğlen saati. Herkes aç... Evet, evet herkes aççççç...
Oradan dönem sözcüsü
Orçun Masatçı'nın sesi
duyuldu: ''Saat 15.30’da yemek gelecek arkadaşlar...'' Ama gelin
görün ki!!!
Ve akşam üstü; “Genç Oyuncu ve Yazarların Günümüz Tiyatrosuna
Etkisi” adlı söyleşi... İzmir Devlet Tiyatrosu oyuncusu Çağatay
Özçelik'i çok beğendik. Özellikle tiyatronun disipline olması
için”faşist” bir yönetim yapısının olması gerektiği konusunu
beğendik. (Faşist bir disiplin derken; biraz da Muhsin Ertuğrul gibi
düşünen; evet, “demokratik olmayan”, biraz sert yada biraz despot
bir yönetimi savunuyoruz… Elbette, gerçek anlamda siyasal faşizmi
savunmuyoruz.)
Esin Açıl (Yenikapı Tiyatrosu), kendi durumlarını anlattı. (Ama neyi
savundu anlamak mümkün değildi.)
Çağdaş Çetinkaya genç bir yazar olarak ciddi bir şeyler söyleyemedi;
muamma bir sonuç sergiledi. Çağdaş’a, “Ne tarz oyunlar yazıyorsun?”
denildiğinde; “O sizi ilgilendirmez” dedi... “Ben özelimi kimseyle
paylaşmam” dedi... Bu yazarla Manisa AFSEM'den Ahmet Nuri'nin
atışmaları hiç de fena değildi(!). Ama
Mehmet Esatoğlu'nun hakkını
yemek olmaz burada(!). ''Önemli olan ne yazdığınızı bilmeniz ve ne
yaptığınızı da..." Bence Çağdaş'a verilebilecek en iyi öğüt. Ah... o
sunumu yapan genç de olmasaydı...
Ankara'dan Hasan kardeşimizin de politik oyunlar konusunda
anlattıkları günün güzelliği oldu. Manisa Belediyesi Şehir Tiyatrosu
Eğitmeni
Turgay Tanülkü Bey
gelmemişti.(Nedense? Söyleşinin saatini unutmuştur mutlaka.)
Nihayet akşam 20.00; kamp yerinde elinde bir karton kutu olan biri
gözüktü. Herkes sıraya girdi; yarım ekmek içinde domates ve bir
parça et. Yanında ayran... Evet bizler yürekli, yiğit oyunculardık.
Direnecektik. Özveriyle, durmak yok; yola devam edecektik.
İnanın kampta en beğenip etkilendiğimiz şey; Cuma akşamı bizi
Açıkhava tiyatrosuna götüren traktördü. Hep birlikte güle oynaya
şarkı ve türkülerle tiyatroya gidişimiz.
Ve
Mehmet Esatoğlu'nun , Suna Pekuysal hakkında bizlere verdiği bilgi
mükemmeldi(!)
Evet saat 24.00 ve “değerlendirme toplantısı”.
Hafif olarak su ve tuvalet sorunlarının dile getirilmesi ve azıcık
yemek problemlerinden söz edilmesi ve ilgililerin geçiştirmesi...
Davet sahibi
Orçun Masatçı kardeşimizin
ilerici devrimci söylemleri... Bütçe ve sorunlarla ilgili bilgi
vermesi... Ve duş alamamaktan yakınanlara "su yoksa denize girmeyin
kardeşim" demesi... Ve
Zafer Gecegörür'ün onu
destekleyici açıklaması... Aferin ustamıza(!)
Saat 24.40; gençlerin tanışması, sohbet ve şerefe...
Çadırda altımızda kum, üstümüzde çarşaf; ama mutluyuz(!)
İyi ki ordayız(!) Gözümüz görüyor, kulağımız işitiyor; farklı
topluluk üyelerinin eleştirel dırdırları devam ediyor; ama
eleştirileri kitle önünde yüksek sesle ve açıkça dile getiren yok...
(En az beş grup sadece mırıldanıyorlar.)
Ha unutmadan; Afyonkarahisar Belediye Şehir Tiyatrosu bir otobüsle
gelmişti. Hatta onların bu düzenli gelişleri bizi etkilemişti.
Tanışmak için Ali Çakalgöz’ü aradığımızda, oyuncularını toplamış
konuşma yapıyordu. Daha sonra, kampta kalıp kalmama konusunu
tartıştıklarını öğrendik.
Günlerden Cumartesi; ikinci gündeyiz:
Sabah 06.30... Tiyatro 657 ile sabah yürüyüşü... Hatay'da mümkün mü
sabah sporu? Azerbaycanlı oyuncuyla denize girişimiz... Yönetmen
Rasim Aşın'ın kamera çalışması... Kamera önünde hissettiklerimizi
anlatışım... Sabah kahvaltısına çağrı...
Çeyrek ekmek, yanında bir dilim peynir, küçük reçel ve yağ...
Hakkımızı Ankara Oyuncuları’na verişimiz...
Arkasından Azerbaycanlı yönetmen Rasim Aşın’la parkta kahvaltı...
Afyonlu oyuncuların toplanması ve oyuncularla tekrar Ali Çakalgöz’ün
konuşması... Karar: "Gidelim, Hocam...'' ve Afyonkarahisar'ın
"Tiyatro
Buluşması"nı terketmesi... Onları yolcu eden sadece
biziz... Gıcık gözlerin bizlere dik dik bakışları. Ve bizim
gülüşümüz!...
DEVAM EDİYORUZ!...
Tiyatro Atölyesi yapılmadı. (Manisa Belediyesi Şehir Tiyatrosu
GenelSanat Yönetmeni
Turgay TANÜLKÜ'nün film
çekiminde olması...)
Drama Atölyesi yapılmadı. (Hepimiz mutluyuz(!) drama ne gerek var?)
Gitar Atölyesi yapılmadı.( Gitar bulamadık!!! Şaka, şaka.)
Resim Atölyesi yapılmadı.(Şövale bulamadık!!! Ağaçtan yapılanı ise
kabul etmediler.)
Saat öğle saati −yemek yok... (Oysa sabah ve akşam yemeği verileceği
msn'de ve duyuru metninde bildirilmişti.)
Saat 14.00; “Yerel Yönetimlerin Tiyatro İlişkisi” adlı söyleşi.
Manisa yok. ( Yönetmen
Turgay TANÜLKÜ
film çekiminde.)
İzmir yok??? (Çünkü Haluk Işık yok!!!)
Afyon yok... (Protesto edip gittiler.)
Biz varız. (Süheyla ve M. Vejdi Koçak.) Kızıltepe'den Emrah, Orçun
ve
Zafer Gecegörür usta(!)
vardı. Bir şeyler söylendi. Ve kısa kesilerek... kesildi.
Ardından yurt dışında tiyatro çalışmaları konulu söyleşi.
Rasim Aşın, Erhan Kaya Bey ve
Mehmet Esatoğlu vardı.
İran'dan katılacak sanatçıların ikisi de yoktu.
Ama sayın Esatoğlu'nun derin bilgisi(!)yle söyleşi amacına(!)
ulaştı.
Sonra şiir dinletisi; iyiydi. Ve traktörle Açıkhava tiyatrosuna
gidişimiz. Kızıltepe Belediyesi Tiyatrosu'ndan Emrah Koyuncu'nun tek
kişilik oyununu izledik. Her ne kadar ışık sisteminin ve ses
sisteminin olmayışı seyirciyi ve oyuncuyu etkilese de... Güzeldi.
Ardından sunulan Rasim Aşın'ın performansı da hoştu..
Saat 23.30; sessiz sinema yoktu ama nedense... Herkes düşünüyor ama
konuşamıyordu. (Baskılar halkı yıldıramaz ama tiyatrocuları
yıldırabiliyor.) Sessiz sinema oynanıyordu resmen.
Saat 24.00; “günün değerlendirilmesi”ne gelelim:
Orçun Masatçı kardeşimiz
''Sayın Hazreti Vejdi Koçak söz hakkı istiyor" dedi. Ve sözü M.
Vejdi Koçak’a verdi. Sorunların çok olduğunu; su, tuvalet, yemek
problemlerinin başta olduğunu ve herkesin bunu mırıldandığı halde
yüksek sesle dile getirmediğini söyledi Vejdi. Birilerinin bunu dile
getirmesi gerektiğini belirtti. Sonuçta Adem Atar'ın "Huzur
Operasyonu" oyunundan 'SIÇMA ÖZGÜRLÜĞÜ İSTİYORUZ' tiradını alıntı
yaptı!!!
Bu tirad üzerine bir kargaşa yaşandı. Hatta hiç unutamayacağımız bir
şey oldu. Antalya Sağlık çalışanlarından biri ''nasıl
konuşuyorsunuz, burada bayanlar var " dedi ve bize kızdı.
Ve
Orçun Masatçı kardeşimizi
destekleyici baskı grupları ortaya çıktı. Ama iki-üç grup çekilip,
kenara geçtiler...
Orçun Masatçı bizce
hayatındaki en yanlış sözcükleri orada söyledi. Şöyle dedi:
"Yalancılar!!" dedi. "Defolup gidin!!" dedi... Ortamı yumuşatmak
için(!)
Zafer Gecegörür, Orçun'u
destekleyici ifadeler kullandı.
Mehmet Esatoğlu sesini çıkarmadı.
Biz de, bu hissettiklerimizi dile getirmemiz gerektiğini söyledik.
Çünkü… tiyatroda; insanlar düşünüp söyleyemedikleri şeyleri yüksek
sesle dile getirmeliydi.
Birinci yanlış:
Zafer Gecegörür ve
Mehmet Esatoğlu'nun bütünleştirici hiçbir tavrı olmadı. (Ah Manisa'dan
Ahmet Nuri Bey keşke ağır hastanızın olması sebebiyle kamptan erken
ayrılmasaydınız; belki ortamı biraz toparlardınız. Ne yapalım,
kader!... Ya da Afyon'dan Ali Çakalgöz olsaydı ve birşeyler
söyleseydi de, gerçekleri savunmaya cesaret eden birileri
çıksaydı...)
İkinci yanlış:
Orçun Masatçı’nın, davet
ettiği ve ta Antakya'dan gelen konuklarını sırf eleştiri
getirdikleri için "defolun!!" diyerek kovmak gibi sıradan bir insan
için bile vahim sayılacak gayrı insani bir davranışı, sosyalist bir
söylemle ve sosyalizm adına yapması...
Özellikle yöneticilerin, şapkalarını önlerine alıp, hatalarının
özeleştirisini yapmaları gerekmektedir. (Mehmet
Esatoğlu,
Zafer Gecegörür,
Orçun Masatçı ve Erhan Kaya)
O koşullarda orayı terk etmedik. Sabah erken gideceğimizi söyledik
ve sabah oldu… Birçok kişiyle vedalaşıp yola çıktık. Azerbaycanlı
yönetmen Rasim Aşın bizi uğurladı.
Biz bu maceradan çok güzel(!) şeyler kazandık. Bu eleştirilerimizi
yazmamız gerekiyordu. Yazmadığımız daha birçok şey var. Eğer yalan
yanlış ileri geri yorumlar yapılırsa, üşenmeyip gerisini de
yazarız...
2. Türkiye
"Tiyatro
Buluşması" bizce amacına ulaşmamıştır.
Saygılarımzla.
Süheyla Koçak - M. Vejdi Koçak
Antakya Belediye Şehir Tiyatrosu Sanatçıları
www.hataytiyatro.com
GÜZELBAHÇE 2.
TÜRKİYE
"TİYATRO BULUŞMASI"NDAN GÖRÜNTÜLER




YAZIYA GÖSTERİLEN
TEPKİLER VE TEPKİLERİN BİRİNE COŞKUN BÜKTEL'DEN CEVAP
Yukarıda da belirttiğimiz üzere, Koçak'ların
yazısı, "çiğ" haliyle ve bizim sitemizden önce, birtakım forumlarda
(ve tiyatrodunyasi.com'da) çıkmıştı. Bugün (2 Eylül 2008) yazının
tiyatrodunyasi.com'daki sayfasına birtakım tepkilerin (yorumların)
geldiğini fark ettik. Bu tepkileri aşağıya aynen eklerken,
okurlarımızın şunu bilmesini istiyoruz: Ben Coşkun Büktel ve Hilmi
Bulunmaz, bugüne dek Koçak'larla yüz yüze gelmiş bile değiliz.
"Tiyatro Buluşması"ndan önce ve "Tiyatro Buluşması" süresince de,
Koçak'larla mail ya da telefon yoluyla bir tek kez olsun herhangi
bir temas kurmamıştık. Koçak'larla ancak, yazdıkları ve (çiğ
haliyle) forumda yayınladıkları yazının Orhan Aydın tarafından bize
gönderilmesinden sonra telefonla temas kurarak tanıştık.
Dolayısıyla, aşağıda yayınladığımız yorumunda,
Koçak'ları "Tiyatro Buluşması"na (buluşmayı sabote etsinler diye)
bizim (yani Büktel ve Bulunmaz'ın) gönderdiğini hiçbir kanıta
dayanmaksızın öne sürebilen "yorumcu" Metin Şenocak (Burak
Caney?) herhalde, iftiracı
Özdemir Nutku'dan feyz ya da
ilham almış olmalı. Biz Koçak'ları "Tiyatro Buluşması"na şu ya da bu
amaçla göndermediğimizi kanıtlamak zorunda değiliz. Ama Şenocak (Burak
Caney?) onları bizim gönderdiğimizi kanıtlamak
"zorunda"... Çünkü, yazılarımda defalarca tekrarlamak zorunda
kaldığım evrensel bir hukuk kuralı var: "Suçu ispat yükü, suçlayana
aittir." Yani bir suçlamada bulunup da, karşı tarafa "hadi
suçsuzluğunu kanıtla!" diyemezsiniz. Hiç kimse suçsuzluğunu
kanıtlamak zorunda değildir. Suçsuzluk değil, "suç" kanıtlanmak
zorundadır ve kanıtlamak zorunda olan da, suçlanan değil,
"suçlayandır". Ama Şenocak (Burak
Caney?) belli ki, hukuk mukuk takmıyor; iftirayı atıyor,
sen temizlemeye uğraş diyor. Biz böylelerine (takma ad arkasına
saklanarak insanlara iftira atanlara) kalleş orospu çocuğu
diyoruz. Bu tanımlamayı beğenmeyerek bize "küfürbaz" diyecek olan
herkese de kalleş orospu çocuğu diyeceğimizi belirtiyoruz.
Orçun Masatçı'nın (ya da Esin Açıl'ın)
Şenocak (Burak
Caney?) tarafından ortaya atılan iftiraya tepki vermemeleri, Burak
Caney'e ve
iftiraya sıcak bakan yanlış tavırlarını bir kez daha sergiliyor.
Esin Açıl'ın savunma yazısında bana mantıklı gelen bazı öğeler var
ama (takma ya da gerçek adlı)
iftiracılardan medet ummaları onların
inandırıcılığını ne yazık ki, fazlasıyla zora sokuyor. Onları
inandırıcı bulmamak için bir nedenim daha var: Buluşmaya
katılacağını ilan ettikleri yönetmen arkadaşım Ömer Uğur'la
konuştuğum için biliyorum ki:
"Türkiye Tiyatrolar Birliği", ne yazık
ki, halkı dezenforme etmeyi, halka yalan söylemeyi, insanlara
iftira
atmayı, belli ki, devrimci mücadelede gerekli bir yöntem (enstrüman) olarak
kabul ediyor, yalanı ve
iftirayı devrimci ahlakla
bağdaştırabiliyorlar.
(Ömer Uğur bana, Güzelbahçe "Tiyatro
Buluşması"ndan haberi bile olmadığını söyledi. Acaba,
"Türkiye Tiyatrolar Birliği"nin halkı kandırıp
etkinliklere çekmek için oltaya takılmış yem gibi kullandığı
tanınmış isimlerin kaç tanesinin olaydan haberi vardı? Bilmiyorum.
Kesin bildiğim şu ki, Ömer'in haberi yoktu. Kesin bildiğim bir şey daha var,
adaletli olmak için onu da söylemeliyim; Yener Aksu'yla da
konuştuk: Onun olaydan haberi varmış ve etkinlikleri destekliyormuş;
etkinliklere yalnızca eşinin ölümü nedeniyle katılamamış. Peki ya Fikret Hakan?
Ya Pelin Batu? Ya Ayşegül Yüksel? Ya katılacağı ilan edilip de
etkinliklere katılmayan diğer tanınmış isimler?... Bilmiyorum. Ama aşağıdaki
yorumcular ve son olarak da Mehmet Esatoğlu, yazdıkları yazılarda,
katılmayanların neden katılmadığına değinmeye yanaşmadığına göre, bu
konuda temiz olmadıkları tahmin edilebilir. En azından Ömer Uğur
konusunda temiz olmadıklarını kesin biliyoruz.)
Koçak'ların aşağıdaki yorum ve tepkilere karşı
cevap yazısı, ham biçimiyle elimize ulaştı. Hilmi Bulunmaz,
Koçak'larla telefon teması kurarak, Koçak'ların gönderdiği yazıyı
onlarla birlikte toparlamaya çalışıyor. Onların düzeltmelerinden
sonra, ben de bir göz atıp yazının ifade gücünü ve kolay
anlaşılırlığını artırmak için gerekirse birkaç rötuş yapacağım.
Koçak'ların onayladığı en mükemmel son şeklini aldıktan sonra,
yazıyı aşağıdaki yorumların altına yerleştireceğiz.
(NOT 1: Bize
gönderilmedikleri için aşağıdaki yazıların ifade yetersizliklerine
müdahale etmedik.
NOT 2: Ana
sayfamızda teknik bir sorun yaşamakta olduğumuzdan, bu güncel
gelişmelerin anonsunu henüz —2 Eylül 2008, 15.45— ana sayfamızdan
yapabilmiş değiliz.)
NOT 3: Aşağıdaki
yorumların gerisi geldikçe, ekleyeceğiz. Son olarak, Metin Şenocak
takma adıyla yazan Burak
Caney takma adlı sapığın ikinci yorumunu
eklediğimiz gibi...
NOT 4: Aşağıdaki
bazı ne idiği belirsiz isimlerin aynı kahpece zırvayı tekrarlayıp
durduğuna bakılırsa; orospu çocuğu Burak
Caney çorap değiştirdiğinden
çok daha sık olarak isim değiştirmeye başlamış. (Eminim, ayakları
kokuyordur.)
|
Yorumlar |
|
maco |
8/28/2008 |
|
iyiki cesaretli kişiler
varmış....dilinize saglık |
| |
|
|
Metin Şenocak |
8/28/2008 |
|
Bu yazıyı yazan
arkadaşlar Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz
tarafından oraya gönderilmiştir ve festivali
sabote etmeye kalktıkları için defolmaları
istenmiştir. |
| |
|
|
gözde |
8/29/2008 |
|
2.türkiye tiyatro
buluşması amacına ulaşmıştır.Eğer vejdi bey
buluşmanın ilanlarında vadedilenlerden fazla
şey bekleyip,’tiyatro için aç kalırım’deyip
sürekli eksik aramaya,samimi ortamı germeye
kalkmasaydı ve buluşmanın sonuna kadar kalma
cesaretini gösterebilseydi eğer buluşmanın
amacına ulaşıp ulaşmadığını
görürdü.2.TÜRKİYE TİYATRO BULUŞMASI AMACINA
ULAŞMIŞTIR. |
| |
|
|
Enis |
8/29/2008 |
|
afedersiniz ama bu
buluşmanın amacı nedir?
ben katılmadım ama okuduklarıma göre vecdi
bey haklı ya da haksız olsun, planlananların
yarısı dahi yapılmamış oturumlar ortadayken
amacına nasıl ulaşmış olabilir acaba? |
| |
|
|
esin açıl |
8/30/2008 |
|
2.TÜRKİYE TİYATRO
BULUŞMASI ARDINDAN
Sevgili dostlar, merhaba ! Ben Tiyatro
Buluşması komite eş başkanı
Esin Açıl. Türkiye Tiyatro Buluşması
ardından elbette benim de
söyleyeceklerim var.
Bu buluşma ile ilgili -komitenin bir parçası
olarak- şunu yaptık, bunu
yaptık, şöyle fedakarlıklar yaptık demeye
gerek olmadığını
düşünüyorum. Çünkü herkesin de bildiği
üzere, bu buluşmayı maddi
kayıplar vererek yaptık, sırf birlik ve
dayanışma ortamını
sağlayabilmek için. Ve buluşmada da gördük
ki yalnız değilmişiz.
Buluşmaya katılan çoğu tiyatro da en az
bizler kadar fedakarlık yaptı.
Yol paralarını binbir zorlukla denkleştirip,
BİRLİK olmaya geldiler.
Bu içten, sıcak tavır ve oluşan dayanışma
ile bir de oyun çıkarttık
üstelik. Şunu bütün samimiyetimle
söyleyebilirim ki: birlikte
çıkarttığımız oyuna hazırlık aşamaları, oyun
sırasında olanlar ve oyun
sonrasında yaşadığım his tarif edilemez bir
mutluluktu. Düşündükçe
yine gözlerim doluyor.
Bu buluşmayla ilgili Vejdi Koçak’ın yazdığı
yazı sonrası bize de cevap
hakkı doğmuş oldu.
Öncelikle Vejdi Koçak’tan özür diliyorum,
çünkü gönül isterdi ki bütün
yazıya cevap verebileyim ama o kadar çok
çelişkili ifade var ki,
yalnızca bir kısmına cevap verebileceğim.
"Benim gözüm mini bir pankarta
ilişti’’2.Uluslararası ve Türkiye
Tiyatrolar Buluşması"yazıyordu.2 adet maki
ağacın ucuna bantla
tutturulmuştu."
Hemen bir açıklama yapayım, mini pankart o
kadar küçüktü ki, otobüsle
ana yoldan geçen insanlar, buluşmayı görüp,
merak edip, internetten
öğrenip bana telefon ettiler. "Bir kamp
alanı gördük, tiyatro
buluşması varmış, geçerken gördük, nedir?"
diye. Ayrıca koli bandına
takılmak ilginç. Çünkü pankart, iple
bağlanabilecek bir yapıda
değildi, ayrıca çok büyük olduğu için
ağaçtan başka bir yere
tutturamazdık. Koli bandını birkaç kat
yaparak, pankartı ağaçlara
tutturduk ve sağlam bir destek oluşturduk.
"Onlarda hoş geldiniz dediler ve bize küçük
bir çadırı gösterdiler."
Bütün çadırlar standart 2 kişilik
çadırlardı. Hepsi aynı boydaydı.
Daha önce 2 kişilik çadır görmemenize
bağlıyorum bu söyleminizi.
"Çadırın fermuarını açtık .Boş bir çadır."
Boş derken? Çadırın içinde ne beklediğinizi
açıklarsanız size yardımcı
olabilirim. Keza battaniyenin olmadığını
açık bir biçimde programda
belirtmiştik.
"Zaten çadırda ayakta durulamıyordu."
Dediğim gibi, çadırlar 2 kişilikti ve 2
kişilik bir çadır, içinde
ayakta durulabilecek kadar yüksek olursa,
kolayca yıkılır. Bu bir
fizik kuralıdır.
"Elimizi yüzümüzü yıkamak için
bakındık.Musluk yoktu.Çünkü İzmir’de su
yokmuş."
İzmir’de evlerde bir damla su yokken, günde
3 defa tankerle su
getirdiğimizi neden yazmadığınızı inanın
merak ediyorum.
"Tuvalet aradık ,yan tarafta belediyenin
seyyar tuvaletlerini
gördük,kapısını açtık, içeriye girip çıkmam
bir oldu..."
bu sorun yüzünden civardaki restoranlar ve
büfelerle konuştuk ve
sağolsunlar, tuvaletlerini buluşmaya gelen
dostlarımıza açtılar. Çözüm
bulmak kolay. KONUŞABİLMEYİ ve GERÇEKTEN
İSTEMEYİ bildikten sonra.
"Cuma öğlen saati.Herkes aç....Evet, evet
herkes aççççç..."
öğlen saati? Programda öğle yemeği yazmıyor
ki zaten. Vaat edip de
yapmama gibi bir durum yok. Ki eğer paramız
olsaydı öğle yemeğini,
hatta fazlasını karşılayacaktık.
"Esin hanım, kendi durumlarını anlattı.(Ama
neyi savundu anlamak
mümkün değil.)"
size burda eleştiri nasıl yapılır onu
anlatmak istiyorum. Öncelikle
anlamadığınız bir şeyi eleştiremezsiniz.
İkincisi konuşmamı
eleştiriyorsanız, "kendi durumlarını
anlattı" diyerek -ki ne demek
istediğiniz muamma- konuşmamın hatalarını ve
nasıl olması gerektiğini
bir antitez olarak sunmalısınız ki eleştiri
anlamını bulsun. Şu
durumda bu tabiriniz açıkça bir karalama
ifadesinden öteye geçemiyor.
"Evet bizler yürekli yiğit oyunculardık.
Direnecektik."
Gerçekten yürekli yiğit oyunculara,
gerçekten birlik olmayı isteyen ve
bize kamp sonuna kadar yardımcı olan
oyunculara çok teşekkür ediyorum.
Eleştirimin en eğlenceli yerine geldim :
"Drama atölyesi yapılmadı.( Hepimiz mutluyuz
drama ne gerek var?)"
bunu bir yönetmene söylemek üzücü ama kötü
bir haberim var. Drama
kelimesi yunanca dran sözcüğünden gelir ve
"yapma, etme" anlamı taşır.
Tiyatroda sözü geçen drama sözcüğünün,
tiyatro kelimesinden bir farkı
yoktur. Yani halk dilinde acıklı olay
anlamında kullanılan dramla, bu
atölyenin bir ilgisi yok. Drama=oynama,
yapma, etme demektir.
"Gitar atölyesi yapılmadı.( Gitar
bulamadık!!!şaka )
Resim atölyesi yapılmadı.(Şövalye
bulamadık!!!ağaçtan yapılanı ise
kabul etmediler.) "
Atölyelere başvuru yapılmadı. Atölyelerin
yapılmaması için daha
geçerli bir sebep var mı? Atölye yapılmadı
diye boş boş oturulmadı
üstelik. Yönetmenler kendi yaptıkları atölye
çalışmalarından
bahsettiler. Bilirsiniz ki bu da eğitimdir!
ayrıca bazı gruplar
başvuru yapılacağını bilmediklerini
söylediler. Bu sebeple sonraki gün
farklı farklı yönetmenler çeşitli atölye
çalışmaları yaptırdılar.
"Saat öğle saati- yemek yok...(sabah ve
akşam yemeği olduğu msn’de
bildirilmiş.)"
msn değil, internette buluşma ile ilgili
bütün haberlerde
bildirilmiştir.
"Bir şeyler söylendi.Ve kısa
kesilerek...kesildi....."
söyleşiler kısa sürdüğü için kesilmez. Kısa
sürse zaten neden
kesilsin? Kısa sürer ve biter. Süre aşılmış,
fazla uzun sürdüğü için
kesilmiş olma ihtimali daha yüksek sanki? Ne
dersiniz?
"Hatta hiç unutamayacağım bir şey yaşadım.
Antalya Sağlık
çalışanlarından biri ’’ nasıl konuşuyorsunuz
burada bayanlar var "dedi
ve bana kızdı..."
unutamayacağınız olay nedir?
Eleştirilerinizin üslupsuz olmasından
dolayı tepki görmeniz mi?
Son olarak, sonuç bildirgesi toplantısında
aramızda olsaydınız,
buluşmanın amacına ne kadar ulaştığını somut
olarak görürdünüz.
Gerçekten yürekli, yiğit oyunculara
sevgilerimle..
Esin Açıl |
| |
|
|
esin açıl |
8/30/2008 |
|
enis bey umarım yeterli
bir cevap olmuştur |
| |
|
|
alpdoğan |
8/30/2008 |
|
Sayın Vejdi KOÇAK;
1. Bütün İzmir halkı susuzken ve evlerine
kilometrelerce uzaktan bidonlarla su
taşırken günde üç kez belediyenin tankeriyle
getirtilen suyu beğenmeyip "Bu su teatral
değildir!" sözünüzdeki espiriyi açıklar
mısınız? Açıkhava Tiyatrosunda da suların
akmadığını gördüğünüzde size tekrar İzmir
genelinde suların kesik olduğu bölge
halkının evlerinde de su akmadığı
hatırlatıldığı halde böyle organizasyon mu
olur böyle tiyatro mu olur su bile yok diye
tekrar tekrar sitem ederek durumu anlamak
istemeyişinizin sebebini açıklar mısınız?
2. Buluşmaya ne amaçla katıldığınızı açık
yüreklilikle açıklar mısınız? Eğer
düşünceniz tatil yapmak değildiyse gelir
gelmez pankarttan başlayarak çadırınızı ve
dağıtılan köfte ekmeği beğenmediğinizi niçin
özellikle vurguladığınızı açıklar mısınız.
3.İzmir Yenikapı Tiyatrosunun bizleri
biraraya getirmek için bu organizasyonu tek
başına yüklendiğini ve o beğenmediğiniz
çadırların ücretlerini bir oyuncularının
babasının karşıladığını, bütün bunlara
rağmen aralarında para toplayarak ve
borçlanarak size o beğenmediğiniz kahvaltıyı
ve köfte ekmeği dağıtabilmek için ellerinden
geleni yaptıklarını ve kendilerinin bütün
katılımcılar karınlarını doyursun diye kendi
haklarını yemeyerek isteyenlere o
beğenmediğiniz köfte ekmekleri ikinci kez
dağıttıkları için aç kaldıklarını bildiğiniz
halde ve size yaşanan maddi sıkıntının
defalarca açıklanmasına rağmen niçin hala bu
kadar saldırganca tavır takındığınızı
açıklar mısınız?
4.Çevre restaurantların defalarca "bizim
depomuzda suyumuzda var duşumuzda
tuvaletimizde istediğiniz an
kullanabilirsiniz" çağrılarına niçin kulak
tıkadığınızı; karşı sitenin tuvaletinden
çıkarken bir çok kez görülmenize rağmen gece
yapılan değerlendirme toplantısında yüksek
bir ses tonuyla adeta bağırarak ve bir hayli
sert bir uslup takınarak "Bizim burda sıçma
özgürlüğümüz bile yok! Biz bu kampı yarın
sabah terkediyoruz." şeklindeki
açıklamanızın ne kadar kibar ve ne kadar
yapıcı bir eleştiri olduğunu açıklar
mısınız? Size biraz daha kibar olmanız
söylenince biz "ARABIZ" böyleyiz şeklindeki
savunmanızın amacı neye yöneliktir açıklar
mısınız.
5. İmece den çıkarttığınız anlam nedir
açıklar mısınız?
6.Katıldığınız iki gece bir gün süresince
iki değerlendirme toplantısında da bir kez
tiyatro hakkında konuşma yaptınız mı? Bu
toplantılarda yattığınız cadırda ayağa
kalkamama sorununuzdan, duştan, sudan,
yemekten, çadırdan, sıcaktan, kahvaltıdan ve
tuvaletten başka hiç birşeyden bahsetmeyerek
insanları provoke etmenizin altında yatan
ana sebepleri açıklar mısınız? Bu tarz
tartışma ortamları yaratıp
saldırganlığınızla insanları gerdikten sonra
sessiz sinema oynamamızı nasıl
bekleyebilirsiniz?
7. Buluşmayı erken terkettiğiniz ve sonuç
bildirisi toplantısına katılmadığınız halde
buluşmanın amacına ulamadığı kanaatine
nereden vardığınızı öğrenmek istiyorum.
8.Sizin buluşmayı terketmeniz akabinde
yapılan atölye çalışmalarından ve bize büyük
kazançlar sağlayan söyleşilerden haberiniz
var mı? Buluşmaya katılan tiyatroların
birbirlerine bir çok konuda maddi manevi
karşılıklı destekte bulunduğundan bazı
tiyatroların salon probleminin bile
çözüldüğünden haberiniz var mı?
9. Katıldığınız söyleşide "AKP nin karanlık
yüzüne karşın bize en çok maddi katkıyı
onlar yapıyor. Bu yüzden AKP ile
çalışıyoruz." söyleminizin Tiyatroların
Yerel Yönetimlerle İlişkisi adlı panelle
nasıl ilişkilendirebiliyorsunuz. Panelin
konusu Antakya Belediyesi Şehir Tiyatrosu ve
AKP ile arasındaki ilişki midir? Bu
söyleşide paylaştıklarınız, söyleşiye
dinleyici olarak katılan diğer tiyatrolara
ne kazandırmıştır açıklar mısınız?
10.Sizin buluşmadan ayrılmanızla birlikte
her toplantıda salt tiyatro ve tiyatroların
yaşadıkları sorunlar ve çözümlerinden,
tiyatroların halkla nasıl daha kolay
kucaklaşacağından, tiyatroların üstlenmesi
gereken misyonlardan, dekordan, kostümden,
makyajdan, oyundan konuşulduğundan. Bu
konularda profesyonel anlamda yol katetmiş
tiyatroların eğitim ve atölye çalışmaları
konusunda diğer tiyatrolara destek olmayı
kabul ettiklerinden haberiniz var mı?
Düzenlenmesine karar verilen festivallerden,
nükleer santrallerin kurulmasına karşı
sinopta sergilenecek duruştan haberiniz var
mı?
11. Sık sık etrafınıza küçük guruplar
toplayıp yaptığınız provakasyonlardan ve
yapılan değerlendirme toplantılarında ki
tiyaro ve sanatla ilgili olmayan saldırgan
tutumunuzdan sonra "biz yarın burayı
terkediyoruz" sözünüze; yarattığınız gergin
ortamda verilen "gitmek isteyen gider"
cevabına niçin bu kadar içerlediğinizi ve
kurulan bir birliğe karşı bu kadar kin
güderek söz konusu bu yazınızı niçin her
sitede yayınlamaya çalıştığınızı; hepimizin
yek vücut olması gereken günümüzde bir
birlikteliği parçalamak için yapılan bu
söylemlerinizin nedenini açıklar mısınız?
12. Sizce bu tavrınız yerine yine bizleri
çevrenize toplayıp: arkadaşlar tiyatroların
maddi imkanları ortada bizlerde taşın altına
elimizi sokup kalan eksiklikleri giderilim
demeniz daha doğru olmaz mıydı?
13."Yazmadığım birçok şey var. Eğer yalan
yanlış ileri geri yorumlar
yapılırsa,gerekeni yaparım." Sözünüzdeki
tehditvari tutmunuzu açıklarmısınız.
14. Size tekrar hatırlatmak isterim tek
şikayetiniz yattığınız yerden, yemekten,
teatral su olmayışından, karşı sitenin gayet
sağlıklı ve temiz olan tuvaletini
kullandığınız halde "sıçma özgürlüğünüzün
elinizden alınmasından" olduğunu hatırlatır.
Büyüğümsünüz saygı ve sevgilerimle
ellerinizden öperim.
|
Metin Şenocak |
9/2/2008 |
|
Vejdi bey lüks
salonlarda kokteyllere yada kültür
bakanlığı veya şirket sponsorlu
otellerde yapılan festivallere
alıştığı için bu tiyatro
emekçilerinin çadırdaki
paylaşımlarını ve gerilla
yaşamlarını yadırgamakta haklı.
Ne diyebiliriz yanlış kişi yanlış
yerdeymiş ve farkedip gitmiş.
Bu festivalin amacı tiyatrolar arası
dayanışma ve yakınlaşmayı sağlamaktı
ve %95 başarıldı. Elbette bu amacı
paylaşmayanlar da yanıldıklarını ve
yanlış yerde olduklarını görüp
gideceklerdi
Vejdi beyi kim destekliyor
bakarsanız zaten ne kadar kale
alınacak biri olduğunu da anlarsınız
Vejdi beyi halen destekleyen sadece
2 kişi var biri kuyumcu Hilmi
Bulunmaz diğeri dizi yazarı Coşkun
Büktel. Burada onların kim olduğunu
yazıp bu misafir olduğumuz siteyi
polemiğe sokmak istemiyoruz ama ufak
bir araştırmayla çıkacaktır.
Herkesin hakkında hayırlısı olsun,
herkes hak ettiğini yaşar. vejdi
beye hak ettiği türde lüks otellerde
bol sponsorlu festivaller dileriz
iki kim oldukları belli dostuyla. |
|
Nurgül Darendeli |
9/3/2008 |
|
Vejdi Koçak Orhan Aydın ve şürekasıyla ilişkisini açıklasın da hepimiz öğrenelim!!!
Daha önce Türkiye Tiyatrolar Buluşmasına sıcak bakıp yakınında olan ama ayrılanlardan kimler Vejdi Koçak’ı oraya yolladı ve bölünme sağlaması için orada sürekli muhalif ortalıkta dolaşmasını tembihledi?
Vejdi görevini yapıp oradan devşirdiği yalan yanlış değerlendirmeleri kaleme aldığında bunu internet medyasına kim dağıttı? Orhan Aydın neden bu yazıyı tiyatronun başının belası 2 küfürbaz olarak anılan kişilere jurnalleme gereği duydu? Amaçları çıkarabildikleri kadar kuru gürültü çıkarıp sağlanmakta olan birliği dağıtmak mı?
Vejdi Koçak, Orhan Aydın, Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel gibi isimler baştan bu yana Türkiye Tiyatrolar Birliğinin önünü kesmek için mi vardı? Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz defalarca "Kim oldukları bilinmez kişiler" gibi aşağılayıcı ifadelerle Türkiye Tiyatrolar Birliğine saldırmadı mı?
Orhan Aydın sırf bir yerde daha yayınlanmış olsun diye bir avuç kişinin okuduğu bu akıllara ziyan 2 adamın sitesine yazı yazıp bu tür haberleri servis etmekten utanmadı mı? kendini bu gibi adamlarla bir araya koyup rezil rüsva etmesi üzücü gelmiyor mu?
Taraflar artık daha fazla birbirlerini yıpratmadan karşılıklı özür dileyerek çekilebilir
İsteyen Türkiye Tiyatrolar Birliğine dahil olur isteyen olmaz ayrılır. Orada ekmek geç geldi, su kesintisi varmış çadır alçakmış ben o nedenle Türkiye Tiyatrolar Birliğinden ayrılıyorum diye bir sebep bir mazeret olabilir mi?
Hangi mantık hangi ölçü bunu mazeret olarak kabul edebilir?
"Türkiye Tiyatrolar Birliğine gerek duyup katılmıştık ama çadırı alçakmış, tuvalet iyi değilmiş ayrılıyoruz." Bu kadar ahmakça bir mazereti öne sürüp ayrılmak ahmaklığın daniskasıdır. Tabi bunu da bir haber sayıp da bayram yapıp sitelerine taşıyanların yaptığı ise rezilliğin dik alasıdır.
Bu festival sadece TTB için bir araçtır. Biraz daha kaynaşmak daha kalabalıklaşmak için. Araca kızıp amaç yakılmaz. Gerekirse aracın tamamı gözden çıkarılır olmadı bu festival çok kötü geçti denir başka araçlar denenir. Sen ortaya ilkelerden dolayı bir mazeret koyabiliyor musun? Şu ilke bize ters geldi ayrılma gerekçemiz budur diyebiliyor musun? Diyemiyorsun ve yarım ekmek arası köfte için ayrılıyorsun! sonra da ortalığı ayağa kaldırıyorsun!
Ne zannediyordun BU İKSV nin bol sponsorlu Tiyatro festivali mi? İşte bu rezilce beklenti içinde ve rezilce hayal kırıklığının hezeyanı içinde davrananlar tarihe bu kopardıkları rezillikle geçti. TTB ise gelecek yıl daha sorunsuz daha aşama kaydedilmiş organizasyonlar yapacaktır, sonraki yıl daha da iyisini..
ve üyeleri de artacaktır arada bu tür kısa erimli çıngarcılar da içerden yada dışardan ayağına çelme takmaya çabalasa da.
|
|
|
|
|
ali gezgin |
9/3/2008 |
|
ya metin şenocak sen insanları tanımadan neden yorum yapıyorsun olaylar nerden nereye geldi.kardeşim bir insana çamur atacaksan önce iyice araştırben vejdi koçakı çok iyi tanıyorum.o senin söylediğin insanları eleştiri yazısını internete verene kadar tanımıyordu.evet onu tanımadığınız için size üslubu ters gelebilir gayet doğal insanlar kusursuz ve hatasız değildirler.ama bu denli karalama doğru değil buna hakkınız yok.yanlış şeyler yazıp konun büyümesini sağlıyorsunuz.vejdi bey lüks otellerde sponsorlarla festival yaşamadı bunu bil.hatayda veya hataya yakın yerlerde onun ne zorluk ve güçlüklerle tiyatro yaptığı bilinir...o bölgede va tanıdığın tiyatro emekçisi varsa ara sor.körü körüne eleştiri yapmayalım lütfen...bakın ben tiyatroya tapan biriyim festival boyunca ordaydım.ben vejdi koçak sayesinde tiyatroyu sevmiş ve ona aşık olmuş bir adamım ve lütfen bu aşkımı eleştirinin yönünü değiştirerek yanlış şeyler yazmayalım... benim herzaman her yazdığım yazının altına muhakkak not olarak düştüğüm bir cümlem var ...RAĞMEN TİYATRO. üç noktanın önüne istediğinizi yazın. saygılarımla.. |
|
|
|
|
Osman Akkuyu |
9/4/2008 |
|
Şimdi tamam oldu!!!!
Orhan Aydın, Vejdi Koçak vs sırtını tiyatronun küfürbazları denilen 2 sorunlu kişiye dayadı ve Türkiye Tiyatrolar Birliğinin önünü kesmeye çıktı. Pes! Her şeyi anlarım da bula bula bu lanetle anılan facebookda yüzlerce kişinin lanetlediği 2 küfürbazı mı buldunuz müttefik olarak!
Nurgül’ün yazdıkları da çok doğru. Şu karardan şu ilkeden şu maddeden şu uygulamadan dolayı Türkiye Tiyatrolar Birliğinden ayrılıyorum diyemeyenler çadır küçükmüş diye , öğlen köfte ekmek geç geldi diye ayrılıyormuş! Komiksiniz beyler çok komik. Ve bir provokasyona geldiğinizi göremiyorsunuz. Önce yandaş seçtiklerinizi bir sorun soruşturun bunalımlı bir amatör yazar ve bunalımdan öte çizgiye geçmiş bir amatör yönetmen her buldukları açıktan tiyatro dünyasına küfürlerle hakaretle saldırırken sizin bu tavrınız ve işbirliğiniz sadece onlara malzeme oldu başka hiç bir şeye değil!
|
Nurhayat Güçbilmez |
9/4/2008 |
|
Sayın Vejdi bey,
Sizin tiyatro aşkınıza da tiyatroya verdiğiniz emeğe de saygı duyuyorum belli ki bu işe gönlünüzü koymuşsunuz
Fakat;
Fena halde hata yapmaktasınız. İki nedenle
1- Kendinize seçtiğiniz yandaşlar bu tiyatro dünyasının en çirkin anılan isimleri bilesiniz. Onlar boşuna sizin üstünüze atlamadılar, boşa sizi arayıp bulmadılar.
Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz denilen kişilerle yola çıkarsanız isterse adınız Muhsin Ertuğrul olsun adınızı ve birikimlerinizi bir günde iki paralık edersiniz bilesiniz. Tiyatro tiyatro olalı bunlar gibisini bu kadar seviyesizlerini görmedi. Biz nerdeyse 2 yıldır onlarla ilgili yazılanları okuyor görüyor şahit oluyoruz. Bazen sosyalist kisve altında bazen başka maskelerle ve düpedüz alçakça küfürler tehditler ederek var olmaya çalışan bu kişilerin size omuz veriyor olması sizi yüceltmez tam tersine yerin dibine batırır. Benimkisi bir dostça uyarı ama tabi dostlarınızı yandaşlarınızı kimlerden seçeceğinize kendiniz karar vereceksiniz size şunları dost edinmeyip demek haddim değil
2- Türkiye Tiyatrolar Birliği olmuş bitmiş oturmuş kurumsal bir yapı değil. Bu nedenle de bir organizasyonunda aksamalar olması sizi eleştiriye götürdüğü kadar hadi arkadaşlar ucundan tutulacak ne var biz bu kadar kötü organizasyona layık değiliz hadi bende bir ucundan tutayım demeye götürmeliydi. Su mu yok, beş kişiyle oturup bundan şikayet etmek değil arkadaşlar su sorunu çözülememiş ben atlayıp gidip bir tanker su getireyim diyebilmeyi gerektiren bir aşamadayız. Konuşmacı mı gelmemiş arkadaşlar bu bize ders oldu seneye bunları davet etmeyelim benim de sıkı tanıdığım ve tereddütsüz gelecek şunlar var onları getireyim denilecek aşamadayız. Yani konuk gibi duranlara değil bu birliğin inşaatına tuğla koyacaklara ihtiyaç var. Burası bitmiş bir bina kurumsallaşmış bir yapı değil henüz inşaatı süren bir çaba
Tabi henüz inşa aşamasında arkadaşlarımızın fazla havalanıp bunu uluslararası diye ilan etmeleri yada medyatik isimleri getirme çabaları emeklemeden koşmaya kalkmaları da hatadır bu konuda yerden göğe haklısınız. Orçun Masatçı ise sizi kırmakla hata etmiş eminim yazıyla da açık net özür dileyecektir kamuoyu önünde
Sevgiyle kalın Vejdi bey |
|
|
|
|
Metin Şenocak |
9/4/2008 |
|
BÜKTEL’İN NOTU: Koçak’ın ikinci yazısı da, önce Hilmi Bulunmaz’ın düzeltileri, sonra Coşkun Büktel’in bir iki eklemesiyle geliştirilmiş, en sonunda, yine M. Vejdi Koçak’ın rötuşlarıyla son biçimini almıştır.
Büktel Vejdi koçak’ın yazılarını eliyle düzelttiğini bir anlamda dikte ettiğini bu notla övünerek sitesinde ilan ediyor. Vejdi Koçak dertlerini düşüncelerini kaleme almaktan aciz midir? Kendisine tiyatrocuyum diyen bu şahıs şahit olduklarını yaşadıklarını yazamıyor da orada olmayan bu küfürbazlar mı görmedikleri ortamı yazıyor? Yoksa Türkçe’yi kullanmaktan düzgün imladan mı acizVejdi Koçak?
Düpedüz kendisine dikte edilen görevi yerine getiriyor. Onlardan ayrı biri değil belli ki.
|
ayşe |
9/5/2008 |
|
hangi konuşma edebiydi ve sanatsaldı.hepsi siyaset . |
|
|
|
|
Nurhan Yaman |
9/6/2008 |
|
Bir kere daha gördük ki tiyatrocuların profesyonelleri gibi amatörlerinden de bölgesellerinden de bir şey olmayacak.
Yazık... |
| |
|
|
Tiyatro Dostu |
9/6/2008 |
|
Sayın Koçak sitemlerinizde haklısınız. Türkiye Tiyatrolar Birliği gibi bi birlik kurma cüretini gösteren insanların önce insani değerleri bilmesi gerekir. Tiyatro gibi saygın bir ortamda hakaret gibi birşeyin kaldırılabilir bişey olmadığını da iyi biliyorum. Boşverin bu kişi zaten tiyatrodan önce insani değerleri bilseydi, çok daha farklı yerlerde olurdu. O yüzden dert etmeye değmez.
|
merve deniz |
9/7/2008 |
|
sayın tiyatro dostu bunu yapan kişileri tanımadan böyle yorum yapma cesaretini kendinizde bulmanız da bi hakaret sayılır.bencede dert edeceğiniz baska seyler olmalı(böyle ağır ithamlar olmamalı.)
|
selvi karagöz |
9/7/2008 |
|
bu sitede mehmet esatoğlu da buluşmayı değerlendirmiş.onuda okumak gerekir.sadece vejdi beyin yazdıklarını okumak çok yanlı bi davranış olur. |
| |
|
|
mehmet kadıoğlu |
9/17/2008 |
|
Türkiye de sanat-toplum adına bir kitle oluşturabilmek için yola çıkan bir oluşum neden eleştirilere (içeriği her ne olursa) katı bir şekilde cevap verme ihtiyacı duysun ki ? bir sonraki dönemde eksiklikler giderilebilir , görüşleriniz dikkate alınır v.s. gibi cevaplar vermek varken.
Organizasyonda eksiklikler olduğu bir gerçek fakat tartışmalar esnasında ne önerirsiniz ? gibi sorular sorulduğunu da hatırlamıyorum ,yalnızca bu etkinliğin bir grup tarafından finanse edildiğinden bahsedildi saygıdeğer bir davranış, fakat verilen emeğin katılımcılara tartışma sırasında anlatılması bunun daha önceden katılımcılar tarafından bilinmemesi en azından ben bilmiyordum, doğal olarak imkanı olup ta katkıda bulunmak isteyebilecek gruplar bu imkanı değerlendiremedi.
her iki tarafında üslubundan kaynaklanan kargaşa ortamı oluştu böylelikle ne diğer katılımcılar konuşabildi veya susmayı tercih etti nede taraflar tam olarak dertlerini anlatamadı. Fakat “beğenmeyen gider” cok masum bir söylem değil özellikle devrimci isek ve amacımız kitle oluşturmaksa. Bu aslında çözülemeyecek bir problem değil özellikle ‘üslup’ problem değil de bir renk olmalı özellikle tiyatrocular açısından, kaldı ki “tiyatral su” ve “ sıçma özgürlüğü” bence radikal söylemler bir nevi devrimci çıkışlardır . Benim dilime dolandı .
bir takım kişiler Vejdi beyin açıklamaları üzerinden başkalarını karalama derdinde bu çok açık görülmekte bunlar yüzünden Vejdi Koçak yıpratılmamalı . Türkçenin kullanımında yetkin olup olmama konusu gülünçtür, vaktinizi boşa harcamayın. Saygılar..
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Güzelbahçe Yorumlarını
tiyatrodunyasi.com'daki orijinal sayfasında görmek için
TIKLAYINIZ!
*****************
ORÇUN MASATÇI'NIN BÜKTEL'E CEVABI
(2 Eylül 2008, 23.55)
Yazınızda bana göre önemli bir şeye cevap verme
gereği duydum.
Ömer Uğur konusu... Aslında sizin bu yaptığınız
halkın kafasını karıştırmak ve bilgilerin içini boşaltmaktır.
Biz Pelin Batu, Ömer Uğur, Yener Aksu ve Metin
Uca gibi dostlarımızın isimlerini kesinleşmemiş programda veriyoruz.
Birlik sizinle çeşitli sebeplerden bağlantı kuramadı ve Hilmi
Bulunmaz'ı da aradığımız malumunuzdur. O telefonda Bulunmaz bize
geleceğini söyleseydi biz onun ismini de hatta sizin de
gelebileceğinizi söyleseydi sizin isminizi de telefon teması
kurmadan karşımızdakine güvenle yazacaktık. Ömer Uğur'la ilgili
durum da böyle bir durumdur; ona ulaşmakla görevlendirdiğimiz
arkadaş ulaşamamıştır. Ben size daha kaç kişiye ulaşmadığımızı da
söyleyeyim: Pelin Batu ve Haluk ışık... Bu dostlarımızın dışında
programda adı geçen herkesle bağlantı sağlanmıştır. Ayşegül
Yüksel'in adı çadırkentimizdeki sokaklardan birine verilmiş ve bu
durum bile önceden kendisinden izin alarak gerçekleştirilmiştir.
Fikret Hakan'a gelince onunla da buluşmadan önce defalarca
konuşulmuş ama onunla ilgili çeşitli uyuşmazlıklar ortaya çıkmıştır.
Bu durum özel olduğundan da açıklamak niyetinde değiliz.
Dedektifleriniz diğer insanlarla olan bağlantılarımızı da bu şekilde
araştırabilir. Söylediğimizin aksi çıkmayacaktır.
Kaldı ki biz bu isimleri kesinleşmemiş
programda yayınladık. Onları aramızda görmek istediğimizi yaptığımız
programın kamuoyunda tartışılmaya açılmasına vesile olmak istedik.
Sonrasında ise eğer maillerimize dikkat ederseniz ve
eleştirilerinizi karalamak üstünden yapmazsanız kesinleşmiş
programda ne Ömer Uğur'un ne de Pelin Batu'nun isimlerini
göremezsiniz.
Yani durum düzeltilmiştir. Üstelik kesinleşmiş
program basın açıklaması ile kamuoyuna duyurulmuştur.
Hazır yazmışken bir şeyi daha belirtelim: Bizim
Burak Caney denen kimliğini dahi bilmediğimiz insanla hiçbir
ilişkimiz yoktur.
tiyatrooyun.org'un
sitesinden tiyatro buluşması çıkması ise bizimle ilgili değildir. O,
o siteyi kuranların yönlendirdiği bir durumdur. Bizim sitemize kim
ne yönlendirmiş takip edemeyiz. Sizin sitenize de yarın içeriği
ahlak dışı başka siteler kendi ismi altında yönlendirme yapabilir.
Bu durumdan siz mi suçlu olacaksınız? Biz daha önce defalarca
açıkladık ama yeri gelmişken bir kez daha açıklayalım. Biz Erkan
Yücel internet ödüllerini internette yayın yapan ve bildiğimiz bütün
tiyatro sitelerine verdik.
Bu vesileyle şunu da belirtelim: Özdemir Nutku
etkinliğe katılmamış değildir. Etkinlik günü aynı zamanda GSF'nin
sınavları olduğu gündür, o gün Nutku telefonla arayarak durumu
anlatmış ve bir başarı mesajı göndermiştir. Bu durum program
yapılırken de böyle anlatılmıştır. İran'dan gelen misafirlerimizle
bağlantıyı ise Azerbaycan'lı dostumuz Rasim Aşın sağlamıştır. Ama o
dönem Gürcistan'da bir savaşın patlak vermesi, Aşın'ın ifadeleriyle,
ilişkileri ve yolculukları zora sokmuştur. Öyle ki Aşın'ın ekibinden
3 kişi geri dönmek durumunda kalmıştır.
Birlik yürümeye devam edecektir.
Biz tiyatro yapıyoruz; grevlerde, sokaklarda,
yıkım mahallelerinde, sahnelerde kısaca halkın nabzının attığı her
yerde estetiğimizi dile getirmeye devam ediyoruz. Sizi de sokaklara
bekleriz!
Orçun MASATÇI
BÜKTEL'İN
NOTU: Masatçı'nın yazısını, görür görmez (3 Ekim 2008,
05.00) yayınlıyoruz. Ana sayfamızdaki aksaklığı henüz
çözemediğimizden, o sayfada hiçbir işlem yapamıyor, dolayısıyla bu
yazıyı da anons edemiyoruz. Anonsu herhalde yine Bulunmaz
yapacaktır.
Masatçı'ya, sabahın bu saatinde değil
ama ilk fırsatta cevap vereceğiz. (GÜNCELLEME 8 Eylül 2008:
Masatçı'ya cevabımız için şu başlığı tıklayınız:
"ORÇUN
MASATÇI'YA CEVAP"
Masatçı'nın bize gönderdiği (SGDF'nin
düzenlediği gençlik kampının tanıtımı niteliğindeki) "Yüzümüzü
Denizlere Döndük" başlıklı yazıyı da, yayınlaması için Bulunmaz'a
göndereceğiz. Mutlaka yayınlayacaktır. Bizim seçtiğimiz format,
yayınladığımız yazıların kalabalığa karışmaması, görünürlüğünün
azalmaması için, yüzlercesi gelebilecek ("İlkemiz"in
henüz anlaşılmadığı ilk zamanlarda yüzlercesi gelmişti) bu tür
tanıtma haberlerine yer vermekten kaçınmamızı gerektiriyor.
(Bakınız: "İlkemiz")
BÜKTEL'DEN 2.
NOT: "Tiyatro Buluşması" komitesinin açıklaması ve
Afyonkarahisar Belediye Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Ali
Çakalgöz'ün komiteye karşı yalanlama yazısını ise Hilmi Bulunmaz
yayınlamış bile. Her iki açıklamanın yer aldığı tiyatroyun sayfasına
link veriyoruz: Lütfen,
TIKLAYINIZ!
**************
Coşkun Büktel
"ORÇUN MASATÇI'YA CEVAP"
TIKLAYINIZ!
**************
M. VEJDİ KOÇAK'IN
İKİNCİ YAZISI
3 Eylül 2008
BÜKTEL'İN NOTU:
Koçak'ın ikinci yazısı da, önce Hilmi Bulunmaz'ın düzeltileri, sonra
Coşkun Büktel'in bir iki eklemesiyle geliştirilmiş, en sonunda, yine
M. Vejdi Koçak'ın rötuşlarıyla son biçimini almıştır.
"Yalancılar!!! Defolup gidin!!! Omuriliksizler!!!"
Sevgili tiyatro emekçileri,
Türkiye Tiyatrolar Birliği
yöneticileri, İzmir/Güzelbahçe'de yapılan yanlışları savunabilecek
ciddi şeyler bulamamışlar… (Bakınız: tiyatronline.com,
"Tiyatro Güzelbahçe'de çiçek açtı...")
Yapılanları ballandıra ballandıra anlatmalarına rağmen,
yapılanlardan daha önemli olan yapılamayanları es geçmişler. Ben,
Türkiye Tiyatrolar Birliği
yöneticilerine birkaç konuda cevap vereceğim…
Sevgili kardeşlerim sizlerin fedakarlığı konusunda yalan yanlış
şeyler yazmadım. Tabii ki her tiyatro emekçisi bin bir zorlukla
İzmir/Güzelbahçe'ye gelip bu birlikteliğe katılarak mutlu olmak
istemiştir. Buna bir sözüm yok. Ama benim çelişkili ifadelerimden
söz ediliyor. (Bakınız:
www.tiyatrodunyasi.com /
esin açıl -yorum bölümü-
"2.TÜRKİYE TİYATRO BULUŞMASI ARDINDAN")
Şunların neresinde çelişki var?
Buluşmanın adı; "2. Uluslararası Türkiye Tiyatro Buluşması."
Uluslararası olduğu iddia edilen buluşmada:
1- Basın yoktu!
2- Su yoktu!
3- Duş yoktu!
4- Yemek yoktu!
5- Tuvalet yoktu!
6- Halkla bütünleşmek yoktu!
7- "Söyleşiye katılacağım" deyip gelmeyen çoktu!
8- Atölye çalışmalarının çoğu yapılmamıştı!...
Ve Orçun Masatçı bizlere, değerlendirme toplantısında, herkesin
içinde hakaret etti:
"Yalancılar!!! Defolup gidin!!! Omuriliksizler!!!"
Hakaret ettiğini de aynı günün gecesi kabul edip özür diledi. Orçun
Masatçı, hakareti nerede etti? Herkesin içinde. Peki özrü nerede
diledi?... Hakaret ettiği yüksek ses tonuyla değil; alçak ses
tonuyla ve hakareti duyanların birçoğunun uzağında... Kendisinin
kabahatini anlaması iyi bir şey. Ne var ki kabahat hangi koşulda
(kaç kişinin önünde) yapıldıysa, özür de aynı koşulda dilenir!!! Ben
onu gözlerinden öptüm ve tekrar öpüyorum. Kendisi bana
"Zaten benim başıma ne geliyorsa dilim yüzünden geliyor. Bu yüzden
kaç tane davam var'' demiştir…
Ve birçok usta vardı bu olumsuz koşulları yaşayan. Hiçbirinin sesi
çıkmadı! (Şu an çıkmadığı gibi.) Olumsuz koşullar hakkında
konuşsalardı; en azından kendileri için iyi olurdu. Konuşarak
sorumluluk almak isterlerse, zaman geçmiş değil; konuşabilirler. En
azından kendileri için iyi olur. Tarihe karşı sorumluluklarını
yerine getirmiş olurlar!...
İzmir Yenikapı Tiyatrosu, organizasyonu tek başına üstlenmiş
gibiydi. İmece diye bir durum görünmüyordu!...
Bizlerin küçük küçük öbekler oluşturup tiyatro buluşmasını provoke
ettiğimiz söyleniyor. Yazımın altına yorum yazanlardan biri diyor
ki:
"Alpdoğan… 30/08/2008
www.tiyatrodunyasi.com
Sık sık etrafınıza küçük guruplar toplayıp yaptığınız
provakasyonlardan ve yapılan değerlendirme toplantılarında ki tiyaro
ve sanatla ilgili olmayan saldırgan tutumunuzdan sonra 'biz yarın
burayı terkediyoruz' sözünüze; yarattığınız gergin ortamda verilen
'gitmek isteyen gider' cevabına niçin bu kadar içerlediğinizi ve
kurulan bir birliğe karşı bu kadar kin güderek söz konusu bu
yazınızı niçin her sitede yayınlamaya çalıştığınızı; hepimizin yek
vücut olması gereken günümüzde bir birlikteliği parçalamak için
yapılan bu söylemlerinizin nedenini açıklar mısınız?"
Bir birlikteliğin parçalanmaması, benim kitlenin önünde davet
edenler tarafından hakaret görmeyi, "Yalancılar!!! Defolup
gidin!!! Omuriliksizler!!!" gibi gayrı insani hitaplara
muhatap olmamı ama yine de hiç şikayet etmeden her şeyi sineye çekip
susmamı gerektiriyorsa; o birlikteliğin parçalanmaması için benim
gerçekleri halktan gizlemem gerekiyorsa; o birliktelik, o kadar
kutsanacak bir birliktelik olamaz. Benim gerçekleri dile getirmemle
parçalanacaksa, parçalansın, daha iyi! (İnşallah, parçalanmaz!
İnşallah, "tüm üyeleri sustuğu ve katlandığı için" değil; "tüm
üyeleri gerçekleri konuşabilecek kadar cesur olduğu halde"
parçalanmaz.)
Ben orada, küçük küçük öbekler içinde, organizasyonun eksikliğiyle
ilgili olarak, Türkiye Tiyatrolar Birliği ilgililerine ne söyledimse
aynılarını söylüyordum. Etrafımdakiler de benzer şikayetlerini dile
getiriyorlardı. Ama etrafımdakiler Birlik yöneticileriyle konuşmaya
başlayınca susuyorlardı. Neyse, ben yine gökyüzüne bakıp gülüyordum.
Ve şöyle diyordum: "Susma, sustukça sıra sana gelecek!..."
Bu arada,
www.tiyatrodunyasi.com
sitesinde yayınlanan yazımızın (Bakınız: Süheyla ve M. Vejdi Koçak,
"2.TÜRKİYE TİYATRO BULUŞMASI ARDINDAN")
altına yapılan "yorum"lardan birini aktarıyorum:
"////Metin Şenocak 8/28/2008
Bu yazıyı yazan arkadaşlar Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz
tarafından oraya gönderilmiştir ve festivali sabote etmeye
kalktıkları için defolmaları istenmiştir.//////"
Ben, "2. Tiyatro Buluşması" sona erinceye dek,
Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'la hiçbir biçimde
görüşmedim/tanışmadım. Onlarla ne bir telefon görüşmesi yaptım ne de
e-posta yolladım. Ne zaman ki
Orhan Aydın, forumlarda
dolaşan ve daha sonra "çiğ" biçimde
tiyatrodunyasi.com sitesinde
yayımlanan yazımı Bulunmaz'a göndermiş; ondan sonra Hilmi Bulunmaz
beni aradı ve yazımızın geliştirilmesi yönünde önerilerde bulundu.
Böylelikle Hilmi Bulunmaz ve ardından Coşkun Büktel'le telefon
görüşmesi yapıp, e-postalar yoluyla görüştük. Metin Şenocak adlı
kişi yanılıyor. Bana iftira atıyor. Nereden çıkarıyor bu provoke
etme olayını?!... Bir insan yalnızca tahminlerine dayanarak, bir
başka insana bu kadar alçakça bir suçlamada nasıl bulunabilir? Bir
anne, nasıl olup da böyle bir yaratık doğurmuş olabilir?
Neyse sayın
Mehmet Esatoğlu'nun yazısını
okudum ve şurası gözüme çarptı:
"Gece çadırlarımızın olduğu alana döndüğümüzde tam tiyatro üstüne
konuşacakken bu kez Antakya'dan Vejdi Koçak söz alarak buluşmanın en
"önemli" tartışması olan tuvalet ve su sorununu öne sürerek kamptan
ayrılacağını söyledi. Günlerdir güneş altında koşup didinenlerden
sert yanıtlar alınca üzüldü. Gençlik, artık tiyatro üzerine konuşmak
istediklerini, kamp sorunlarını konuşmaktan bıktıklarını söyleyince
karşılıklı tatsız tartışmalar oldu. Bir ara benim de tartışmaya
katılmam istendi. Konuşmayı gerekli görmedim. Bu ortamı germekten
başka bir şeye yaramayacaktı.'' (Bakınız: Mehmet Esatoğlu,
"Tiyatroların Güzelbahçe Buluşmasında
Olup Bitenler")
Peki karşılıklı tartışmalar oldu; bir büyük ve usta olarak neden
ortamın daha da gerilmesini engellemediniz? Ev sahibi sayılırdınız.
Sizler misafirlerinize böyle mi davranırsınız? Bizler herkesin
düşünce sesi olduk. Yani size bizden başkası eleştiri yapmadı mı?
Doğru: Vejdi'nin üslubu kötü(!) Net olduğum için! Kıvırmadığım
için!...
Hatırlayın, Mehmet Esatoğlu; parkta Kıbrıs'la ilgili konuşurken size
halktan yaşlı bir amca sert bir dille "Sen siyaset mi yapıyorsun
tiyatro mu?'' deyince: Size sert üslupla konuşulmasına rağmen sakin
ve sevecen bir tavırla açıklama yapmaya çalışıp "Amcacığım yanlış
anladınız, sizinle sonra oturup konuşalım'' demediniz mi? Doğrusu da
bu değil miydi? Neden aynı ılımlılığı akşam göstermediniz? Sizce
bize yapılan hakaretler doğru muydu? O hakaretleri hak etmiş miydik?
Bu arada, birliğin sonuç yazısının 6. maddesini çok beğendiğimi
söylemeden geçemeyeceğim:
''6- Buluşmadaki aksaklıklar göz önne alınarak diğer buluşma ve
festivallerde aynı hatalara düşülmeyecek.''
Tiyatro emekçilerinin gözlerinden, ellerinden öpüyorum. Saygı ve
sevgilerimle.
TİYATRO AŞK
GEREKTİRİR…ENTELEKTÜEL VE ÖZVERİLİ OLMAK YETMEZ…
M.Vejdi KOÇAK
***
"KOÇAK'LARIN
YAZISINA GÖSTERİLEN TEPKİLER"
ve
"TEPKİLERİN
BİRİNE COŞKUN BÜKTEL'DEN CEVAP"
ve
"ORÇUN
MASATÇI'NIN BÜKTEL'E CEVABI"
hepsi
Süheyla Koçak
ve
M. Vejdi Koçak'ın
aşağıdaki başlığı taşıyan
yazısının bulunduğu sayfada:
2. "TİYATRO BULUŞMASI"NIN
ARDINDAN
***
Afyonkarahisar
Belediyesi Şehir Tiyatrosu yönetmeni
Ali Çakalgöz
"TÜRKİYE TİYATROLAR
BİRLİĞİ'NDEN AYRILDIĞIMIZI TÜM TİYATRO DOSTLARINA
BİLDİRİYORUZ!"
***
Coşkun Büktel
ORÇUN
MASATÇI'YA CEVAP
***
Orçun Masatçı
ORÇUN
MASATÇI'NIN 2. CEVABI
***
Coşkun Büktel
ORÇUN
MASATÇI'YA 2. CEVAP
***
Orçun Masatçı
GÜZELBAHÇE'YE DAİR KAMUOYUNA AÇIKLAMA
***
Alpdoğan Esenoğlu
"DEFOLUN" DEMEDİ
***
Antakya
Belediyesi Şehir Tiyatrosu yönetmeni
M. Vejdi Koçak
"Alpdoğan ESENOĞLU VE 2.
TİYATRO BULUŞMASI'NA KATILANLARA"
BASKILAR HALKI YILDIRAMIYOR
Bakınız:
Güzelbahçe "Tiyatro
Buluşması"na
katılanlar bir yana, ama "Tiyatro Buluşması"nı
düzenleyen "Türkiye Tiyatrolar Birliği" temiz değil!
|